Ölüm Labirenti
"Bunları şimdi söyleyemem, dostum. Sana bile... Ama herşeyi yakında daha iyi anlayacaksın. Yarın toplantıda her şeyi anlatıcağım." dedi Elessar.
O sırada Safiel yüzünü yıkamaya göle gitti. Aptal gibi davranmıştı. Eski dostlarını görğnce çocuklaşmıştı sanki. Huor'u yine bir lider, Lydronk'u da babacan tavırlarıyla tüm sırlarını paylaşabileceği bir dostu olarak görüyordu hala. Ama yıllar geçmişti. Artık kimseye güvenmemeyi öğrenemsi gerekiyordu.
O sırada Safiel yüzünü yıkamaya göle gitti. Aptal gibi davranmıştı. Eski dostlarını görğnce çocuklaşmıştı sanki. Huor'u yine bir lider, Lydronk'u da babacan tavırlarıyla tüm sırlarını paylaşabileceği bir dostu olarak görüyordu hala. Ama yıllar geçmişti. Artık kimseye güvenmemeyi öğrenemsi gerekiyordu.
Dalgınlığı geçmişti. Ama şimdi nefretle dolmuştu. Orman elfi kralının ve Druidlerin liderinin yanında sorun çıkartmak istemiyordu. Ama kimse annesini paylaşamazdı. Kimse. Kimse onun adını böyle saçma kavgalar için anamazdı. Kendini zor tutuyordu. Sakinleşmeye çalıştı. Tamamen sakinleşmese de çömeldiği yerden kalktı ve çadıra yöneldi.
Kiba elf kralının elini omzunda hissettiği sürece kendisini fırtınada yan yatmış bir kalyonun ana direği gibi gergin ve kırılgan hissetti. Elf özellikle gemilerden söz ederken bütün dikkatini ona vermiş, söylediği her şeyi anlamaya çalışmıştı. Elfin neden söz ettiğini biliyordu. Bir tek düğmeyle açılıp kapanan yelkenleri o da duymuştu ama fırtınalı havalarda o kadar da güvenilir olmadıkları söyleniyordu ve yelken açıp kapamanın asıl önem kazandığı zamanlar da denizin çalkalandığı korkutucu zamanlardı.
Elessar tartışmayı sonlandırıp herkesi akşam yemeğine kadar kibarca çadırın dışına davet ettiğinde Kiba'da derin bir oh çekip kendisini zaptetmiş elden kurtardı. Herkes gibi dışarıya çıktı ve diğer bütün önemli insanlardan uzakta bir yerde bir ağacın altına oturdu.
Elini ister istemez cebine, babasının ona verdiği yüzüğe atmıştı. Onu çıkartıp takmaya utanıyordu. Kesinlikle babasının ona bahsettiği gibi önemli bir asilzade değildi. Tamam güzel bir kılıcı ve armalı bir yüzüğü vardı ama burada da gördüğü gibi bunlar hiç bir anlam ifade etmiyordu. Ne o sarışın adam gibi, ne zıp zıp zıplayan gnome ne de ikna edici ses tonuyla konuşan Elessar gibi etkileyici birisiydi. Hele hele diğerlerinin Safir diye çağırdığı adamın gizemine asla sahip olamazdı.
Kiba basit bir insan olarak yetiştirilmişti ve en başarılı olduğu konu da işleri basitçe çözmekti. Babası ondan burada soyadlarına yakışır bir şekilde ailesini temsil etmesini istemişti ama Kiba on dört yıldır yaşadığı insanı varlığından sadece iki haftadır haberdar olduğu, hiç bir fikrinin olmadığı bir rolle değiştirebilir miydi? Bunu istese bile yapamazdı ve yapamamıştı işte.
Eli kılıcının kabzasında ağacın dibinde oturup düşünmeye devam etti. Eğer bu insanlarla burada olmaya devam edecekse en azından kendisine karşı dürüst olması gerekiyordu.
Bir yandan da çocuk aklı ona akşam yemeğini beklemesini, belki de tüm ömründe bir daha asla eşine benzerine rastlayamayacağı bir yemek yiyeceğini, eğer şimdi giderse bu bedava fırsatı sancak tarafındaki pruvadan üçüncü top gibi geri tepeceğini söylüyordu.
Kiba bir yandan sofranın içeriğini düşlerken bir yandan da eğer ona bir şey sorarlarsa ne diyeceğini düşündü. Aslında ona kimse bir şey sormasa veya söylemese en iyisi olacaktı. Bu kalabalık daha onu söverken duymamıştı ve bunun böyle kalmasını istiyordu.
Elessar tartışmayı sonlandırıp herkesi akşam yemeğine kadar kibarca çadırın dışına davet ettiğinde Kiba'da derin bir oh çekip kendisini zaptetmiş elden kurtardı. Herkes gibi dışarıya çıktı ve diğer bütün önemli insanlardan uzakta bir yerde bir ağacın altına oturdu.
Elini ister istemez cebine, babasının ona verdiği yüzüğe atmıştı. Onu çıkartıp takmaya utanıyordu. Kesinlikle babasının ona bahsettiği gibi önemli bir asilzade değildi. Tamam güzel bir kılıcı ve armalı bir yüzüğü vardı ama burada da gördüğü gibi bunlar hiç bir anlam ifade etmiyordu. Ne o sarışın adam gibi, ne zıp zıp zıplayan gnome ne de ikna edici ses tonuyla konuşan Elessar gibi etkileyici birisiydi. Hele hele diğerlerinin Safir diye çağırdığı adamın gizemine asla sahip olamazdı.
Kiba basit bir insan olarak yetiştirilmişti ve en başarılı olduğu konu da işleri basitçe çözmekti. Babası ondan burada soyadlarına yakışır bir şekilde ailesini temsil etmesini istemişti ama Kiba on dört yıldır yaşadığı insanı varlığından sadece iki haftadır haberdar olduğu, hiç bir fikrinin olmadığı bir rolle değiştirebilir miydi? Bunu istese bile yapamazdı ve yapamamıştı işte.
Eli kılıcının kabzasında ağacın dibinde oturup düşünmeye devam etti. Eğer bu insanlarla burada olmaya devam edecekse en azından kendisine karşı dürüst olması gerekiyordu.
Bir yandan da çocuk aklı ona akşam yemeğini beklemesini, belki de tüm ömründe bir daha asla eşine benzerine rastlayamayacağı bir yemek yiyeceğini, eğer şimdi giderse bu bedava fırsatı sancak tarafındaki pruvadan üçüncü top gibi geri tepeceğini söylüyordu.
Kiba bir yandan sofranın içeriğini düşlerken bir yandan da eğer ona bir şey sorarlarsa ne diyeceğini düşündü. Aslında ona kimse bir şey sormasa veya söylemese en iyisi olacaktı. Bu kalabalık daha onu söverken duymamıştı ve bunun böyle kalmasını istiyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Kerrae usulca çocuğun başında dikildi. Tavrını birazcık daha kibalştıracaktı artık: "Seni druid liderinin önünde duydum, Kiba Tokugawa... Soyadın gerçekten güzel bir rastlantı. Bence onu iyi taşımalısın. Bilmiyorsan diye: Tokugawa Rhuan'da bir soylu ailesidir. Sende de Rhuan'lılara benzer bir duruş var ama emin olamadım... Sen tam olarak nerelisin?"
Huor gülümseyerek başını öne eğdi:
*Madem öyle, gel eski dostlarımızla genel bir tanışma yapalım.*
Dışarı çıktı biraz da sekerek.Bir insana göre sadece 28 yaşında sayılırdı, ama dört yüzlü yaşlardaydı.Bir Orman Elf'iydi.
Bağırarak:
*Lütfen bütün dostlarım, buraya gelin.Sanırım gerçekten bir tanışma sorunumuz var, isterim ki, herkes birbirini daha iyi tanısın.Lütfen dağılmayın, ve birbirinizle tanışın!*
Bunları söylerken salyalı adamın yanına gitmişti.
*Merhaba dostum!*
*Madem öyle, gel eski dostlarımızla genel bir tanışma yapalım.*
Dışarı çıktı biraz da sekerek.Bir insana göre sadece 28 yaşında sayılırdı, ama dört yüzlü yaşlardaydı.Bir Orman Elf'iydi.
Bağırarak:
*Lütfen bütün dostlarım, buraya gelin.Sanırım gerçekten bir tanışma sorunumuz var, isterim ki, herkes birbirini daha iyi tanısın.Lütfen dağılmayın, ve birbirinizle tanışın!*
Bunları söylerken salyalı adamın yanına gitmişti.
*Merhaba dostum!*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
" Çok bariz büyüyü kanımda hissederim. "
Köstebek insana dönüşmüş yanında yürüyordu.
" Bu çok muhteşem bir yetenek demek bu sayede kim olduğumu anladınız. Kimin adına geldiğinzi söylemiştiniz? "
Teemieri: " Ziher adına burdayım. "
Kızıl elf etrafına bakındı. İlerde çadırların tepesi görünmüştü. Druid'in hızla ilerleyip, ziher adına geldiğini yetkili kişilere söylediğini gördü.
O an, çadıra adımını attı.
Köstebek insana dönüşmüş yanında yürüyordu.
" Bu çok muhteşem bir yetenek demek bu sayede kim olduğumu anladınız. Kimin adına geldiğinzi söylemiştiniz? "
Teemieri: " Ziher adına burdayım. "
Kızıl elf etrafına bakındı. İlerde çadırların tepesi görünmüştü. Druid'in hızla ilerleyip, ziher adına geldiğini yetkili kişilere söylediğini gördü.
O an, çadıra adımını attı.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Ã?adıra tam yönelirken aklına bir şey geldi. Bir görüntü. Gölün içinde olan bir görüntü. Tekrar çömeldiği yerde durdu. Gölü dikkatle taradı. Gözüne garip gelen ya da gözüne takılan bir şey göremedi. Tam arkasını dönüyorduki gözünü kapamasına neden olacak bir parıltı geldi gölden. Gözünü tekrar açtığında zayıf bir ışık yakaladı. Eğildi ve kolunu gölün içine daldırdı. Parlayan cisme doğru. Eli bir şeyi yakaladığında sudan çıkardı. Parlayan nesneyi görünce şaşırdı. Bu bir Bıçaktı. Masmavi kristalden bir bıçak. Sonra altına oturmak için bir ağaç buldu.Uzun uzun inceledi. Büyülü olduğu besbelliydi. Bir güç yayıyordu etrafa. Sonra dikkat çekmemek için çıkardığı beze sararak onu çantasına koydu. Bugün çok düşünceli gözükmüştü herkese ya da somurtkan. Böyle gözükmemeliydi ama içini kurcalayan bir şeyler daima vardı. Bu arada Orman elf kralının herkesi tanışmaya çağırdığını duymuştu. Ayağa kalktı ve bir kaç adım atıp ellerini göğüsünde kavuşturup bekledi.
Last edited by CLiCKs on Tue Jun 24, 2008 7:07 am, edited 1 time in total.
Normalde Kiba kadına karşı dürüst olup açık deniz yunusları gibi kıkırdayarak şakırdardı ama şövalyenin son derece sert birisi olduğunu da bildiği için ne kadar dürüst olması gerektiğine karar veremedi.
"Ben bir melezim... Yani bilirsin işte yarı Rhuanlı yarı bilmediğim başka bir b.k... ama sanırım o bilmediğim başka bir şeyin izlerine daha çok sahibim çünkü kesinlikle babamın benden olmamı istediği şey olamadım."
Kiba şövalyenin kendisine hala şüpheyle bakan gözlerine baktı ve ıkınıp sıkınıp bir türlü ağzından çıkaramadığı şeyi söyledi. Kendisine karşı dürüst olacaksa bunu başkalarına karşı dürüst olmadan yapmazdı.
"Ben lanet olasıca, darağacında sallanısıca bir korsan velediyim. Babam Rhuan'lı bir soylu olabilir ama o şu anda benden de b.ktan bir halde hayatını esir olarak geçiriyor ve hala tahtada yürüyüp denize atlamadıysa bunu sadece benim için yaptı. Buraya neden geldiğimi bile bilmiyorum. Dahası acziyetim tahta kurusu gibi bütün gövdemi yiyip bitiriyor. Babamın olduğumu söylediği hiç bir şey olamıyorum ve daha da kötüsü bu o kadar da umrumda değil! Güzel akşam yemeğini yiyip tekrar denize açılmaktan başka bir şey düşünemeyen bir zavallıyım ben!"
Sonunda Kiba dayanamadı ve asla yapmayacağına yemin ettiği şeyi yapmaya başladı. Kafasını dizlerinin arasına gömüp ağladı. Mısır püskülü yine havaya dikilmişti ve bu sefer hıçkırıklarla sallanıyordu.
Kiba babası onu iki düzine korsanla onbir yaşında denize gönderdiğinde ağlamamıştı. Güverteden bir önceki savaşta dökülen kanları kazırken, kopmuş uzuvları bulup denize atarken ağlamamıştı. Korsanlar onu döverken, kafalarına göre cezalandırıp aç bırakırken ağlamamıştı çünkü bunlara karşı ne yapması gerektiğin biliyordu. Sadece dayanması gerekiyordu. Büyüyüp diğerlerine aynısını yapana kadar dayanması, iyi kılıç kullanmayı öğrenmesi ve gücünü ispatlaması yeterliydi.
Ama burada asla olamayacağını düşündüğü bir şeyle karşılaşmıştı. Asla namlunun içine sığmayacak bir top güllesi gibiydi. Babasının olmasını istediği insan olamıyordu. Onu bıraksalar o yine denize dönecekti. Belki de hepsi bir melez olduğu içindi ama tanımadığı akrabasına bu kadar benzerken -bu onun var sayımıydı- tek tanıdığı akrabasına, babasına layık olamamıştı.
Eğer kendisini rahatlatacaksa Kiba ağlayacaktı. Ve bunu çekinmeden yaptı. Bir gün içinde ağlamıştı, kendini kollamadan uyumuştu ve içten bir kahkaha atmıştı. Tekrar denize dönene kadar bu gidişle yeniden bir çocuk olacaktı.
Derken uzaktan elfin sesini duydu ve başını yaşlı gözlerle sesin geldiği tarafa doğru kaldırdı.
"Ben bir melezim... Yani bilirsin işte yarı Rhuanlı yarı bilmediğim başka bir b.k... ama sanırım o bilmediğim başka bir şeyin izlerine daha çok sahibim çünkü kesinlikle babamın benden olmamı istediği şey olamadım."
Kiba şövalyenin kendisine hala şüpheyle bakan gözlerine baktı ve ıkınıp sıkınıp bir türlü ağzından çıkaramadığı şeyi söyledi. Kendisine karşı dürüst olacaksa bunu başkalarına karşı dürüst olmadan yapmazdı.
"Ben lanet olasıca, darağacında sallanısıca bir korsan velediyim. Babam Rhuan'lı bir soylu olabilir ama o şu anda benden de b.ktan bir halde hayatını esir olarak geçiriyor ve hala tahtada yürüyüp denize atlamadıysa bunu sadece benim için yaptı. Buraya neden geldiğimi bile bilmiyorum. Dahası acziyetim tahta kurusu gibi bütün gövdemi yiyip bitiriyor. Babamın olduğumu söylediği hiç bir şey olamıyorum ve daha da kötüsü bu o kadar da umrumda değil! Güzel akşam yemeğini yiyip tekrar denize açılmaktan başka bir şey düşünemeyen bir zavallıyım ben!"
Sonunda Kiba dayanamadı ve asla yapmayacağına yemin ettiği şeyi yapmaya başladı. Kafasını dizlerinin arasına gömüp ağladı. Mısır püskülü yine havaya dikilmişti ve bu sefer hıçkırıklarla sallanıyordu.
Kiba babası onu iki düzine korsanla onbir yaşında denize gönderdiğinde ağlamamıştı. Güverteden bir önceki savaşta dökülen kanları kazırken, kopmuş uzuvları bulup denize atarken ağlamamıştı. Korsanlar onu döverken, kafalarına göre cezalandırıp aç bırakırken ağlamamıştı çünkü bunlara karşı ne yapması gerektiğin biliyordu. Sadece dayanması gerekiyordu. Büyüyüp diğerlerine aynısını yapana kadar dayanması, iyi kılıç kullanmayı öğrenmesi ve gücünü ispatlaması yeterliydi.
Ama burada asla olamayacağını düşündüğü bir şeyle karşılaşmıştı. Asla namlunun içine sığmayacak bir top güllesi gibiydi. Babasının olmasını istediği insan olamıyordu. Onu bıraksalar o yine denize dönecekti. Belki de hepsi bir melez olduğu içindi ama tanımadığı akrabasına bu kadar benzerken -bu onun var sayımıydı- tek tanıdığı akrabasına, babasına layık olamamıştı.
Eğer kendisini rahatlatacaksa Kiba ağlayacaktı. Ve bunu çekinmeden yaptı. Bir gün içinde ağlamıştı, kendini kollamadan uyumuştu ve içten bir kahkaha atmıştı. Tekrar denize dönene kadar bu gidişle yeniden bir çocuk olacaktı.
Derken uzaktan elfin sesini duydu ve başını yaşlı gözlerle sesin geldiği tarafa doğru kaldırdı.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Huor hala liderliği bırakamıyor gibiydi. şimdi de milleti birbiriyle tanıştırmayı kendine görev bilmişti. Ama Safiel bunlarla uğraşmayacaktı. şimdi ehrkes dışarda olacaksa en iyisi kendine bir çadır bulup yemeğe kadar dinlenemkti. Birden ielrden yeni gelen konuğu fark etti. Bir kızıl elfti.
Birden safiel hayal gördüğünü zannetti. "Bu imkansız." dedi.
"Sen bir lanetsin." dedi beyninde birs es. Ã?vey abisinin sesiydi. Ve karşısındaki kişi ölen üvey abisiyle beraber yok olması gerekn biriydi.
Birden safiel hayal gördüğünü zannetti. "Bu imkansız." dedi.
"Sen bir lanetsin." dedi beyninde birs es. Ã?vey abisinin sesiydi. Ve karşısındaki kişi ölen üvey abisiyle beraber yok olması gerekn biriydi.
Huor, çadıra girmek üzereyken, yanlış hatırlamıyorsa iki kere Brutha'yı boylamış adamdı bu.Teemieri.Hangi yüzle buraya gelebiliyordu!
*Hey, Teemieri değil mi bu gelen?*
Kızıl Elf, kendisini görmüştü.Huor sonra Safiel ve Elessar, bir de Lydronk'a baktı.
*Sakın bir şey demeyin!*
Teemieri'ye doğru ilerlemeye başladı.Safiel ve diğer eski dostları, onu durdurmaya çalıştıysa da, durmayacaktı.Teemieri'nin yanına gitti.Zihnine odaklandı.Zerre kadar kötülük sezemiyordu.Geçmişini okumaya çalıştı.Fakat olmuyordu.
Hafızası silinmiş, diye düşündü Huor.
*Merhaba yeni dostumuz Teemieri, görüşmeyeli uzun zaman oldu, en azından, iyi niyetle.*
*Hey, Teemieri değil mi bu gelen?*
Kızıl Elf, kendisini görmüştü.Huor sonra Safiel ve Elessar, bir de Lydronk'a baktı.
*Sakın bir şey demeyin!*
Teemieri'ye doğru ilerlemeye başladı.Safiel ve diğer eski dostları, onu durdurmaya çalıştıysa da, durmayacaktı.Teemieri'nin yanına gitti.Zihnine odaklandı.Zerre kadar kötülük sezemiyordu.Geçmişini okumaya çalıştı.Fakat olmuyordu.
Hafızası silinmiş, diye düşündü Huor.
*Merhaba yeni dostumuz Teemieri, görüşmeyeli uzun zaman oldu, en azından, iyi niyetle.*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kerrae çocuğun korsanlık itiraflarından zevk alır gibiydi. İki kelime sonrasına kadar. Babası düşündüğü kişi miydi? Ã?oğcuğun neden ağladığını bilmiyordu. Kendisi de ailesinden baskıya maruz kalmıştı, hatta o da bir dönemi denizlerde geçirmek zorunda kalmıştı ama ağlamamıştı... Ya da ağlamış mıydı? Ağlamamıştı.
Ã?ocuğa elini uzattı ve kalkmasına yardım etti. "İtiraflarınız yolun çoğunu aştığınızı gösteriyor sayın Tokugawa. Eğer biraz çlaışırsak siz gerçek bir soylu olursunuz. şimdi, kralın huzruna çıkak iyi olur..."
Lydronk ise koşa koşa Huor'un yanına gitmişti. Huboya'yı görünce biraz tereddüt etti. Ondan uzak durmayı tercih ediyordu.
Ã?ocuğa elini uzattı ve kalkmasına yardım etti. "İtiraflarınız yolun çoğunu aştığınızı gösteriyor sayın Tokugawa. Eğer biraz çlaışırsak siz gerçek bir soylu olursunuz. şimdi, kralın huzruna çıkak iyi olur..."
Lydronk ise koşa koşa Huor'un yanına gitmişti. Huboya'yı görünce biraz tereddüt etti. Ondan uzak durmayı tercih ediyordu.
Sevecen bir tavırla ve gülen gözlerle cevapladı adamı
"Merhaba."
Ama içinden adaı geeri göndermenin bir yolu arıyordu. Sonunda çocuğa ne kadar sevecen yaklaştığı geldi aklına. Ã?ocuğ,un içinde çıkartmak istediği bir şey vardı. Sadece kararsızlığını bir yöne doğru itekledi ve çocuğun düşündüğünden daha fazla tepki verdiğini ve ağladığını gördü.
"Ã?ocuk ağlamaya başladı. Sanırım biraz ilgiye ihtiyacı var."
Dedi ve Gnom'un parçaladığı kitabı yerden toplamaya başladı.
Huor çocuğun bu durumda kalmasına dayanamazdı. Ama bu sefer kaderi onu başka bir şekilde kurtarmıştı. Elfin nefret dolu duygusunu hissetti. Ã?ocuk boşuna ağlamıştı belliki. Özgünüm diyecekti ama diyemedi.
"Merhaba."
Ama içinden adaı geeri göndermenin bir yolu arıyordu. Sonunda çocuğa ne kadar sevecen yaklaştığı geldi aklına. Ã?ocuğ,un içinde çıkartmak istediği bir şey vardı. Sadece kararsızlığını bir yöne doğru itekledi ve çocuğun düşündüğünden daha fazla tepki verdiğini ve ağladığını gördü.
"Ã?ocuk ağlamaya başladı. Sanırım biraz ilgiye ihtiyacı var."
Dedi ve Gnom'un parçaladığı kitabı yerden toplamaya başladı.
Huor çocuğun bu durumda kalmasına dayanamazdı. Ama bu sefer kaderi onu başka bir şekilde kurtarmıştı. Elfin nefret dolu duygusunu hissetti. Ã?ocuk boşuna ağlamıştı belliki. Özgünüm diyecekti ama diyemedi.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Huor adamın söylediğini duymadı.Aslında duymuştu ama dikkat etmemişti.Lydronk'ta yanına gelmişti.
Tekrar Teemieri'ye baktı.Artık tek dikkat ettiği oydu.
*Teemieri, beni tanıdın mı?*
Tekrar Teemieri'ye baktı.Artık tek dikkat ettiği oydu.
*Teemieri, beni tanıdın mı?*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Yeni bir bilinmedik isim. Teemieri. Artık fazla kalabalıklaşıyordu burası. "Birazdan burası sıcak olmaya başlayacak." dedi içinden. Bes belliki eskiden iyi bii değildi bu Teemieri. Artık herkes tanışmalıydı. Ama Miaé kaynaşmak istiyor ve ne olduğunu bir an önce öğrenmek istiyordu. Sonra aklına bir şey geldi. Gnomla konuşmayı düşündü. Yanına gitti.
"Bir saniye bakarmısın eee.."
"Lydronk, hanımefendi. Aa sizi bir yerlerden benzetiyordum gerçekten Algénia'nın kızmısınız?"
"Evet, ama sana bir şey sormam lazım." dedi ve çantasından bulduğu masmavi kristal bıçağı çıkardı. Hala parlıyordu ama sönük bir şekilde.
"Bunun hakkında bir bilgin var mı?" dedi biraz mantıksız bir soruydu ama bir gnomdan bu beklenilebilir bir şeydi.
"Bir saniye bakarmısın eee.."
"Lydronk, hanımefendi. Aa sizi bir yerlerden benzetiyordum gerçekten Algénia'nın kızmısınız?"
"Evet, ama sana bir şey sormam lazım." dedi ve çantasından bulduğu masmavi kristal bıçağı çıkardı. Hala parlıyordu ama sönük bir şekilde.
"Bunun hakkında bir bilgin var mı?" dedi biraz mantıksız bir soruydu ama bir gnomdan bu beklenilebilir bir şeydi.
"Hmm, sanırım kristal ve biraz..." burnunu yaklaştırarak bıçağı kokladı: "nemli... Ve tabii onun dışında son derece değerli duruyor... Yadigar tarzı bir şey olmalı, öyle her tarafta bulunur cinsten değil. Ben olsam bu değerli şeyi şu salyalı adamdan saklardım, kitabıma kim bilir neler yapmıştır, düşünemiyorum bile!" Son cümleyi Huboya'nın duyacağı şekilde söylemeşti. Fakat Kerrae'nin öldürücü bakışlarıyla karşılaşmıştı... Omuz silkti ve devam etti: "Dediğim gibi, baya pahalı... Neden sordun ki hem? Senin değil mi yani?"
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
