Page 25 of 39
Posted: Tue Jul 29, 2008 7:43 am
by Lydronk
Kerrae, kuru kuru öksürdü. Havanın rengindeki değişim, ona uyuyarak geçirdği zamanı belirtiyordu. Uykuya dalmadan önce hava karanlıktı, şimdi ise kapkaranlıktı.
Etrafına baktığında ilk kimseyi görememenin şokunu yaşadı. Sonra gördüğü iki siluet onu rahatlattı. Birinin Başbüyücü Safiel olduğunu düşünüyordu, yapısı aynı onunkiydi.
"Özür dilerim, başbüyücü... biraz su alabilir miyim?" dedi. Sonra istemsizce öksürdü. Bunu yaptığı için kendine kızmıştı, sanki adamdan istediği şeyin altını çiziyordu!
Posted: Tue Jul 29, 2008 7:47 am
by catboy
Serferal sonunda ayılmış olan şövalyeye baktı. Kucağında uyuyakalan küçük kızı yavaşça yumuşak toğrağa yerleştirdi. Safiel matarasını küçük kız içsin diye ona vermişti. Hala içinde biraz da olsa vardı. şövalyenin suszuluğunu gidebilecek kadar vardı en azından. Serferal istemsiz olarak asasını aradı, ama tabi ki 60 yıldır asasız dolaştığını sonradan anımsadı.
şövalyeye yaklaşırken sönmeye yüz tutmuş ateş de yaşlı adamın yüzünü açığa çıkardı: "Buyrun Olevia'nın sevgili şövalyesi. İyi uyudun bakıyorum da. Su sudan için bir, isterseniz biraz daha dinlenirsiniz." dedi matarayı uzatırken.
Posted: Tue Jul 29, 2008 7:53 am
by Lydronk
Kerrae, adamın yüzünü görünce öyle kalakalmıştı. Bu efsanevi büyücü Serferal'dı. Rüyasında onu gördüğünü sanmıştı ama, bu sadece rüyaydı... O öyle sanıyordu yani!
Sesini çıkarabildiği kadar güçlü çıkararak konuştu: "Efsanevi büyücü Serferal! Çok özür dilerim efendim, size uygun saygıyı gösterecek durumda değilim! Gerçekten affedin! Su için çok teşekkür ederim!"
Saygıyla anılan bir adamı görmek başkaydı, o adamın oğlunu görmek ayrıydı! Kerrae hareketlerine bu yüzden özen gösterdi. Yavaşça matarayı aldı ve birkaç yudum içti. "Çok teşekkürler efendim..."
Posted: Tue Jul 29, 2008 8:42 am
by CLiCKs
İyi bir darbe yemişti ki uzun süredir baygın. Ya da öyle düşünüyordu. Kafasının içi sızlıyor, boynunu zor oynatıyordu. Uzun süre aynı durumda kalmaktan boynu tutulmuştu. Etrafına baktı. O haliyle 2 figür gördü. Biri büyücü Safir diğeri de Adrian'dı. En son bir mağarada olduğunu farketmişti.Sessizce duruyordu. Aslında içinden pek çok şey de söylüyordu.
Sonra eşyalarını kontrol etmek geldi aklına. Hiç bir eşyası yanında değildi. Bir an başından aşağıya soğuk su dökülmüş gibi oldu. Kristal bıçağını almışlardı.
Annesininin ona yolladığı bıçağa çok önem veriyordu. Kaybolmasına yada alıkonulmasına göz yumamazdı. Buradan kurtulmak zorundaydı. Ã?nce bağırmayı denedi.
"Hey! Orda biri var mı? Konuşmam lazım.". Hiç bir cevap gelmedi. Ya onları duyabilecekleri bir yerde değillerdi. Ya da onlarla konuşmama emrini almışlardı. İkincisi ona daha mantıklı geliyordu. En azından tekrar denedi.
"Susadım. Ve açım. Burada bir şey yemezsem sizin esiriniz olarak kalamam! Esiriniz olabilmem için yaşamam gerek!". Yine bir ses duyamadı. Sonra başını dizlerinin arasına koyarak ağrısının geçmesini bekledi.
Posted: Tue Jul 29, 2008 2:45 pm
by Bogus
"Yerde ne takım izler görüyorsun? Hani nerede?" Kiba eğilmiş basbayağı toprağa bakıyordu. İz falan yoktu.
"Ben de gordum Daylight!"
Kiba eğildiği yerden yukarıya, barbarın yüzüne baktı. "Hani? Nerede?"
Barbar çocuğun yanına eğildi ve Thereon'un bağlandığı yerin tam karşısına denk gelen yerde ezilmiş toprağı gösterdi.
"Bunu biz de çıkarmış olabiliriz."
"Bigzim çıkardıklarımız da varg. Bak bu senin, bu da benim izlegrim. Bu da Day.. sen onungilere basmışsın, ya da o seningilere...."
"Muhtemelen o basmıştır."
Kiba izlerin başından kalkıp adamın yanına gitti. Yerde izleri artık o da fark etmişti, denizde tamamen yabancısı olduğu bu iz kavramını öğrenmek istiyordu ama şimdi bunun yeri ve sırası değildi.
Thereon hala kendinde değildi. Kiba adamı ayıltmak için göğsünden bir kaç kere sarstı ama böceklerine de bir şey yapmak istemiyordu. Adamın yüzüne ve vücuduna baktıkça içi kararmıştı. Onu bu hale getiren şeyin iz bırakarak da olsa etrafta dolaşması canını sıkıyordu.
"Onu kampa taşımamız gerekiyor Daylight. Burada bırakamayız. Ayılacağı yok bunun. Hem eğer dediğin gibi aklında şüpheler varsa kampta yaşlı bir adam, küçük bir kız ve yarı canlı bir şövalye bıraktık!"
"Ahh kutsal rom fıçısı adına! Kerrae ve diğerleri tamamen aklımdan çıkmıştı!" Kiba elini alnına vurup bir an için ne yapacağını bilemeden etrafına bakındı. Thereon eşşek ölüsü gibi yerde yatıyordu. Wanga güçlü kuvvetliydi ama sonuçta daha o da bir çocuktu. Daylight ise pek bir çıtı pıtıydı. "Benden zaten iş çıkmaz..." diye mırıldandı ve sonra kızlara bakıp konuştu.
"Bu adamı nasıl taşıyacağız? Neden ayılmıyor ki? Haydi yardım edin... Belki düştüğümüz sefaleti görünce yolda kendiiğinden uyanır."
Wanga adamı kollarından tutup beline kadar kaldırdı.
"Üçümüz zürükleyelim? Tajımaktan iyidir."
"Fena fikir değil... Tamam öyle yapalım o zaman. Ayıldığında özür dileriz." Kiba da adamın diğer koluna asıldı ve koca bedeni sürüklemeye başladılar.
"Aferin Wanga, gördün mü? Daylight'a gerek kalmadı bile..."
Posted: Tue Jul 29, 2008 10:11 pm
by Alenthas
Thereon gözlerini açtığında kendisini farklı bir yerde bulduğuna sevinmişti. Bir ateşin yanına bırakılmış ve üzerine de sıcak bir battaniye serilmiş olmasın rağmen yine de biraz üşüyordu. Sususluğu giderilmişti ama karnı o kadar yüksek sesle guruldamıştı ki bir ejderha yuttuğuna yemin edebilirdi. Açlığını umursamayıp yorgunluktan kafasını tekrar yere koydu ve dinlenmeye devam etti. Fakat bir süre sonra daha fazla dinlenmesine ihtiyaç olmadığını anlayarak ayağa kalktı ve yiyecek bir şeyler aramaya başladı.
Posted: Tue Jul 29, 2008 11:42 pm
by Illyra
Adamın kendisine geldiğini görünce, onun ayağa kalktığını gördü ve eli ile omzundan hafifçe bastırarak yerine geri oturttu. Ateşin yanında duran zavallı geyiğinin son parçasını adamın eline tutuşturdu. Eğilerek ona fısıldadı.
"Burada kal ve dinlen. Kimsenin sana dokunmamasını sağlayacağım."
Sonra elf kralının yanına doğru yürüdü.
"Sorumsuzluk yapıp sadece konuşması için işkence çektiğiniz adam ölmek üzereydi! Ben efleri daha duyarlı ve sorumululk sahibi zannederdim. Neyse ki şimdi konumuz bu değil. Bu ormanda tuhaf bir şeyler var gidenler henüz geri dönmüş değil, ben onları aramaya gidiyorum. Kabul edersiniz ki şu anda ormanın içinden rahatlıkla yolculuk edebilrim. Lütfen sizde bir araya toplanın. Birbirinizden ayrılmayın. Bu ormanda hoş olamayan bir şeyler var. Dikkatli olun. Ne olursa olsun yerinizden de ayrılmayın. Ateşi de fazla canlandırmayın. Dikkat çekecektir."
Sonra Kiba'ya ve kıza döndü.
"Özgünüm ama güvenliğiniz için sizin burada kalmanızı istiyorum. Bu günlük yeterince heyecan yaşadınız. Ayrıca diğerlerini gözleyin. Sizin gözleriniz onlardan daha iyi görüyor. Size güveniyorum. Kamptan uzaklaşmayın ama gözleriniz hep üstlerinde olsun."
Sonra yayını eline alarak izleri ilk gördüğü yere doğru hafif ve hızlı adımlarla ilerledi. İzleri takpi etmeye başladı. Bu sırada Bargier uyanmıştı ve aralarında geçen kısa bir düşünce paylaşımının ardından kuzgun kıza gözcülük yapmak için siyah gökyüzüne yükselmişti.
Daylight bir süre sonra tüm medeniyetten uzaklaşmıştı. Artık izlerle beraber ormanın en sessiz yerindeydi. Ama hayır tamamen sessiz değildi... Ağaçlar... Sanki bir şey anlatmak istiyordu...Bir anda neler olup bittiğini hissedebilmişti... Sevgiyle ağaca yaklaştı ve çıplak ellerini kabuklarına yasladı, ve sonra kulağını. Tüm zihnini ağaçla konuşabilmek için hazırlıyordu. Sonunda ağacın anlayacağı şekilde sordu.
"Neden acı çekiyorsunuz?"
"Ã?ünkü yolundan sapmış kadim düşmanlar aramızda..."
"Peki size yardım edebilirmyim, kim bu düşmanlar?"
"İstersen edebilirsin. Bu düşmanlar kötüler. Bir büyücüyü götürdüler."
Daygliht'in gözleri kocaman açıldı.
"Büyücü benim dostumdur. Onları nerede bulabilirim? Lütfen bana yardım edin, ben de sizin hakkınız olan topraklarınızdan düşmanlarınızı kovayım."
"Cesur küçük insan. Bilmelisin ki bizi memnun ettin. İzleri takip et. Seni
düşmanın inine götürecek."
Kız sevgiyle ağacın kabuklarını okşadı ve ağaç neredeyse minettar bir şekilde
yapraklarını hışırdattı.
"Ã?yleyse git. Bilgelik seninle olsun kibar insan."
Daylight ağacın yanından ayrdıldığında artık daha dikkatliydi. Ayakları neredeyse hiç yere basmıyor, artık onun yandaşları olduğunu öğrenen ağaçların arasından bir gölge gizi süzülüyor ve hemen üstünde uçan Bargier ile izlerin sonunu bulmak için korkmadan ilerliyordu...
Posted: Wed Jul 30, 2008 12:00 am
by Edmond
Huor Daylight'ı sırıtarak dinliyordu.Aslında ona kaç yaşında olduğunu sormak ve güzel bir cevap yapıştırmak isterdi ama, sonra vazgeçti bundan.
"Ateşi çok yakma!"
Huor gülmemek için kendisini zor tutuyordu.Kendisine ders veren şu kolcuya bak!
Ardından da kendisini kötülemişti.Kız hiç susmamıştı, kızdı işte.Bir ara sussa ona bir ders verirdi Huor.Hele hele Elf'lere laf sokması, Huor'u çileden çıkarmıştı.
Sonra kız gitti.Ama Huor fazla umursamıyordu artık hiçbir şeyi.Aklına eski günleri geliyor, artık hiçbir işe yaramadığını düşünüyor, kendisinin yerine gelmek isteyen Edmond'u getirmediği için de pişman oluyordu.
Fakat Edmond ne yapabilirdi!Tecrübesiz bir prensti o sadece!
Fakat Huor bir şey miydi?Hiçbir işe yaramayan "sadece tecrübeli!" bir kraldı.Fakat geri dönünce artık kral olmayacaktı.Ã?ünkü artık kendisinden utanıyordu.
O sırada etrafına baktı, Thereon'a baktı.
"Aç mısın, evlat?"
Sonra elini çantasına attı.Ã?antadan deri bir çanta daha çıkardı.
"Bozuk değil, al, hepsini yiyebilirsin!"
Ã?antada et vardı, ayrıca çantaya bir matara da bağlıydı.
Sonra Kiba'ya baktı ve Wanga'ya.Onlar da ilginçlerdi.Kiba baştan aşağı değişmişti sanki.Artık küfretmiyor, argo bile konuşmuyordu.Değişmişti herhâlde.
"Ee, Thereon, nasılsın?"
Posted: Wed Jul 30, 2008 12:35 am
by Lydronk
Kerrae, biraz etrafı dinledi, büyücü hala başında duruyordu. Kral Huor'un ve Daylight'ın tek yönlü tartışmasını duydu. Kralın asilliğinden şüphe duyuyordu Kerrae artık... Bir kral şikayetlere böyle tamamen cevapsız mı kalacaktı! Yine sadece sessiz kalsa iyiydi de, kıza bir ukala ukala ateşi çok yakmamasını söylemişti.
Büycüye sordu: "Kitaplarda okuduklarım ve burada şahit oldukların çok farklı efendim... Kral Huor'un güçlü olduğunu okumuştum. hem fiziksel olarak, hem de ruh olarak. Kitaplarda lider ruhlu biri olarak anlatılıyordu, etrafıyla ilgiliydi... Anlayacağınız şuankinden oldukça farklı..."
Posted: Wed Jul 30, 2008 12:47 am
by Alenthas
Thereon kendisine et veren kadına mecburen teşekkür ettikten sonra mis gibi kokan ete yumuldu. Burada tanrısının ona yardım edemeyeceğini anlamıştı. Gruptakilere kötü davrandı ve cezalandırıldı. Kimse ona yardıma gelmemişti. Ama bu kadının kendisini koruduğunu görünce bunu kendi yararına kullanabileceğini düşünüp ileride yakın arkadaşlık kurmayı kafasına not etti. Kadın giderken arkasından koştu. Omzuna dokunup kadının ona bakmasını sağladıktan sonra gülümseyerek fırlatmalık bıçaklarından birini ona verdi. "Biliyorum yayın var zaten ama eğer hazırlıksız yakalanırsan fırlatması daha kolay olur."
Sonra ateşin başına dönüp etini yemeye devam etti. Bu arada da ısınmak için ateşe iyice yaklaşmış, ellerini ovuşturmaya başlamıştı.
Eti bitmişti, doyduğunu hissetmiyordu ama yapacak bir şey yok artık. Mecbur sabah kahvaltısına kadar bekleyecekti, o zamanda meyveden başka bir şey yiyeceklerini sanmıyordu. Yine aç kalacaktı anlaşılan. O sırada Huor yanına yaklaştı. Ã?antasından küçük deri bir çanta çıkarmış, içerisinde yiyecek varmış gibi konuşuyordu. Normalde olsa 'sadaka mı veriyorsun!' diyerek terslerdi ama böyle davranmasının sonucu o ağaca bağlanmıştı zaten.
Kafasını sallayarak teşekkür ettikten sonra çantayı açtı ve etleri yemeye başladı. O sırada kralın kendisine doğrulttuyu soruya "İyiyim," diyerek geçiştirdi. Ã?antanın içinde doyması için gerekenden fazlası vardı ama aç gözlülük yaparak enfes etten şişene kadar yedi. Yine de hepsini bitirememişti. Ã?antayı geri uzatırken "Tekrar teşekkür ederim," dedi.
Posted: Wed Jul 30, 2008 12:55 am
by catboy
Serferal, Huor ve Thereon'a baktı göz ucuyla. Sonra kenarda diğerlerini gözleyen Teemiere'ye baktı. Ardından Kerrae'ya dönüp: "Grupta ayrılıklar olacak gibi gözüküyor. İyi bir lider olsaydı böyle olmazdı. Herkesin arkasından pisliği temizleyen, gerektiği zaman kendisi feda edebilecek güçlü bir lider." diye açıkladı.
"Huor'u pek tanımışlığım yok, ama ben de onun maceralarının çoğunu biliyorum. Polantes'te goblinler her şeyi araalrında abartarak anlatırlardı. Orman elfi kralı Huor'un eski yerleşim yerleri Hostan'dali Esten'in kara büyüsü ölüm kapısını kapatıp orayı tekrar eskisi haline soktuğu goblinler arasında bile şaşaalı bir şekilde anlatılırdı. Ama demek ki yaşlılık bu elfi çok önceden bulmuş olmalı. Bizim liderimiz olamayacak kadar yaşlı olduğunu sanıyor. Bu durumda artık genç ve aklı başında birinin lider olması lazım." diye fikrini açıkladı Serferal.
"Bana sorsalar şu ranger kızımız daylight oldukça lider olmaya aday gibi duruyor. Bne oyumu ona verirdim. Senin fikrin nedir yüce Olevia şövalyesi?" diye sordu sonra.
Posted: Wed Jul 30, 2008 1:07 am
by Lydronk
Kerrae başanı evet anlamında salladı: "Doğanın koruyucuları hep iyi liderler olmuştur. Duyduklarıma göre Kral da öyleymiş vaktinde. Gerçi Daylight, kendine Adrian diyen o adamla beraberken verdiği kararlar ne kadar mantıklı olur bilemiyorum... Ama bence iyi bir lider olur. Hem liderliğe meyilli gibi. Bana kalsa, sayın Tokugawa da iyi bir lider olur." bunu derken gülümsemişti.
Bir an uzaklara daldı: "şu Rappel'in nerede olduğunu biliyor musunuz? Hani sapsarı saçları olan, her şeyden alayan adam?"
Posted: Wed Jul 30, 2008 1:24 am
by catboy
"Rappel? Onu hiç görmedim. Ama Safiel hepimizi buraya ışınladıktan sonra Rappel adında birindne bahsetmişti. Onu da ışınlamayı unuttuğundan. Galiba o kurtulamadı, korsanlar onu öldürmüş olmalı." dedi Serferal.
"Arkadaşın mıydı Rappel?" diye sordu ardından.
Posted: Wed Jul 30, 2008 1:32 am
by Edmond
Huor tok olduğu hâlde yemek yiyen Thereon'a baktı.
"Geçmişini ne kadar hatırlıyorsun, neler biliyorsun, Thereon?"
Posted: Wed Jul 30, 2008 1:33 am
by Lydronk
Kerrae hızla yatmaktan oturur poziyona geçirdi kendini. Acıyı umursamıyordu bile... "Cesedini bile mi..." diye başladı lafını ama bitiremedi. Sesi çok zayıf çıkmıştı. Adama zayıflığını belli etmek istemiyordu: "... Bulamadınız? Her neyse, cesedi elimizde olsun ya da olmasın, arkasından küçük bir tören düzenlemek zorundayız. Savaşta canını kaybedenler için bu yapılmalıdır. Çok büyük bir tören değil, yerimizi belli etmeyecek kadar..."
"Çok soru sorduğum için affedin ama, diğerleri nerede? Gideli uzun zaman oluyor sanırım ve henüz dönmediler. Ya Daylight da dönmezse?" dedi hemen, konuyu değiştirmek için.