Page 22 of 50
Posted: Tue Jan 31, 2006 8:02 am
by Lord Necros
Yılmax hararetle büyüsüne başlamak için dönmüştü. Ama havaya daha ilk rünü çizerken, yapmaya çalıştığı büyü hakkında neredeyse en ufak bir fikri olmadığını hatırladı. Evet, o bir başbüyücüydü; ama daha bu gerçeği bile yeni hatırlamışken, uzun zamandır yapmadığı bir büyüyü hatırlaması oldukça zordu.
Hastlisch ise büyüsünü tamamladığında garip bir şeyler hissetti. Zihinsel bir bağ. Büyüsü başarılı olmuştu ve böceği kontrol altına almıştı. Bu sırada kafasında da bir rahatlama hissetmişti: Schön, ağaç dalları arasına gitmişti tekrar.
Bu sırada goblin de aralarında geçen konuşmayı duymuş olacaktı ki bir ok yolladı, ama ok rüzgar duvarına çarpıp sekti. Ama duvarın da hızı azalmaya başlamıştı.
Artık Gümüşyüz"ün fazla zamanı kalmamıştı. (Gümüşyüz --> -1 HP)
Posted: Tue Jan 31, 2006 8:05 am
by Lord Necros
Belki sadece kapıyı ittirse yeterdi. Veya normal bir tekme kapıyı açabilirdi. Ama V"ladhek"in koşarak attığı tekmeyle birlikte kapı ikiye ayrılarak parçalandı ve yere düştü. Muhtemelen V"ladhek dahi bu kadarını beklemiyordu.
Kapının arkasında ise kapıya yan duran bir merdiven vardı. Bu holde yer desenli, kırmızı bir halıyla kaplıydı. Tam merdivenin önündeki köşede ise bir zamanlar vazo olduğu belli olan kırık dökük parçalar duruyordu. Merdiven onlara yan durduğu için de üst katta nereye çıktıklarını göremiyorlardı.
Kulaklarına üst kattan, korku dolu ve cılız bir inilti geldi.
Posted: Tue Jan 31, 2006 8:06 am
by Lord Necros
Selemor atını ağaçlıkların arasına sakladıktan sonra On Kasaba"ya baktı. Bulunduğu yerle şehir arasındaki arazi tamamen açıktı ve saklanacak bir yer yoktu. Beş dakikalık bir mesafe boyunca düşmanın gözcülerine açık olacaktı. Yine de görünüşe göre Selemor bu riski göze alıyordu ki bu konuda bir şey yapmamıştı.
Ak cüppesi ardında dalgalanan büyücü, tepeden aşağıya, On Kasaba"ya doğru ilerlemeye başladı. Yolda iken gözü ister istemez ork kampına kayıyordu. Kamp, tuhaf bir şekilde sessizdi. Ã?adırlar ve kamp ateşleri mevcuttu, ama bunun dışında çıt çıkmıyordu. Hatta Selemor kampta dolanan nöbetçilerin minik karaltılarını bile göremiyordu. Kampın terk edilmiş gibi bir hali vardı.
Posted: Tue Jan 31, 2006 7:27 pm
by Eldarin_
Cervantes soğuk rüzgarı yeniden ensesinde hissediyordu şimdi. Tepelik alanda dışarıdaydılar ve sessizlik hala süregelmekteydi. Hiçbir evden bir kıpırtı çıkmamış, hiçbir kandil yakılmamıştı.
Cervantes soğuk dağ havasını tekrar içine çekti. Burası ona uzun yıllar önce konakladığı Velaros limanını hatırlatmıştı. Orada da ortalık karardığında hava aynen böyle buz keser kimse evinden çıkamazdı. o zamanlardan hatırladığı bir Yolsuz Haldur ve köpeği Kleis vardı. O soğuk gecelerde sırtında eskimiş paltosu yanında Kleis ile beraber sokaklarda gezer durur, kah köpeği onu kovalar kah onlar çapulcuları. Adamın yeri yurdu yoktu, yerli halkta onu pek sevmezdi ama Haldur kendince oralara gece bekçiliği yapmayı kendine görev bilmişti. Cervantes'in o günlerden hatırladığı önemli bir mesele daha Haldur'un Oren tapınağını nedense reddediyor olmasıydı. Paladin onunla tanıştıktan kısa süre sonra iyi bir kimse olduğunu, sağlam bir inanç ile Efendilerine daha da hayırlı bir kul olabileceğini söylemiş olsa da Haldur defalarca onu reddetmişti, sebebini ise bir türlü öğrenememişti Cervantes. Belki bunu Babası biliyordu ama şimdi Cervantes düşünüyordu da, hiç öğrenmemesi daha da iyi olmuştu. Eğer bilseydi belki de onu artık iyi bir insan bilmeyecekti, oysa şimdi Haldur onun gözünde hatırlanılası bir kimseydi. Böylesi çok daha iyiydi.
'Belki de ölmüştür Efendi Haldur.' diye düşündü Cervantes. Sonra Kurtarıcının esen yel ile birleşen ve uzayıp giden uysal inlemesi onu tek rar kendisine getirdi. Köpekte iliklere işleyen soğuktan muzdarip olsagerekti.
Hava onun için önemsizdi belki ama bu hanımları düşünmeden edemiyordu. İçeriden üstlerine sarılacak birşeyler alsalardı keşke diye düşündü tam o sırada.
Cervantes Dioravenni ile gelen Zehiran ı gördü, o esnada İlyamin çoktan dışarı çıkmış, Cervantes'in yakınlarında bir yerde köpeği ile beklemekteydi. Başını önüne eğmişti ve konuşmuyordu, bu Cervantes'inde suskunluğuna yol açmıştı, ta ki Zehiran ona dönüp bakana değin. Cervantes soğuk havayı bir kez daha ciğerlerinde hissetti. Ardından hemen konuşmaya başladı.
"Madam Zehiran, demin müthiş bir şekilde sarsıldı ortalık. Yine de ben etrafta sokaklara dökülmüş bir halk göremiyorum. Bunun bir açıklaması var mı?
Bana kim olduğunuzu söyler misiniz?"
Cervantes şimdi başını sol yanına yatırmış madamı izlemekteydi.
Posted: Tue Jan 31, 2006 7:58 pm
by Gorath
Soğuktu... Gerçekten de soğuktu...
İlyamain orada durmuş başını önüne eğmiş düşünüyordu. Albentuna'nın üzerinde uçtuğu her seferde bir soğuk hava dalgası tarafından çevrelenir ve bu ona her nedense bir mutluluk kaynağı olurdu. Kör olduğunda bile bu uçuşlar ve soğuk esen rüzgârlar onu hep mutlu ederlerdi. Ama şimdi...
Aslında şimdi de aldırmaması gerekliydi soğuk havaya. Ama... Aklında onlarca düşünce varken... Tüm düşüncelerden, özellikle de acı dolu olanlarından bir mikatr da olsa uzaklaşmak isterken sarınacak başka bir şeyler arıyordu işte... Ve soğuk havayı daha fazla hissetmeye çalışmaz onu her ne kadar dondursa da aklını en azından başka yerde tutuyordu. Derken aklını yeniden o düşüncelerle dolduran soru geldi:
"Madam Zehiran, demin müthiş bir şekilde sarsıldı ortalık. Yine de ben etrafta sokaklara dökülmüş bir halk göremiyorum. Bunun bir açıklaması var mı?
Bana kim olduğunuzu söyler misiniz?"
İlyamain soğuk hava düşüncesinden uzaklaştı ve yeniden Cervantes'in sorusu ile birlikte o düşüncelere sarıldı.
Code: Select all
Ã?nceden, çok önceden böylesine sıkıntı verici düşüncelere sarılmamışken gökyüzüne bakar ve "Seni seviyorum!" derdi. Gökyüzü maviydi. Masmavi... Görür, gördüğü o güzellikle grur duyardı. Ama şimdi... şimdi göremiyordu. Yine de bir fark olmadığını fark etti. Sevdiği dünyanın o göremediği güzellikleri ile yine de grur duyuyordu.
Hayatın ya da ölümün bir farkı olmadığı gibi görmenin ya da görmemenin de bir farkı yoktu. İşte burada anlıyordu her şeyi: Bu dünya da var olmak için her zaman amaçlara gerek vardı ve bu amaç işte ona gelmişti. şu anda göremediği bu yerleşim biriminde yaşayan insanlar ya da bir diğer yerleşim biriminde yaşayan insanlar... Hepsi bu güzel dünyada hayatta kalmalı ve görsünler ya da görmesinler o güzeller güzeli gökyüzünün altında ölünceye kadar mutlu olmalıydılar.
Ölünceye kadar... Bir amaç uğruna... Savaş ile... Adalet ile...
İlyamain zihninin en derin köşesini kuşatan düşüncelerin karmaşasını bıraktı ve gitsin karmaşa diye düşünerek gülümsedi. "Bizler çok anlattık ve konuştuk madam Zehiran." dedi. "Birbirimizle tanıştık ve birbirimize saygı duyduk. şimdi..." Yavaşça yere doğru eğildi ve yanında ki iri kara köpeğe, kurtarıcıya sarılarak "şimdi anlatma sırası ve susarak dinleme sırası bizde..." dedi. "Lordumun da dediği gibi bize kim olduğunuzu söyler misiniz?"
Posted: Wed Feb 01, 2006 2:58 am
by WereWolf
Azazel bir yol ayrımı daha görünce afalladı.Arkasındaki seslerden orcların peşinde olduğunu anlamıştı.Burda fazla zaman geçirip orclarla arasındaki mesafeyi de kapatmak da istemiyordu.Ã?abuk bir karar vermesi gerekiyordu,oda dümdüz dewam etmeyi seçti...
Posted: Wed Feb 01, 2006 3:22 am
by Yener
Nakh ayağa kalkmak için hemen hareketlendi .Yakınında diz çökmüş olan ettercap'ın acılarına sonvermesi gerektiğini biliyordu.Yaratıkların acılar içinde kıvranıp inlemeleri bir an Nakh'ın yüreyini parçalamıştı şimdi bir an önce ayağa kalkıp yaratıkların acılarına son vermek yapılabilecek en merhametli şey olurdu.
Nakh en yakınındaki diz çökmüş ettercap'ın acısını dindirmek için sağ ayağı ile yaratığın kafasını hedef alan bir tekmeyi tüm gücü ile indirdi.Yaratık yerde diz çöker pozisyonda olduğu için Nakh bu saldırıyı yukarıdan aşşağıya doğru yapmıştı.
Nakh önünde duran ettercap'ın acısını dindirdikten sonra kaburgalarını kırdığı diyer yaratığın yanına gidecek ve onunda hayatına son verecekti.
Posted: Wed Feb 01, 2006 7:07 am
by Yılmax
Konsantresini tamamlayan Yilmax aklını boşaltarak sadece büyüsüne yoğunlaşmaya çalıştı ama olmuyordu "Nasıl olabilir? Büyüm nerede? Gerekli sözcükler? Neredeler? Kahrolası lanet aklımdan herşeyi silip süpürmüş. Hafızam geri döndü ama büyülerim değil. Off birşeyler bulmalıyım. Kahrolası köle sana bunun hesabını acılar içerisinde ödeteceğim..." Yilmax büyü sözlerini beklerken kahrolası küfürler ve lanet geldi aklına ve birkez daha "vith xsa lu' har'oloth lu' xsa phraktos usstan phlith jal d' mina" sözler istemsizce ağzından dökülmüştü. Lanetlenmek ve lanetin yıkılması, kahrolası bir ironi, lanetten kurtuldu ama büyülerini hatırlamıyor."Eh bu da bir başlangıç" diye düşündü. Ne de olsa güçlü bir drow'du lanet olası bir köle tarafında öldürülemezdi. Gnoma dönerek " Lanet olası büyünün sözlerini unutmuş olmalıyım. Off lanet edilmesi gereken büyü değil sanırım yeni kurtulduğum lanet eski büyülerimi geri getiremedi dostum. Senin büyün ne durumda? Bir değişiklik var mı? Bu rüzgar kalkanımın zamanı dolmak üzere olabilir biraz hafiflemiş gibi farkındaysan bişeyler yapmalıyız. Ben duruma bakmaya gidiyorum (ağzının kenarında başkalarının alaycı olarak algılayabileceği bir gülümsemeyle) sen de aklına gelen ilk güzel planı uygula en azından diğer goblinlerin ve bineklerinin durumuna bakabilirim sanırım. Duruma göre hareket ederiz. şu gobline rakiplerine saygı duymayı (İşkence ederek öldürmeyi çok istese de) öğretelim."
Sözlerini bitirir bitirmez elini keselerine atarak bir kaç tel kirpik ile bir parça sakızı parmaklarıyla harmanlayarak büyü sözlerini mırıldanmaya başladı elleri havada normal bir varlığın göremeyeceği ağ üzerinde gerekli rün'leri adeta bir halı dokur gibi dokumaya başladı.
( Büyü : Invisibility Amaç : Büyü tamamlandıktan sonra ormandan dışarı çıkarak goblinlerin, bineklerinin durumuna bakarak etrafta neler olduğunu inceleyecek ve etrafı kolaçan ederek gnom büyücüsünün yapacaklarını izleyerek gerekirse gobline ve bineklerine karşı büyü kullanmak için uygun bir yer bularak pozisyon alacak. )
--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Posted: Wed Feb 01, 2006 8:32 am
by Darkgnome
Hastlisch yaptığı büyüsünün bağını hissedebiliyordu. şu anda direkt olarak yaratığın zihni ve ruhuna konuşabilecekti. Çok daha etkili çok daha güçlü, ve çok daha dayanıklı.
Çok basit bir zihindi ve zihinin karmaşık olması kadar basit olması da bazen istenmeyen sonuçlar çıkartabilirdi. Hastlisch, içini ürperten zihnin içine seslenmeye başladı. Yakınındaki kara elfinde onun kulaklarını bazı sözlerle doldurduğunu biliyordu. Ancak ona dikkatini veremeyecek kadar dikkatli seçilmiş sözcüklerle konuşmaya çalışıyordu.
*"Yakınında sizin türden olmayan var. Onu durdur beni yemeden. Ama ona canlı ihtiyacım var. Öldürme ama bayılt."*
Peki yanındaki köle delisi Drow ne haldeydi? Gözlerini açtı ve hemen yanı başında duran Drow büyücüsüne bir bakış attı. Yanındaki Drow büyücüsü daha büyüsünü bitirmemişti... Hayır... yeni bir büyüye başlamıştı bile. Bu nasıl bir hızdı!
Elindekileri anlamaya çalıştı ama bir savaş büyücüsüne öğretilen ilk şey kullanılan malzemenin görünmesini engellemekti, çünkü büyü hakkında biraz bilgisi olan biri ilk olarak kullanılan malzemeye göz atardı. Bir Drow büyücüsününde daha farklı bir şekilde büyüyü yapması beklenmezdi. Ancak yaptığı büyünün içinde daha çok bileşen vardı. Dudaklarından dökülen sözleri dinlemeye ve hareketlerini izlemeye başaldı ve anladı, bu görünmezlik için yapılan bir büyüydü.
Drow ona planını anlatmamıştı ve görünmezlik büyüsünü yapmaya başlamıştı ve buda bu aradaki sis bulutunun ardını görmek istemesi yada kaçması anlamına geliyordu. Ancak Hastlisch'in başka planları vardı. Gaz bulutunun ardında daha fazla yaratığın olduğunu biliyordu. Büyüye başlamadan önce drow büyücüsüsün yaptığı kendinden emin konuşması yüzünden en yakındaki yaratığı ele geçirdiğinden emindi. Ancak neden hala yaratıkla goblin arasındaki çarpışmanın sesleri gelmiyordu. Bu işte o kara elfin neden görünmezlik büyüsü yaptığını gösteriyordu. Goblinin o yaratık tarafından acı çektirilerek öldürülmesini izlemek için görünmez olup goblini görebileceği bir yere gidiyordu.
*Psikopat. Bütün kara elfler psikopat!*
Kara elf bu iğrenç zevkinden mahrum kalacaktı. O goblini canlı ele geçirecekti ve sonra ondan aklındaki soruların cevaplarını alacaktı. İşlere karışmayı sevmese de kendi burada asıl yapılması gereken buydu.
kara elf büysünü yapıpta bitirene kadar bekledi ve büyüsü bitipte görünmez olduğunda
"şeeey, bence o goblin canlı daha çok işe yarar."
Aslında çok iyi bildiği bir şey vardı ki, pek çok büyücü aklıyla değil duygularıyla hareket ederlerdi ve hatta cüce bir dostunun dediğine göre "İçlerindeki güçlerle büyü yapan o sihirbazlar duygularını bırak, kıçlarıyla düşünürler!" di.
Bu seferki hedefi Goblinle hiç ilgilenmeyen üçüncü yaratıktı. Ã?ünkü biliyordu ki, zaten konuştuğu yaratık şu anda gobline doğru ilerliyordu. Diğeri ise goblinin yakınında duruyor ve sadist kara elflerin sadist olmamasını umduğu ırkdaşı olan efendisini bekliyordu.
Hastlisch daha demin yaptığı gibi gözlerini bir kere daha kapattı ve zaten gecikmiş olan büyüsünün ilk adımı olan aradığı yaratığın zihin ve ruhunu dünyanın geri kalanından ayıklamaya başladı, taaki sadece o zihin çıplak bir biçimde karşısında kalıncaya kadar. Sonrasında ise o zihne selenecekti.
..................................
Yaptığım büyü: Charm monster.
Posted: Wed Feb 01, 2006 9:16 am
by Black_Rider
Selemor bakislarini kampa dogru cevirdi.Kampta hareket eden birsey goremiyordu.Kamp sanki olum sessizligine burunmustu.
Buyucu kendi kendine teoriler uydurmaya basladi.Bu bir tuzak,lanetolasi goblinler tarafindan oldurulecegim burda.Arazinin
bos olmasi huzursuzlugunu arttiriyordu.Saklanacak tek bir yer bile yoktu.Buyucunun kalp atislari hizlanmaya basladi.Eger gozculer onu gormese bile bu kalp atislarini duyabilirlerdi.Buyucu alnindan akan terleri sildi.Lanetolasi karanliga sovdu.Bir isik buyusu yapabilirdi gecenin karanligini delmek icin ama bu seferde orclar ve goblinler onun derisini yuzerlerdi.
Bir anda buyucun gozleri faltasi gibi acildi.Karsisinda abisi duruyordu."Korkuyormusun Selemor?" dedi Denikron alayca.Selemor buyuk bir soka ugradi.Bogazi dugumlendi konusamadi.Denikron konusmaya devam etti."Evet korkuyorsun.Her zaman korkmustun zaten.Benim giydigim cubbeden korktun.Ama kardesim ancak benim giydigim cubbe ile guce ulasabilirsin.Birak bunak babami onun pesinden gidecegine gucun pesinden git.Selemor gozunu kapatip actiginda abisini goremedi.Hayal gucum bugunlerde cok calisiyor diye ic gecirdi Selemor.Abisinin sozleri tekrar aklina geldi "Korkuyormusun Selemor"?.Sen karsima cikana dek korkmuyordum diye espri patlatti Selemor icinden ama pek gulemedi kendi yaptigi espriye cunku gercekten korkuyordu.
Selemor geriye dogru ormana bakti.Donme sansi hala vardi.Buyucu sonra bakislarini kasabaya dogru cevirdi.Yani yok olan kasabasina.Korkusu ofkeye donusmeye basladi.Korkak bir tavuk gibi kacmiyacakti.Kasabasini atese verenleri cehanneme gondermeden once burayi terkedemezdi.Selemor cuppesinin kapsonunu takti.Yavas adimlarla kasabaya dogru yurumeye devam etti.
Posted: Thu Feb 02, 2006 2:57 am
by Horcoel_Baator
Horcoel Harbormm ile Vladhek e bir bakış attı..Donuk soğuk ve aceleci olmalarını onlara hatırlatan bir bakış..
Kılıçlarını ufak bir çınlamayla çeken yarımelf arkadaşlarına birşey söyleme geregi bile duymadan hızla yukarı kata doğru tırmanmaya başladı..
''Merdivenlerde tuzak olma imkanı?'' dedi zihni..Gördügü o vahşetten ve diğer tuaf tuzaklardan sonra merdivenlerde neden olmasındı..Ama bu sefer yapması gerekeni yaptı ve zihnini umursamadı..Yukarı katta acı çeken her kimse üvey babası ''Kızıl Fırtına'' Thornanın adlandırdıgı yeni ismi ile Horcoel Baator acı çekenin acısını sonlandırmaya gidiyordu..Her paladinin yapmış ve yapıyor olması gerektiği gibi..
''Baba..Onları oraya yollama herbiri ölüme gidiyor..Her biri..''
Ah o zamanları hatırlarım..Ana tapınagın surlarının üzerinden Thornan Baator ile ölüme gönderilen paladinleri gün batımında izledigim zamanları..
Ne demişti o..Onuda hatırlıyormuyum?..
Tabiiki..
''Yanılıyorsun Horcoel..Onlar huzura ve cennete gidiyor..İyi bir amaç ugruna yaptıkları fedakarlık onları hep bize hatırlatıcak ve örnek kılıcaktır..Bu fedakarlıkları onlara Lord'un cennetinde en güzel yeri hazırlayacaktır...şimdi beni izle..Mabede gidelim ve bu yolculuga çıkan her şovalyenin ruhu için dua edelim..Dua edelimki yolculukları başarı ile sonuçlansın..Ve fedakarlıkları hiç unutulmasın..''
Ah o yaşlı adamı hiç unutamayacagım..Eminimki oda beni hiç unutmayacaktır..Saol Thornan Baator..Fedakarlıgın seni hep bana hatırlatıyor ve örnek kılıyor..Ve emin ol ruhun için dua etmedigim bir saniye bile yok..Seni asla unutmayacagım Thornan..Baba..
(Bu sırada Aura of good tan yukardakı kişinin aligmentini hissetmem lazım bunu dm imize bırakıyorum

)
Posted: Thu Feb 02, 2006 5:04 am
by Slach
Slach yorgunluğuna zorlukla direniyordu ama her ne yapmak isterse istesin vücudundaki kaslar ona itiraz edercesine hareket etmiyorlardı. Yapabildiği tek şey yerde yuvarlanmaktı. En son olarak yerden eliyle doğrulmaya çalıştı ama eli üzerine bastığı eli titreyerek onu yüz üstü bırakmıştı.
Tam vazgeçmişti ki arkasından yol arkadaşlarından Maximillanın sesini işitti. Maximallanın sesini duyduğunda yeniden gözlerini açtı. Hissettiği el ile de rahatlamıştı.
Slach konuşamayacak kadar yorgundu sadece ellini biraz olsun havaya kaldırarak iyi olduğunu göstermek istedi.
Slach kafasını kaldırarak Maximillan'a bakmak istedi. Kafasını kaldırıp baktığında evdeki ışığın görmedi. Sadece kapıda bir kadın vardı. Yaşlı kadının sesi o an ninni gibi gelmişti. O anlık anlayabildiği sadece "Cervantes ve evi terk etmekti."
Posted: Thu Feb 02, 2006 6:39 am
by Rhonin
Kapıyı kırdıktan sonra ikiye ayrılan kapıya baktı ve gülümsedi " İstediğimden biraz fazla oldu sanırım " dedi etrafı araştırarak gördüğü kadarıyla kapının arkasında kapıya yan duran bir merdiven vardı.Holde yer desenliydi işçilik güzeldi ve kırmızı bir halıyla kaplıydı üstü.
İleride ise köşede kırılmış,parçalanmış,tozlu bir vazo vardı tam arkadasına dönüp bir şey diyecekken yukarıdan gelen çığlık V'ladhek'i o anda dondurdu adeta kanı çekildi arkasına baktığında ise Horcoel'in yukarı doğru fırladığını gördü " Horco-" sözü yarım kaldı ve V'ladhek'de pek bir şey düşünmeye fırsat bulamadan kınındaki kılıcı çekti sapını sıkıca kavrayarak merdivenlerden yukarı ikişer üçer atlıyarak çıktı.
"Acaba" dedi içinden düşünerek "Bu şey kimdi bu.Bu çok garip bir çığlıktı..Boğuk içten gelen bir inilti..." nedensiz bir öfke içini kaplamıştı ve yukarı doğru hızlı adımlarla çıktı..
Posted: Thu Feb 02, 2006 4:41 pm
by Sylvos
"Birinin yardıma ihtiyacı var sanırım." dedi Harbormm merdivenlerin ötesinden gelmiş olan sese kulak vererek.
Bir tuzak bulunabileceğini düşünmüyordu"eğer bu gerçekleşseydi ufakta olsa bir belirti izlenirdi.
V'ladhek aniden merdivenlerden yukarı ikişer üçer tırmanmaya başladı. Harbormm eliyle 'Dur' dercesine bir işaret yapmıştı ki, onu görmesi imkansızdı. Çoktan onu geçip merdiveni sonlamıştı bile.
Harbormm derin bir iç çekerek ve birşeyler mırıldanarak tembellikle V'ladhek' in arkasından merdivenlerden yukarı doğru çıkmaya başladı...
Posted: Fri Feb 03, 2006 6:16 am
by Lord Necros
"Ah tatlım birkaç dakika ayakta durabilecek misin? Ah çok güzel."
Dioraveni başını sallayarak onaylarken Zehiran onun kolundan çıktı ve Cervantes"le Ilyamain"e baktı.
"Merhamet edin de şu adamlara yardım ediverin beni soru yağmuruna tutacağınıza. Garibanlar yerde kalmışlar."
Zehiran ikisine de kaşlarını çatarak baktıktan sonra arkasını döndü ve iki atlarının önünde boylu boyunca yatmakta olan Slach, Maximillian ve Denial"a yardıma gitti.
Cervantes, Dioraveni ve Ilyamain"in bakışları altında Zehiran, Denial"ın yanına eğildi. Ã?ocuğun anlına elini değdirdiğinde Denial gözlerini açtı. Bir an korku dolu gözlerle kadına baktıktan sonra bakışları yumuşadı.
"Bir ağrın, sızın var mı yavrum?"
Denial bitkince başını iki yana salladı. Zehiran gülümseyerek yanından kalkıp Maximillian"a doğru ilerlerken, Maximillian onunla konuşmaya başladı.
"Ben iyiyim madam. Siz Slach"la ilgilenin lütfen. Ormanda örümceklerin saldırısına uğradı ve zehirlendi. Bazı otlarla zehri yavaşlattım ama..."
Zehiran Slach"ın yanına eğildi ve ateşine baktı. Yüzünü ekşiterek Cervantes"e baktı. Slach ismi Cervantes"in kulağından kaçmamıştı. Zehiran ve Cervantes birkaç saniye göz göze kaldılar, ama kadın sanki Cervantes"i görmüyor gibiydi. Düşüncelere dalmıştı.
"Hemen geliyorum."
Zehiran koşarak evine geri girdi. Maximillian ise en sonunda Cervantes"i fark etmişti. Gözleri açıldı ve oturduğu yerden yavaşça kalktı.
"Lord Cervantes, efendim..." diye başladı ama sonra suçlulukla kızararak sustu. Sonuç olarak o da Cervantes"in emirlerine karşı gelip şehirde kalmıştı.
Slach"ın halsizliği git gide kötüleşiyordu. Sesler oldukça uzaktan gelmeye başlamıştı artık. Gözleri kararıyordu. Ateşi tekrar yükselmişti ve bedeninin bazı bölgelerinde ufak kasılmalar meydana geliyordu.
Zehiran elinde bir şişeyle paldır küldür evden çıktı ve Slach"ın yanına çömeldi. Elfin bilincini kaybediyor olduğunu fark edince öfkeyle homurdandı ve suratına okkalı bir tokat yapıştırdı. Tokadın etkisiyle Slach gözlerini açtı. Çok bulanık görüyordu ama en azından karşısında birisinin olduğunu anlayabilmişti. Zehiran, Slach"ın kasılmış ağzını zorla açtı ve şişenin içerisindeki sıvıyı ağzına boşalttı. Sıvının iğrenç, yakıcı ama bir o kadar da ferah bir tadı vardı. Geçmiş deneyimlerine dayanarak, Slach bunun bir panzehir olduğunu anladı.
Slach"ın kasılmaları hafifleyip ateşi düşmeye başlayan birkaç dakika boyunca Zehiran yanında kaldı; ama bakışları Cervantes"teydi. En sonunda kadın konuştu.
"Ben, Lord Cervantes, Zehiran Tuuker"im. Sizinkisi de dahil tüm tanrıların terk edip unuttuğu bu topraklara yaşam ve umut getirenim. Burada sağ kalmayı başaran bir avuç insanın bekçisiyim." Bir anlık duraksamadan sonra ekledi. "Ayrıca o sarsıntı da deprem değildi. Kimse hissetmedi bile."