Barış istiyorsanız, savaşa hazırlanın.
Khedan bu sözcükleri nereden duyduğunu hatırlamıyordu, ama bir anda bu sözcükleri ne kadar doğru olduğunu kavrayıvermişti. Kurtarmaya ve umut dolu yeni bir başlangıca götürmeye çalıştığı insanlar, buraya geldiklerinden beri o barış için durmadan savaşmak zorunda kalmışlardı. Henüz pek ölen olmamıştı ama… Khedan’ın aklı bir anda geçit kapanırken geride bıraktığı kişilere ve peşlerinden gelen çırağına gitti. Onlar…onlar için yapabileceği hiçbir şey yoktu.
“Tanrılar yardımcıları olsun.” diye düşündü. Zihni olduğu yere dönünce de aynı tanrıların yardımına kendilerinin de muhtaç olduğunu hatırladı.
“Ne kadar ironik. Hayatım boyunca tanrıları inkâr ederken, şimdi onlara muhtacım.” Khedan kaşlarını çattı ve öfke dolu gözlerle daoyu süzdü. İhanete uğramıştı, hem daolar tarafından, hem de son çırağı tarafından. Ã?ırağının ihanetinin nedenini çözmeye çalışıyordu ama bulamıyordu. Cristobal her zaman aşırı hırslı birisiydi, ama kesinlikle bunu yapacak kadar ileri gitmezdi. Daoların kendisini de öldürebileceklerini akıl edememiş miydi?
Cristobal hançerini Khedan’ın sırtına dayamış vaziyette dururken alnından boncuk boncuk terler akıyor, sakin olmadığını belli eden bakışlarıyla bir cüceleri, bir daoyu, bir de grubu süzüyordu. Derin derin nefes alıyordu ve elleri de titriyordu. Hançeri biraz daha ittirerek Khedan’ı dürttü ve yaşlı büyücü de bunun sonucu olarak biraz öne eğildi. İşte tam o anda, Cristobal o sözleri duydu.
Susy wrote:Beni mazur görün. Fakat hainleri hiç sevmem.
Ve aynı anda iki farklı ses-biri genç bir kadının yaşam dolu ve sabırsız sesi, diğeri ise genç bir erkeğin soğuk ve vicdansız sesi-iki ayrı büyünün sözlerini seslendirmeye başladılar. Cristobal’ın gözleri faltaşı gibi açıldı çünkü ikisinin ne hangi büyüleri yaptıklarını biliyordu. Dahası, o büyüyü kime yaptıklarını da biliyordu. İkisinin de gözleri, gözlerine dikilmişti.
Susy’nin elinden havayı yararak giden, küreye benzeyen şeffaf bir dalgalanma hızla fırladı. Aynı anda Xardas’ın da parmağından bir ıslık sesiyle mavi-beyaz bir ışık yayıldı ve doğruca Cristobal’a doğru ilerledi.
Küre bir uğultuyla, ışın da buzun çatırdayan sesleriyle kendisine doğru yaklaşırken Cristobal dehşetli gözlerle ikisini izledi ve…
Khedan’ın boğazına arkadan sarılıp onu aniden kendi önüne çekti.
Susy’nin ses küresi ve Xardas’ın buz ışını Khedan’ın bedenine çarpanken yaşlı büyücü acıyla haykırdı.
Mağarada bir an şok edici bir sessizlik oldu. Az önce Edmond’a hiçbir şey yapmadan beklemesini söyleyen Amora, dehşet içinde Khedan’a bakıyordu.
Aynı bakışlara Lienas da sahipti. Olabildiğince kansız bir şekilde olayların bitişini arzularken Susy ve Xardas’ın ani saldırıları yüzünden şu anda Khedan hedef olmuştu ve hatta belki de ölmüştü.
Logan ve Argay da dövüşe hazırlanıyorlardı, ama Khedan’ın bir anda bu hale gelebileceğini hiç düşünmemişlerdi. Elleri kılıçlarını sımsıkı kavramıştı ama bunun farkında bile değillerdir.
Alegria, Saelnir, Kathranis… Hatta cücelerin ve daonun bakışları bile bir anda Khedan’a yönelmişti. Gergin sessizliğe tek bir düşünce hakimdi: Khedan Boderium ölmüş müydü?
Sessizlik, bir iniltiyle bozuldu. Khedan’ın inlediğini duyan ve tir tir titremekte olan Cristobal, iniltiyi duyunca rahat bir nefes aldı. Ustası ölmemişti. Hâlâ yaşıyordu. Bir dakika, ustası mı? Ona hâlâ usta mı diyordu?
Khedan’ın iniltisiyle çemberdeki herkes rahat bir nefes alırken, dao da memnun gözüktü, ama cüceler oldukça hayalkırıklığına uğramışlardı.
Dao başını iki yana sallayarak yüksek sesle cıkladı. Yüzünde son derece alaycı bir gülüşle
“Bu ahval hiç de aklıselim değil.” dedi ve koca kılıcını kaldırıp çemberi işaret etti.
Aniden mağarada yankılanan vızıldamalar, çemberdekilere cücelerin arbaletlerinin oklarını saldığını belirtti. Ã?atışma başlamıştı bile.
Bir ok Argay’ın kalbinin birkaç santim soluna saplandı ama bereket versin ki zırh yüzünden sadece yüzeyde kalarak derin olmayan bir yara açtı. (3 damage)
Bir başka ok yayını gevşetmiş olan Lineas’ın sol omzuna saplandı. Lineas acı içinde bağırırken yayını elinden düşürdü. (7 damage)
Aniden çıkagelen bir başka ok da Xardas’ın midesine saplandı. Büyücü dizleri üzerine çökerken karnında sanki alevler yanıyor, iç organlarını kavuruyor gibiydi. Midesindeki acı beynine kızgın bıçaklar gibi vuruyordu. (9 damage)
İlk ok dalgası bittiğinde çemberdeki kişilerin bir kısmı isabet almış bir şekilde yatıyordu. Saelnir bacağındaki bir oka asılarak çıkartıyor, Kathranis kolundaki sıyırığa tampon yapıyordu.
Ve sonra mağarayı savaş naraları kapladı. Arbaletleri taşıyan cücelerin arkalarından otuz kadar cüce piyade fırladı ve kayalardan atlayarak çembere doğru hücuma geçtiler.
Bayılmamalıydı.
Bayılmamalı ve onları kurtarmalıydı.
Khedan son bir gayretle elini kaldırarak cücelere yöneltti ve dudaklarını zorlukla kıpırdatarak büyülü sözleri söylemeye başladı.
“Alsi kurannan ia zul-”
Khedan’ın sözü, tam ensesinde hissettiği ani bir acıyla kesildi. Gerisi yaşlı büyücü için karanlıktı.
Cristobal elindeki hançeriyle Khedan’ın arkasında duruyordu. Yaşlı büyücü aldığı hasarın ardından üstüne yığılmıştı ve çırak da onu tutmaya çalışıyordu. Dudakları
“Özgünüm.” dercesine kıpırdadı ve Khedan’ı yere yıkan yarayı inceledi.
Yaşlı büyücünün cüppesinin göğsü, sonik patlama nedeniyle paramparça olmuştu. Aynı patlama yüzünden Khedan’ın teninde derin yarıklar vardı. Buradan akması gereken kan ise, buz ışını yüzünden donmuş bir halde bedene tutunmuştu.
Cristobal başını salladı. Böyle bitmesi gerçekten üzücüydü.
Daonun merhametsiz kahkahaları mağaradaki tüm sesleri bastırarak yankılanırken, cüceler de artık çembere iyice yaklaşmışlardı. Ã?emberdekiler, gerideki cücelerin arbaletlerini tekrar doldurmakla uğraştıklarını görebiliyorlardı.