Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Handan dışarıya çıktığında körpe karanlık ve amaçsızca esen rüzgar, artık iyice gecenin nabzını yoklamaya başlamıştır. Etraf gecenin karanlığına bürünmüşken, kulağına fısıldayan sesle irkilir Tudor, "Karanlığı anlamayı öğrendin savaşçı... Artık gözlerin de karanlığı daha iyi anlayacaklar..." Ses kesildiği anda, gecenin ürperten koyu karanlığı Tudor"un gözlerinde yavaş yavaş renklenmeye başlar. Artık yakın çevresini çok net bir şekilde görebilmektedir. Bundan sonra geceleri gözlerinin önüne çekilen sis perdesi olmayacaktır.. Herşey açık ve net.. Karanlığın efendisinin hediyesine minnettarlığını ve bağlılığını sunma ihtiyacı duydu Tudor. "Beni bir kez daha onurlandırdınız! Kurbanların devamı gelecek Efendim, sizi ben ihya edeceğim!"..
Only God can Judge me!
Brenne tapınağın iç kısmına doğru ilerledi.Heryer dehşet ve terör doluydu. Yıkım ve nefret en ince detaylarıyla figürlendirilmişti.Brenne her adımında daha da güçlendiğini hissediyor, efendiye yaklaştığını düşünüyordu.
Andero nun sözleri kulağına çalındı.
-Bazı şeylerin saklanması size gücü getirdi ve güç gizlilik gerektirir.şimdi artık "O'na" ulaşmalıyız.
Brenne elindeki sopaya baktı,hala kendisinden emir bekleyen sopaya.
-Sizler yıkımın gözleri,açılın ve efendinize nasıl hizmet edebileceğinizi gösterin!Hizmete layık olduğunuzu kanıtlayın.
Brenne bir yandan önündeki kara pentagram işlenmiş kapıdan ilerlerken bir yandan da elindekine bakıyordu.Gözlerini sopadan ayırdı ve yeni girdiği bu odaya doğru baktı.
Andero nun sözleri kulağına çalındı.
-Bazı şeylerin saklanması size gücü getirdi ve güç gizlilik gerektirir.şimdi artık "O'na" ulaşmalıyız.
Brenne elindeki sopaya baktı,hala kendisinden emir bekleyen sopaya.
-Sizler yıkımın gözleri,açılın ve efendinize nasıl hizmet edebileceğinizi gösterin!Hizmete layık olduğunuzu kanıtlayın.
Brenne bir yandan önündeki kara pentagram işlenmiş kapıdan ilerlerken bir yandan da elindekine bakıyordu.Gözlerini sopadan ayırdı ve yeni girdiği bu odaya doğru baktı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Güç kazanmak.. Evet, bir süre sonra gerçekten güce ihtiyacı olacaktı. Yapacakları için gerçekten güce ihtiyacı olacaktı. Brenne'in elindeki asaya baktı daha önce olmayan. Güç onda mıydı? Üzerindeki zırha baktı. Güç onda mıydı? Eskiden gücün kalpten geldiğine inanırdı. Ne yani yanlış mıydı bu? Bilmiyordu artık. Kendini kendine aşırı derecede güveniyor hissediyordu. Her şeyi yapabilecekmiş gibi. Sarhoş gibi... Bir an bundan hoşnutluk duydu. Kendine güven güzeldi. Onu, amaçlarına ulaştırabilirdi.
Brenne'in kapıya doğru ilerlediğini gördü. Zaten durmak istemiyordu. Kılıcını kınına sokmadan ilerledi zırhı etrafında yanarken.
Brenne'in kapıya doğru ilerlediğini gördü. Zaten durmak istemiyordu. Kılıcını kınına sokmadan ilerledi zırhı etrafında yanarken.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Karanlıktan bir ses duyuldu
"Tapınağa hoşgeldiniz dostlarım"
ardından sesin sahibi ortaya çıktı..
üzerinde siyah bir pelerin üstündekileri saklıyordu.. gölgelenenyüzünden seçilebilen gözleri buz mavisiydi..
yüzhatlarısert ve kemikli, ifadesi ise donuktu.. dudakları bir gülümsemeye kıvrılmış olsada bir ifade hakim değildi yüzüne...
"Tapınağa hoşgeldiniz dostlarım"
ardından sesin sahibi ortaya çıktı..
üzerinde siyah bir pelerin üstündekileri saklıyordu.. gölgelenenyüzünden seçilebilen gözleri buz mavisiydi..
yüzhatlarısert ve kemikli, ifadesi ise donuktu.. dudakları bir gülümsemeye kıvrılmış olsada bir ifade hakim değildi yüzüne...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Brenne etrafı incelemeye koyulmuşken gelen bu ses karşısında kendine geldi.Adamın görünüşü ürkütücü olsa da Brenne nin görüntüsü de pek iç açıcı sayılmazdı.Ama bu adam da kimdi?Onun burada ne işi vardı?Brenne nin kafası karışmıştı.Sonra belki de yol göstericidir diye düşündü.Adama yaklaşmadı.Kimseye güvenmiyordu hele başka bir diyarda asla güvenemezdi.Ama kendi giydiği cüppe içerisinde huzur buldu kendine güveni geldi.Elindeki sopaya baktı hala ne işe yaradığını anlayamamış olmasından dolayı huzursuzdu.
-Beklendiğimize sevindim tapınak kişisi.Ben ve yoldaşlarıma kendini tanıtır mısın?
-Beklendiğimize sevindim tapınak kişisi.Ben ve yoldaşlarıma kendini tanıtır mısın?
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
-Talon mu?
Brenne ağzından çıkan bu söze engel olamamıştı.Bu nasıl olabilir diye düşündü.Talon sessiz han da Brenne yi bulmuştu,onunla birlikte yolculuk etmek istemişti ve Brenne nin anlayamadığı bir nedenle geriye dönmüştü.
şimdi nasıl oluyorda burada tekrar karşısına çıkıyordu.Tüm bunları zihninden geçirmekle meşguldü ama sığınabildiği tek çıkış noktası varsa o da efendinin gücünün büyüklüğüydü.Kendisini toparladı,kaosun kalbini düşündü.Demek ki bu karanlığı yok etme yalanını söyleyen tek kişi kendisi değildi,buna sevinmişti.Efendiye hizmet eden birisini daha görmüştü.
-Kaosun kalbi,artık seni tanımlayan bu ise seni selamlıyorum tapınak kişisi.Sen artık Talon değilsin yeni adını bulana kadar sana tapınak kişisi demem de sakınca yoktur umarım.Eminim ki bizlerin kendimizi tanıtmamıza da gerek yoktur.
Sonra şövalyeyi düşündü Brenne,onu henüz tanımıyordu ve güvenmiyordu.
-Tabii en arkadaki şövalye dışında.
diye ekledi.
-Eminim ki burada sadece bizi karşılamak için bulunmuyorsun tapınak kişisi?
Brenne ağzından çıkan bu söze engel olamamıştı.Bu nasıl olabilir diye düşündü.Talon sessiz han da Brenne yi bulmuştu,onunla birlikte yolculuk etmek istemişti ve Brenne nin anlayamadığı bir nedenle geriye dönmüştü.
şimdi nasıl oluyorda burada tekrar karşısına çıkıyordu.Tüm bunları zihninden geçirmekle meşguldü ama sığınabildiği tek çıkış noktası varsa o da efendinin gücünün büyüklüğüydü.Kendisini toparladı,kaosun kalbini düşündü.Demek ki bu karanlığı yok etme yalanını söyleyen tek kişi kendisi değildi,buna sevinmişti.Efendiye hizmet eden birisini daha görmüştü.
-Kaosun kalbi,artık seni tanımlayan bu ise seni selamlıyorum tapınak kişisi.Sen artık Talon değilsin yeni adını bulana kadar sana tapınak kişisi demem de sakınca yoktur umarım.Eminim ki bizlerin kendimizi tanıtmamıza da gerek yoktur.
Sonra şövalyeyi düşündü Brenne,onu henüz tanımıyordu ve güvenmiyordu.
-Tabii en arkadaki şövalye dışında.
diye ekledi.
-Eminim ki burada sadece bizi karşılamak için bulunmuyorsun tapınak kişisi?
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
"Lordum istedi ve burdayım.. Ben lordumun isteklerinin sebeplerini sorgulamam burda bulunma amacımda ona hizmet etmek. Ötesinde birşey aramıyorum ama zaten sen bunları biliyorsundur" dedi Brenneye bir yandan da göz ucuyla bahsedilen şovalyeyi inceliyordu...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor, derin bir uykunun ortasında rahatsız edilerek uyandırılmışçasına sesin geldiği tarafa döndü... Bu ses anca o büyücü kılıklıya ait olabilir dedi kendi kendine. 'Kendimi tanıtmak mı? Neden sana kendimi tanıtayım Büyücü? Ne senle yapılacak bir işim var ne de seninle tanışmak için bir arzum...' Elindeki kılıcı son bir kez tarttıktan sonra kendi kılıcını çıkarıp yerine yenisini koydu... Diğer kılıcıysa yere bıraktı, metal soğuk zemine çarparken etrafta yankılar oluşturdu...
Karanlıkta ilerlerken gözüne bir kurban daha kestirdi. Bu bir cüceye benziyordu. Arkası dönük, yerde oturmuş, bir şeyler ile uğraşıyordu. Yaklaştıkça görüntü daha da netleşmeye başladı. Kılıç dövüyordu cüce ve arkası tıpkı buçukluk gibi Tudor"a dönüktü. "Anlaşılan bu salaklar beni hiç zorlamayacak!" dedi içinden ve arkası dönük olan cüceye doğru yine yavaş ve emin adımlarla yaklaşmaya başladı. Cüceye yaklaştıkça kılıcın kabzasını sıkı sıkı tutmaya başlayan Tudor, ilk kurbandaki gibi yine sadece bir ölümcül vuruşla işi bitirmeyi amaçlıyordu. Fakat bu sefer işler Tudor"un planladığı gibi gitmemişti. Adımlarını yavaşça ve dikkatlice atarken önündeki sert bir ot parçasını farkedemeyen Tudor, Cüce nin bu sesle irkilip kendisini farketmesine sebep olmuştu. Cüce arkasını döndü ve kendisine çok yakın olan Tudor"u farketti. Cüce nin kılıcı dövmesi de bitmek üzereydi. Son bir hamleyle ateş gibi parıldayan kılıcı suya sokarak, soğumasını ve sertleşmesini sağladı.. ve artık ayaktaydı cüce, kılıcı Tudor"a doğrultarak sordu:
- "Kimsin sen yoksa yine o lanet hırsızlardan biri mi?"
- "Hayır" dedi Tudor ve ekledi "Ben efendinin hizmetkarıyım! Ve sen artık bir ölüsün!"
Tudor"un bu son sözüyle birlikte bir alda kılıçlar çarpışmaya başladı. Boş arazide sadece kılıçların sesi yankılanıyordu. Hareketler çok hızlıydı. Kılıç ustası da çok iyi savaşıyordu ne de olsa bu iş, onun işiydi. Uzun bir süre kimse birbirini yaralayamadı. Fakat en sonunda cüce akıllı bir hamleyle Tudor"u kolundan yaralamayı başarmıştı. Tudor yarasına baktı hafif kanıyordu. Bu, onun çok sinirlenmesi için yeterliydi. Ayağı katlı ve oldukça profesyonel hamlelerle cüceye saldırmaya başladı. Birinci ve ikinci hamleyi cüce oldukça zor çelebilmişi. En son darbe yine Tudor"dan geldi. Kılıcını cüce nin kılıcına doğru çok hızlı bir şekilde salladı ve bu sert çarpışma ile kılıç cücenin elinden çıkıp gitti. Savunmasız kalan cüce yavaş adımlarla geri geri gitmeye çalışırken, Tudor"da ona yaklaşmaktaydı. "Fena değilmişsin kılıç ustası ama bu senin sonunu değiştiremeyecek!" dedi. Kılıcını yine ustaca bir hamle ile cücenin karnına soktu ve çıkardı. Kılıç ustası, elini yavaşça karnına götürdü. Oluk oluk kan fışkırıyordu adeta. Daha fazla dayanamayacağı belliydi. Ã?nce dizleri üzerine çöken cüce yavaş yavaş bilincini de kaybediyordu ve bir anda beden, yere yüz üstü sert bir şekilde düştü. Tudor bu sefer biraz daha zorlanmasına karşın yine amacına ulaşmıştı "Nhahahaha! Hediyemi kabul et lanetlerin laneti!"..
- "Kimsin sen yoksa yine o lanet hırsızlardan biri mi?"
- "Hayır" dedi Tudor ve ekledi "Ben efendinin hizmetkarıyım! Ve sen artık bir ölüsün!"
Tudor"un bu son sözüyle birlikte bir alda kılıçlar çarpışmaya başladı. Boş arazide sadece kılıçların sesi yankılanıyordu. Hareketler çok hızlıydı. Kılıç ustası da çok iyi savaşıyordu ne de olsa bu iş, onun işiydi. Uzun bir süre kimse birbirini yaralayamadı. Fakat en sonunda cüce akıllı bir hamleyle Tudor"u kolundan yaralamayı başarmıştı. Tudor yarasına baktı hafif kanıyordu. Bu, onun çok sinirlenmesi için yeterliydi. Ayağı katlı ve oldukça profesyonel hamlelerle cüceye saldırmaya başladı. Birinci ve ikinci hamleyi cüce oldukça zor çelebilmişi. En son darbe yine Tudor"dan geldi. Kılıcını cüce nin kılıcına doğru çok hızlı bir şekilde salladı ve bu sert çarpışma ile kılıç cücenin elinden çıkıp gitti. Savunmasız kalan cüce yavaş adımlarla geri geri gitmeye çalışırken, Tudor"da ona yaklaşmaktaydı. "Fena değilmişsin kılıç ustası ama bu senin sonunu değiştiremeyecek!" dedi. Kılıcını yine ustaca bir hamle ile cücenin karnına soktu ve çıkardı. Kılıç ustası, elini yavaşça karnına götürdü. Oluk oluk kan fışkırıyordu adeta. Daha fazla dayanamayacağı belliydi. Ã?nce dizleri üzerine çöken cüce yavaş yavaş bilincini de kaybediyordu ve bir anda beden, yere yüz üstü sert bir şekilde düştü. Tudor bu sefer biraz daha zorlanmasına karşın yine amacına ulaşmıştı "Nhahahaha! Hediyemi kabul et lanetlerin laneti!"..
Only God can Judge me!
Tapınak kişisinin sözleri Brenne yi memnun etti.Artık onun efendiye hizmet ettiğinden kuşkusu kalmamıştı.İçini garip bir ateş kapladı parmak uçlarına kadar yayıldı bu alev.Sanki kendisini yenileniyormuş gibi hissetti. Efendiye bu kadar yakın olduğunu hissetmek Brenne yi heyecanlandırmıştı.
-Efendinin istekleri sorgulanamaz kaosun kalbi,bunu bilmeyenler de öğrenecektir.
Bu sözleri söylerken göz ucuyla diğerlerini süzdü.
-Biz efendinin huzuruna çıkmak için buradayız ve bunun için yol göstericiliğine ihtiyacımız var tapınak kişisi.Efendi hizmetlerin karşılığında seni ödüllendirecektir.
şövalyenin sözleri konuşmasını kesti.
-Sen şövalye kendini tanıtacağın kişinin ben olduğumu söylemedim. Benimle işin olmadığını söylüyorsun şimdilik öyle olsun.Yakında çok yakında yanıldığını anlayacaksın.
-Efendinin istekleri sorgulanamaz kaosun kalbi,bunu bilmeyenler de öğrenecektir.
Bu sözleri söylerken göz ucuyla diğerlerini süzdü.
-Biz efendinin huzuruna çıkmak için buradayız ve bunun için yol göstericiliğine ihtiyacımız var tapınak kişisi.Efendi hizmetlerin karşılığında seni ödüllendirecektir.
şövalyenin sözleri konuşmasını kesti.
-Sen şövalye kendini tanıtacağın kişinin ben olduğumu söylemedim. Benimle işin olmadığını söylüyorsun şimdilik öyle olsun.Yakında çok yakında yanıldığını anlayacaksın.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero handa karşılaştığı Talon'un bu şekilde karşılarına çıkışına gerçekten çok şaşırmıştı. Handan çıkışlarından sonra habersizce onlardan ayrılmış ve bir daha da görünmemişti. şu ana kadar... Başına neler geldiğini merak etti Talon'un. "Ne kadar önemi var ki sanki?" diye düşündü.
-Gördüğüm kadarıyla amacına varmışsın Talon. Hatalı mıyım? diye sordu.
O sırada Brenne'in gösterdiği yöne bakarak daha önce farketmemiş olduğu şövalyeyi gördü. Köprünün yanında, onlar kapıdan geçerken gardiyan tarafından sorgulanan şövalyeyi. Demek ki o da geçmişti kapıdan. Brenne'e kafa tutması Andero'nun hoşuna gitmedi ve aklına bugbearı getirdi. Olayları akışına bırakacaktı yeniden.
-Gördüğüm kadarıyla amacına varmışsın Talon. Hatalı mıyım? diye sordu.
O sırada Brenne'in gösterdiği yöne bakarak daha önce farketmemiş olduğu şövalyeyi gördü. Köprünün yanında, onlar kapıdan geçerken gardiyan tarafından sorgulanan şövalyeyi. Demek ki o da geçmişti kapıdan. Brenne'e kafa tutması Andero'nun hoşuna gitmedi ve aklına bugbearı getirdi. Olayları akışına bırakacaktı yeniden.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Tudor yarası çok ağır olmamasına rağmen yere yığıldı. Karanlık topraklardaki kendinden başka hayatta kalan son canlıyı da öldürmüştü. Toprak titreyip uğultu zihnini sararken gözlerinin karartısı içinde herşeyin yıkılıp yok olduğunu gördü. Sadece kendi kalbinin çarpmasını duyarken karanlığın sesini son kez duydu:
"Bana çok güzel hizmet ettin Tudor... Sana verdiğim sözü tutuyorum. Rakibini katlet ve hak ettiğin gücü elde et... Elindeki kılıç sana kaosun armağanıdır... Onu öfke, nefret ve zeka ile kullan..."
Tudor kendini sonsuz bir karanlığın içinde buldu. Yerde iğrenç nemli bir toprak duruyordu ve gözleri tamamen kördü.
Bu sırada tapınağın içinde Tenthor kendi kılıcını yere bıraktığında vücudu yine o garip hisle kaplandı. Tenthor yeniden boyut değiştirdiğini biliyordu. Artık nefret ettiği, korktuğu ve aynı zamanda alıştığı ses onunla son bir kez konuştu:
"Hayatın için savaş ve tüm yeteneklerini kullan savaşçı. Ã?ünkü karşındaki seni Claidya'dan sonsuza dek ayırmak isteyen ve daha önce de ayırmış olan kişi..."
Tenthor da kendini karanlıkta hapsolmuş bir şekilde buldu. Yapışkan ıslak toprak üzerine bulaştı.
İki rakip ölümün bir nefes kadar yakın olduğu karanlık arenada karşılaştılar. Tuzaklar normal bir insanı defalarca kez öldürebilecek kadar ölümcül, korku ve gerginlik defalarca kez delirtebilecek kadar yoğundu. Yeteneğin, zekanın ve gücün sınandığı bu ölümcül dahice ve gaddar bir zekanın ürünü olan arenada savaşçılar Karanlığın Kalbine ulaşmak için birbirlerini acımasızca katlettiler.
Tudor acımasızca vücudunu eriten asitlerin içinde son nefesini verirken, Tenthor'a zihninin gözüyle görme şansı verilmişti.
(RP DIşI: Tenthor True Seeing)
Thentor tuzak dolu arena etrafında şekil değiştirirken kendini bir kan denizinin üzerinde yürürken buldu. Düşmanının paramparça olmuş, yarı erimiş vücudu yerde uzanıyordu. Düşmanı Kont Burclein'un ta kendisiydi...
Ellerinde adeta hala Claidya'nın kanı duruyordu.
Tenthor öfkesine hakim olamadı ve cesedin saldırıp onu parçalamaya başladı. Delirmiş şövalye öfkesinden ağlarken gözlerinden yaşlar dökülüyordu hırsından ve nefretinden. Ceset tanınmayacak bir hale gelene kadar Tenthor cesede vurdu ve sonra kontrolünü yeniden kazandı.
Düşmanının elindeki mavi kısa kılıç adeta onu çağırırcasına kafasına karanlık düşünceler fısıldıyordu. Kan denizinde yanlız başınaydı Tenthor yaralı sızlayan vücudu sıcaktan ve iğrenç kan kokusundan *titrerken*...
"Bana çok güzel hizmet ettin Tudor... Sana verdiğim sözü tutuyorum. Rakibini katlet ve hak ettiğin gücü elde et... Elindeki kılıç sana kaosun armağanıdır... Onu öfke, nefret ve zeka ile kullan..."
Tudor kendini sonsuz bir karanlığın içinde buldu. Yerde iğrenç nemli bir toprak duruyordu ve gözleri tamamen kördü.
Bu sırada tapınağın içinde Tenthor kendi kılıcını yere bıraktığında vücudu yine o garip hisle kaplandı. Tenthor yeniden boyut değiştirdiğini biliyordu. Artık nefret ettiği, korktuğu ve aynı zamanda alıştığı ses onunla son bir kez konuştu:
"Hayatın için savaş ve tüm yeteneklerini kullan savaşçı. Ã?ünkü karşındaki seni Claidya'dan sonsuza dek ayırmak isteyen ve daha önce de ayırmış olan kişi..."
Tenthor da kendini karanlıkta hapsolmuş bir şekilde buldu. Yapışkan ıslak toprak üzerine bulaştı.
İki rakip ölümün bir nefes kadar yakın olduğu karanlık arenada karşılaştılar. Tuzaklar normal bir insanı defalarca kez öldürebilecek kadar ölümcül, korku ve gerginlik defalarca kez delirtebilecek kadar yoğundu. Yeteneğin, zekanın ve gücün sınandığı bu ölümcül dahice ve gaddar bir zekanın ürünü olan arenada savaşçılar Karanlığın Kalbine ulaşmak için birbirlerini acımasızca katlettiler.
Tudor acımasızca vücudunu eriten asitlerin içinde son nefesini verirken, Tenthor'a zihninin gözüyle görme şansı verilmişti.
(RP DIşI: Tenthor True Seeing)
Thentor tuzak dolu arena etrafında şekil değiştirirken kendini bir kan denizinin üzerinde yürürken buldu. Düşmanının paramparça olmuş, yarı erimiş vücudu yerde uzanıyordu. Düşmanı Kont Burclein'un ta kendisiydi...
Ellerinde adeta hala Claidya'nın kanı duruyordu.
Tenthor öfkesine hakim olamadı ve cesedin saldırıp onu parçalamaya başladı. Delirmiş şövalye öfkesinden ağlarken gözlerinden yaşlar dökülüyordu hırsından ve nefretinden. Ceset tanınmayacak bir hale gelene kadar Tenthor cesede vurdu ve sonra kontrolünü yeniden kazandı.
Düşmanının elindeki mavi kısa kılıç adeta onu çağırırcasına kafasına karanlık düşünceler fısıldıyordu. Kan denizinde yanlız başınaydı Tenthor yaralı sızlayan vücudu sıcaktan ve iğrenç kan kokusundan *titrerken*...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Yüzüğün içindeki iblisle iletişim kurmuştu. Kendi zihninden yaptığı yorum ise "ilginç" olmuştu. İblisin beyninde çınlayan sesi korkutucuydu belki de. Hükmediciydi. Ama Efla için değildi. Efla için artık değildi. Yaşadığı onca şeyden sonra tanımlanmış birçok kavram anlamını yitirmişti sanki zihninde. Sadece iletişimi kesmekle yetindi Efla. Gidiyorlardı. Breene'yi takip ediyorlardı. İhanet eden büyücü, kandıran büyücü. Bunlar da birşey etmiyordu pek. Umrunda değildi. Ã?nceden ruhunda filizlenen o umursamazlığın gelişmiş haliydi sanki düşünceler. Etrafa göz gezdirdi. Bir tapınak gibiydi. Burası tenımlanmaya kalksa birçok sıfat kullanılırdı. Normal insanların kulağına hoş gelmeyecek birçok sıfat...
Karşıdaki sureti gördü garip bir görünümü vardı. Garip... Kim normaldi ki sanki. Burada normal olmak garipti. Ve de garip olmak ta normal. Gerçekten garip bir yerdi. Bakışları karanlığın ötesinden silueti inceledi. Bilinci de bilincinin yüzeyini süpürdü adeta. Andero ile kurduğu telepatik iletişim gibi birşeydi. Saklamaktan çekinmedikleri açıkça söyleyebildikleri şeyleri hissediyordu sanki zihninde. Ama hala berrak değildi. Gördüklerini bildiklerini birleştirince doğru olması muhtemel bir sonuca varmıştı. Evet handa gördükleri o adamdıo. Yani eskiden öyle olmuş olmalıydı. Grubun tepkileri de bunu doğrular nitelikteydi. O da seçilmişti. Nasıl olduğu önemsizdi. Seçilmişti işte. Sorgulamayacaktı. Sebep aramak her zaman bilgi ya da huzur getirmiyordu. Daha çok baş ağrısı...
Andero'nun geriye baktığını gördü. Birşey mi olmuştu? Etrafta olan bitenden habersiz sayılırdı. Ses yoktu. Ama aklını kullanmayı giderek öğreniyordu. Bu eksikliğin kapatılabileceğini düşünüyordu. Geriye baktı Efla da. O şovalyeyi gördü. Yoksa o da mı... Bunu görecekti... Hala bazı şeyleri zamanın yapmasını bekleyecek kadar zayıftı. Ama yine de güçlüydü.
Karşıdaki sureti gördü garip bir görünümü vardı. Garip... Kim normaldi ki sanki. Burada normal olmak garipti. Ve de garip olmak ta normal. Gerçekten garip bir yerdi. Bakışları karanlığın ötesinden silueti inceledi. Bilinci de bilincinin yüzeyini süpürdü adeta. Andero ile kurduğu telepatik iletişim gibi birşeydi. Saklamaktan çekinmedikleri açıkça söyleyebildikleri şeyleri hissediyordu sanki zihninde. Ama hala berrak değildi. Gördüklerini bildiklerini birleştirince doğru olması muhtemel bir sonuca varmıştı. Evet handa gördükleri o adamdıo. Yani eskiden öyle olmuş olmalıydı. Grubun tepkileri de bunu doğrular nitelikteydi. O da seçilmişti. Nasıl olduğu önemsizdi. Seçilmişti işte. Sorgulamayacaktı. Sebep aramak her zaman bilgi ya da huzur getirmiyordu. Daha çok baş ağrısı...
Andero'nun geriye baktığını gördü. Birşey mi olmuştu? Etrafta olan bitenden habersiz sayılırdı. Ses yoktu. Ama aklını kullanmayı giderek öğreniyordu. Bu eksikliğin kapatılabileceğini düşünüyordu. Geriye baktı Efla da. O şovalyeyi gördü. Yoksa o da mı... Bunu görecekti... Hala bazı şeyleri zamanın yapmasını bekleyecek kadar zayıftı. Ama yine de güçlüydü.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Brenne şövalyeye yönelik sözlerini tamamladıktan kısa bir süre sonra artık onun varlığını algılayamıyordu.Onun oradan kayboluşuna pek bir anlam veremedi ama bunu düşünmeye zamanı yoktu.Tekrar tapınak kişisine döndü,onun yanıtını bekliyordu.
-Evet artık kendisini tanıtması gereken kimse kalmadığına göre kaosun efendisi adına bize yol gösterecekmisin tapınak kişisi?
Brenne sabrının son demlerini yaşıyordu.Sürekli olarak uğraşması gereken zaman kaybettiren problemlerden bıkmıştı.Ama karşısında kendisine kaosun kalbi diyen adama karşı içinde nedenini anlayamadığı bir saygı uyanmıştı.Yine de efendiye ulaşma içgüdüsü ve isteği onu zihnindeki herşeyden arındırıyordu.Tek istediği andero ve yanındaki büyücüyle birlikte efendinin huzuruna ulaşabilmekti.Bunun için ne gerekiyorsa yapacaktı.
-Evet artık kendisini tanıtması gereken kimse kalmadığına göre kaosun efendisi adına bize yol gösterecekmisin tapınak kişisi?
Brenne sabrının son demlerini yaşıyordu.Sürekli olarak uğraşması gereken zaman kaybettiren problemlerden bıkmıştı.Ama karşısında kendisine kaosun kalbi diyen adama karşı içinde nedenini anlayamadığı bir saygı uyanmıştı.Yine de efendiye ulaşma içgüdüsü ve isteği onu zihnindeki herşeyden arındırıyordu.Tek istediği andero ve yanındaki büyücüyle birlikte efendinin huzuruna ulaşabilmekti.Bunun için ne gerekiyorsa yapacaktı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
