Page 3 of 10
Posted: Fri Apr 10, 2009 5:12 am
by Firble
İşi politize etmemek koşulu ile biraz bahsedeyim adamdan.
Hakikaten de sıradışı bir zengin, hikayesi de bir tür Amerikan rüyası hikayesi, elbette ilkinden söz ediyorum, sonra çocukları ve onların çocukları sıra ile mirası devralmışlar.
Asıl zengin olduğu alan petrol tesisleri, adam oldukça akıllıca taktikler kullanarak petrol endüstrisinin yüzde doksandan fazlasına sahip olmuş. İkinci yükselişi de 30ların kriz dönemi, Rockafeller Merkezini o sırada yaptırıyor. Tabii tam da kriz sırasında böyle bir işe girişmesi tam bir güç göstergesi. Bunu elbette Nevada Ã?ölünde de yapabilirdi, ancak New York ta yapınca tabii daha çok insan gösteriyi fark edebiliyor.
New York un zenginleri denince bir isim anılmadan geçilmez.
Astor... Bu adam da bağımsızlık savaşının hemen sonrasında New York a göç etmiş. Ã?nce ticaretle sonra emlak işi ile uğraşmış, kendi döneminin en büyük zenginlerinden, özellikle kentin daha güney bölgelerinde bizzat yaptığı bir sürü otel, tiyatro, kütüphane ve benzeri yerler var. Daha yukarıda çocuklarının yaptırdığı Astoria oteli var.
Ancak sanırım daha sonra biraz 1870lerinin daha büyük zenginlerinin gölgesinde kalıyor.
New York un en güzel özelliklerinden birisi özellikle kentin orta bölümünde ABDnin birçok zengininin adına kütüphaneler, gösteri merkezleri, halka açık gökdelenler müzeler oluyor. Tabii zaten var olan büyük kütüphanelerde parklarda da söz konusu zenginlerin adına salonlar kolleksiyonlar bulunuyor. Kısacası henüz bilmiyorsanız bile ülkenin zenginlerini öğrenebilliyorsunuz buradan...
Posted: Sat Apr 25, 2009 4:31 pm
by Firble
4. NBA Maçından Sonra...
Arkadaşlar bunu yazmak zorunda hissettim kendimi...
Ã?ncelikle en azından New York basketbol taraftarları slogan atmayı bilmiyorlar... NBA Basket maçlarındaki defans sloganının çok güzel olduğu için belirlenmediğine inanıyorum artık. Bu sloganın benimsenmesinin nedeni basit olması. İki hece sonuçta DE-FANS. Slogan üç heceye çıktığında mesela GO-KNİCKS-GO sloganını New Yorklular neredeyse hiç söyleyemiyorlar... Yani bireysel çabalar oluyor tabii ama tüm saha bir ağızdan söyleyemiyor.
Bilmiyorum belki başka şehirlerin basket takımları böyle değildir, ya da beyzbol maçları böyle değildir ama NBA böyle...
Aslında maçlar bizim bildiğimiz anlamda maçtan çok eğlence gibi... Üç dört dakikalık molalarda bile birileri çıkıyor sahadan yukarıya Tişört atıyor, birileri tişörtü kapmaya çalışıyor, maça gelen ünlüleri çekiyorlar ( biri maçı terk etmişti çekildikten sonra üstelik de 3000 dolarlık yerde oturmasına rağmen ) zaten gazozcusu, sosisçisi falan geziyor, zaten arka taraf direk yemek yerleri ile dolu...
Bir ara bir kadın benim oturduğum tirübüne gelip balon tipi bir şey dağıttı. Herkese iki tane verdi ( Ben almadım, çocuklar alsın mutlu olsun diye ) ikisini birbirine vuruyorsun ses çıkıyor. Kadıncağız yırtındı iki balonu birlikte vurup melodik bir ses üretilsin diye hani slogan olmuyor, el falan da çırpmıyorlar en azından balonları vursunlar diye...
Olmadı yapamadılar, beceremedi benim New Yorklularım yav... Vallahi Kanada takımının oynadığı maçta bir avuç Kanadalı ( sayıları New Yorkluların 50de biri idi ) maçın bir arasında slogan attı adamlar baktı yahu tüm sahayı bastırıyor sesleri sustular mecburen... ( NBA de Kanada takımları da oynuyor. )
Velhasıl evet maçlar ilginç, güzel ama alıştığımız bildiğimiz maçlardan çok farklı bir havada oynanıyor. Daha çok bir çeşit sirk gibi, hadi bildiğimiz maç ile sirk havası bir şey diyelim.
Zaten aynı mekana sirk de geliyor yılın bir döneminde... Eh sirk yokken de NBA ile idare ediyor benim New Yorklularım. : ) ) )
Posted: Tue Apr 28, 2009 1:12 am
by catboy
son mesajında new york manzaralı resimlerini koymuştun firble, neden kaldırdın ki onları?
Posted: Tue Apr 28, 2009 1:58 pm
by Firble
Koydum ama onu bana sor be Catboy kardeş... Devasa boyutta resimlerdi. Ben de mecburen kaldırdım.
Facebookta var eğer hesabın varsa girip oradan bakabilirsin.
Gelmişken Ekleme de yapayım dedim...
Central Park tan biraz bahsedeyim.
İlk gezişim New Yorktaki ilk günümdeydi. Kaldığım hostel Central Park ın kuzey bölgesine komşu bir cadde üzerindeydi. Dolayısı ile hostele yerleştikten sonra korkunç derecede uykulu olsam da hadi gidiip bir bakayım şu Central Parka dedim. Doğrusu hayal kırıklığına uğradım. Evet güzel bir park ama sıradan bir park işte denilecek bir yerdi.
Daha sonra öğrendim ki parkın asıl gezilecek yerleri güney bölgedeymiş. O bölgelere de taaaaa mart ayında gittim. Ancak oralar konusunda da aynı fikre sahibim evet güzel bir park evet kendince bir havası var. Evet dinlenmek için çok uygun... Ama öyle bir sanat harikası beklemeyin...
Ama belki de aslında tam da bir sanat harikası olmadığı için dinlenmeye uygun... Ã?ünkü öyle bir heykele, bir binaya ya da parkın kendisine bakıp bakıp hayran kalmakla vakit kaybetmiyorsunuz.. Mesela Viyananın parklarında ben o duyguyu çok yaşadım.
Parkın alt bölümünde bir buz pateni pisti var. Kış boyunca ve ilkbaharda martın sonuna kadar açık. Ve doğrusu parkın en sevdiğim yeri. Bu sefer nasip olmadı ama gelecek sene mutlaka paten kaymak istiyorum.
Üst taraftada bir gölette kayığa binebiliyorsunuz. Ben de kayığa binme hastasıyımdır. Herkes sevgilisi çocuğu ile en azından bir iki arkadaşı ile binerken ben tek başıma bindim. Herkes önce tuhaf tuhaf baktı sonra alıştılar. İki üç saat göleti turladım.
Bisiklet de kiralayabiliyorsunuz bu arada ya da satranç seti var. Bunların dışında da parkta ufak ıfak ilginç yerler var. Mesela yazın açık olan bir tiyatro alanı var. Bedava oyunlar sergileniyormuş. New Yorkta bulunduğum yaz günlerinde böyle bir yeri bilmediğim bilsem de panik içinde kalacak yeri ve okulu düşündüğüm için nasıl bir yer olduğunu görme fırsatı bulamadım. Artık gelecek ağustosta belki görürüm.
Beldelevere Kalesi diye bir yer var. Ã?yle Rumeli Hisdarı falan beklemeyin sakın.. Bilmiyorum ben tanıtımını okuduğumda öyle sanmıştım. Küçük bir kale... Ama bir kayık hastası olduğu kadar da kayık hastası olan benim için (yav sanırım çok hastalığım var ) yine de ilgi çekici idi... Üstüne çıkıp parka yukarıdan baktım bir de... O da ayrıca hoşuma gitti.
Bunun dışında yine iyice parkın güney ucuna yakın yerde bir hayvanat bahçesi var... Yine fena değil... Hani bu civardayken bir hayvanat bahçesine gidelim derseniz gidebilirsiniz. Giderseniz mutlaka tropik alanı görün... Kesinlikle en güzel yeri orası...
Ben Madagaskar çizgifilminden özenip gittim. Ama sadece su aygırı ile penguenler var. O çizgifilmde zebra, aslan ve zürafa da vardı. Üçünü bulamadım. Bilmiyorum artık çizgifilmde Madagaskar adasına kaçıyorlardı. Oradalar mı?
Bu arada New Yorkta birden fazla hayvanat bahçesi vardır. Eğer hayvanat bahçelerini çok seviyorsanız. Bunlardan en iyisi Bronxtadır. Burasına hatta hayvan parkı diyorlar birçok hayvan sanırım nisbeten açık alanlarda yaşıyormuş.
Ayrıca yine hayvanat bahçesinin yakınlarında sanırım yine yazın bedava konser verilen bir alan varmış..
Ama zaten mart ayında bile parkta yaptığım yarım saatlik gezinti boyunca dört tane ayrı bireysel gösteriye rastladım. Yani birini seyredebilirsiniz bu tür şeyleri seviyorsanız. Ayrıca parkta binbir çeşit bedava etkinlik de oluyor. Eğer biraz uzun kalıyorsanız internetten araştırılabilir. Zaten birazdan uzun kalıyor ve bir parça müze tiyatro basket maçı benzerlerine gidiyorsanız, bedava Central Park etkinliklerini istemeseniz de öğreniyorsunuz. : ) ) ) )
Neyse bu da benim Central Park maceramdı. Doğrusu en çok aklımda kalan bir babanın oğluna buz hokeyini öğretişi idi. Sopa ile topu nasıl süreceğini gösteriyordu. Ben de ilgi ile izledim.
Bir de parkın yanında iki müze vardır. Metropolit
Posted: Mon May 04, 2009 8:34 am
by Firble
Etnik New York (Bir kere daha)
Küçük İtalya ve Ã?in Mahallesinden bahsetmiştim arkadaşlar... şimdi bir genel olarak bir etnik New Yorktan bahsetmek istedim.
Buranın aslında modern bir Babil olduğu söylenebilir. Babil Efsanesini belki bilirsiniz. Eskiden tüm insanların bir arada yaşadığı bir şehirmiş Babil. Bir gün Babil kralı Tanrıların katına ulaşacak bir kule yapmaya karar vermiş.
İnşaat başlayınca o kadar kızmış ki Tanrılar tüm insanları Dünyanın farklı farklı yerlerine sürmüşler. Her birinin de farklı bir dille anlaşmalarını sağlamışlar ki bir daha kendi aralarında anlaşamasınlar.
Burası da bugün Dünyanın neredeyse her yerinden gelen insanlarla dolu... Genel notlar alayım hepsine ilişkin...
Ã?inliler...
Amerikalıların zamanında hayran olduğu, sonra küçümsediği, sanırım şimdi yeniden hayran olduğu millet. Çok hareketli ve neşeli insanlar... Açıkçası ben zaman zaman anlamakta ve anlaşmakta zorlanıyorum. Hem size karşı cana yakınlar, ama bir yandan da tuhaf bir içlerine kapanmışlıkları var. Anlayacağınız hem anlaşıyorsunuz. Bir yandan da anlaşamıyorsunuz.
Japonlar, Koreliler , Doğu Asyalılar...
Zaman zaman alışkın olmayanlar için Ã?inlilerden ayırt etmek zor olabilir. Ancak zamanla belirli farkları öğreniyorsunuz. Özellikle Japonlar ve Koreliler öne çıkıyor ki onları da andım zaten... Bir ufak Kore sokağı bile var New Yorkun... Ve özellikle lokantalarında yemekler Ã?inlilerinkinden çok daha güzel geldi bana...
İtalyanlar...
Sokağa attıkları sandalye ve masalarla Küçük İtalya Caddesinde Akdeniz havası yaratmayı başarmışlar ki.... Ne kadar teşekkür etsem azdır adamlara... Yemeklerine ama bir türlü alışamadım. Tamam kötü değil yeniyorlar. Ama tam olarak damak tadıma uymuyor.
İrlandalılar....
Sent Patrick festivalini anlatmıştım. Ortam olarak en rahat ettiğim yerler genelde İrlandalıların. Kendilerine özgü bir neşeleri var. Ancak onlara ait özel bir yer yok şehirde.. Tüm New Yorka yayılmışlar.
Yunanlılar....
Allah adamlardan razı olsun... Adam gibi damak tadıma uygun ilk yemeği onlar sayesinde yedim... Müzikleri çok güzel. Yemekleri çok güzel. Türk Kahvesi de yapıyorlar, adını Yunan Kahvesi koymuşlar ama olsun...
Afrikalı Amerikalılar...
Harlem mahallesi ve Bronxta daha çok oturuyorlar. Harlemi ayrıca anlatacağım. Soul Food adında özel bir yemek tarzları var. Jazz neredeyse onların müziği... Birkaç defa Jazz dinledim. Cidden kulağa çok güzel gelen bir müzik bir de müzik aletlerinin sınırlarını sonuna kadar zorluyorlar.
Latin Amerikalılar...
El Barrio, Washington tepeleri denen bölgelerde daha çok oturuyorlar... Özellikle Meksikalılar Ã?inle birlikte New Yorkun en güçlü mutfaklarını oluşturuyor. Acı.... Özellikle Latin Amerika denince akla gelen...
Evet arkadaşlar aklıma gelenleri bir defa daha tekrarlayayım dedim.. : ) ) ) )
Bir daha ki sefere Harlemden biraz bahsedeyim. Sonra da üniversitelerden bahsederim.
Posted: Tue May 05, 2009 3:08 pm
by Firble
Harlem
Burası taaaa Hollandalılara uzanan ayrı bir kasabaymış aslında... İki yüzyıl öyle kalmış.. 1920lerde şehre katılmış... Afrikalı Amerikalıların yerleşim yeri olması da sanırım ya 20lerde ya 30larda...
Harleme bir arkadaşımda onun ısrarı sonucunda gittik. Tehlikeli bir mahalle olarak bilinir. Ancak biz ana caddelerden yürüdük.
Bölgenin batı yakası zaten Kolombiya Ã?niversitesi denilen zannediyorum New Yorkun en ünlü üniversitesinin yerleşkesini barındırıyor. Bu yerleşkenin hemen üstünden aşağıya doğru inen 125. cadde var ki.. Bu caddenin üzerinde hemen hemen Harlemin en ünlü binaları var.
Apollo tiyatrosu ve Slyvia lokantası en çok övülen yerler. Slyviada Afrikalı Amerikalıların mutfağı yani Soul Food dedikleri yemek türü varmış. Ama vaktimiz dar olduğundan yiyemedik.
Aşağıda 116. cadde üzerinde Harlemin meşhur camisi var. Meşhur diyorum çünkü ABDnin ünlü zenci liderlerinden Malcom X bu camiinin önünde öldürülmüş.
Harlemin tadını fazla çıkaramadık. Özellikle arkadaşım çok kısa geldiği için... Tekrar gidersem eğer mutlaka tekrar yazacağım.
Posted: Wed May 06, 2009 11:56 pm
by Starfell
Firble wrote:
Aşağıda 116. cadde üzerinde Harlemin meşhur camisi var. Meşhur diyorum çünkü ABDnin ünlü zenci liderlerinden Malcom X bu camiinin önünde öldürülmüş.
Abi şüpesiz biliyorsundur bu adamı ama gitmeden önce biraz daha araştır. Çok ilginç bir adam...
Posted: Sun May 10, 2009 2:45 pm
by Firble
Starfell, burada son iki haftama girdim yahuuu. Ama eğer gelecek sene tekrar gelirsem ( ufak da olsa gelmeme ihtimalim var ) biraz daha araştırırım Malcolm X'i. Zaten burada olduğum süre boyunca da adını epey duydum. Neyse New York'un Ã?niversitelerine geçeyim.
New York Ã?niversiteleri
Arkadaşlar burada Manhattandaki başlıca üniversiteleri yazacağım. New York'un diğer bölgelerinde başka üniversiteler de var onları çok iyi bilmiyorum. Hatta neredeyse hiç bilmiyorum.
Kolombiya Ã?niversitesi: Bugünkü New York şehri üzerinde kurulan ilk üniversite... Ã?yle ise niye New Yorkun ilk üniversitesi demiyorsun diyebilirsiniz. Cevap aslında New York'un doğasında gizli... Kurulduğunda bu üniversite New York şehrinde değilmiş. O zamanlar Harlem ayrı bir kasabamış. Dolayısı ile bu üniversitenin New York şehrinde ( yani şehrin yayıldığı alanda demek istiyorlar) kurulan ilk üniversite olduğunu bellirtip reklam yaparken, başka bir üniversitenin (NYU) ise New York şehrinin diyerek reklamını yapabiliyorlar.
Kolombiya bir IVY ligi üniversitesidir. IVY liginin ne olduğunu ABD üniversiteleri konusunda benden daha bilgili bir arkadaşımın yazdıklarını aynen aktararak yazıyorum.
ABDde üniversiteler arası futbol maçları oluyor ki birçoğunuzun bunu filmlerden izlediğini tahmin ediyorum. Ancak akademik olarak çok başarılı üniversiteler tahmin edebileceğiniz gibi futbolda ( onların futbolu bizimki değil ) daha başarısız oluyorlar. Dolayısı ile bu okullar futbol maçlarında daha iddialı olabilmek için kendi aralarında bir lig oluşturmuşlar ve sadece akademik başarıları belirli bir düzeyin üzerinde olan üniversiteleri bu lige alıyorlar.
Mesela NYU akademik olarka oldukça başarılı olarak bilinmesine rağmen bu grupta değil. Dolayısı ile IVY ligte futbol takımı olan üniversiteler genellikle akademik camiada oldukça üst düzey kabul edilen üniversiteler oluyor. Bu üniversitelerden birisinde okuyan bir tanıdığınız varsa gurur duyabilirsiniz, ama benimle gurur duymayın, benim okuduğum okul IVY ligi okulu değil çünkü...
Kısacası Kolombiya güzel bir labaratuarları olan, hoş bir kampüsü, güzel labaratuarları, muhakkam Türkiyedeki milli kütüphaneden muhtemelen iki üç kat fazla kitabı olan bir kütüphenesi olan, kısacası verdiği dersleri ve hocalarını sevmeseniz bile kendinizi geliştirebilecek olanakları size sonuna kadar sunan bir okul deyip bitireyim.
NYU: New York'un üniversitesi olarak özellikle kendilerini tanıtıyorlar. New Yorkun kalbi olarak düşünülebilecek bir bölgede çok sayıda binaları var... Tam anlamda bir yerleşkeleri olmasa da New Yorkun bir bölümü bu üniversitenin kendi bölgesi gibi olmuş.
Kütüphanelerini biz de kullanıyoruz. Gerçekten muazzam bir kütüphane... Ki ODTÃ?nün kütüphanesi de bana zamanında muazzam gelmişti. Bu ondan sanırım birkaç misli büyük.
Olanaklar açısından Kolombiya'nın gerisinde de olsa, akademik olarak bir standartı sürdürmeye çalışmak zorunda olmamak üniversiteyi biraz daha özgür hale getirebiliyor. Bunu her zaman kendini çok satanlar listesinde olmak zorunda olan bir yazarın biraz daha kafasına göre yazmasına benzetebilirsiniz. İyi de kötü de bulunabilecek bir şey...
Ancak en azından bunu yapan okullar arasında New York'ta en iyisi, sanırım ABDde de en iyilerden birisi...
CUNY: Tam anlamı ile devasa bir üniversite.. Ã?ğrenci sayısı ile binaları ile.. Programları ve bölümleri ile...
Binaları sanırım New Yorkun her yerine yayılmış... Çok sayıda yerli ve yabancı öğrenciye burs da veriyorlar. Ama bir parça büyüklüğün ve farklı bölümlerin kopukluğunun yarattığı bir hantallıklarının olduğunu hissettim.
Yine de oldukça güzel ve girilmesi düşünülebilecek bir üniversite... En azından New York'un akademik camiasının içinde NYUdan hemen sonra adı geçiyor. Sanırım böylesine büyük olması en azından ona farklı bölümler arası çok kapsamlı bir iletişim sağlama yeteneği veriyor. En azından bu özelliği ile diğer üniversitelerin arasında öne çıkıyor.
New School Ã?niversitesi: Farklı üniversiteler hatta ülkelerden savundukları fikirler yüzünden kurulan insanların oluşturduğu bir üniversite o nedenle bir adı da Sürgün Ã?niversitesi... Ayrıca benim de içinde bulunduğum üniversite şu an itibari ile...
Diğerlerine göre daha küçük ve kaynakları oldukça sınırlı... Ama çok farklı fikirlerden akademisyenlerin olması açıkçası faydalı oluyor... Ã?oook geniş sanat bölümleri var. ODTÃ? mühendislik ağırlıklıydı. Anlayacağınız burada ağırlık neredeyse zıt yöne sanat alanına kaydı. Tasarım, Moda, Jazz gibi böümleri var. Ben bu bölümlerden birinde değilim. İktisat Bölümündeyim.
Bunun dışında daha birçok üniversite de var. Ama en çok bilinenler bunlar... Diğerleri en azından Manhattan adasında çok seyrek karşıma çıktı.
Posted: Wed May 20, 2009 11:18 pm
by Firble
GÃ?NLÃ?ğÃ? KAPATIRKEN
Ã?ncelikle: New Yorktan ayrılıyorum. Türkiye'ye dönüyorum. Ağustosta geri dönme ihtimalim de var dönmeme ihtimalimde... Eğer dönersem günlüğü bir kere daha açacağım. Geriye baktığımda biraz da Aegronun talebi ile bu günlük daha çok New York u ziyaret etmek isteyenlere yönelikti. Eğer günlüğü yeniden açarsam bu defa New Yorktaki yaşama özellikle benim yaşamıma ilişkin yazmak istiyorum bir de biraz da bireysel bazı noktaları da yazabilirim.
Ayrılırken Oluşan Dertler: Evin içinde bırakacağım her eşya için para ödemek gerekiyor. Kısaca tüm eşyalardan kurtulmam gerekiyor. Gönül ister ki ihtiyacı olan birilerine vereyim. Ancak mobilyaları gelip taşıyacak hiç bir yardım kuruluşuna rastlayamadım. Mecburen atacağım. Mutfak eşyaları ile kıyafetlerimi vereceğim her halde ama kıyafetlerimi yıkamam lazım. Hayatımda ilk defa elimdeki eşyalardan kurtulmaya çalışıyorum ilginç bir durum. : ) ) )
Aklımdakiler: Özellikle her gün gözümün önündeki Empire States Binası. Kimi zaman tepesi bulutların üstünde gözükmüyordu. Görüldüğü gecelerde ise hep bambaşka renklerde idi. Sanırım o gün hangi ülkenin bayramı ise o renkte oluyormuş. 29 Ekimde ben göremedim ama kırmızı beyaz olduğunu söyledi arkadaşlarım.
Hudson Nehri kıyısında oturup ne olacak şu Dünyanın hali diye düşündüğüm anlar. Uzaktan yeşil Özgürlük Heykeli ufaacıııık da ols gözüküyordu.
Kesilmeyen korna sesleri, ambulans sesleri, itfayeler, polis arabaları, sokaklarda bağıran çağıran çığlık atan şarkı söyleyen insanlar, garip şekilde bunları sevmeye başladığımı düşünmek. Ama tabii sokakta yürürken telefonla konuşmaya çalıştığım anlar hariç...
Sevmediğim yanlar: Özellikle her yerde rastladığım ilk gün Oriyantasyon denen Türkçesini bulamadığım ( Her halde Alıştırma gibidir ) etkinlikten tutun, müzelerde ve bir defa üniversitemizi ziyaret eden grupta da sürekli gördüğüm Amerikan eğitim tarzı... şu Bugün çocuklar şunları öğreneceğiz diye başlayan, bir yandan konuyu anlatırken bir yandan şimdi çocuklar ne öğrendik şunu öğrendik diye sürekli hatırlatan en sonunda da hadi hatırlayalım çocuklar ne öğrenmişiz diye bitiren eğitim tarzı...
Vallahi o anlarda iyiki burada çocuk olmamışım dedim. Açıkçası ben katıldığım bir eğitim programından ne öğreneceğime kendim karar vermek isterim. En azından benim kontrol edebileceğim bir boşluk olmasını en azından..
En çok Neyi Sevdim: Sokaklarda dolaşırken rastladığım binbir dili. İnsanların yabancılara karşı bu kadar doğal davranması. Dışardan gelen birçok insanın şehri bu kadar hızla benimseyebilmesi. Sokaklarda, parklarda birbirinden tuhaf birçok insanın kendi tarzlarında yaşayabilmesi.
Son Günler: Son günleri nostaljik geçirmeye karar verdim. Gittiğim yerlere gidiyorum. Tabii bir iki de yapmak istediğim şey vardı. Mesela Birleşmiş Milletlerden bazı arkadaşlarıma mektup attım. Birleşmiş Milletlerin kendine özgü bir postahanesi var o nedenle resmen mektuplar New Yorktan değil Birleşmiş Milletlerden yollanmış oluyor.
Aşağı Manhattanla, Ã?in Mahallesine mutlaka gideceğim.
Bitirirken: İşte böyle New Yorktan bir Firble geçti. Kuşkusuz New York denen şehir beni özleyecektir. Ama ne yapalım artık bakacağız dönebilecek miyim dönemeyecek miyim? Buraya son bir not daha koymayı düşünüyorum kapatmadan önce... Sonrada artık günlüğü en azında ağustosa kadar tozlu raflara kaldırıyorum. : ) )
Posted: Fri May 22, 2009 8:15 am
by catboy
Bir New York manzaralı resimlerini görmek kısmet olmadı Firble...
Bu New York'a gidemeyen insanların iyice iştahını kabartan güzel günlüğün için teşekkür ederim, umarım başka ülkeleri de görmek kısmet olur ve bu günlük olayı artık Firble Dünya Turunda serisi olarak devam eder...

Posted: Sat May 23, 2009 7:13 am
by Starfell
Emek verip; biz, New York'u sadece amerikan filmlerinin setlerinde görebilenler için yazdıklarından dolayı teşşekkürlerimi sunuyorum sana Firble.
Dilerim herşey istediğin gibi olur. Dilerim sağ salim dönersin (Domuz gribi fln dikkat et kendine)
Posted: Sat May 23, 2009 7:23 am
by Logan
Gittiğin Yer Cok güzel Yerlermiş...
özelikle nba maçları hakındakileri hayranlıkla okudum...
TEbrikler Oraya gie bilecek imkan yaratığın için kendine...
umarım Başka şehirlerden de haber getirisin
Posted: Tue May 26, 2009 7:35 am
by Firble
şu andan itibaren geri döndüm arkadaşlar. Siteye tam dönüş için haftasonuna kadar süre isteyeceğim. İlk günler biraz kendime gelemiyorum.
Son bir macera yaşadım, uçağı kaçırdım, 24 saat kadar havaalanında kaldım çünkü evi devretmiştim, Manhattanda cuma akşamı altıdan sonrada adam gibi ucuz otel bulmak neredeyse imkansız, uçak yolcuğu da eklenince buraya neredeyse 48 saat uyumamış geldim. şimdi şimdi bugünün akşam saatlerinde toparlanıyor gibiyim.
Posted: Tue May 26, 2009 4:59 pm
by Starfell
HOşgeldin Fİrble
Posted: Sat May 30, 2009 7:43 am
by catboy
Firble, son bir New York Günlükleri bölümü bekliyorum ben hala son bir bölüm daha ekleyecektin ya hani geri dönüşten sonra belki alışma sürecinden, ülkende özlemiş olduğun şeylerden filan da bahsederdin diye umuyordum
