Page 64 of 71
Posted: Sat Feb 21, 2009 12:00 am
by devrimk
İki saat sonra kalenin en büyük salonunda yani karargah merkesine gittiler. Harita yayılmış büyük masanın başında Arween duruyordu. Başını haritaya doğru eğmiş kızıl saçları meşalenin aydığında altın gibi parlıyordu. “Kalenin mevcut askeri elli adet, ben ve iki amazonum yeni katıldık kumandayı geçici bir süreliğine Marco bana devretti bildiğiniz gibi.” dedi. Hafif zırh giymiş keçi sakallı adam tebessüm ederek onayladı.
Halinden tavrından bir dağ soylusu olduğu belli cüce savaşçı konuştu “Ben Dunadin ve adamlarım toplam yirmi kişiyiz ama her birimiz beş orka bedeldir.” dedi gür sesiyle ve göğsünü yumruklayarak.
Yabani bir elf vardı böylesini görmemişlerdi doğrusu, normal bir insandan daha uzun ve yapılıydı. Soğuk havaya rağmen üzerine hiç bir şey giymemiş vücudu ve yüzü dövmelerle kaplıydı, kulağında birden fazla küpe vardı. “Biz sekiz kişiyiz fakat oklarımız orkları çok uzaktan vurmaya kadirdir.”
Arween kale planını göstererek konuştu tekrar. “Gördüğünüz gibi kalemizin üç kademesi var ilk kademeyi geçmelerine müsaade edeceğiz. Veladron’un okçuları iki yanda duracak, her iki topluluğu dörder cüce savaşçı koruyacak. Ortadaki kademede geri kalan cüceler yirmi asker ve aramızdaki diğer yakın dövüşçüler duracak.” Olaf’a döndü: “Sizin dualarınıza çok ihtiyacımız olacak sadece iki tecrübesiz rahip var aramızda.”
“Ellerinde şu an için mancınık ya da benzeri savaş makineleri yok dolayısıyla gelen grupları dalga dalga içeri alıp işlerini bitirmeye çalışacağız. Eğer ilk hattı kaybedersek sağ kalanlar geri çekilecek ve ikinci hatta tekrar savaşmaya başlayacağız. Sayımız az fakat bölge bizim lehimize, mutlaka kayıp vereceğiz ama onları püskürtebileceğimize inanıyorum. Plana katkıda bulunmak isteyen var mı?”
“Saçmalık!” dedi odanın karanlık köşesinden bir ses. Sessizce duran yarımelf ayağa kalkmıştı.
“Sadece onurlu bir şekilde ölmeye çalışan aptallar görüyorum burada. Obould’u bilirim kendi başına bu işe kalkışamaz, onu yönlendiren birileri var. Bırakın görüşeyim bu saldırısını durdurabilirim. İstediğiniz kadar avantajlı olun o büyüklükte bir orduya topu toplamı yüz kişiyle karşı koyamazsınız.”
“Görüşmeye çalıştık biliyorsun! O kasap herif dört amazonumu öldürdü sağ kurtulan Lideelm yaralı halde zar zor kaçtı ellerinden. Ne senin ne de başkasının görüşmeye gitmesine izin veremem.” Arween’in kızgınlıktan yanakları al al olmuştu.
“O zaman hepimizi buraya gömerler.” dedi yarımelf ve kapıdan çıkıp toplantıyı terketti.
Arween bu duruma oldukça sinirlenmişti. “Yarın sabah tekrar durum değerlendirmesi yaparız.” Genç kız hışımla odayı terk etti.
Ertesi sabah çan sesiyle yataklarından fırladılar. Sürekli çalması ordunun göründüğünün habercisiydi. Hızla burçlara çıktılar çok uzaktan ordu gözükmüştü gerçektende. Arween şaşkınlık içindeydi “Düzenli bir ordu bu kadar hızlı hareket edemez!” dedi. Veladorn kalenin dışından geldi. “Koşuyorlar, peşlerinde şeytan varmış gibi hemde.”
“Aptal orklar!” diye haykırdı Dunadin. “Geldiklerinde o kadar yorgun olacaklar ki balta savurmaya mecalleri kalmayacak.”
“Yine de akşamdan önce gelemezler dedi.” İsminin Scott olduğunu öğrendikleri asabi yarımelf. “Üstelik akşam dinlenmek için güvenli bir mesafede kamp yapıp tıpkı sevdikleri gibi gece saldırabilirler.”
Posted: Sat Feb 21, 2009 4:21 am
by Mark
" Gidip hazırlanmalıyım. Akşam en yüksek binada olurum. "
Salonun kapısından aceleyle çıktı. Odasına gidip, büyü kitabına gömüldü. Elinden gelen en iyisini yapacaktı.
Posted: Sat Feb 21, 2009 4:59 am
by Edmond
Cüce somurttu.İlk macerası büyük bir savaş olacaktı.
"Geberesiceler.Peh!"
Dedi içinden.Ardından diğerlerine baktı.
"Ben dilediğiniz yerde dilediğiniz görevi yapmaya hazırım! Ama savaşın başında bana dev bir arbalet verebilirsiniz.Biraz güçlü denebilirim."
Posted: Sat Feb 21, 2009 6:53 am
by devrimk
Akşam çökerken ordunun büyüklüğünü görmüşlerdi. Bu tip bir muharebeye katılmayanlar için kaç kişi olduğunu söylemek zordu gerçekten. Burçların üzerinde Dunadin’in Veladorn’a hak verdiğini duydular.
“-Evet en az onbin kişilik bir ordu, Toril uzun süredir böyle bir ordu görmemişti.” Neşeli bir kahkaha attı ve yaban elfin sırtına sertçe vurdu. “Karşılama şerefi de bize ait oldu ha!” Elfin bu hareketten hiç hoşlanmadığı belliydi ama sesini çıkarmadı.
Gece hepsi tetikte bekliyordu güneş çekilmiş ay incecik hilal şeklinde ortaya çıkmıştı. Meşaleler kalenin içinde her yere konulmuştu neredeyse. Saat iki sularında ordunun kurulduğu yerde hareketlenmeler başladı. Orkların savaş davulları vurmaya başlamıştı. Ritmik bir şekilde ardarda vuran tokmağın sesi sinir bozucu bir hâl almaya başlamıştı. Marco bağırdı: “Moralinizi bozmayın yoldaşlarım bu gün orklara unutamayacakları bir ders vereceğiz.” Ardından yanında taşıdığı tulumu üflemeye başladı. Müzik askerleri yatıştırmakla kalmamış sanki cesaretlendirmişti de.
“Orklara ölüm!”
“Gelin de bulun belanızı.”
“On şehiri göremeyeceksiniz!”
İlk avluda askerler toplanmıştı, büyük kapının etrafını çevirmiş şekilde duruyorlardı. Kapıyı karşılayacak şekilde Arween ve iki yardımcısı duruyordu. Scott ve Dunadin sağ tarafa, Olaf ve Dantes’de sol tarafa komuta edecekti.
Üst burçtaki gözcü “Koç başıyla geliyorlar!” diye bağırdı.
Koç başı dev kapıya vurdu, çatırdayan ve tozları silkilen kapı dayandı. Sonra tekrar, tekrar, tekrar vurdu.
Hafif gedik açıldığında avludaki cüceler el baltalarını fırlatmaya başladılar. Acele etmeye çalışan bir çok ork bu baltalar sayesinde öldü. Heyhat! Kapı eski orklar inatçıydı, en sonunda kapı çatırdayarak yere devrildi. Toz duman içinde orklar içeri üşüştüler fakat bir an karşılarındaki kararlı bakışa kapılıp donuverdiler.
Kalkanını koruma pozisyonunda tutan Arween’in sanki gözlerinden alev çıkıyordu.
“Saldırın!” diye haykırdı.
Orklar, insanlar ve cüceler birbirine girdi. Arkadan yüklenenler yüzünden bir kaç ork ezilerek can verdi, içerisi tam bir karmaşa olmuştu, savaşanlar sadece yanındakini görüyorlardı sanki. Dantes ölümcül baltasını savurduğunda ya bir kol ya bir bacak kopuyor, Olaf’ın gürzü şaşmaz bir kararlılıkla orkların kafasına iniyor ve parçalıyordu. Üstten atılan oklar kapıdan girmeye çalışanları vuruyor orkların hızını kesiyordu. Bir süre böyle savaştılar sonrasında ani bir hücum geldi orklar açılan kapıdan oluk gibi akıyorlar, altta kalanları ezmekten çekinmiyorlardı. Arween yeşil büyük flamayı salladı, Yenendithas anlaştıkları gibi giriş kapısına büyüsünü yaptı. Zehirli bir gaz girişi sarmış orkların gelişini durdurmuştu, sersemlemiş şekilde dumandan çıkan orkları askerlerin acımasız kılıcı bekliyordu.
Artık savrulan kılıçlar halsizleşmiş, hareketler otomatikleşmişti, uzaktan gelen boru sesiyle orklar geri çekilmeye başladılar.
Üstleri kan, beyin ve kemik parçalarıyla kaplanmıştı. İğrenç bir koku etrafı sarmıştı, üç cüce sekiz de asker ölmüştü, ölen orklar ise sayılamayacak kadar fazlaydı. Cesetlerden tepeler oluşmuştu. Olaf güneşin doğmaya başladığını farketti kıpırdayacak hali kalmamıştı ama bu cesetlerin hastalık yuvası olduğunu da biliyordu. “Yağ getirin buraya biraz cesetleri yakmalıyız.” diye emir verdi.
Kimsenin konuşmaya mecali kalmamıştı, üstlerine su döküp soyunup ölü gibi yattılar. Ã?ğleden sonraya doğru kalkmışlardı.
Posted: Sat Feb 21, 2009 7:03 am
by Edmond
Genç savaşçı önceki günkü olaylar yüzünden yeni yeni kafasını toplamıştı.Mükemmel bir gündü, fakat çok yorucu, hem de çok.Ã?ylesine çok ki uyanmaları öğleni bulmuştu.
"Bugün daha güçlü bir orduyla saldıracaklardır.Sayımız da dünküne göre daha az.şimdiki taktiğimiz ne?"
Posted: Sat Feb 21, 2009 11:54 pm
by Mark
Yenendithas, gözlerini açtı. Ranzasından indi.
" Bu savaşta gördüğümüz tek taktik Arween'in oldu. Umarım aynı şekilde devam eder. "
Pelerinini üzerine geçirdi. Keşiş, olaf ve benjamin'ın orkların mantığı hakkındaki sözlerini dinledi. Tek bir kelime söyledi. Üzerinde mavi bir ışık parlayıp söndü.1
" Siz çok yorgunsunuz. En az iş yapan ben oldum. " Ranzanın üzerinden siyah bir kedi, büyücünün omuzlarına zıpladı. " Büyücü olarak birkaç şey yapmam lazım. Hızlı olmanıza gerek yok." Odadan çıktı.
Bileğini ovuşturuyordu. Büyük salona gitti. Pencereden aşağıdaki ork kampındaki hareketliliğe baktı. Scott'u bulmaya karar verdi. " Pekala birini bulmamız lazım. " Siyah kedi, büyücüyü onayladı. " Sen, kuzey ve doğruya bak. " Kedi gittikten sonra, salondan çıkarak güneye doğru kaleyi taramaya başladı.
" Onu buldum. " Zihin gözünde bir odayı görüyordu. Oraya doğru yol aldı.
" Scott, Arween'in yanına gidiyorum. Birkaç fikrim var. " Yarımelf Yenendithas, ırkdaşına baktı. Gözlerine baktı, dün salonda itirazlarını dinlemişti. " Hala onları mantığa çağırabileceğine inanıyor musun? "
Komutanın yanındaydı: " Arween, savaş boyunca yanabilecek bir alev duvarı büyüm var. Konsantre olduğum sürece yanmaya devam ediyor. Bana işaret verirsen, kapının önüne koyarım. Onların dilini biliyormusun? Orkça anlamanı sağlayabilirim. En azından bir işe yaramış olurum. "
Posted: Sun Feb 22, 2009 12:18 am
by dwaxer
.
Olaf bir ara yarımelf Scott ile muhabbet ederek, “düşmanı tanımak istiyorum; şu Obould hakkında ne biliyorsun ve onu birilerinin yönlendirdiğini düşündüğünü söyledin; bu yönlendirenler kim olabilir sence?” diye sorar.
.
Posted: Sun Feb 22, 2009 9:52 am
by devrimk
Arween Yenendithas'ı onayladı. "Ateş duvarı eğer başa çıkamayacağımız bir kuvvet gelirse daha fazla kuvvet gelmemesi için kesmede kullanabilirsin. Ateş topunu da önceden konuştuğumuz gibi umutsuz bir duruma düşersek kullanmaktan çekinme. Bu tür büyük büyüsel kuvvetler karşısında hemen yılıp kaçacaklarını tahmin ediyorum."
Olad Scott'la biraz konuşunca toplantıda aksi davranmasına rağmen normalde sıcak kanlı ve neşeli bir tip olduğunu farketti.
"Nerden bilebilirim dostum? Tahminim ork kralının kendi başına böyle birşeye kalkışmayacağı yönünde. Böyle bir çılgınlığa kalkışması için ya çok şeyler vaad edilmiş olmalı ya da güvendiği başka bir şeyler olmalı."
Posted: Wed Feb 25, 2009 2:38 am
by devrimk
Akşam çökmeden Arween bizimkilerin koğuşuna geldi. "-Sizinle özel bir saldırı yapmamız gerekiyor. Kaleyi gezinirken ambarların altında bir geçit bulduk, sanırım oradan orkların kampına belki daha gerisine bile çıkabiliriz. Eğer gidip o lanet olası Obould'u öldürebilirsek ork ordusu dağılır. Gece basmadan sizlerle birlikte harekete geçmek istiyorum. Ne dersiniz?"
Posted: Wed Feb 25, 2009 2:44 am
by Edmond
Cüce savaşçı ayağa kalkar.
"Bir an demirin içinde paslanacağım sanmıştım.Bana uyar!"
Posted: Wed Feb 25, 2009 4:00 am
by dwaxer
.
"Evet, tabii ki. Bize güvenebilirsiniz!" der Olaf.
.
Posted: Thu Feb 26, 2009 4:49 am
by dwaxer
.
Olaf biraz da savaş stratejileri konusunda sorular sormak zorunda hisseder kendini: "Peki Lady Arween, ilerlerken nasıl bir dizilim göstereceğiz; bizim grubun dışında kimler olacak yanımızda? Görev dağılımı olacak mı, planımız belli mi, yoksa koşullara göre doğaçlama mı yapacağız?"
.
Posted: Thu Feb 26, 2009 11:29 am
by Mark
Yenendithas; " Bunun sona ermesi gerekiyor biliyorum. Bana yalnızca birkaç dakika lazım. "
Posted: Thu Feb 26, 2009 6:51 pm
by devrimk
"Ben tünele sabah girdim. bir süre ilerledim bitecek gibi değil. O yüzden keşif yapmamız gerekiyor. İşimiz biraz da şansa bağlı." dedi Arween.
Hazırlanıp kiler bölümüne gittiler. Arween'in amazonlarım dediği iki bayan elf şövalyeside yanlarındaydı.
Arween meşalelerin girdiği kollardan birini çekti ve yerin altında bir kapak açıldı.
"İste burası kimbilir ne kadar zamandır burada kimse farketmemiş."
Işığı arkalarında bıraktılar, güneş çubuklarını yaktılar. Karanlık, boğucu ve nemli bir ortamda ilerlemeye başladılar.
Karanlıkta tedirginlik içinde yürüyorlardı, zaman mefhumunu kaybetmiş gibiydiler. Derken bir yol ayrımına geldiler.
"Bu hesapta yoktu işte. Buradan ikiye ayrılalım amazonlarım ve ben soldan gideceğiz siz de sağdan ilerleyin."
Arween veda bile etmeden ilerledi belli ki savaşın stresi onu da etkilemişti.
Kahramanlarımız bir saate yakın bir süre ilerlediler. En sonunda karşılarına taştan dev bir kapı çıktı. Cüce Viarfar haykırdı bir anda.
"Kahretsin bizi gördüler!" Kapının üzerindeki mazgalın orada bir çift göz gördüğüne yemin edebilirdi.
Posted: Thu Feb 26, 2009 7:05 pm
by devrimk
Aynı anda genç elf kızı elinde tuttuğu kanlı kılıçla ilerliyordu. Yürüyüşü yavaşlamış hareketleri bezginleşmişti. Karanlıkça bir odaya geldi.
"Yaptım, her istediğini yaptım." diyerek ağlamaya başladı. Kara elf oturduğu yerden kalkarak kızın yanına geldi. "Sen çok cesur bir küçük kızsın." dedi kısık sesiyle.
"Aşkımız için tanrıma arkadaşlarıma ihanet ettim." Arween'in gözlerinden yaşlar süzülürken ihtirasla kara elfi öpüyordu şimdi. Boğazının yanından hızla bir şey geçti, Arween'in gözleri şaşkınlıkla parladı, boynundan beyaz tenine kırmızı ve koyu bir kan akmaya başladı.
"Neden?" dedi zar zor çıkardığı hırıltılı bir sesle. Adam yavaşça kızı yere yatırdı, saçlarını okşarken gözlerine bakıyordu. "Korkma kızım birazdan hepsi bitecek." Arween ölüm kasılmaları yaşarken "Seni seviyorum." diyebildi güçlükle.
Adam acı bir gülümsemeyle "Bende seni sevmiştim küçüğüm." dedi, elf kızının gözlerini eliyle kapattı, ölmüştü.