KIYAMETİN AYAK SESLERİ(RP EKRANI)
...Sizi görüyoruz. Hepiniz kıpırtısız, ve savunmasızsınız. Nefesleriniz kesilmiş durumda ve kan akışınız durmuş. gözleriniz bizi izliyor belli ki, ama gördükleri sadece sonsuzluk ve bu sonsuzluktan yayılan delirtici ışık demetleri. Gördüğünüz hiçbirşey yok aslında. Nerede olduğunuzu merak ediyorsunuz. Burası hiçbir yer. Burası zamandan ve mekandan muaf bırakılmış bir ebediyet. Düşüncelerin birşeyler kavramaya çalışıyor. Bir fikir özü bulmaya uğraşıyorsun ama bunu asla beceremeyeceksin. Yıldızlar hiç bu kadar yakınından geçmiyordu değil mi? Kendini duruyormuş gibi hissediyorsun ama salında öyle değil. O yıldızlara yaklaşan hep sensin. Boyutkapılarından biri seni alıyor ve bir noktaya taşıyor, sonra başka bir boyutkapısı seni sınırsız evrenin başka bir noktasına yerleştiriyor. Ve bu böyle devam ediyor.
...Burada zaman işlemiyor ölümlü. Burada zihninde işlemiyor zayıf yaratık. Senin zihnin, buradaki muhteşem dizaynı ve düzeni kavramaya yetmez. Burası tanrıların bile gördükten sonra delirmeden kurtulamadıkları sonsuzluk diyarı. Bildiğin herşeyin ötesindeki güçten bahsediyorum sana. Böyle bir yerin daha önce varolabileceğini düşünmüş müydün? Evrenin arkasında, tüm tanrıların ardında varolabilecek olası gerçeği? Bu gerçekliğin ve fenomenin ne olabileceğini, nasıl bir biçimi olabileceğini. Hatta bu gerçekliğin ötesindeki pür gerçekliğin ne olabileceğini. Tüm bunlara aklın eriyor muydu acaba zayıf kimse? ama şimdi buradasın işte. Tüm bu bahsettiklerim seni içine hapsetmiş durumda.
Sonsuz boyutlu vücudundaki her bir hücren ipliğin ucuna bağlanmış bir nokta gibi birbirinden ayrılmış durumda. Buna inanabilir misin bilmiyorum. Beyninin bir lobu diğerinden milyonlarca kilometre uzakta.
Nihai gerçekliğe hiç inanmış mıydın? Evet şimdi inanmalısın...
...Nefes almaya çalışıyorsun, boğuluyorsun...Ellerin ayakların kıpırtısız, adeta buz kesilmişler. Sinir sistemin işlev görmüyor. Düzlemlerin ötesindeki uzay seni bundan alıkoyuyor. Ve düşünce kabiliyetini de. Boğulduğunu bilseydin eğer bunun için birşeyler yapardın değil mi? Algıların sıfırlanmış durumda zayıf kimse. Peki en önemli soru şu.
Bizi nasıl duyabiliyorsun? Bilincin ve zihnin yerinde değilken nasıl sana ulaşabiliyoruz?
Bizim ardımızda yatan fenomen budur zayıf kimse.
Kusursuz Paradoks!...
...Burası sonsuz bir boşluk, ve sizlerde bunun bir parçasısınız. Hiç tanımadığınız mahlukatlar etrafınızda geziniyorlar, sizi kokluyorlar, dillerini üzerinizde gezdiriyorlar. Vahşi ve gazap dolu fısıltılarını duyuyorsunuz. Ama gözleriniz görmüyor. Görmemeniz dehşeti daha da arttırıyor. Buradaki kusursuz denge olmasaydı ve onları görebilseydiniz, müthiş dehşetten kendinizi alamazdınız. Onların sesleri bile sizi bu denli ürkütüyorken tuhaf görüntülerinin aklına kazındığını düşünsene!
Tanrılar bile böyle bir bilinmezin üstesinden gelemez...
...Sizi burada tutan birşey var. O en derinlerde yatan gizemlerimizden biri. Kendisini kimseye göstermiyor, tanımsız güçler onun kontrolnde. Sizin için hazırladığı muhteşem bir alanı var. Zamanın daima tersine an be an işlediği, kimsenin içeri girebildiği, içeri gireninde bir daha kontrolü eline alamadığı, bozulmuş kabuslarla onun zihnini emip tükettiği, aklının hayalinin alamayacağı dehşetlere sürüklediği havasız bir boşluk orası. Oradan korkun...
----------------------------
Grup bir anda sonsuz boşluğun içersinde belirivermişti. Herbiri birbirinden kilometrelerce uzaktaydı ve konumları sürekli değişiyordu. Tüm algıları bilinmyen bir güç tarafından çökertilmişti ve onları birbirlerine göre belli bir yörüngeye yerleştirmişti.
Hiçbiri ne olduğunu anlayamamıştı. Neredelerdi? Hangi zaman dilimindeydiler? Ve nasıl buraya gelmişlerdi? Ve daha milyonlarca soru vardı belki de zihinlerinde. Eğer ona hakim olsalardı...
Beyinlerine onlarca, yüzlerce, binlerce fısıltı yükleniyordu. Onlara birşeylerden bahsediyorlardı ama bunlar sadece onların aklını uçurmaktaydı. Hiçliğin içersinde bir yerdi burası. Bilinmeyen bir fenomeni bilinenlere göre yorumlamak imkansızdı.
-------------------------
Sonra Rasnar birden şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin cüce. Ã?ünkü ruhunda barındırdığın ilahi güç benim aradığım nitelikte. Benimsediğin inanç sistemi nadir bir düşünce akımının ürünü. Teokrasi konusunda bilgilisin ve diğerlerinin ötesinde, metin birisin.
-------------------------
Aynı anda Rivro şu sözleri duymştu.
Sen seçilmişimsin buçukluk. Ã?ünkü ellerin oldukça marifetli, vücudun kıvrak ve zekanda bunu destekliyor. Kapılar, hatta geçitler senin ellerin ile açılabilir. Hayat tecrüben zayıf ve yeni şeyler görmeye pek bi meraklısın. Ve görüntünün ötesinde bir cesarete sahipsin.
-------------------------
Aynı anda Kami şu sözleri duydu.
Seçilmişimsin keşiş. Ã?ünkü doğayı birarada tutan elementlere bağımlısın ve yeteneklerini de bu yönde geliştiriyorsun. Gitgide muazzam mükemmeliyete yaklaşıyorsun ve manastırının düsturunu çok iyi biliyorsun. Dövüş teknikleri konusunda belli bir uzmanlığa sahipsin ve eğer böyle devam edersen bu daha da ilerleyecek. Ki nin bilinmeyen bir uzmanlık alanını bulman seni diğerlerinden apayrı kılıyor.
-------------------------
Aynı anda Maelthrachath şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin Maelthrachath. Kılıçların bilgeliğine sahipsin ve onları üstün bir şekilde kullanabiliyorsun. Müthiş bir hıza ve koordinasyona sahipsin. Irkının avantajlarını kullanmayı biliyorsun ve bu seni risk altından daima kurtardı.
Ve sahip olduğun zekan ve yeteneğin düzlemlerarası seyahatlere imkan tanıyor. Ve ruh halin, seni apayrı kılıyor.
-------------------------
Aynı anda Andero şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin Andero. İç ve dış hakimiyet seni diğerlerinden ayırıyor ve sahip olduğun güç, bağlılık güdüsü ve iktidar seni benim görüşümde yükseltiyor. Nadir kimse karşında durmaya cesaret edebilir ve sana karşı koyabilir. Elindeki güç kontrolün altında ve bir amacın var. Bu amacını yerine getirene değin Glasya'nın da kabulüyle benim için savaşacaksın.
-------------------------
Aynı anda Necros şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin Necros. Büyü konseyinin kara cüppelisi. Boyutlar üzerine araştırmalar yapmaya yatkın bir zihnin var ve sahip olduğun muhteşem zeka seni benim gözümde kilit pozisyona sokuyor. Bilgi güçtür, ve analitik zeka bunu kendi istediği biçimde kullanır. Sanat ise bunun dışavurumudur. Bu üçünü etkin biçimde kullanman seni yüceltecektir ve saklı sırları gözlerinin önüne serecektir.
-------------------------
Ve tüm seçilmişler aynı anda şu sözleri duydular.
Sözlerime itaat etmeyecek olanlar kimse şimdi bileyim. Onlar için açık tuttuğum bir kapım var. Bu kapıdan çıkıp kendi kaderlerini halkların kaderlerine tercih edebilirler. Kendi akibetleri ise benim elimde olacak. Onlar için şimdi ilk kez açık tuttuğum kapıyı gösterebilirim. Aynı şekilde ilk ve son kez bu kapıyı tercih etme hakkını size bırakıyorum.
-------------------------
Ve tüm grubun zihinleri, kararlarını düşünebilecekleri tek bir an süresince açıldı. İsimsiz Olan için bu tek bir an yeterliydi...
...Burada zaman işlemiyor ölümlü. Burada zihninde işlemiyor zayıf yaratık. Senin zihnin, buradaki muhteşem dizaynı ve düzeni kavramaya yetmez. Burası tanrıların bile gördükten sonra delirmeden kurtulamadıkları sonsuzluk diyarı. Bildiğin herşeyin ötesindeki güçten bahsediyorum sana. Böyle bir yerin daha önce varolabileceğini düşünmüş müydün? Evrenin arkasında, tüm tanrıların ardında varolabilecek olası gerçeği? Bu gerçekliğin ve fenomenin ne olabileceğini, nasıl bir biçimi olabileceğini. Hatta bu gerçekliğin ötesindeki pür gerçekliğin ne olabileceğini. Tüm bunlara aklın eriyor muydu acaba zayıf kimse? ama şimdi buradasın işte. Tüm bu bahsettiklerim seni içine hapsetmiş durumda.
Sonsuz boyutlu vücudundaki her bir hücren ipliğin ucuna bağlanmış bir nokta gibi birbirinden ayrılmış durumda. Buna inanabilir misin bilmiyorum. Beyninin bir lobu diğerinden milyonlarca kilometre uzakta.
Nihai gerçekliğe hiç inanmış mıydın? Evet şimdi inanmalısın...
...Nefes almaya çalışıyorsun, boğuluyorsun...Ellerin ayakların kıpırtısız, adeta buz kesilmişler. Sinir sistemin işlev görmüyor. Düzlemlerin ötesindeki uzay seni bundan alıkoyuyor. Ve düşünce kabiliyetini de. Boğulduğunu bilseydin eğer bunun için birşeyler yapardın değil mi? Algıların sıfırlanmış durumda zayıf kimse. Peki en önemli soru şu.
Bizi nasıl duyabiliyorsun? Bilincin ve zihnin yerinde değilken nasıl sana ulaşabiliyoruz?
Bizim ardımızda yatan fenomen budur zayıf kimse.
Kusursuz Paradoks!...
...Burası sonsuz bir boşluk, ve sizlerde bunun bir parçasısınız. Hiç tanımadığınız mahlukatlar etrafınızda geziniyorlar, sizi kokluyorlar, dillerini üzerinizde gezdiriyorlar. Vahşi ve gazap dolu fısıltılarını duyuyorsunuz. Ama gözleriniz görmüyor. Görmemeniz dehşeti daha da arttırıyor. Buradaki kusursuz denge olmasaydı ve onları görebilseydiniz, müthiş dehşetten kendinizi alamazdınız. Onların sesleri bile sizi bu denli ürkütüyorken tuhaf görüntülerinin aklına kazındığını düşünsene!
Tanrılar bile böyle bir bilinmezin üstesinden gelemez...
...Sizi burada tutan birşey var. O en derinlerde yatan gizemlerimizden biri. Kendisini kimseye göstermiyor, tanımsız güçler onun kontrolnde. Sizin için hazırladığı muhteşem bir alanı var. Zamanın daima tersine an be an işlediği, kimsenin içeri girebildiği, içeri gireninde bir daha kontrolü eline alamadığı, bozulmuş kabuslarla onun zihnini emip tükettiği, aklının hayalinin alamayacağı dehşetlere sürüklediği havasız bir boşluk orası. Oradan korkun...
----------------------------
Grup bir anda sonsuz boşluğun içersinde belirivermişti. Herbiri birbirinden kilometrelerce uzaktaydı ve konumları sürekli değişiyordu. Tüm algıları bilinmyen bir güç tarafından çökertilmişti ve onları birbirlerine göre belli bir yörüngeye yerleştirmişti.
Hiçbiri ne olduğunu anlayamamıştı. Neredelerdi? Hangi zaman dilimindeydiler? Ve nasıl buraya gelmişlerdi? Ve daha milyonlarca soru vardı belki de zihinlerinde. Eğer ona hakim olsalardı...
Beyinlerine onlarca, yüzlerce, binlerce fısıltı yükleniyordu. Onlara birşeylerden bahsediyorlardı ama bunlar sadece onların aklını uçurmaktaydı. Hiçliğin içersinde bir yerdi burası. Bilinmeyen bir fenomeni bilinenlere göre yorumlamak imkansızdı.
-------------------------
Sonra Rasnar birden şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin cüce. Ã?ünkü ruhunda barındırdığın ilahi güç benim aradığım nitelikte. Benimsediğin inanç sistemi nadir bir düşünce akımının ürünü. Teokrasi konusunda bilgilisin ve diğerlerinin ötesinde, metin birisin.
-------------------------
Aynı anda Rivro şu sözleri duymştu.
Sen seçilmişimsin buçukluk. Ã?ünkü ellerin oldukça marifetli, vücudun kıvrak ve zekanda bunu destekliyor. Kapılar, hatta geçitler senin ellerin ile açılabilir. Hayat tecrüben zayıf ve yeni şeyler görmeye pek bi meraklısın. Ve görüntünün ötesinde bir cesarete sahipsin.
-------------------------
Aynı anda Kami şu sözleri duydu.
Seçilmişimsin keşiş. Ã?ünkü doğayı birarada tutan elementlere bağımlısın ve yeteneklerini de bu yönde geliştiriyorsun. Gitgide muazzam mükemmeliyete yaklaşıyorsun ve manastırının düsturunu çok iyi biliyorsun. Dövüş teknikleri konusunda belli bir uzmanlığa sahipsin ve eğer böyle devam edersen bu daha da ilerleyecek. Ki nin bilinmeyen bir uzmanlık alanını bulman seni diğerlerinden apayrı kılıyor.
-------------------------
Aynı anda Maelthrachath şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin Maelthrachath. Kılıçların bilgeliğine sahipsin ve onları üstün bir şekilde kullanabiliyorsun. Müthiş bir hıza ve koordinasyona sahipsin. Irkının avantajlarını kullanmayı biliyorsun ve bu seni risk altından daima kurtardı.
Ve sahip olduğun zekan ve yeteneğin düzlemlerarası seyahatlere imkan tanıyor. Ve ruh halin, seni apayrı kılıyor.
-------------------------
Aynı anda Andero şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin Andero. İç ve dış hakimiyet seni diğerlerinden ayırıyor ve sahip olduğun güç, bağlılık güdüsü ve iktidar seni benim görüşümde yükseltiyor. Nadir kimse karşında durmaya cesaret edebilir ve sana karşı koyabilir. Elindeki güç kontrolün altında ve bir amacın var. Bu amacını yerine getirene değin Glasya'nın da kabulüyle benim için savaşacaksın.
-------------------------
Aynı anda Necros şu sözleri duydu.
Sen seçilmişimsin Necros. Büyü konseyinin kara cüppelisi. Boyutlar üzerine araştırmalar yapmaya yatkın bir zihnin var ve sahip olduğun muhteşem zeka seni benim gözümde kilit pozisyona sokuyor. Bilgi güçtür, ve analitik zeka bunu kendi istediği biçimde kullanır. Sanat ise bunun dışavurumudur. Bu üçünü etkin biçimde kullanman seni yüceltecektir ve saklı sırları gözlerinin önüne serecektir.
-------------------------
Ve tüm seçilmişler aynı anda şu sözleri duydular.
Sözlerime itaat etmeyecek olanlar kimse şimdi bileyim. Onlar için açık tuttuğum bir kapım var. Bu kapıdan çıkıp kendi kaderlerini halkların kaderlerine tercih edebilirler. Kendi akibetleri ise benim elimde olacak. Onlar için şimdi ilk kez açık tuttuğum kapıyı gösterebilirim. Aynı şekilde ilk ve son kez bu kapıyı tercih etme hakkını size bırakıyorum.
-------------------------
Ve tüm grubun zihinleri, kararlarını düşünebilecekleri tek bir an süresince açıldı. İsimsiz Olan için bu tek bir an yeterliydi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
Ben öldüm...
Ben öldüm, ve şimdi Baator"dan da beter bir yerdeyim...
şimdi de ebedi işkencemi çekiyorum...
Son olanlar Necros"un zihninden birer birer geçti. Kafatası Sütunu"ndan atlaması, o tuhaf sesi duyuşu, tuhaf bir fırtına ve şimdi de burası.
Kimdi onu buraya getiren? Hangi zaman dilimiydi?? Burası neresiydi? Vücudu nasıl paramparça olmuştu? Eğer paramparçaysa nasıl hâlâ zihni yerindeydi ve konuşulanları duyuyordu? Ve bu fısıltılar, bu korkunç fısıltılar... Kimdi bunları fısıldayanlar?
Tanrılar aşkına, burası nasıl bir cehennemdi böyle?!
Yaşanacak olan ebedi işkencenin korkusu zihnini sararken Necros düşünme yetisini-bu kez kendi kendine-bir kez daha yitirdi. Ama mantık, hemen kontrolü ele geçirdi.
Öldüyse, neden ona seçim hakkı sunuluyordu ki?
Sayısız insandan daha fazla değer verdiği yüzüğü dahi kaybetmişti. Kıyafetlerini dahi kaybetmişti! Daha kaybedecek neyi kalmıştı ki?
Hayatı? Hayatını bu uğurda ortaya koymaya değer miydi? Ama yaşam bir kumar değil miydi zaten? Oyun masasına bir şey koymadan, bir şey kazanamazdı. Ã?yleyse kahretsin, neden bu yolda yürümesindi ki? şu anki koşulları değiştirebilecek şansı bir daha yakalayabilecek miydi?
Hem üstelik...Baator"daki onca aşağılanmadan sonra sesin ona övücü sözler söylemesi de hoş bir değişiklik olmuştu.
Kapı umrumda değil, ben kalıyorum!
Ben öldüm, ve şimdi Baator"dan da beter bir yerdeyim...
şimdi de ebedi işkencemi çekiyorum...
Son olanlar Necros"un zihninden birer birer geçti. Kafatası Sütunu"ndan atlaması, o tuhaf sesi duyuşu, tuhaf bir fırtına ve şimdi de burası.
Kimdi onu buraya getiren? Hangi zaman dilimiydi?? Burası neresiydi? Vücudu nasıl paramparça olmuştu? Eğer paramparçaysa nasıl hâlâ zihni yerindeydi ve konuşulanları duyuyordu? Ve bu fısıltılar, bu korkunç fısıltılar... Kimdi bunları fısıldayanlar?
Tanrılar aşkına, burası nasıl bir cehennemdi böyle?!
Yaşanacak olan ebedi işkencenin korkusu zihnini sararken Necros düşünme yetisini-bu kez kendi kendine-bir kez daha yitirdi. Ama mantık, hemen kontrolü ele geçirdi.
Öldüyse, neden ona seçim hakkı sunuluyordu ki?
Sayısız insandan daha fazla değer verdiği yüzüğü dahi kaybetmişti. Kıyafetlerini dahi kaybetmişti! Daha kaybedecek neyi kalmıştı ki?
Hayatı? Hayatını bu uğurda ortaya koymaya değer miydi? Ama yaşam bir kumar değil miydi zaten? Oyun masasına bir şey koymadan, bir şey kazanamazdı. Ã?yleyse kahretsin, neden bu yolda yürümesindi ki? şu anki koşulları değiştirebilecek şansı bir daha yakalayabilecek miydi?
Hem üstelik...Baator"daki onca aşağılanmadan sonra sesin ona övücü sözler söylemesi de hoş bir değişiklik olmuştu.
Kapı umrumda değil, ben kalıyorum!
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Zihni açıldığında Rivro nun da ilk hatırladığı bıçağın kendisine saplanışıydı. Ölmüş olmalıyım dedi. Bıçak bedenime saplandı. şimdi bu sesin uzun uzun konuşması. Sesin söylediklerinin büyük bölümüne anlam veremedi. Ama bunun ötesinde bir şey vardı.
Yaşamının tüm ayrıntıları aklından geçti. Sanki anne babasının çocuğu gibi değildi. Ã?eteyi bir ara çok sevmişti. Orada sevdiği birçok insan da vardı. Ama orası da sanki olmaması gereken bir yerdi istenmediği bir yer. İnsanlar onu istiyordu ama...
Sorun başkaydı. Değişikti. Gittikçe daha fazla hissettiği duygu o bitmeyen anda gittikçe daha fazla yoğunlaştı. O sanki başka bir kasabadan oraya getirilmiş gibiydi. Orada büyümesine rağmen. Hatta çetedeki hikayede ne diyordu. Cag gibi bir şeydi. Evet sanki o başka bir cagdan gelmiş gibiydi.
Gittikçe güçlenen başka bir duygu da bir şeyler yapması gerektiğiydi. Ne olduğunu bilmiyordu. Onu hiç sevmemelerine rağmen yine de büyüten anne babasını düşündü. Hobbitköyü, çeteden ayrılırken ona yardım eden arkadaşlarını.
Kapı hakkında kurulan cümleden tek bir şey anlamıştı Rivro bu ne olduğunu bilmediği her halde hikayelerdeki tanrı olan kişi ondan gitmesini veya kalmasını istiyordu.
Sonuçları hiç bir zaman tam anlayamadı. Ama içinde garip bir yeren gelen bir ses kalmasını söylüyordu.
Fısıldar gibi Kalıyorum dedi. Kapıyı seçmiyorum. İtaat neyse işte onu seçiyorum.
Yaşamının tüm ayrıntıları aklından geçti. Sanki anne babasının çocuğu gibi değildi. Ã?eteyi bir ara çok sevmişti. Orada sevdiği birçok insan da vardı. Ama orası da sanki olmaması gereken bir yerdi istenmediği bir yer. İnsanlar onu istiyordu ama...
Sorun başkaydı. Değişikti. Gittikçe daha fazla hissettiği duygu o bitmeyen anda gittikçe daha fazla yoğunlaştı. O sanki başka bir kasabadan oraya getirilmiş gibiydi. Orada büyümesine rağmen. Hatta çetedeki hikayede ne diyordu. Cag gibi bir şeydi. Evet sanki o başka bir cagdan gelmiş gibiydi.
Gittikçe güçlenen başka bir duygu da bir şeyler yapması gerektiğiydi. Ne olduğunu bilmiyordu. Onu hiç sevmemelerine rağmen yine de büyüten anne babasını düşündü. Hobbitköyü, çeteden ayrılırken ona yardım eden arkadaşlarını.
Kapı hakkında kurulan cümleden tek bir şey anlamıştı Rivro bu ne olduğunu bilmediği her halde hikayelerdeki tanrı olan kişi ondan gitmesini veya kalmasını istiyordu.
Sonuçları hiç bir zaman tam anlayamadı. Ama içinde garip bir yeren gelen bir ses kalmasını söylüyordu.
Fısıldar gibi Kalıyorum dedi. Kapıyı seçmiyorum. İtaat neyse işte onu seçiyorum.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
O kısacık anda Kami'nin aklında hiçbir soru işareti yoktu. Böyle bir anda; Diyar'ın, onca insanın, dengenin kaderini değiştirebilecek olanlardan biriyken kim bilinçli bir şekilde mutlak yokoluşu seçebilirdi ki? Bu olsa olsa bir sınama olmalıydı. Gerçekten değerli olup olmadıklarını anlamak için belki de, Kami için kapı diye bir seçenek yoktu. İtaat, tek seçenek buydu...
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Yarı iblis drowa doğru koşarken hissettiği çekim dalgası karşı konulamayacak cinsteydi. Zaten karşı koymaya da çalışmamıştı. Bu dalganın büyünün tamamlanmasından sonra gelmesi, büyünün bir parçası olduğunun tahmin edilmesinde pek bir sakınca bırakmıyordu. Andero aksinin olmayacağını umdu zira üzerinde bu kadar ağır bir zırh varken bile bu çekime karşı koyması imkansızdı. Kanatlarını açsa büyük ihtimal savrulur giderdi. Son hatırladığı, savrulmamaları için kılıçlarını kınlarına geri soktuğuydu. Bir de gözlerinin önünden kaybolan ışık...
..........................................
Zihnine fısıldanan sesler kendisine gelmesini sağladı. Neredeydi? Neler olmuştu? Ses burada zamanın ilerlemediğini söylemişti. Boyut mu değiştirmişti? Zira aynı zaman problemini Pandemonium'da da yaşamıştı. Ölmediğini biliyordu. Eğer ölmüş olsa burada olmazdı. O halde olan neydi?
Zihninde son yankılanan seslere kulak verdi. Büyük işler... Hayatı boyunca bu diyar için fantastik veya mitolojik sayılabilecek ne kadar çok iş yapmıştı! Bir yenisi daha... Nedenini bilemiyordu ama yarı iblise bu ses inanılması gereken bir ses olarak geliyordu. Efendi Glasya'nın da inayetiyle söylenenleri yapmak Andero'nun bir sonraki görevi gibi görünüyordu. Eğer efendinin isteği buysa, tabii ki sorgulamadan uyacaktı.
Yarı iblis diz çöktü ve egzotik silahlarını çekerek önünde paralel bir şekilde yerleştirdi. Gözlerini kapadı ve kanatlarını pelerininin altından çıkartıp son gerginliğine kadar açarken pençelerini önünde birleştirerek başını eğdi. Andero uzun çenesinden gelen ufak bir hırlama saygı ritüelini tamamlıyordu.
..........................................
Zihnine fısıldanan sesler kendisine gelmesini sağladı. Neredeydi? Neler olmuştu? Ses burada zamanın ilerlemediğini söylemişti. Boyut mu değiştirmişti? Zira aynı zaman problemini Pandemonium'da da yaşamıştı. Ölmediğini biliyordu. Eğer ölmüş olsa burada olmazdı. O halde olan neydi?
Zihninde son yankılanan seslere kulak verdi. Büyük işler... Hayatı boyunca bu diyar için fantastik veya mitolojik sayılabilecek ne kadar çok iş yapmıştı! Bir yenisi daha... Nedenini bilemiyordu ama yarı iblise bu ses inanılması gereken bir ses olarak geliyordu. Efendi Glasya'nın da inayetiyle söylenenleri yapmak Andero'nun bir sonraki görevi gibi görünüyordu. Eğer efendinin isteği buysa, tabii ki sorgulamadan uyacaktı.
Yarı iblis diz çöktü ve egzotik silahlarını çekerek önünde paralel bir şekilde yerleştirdi. Gözlerini kapadı ve kanatlarını pelerininin altından çıkartıp son gerginliğine kadar açarken pençelerini önünde birleştirerek başını eğdi. Andero uzun çenesinden gelen ufak bir hırlama saygı ritüelini tamamlıyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Dragonfire
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 2005
- Joined: Sun Sep 21, 2003 10:00 am
- Location: Abyss
Maelin ruhu altında toplanmış diğer ruhlarda eş zamanlı olarak Kadim ve Yüce sesi duyuyorlardı. Birbirlerini bilmeyen ama birbirlerinden kısmende olsa haberdar olan ruhlar sessiz bir antlaşma ile itaat olarak ifade edilen seçeneği seçtiler.
"What is locked can be opened; What is hidden can be found; What is yours will be mine."
Cüce zihnini zorluyor, zorluyordu. Etrafındaki hiçlik ve paradoks kabullenebileceğinin ötesindeydi. Ne zmaan ki zihnini bu hiçlikteki kendi yarattığı bir sese ve noktaya odaklamak istese uçup gidiyordu. Aklımı yitiriyorum diye düşündü. Yitiriyorum ve ne olup bittiğinin farkında bile değilim, Klan Babası beni affet, senin çocuklarına daha fazla faydalı olmayacağım
Cüce toplayabildiği son düşünce kırıntılarını umutsuzca tanrılarına yönlendirmeye çalışırken net bir şekilde sözleri duydu.
Sözler ona sesleniyor ve bu sonsuz karmaşadan ona bir yön sunuyordu. İradesinden arta kalanlarla bu sese tutundu. Kendisine bir yön sunuluyordu. Bunun tam olarak ne olduğundan emin olmasa bile karar verme durumundaydı. Hemde belkide ana rahmine düştüğü ilk zamandan beri tek başınaydı. Korkunç bir korku ve umutsuzluk içini sardı. Bu sefer yanlız karar verecekti. Yapayanlız...
Tüm zamanın durduğu o anda Ransar olasılıkları değerlendirdi ve düşünceleri, kendisine yönelen kaynağa uzandı.
Kalıyorum, bunun sonunda her ne varsa halkım ve kendini koruyamayacak durumdaki herkes adına bununla yüzleşiyorum...
Cüce toplayabildiği son düşünce kırıntılarını umutsuzca tanrılarına yönlendirmeye çalışırken net bir şekilde sözleri duydu.
Sözler ona sesleniyor ve bu sonsuz karmaşadan ona bir yön sunuyordu. İradesinden arta kalanlarla bu sese tutundu. Kendisine bir yön sunuluyordu. Bunun tam olarak ne olduğundan emin olmasa bile karar verme durumundaydı. Hemde belkide ana rahmine düştüğü ilk zamandan beri tek başınaydı. Korkunç bir korku ve umutsuzluk içini sardı. Bu sefer yanlız karar verecekti. Yapayanlız...
Tüm zamanın durduğu o anda Ransar olasılıkları değerlendirdi ve düşünceleri, kendisine yönelen kaynağa uzandı.
Kalıyorum, bunun sonunda her ne varsa halkım ve kendini koruyamayacak durumdaki herkes adına bununla yüzleşiyorum...
"Pek ala filozoflar...
Halkların kaderini kurtarmak için buraya geldiniz. Bu yüzden size olan bitenden anlayabileceğiniz kadar bahsedeceğim.
Diyarın bulunduğu düzlem, onu elinde tutan Ulu tanrıların birer birer düşmesi ile tehlike altına girdi. Düzlemi birarada tutan enerji alanlarını tutan tanrıların birer birer ortadan kaybolması, düzlemin biçimlendiği güçlerin birer tutucusu olmamasıyla zayıflamaya ve hatta yokolmaya başladı. Bu ise tek bir anlama geliyor. Diyarı tutan güçlerin yokolması ve birbirine kenetlenmiş enerjilerin çekilmesi ile düzlemin yokolması ve hatta dengesizliğin giderilememesi halinde gökadanın tamamiyle yokolması.
Ve bu tanrılar dahil herkesin yokolması anlamına geliyor.
Fakat kurtuluş yok değil, elbette mevcut. Tanrıların erişemedikleri noktalara sizler erişebilirsiniz. Bunu benim sizlere bahşedeceklerim sayesinde yapacaksınız. Bu yüzden sizler seçilmişlersiniz ve düzlemlerin kaderi sizin ellerinizde.
Yapabileceklerimiz kısıtlı ve önümüze başka çıkar yol sunulmamış durumda.
Kadim Tanrılara ait bir özü elde etmeliyiz. Kadim büyü tanrısı Jystryx in Kalbi ile bozulmuş büyüsel ve ilahi enerji güçlerini yeniden birarada tutmalıyız. Jystryx'in kalbinin İçboyutlarda bir noktada olabileceğini düşünüyorum. Bunun için önce Jystyx'in Kalbini bulmak üzere İçboyutlara aktarılacaksınız ve burada araştırmalara başlayacaksınız.
Aynı zamanda halletmemiz gereken bir başka mesele, diyarın içinde bulunduğu düzlemin yokolması halinde halkları taşıyabileceğimiz bir yaşam alanı bulabilmek ve bu yaşam alanına geçişi sağlayabilmek.
Ulu Tanrılar çağlar evvel yarıdüzlem henüz yaşanabilir kılınmadan evvel halkların yaşayabileceği bir başka düzlem yarattılar. Bu düzlemde bozulmalar meydana gelince bir kısım halk yarıdüzleme aktarılabildi. Teorik olarak büyük bir çoğunluğu da mevzubahis düzlemde soykırıma uğradılar. Üzerlerine çöken Tufan onları kırıp geçti. Tanrılar yaptıkları büyük hatanın farkına vardıklarında ise çok geçti. Bir kısım halk hala yaşayabiliyorken büyük bir çoğunluk yitip gittiler ve tanrılar burada ellerinde gücü yanlış kullandıkları vakit ne kadar büyük felaketlere yol açtıklarını farkettiler.
Onlar hala bir yerdeler, bu benim bilgileriminde dışında. Onlara herhangi bir şekilde ulaşabileceğimi sanmyorum, halbuki yaratmış oldukları bu düzlemleri tekrar birarada tutacak nihai güç hala kendi ellerinde olabilir.
Bilgiler, İçboyutlarda Ulu Tanrıların zamanında düzlemlerarası geçişi sağlayabilmek amacıyla yerleştirdikleri boyutkapılarının olduğu yönünde. Eğer bu boyutkapıları bizim amacımıza hizmet edebilecek güce sahipse bu güç ne olursa olsun üzerinde araştırmaya değer. Benim teorim İçboyutlarda elementel güçlerin erişemeyeceği noktalar oluşturulup, boyutkapılarının bu noktalara yerleştirilmiş olabileceği yönünde. Yine de bu İçboyutlara direkt olarak müdahale edemiyorum ve bunu araştırmakta sizlerin elinizde.
Zihniniz tekrar açıldığında kendinizi İçboyutlarda bulacaksınız. burada hayatta kalabilmeniz için sizlere bazı güçler bahşedeceğim. Bu güçler sayesinde İçboyutlarda yürüyebilecek, araştırmalarınıza devam edebileceksiniz.
Ve son olarak, İçboyutlara direk müdahale etmiyorum fakat bu müdahale edemiyorum anlamına gelmez. Yeri geldiğinde elimi omuzunuzda hissedebilirsiniz.
****************************************************************************************************
Sonra büyüsel bir kaynak seçilmişleri alarak İçboyutlara yönlendirdi. Zaman kaymasına tutulan grup çağlar boyu bu boyutkapısının arasına sıkışmış olduklarını sandılar.
Yeniden bedenlerine ve zihinlerine tutunduklarında bir İçboyuta indirilmişlerdi.
Yeniden bilinçlerine kavuştuklarında zamanın onları bıraktığı noktadan birkaç saniye geçmişti ya da geçmemişti.
Böylece 'bir boyutkapısına sıkışmış olma' fenomeni zihinlerinden sıyrıldı, unutulup gitti.
****************************************************************************************************
Necros kendini ilk toparlayabilen olmuştu. Kendine geldiğinde diğer 5 seçilmişinde hemen yakınında olduğunu gördü. Henüz onları tanımıyordu, ama daha önce seçilmişlere iletilen herşey onun zihnine de işlenmişti.
Büyücü birkaç saniye sonra göğün ortasında bir yerde olduğunu farketti. Bir anda bunun verdiği korku ile içgüdüsel olarak kendisini yükseğe karşı korumaya çalışmak üzere bir büyü aklına geldi.
Ama sonradan farketti ki gökte durabilmesi kendi kontrolünde gerçekleşiyordu. Kendi iradesi ile gökte durabiliyor, hareket edebiliyordu.
Ve ardından birşey dha farketti.
Tüm vücuduna rünler işlenmişti. Büyü konseyinin o yakası, bilekleri tutan kısımları altıni işlemelerle bezenmiş siyah cüppesi yoktu üzerinde. Her tarafı paçavralardan ibaret, üstünü ancak örtebilen kül rengi bir cüppe üzerindeydi.
Birazdan kendilerine geldiklerinde tüm grup, üzerlerine işlenmiş rünlerin farkına varacaklardı. Diğerlerinin aksine Andero'nun üzerinde hiçbir rünik işleme göze çarpmıyordu.Kapkara zırh eskisi gibi kara alevler taşırmaktaydı savaşçının üzerinden. Yine de düzlemin morfik etkisi ona işlemiyordu.
Grup üyeleri birkaç başarısız denemeden sonra gökte kendi kontrolleri altında hareket edebildiklerini farkettiler.
Tüm gök ayaklarının altına serilmiş gibi gözükse de görünmez bir çeper kilometrelerce yükseklerinde onları çevrelemişti.
İçboyut onlara bu irtifada hiçbir zarar vermemekteydi. Millerce ötede ise açık mavi sarmal ipliklerle çevrelenmiş gibi gözüken bir bölge gözlerine ilişmişti. İplikler birbiri içinde yumaklar haline gelmişti ve sürekli etrafa saçılmaktaydılar. Yine de kapladıkları alan değişmiyor gibiydi, sadece belli bir yöne doğru akıyordu yumak halindeki bölge.
Diğer bir yönde ise bayağı uzakta güneş sarısı bir kalkanın yarımküre şeklinde çevrelediği bir bölge görülmekteydi. gökte kendince ilerleyen bir kraterin üzerine yerleştirilmişti burası da.
Bunların dışında görüp görülebilen heryer dev kraterler ve yıldızlar ile çevreliydi. Çok uzaklarda ışık patlamaları ve enerji difuzyonları göze çarpabiliyordu.
Seçilmişler Pozitif Enerji Düzlemindeydiler...
Halkların kaderini kurtarmak için buraya geldiniz. Bu yüzden size olan bitenden anlayabileceğiniz kadar bahsedeceğim.
Diyarın bulunduğu düzlem, onu elinde tutan Ulu tanrıların birer birer düşmesi ile tehlike altına girdi. Düzlemi birarada tutan enerji alanlarını tutan tanrıların birer birer ortadan kaybolması, düzlemin biçimlendiği güçlerin birer tutucusu olmamasıyla zayıflamaya ve hatta yokolmaya başladı. Bu ise tek bir anlama geliyor. Diyarı tutan güçlerin yokolması ve birbirine kenetlenmiş enerjilerin çekilmesi ile düzlemin yokolması ve hatta dengesizliğin giderilememesi halinde gökadanın tamamiyle yokolması.
Ve bu tanrılar dahil herkesin yokolması anlamına geliyor.
Fakat kurtuluş yok değil, elbette mevcut. Tanrıların erişemedikleri noktalara sizler erişebilirsiniz. Bunu benim sizlere bahşedeceklerim sayesinde yapacaksınız. Bu yüzden sizler seçilmişlersiniz ve düzlemlerin kaderi sizin ellerinizde.
Yapabileceklerimiz kısıtlı ve önümüze başka çıkar yol sunulmamış durumda.
Kadim Tanrılara ait bir özü elde etmeliyiz. Kadim büyü tanrısı Jystryx in Kalbi ile bozulmuş büyüsel ve ilahi enerji güçlerini yeniden birarada tutmalıyız. Jystryx'in kalbinin İçboyutlarda bir noktada olabileceğini düşünüyorum. Bunun için önce Jystyx'in Kalbini bulmak üzere İçboyutlara aktarılacaksınız ve burada araştırmalara başlayacaksınız.
Aynı zamanda halletmemiz gereken bir başka mesele, diyarın içinde bulunduğu düzlemin yokolması halinde halkları taşıyabileceğimiz bir yaşam alanı bulabilmek ve bu yaşam alanına geçişi sağlayabilmek.
Ulu Tanrılar çağlar evvel yarıdüzlem henüz yaşanabilir kılınmadan evvel halkların yaşayabileceği bir başka düzlem yarattılar. Bu düzlemde bozulmalar meydana gelince bir kısım halk yarıdüzleme aktarılabildi. Teorik olarak büyük bir çoğunluğu da mevzubahis düzlemde soykırıma uğradılar. Üzerlerine çöken Tufan onları kırıp geçti. Tanrılar yaptıkları büyük hatanın farkına vardıklarında ise çok geçti. Bir kısım halk hala yaşayabiliyorken büyük bir çoğunluk yitip gittiler ve tanrılar burada ellerinde gücü yanlış kullandıkları vakit ne kadar büyük felaketlere yol açtıklarını farkettiler.
Onlar hala bir yerdeler, bu benim bilgileriminde dışında. Onlara herhangi bir şekilde ulaşabileceğimi sanmyorum, halbuki yaratmış oldukları bu düzlemleri tekrar birarada tutacak nihai güç hala kendi ellerinde olabilir.
Bilgiler, İçboyutlarda Ulu Tanrıların zamanında düzlemlerarası geçişi sağlayabilmek amacıyla yerleştirdikleri boyutkapılarının olduğu yönünde. Eğer bu boyutkapıları bizim amacımıza hizmet edebilecek güce sahipse bu güç ne olursa olsun üzerinde araştırmaya değer. Benim teorim İçboyutlarda elementel güçlerin erişemeyeceği noktalar oluşturulup, boyutkapılarının bu noktalara yerleştirilmiş olabileceği yönünde. Yine de bu İçboyutlara direkt olarak müdahale edemiyorum ve bunu araştırmakta sizlerin elinizde.
Zihniniz tekrar açıldığında kendinizi İçboyutlarda bulacaksınız. burada hayatta kalabilmeniz için sizlere bazı güçler bahşedeceğim. Bu güçler sayesinde İçboyutlarda yürüyebilecek, araştırmalarınıza devam edebileceksiniz.
Ve son olarak, İçboyutlara direk müdahale etmiyorum fakat bu müdahale edemiyorum anlamına gelmez. Yeri geldiğinde elimi omuzunuzda hissedebilirsiniz.
****************************************************************************************************
Sonra büyüsel bir kaynak seçilmişleri alarak İçboyutlara yönlendirdi. Zaman kaymasına tutulan grup çağlar boyu bu boyutkapısının arasına sıkışmış olduklarını sandılar.
Yeniden bedenlerine ve zihinlerine tutunduklarında bir İçboyuta indirilmişlerdi.
Yeniden bilinçlerine kavuştuklarında zamanın onları bıraktığı noktadan birkaç saniye geçmişti ya da geçmemişti.
Böylece 'bir boyutkapısına sıkışmış olma' fenomeni zihinlerinden sıyrıldı, unutulup gitti.
****************************************************************************************************
Necros kendini ilk toparlayabilen olmuştu. Kendine geldiğinde diğer 5 seçilmişinde hemen yakınında olduğunu gördü. Henüz onları tanımıyordu, ama daha önce seçilmişlere iletilen herşey onun zihnine de işlenmişti.
Büyücü birkaç saniye sonra göğün ortasında bir yerde olduğunu farketti. Bir anda bunun verdiği korku ile içgüdüsel olarak kendisini yükseğe karşı korumaya çalışmak üzere bir büyü aklına geldi.
Ama sonradan farketti ki gökte durabilmesi kendi kontrolünde gerçekleşiyordu. Kendi iradesi ile gökte durabiliyor, hareket edebiliyordu.
Ve ardından birşey dha farketti.
Tüm vücuduna rünler işlenmişti. Büyü konseyinin o yakası, bilekleri tutan kısımları altıni işlemelerle bezenmiş siyah cüppesi yoktu üzerinde. Her tarafı paçavralardan ibaret, üstünü ancak örtebilen kül rengi bir cüppe üzerindeydi.
Birazdan kendilerine geldiklerinde tüm grup, üzerlerine işlenmiş rünlerin farkına varacaklardı. Diğerlerinin aksine Andero'nun üzerinde hiçbir rünik işleme göze çarpmıyordu.Kapkara zırh eskisi gibi kara alevler taşırmaktaydı savaşçının üzerinden. Yine de düzlemin morfik etkisi ona işlemiyordu.
Grup üyeleri birkaç başarısız denemeden sonra gökte kendi kontrolleri altında hareket edebildiklerini farkettiler.
Tüm gök ayaklarının altına serilmiş gibi gözükse de görünmez bir çeper kilometrelerce yükseklerinde onları çevrelemişti.
İçboyut onlara bu irtifada hiçbir zarar vermemekteydi. Millerce ötede ise açık mavi sarmal ipliklerle çevrelenmiş gibi gözüken bir bölge gözlerine ilişmişti. İplikler birbiri içinde yumaklar haline gelmişti ve sürekli etrafa saçılmaktaydılar. Yine de kapladıkları alan değişmiyor gibiydi, sadece belli bir yöne doğru akıyordu yumak halindeki bölge.
Diğer bir yönde ise bayağı uzakta güneş sarısı bir kalkanın yarımküre şeklinde çevrelediği bir bölge görülmekteydi. gökte kendince ilerleyen bir kraterin üzerine yerleştirilmişti burası da.
Bunların dışında görüp görülebilen heryer dev kraterler ve yıldızlar ile çevreliydi. Çok uzaklarda ışık patlamaları ve enerji difuzyonları göze çarpabiliyordu.
Seçilmişler Pozitif Enerji Düzlemindeydiler...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
"Demek böyle ha?
Deli Lich"in, bu kahrolası diyarın bir yarı-boyut olduğunu söylediğini hatırlıyorum; ama bu kadarını da tahmin etmemiştim. Tanrılar bu yarı-düzlemi bir arada tutan enerji alanlarını var kılıyorlardı, ama birkaçı kaybolunca alanlar bozulmaya ve diyarın durumu gittikçe beter hale gelmeye başladı.
Ve demek bu enerji alanlarını ayakta tutmak için kadim büyü tanrısı Jystryx"in Kalbi"ne ihtiyaçları var.
Ve bu bilgi de beni Deli Lich ile berabere kılar!
Kıyametin gelişi kehanetlerle bildirilmiş olmasına rağmen tanrıların bunun olacağını akıl edemeyip bu hale düşmeleri ne ironik. Ve şimdi de onların pisliklerini temizlememiz için bizi kullanıyorlar.
Peki ya bizi buraya getiren kim? Bizi kim seçti? Bizimle konuşan kimdi?
Bizi o dehşet verici hale sokan kimdi?"
Necros farkına varmamış bir şekilde kendi kendine konuşuyordu. Ã?evresine bakındığında birkaç kişi gördü.Bir buçukluk, bir cüce, bir drow, bir insan ve bir...Kara Kraliçe"nin kafaları aşkına! Bir iblis!
Başbüyücü irkilerek geri çekilmeye çalıştı. Sonra gözlerini ovalayarak iblise daha yakından baktı. Ã?nce onun Zek"arab"ın adamlarından birisi olduğunu düşündü. Ama böyle bir tür çıkartamıyordu.
"Hmm, sen bildiğim hiçbir şeytana benzemiyorsun."
Başbüyücü omuzlarını silkti. Onun için bir tehdit oluşturduğunu düşünmüyordu. Ama merak ediyordu hani: Kimdi bunlar? Kendisini buraya getirenin, kendisine yardım etmeleri için ayarladığı hizmetkârlar mı?
Necros"un dikkati kişilerden ortama kaydı ve çevresini dikkatle inceledi. Ã?ncelikle aklına gelen Elementsel Hava Boyutu"nda olduklarıydı, ama daha sonra buranın çok daha farklı olduğunu fark etti.
Tuhaf enerji patlamaları, garip iplikçik şeklinde enerjiler, mavi ve parlak bir ortam, güneş gibi bir şey... Evet, Pozitif Enerji Boyutu"ydu burası.
Necros"un ilk aklına gelen şey, enerji boyutlarında korunmadan uzun zaman geçirmenin çok tehlikeli olduğuydu. Enerjiler bedenlere doluyor, sonucunda da Pozitif Enerji Boyutu"nda vücut fazlasıyla şişerek patlıyor, Negatif Enerji Boyutu"nda ise küçülerek hiçliğe karışıyordu.
Necros panik içerisinde onu bu etkilerden koruyacak bir büyüye başlayacaktı ki son anda durdu. Onunla konuşan, onların bu etkilere karşı korunacağını söylemişti. O halde...
Başbüyücü vücudunu incelemeye başladı. İlk gözüne çarpan şey, kül rengi, cüppe demeye bin şahit isteyen paçavraydı. Tiksintiyle iki yakasından tutup çekiştirdi ve baktı.
"Aristokrasinin ölümü. Ne kadar ironik. Rezalet görünüyorum."
Yalnız birkaç saniye geçmişti ki, vücudundaki rünler Necros"a daha cazip gelmişti. Cüppeyi unutup rünleri incelemeye başlamıştı bile.
"Hmm. Bu rünler bizi bir şekilde koruyor olmalı. Belki de bulunduğumuz ortamdaki pozitif enerjiyi nötrleyecek kadar negatif enerjiyi vücudumuza kanalize ediyordur ve bu da bizi pozitif enerji yoğunluğunun getireceği patlamadan koruyordur. Tabi sadece pozitif enerjinin geçmesini engelleyecek bir bariyer de yaratıyor olabilir. Ayrıca burada hava da olmaması lazım. Sanırım bu rünler bize soluyabileceğimiz havayı da sağlıyor. İlginç."
Necros en sonunda rünleri incelemeyi bıraktığında hareket etmeyi denedi. Yüzme hareketleri işe yaramıyordu pek. Ama iradesiyle istemesi, hareket etmesi için yeterli oluyordu.
En sonunda bunu da bitirdiğinde Başbüyücü diğerlerine döndü.
"Ben Necros Spellweaver, Büyücülük Kulesi"nin kara cüppeli başbüyücüsü. Kendinizi tanıtın" dedi görüntüsüne hiç de uymayacak kadar asil bir hareketle, elini lütfedercesine sallayarak.
Deli Lich"in, bu kahrolası diyarın bir yarı-boyut olduğunu söylediğini hatırlıyorum; ama bu kadarını da tahmin etmemiştim. Tanrılar bu yarı-düzlemi bir arada tutan enerji alanlarını var kılıyorlardı, ama birkaçı kaybolunca alanlar bozulmaya ve diyarın durumu gittikçe beter hale gelmeye başladı.
Ve demek bu enerji alanlarını ayakta tutmak için kadim büyü tanrısı Jystryx"in Kalbi"ne ihtiyaçları var.
Ve bu bilgi de beni Deli Lich ile berabere kılar!
Kıyametin gelişi kehanetlerle bildirilmiş olmasına rağmen tanrıların bunun olacağını akıl edemeyip bu hale düşmeleri ne ironik. Ve şimdi de onların pisliklerini temizlememiz için bizi kullanıyorlar.
Peki ya bizi buraya getiren kim? Bizi kim seçti? Bizimle konuşan kimdi?
Bizi o dehşet verici hale sokan kimdi?"
Necros farkına varmamış bir şekilde kendi kendine konuşuyordu. Ã?evresine bakındığında birkaç kişi gördü.Bir buçukluk, bir cüce, bir drow, bir insan ve bir...Kara Kraliçe"nin kafaları aşkına! Bir iblis!
Başbüyücü irkilerek geri çekilmeye çalıştı. Sonra gözlerini ovalayarak iblise daha yakından baktı. Ã?nce onun Zek"arab"ın adamlarından birisi olduğunu düşündü. Ama böyle bir tür çıkartamıyordu.
"Hmm, sen bildiğim hiçbir şeytana benzemiyorsun."
Başbüyücü omuzlarını silkti. Onun için bir tehdit oluşturduğunu düşünmüyordu. Ama merak ediyordu hani: Kimdi bunlar? Kendisini buraya getirenin, kendisine yardım etmeleri için ayarladığı hizmetkârlar mı?
Necros"un dikkati kişilerden ortama kaydı ve çevresini dikkatle inceledi. Ã?ncelikle aklına gelen Elementsel Hava Boyutu"nda olduklarıydı, ama daha sonra buranın çok daha farklı olduğunu fark etti.
Tuhaf enerji patlamaları, garip iplikçik şeklinde enerjiler, mavi ve parlak bir ortam, güneş gibi bir şey... Evet, Pozitif Enerji Boyutu"ydu burası.
Necros"un ilk aklına gelen şey, enerji boyutlarında korunmadan uzun zaman geçirmenin çok tehlikeli olduğuydu. Enerjiler bedenlere doluyor, sonucunda da Pozitif Enerji Boyutu"nda vücut fazlasıyla şişerek patlıyor, Negatif Enerji Boyutu"nda ise küçülerek hiçliğe karışıyordu.
Necros panik içerisinde onu bu etkilerden koruyacak bir büyüye başlayacaktı ki son anda durdu. Onunla konuşan, onların bu etkilere karşı korunacağını söylemişti. O halde...
Başbüyücü vücudunu incelemeye başladı. İlk gözüne çarpan şey, kül rengi, cüppe demeye bin şahit isteyen paçavraydı. Tiksintiyle iki yakasından tutup çekiştirdi ve baktı.
"Aristokrasinin ölümü. Ne kadar ironik. Rezalet görünüyorum."
Yalnız birkaç saniye geçmişti ki, vücudundaki rünler Necros"a daha cazip gelmişti. Cüppeyi unutup rünleri incelemeye başlamıştı bile.
"Hmm. Bu rünler bizi bir şekilde koruyor olmalı. Belki de bulunduğumuz ortamdaki pozitif enerjiyi nötrleyecek kadar negatif enerjiyi vücudumuza kanalize ediyordur ve bu da bizi pozitif enerji yoğunluğunun getireceği patlamadan koruyordur. Tabi sadece pozitif enerjinin geçmesini engelleyecek bir bariyer de yaratıyor olabilir. Ayrıca burada hava da olmaması lazım. Sanırım bu rünler bize soluyabileceğimiz havayı da sağlıyor. İlginç."
Necros en sonunda rünleri incelemeyi bıraktığında hareket etmeyi denedi. Yüzme hareketleri işe yaramıyordu pek. Ama iradesiyle istemesi, hareket etmesi için yeterli oluyordu.
En sonunda bunu da bitirdiğinde Başbüyücü diğerlerine döndü.
"Ben Necros Spellweaver, Büyücülük Kulesi"nin kara cüppeli başbüyücüsü. Kendinizi tanıtın" dedi görüntüsüne hiç de uymayacak kadar asil bir hareketle, elini lütfedercesine sallayarak.
Last edited by Lord Necros on Fri Feb 24, 2006 3:46 am, edited 1 time in total.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Buçukluk tekrar ayıldığığında ilk aklına gelen bıçağın vucuduna saplanışıydı. Tanrının sözlerinden çok azı aklındaydı. Pek çok tanrının olduğu söyleniyordu. Acaba bu hangisiydi? şimdi her neredeyse uçtuğunu hissediyordu. Daha önce bir şeyler yaşamıştı. Ama çok azını hatırlıyordu. İleride bir şelaleye benzeyen ama suyun sanki annesinin giysisini örererken kullandığı ipliklere benzediği bir yer vardı. Bunun dışında birçok çukur, binlerce yıldız. Ã?ukurların bir kısmı çok büyüktü. İleride havada uçan bir şeyin üzerinden sarı bir duvar vardı.
Buradaki her şey çok hoşuna gitmişti. En çok da o garip uçma duygusu. Kendini zorlayarak hızla ilerlemeye çalıştı. Bunu bilerek yapmasa da sarı renkli duvara doğru ilerlemişti.
Bazı tanrıların kendilerine inananları öldükten sonra çok güzel bir yerde yaşattıkları söylenirdi. Burası da öyle bir yer gibiydi.
Bir an durup geldiği yöne arkasına bakınca bıçak üzerine saplanmadan yanında olanları gördü. Onlarda mı ölmüş acaba diye düşündü. Boynuzlu Andro, cüce ,uzun kulaklı insan, öbür insan hepsi de onunla mı gelmişlerdi.
Bir an onlara bir yakınlık duydu. Bu garip yerde güzel de olsa garip olan yerde yalnız kalmayacaktı. Yaklaşınca yanlarında bir kişiyi daha gördü. Dilenciye benziyordu. Kasabaya çok nadir gelirlerdi. Genelde uzunlar onları sevmezdi.
Adam da etrafını izliyordu. Sonra her halde Rivro da dahil tüm gruba kendini tanıttı. Nergos Spever. Hareketleri Rivro ya sanki çete lideri olan hırsızı andırıyor gibi geldi.
Hobbit tanrının kendini ödüllendirdiği yerde olduğunu zannetmenin de verdiği rahatlıklar Selam Nergos Bayım diye cevap verdi bir yandan eğilerek. Adım Rivro Bayım. Buraya nasıl geldim bilmiyorum. Sanırım. Sözün gariipliğini hissederek biraz durakladı. Öldüm.
Ben Rivro Hobbitköyden geliyorum. Buraya gelmeden önce dolaşıyordum. dedi hala hırsız olduğunu söylemeye çekinerek. Hobbitköyden sıkılmıştım biraz diye beceriksizce ekledi.
Buradaki her şey çok hoşuna gitmişti. En çok da o garip uçma duygusu. Kendini zorlayarak hızla ilerlemeye çalıştı. Bunu bilerek yapmasa da sarı renkli duvara doğru ilerlemişti.
Bazı tanrıların kendilerine inananları öldükten sonra çok güzel bir yerde yaşattıkları söylenirdi. Burası da öyle bir yer gibiydi.
Bir an durup geldiği yöne arkasına bakınca bıçak üzerine saplanmadan yanında olanları gördü. Onlarda mı ölmüş acaba diye düşündü. Boynuzlu Andro, cüce ,uzun kulaklı insan, öbür insan hepsi de onunla mı gelmişlerdi.
Bir an onlara bir yakınlık duydu. Bu garip yerde güzel de olsa garip olan yerde yalnız kalmayacaktı. Yaklaşınca yanlarında bir kişiyi daha gördü. Dilenciye benziyordu. Kasabaya çok nadir gelirlerdi. Genelde uzunlar onları sevmezdi.
Adam da etrafını izliyordu. Sonra her halde Rivro da dahil tüm gruba kendini tanıttı. Nergos Spever. Hareketleri Rivro ya sanki çete lideri olan hırsızı andırıyor gibi geldi.
Hobbit tanrının kendini ödüllendirdiği yerde olduğunu zannetmenin de verdiği rahatlıklar Selam Nergos Bayım diye cevap verdi bir yandan eğilerek. Adım Rivro Bayım. Buraya nasıl geldim bilmiyorum. Sanırım. Sözün gariipliğini hissederek biraz durakladı. Öldüm.
Ben Rivro Hobbitköyden geliyorum. Buraya gelmeden önce dolaşıyordum. dedi hala hırsız olduğunu söylemeye çekinerek. Hobbitköyden sıkılmıştım biraz diye beceriksizce ekledi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
"Nergos?! NERGOS?!"
Necros"un asilzade havası bir anda gitmişti. Ã?fkeden kıpkırmızı kesilirken ellerini yumruk yapmış, alabildiğine sıkıyordu. Gözü dönmüşçe karısındaki buçukluğa bakıyordu.
"ADIM NECROS, SENİ APTAL YARATIK! NECROS SPELLWEAVER!" diye kükredi Başbüyücü. Sonra derin nefes alıp vererek sakinleşmeye çalıştı. Sonra da alıcı gözüyle buçukluğu inceledi.
Kendisinin cüppesinden çok da iyi durumda olmayan kıyafetler giyiyordu. Elinde, uzun bir dalın ucuna takılmış bir bohça vardı.
"Muhtemelen bir hırsız. Hmm, buçukluklar bu tip şeylere yatkın olurlar. Bir savaşçı olabilecek kadar güçlü gözükmüyor. Yada belki bir büyücüdür ve benim gibi eşyalarını kaybetmiştir. Hmm sanmıyorum. Hiçbir büyücü adımı yanlış anlayacak kadar salak olamaz. O halde? Evet, muhtemelen hırsızdır; ama yine de emin konuşmamak lazım. Beni şaşırtabilir de. Hmmm"
Necros, buçukluğu incelemeye devam etti. Demek öldüğünü düşünüyordu. Burayı Yukarı Boyutlar sanmıştı belli ki. Elini tekrar zarifçe salladı.
"Hayır, hayır küçük kişi. Sen ölmedin. Burası da...eee..." Necros böyle bir varlığa düşüncesini açıklayabilecek basitlikte bir kelime aradı. "Cennet değil. Evet, cennet değil."
Sonra Başbüyücü bakışlarını diğerlerine çevirdi.
Necros"un asilzade havası bir anda gitmişti. Ã?fkeden kıpkırmızı kesilirken ellerini yumruk yapmış, alabildiğine sıkıyordu. Gözü dönmüşçe karısındaki buçukluğa bakıyordu.
"ADIM NECROS, SENİ APTAL YARATIK! NECROS SPELLWEAVER!" diye kükredi Başbüyücü. Sonra derin nefes alıp vererek sakinleşmeye çalıştı. Sonra da alıcı gözüyle buçukluğu inceledi.
Kendisinin cüppesinden çok da iyi durumda olmayan kıyafetler giyiyordu. Elinde, uzun bir dalın ucuna takılmış bir bohça vardı.
"Muhtemelen bir hırsız. Hmm, buçukluklar bu tip şeylere yatkın olurlar. Bir savaşçı olabilecek kadar güçlü gözükmüyor. Yada belki bir büyücüdür ve benim gibi eşyalarını kaybetmiştir. Hmm sanmıyorum. Hiçbir büyücü adımı yanlış anlayacak kadar salak olamaz. O halde? Evet, muhtemelen hırsızdır; ama yine de emin konuşmamak lazım. Beni şaşırtabilir de. Hmmm"
Necros, buçukluğu incelemeye devam etti. Demek öldüğünü düşünüyordu. Burayı Yukarı Boyutlar sanmıştı belli ki. Elini tekrar zarifçe salladı.
"Hayır, hayır küçük kişi. Sen ölmedin. Burası da...eee..." Necros böyle bir varlığa düşüncesini açıklayabilecek basitlikte bir kelime aradı. "Cennet değil. Evet, cennet değil."
Sonra Başbüyücü bakışlarını diğerlerine çevirdi.
Last edited by Lord Necros on Fri Feb 24, 2006 3:49 am, edited 1 time in total.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Buçukluk elini bir defa daha bıçak yarası olması gereken yere götürdü. Hiçbir şey yoktu. Vucudunda gezinen garip şekilleri o zaman farketti. Harflere benziyorlardı. Ama o güne kadar gördüğü harflerden farklıydılar.
Dilenci adamın yüzüne tekrar baktı. Adını yanlış söyleyince bağırması onu biraz korkutmuştu. şimdi de doğru anladığından emin değildi. Neksos gibi bir şeydi. Ama ismini söylememek en doğrusu gibiydi.
Bu biraz durakladı. Buradaki..... insanlarla tepe gibi bir yerde karşılaştık. Bir de kel bir adam vardı. Sonra bize saldırdılar. Bir takım insanlar. Hepsi siyah derili ve uzun kulaklıydı. Sonra insanlardan biri beni bıçakladı.
Tekrar önüne baktı. Buradan bıçaklamıştı. şimdi yara yok oldu.
Onunla beraber gelenlere döndü. Onlar... Onlar da ölmüş olmalı.
Ben bir ses duydum. Rüzgar sesi gibiydi ama çok daha kuvvetliydi. Sonra bir şey benimle konuştu. Garip bir yerde. Anlamadığım bir sürü şeyden bahsetti. Sadece kapı... Kapıyı seçebileceğimi söyledi. Bu aklımda kalmış.
Sonra ben nasıl olduğunu bilmiyorum. Her halde kapıyı seçmedim ve buraya geldim.
Tepede uzun kulaklıların saldırdığı herkes burda. Sadece... biraz daha durakladı. Kel adam o yok.
Sonra Neksos a döndü. Burası cennet değilse neresi ?
Dilenci adamın yüzüne tekrar baktı. Adını yanlış söyleyince bağırması onu biraz korkutmuştu. şimdi de doğru anladığından emin değildi. Neksos gibi bir şeydi. Ama ismini söylememek en doğrusu gibiydi.
Bu biraz durakladı. Buradaki..... insanlarla tepe gibi bir yerde karşılaştık. Bir de kel bir adam vardı. Sonra bize saldırdılar. Bir takım insanlar. Hepsi siyah derili ve uzun kulaklıydı. Sonra insanlardan biri beni bıçakladı.
Tekrar önüne baktı. Buradan bıçaklamıştı. şimdi yara yok oldu.
Onunla beraber gelenlere döndü. Onlar... Onlar da ölmüş olmalı.
Ben bir ses duydum. Rüzgar sesi gibiydi ama çok daha kuvvetliydi. Sonra bir şey benimle konuştu. Garip bir yerde. Anlamadığım bir sürü şeyden bahsetti. Sadece kapı... Kapıyı seçebileceğimi söyledi. Bu aklımda kalmış.
Sonra ben nasıl olduğunu bilmiyorum. Her halde kapıyı seçmedim ve buraya geldim.
Tepede uzun kulaklıların saldırdığı herkes burda. Sadece... biraz daha durakladı. Kel adam o yok.
Sonra Neksos a döndü. Burası cennet değilse neresi ?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
"Artık burada olmayan kel bir adam. Hmmm. Acaba bizi buraya getiren kişi beni onun yerini doldurmak için mi aldı? Ve demek uzun kulaklı ve kara derili kişiler. Biraz daha drow. Muhteşem!" diye mırıldandı Başbüyücü.
Ve demek...kapı seçimi bunlara da sunuldu. Sandığım kadar düşük kişiler değillermiş o halde. Gerçi bu buçukluk o kadar var ya...
"Burası..." gözlerini kısarak buçukluğun anlayabileceği şekilde anlatmaya çalıştı. "Pozitif enerjiyle dolu bir dünya. İyileştirme büyüleri ve bazı başka büyüler güçlerini buradan alıyorlar. Ve normal şartlar altında..." Necros meraklı gözlerle vücudundaki rünlere baktı "Burada kalmamız inanılmaz tehlikeli olurdu. Hayır, burası cennet olmaktan çok uzak."
Necros canı sıkkın bir şekilde çevresini bir daha inceledi. Burada ne yapacaktı ki şimdi?
Ve demek...kapı seçimi bunlara da sunuldu. Sandığım kadar düşük kişiler değillermiş o halde. Gerçi bu buçukluk o kadar var ya...
"Burası..." gözlerini kısarak buçukluğun anlayabileceği şekilde anlatmaya çalıştı. "Pozitif enerjiyle dolu bir dünya. İyileştirme büyüleri ve bazı başka büyüler güçlerini buradan alıyorlar. Ve normal şartlar altında..." Necros meraklı gözlerle vücudundaki rünlere baktı "Burada kalmamız inanılmaz tehlikeli olurdu. Hayır, burası cennet olmaktan çok uzak."
Necros canı sıkkın bir şekilde çevresini bir daha inceledi. Burada ne yapacaktı ki şimdi?
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Hobbit adamın dediklerinin önemli bölümünü anlamamıştı. Pozitif ne demekti? Ya da enerji neyse neydi? Demek büyüler ya da bir şey büyüleri buradan çıkıyordu. Nasıl çıkmış olabileceğini bir az düşündü sonra vaz geçti. Burada kalması normalde tehlikeli olurdu demişti adam. Belki de burada tahlikeli bir şeyler vardı.
Bir an durup düşündü hobbit. Sonra umursamadı. Bir defa bıçağın saplanışı onda muhtemelen geçici bir cesaret yaratmıştı.
Neksos a İleride şu mavi ışıkların olduğu yere gidelim mi diye sordu? Diğerleri bizi izler her halde. Orası güzel bir yere benziyor. Uçmak çok gtüzel bir duygu. Ama bir süre oturacağımız bir yer olursa daha raha ederiz değil mi? dedi.
Bir an durup düşündü hobbit. Sonra umursamadı. Bir defa bıçağın saplanışı onda muhtemelen geçici bir cesaret yaratmıştı.
Neksos a İleride şu mavi ışıkların olduğu yere gidelim mi diye sordu? Diğerleri bizi izler her halde. Orası güzel bir yere benziyor. Uçmak çok gtüzel bir duygu. Ama bir süre oturacağımız bir yer olursa daha raha ederiz değil mi? dedi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Kendisini toparlayan Kami sakin bir ifadeyle etrafı süzdü. Bir yandan da İsimsiz Olan'ın zihnine seslenişini düşünüyordu. Jystryx'in Kalbi, ve Boyutkapıları... Boyutlar hakkında engin bir bilgisi yoktu fakat, bunun zorlu bir araştırma olacağının farkındaydı. Bunları kafasında tarttıktan sonra kendisini Necros Spellweaver olarak tanıtan kişiyi süzdü. Bu Drekkar'ın bahsettiği büyücü olmalıydı, sözlerinden kendini beğenmişlik ve hırs akıyordu. Kami özellikle onun buçukluğa seslenişinden hoşnut kalmamıştı. Necros'a soğuk bir baş selamı verdikten sonra, Rivro'ya dönen Kami doğrudan onun gözlerine baktı. Ve Rivro zihninde yumuşak bir sesin şunları söylediğini duydu:
<b>'Sakin ol Rivro, dilsiz olduğumdan seninle ancak bu şekilde iletişim kurabilirim, telaşlanmanı gerektirecek bir şey yok. Henü tanışmamıştık, ben Kami Lantern. Tuth Saka'dan geliyorum. Neyse bunları sonra da konuşabiliriz. Grubu böyle bir yerde bölmek akıllıca olmayacaktır, o yüzden diğerlerinin de toparlanmasını bekleyelim. Bu arada bana tercümanlık yaparsan memnun olurum. Necros'a ismimi iletip, burası hakkında daha fazla birşey bilip bilmediğini sorar mısın'</b> (<i>mind complusion</i>)
<b>'Sakin ol Rivro, dilsiz olduğumdan seninle ancak bu şekilde iletişim kurabilirim, telaşlanmanı gerektirecek bir şey yok. Henü tanışmamıştık, ben Kami Lantern. Tuth Saka'dan geliyorum. Neyse bunları sonra da konuşabiliriz. Grubu böyle bir yerde bölmek akıllıca olmayacaktır, o yüzden diğerlerinin de toparlanmasını bekleyelim. Bu arada bana tercümanlık yaparsan memnun olurum. Necros'a ismimi iletip, burası hakkında daha fazla birşey bilip bilmediğini sorar mısın'</b> (<i>mind complusion</i>)
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
