Page 3 of 4

Posted: Sat Mar 31, 2007 7:58 am
by Gabriell-The-Sorcerer
tek ruh kavramının ilk olarak paganlarda olduğu kısmı yanlış.Tarih derslerimizden ufak bir hatırlatma yapayım.Bize Uygurlar'ın savaşçı bir kavim olmadıklarını,düşünce yönünde ilerlediklerini anlatırlardı.şimdi bunu biraz açayım.Uygurlar'da felsefe ve din konularında büyük ilerleme vardı.Bugün bizim toplumumuzda dervişlik olarak geçen tabir Uygurlar'dan gelmedir ve bizdeki dervişlikle Japonya'daki budizmin benzerliğinin sebebi de yine Uygurlar'dır.Ã?ünkü iki topluma da onlardan geçmiştir.Aradaki fark Japonya'da budizme dönüşürken bizde islam diniyle harmanlanıp başka bir boyut kazanmasıdır.Ancak temel kavramları ve tavırları hala birbirlerine çok benzemektedir.
Budizm'de tek ruh kavramı vardır.İsmi ATMAN'dır."Herşey Atman'dan gelir,herşey Atman'dır ve Atman herşeydir" denir.Yani bu başlıkta konuştuğumuz tek ruh inancıyla örtüşmektedir.Gotama Budha yanındaki insanlara "ben Tanrı'yım" demiştir.Bu günümüzde biraz çarpıtılan ve "Budha Allah'a şir koştu" diye çevirilen bu laf aslında sadece "hepimiz onun parçasıyız,o hepimizde ve her yerde" anlamında söylenmiştir.
Dervişlikte de bu kavram vardır.Söyleyince hemen hatırlayacaksınız; "En-el Hak" lafı ben Allah'ım demektir.Bu lafta Allah'a şir koşmak için değil,onun her yerde ve her şeyde olduğunu ima etmek için söylenmiştir.Bu yüzden "monoteist dinlerin tek ruh inancını değiştirdiği" lafı yanlış bir söylemdir.
Bir arkadaşımızın da bahsettiği gibi,modern bilim bile bu teklik inancını ispatlamış;onu bir inanç olmaktan alıp gerçeğe çevirmiştir.Ã?ünkü madde sıkıştırılmış enerjidir ve maddeden oluşan herşey aynı temelden; "MUTLAK ENERJİ"den gelmiştir.Budistlerin "Atman",müslümanların "Allah" dediği şeye bilim dünyası "mutlak enerji" demiştir ama farkedildiği gibi içerikleri aynıdır.
Hepimiz bir bütünün parçalarıyız,aynı şeyden meydana geldik ve aynı özü taşıyoruz.

Posted: Sat Mar 31, 2007 10:49 am
by Gabriell-The-Sorcerer
bu arada karmaşıklığa yol açmaması için bir ekleme yapmam gerekiyor.Yukarıda bahsettiğim Japon budizmi Nepal'de başlayan ve daha sonra hinduizme dönüşen budizmden farklıdır.Esas budizm m.ö. 500'lü yıllarda doğmuştur ancak inanç olarak hinduizme daha yakındır.Uygurlar Nepal'de doğan esas budizmden etkilenmiş fakat onu değiştirmişlerdir.Daha sonra Japonya'ya ve hatta Ã?in'in bazı bölgelerine kadar yayılan budizm ise Uygurlar'dan gelmiştir.

Posted: Sat Mar 31, 2007 8:26 pm
by Rhalazarn
İlk olarak Pagan'ın çok tanrılı dinler için kullanılan genel bir terim olduğunu söylemeliyim. Sadece bazı dinlerde yalnızca putperestliği anlatmak için kullanılsa da, aslında genel bir çoktanrıcılıktır-sembolik çok tanrıcılık. Budizm'i de içine alabilirsiniz bu Pagan inançların çünkü arada ciddi bir fark belirten herhangi bir şey yok.

Uygurlar'a gelince, ben onların maniheist olduğunu biliyorum.

Ayrıca Monoteist dinlerdeki Tanrı kavramı bu Tek Ruh'tan farklı. Açıklayayım:

Bu benzetmeyi çok kez yaptım ama yine yapacağım çünkü en uygunu bu: Tek Ruh ya da kızıl derililerce Wakan Tanka bir okyanus gibidir ve biz de onu oluşturan damlalarız. Ã?nceden bir kez daha söylemiştim puzzle parçalarıyız ve birleşince O'nu oluşturuyoruz. Monoteist dinlerdeyse bu Tanrı, okyanusa değil, okyanusu yaratana verilen isim. Yani burdan sonra iş yaratılışçılığa dönüyor.

Daha da derin anlatmak gerekirse, monoteistlerdeki Tanrı, bir bulutsa eğer ve yağmur yağdırıp okyanusu oluşturuyorsa, arada fark olmazdı. Ama böyle değil çünkü Tanrı tarafından yollanmış olduğu düşünülen kutsal kitaplar olduğuna göre, Tanrı ismi verilen bilinçli ve denetleyen bir varlığa inanıldığı ortaya çıkıyor. Yani burdaki Tanrı o okyanusa değil, okyanusu dıştan yaratan farklı bir güce verilen isim oluyor-ya da öyle değilse bile o okyanusa verilen isim olmadığı açık...

Posted: Sun Apr 01, 2007 2:31 am
by Firble
Bu sınav döneminde ne kadar mantıklı anlatabilirim bilmiyorum ama elimden geleni deneyeceğim. Doğrusu biraz kafamda düşüneceler uçuşuyor gibi....

Ã?ncelikle insanın en temel tanımından başalayayım. İnsanı oluşturan birçok faktörün olduğundan bahsetmiştik. Ã?ocukluğundan beri birçok etki insanı şekillendirir. İnsanın kişiliğinin oluşumunda bu faktörlerin çok ciddi bir etkisi vardır. Ancak çoğunlukla bu etkiler baştan planlanmış öngörülen etkiler değildir. Başka bir değişle fabrikada yetişmiş buzdolaplarına benzemiyoruz. Daha çok farklı yollarla şekillenmiş ırmakları dağları andırıyoruz. Tıpkı onlar gibi her birimizin kendine özgü yanları var.

Bu oluşum bizim kontrolümüzde değil ancak sonuçta biz bu oluşumun sonunda yaratılmış bir varlık haline geliyoruz. Kendi istekleri hayalleri duyguları olan bir varlık. Bu hayalleri ne şekilde edindiğimiz duyguları nasıl kazandığımızı düşünmek zevkli olabilir. Ancak bu tüm bu ögelerin bize ait olduğunu yatsıtamaz.

Bu açıdan bakıldığında kendi kendimizi en baştan oluşturmamız zor da olsa isteklerimizi gerçekleştirebilir, hayallerimizin peşinden koşabilir, duygularımızı doyasıya yaşayabiliriz. Benim kanımca bu özgürlüktür.

Özgürlük insanı her zaman mutlu eder mi? Hayır elbette ki çünkü bazen bir hayal bize istediğimiz duyguları yaşatmaz. Belli duygular bizi aslında kurtulmak istediğimiz belaya daha fazla sürükler. Özgürlüğün tadını daha fazla çıkarmak kendimizi tanımamız duygularımızı onların altında yatan en temel hisleri bilmemiz ve anlayabilmemiz sayesinde mümkün olabilir. Bunu yapmak kolay değildir, sürdürebilmek hiç kolay değildir. Bazen yaptığını zannedip aslında çok büyük hatalar yapan birçok insan da var şüphesiz. Ancak bunu yapmaya çalışmak bile hayatı daha güzel hale getiriyor.

Bogus un bahseetiği gerçekleri de bu yorumla tekrar üzerinden geçersek öncelikle filme gelelim. Neden çünkü o film beni de çok etkilemiş hatta sarsmıştı. Ancak sanırım beni ve Bogus u etkileyen bölümleri birbirinden farklı...

Ã?ocuğu ölmüş bir anne ya da daha da genelleştirirsek bir yakını ölmüş bir insanı hangi ölüm daha çok üzer? Bu soruyu öncelikle çok haksız bulduğumu belirteyim. Yakınımdaki insanların ölümünü yaşamış bir insanım. Birkaç def yaşadım. Bunun dışında beni sarsan hala anlattım mı titreyerek konuşabildiğim başka çarpıcı olaylar da yaşadım.

Hangi olay beni daha çok üzdü? Bunu cevaplamak çok ama çok ama çok daha güç... Bu şuna benziyor biraz insan büyük bir hastalık geçirirken o hastalığın yaşadığı en büyük hastalık olduğunu düşünür ya da ben öyleyim. Büyük acılar da onun gibi. Ben üzüntülerimi büyüklük küçüklük sırasında sokamam. Özüntüyü hayattan koptuğum süre, kendime gelemediğim süre ile de tanımlamam güç. Ã?ünkü bu süre yaşanan olayın sarsıcılığı kadar o anda benim direnç gücüm, çevremdekilerin bana desteği ile de belirleniyor.

Ölüm beni biye sarsar bunu çok düşündüm. Buna verebildiğim cevaplar şöyle... Ã?ncelikle sevdiğin bir insan artık yoktur. Konuşamazsın onunla bir şeyler paylaşamazsın, senin yaşamına değer kazandıran bir parça artık kayıptır ve hep öyle kalacaktır. Bu işin bir bölümü diğer yönü ise sanırım ölümün bir yok oluş bir çeşit en büyük acı olarak algılamaktan kaynaklanıyor. Bir insan yok olmuştur ve sen bir şeyler yapabilecekken yapamamışsındır. Bu yük insanın omuzlarına yığılır ve ilginçtir hiç tanımadığın insanlarda bile bazen bu yığılmayı yaşamak mümkün olabiliyor.

Bir annenin çocuğunun oyuncaklarını yeni bir çocuğa vermesi bence kötü bir şey değildir. Ã?ocuğu eğer ölmüşse ki yanlış hatırlamıyorsam filmde beyin ölümü muhtemelen yaşandı diyordu kadın ya da adam bu acıyı hep yaşayacaktır. Bu acı hiç bitmez her baktığı köşede acıyı yine hisseder. Ancak bu sürekli yerinde kalacak kanayan yaraya rağmen bir şeyler yaşamaya devam etmeye insanı teşvik eder. O zaman bir yolunu bulup acıyı katlanılabilir yapmaya çalışırsın. Ã?ocuğunun oyuncaklarını başka bir çocuğa vermek aslında benim gözümde onun bir parçasını başka bir çocukta yaşatmak gibidir ki bence bu çok yanlış bir şey değil. Ölüm acısı hakkında yazmak gerçekten zor. Bunu şu şekilde bitirmek doğru sanırım. Bu bir duygu yoğun yaşanan bir duygu her yoğun yaşanan duygu karmaşıktır, öngörülemezdir ve anlatılması zordur. Ben ne kadar başardım bilmiyorum.

Nazilerin ve işkencecilerin bölümüne gelince... Bu konuda en çarpıcı örnek Vietnam Savaşında savaşanlar bence... Vietnam Savaşına giden ABD askerleri bir süre sonra savaş ortamına alışıp bunu doğal ortam gibi görmeye başlamışlardır. Ancak savaş bitince birçoğu uzun yıllar bunalım geçirmiş bir bölümü kendini de öldürmüştür. Bu biraz şuna benziyor. Aç bir insanın zihni ona bir süre sonra açlığını hissettirmemeye başlar ancak açlık beyin bunu hissettirmese de vucuda hasar vermeyi sürdürüyordur. Nazilerde ve işkencecilerde de durum budur bence... Beynin açlığı bastırmışken yenilen en ufak ekmek bile nasıl açlığı sana hatırlatırsa en ufak bir duygu karmaşası insana bastırdığı duyguları hatırlatır. Bu konuda en güzel örnek Hayat güzeldir filminin bir sahnesi idi. SS kadın yere düşüyor bir yahudi onun kalkmasına yardım ediyordu. Kadın aniden yaşamaması gereken bir üzüntüyü içinde hissediyor ve koşarak kaçıyordu.

Duyguları derinlere açığa çıkması çok zor noktalara kadar itmek mümkün müdür? Belki mümkündür. Bu biraz bir kolumuzun kesilmesi gibi içimizdeki bir yanın yok olması demektir. Bunu kendimiz de yapabiliriz bir otorite de bizi yönledirerek yapabilir. Aslında bu silah tutup beni öldürmekten farklı değil. Ancak silah nasıl hedefi vuramayabilirse yöntemler de her insanda işe yaramayabilir. Dahası insan eğer kendi duygularını ve hislerini tanıyorsa bu yöntemlerin etkilerinden de kendini sakınabilir.

Karışık olduğunun farkındayım. Ancak bu konular zaten öyle bir de kafamın sınavlar ödevler mesleğim gibi konularla meşgul olduğu bir dönemde elimden bu geldi umarım bir parça kendi bakışımı yansıtmışımdır.

Posted: Sun Apr 01, 2007 4:34 am
by Gabriell-The-Sorcerer
Bu benzetmeyi çok kez yaptım ama yine yapacağım çünkü en uygunu bu: Tek Ruh ya da kızıl derililerce Wakan Tanka bir okyanus gibidir ve biz de onu oluşturan damlalarız. Ã?nceden bir kez daha söylemiştim puzzle parçalarıyız ve birleşince O'nu oluşturuyoruz. Monoteist dinlerdeyse bu Tanrı, okyanusa değil, okyanusu yaratana verilen isim. Yani burdan sonra iş yaratılışçılığa dönüyor.

Daha da derin anlatmak gerekirse, monoteistlerdeki Tanrı, bir bulutsa eğer ve yağmur yağdırıp okyanusu oluşturuyorsa, arada fark olmazdı. Ama böyle değil çünkü Tanrı tarafından yollanmış olduğu düşünülen kutsal kitaplar olduğuna göre, Tanrı ismi verilen bilinçli ve denetleyen bir varlığa inanıldığı ortaya çıkıyor. Yani burdaki Tanrı o okyanusa değil, okyanusu dıştan yaratan farklı bir güce verilen isim oluyor-ya da öyle değilse bile o okyanusa verilen isim olmadığı açık...
işte yanlış anlaşılma burada.Hıristiyanlık ve musavilik için konuşamam çünkü onlar hakkında pek bir fikrim yok ama islamda inanış tam olarak böyle değildir.Senin verdiğin okyanus örneğinden devam edersek,islamda okyanusu yaratmış olan bir tanrıdan bahsedilir,burası doğru ama o okyanus aynı zamanda onunla bütündür.Okyanus onun bir parçasıdır,kendisinden farklı bir oluşum değildir.Aynı lafı tekrar etmek istiyorum, "en-el hak" lafını biraz daha iyi incelerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Uygurlar konusuna gelince.Uygurlar sadece belirli bir dönem için maniheist inanışa geçmişlerdir.Ã?ünkü örf ve adetlerinden gelen yaşam tarzlarına uymamış ve benimseyememişlerdir.Manihesit inanış Uygurlar'a hükümdar baskısıyla gelmiş fakat halk tarafından benimsenmediği için kısa ömürlü olmuştur.

Posted: Sun Apr 01, 2007 5:03 am
by Rhalazarn
Paganlarda ve Buddha'nın bahsettiğinde bu mutlak enerjinin yaratıcı olmadığını anlatıyorum ben de. İslam'daki tanrının kendi parçasından yarattığını biliyorum, insanları zerresinden yarattığıyla ilgili bir cümle geçiyor Kuranda. Ama Paganlarda Tanrı, yaratmaz, zaten doğanın kendisidir.

İslam'daki olayı şöyle söylemek doğru olur sanırım: Benim okyanusa benzettiğim tanrının yerini İslam'da bir bulut kümesi alıyor. Bulut, bir yağmur olarak yağıyor ve okyanusu oluşturuyor, ama sonuçta biz onun parçalarıyız ve bu bir "yoktan yaratılış" değil. Eğer tam olarak böyle olsaydı aynı olurdu, ama buluta bilinç vermeleri işi değiştiriyor.

şöyle demem daha uygun olabilir: Tanrıyı bir ülke olarak düşünün. Biz de o ülkedeki yaşayanlarız. Millet olmazsa, ülke de olmayacaktır. Ã?ünkü ülke, buradaki topluluğun oluşturduğu varlıktır.

Okyanusta da aynı şekilde: Damlalar olmazsa okyanus olmaz. Burada herhangi birinin doğruluğundan çok, Pagan inançlarla monoteist inançlar arasındaki farkı göstermeye çalışıyorum.

Mantıksız gelen şu: eğer ikisinde de Tanrı bir okyanussa ve biz damlalarsak, nasıl oluyor da bu okyanus, bize kutsal kitap ya da peygamber gönderebiliyor? Okyanusu oluşturan biziz, kendimize mi peygamber ve kutsal kitap gönderiyoruz "Ben sizi yarattım!"diye? İşte bahsettiğim fark bu. Kavramların arasındaki fark bariz bence. Biri okyanusa Tanrı derken, biri onu yaratana Tanrı diyor. Küçük ama çok önemli bir fark. Ã?ünkü ikinci inanış, Tanrı'yı tamamıyla bilinçli bir hale sokuyor ve bu Tanrı ilkindeki sembolik tanrılara olan gereksinimi ortadan kaldırıyor, ama bana mantıklı gelen ilki. Ã?ünkü dediğim gibi, şu peygamberleri ve kutsal kitapları bize yollayan bir varlığın olması, işi biraz değiştiriyor.

Ã?ünkü Pagan inançta hem biz okyanusu oluşturuyoruz, hem de o bizi. Biz olmazsak O olmaz, O olmazsa da biz. Ama monoteist dinlerde Okyanus, damlaları meydana getiriyor.(???) Bu mantıkla da biz olmasak da o olurdu olmuş oluyor ama o olmazsa biz olmayız.

Eğer aksini ispat edebilirseniz ya da herhangi biri ispat edebilirse, işte o zaman şu an dünyada bulunan din savaşlarının çok aptalca olduğunu da ispat etmiş olur. Ã?ünkü öyle bir durumda herhangi bir şeye inanan aynı şeye inanıyor olacaktır. Ancak bunu kanıtlaması çok zor, paganla monoteistin farklı olduğunu düşünüyorum ama eğer biri Allah’la Tek Ruh’un aynı varlık olduğunu kanıtlarsa onun ellerinden öperim…

Aynı varlık olduğuna kesinlikle inanmıyorum ama kesinlikle inanmak isterdim…

Posted: Sun Apr 01, 2007 5:07 am
by Rhalazarn
Bu arada, eğer ikinci inanış Tanrı'yı bilinçli kılıyor demiyorsanız, o halde Pagan Tanrıları'na olan inanç gereksizleşmeyecektir ve bu durumda Hz. Muhammed'in Medine'den Mekke'ye dönüşünde Kabe'deki putları kırışına getirilecek yorumlar değişecektir...

Posted: Sun Apr 01, 2007 7:26 am
by Gabriell-The-Sorcerer
aradaki farkın bilinç olması noktasında haklısın.Allah ve Tek Ruh'un %100 örtüştüklerini söyleyemeyiz,zaten ben ilk yazıda türkler onu islamla harmanlamışlardır demiştim.Ama sanıldığı kadar farklı şeyler olmadıklarını da farketmek lazım.Temellerinde "bütünlük ilkesi" yatmaktadır.İslamdaki;yaratıcının olması farkı bütünlük ilkesini etkilemez.Bir yaratıcıya inanılmıştır ama o yaratıcı bizden ayrı bir yerde,Zeus gibi bulutların üzerindeki tahtında oturan bir varlık değildir.Hepimizin içinde,herşeyde var olan birşeydir.Onunla tek vücut olduğumuz fikri değişmez.Sonuç olarak bizim konuştuğumuz konu "tek ruh" olmasıydı ve islamda da tek bir ruh olduğuna ve bizim onun parçarları olduğumuza inanılır.
Ayrıca şunuda ayrı bir yönden düşünmek lazım,senin söylediğin kızılderililerdeki Wakan Tanka ve benim söylediğim budistlerdeki Atman'da da bilinç olması gerekmez mi?Biz yani bilinç sahibi olan canlıların bunu özümüzü oluşturan varlıktan almış olmamız gerekir.Bilinci olmayan bir şeyden bilinçli oluşumların doğması pek akla yatkın gelmiyor açıkçası.En azından bana göre.
Benim bahsettiğim Allah inancını anlamak için,herhangi bir camiye gidip konuşabileceğin bir imamın inanışından çok tasavvuf inanışındaki bir insanın inancını ele almak gerekir.

Posted: Sun Apr 01, 2007 7:27 pm
by Rhalazarn
Atman'da ve Wakan Tanka'da bilinç olup olmaması kişiden kişiye değişir. Bence yok. Eğer bilinçli bir varlığın oluşumu sağlayanın da bilinçli olması gerektiği mantığıyla gidersek, o zaman Big Bang'i de kabul etmemeliyiz çünkü atomların sıkışmasıyla başlıyo herşey. atomlar bilinçsizse, biz de değilize geliyo sonuç.

Ama tabii ki işin o kısmı göreceli ve birbirimizi ikna etmeye çalışmak yanlış olur. Sadece kendi fikrimi söyledim ve eğer siz de söylerseniz tabii ki dinlerim...

Posted: Tue Apr 03, 2007 4:15 pm
by WizardOfQuarks
Bu tartışmaya daha fazla seyirci kalamayacağım.

“Ruh enerjidir.” diye bir şeyi mantığım kabul etmiyor. Ã?yle bir şey de yok zaten.

Kütlesi olan her şeyin bir enerjisi vardır. Ayrıca enerjinin bilimsel bir nicelik olduğunun altını çizmek isterim. Yani o bahsettiğiniz enerji kütlelerimizden kaynaklanıyor “ruh” denilen şeyden değil.

Enerjiyi tanımlamak zor olsa da açıklanamaz bir şey değildir. Tanımlamaya çalışalım...

En klasik anlamıyla, bir sistemin iş yapabilme yeteğine “enerji” denir.

Günlük hayatımıza uyarlarsak, enerjiyi paraya benzetebiliriz. Para çeşitli şekillerde kullanılabilir: Nakit, kredi, hisse senedi, emlak,vs. gibi. Aynı şekilde enerji de birbirinden farklı görünen şekillerde olabilir.

En bilineni kinetik enerjidir. Hareket halindeki herhangi bir nesnenin, bu hareketten kaynaklanan enerjisi kinetik enerjidir.

Potansiyel enerjiye gelirsek; yerçekimi poatansiyel alanında bulunan cisimlerin bu çekimden kaynaklanan potansiyel enerjileri vardır. Buna “yerçekimi potansiyel enerjisi” diyoruz. Ayrıca atomaltı düzeyde parçacıkların etkileşiminden kaynaklanan “elektrik enerjisi”, “kimyasal enerji”, “nükleer enerji” gibi potansiyel enerjiler de mevcuttur.

Bir çok parçacık ve buna bağlı olarak cisimler, var olabilmek için durgun kütle enerjisine gereksinim duyar. Bu şekilde kütleye kavuşulur.

Enerji bir biçimden ötekine geçebilir ve sistemdeki toplam enerji, kendisini çevreleyenlerle enerji alış-verişi içinde olmadığı sürece sabittir. Klasik mekanikte bu kesinlikle doğrudur. Uzun vadede kuantum sistemleri için de geçerlidir. Ama kısa vadede enerjinin değeri değişir. Kuantum dalgalanmaları oluşur, bunun sonucunda da...


Bu, bu şekilde uzar gider. Ama ben daha da uzatmak istemiyorum. Bana göre, ruh enerji değildir.

//Daeya: İsteğiniz üzere mesajınız düzenlenmiştir.

Posted: Tue Apr 03, 2007 8:14 pm
by Gabriell-The-Sorcerer
"Ruh enerji değildir" diye kalın harflerle yazman bu sorunun cevabını bildiğin anlamına mı geliyor?Yani burda herkes düşüncelerini paylaşırken sen olaya bir çizgi çekip gerçekleri açıklıyorsun anladığım kadarlıyla.Var olan hiç bir insan bu soruların cevabını gerçekten bilmezken,sadece kendi fikrini anlatmaya çalışırken,senin gelip bu kadar kesin yargılarda bulunman biraz yanlış bence.
Gelelim enerji konusuna.Senin yukarıda bahsettiğin enerji açılımı ve ondan yola çıkarak verdiğin bütün örnekler zaten oluşmuş olan maddelerin meydana getirdikleridir.Bizim konuştuğumuz ise maddenin oluşumundaki enerjii."Bütün varlıklar mutlak bir enerji kaynağından dönüşmüşlerdir." Bu lafı ben uydurmadım,ben de fizikle ilgilenen ve mümkün olduğunca okumaya çalışan bir insanım.Bu bilim dünyasında bir önceki yüzyılda kabul görmüş/ispatlanmış ve artık temelleşmiş bir söylemdir.
Bu enerjinin elektrik,nükleer,kinetik veya poteansiyel enerjiden başka bir tür olduğu da gerçektir.Tabi burada ona ruh diyip dememek biraz bakış açısında bitiyor.Senin söylediklerin olayın en "realist" açılımıydı.Benim söylediklerim mistisizmle sentezleyen bir açılımdı.
Kuantum fiziğinin bazı söylemlerinin tasavvuf edebiyatıyla ne kadar örtüştüğünü görseniz şaşardınız.Aynı şekilde budizmle de.Bu noktadan yola çıkarak,aynı kavrama akıl yoluyla veya gönül yoluyla ulaşmış iki grup olduğunu farkediyorsunuz.Tabiki birbirine çok benzetmek yanlış olur ama yiğidi öldür hakkını yeme demişler,benzeyen noktaları da gerçekten var.

Posted: Tue Apr 03, 2007 10:04 pm
by Bogus
Gabriell-The-Sorcerer ve WizardOfQuarks... Bir şey dikkatimi çekti o yüzden hemen paylaşmak istedim...

"Büyü nedir?" sorusunu bir Sorcerer ve bir Wizard nasıl farklı açıklarsa siz de öyle farklı açıklamışsınız... Biriniz Sorcerer gözüyle diğeri Wizard... 8)

Wizard'ın yazdıkları doğru. Ancak yazısının başında bir mihenk taşı var...

"Kütlesi olan her şeyin bir enerjisi vardır."

Başlangıç çizgimizi buraya koyarsak Wizard haklı.

Ancak sanırım herkes bu başlığın nasıl açıldığını ve nasıl buralara geldiğini hatırlıyor... Biz kütleden de önceki başlangıcı arıyorduk...

Schopenhauer'in bir sözü var panteizme takılan...

"Panteizme olan en büyük itirazım onun hiç bir şey açıklamıyor olması. Dünyayı "Tanrı" olarak betimlemek onu açıklamak değildir, bu sadece dilimizi "Dünya" kelimesinin gereksiz bir benzetmesi ile zenginleştirmektir."

Bana kalırsa Ruha enerji demek onu açıklamıyor... Ruha enerji demek tıpkı Schopenhauer'in dikkat çektiği gibi en fazla dilimizi zenginleştirir, bize ruhun ne demek olduğunu açıklamaz kanımca. Ã?ünkü bizim bu dünyada bildiğimiz ve tanımladığımız enerji Quarks'ın anlattığı enerji ve Ruh'u kütleye dayalı enerji ile anlatmak zaten akıntıya karşı kürek çekmek.

Ruh gibi kütlesinin olup olmadığını dahi bilmediğimiz ama bir şekidle zihnimizde belirsiz bir kavramı (kişiden kişiye değişen) betimlemeye çalışan bir olguyu tartışırken elimizdeki tek yöntem sanırım mantık. Ancak bu sırada bilim de en azından bazı teorilerin yanlış olduğunu ispat etmemize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

şimdi size insanlığın mantığı ile vardığı ve bazılarını da bilimsel olarak ispatlayabildiği bazı varsayımları sıralayacağım.

Yoktan enerji var olmaz.
Varlıktan söz edilen bir ortamda yokluk olamaz.
Yokluktan söz edilen bir ortamda yokluk olamaz, yokluk oranın varlığı olmuştur çünkü.

şimdi buradan mantık yolu ile bir yere varalım...

Kütle yoktan var olmadı.
Kütle her zaman vardı.
Enerji her zaman vardı.

Enerji her zaman vardı dediğimizde Gabriel'in söylemine yaklaşmış oluyoruz. Ruh enerjidir demek ruhu açıklamıyor belki ama enerji her zaman vardı diyerek cümleyi kurduğumuzda bu büyük resmi görmemize daha fazla yardımcı oluyor.

Eğer siz her şeyin başına enerjiyi koyarsanız o zaman su da enerji, kaktüs de enerji, atom altı parçacık da enerji, armut da enerji dünya da enerji, ruh da enerji.

Ancak bu şekilde betimleyince Schopenhauer gibi insanlar bizimle dalga geçiyor.

Mantığımızın bize söylediği, +/- sonsuzda olan varlık'ın hangi boyuttan olduğunu ve ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu sürekli olarak enerji, kütle, ruh gibi sözcükler ile betimlemeye çalışıyoruz.

Hal böyle olunca Wizard'ın açıklaması bilim camiasında, kütlenin tanımlanabildiği 3 boyutlu evrenimizde tamamen doğru. Mantık çerçevesinde Sorcerer'ın ruhu enerji olarak betimlemesi de doğru ama yukarıda anlattığım şartlarda... :)

Posted: Tue Apr 03, 2007 11:01 pm
by Gabriell-The-Sorcerer
Ben bir ilave daha yapmak istiyorum.
"Kütlesi olan her şeyin bir enerjisi vardır" tanımlamasının yanına şunu eklememiz gerekir;
"ancak enerji sadece kütlesi olan varlıklarda bulunmaz"
Yani enerjinin oluşması için kütle gereklidir tanımlaması yanlış olur.
Bogus arkadaşımın da belirttiği gibi,biz burada başka bir enerjiden bahsediyoruz.Yani maddenin tepkimeleriyle oluşan enerji değil,maddeye dönüşmüş olan enerjiden.Kütle,hacim vs gibi bütün kavramların maddenin oluşumundan sonra anlam kazandığını unutmamak lazım.
Bu arada Bogus yaptığın analizi çok beğendim.Sorcerer ve Wizard yaklaşımı :D
Gerçekten de çok güzel yakalamışsın.Ayrıca Wizard arkadaşımın ünvanında "Quarks" kelimesinin geçmesi,onun tamamıyla bilimsel ve realist yaklaşımını daha da bir destekliyor :)
Benim söylediğim şeylerin bilimselden çok mistik açıklamalar olduğunu kabul ediyorum,yani ispat edilebilir şeyler değil,inanılabilir kavramlar.

Posted: Tue Apr 03, 2007 11:38 pm
by Artemis Entreri
Gabriell-The-Sorcerer, Sadece o kadar da değil. Bogusun da belirttiği gibi - en azından anladığım kadarıyla - senin söylediklerin ruhu tanımamıza hiç yardımcı olmuyor, sadece dilimizi zenginleştiriyor (:

Posted: Wed Apr 04, 2007 12:25 am
by Rhalazarn
"Ruh enerji değildir." demek bana tuhaf geliyor. "Ruh" kavramı görecelidir ve böyle kesin tepkiler vermek komik.

Eğer herhangi bir dindeki "ruh" kevramından söz ediyorsanız belirttiğinizde sevinirim.