Ölüm Labirenti
Elessar içeride bulunan topluluğa hitap ederek:
"Bu Kuytar tahtının gerçek varisi Lord Adrian." dedi. Ardından Adriana dönerek "Burda adların bir önemi yok Adrian. Burda düşman yok." dedi suratındaki alaycı ifade bir anda dağılmıştı.
"Siz öyle diyorsanız yüüce Druid efendisi." Adrianın suratındaki ifade alaycıdan çok temkinliydi. Ve başıyla odadakileri selamladı. Görünüşe göre yeni bir ittifak kuracaktı...
"Lütfen rahat olacağın bir yere otur" dedi. Adam çadırın kapısından uzaklaştı bir köşeye çekildi ama oturmadı. çantasını çıkartıp yere bıraktı. Pelerinini çantasının üzerine attı ve bu sayede kılıçları gözle görülebildi. Adam sırtında iki tane çapraz duran kılıç taşıyordu. bir tane de belinde kemerinden sarkan bir uzun kılıcı vardı. Koyu, tozlanmış kıyafetini düzeltti. ve odadakileri kesmeye devam etti.
Bu mesaj sahibi tarafından editlenerek hikayeye uygun hale getirilecektir.
Bogus
"Bu Kuytar tahtının gerçek varisi Lord Adrian." dedi. Ardından Adriana dönerek "Burda adların bir önemi yok Adrian. Burda düşman yok." dedi suratındaki alaycı ifade bir anda dağılmıştı.
"Siz öyle diyorsanız yüüce Druid efendisi." Adrianın suratındaki ifade alaycıdan çok temkinliydi. Ve başıyla odadakileri selamladı. Görünüşe göre yeni bir ittifak kuracaktı...
"Lütfen rahat olacağın bir yere otur" dedi. Adam çadırın kapısından uzaklaştı bir köşeye çekildi ama oturmadı. çantasını çıkartıp yere bıraktı. Pelerinini çantasının üzerine attı ve bu sayede kılıçları gözle görülebildi. Adam sırtında iki tane çapraz duran kılıç taşıyordu. bir tane de belinde kemerinden sarkan bir uzun kılıcı vardı. Koyu, tozlanmış kıyafetini düzeltti. ve odadakileri kesmeye devam etti.
Bu mesaj sahibi tarafından editlenerek hikayeye uygun hale getirilecektir.
Bogus
Last edited by Starfell on Tue Jun 24, 2008 4:25 am, edited 1 time in total.
Kiba dalgalarda sallanan geminin ambarında, iki kirişe asılmış bir hamakta pis kokular arasında uyumaya alışmıştı. Bu yüzden at arabasının hoş tıkırtısı ona ninni gibi gelmişti ve bebek gibi uyumuştu. Gnome onu uyandırdığında rüyasında babasının ona yüzüğü ve kılıcı verişini görüyordu.
Denizci çocuk uyandığında nasıl bu kadar tedbirsizce uyuduğuna hayret etti. Aynı gemiyi paylaştığı korsanların yanında bile bu kadar rahat uyuyamazdı çünkü onlardan her şey beklenirdi oysa bu iki yabancının yanında daha önce hiç bir gemide veya Loy adasında hiç bir yatakta uyuyamadığı kadar huzurlu uyumuştu. Kiba kendisine bunun doğru olup olmadığını sorarken kadın şövalye ona ne yapacağını sordu, üstelik söylediklerine bakılırsa onun için endişeleniyordu da...
“Aslında benim de bir kulübeye gitmem gerek... Ama sanırım kimin kulübesi olduğunu söylemem pek doğru olmaz. Tek bildiğim Veryer gölü yakınlarında bir zıkkımın dibinde olduğu!” Güzel başlamıştı ama yine bir denizci gibi bitirmişti. Küçük çocuk yine başını önüne eğdi. Sonra tekrar kafasını kaldırdı ve kadın şövalyenin kulağına bir şey fısıldamak için şövalyeye yanaştı ve parmaklarının ucuna kalktı. Kerrae çocuğun niyetini anlamıştı ve o da Kiba’nın dudaklarının hizasına kadar eğildi. Melez çocuk kısık sesle konuşmaya çalıştı ama denizci çığırtkanlığı ve vücudunu değiştirmeye başlayan ergenlik yüzünden sesi tiz ve cırtlak çıktı. “Elessar isminde birisini arıyorum.”
“Hay lanet Rom fıçısı çok özür dilerim. Offf... Küfrettiğim için de özür dilerim.”
Kiba bir kez daha başını önüne eğdi ve mısır püskülü havaya kalktı. Ne babasının istediği gibi bir asil olabilecekti ne de üstüne balık kokusu gibi sinmiş denizcilik alışkanlıklarından kurtulabilecekti...
Denizci çocuk uyandığında nasıl bu kadar tedbirsizce uyuduğuna hayret etti. Aynı gemiyi paylaştığı korsanların yanında bile bu kadar rahat uyuyamazdı çünkü onlardan her şey beklenirdi oysa bu iki yabancının yanında daha önce hiç bir gemide veya Loy adasında hiç bir yatakta uyuyamadığı kadar huzurlu uyumuştu. Kiba kendisine bunun doğru olup olmadığını sorarken kadın şövalye ona ne yapacağını sordu, üstelik söylediklerine bakılırsa onun için endişeleniyordu da...
“Aslında benim de bir kulübeye gitmem gerek... Ama sanırım kimin kulübesi olduğunu söylemem pek doğru olmaz. Tek bildiğim Veryer gölü yakınlarında bir zıkkımın dibinde olduğu!” Güzel başlamıştı ama yine bir denizci gibi bitirmişti. Küçük çocuk yine başını önüne eğdi. Sonra tekrar kafasını kaldırdı ve kadın şövalyenin kulağına bir şey fısıldamak için şövalyeye yanaştı ve parmaklarının ucuna kalktı. Kerrae çocuğun niyetini anlamıştı ve o da Kiba’nın dudaklarının hizasına kadar eğildi. Melez çocuk kısık sesle konuşmaya çalıştı ama denizci çığırtkanlığı ve vücudunu değiştirmeye başlayan ergenlik yüzünden sesi tiz ve cırtlak çıktı. “Elessar isminde birisini arıyorum.”
“Hay lanet Rom fıçısı çok özür dilerim. Offf... Küfrettiğim için de özür dilerim.”
Kiba bir kez daha başını önüne eğdi ve mısır püskülü havaya kalktı. Ne babasının istediği gibi bir asil olabilecekti ne de üstüne balık kokusu gibi sinmiş denizcilik alışkanlıklarından kurtulabilecekti...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Lydronk çocuğun konuşmasını dinlerken, her zamanklinden birazcık daha fazla sırıtıyordu. Kerrae gibi o da çocuğun akıbetini merak ediyordu.
Kerrae, Kiba'nın dediğine oldukça şaşırmıştı. Elessar mı!? Gnom bundan bahsetmemişti. Acı veren gözlerle gnoma baktı. Eli kılıcının kabzasındaydı. "Demek Elessar ha! Bunu daha önce söylemeliydin 'küçük dostum', çünkü senin bana gösterdiğin mektubun altında Melektar yazıyordu!"
Gnom kekeledi ilk önce, sonra konuşmasından bıktığını belli ederek bir "Eeh!" dedi. Sonra normal bir şekilde konuştu: "Ne var yani, küçük bir kandırmacaydı o. Büyük ihtimalle Elessar'ı arayacak olacaktınız. O sanırım bir valiyi öldürmüştü falan. Olevia tapınağı nereden bildin ki onun şimdi ki druid lideri olduğunu!"
Kerrae gnoma iyice yaklaştı ve parmağıyla gnomu küçük göğüsünden itti. Gnom bir an sendeledi, sonra dengesini sağlayabildi. "Bahsettiğin Elessar'ı bilmiyorum, benim bildiğim tek Elessar druid lideri olan, onu da tanıdığımdan değil. Ve büyük ihtimalle düşündüğünden daha fazlasını biliyorum! şimdi bir de tahtını oğluna bırakan Orman Elfi Kralı Huor'un buraya geldiğini söyle de kafanın kırılmasına sebep ol!"
Lydronk bir an düşündü, çenesini kaşıdı: "Neden olmasın! Umarım öyle olmuştur. Thereon'da burada mıdır acaba? Ya Safiel? Belki Algenia'da gelmiştir- ah doğru o ölmüştü! Elessar'a da yazık oldu..."
Kerrae gözlerini iri iri açtı: "Haddini aşma gnom! Saydığın isimleri öyle kolay kolay ağzına alamazsın! şimdi şu kulübeye doğru gidelim..."
Lydronk, Kerrae'yle aynı hizada yolu gösterdi. Hafızasının limitlerini zorluyordu, ama en azından sonunda kulübeyi bulmuşlardı. Aslında Lydronk yolu hatırlamamıştı tabii, kargaları izliyordu...
Kırmızı bir çadırdan içeri girdiler. Lydronk büyük bir çoşkuyla içeri dalmıştı, Kerrae ise uzun süre nefesini tutmak zorunda kalmıştı.
Lydronk zıplayarak, bağıra çağıra çadır içinde koşuşturdu, saydığı her isimle ismini söylediğ kişie sarılıyordu: "Safiel! Biraz yaşlanmışsın ama fena değilsin! Ya Elessar, sana ne demeli? Bayağı değişmişsin. Ve o bir macera atlattığımız adını bilmediğim, ancak son anlarında öğrenebildiğim yüksek elfe benzeyen kadın! Huor nerede, Minna? Thereon?"
Kerrae bir an durdu, sonra diz çöktü: "Başbüyücü, Prensisim ve saygıdeğer lider. Gnom adına affınıza sığınıyorum. Sizinle tanışmak benim için büyük bir onur. Dediğim gibi, gnomun saygısızlığını bağışlayın." Bunları derken kaskını ve kılıcını çıkartıp önüne koymuştu.
Sözünü bitirdiği an gnom birine seslendi, çadırın köşesindeydi: "Hey, o benim kitabım, imzalamamı ister miydin? Ben imzalamak isterim!" kitabı adamcağızın elinden kapmıştı. Bu sırada cebinden kalem sandığı bir şey çıkardı: "Adın ne? Boş ver, ben sana Glamatus diyeceğim. Al, imzaladım!"
Gnom kitabın halini görünce yüzüne bir an hayal kırıklığı hakim oldu. "Aa, pardon... tornavidaymış... Neyse, boşver-" diye kitabı yere fırlattı: "Bende bir tane daha var!"
Kerrae, Kiba'nın dediğine oldukça şaşırmıştı. Elessar mı!? Gnom bundan bahsetmemişti. Acı veren gözlerle gnoma baktı. Eli kılıcının kabzasındaydı. "Demek Elessar ha! Bunu daha önce söylemeliydin 'küçük dostum', çünkü senin bana gösterdiğin mektubun altında Melektar yazıyordu!"
Gnom kekeledi ilk önce, sonra konuşmasından bıktığını belli ederek bir "Eeh!" dedi. Sonra normal bir şekilde konuştu: "Ne var yani, küçük bir kandırmacaydı o. Büyük ihtimalle Elessar'ı arayacak olacaktınız. O sanırım bir valiyi öldürmüştü falan. Olevia tapınağı nereden bildin ki onun şimdi ki druid lideri olduğunu!"
Kerrae gnoma iyice yaklaştı ve parmağıyla gnomu küçük göğüsünden itti. Gnom bir an sendeledi, sonra dengesini sağlayabildi. "Bahsettiğin Elessar'ı bilmiyorum, benim bildiğim tek Elessar druid lideri olan, onu da tanıdığımdan değil. Ve büyük ihtimalle düşündüğünden daha fazlasını biliyorum! şimdi bir de tahtını oğluna bırakan Orman Elfi Kralı Huor'un buraya geldiğini söyle de kafanın kırılmasına sebep ol!"
Lydronk bir an düşündü, çenesini kaşıdı: "Neden olmasın! Umarım öyle olmuştur. Thereon'da burada mıdır acaba? Ya Safiel? Belki Algenia'da gelmiştir- ah doğru o ölmüştü! Elessar'a da yazık oldu..."
Kerrae gözlerini iri iri açtı: "Haddini aşma gnom! Saydığın isimleri öyle kolay kolay ağzına alamazsın! şimdi şu kulübeye doğru gidelim..."
Lydronk, Kerrae'yle aynı hizada yolu gösterdi. Hafızasının limitlerini zorluyordu, ama en azından sonunda kulübeyi bulmuşlardı. Aslında Lydronk yolu hatırlamamıştı tabii, kargaları izliyordu...
Kırmızı bir çadırdan içeri girdiler. Lydronk büyük bir çoşkuyla içeri dalmıştı, Kerrae ise uzun süre nefesini tutmak zorunda kalmıştı.
Lydronk zıplayarak, bağıra çağıra çadır içinde koşuşturdu, saydığı her isimle ismini söylediğ kişie sarılıyordu: "Safiel! Biraz yaşlanmışsın ama fena değilsin! Ya Elessar, sana ne demeli? Bayağı değişmişsin. Ve o bir macera atlattığımız adını bilmediğim, ancak son anlarında öğrenebildiğim yüksek elfe benzeyen kadın! Huor nerede, Minna? Thereon?"
Kerrae bir an durdu, sonra diz çöktü: "Başbüyücü, Prensisim ve saygıdeğer lider. Gnom adına affınıza sığınıyorum. Sizinle tanışmak benim için büyük bir onur. Dediğim gibi, gnomun saygısızlığını bağışlayın." Bunları derken kaskını ve kılıcını çıkartıp önüne koymuştu.
Sözünü bitirdiği an gnom birine seslendi, çadırın köşesindeydi: "Hey, o benim kitabım, imzalamamı ister miydin? Ben imzalamak isterim!" kitabı adamcağızın elinden kapmıştı. Bu sırada cebinden kalem sandığı bir şey çıkardı: "Adın ne? Boş ver, ben sana Glamatus diyeceğim. Al, imzaladım!"
Gnom kitabın halini görünce yüzüne bir an hayal kırıklığı hakim oldu. "Aa, pardon... tornavidaymış... Neyse, boşver-" diye kitabı yere fırlattı: "Bende bir tane daha var!"
Kerrae'ya dönüp: "İzninizle eski gnom dostumla biraz yalnız konuşabilir miyim?" dedi. Bayan şövalyenin çekici bir vücudu vardı. Ama soğuktu bakışları. Safiele Sereni hatırlatıyordu.
Gölün kenarında Algenianın kızı vardı. Ama Safiel kimsenin görmesini istemiyordu. Ondan daha tenha bir köşe buldu.
"Bak Lydronk. Hatırladın mı bu taşı?" diye sordu. Elinde soluk mavi renkli bir taş vardı.
"Atalente'de Par-Tesa bana vermişti. Bu babama aitmiş. Onun izini bulmaya Pervelona gitmiştim. Çok istesem de şehrinizi görmeye gidememiştim. Ama bu aramızda kalsın. Bu taştan kimseye bahsetme. Ã?ünkü bu taşın ben bile daha ne işe yaradığını bilmiyorum."
Gölün kenarında Algenianın kızı vardı. Ama Safiel kimsenin görmesini istemiyordu. Ondan daha tenha bir köşe buldu.
"Bak Lydronk. Hatırladın mı bu taşı?" diye sordu. Elinde soluk mavi renkli bir taş vardı.
"Atalente'de Par-Tesa bana vermişti. Bu babama aitmiş. Onun izini bulmaya Pervelona gitmiştim. Çok istesem de şehrinizi görmeye gidememiştim. Ama bu aramızda kalsın. Bu taştan kimseye bahsetme. Ã?ünkü bu taşın ben bile daha ne işe yaradığını bilmiyorum."
Kadın şövalye ve Gnome tartışmaya başladıktan sonra bir anda yola koyulmuşlardı. Gnome yolu hem biliyor gibiydi hem de hiç bir fikri yokmuş gibi havalara bakıp duruyordu ama tüm bunlara rağmen sonunda aradığı kulübeyi buldu. Aslında bu bir kulübeden çok kırmızı bir çadırdı ! ama Kiba ayrıntılara fazla takılmadı. İçeri girdiğinde bir anda çılgına dönen Gnome’u gözleriyle bile takip etmekte zorlanıyordu. Görünüşe bakılırsa Gnome içerdeki herkesi tanıyordu.
Kiba Elessar’ın ismini duyduğunda bir anda irkildi. Aradığı adamı bulmuştu ama nasıl davranması ve ne söylemesi gerektiği konusunda en ufak bir fikri yoktu. Korsanlar dost kazanmak için rom ısmarlardı ve korsanların dostluğu da çoğu zaman rom bitene kadar son bulurdu. Ama burası son derece asil bir yere benziyordu. Aslında Kiba asil olmaya çalıştığı için ona benzemeyen ve onun yapmayacağı her türlü davranışı asil davranışlar olarak değerlendiriyordu.
Kadın şövalye Kerrae’nin kılıcını ve kalkanını çıkartıp önüne koyduğunu görünce bunun asil bir davranış olduğa karar verdi. Oysa Gnome’un çılgınca zıplaması ve sarılması ona daha yakın gözükmüştü. Bu da kesinlikle asil bir davranış olmadığı anlamına geliyordu. Elessar’ın prenses olmadığından emindi ama baş büyücü mü yoksa saygıdeğer lider mi olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden ona doğrudan adıyla hitap etmeye karar verdi. Tıpkı Kerrae gibi wakazashi’sini çıkartıp önüne koydu ve diz çöküp kendisini tanıttı. Siyah kabzalı ve kınlı kısa kılıç keskin bıçağı ortaya çıkmadığı zaman bile ölümcül gözüküyordu.
“Saygıdeğer Elessar, Ben Tokuwa Tokugawa’nın oğlu Kiba Tokugawa’yım. Ã?ağrınızın üzerine babamın iznini de alarak buraya geldim.”
Kiba sonunda hiç küfretmemeyi başarmıştı! Başını kaldırıp tepkisinin ne olduğunu görmek için Elessar’a baktı. İçinden her şeyin yolunda gitmesi için bildiği bütün küfürleri okuyordu.
Kiba Elessar’ın ismini duyduğunda bir anda irkildi. Aradığı adamı bulmuştu ama nasıl davranması ve ne söylemesi gerektiği konusunda en ufak bir fikri yoktu. Korsanlar dost kazanmak için rom ısmarlardı ve korsanların dostluğu da çoğu zaman rom bitene kadar son bulurdu. Ama burası son derece asil bir yere benziyordu. Aslında Kiba asil olmaya çalıştığı için ona benzemeyen ve onun yapmayacağı her türlü davranışı asil davranışlar olarak değerlendiriyordu.
Kadın şövalye Kerrae’nin kılıcını ve kalkanını çıkartıp önüne koyduğunu görünce bunun asil bir davranış olduğa karar verdi. Oysa Gnome’un çılgınca zıplaması ve sarılması ona daha yakın gözükmüştü. Bu da kesinlikle asil bir davranış olmadığı anlamına geliyordu. Elessar’ın prenses olmadığından emindi ama baş büyücü mü yoksa saygıdeğer lider mi olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden ona doğrudan adıyla hitap etmeye karar verdi. Tıpkı Kerrae gibi wakazashi’sini çıkartıp önüne koydu ve diz çöküp kendisini tanıttı. Siyah kabzalı ve kınlı kısa kılıç keskin bıçağı ortaya çıkmadığı zaman bile ölümcül gözüküyordu.
“Saygıdeğer Elessar, Ben Tokuwa Tokugawa’nın oğlu Kiba Tokugawa’yım. Ã?ağrınızın üzerine babamın iznini de alarak buraya geldim.”
Kiba sonunda hiç küfretmemeyi başarmıştı! Başını kaldırıp tepkisinin ne olduğunu görmek için Elessar’a baktı. İçinden her şeyin yolunda gitmesi için bildiği bütün küfürleri okuyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Birden babasını tanıyan biriyle tanışabilme ihtimali olan Kerrae'ya heyecanla baktı. Ama bayan şövalye olayı yanlış analdı. "Ne bakıyorsun?" diye kızdı.
Tam Safiel konuşacaktı ki Elessar araya girdi: "Eşiniz Galdeel de keşke gelseydi. Nasıllar kendileri?" diye sordu. Sonra Safielin kulağına eğilip: "Yaşlandıkça çapkınlık san yakışmış, eski dostum." dedi fısıldayarak.
Safiel yanından ayrılan Elessara dönüp: "Algenianın ölümünün suçunu bana atmaya hakkın yok, Elessar." diye bağırdı: Algenianın kızı annesinin ismini duyunca hızla baktı o tarafa.
"Doğu. Sana haber vermedim. Vermek dahi istemedim. Ã?ünkü seni kıskanıyordum. Kaç sene geçtiği halde sana hala aşıktı?"
Lydronk Safiele yaklaştı: "Fazla ağır konuşuyorsun, dostum." diye uyardı.
"Hayır. Ben sadece geçmişimi ardımda saklamayı becerdim. Birileri geçmişine saklanıp durmaktan vazgeçse iyi olur." dedi Safiel sert bir sesle.
Tam Safiel konuşacaktı ki Elessar araya girdi: "Eşiniz Galdeel de keşke gelseydi. Nasıllar kendileri?" diye sordu. Sonra Safielin kulağına eğilip: "Yaşlandıkça çapkınlık san yakışmış, eski dostum." dedi fısıldayarak.
Safiel yanından ayrılan Elessara dönüp: "Algenianın ölümünün suçunu bana atmaya hakkın yok, Elessar." diye bağırdı: Algenianın kızı annesinin ismini duyunca hızla baktı o tarafa.
"Doğu. Sana haber vermedim. Vermek dahi istemedim. Ã?ünkü seni kıskanıyordum. Kaç sene geçtiği halde sana hala aşıktı?"
Lydronk Safiele yaklaştı: "Fazla ağır konuşuyorsun, dostum." diye uyardı.
"Hayır. Ben sadece geçmişimi ardımda saklamayı becerdim. Birileri geçmişine saklanıp durmaktan vazgeçse iyi olur." dedi Safiel sert bir sesle.
Kerrae şaşırmıştı. Nasıl olur da bu soylular böyle bir prensesin ölümünü aralarında paslaşabilirlerdi? Keni sonradan soylu olmuş ailesinde bile görmemişti bunu gibisini. Sonunda, tapnağın otoritesini kullanmaya karar verdi. Pek azı Olevia'ya saygısızlık cüretini gösterirdi.
Yüksek sesle yarı emretti, yarı rica etti: "Susun!". Kısa bir sessizlik yakaladı ve bundan kendine pay biçti: "Buraya bu deli gnomu bir amaç için çağırdınız saygıdeğer lider, ve pekala ben de bu amacın peşinden, tapınağın emriyle gönderildim. Eğer beni kovacaksanız ve bir prensesin ölümünün suçunu birbirinize atacaksanız, karşı çıkmam. Burada siz hüküm sürüyorsunuz ve buna karşı çıkmanın bedeli ağır olur. Fakat şimdi susmazsanız, büyük ihtimalle bu asil grubu toplama sebebiniz sapmış olacak. Eğer eski kavgalar için toplandıysanız, şu gnomu tapınaktan kovar ve işime devam ederdim..."
Yüksek sesle yarı emretti, yarı rica etti: "Susun!". Kısa bir sessizlik yakaladı ve bundan kendine pay biçti: "Buraya bu deli gnomu bir amaç için çağırdınız saygıdeğer lider, ve pekala ben de bu amacın peşinden, tapınağın emriyle gönderildim. Eğer beni kovacaksanız ve bir prensesin ölümünün suçunu birbirinize atacaksanız, karşı çıkmam. Burada siz hüküm sürüyorsunuz ve buna karşı çıkmanın bedeli ağır olur. Fakat şimdi susmazsanız, büyük ihtimalle bu asil grubu toplama sebebiniz sapmış olacak. Eğer eski kavgalar için toplandıysanız, şu gnomu tapınaktan kovar ve işime devam ederdim..."
Kiba utanarak önüne koyduğu kılıcını kıyafetinin içine geri soktu. Görünüşe göre içerde eski anıları eşeleyen bir kavga başlamıştı ve çocuk hiç kimsenin umrunda değildi.
Ã?nceleri pek sevecen gözüken kadın şövalye kızdığında oldukça korkutucu birisi olmuştu. Kiba kadından bir iki adım uzaklaştı ve kendisine bir şey sorulana kadar konuşmamaya karar verdi. Buradaki insanlar ağzı bozuk bir korsan veledinden çok daha önemli insanlardı ve babasının onu içine soktuğu durum Kiba'ya biraz fazla ağır gelmişti.
Ã?nceleri pek sevecen gözüken kadın şövalye kızdığında oldukça korkutucu birisi olmuştu. Kiba kadından bir iki adım uzaklaştı ve kendisine bir şey sorulana kadar konuşmamaya karar verdi. Buradaki insanlar ağzı bozuk bir korsan veledinden çok daha önemli insanlardı ve babasının onu içine soktuğu durum Kiba'ya biraz fazla ağır gelmişti.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Ã?adır kalabalıklaşıpta gnom kitabını parçaladıktan sonra Rappel dikkatini daha çok verdi kalabalığa. "Önemli değil..." diye başladı ama gnom'un ona aldırdığı yoktu.
Sarı uzun saçları büyülü bir güzellikte dalgalanarak ikilinin arasına girdi ve öylesine berrak ve emredici bir ses ile konuştu ki herkes onu dinlemek için sustu.
"Beyler, lütfen yanlış anlaşılmasın ama, biz buraya daha ne için toplandığımızı bile bilmeden tartışmalara başladık. Bu konu ile alakası olmayan insanlara sizin yaptığınız haksızlık değil mi? Bunun kişisel bir toplantı olduğunu sanmıyorum ve mümkünse kişisel konuları uzakta tutup sadede gelelim."
Konuşmasından sonra ise yüzü hafifçe bir kasıldı ve ağzının sağ tarafı acaip bir şekilde sağa doğru gerildi. Gözlerinde muzip bir bakış bu surata eşlik etti.
"Yani demem o ki bence hepimiz buraya getiren sebebi öğrenmek..."
Yüzü düzeldi ama bu seferde o fark etmese de ağznın yanında salyası akmaya başlamıştı,
"hepimizin hakkı!"
Salyası giysisine düştükten sonra fark etti. Ama artık çok geçti.
Elessar yüzünde ekşi bir ifade ile
"Doğru dedin. Yerine geç ve ağzını temizle!"
derken acıyan, alaylı bir ses tonu ve yüz ifadesi takındı.
Sarı uzun saçları büyülü bir güzellikte dalgalanarak ikilinin arasına girdi ve öylesine berrak ve emredici bir ses ile konuştu ki herkes onu dinlemek için sustu.
"Beyler, lütfen yanlış anlaşılmasın ama, biz buraya daha ne için toplandığımızı bile bilmeden tartışmalara başladık. Bu konu ile alakası olmayan insanlara sizin yaptığınız haksızlık değil mi? Bunun kişisel bir toplantı olduğunu sanmıyorum ve mümkünse kişisel konuları uzakta tutup sadede gelelim."
Konuşmasından sonra ise yüzü hafifçe bir kasıldı ve ağzının sağ tarafı acaip bir şekilde sağa doğru gerildi. Gözlerinde muzip bir bakış bu surata eşlik etti.
"Yani demem o ki bence hepimiz buraya getiren sebebi öğrenmek..."
Yüzü düzeldi ama bu seferde o fark etmese de ağznın yanında salyası akmaya başlamıştı,
"hepimizin hakkı!"
Salyası giysisine düştükten sonra fark etti. Ama artık çok geçti.
Elessar yüzünde ekşi bir ifade ile
"Doğru dedin. Yerine geç ve ağzını temizle!"
derken acıyan, alaylı bir ses tonu ve yüz ifadesi takındı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Huor, Safir ile Elessar'ın tartışmasını duyup içeri geldiğinde, Lydronk'u görmüş ve sırıtmıştı.Fakat önce işi sakinleştirmesi lazımdı, eskiden olduğu gibi, bir Lider gibi.
Elini hemen yanındaki çocuğun omzuna koymuştu.İçinden bunun burada tam olarak ne işi var diyordu ya.Devam etti.
*Safiel, yapma bunu, unuttun mu?Sen her ne kadar kuzenini sevsen de, kuzeninin iyiliği için yapmıştın bunu.Onu, Algénia'nın iyiliği için yapmıştın.O senin kuzenin Safiel.Aslına bakılırsa, o kadar kıskanmıyordun, yalnızca nefret duyuyordun.Biliyorum seni Safiel, ve unutma ki, zihninin içinde dolaşan şeylerin fazlasını da hâlâ bilebiliyorum.*
Safir ne yapacağını şaşırmıştı.
*Ne dersin Safir?Sence adını değiştirmek, seni değiştirecek mi?Diyelim ki güle başka isim verdin, değişik mi kokacak?Bazı şeyleri unutmak gerek.Sen hâlâ beni ve Minnä'yı kurtaran Safir'sin.Deru ve Teemieri'yi satan Safiel değilsin.*
Gülümsüyordu Huor artık.Eli ise hâlâ ve hâlâ çocuğun omzundaydı.
Elini hemen yanındaki çocuğun omzuna koymuştu.İçinden bunun burada tam olarak ne işi var diyordu ya.Devam etti.
*Safiel, yapma bunu, unuttun mu?Sen her ne kadar kuzenini sevsen de, kuzeninin iyiliği için yapmıştın bunu.Onu, Algénia'nın iyiliği için yapmıştın.O senin kuzenin Safiel.Aslına bakılırsa, o kadar kıskanmıyordun, yalnızca nefret duyuyordun.Biliyorum seni Safiel, ve unutma ki, zihninin içinde dolaşan şeylerin fazlasını da hâlâ bilebiliyorum.*
Safir ne yapacağını şaşırmıştı.
*Ne dersin Safir?Sence adını değiştirmek, seni değiştirecek mi?Diyelim ki güle başka isim verdin, değişik mi kokacak?Bazı şeyleri unutmak gerek.Sen hâlâ beni ve Minnä'yı kurtaran Safir'sin.Deru ve Teemieri'yi satan Safiel değilsin.*
Gülümsüyordu Huor artık.Eli ise hâlâ ve hâlâ çocuğun omzundaydı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kiba uzun sarı saçlı adamı dinlerken oldukça etkilenmişti... Ta ki salyası akmaya başlayana kadar. Salya adamın yanağından aşağıya akmaya başladığında melez denizcinin aklına Deniz Kestanesi'ndeki sarhoş dümenci geldi. Sürekli içki içtiği için bir türlü salyasına hakim olamıyordu ve bu yüzden lakabı deniz anasına çıkmıştı. Kiba içinden kıkırdamaya başladı ve kendisini buraya biraz daha yabancı hissetti.
İçinden bir ses onu denize, kopup geldiği korsan gemisine çağırıyordu. Burada hiç bir işe yaramadığı gibi hiç kimsenin umrunda da değildi. Krallar, liderler, büyücüler prensesler vardı. şüphesiz bir korsan veledi olmadan da eski defterlerini dürebilirlerdi.
Tam geri dönüp çaktırmadan sıvışacağı sırada omzuna bir el dokundu ve küçük çocuğu olduğu yere mıhladı. Denizci korsanlar için geminin mahseninden rom araklarken ikinci kaptana yakalandığında irkildiği gibi irkildi ve hükmedici bir sese sahip adamın konuşmasını bitirmesini ve kendisini salmasını bekledi.
Ama el onu bir türlü bırakmıyordu.
İçinden bir ses onu denize, kopup geldiği korsan gemisine çağırıyordu. Burada hiç bir işe yaramadığı gibi hiç kimsenin umrunda da değildi. Krallar, liderler, büyücüler prensesler vardı. şüphesiz bir korsan veledi olmadan da eski defterlerini dürebilirlerdi.
Tam geri dönüp çaktırmadan sıvışacağı sırada omzuna bir el dokundu ve küçük çocuğu olduğu yere mıhladı. Denizci korsanlar için geminin mahseninden rom araklarken ikinci kaptana yakalandığında irkildiği gibi irkildi ve hükmedici bir sese sahip adamın konuşmasını bitirmesini ve kendisini salmasını bekledi.
Ama el onu bir türlü bırakmıyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Lydronk yüzünü ekşitti. "Ã?gh!! Kitabımı kime okutuyorum ben ya! Glamatous, seniin adını bundan sonra Huboya yapacağım! Iyy, ne biçim insanları davet etmişsin ELessar ya!"
Kerrae adamla ilgilenmiyordu, bakmamıştı bile. O duyduğunu sandığı şeyi düşünüyordu. Ã?ocuk, Tokugawa mı demişti? Tam elini omzuna koyacaktı ki, çocuğun omzunda zaten bir el olduğunu gördü. Bu, Orman Elf'i Kralı Huor'du! Gnom doğruyu söylüyordu. Kral laflarını bitirdikten sonra Kerrae, kılıcını ve kaskını tekrar çıkardı ve yere koydu. Elfin önünde diz çöktü ve başaını öne eğip konuştu: "Kralım... Tahtı geri alırkenki kaybınız için çok üzgünüm. Sizi ve pek çok önemli insanı burada görmek, beni gerçekten onurlandırdı. Yapmamı isteyeceğini herhangibir şeye hazırım efendim..." dedi. Başını hala kaldırmamıştı. Bunu Huor'un yasını paylaştığını belli etmek için yapmıştı.
Arkadan bir ses geldi, sahibi belliydi: "Huor! Sen yokken süper bir gemiye bindim biliyor musun? Gerçekten çöok teknolojikti. Bir düğmeyle yelkenler açılıp kapanıyordu, düşünsene!"
Kerrae hırladı ama başını hala kaldırmıyordu...
Kerrae adamla ilgilenmiyordu, bakmamıştı bile. O duyduğunu sandığı şeyi düşünüyordu. Ã?ocuk, Tokugawa mı demişti? Tam elini omzuna koyacaktı ki, çocuğun omzunda zaten bir el olduğunu gördü. Bu, Orman Elf'i Kralı Huor'du! Gnom doğruyu söylüyordu. Kral laflarını bitirdikten sonra Kerrae, kılıcını ve kaskını tekrar çıkardı ve yere koydu. Elfin önünde diz çöktü ve başaını öne eğip konuştu: "Kralım... Tahtı geri alırkenki kaybınız için çok üzgünüm. Sizi ve pek çok önemli insanı burada görmek, beni gerçekten onurlandırdı. Yapmamı isteyeceğini herhangibir şeye hazırım efendim..." dedi. Başını hala kaldırmamıştı. Bunu Huor'un yasını paylaştığını belli etmek için yapmıştı.
Arkadan bir ses geldi, sahibi belliydi: "Huor! Sen yokken süper bir gemiye bindim biliyor musun? Gerçekten çöok teknolojikti. Bir düğmeyle yelkenler açılıp kapanıyordu, düşünsene!"
Kerrae hırladı ama başını hala kaldırmıyordu...
Last edited by Lydronk on Tue Jun 24, 2008 6:17 am, edited 2 times in total.
"Neyse artık tartışmayı uzatmanın bir aalemi yok. Özür dilerim, Elessar. sana haksızlık ettim." dedi Safiel ve elini uzattı. Elessar da: "Asıl ben özür dilerim, Safiel." dedi ve elini sıktı.
"Akşam yemeği birazdna başlayacaktır. Hepiniz yorgunsunuzdur. Dinlenin şimdi. Sonra yemek yerken size detaya girmeden yarınki toplantının amacını açıklayacağım." dedi Elessar ve çadırdan herkesin çıkmasını bekledi. En son Huor kalmıştı.
"Sağol, Huor dostum." dedi Elessar Huor'a.
"Akşam yemeği birazdna başlayacaktır. Hepiniz yorgunsunuzdur. Dinlenin şimdi. Sonra yemek yerken size detaya girmeden yarınki toplantının amacını açıklayacağım." dedi Elessar ve çadırdan herkesin çıkmasını bekledi. En son Huor kalmıştı.
"Sağol, Huor dostum." dedi Elessar Huor'a.
Huor dişlerini göstermeden sırıtarak:
*Sanırım bir dürtü var bende eski günlerden, grubu bir tutmaya yönelik.*
Ardından sesin sahibine yöneldi:
*Ooo, sanırım gemilerimi beğenmiyorsun, tek düğme ha?Hmm.Güzelmiş.Fakat o zaman geminin bir önemi kalmıyor, eğlencesi kalmıyor, gemi bilmenin bir hüneri kalmıyor.Ayrıca benim kullandığım gemiler kadar güçlü olamazlar, biliyorsun!*
Ardından Lydronk'un salya sümükle ilgili sözlerini duyunca, biraz anlamaya çalıştı önce, fakat sonra bıraktı uğraşmayı.İsteyedi Lydronk'un basitçe zihnine girebilirdi.Gerçi Minnä'nın ruhu olmadan biraz zor oluyordu işi.Ama yine de az da olsa yapabiliyordu.
Sonra da herkes gitti.Huor Elessar'la kalmıştı.
*Ee Elessar dostum, babana ne oldu.Sanırım en son ruhu bir kartalın içindeydi.Ya şimdi?Amacına ulaştıktan sonra ruhu uzak diyara göç etti mi?*
*Sanırım bir dürtü var bende eski günlerden, grubu bir tutmaya yönelik.*
Ardından sesin sahibine yöneldi:
*Ooo, sanırım gemilerimi beğenmiyorsun, tek düğme ha?Hmm.Güzelmiş.Fakat o zaman geminin bir önemi kalmıyor, eğlencesi kalmıyor, gemi bilmenin bir hüneri kalmıyor.Ayrıca benim kullandığım gemiler kadar güçlü olamazlar, biliyorsun!*
Ardından Lydronk'un salya sümükle ilgili sözlerini duyunca, biraz anlamaya çalıştı önce, fakat sonra bıraktı uğraşmayı.İsteyedi Lydronk'un basitçe zihnine girebilirdi.Gerçi Minnä'nın ruhu olmadan biraz zor oluyordu işi.Ama yine de az da olsa yapabiliyordu.
Sonra da herkes gitti.Huor Elessar'la kalmıştı.
*Ee Elessar dostum, babana ne oldu.Sanırım en son ruhu bir kartalın içindeydi.Ya şimdi?Amacına ulaştıktan sonra ruhu uzak diyara göç etti mi?*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

