Kupala'nın Gecesi (RPG)
-Sanrım benim burda olma nedenimizle ilgili bir iki fikrim var ufaklık, dedi
bunu söylerken gülüyordu. yüzünde herhangibir açı belirtisi veya zafiyet yoktu. kırılan bileyi kavradı ve biraz yoğunlaştı. bir iki kemik çıtıtısı, normal kemikleri yerine oturtuyor ama oda ne bileğini kaldırdı ve yara kaybolmuştu.
-Büyü faydalı bir araçtır, dedi sırıtarak.
-Dinlenmeye değer olduğunu kanıtladın ufaklık, bana duyulmaya değer birşey söyleki az önceki hokkabazlıklarının bedelini sana ödetmemek için bir nedenim olsun.
bunları derken kılıcına doğru yürüdü kılıcına yönelen kızdan daha yakın olmasının avantajıyla üstün bir çeviklikle kılıcını yerden kaldırmak için hamle yaptı ve kılıcı kınına koydu.
etrafındakilere tiksintiyle bakıyordu, "bu zavallılarla muhatap olmak neden?" diye iç geçirdi. anlaşılan burda bir anlamı olan bir tek şu ufaklık vardı.
bunu söylerken gülüyordu. yüzünde herhangibir açı belirtisi veya zafiyet yoktu. kırılan bileyi kavradı ve biraz yoğunlaştı. bir iki kemik çıtıtısı, normal kemikleri yerine oturtuyor ama oda ne bileğini kaldırdı ve yara kaybolmuştu.
-Büyü faydalı bir araçtır, dedi sırıtarak.
-Dinlenmeye değer olduğunu kanıtladın ufaklık, bana duyulmaya değer birşey söyleki az önceki hokkabazlıklarının bedelini sana ödetmemek için bir nedenim olsun.
bunları derken kılıcına doğru yürüdü kılıcına yönelen kızdan daha yakın olmasının avantajıyla üstün bir çeviklikle kılıcını yerden kaldırmak için hamle yaptı ve kılıcı kınına koydu.
etrafındakilere tiksintiyle bakıyordu, "bu zavallılarla muhatap olmak neden?" diye iç geçirdi. anlaşılan burda bir anlamı olan bir tek şu ufaklık vardı.
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
Jeremiah iceriye girdiginde dusuncelerinde yanilmadiginin farkina vardi icerininde disarida bir farki yoktu ama daha heybetli bir gorunum vardi avizede sarkit olusturmus mumlar dikkatini cekmisti onlari suzuyor zamanin gecmesini bekliyorudu.
Lanetliler yavas yavas dolusmaya basladilar. Cok garip olaylar yasayacagi belliydi
once kopan cigliklar ardindan iceri giren bir cocuk.
Cocugu incelemeye calisiyorduki, cocugun ardindan bir haykirisla Zlatan elindeki kiliciyla ataga kalkti.Yine yapacagini yapmisti. Geldiginden beri sevmemisti bu Zlatani yerli yersiz konusmalarini, gereksiz kimlik aciga vurumunu ve daha bunun gibi bir cok sey.Cocuk yaptigi ufak bir hamlede adamin bilegini kirmisti bile.
ve ardindan yuzune aldigi o eski gulumsemeyle sorusunu yinelede "Evet... Yok mu gerçekten şu anda neden buraya geldiğini bilen kimse?" ona laf atanlar sorusuna soruyla cevap verenler ama hicbiri cocugun sordugunun cevabi degildi. Jeremiah herkesin sozunu bitirmesini beklemis ve en sonunda o sormustu;
"Bizi cagirmanin nedeni GEHENNA'mi"
Lanetliler yavas yavas dolusmaya basladilar. Cok garip olaylar yasayacagi belliydi
once kopan cigliklar ardindan iceri giren bir cocuk.
Cocugu incelemeye calisiyorduki, cocugun ardindan bir haykirisla Zlatan elindeki kiliciyla ataga kalkti.Yine yapacagini yapmisti. Geldiginden beri sevmemisti bu Zlatani yerli yersiz konusmalarini, gereksiz kimlik aciga vurumunu ve daha bunun gibi bir cok sey.Cocuk yaptigi ufak bir hamlede adamin bilegini kirmisti bile.
ve ardindan yuzune aldigi o eski gulumsemeyle sorusunu yinelede "Evet... Yok mu gerçekten şu anda neden buraya geldiğini bilen kimse?" ona laf atanlar sorusuna soruyla cevap verenler ama hicbiri cocugun sordugunun cevabi degildi. Jeremiah herkesin sozunu bitirmesini beklemis ve en sonunda o sormustu;
"Bizi cagirmanin nedeni GEHENNA'mi"
-
Dragonfire
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 2005
- Joined: Sun Sep 21, 2003 10:00 am
- Location: Abyss
Ã?nündeki manzarayı taktiksel ve etinik olarak inceliyordu. Bir duvara böylesine bir yarığı ne açabilirdi? Mancınıklar? Olabilir, zamanın iştihamı savaşla yok ettiği bu uğursuz mekan hiçte tekin bir yere benzemiyordu. Acaba takip ettiği yolda bir hatayamı düşmüştü? Ã?nündeki hafif su birikintilerini temkinli adımlarla kat etmeye başladı. Yarığa iyice yaklaştı ve ne görüp göremeyeceğine bir bakmaya davrandı
"What is locked can be opened; What is hidden can be found; What is yours will be mine."
Leo nihayet kalabalığın ilgisini üzerine çekmiş olmaktan memnundu. Etrafındakilerin kendisine yönelen sorularını sükûnetle dinledikten sonra düşünceleri netleşmiş, soruları yanıtlamaya başlamıştı.
"Bugünlerde yenidoğanlara ne biçim bir terbiye veriliyor böyle? Az evvel canını bağışlayan birisine karşı böyle davrananın kimin evladı olduğunu bilmek isterim."
Sonra Vladimir'e döndü, gözlerinde büyük bir panik havası okunuyordu:
"Ne? ortadoğulular mı? ORTADOğULULAR MI...?"
Sağ elini traşlı kafasının üstüne götürmüş, hızlı bir şekilde kaşınmaya başlamıştı. Gözlerini Vladimir'in arkasında, uzakta bir yere kitlemişti. Dudaklarından bir mırıltı demek için dahi çok alçak sesler çıkıyordu. Aniden, girdiği kadar hızlı şekilde bu havasından kurtuldu. Tekrar vakur denilebilecek bir havaya bürünmüştü.
"Ama ortadoğuluların büyük orduları var. Sonunda burayı da fethetmeye mi geldiler? Hmm, bu beklenmedik bir gelişme işte..."
Bu sefer elini çenesine götürüp, olmayan sakalını sıvazlar gibi bir hale bürünmüştü. Bir an sonra tekrar eski haline büründü.
"Ama hayır, ne ormanını biliyorum, ne de ortadoğuluyu ben gönderdim."
Tekrar başını öne eğdi. Ellerini arkasında kavuşturarak volta atmaya başladı. Bu sırada çok komik görünüyordu; zira bir gidişini tamamlamak için attığı 9-10 adımda kısa bacakları, kendisini ancak bir metre öteye kadar götürebiliyordu. Volta atan birinden çok kapana kısılmış bir sincaba benziyordu bu haliyle.
"Gehenna... Gehenna bir kavramdır. İçi boş bir kavram."
Sesi birden alaycı, olmayan birisini taklit eder bir tona bürünmüştü. Volta atmayı sürdürürken, jestleriyle bu dramatik sahneyi destekliyordu:
"Büyük yıkım... Tüm vampirlerin sonu.. Peh! Ã?ocuk masalları."
Volta atmayı durdurup, elinde bir çanta tutmakta olan adama döndü:
"Eğer o elindeki çantanın içinde Gehenna'yı getirmediysen tabi."
Bakışlarını tekrar odadakilerin üzerinde gezdirdi.
"Fakat diğer açıdan bakarsanız, eğer buradaki kimse buraya kimin tarafından ve ne sebeple getirildiğini bilmiyorsa, işte o zaman bizim Gehennamız başlamış demektir."
Sözlerini bitirdikten sonra başını öne eğdi ve umutsuzluk içinde iki yana salladı. Başını kaldırmadan, ayaklarını sürüye sürüye, şatoya ilk girdiğinde selamladığı siyah, toplu saçlı hatuna doğru ilerledi. Vardığında kafasını kaldırdı ve kollarını ona doğru uzattı.
"Beni kucağına alır mısın?"
Sözlerini bitirdikten sonra başı sağa doğru biraz bükülmüştü.
"Bugünlerde yenidoğanlara ne biçim bir terbiye veriliyor böyle? Az evvel canını bağışlayan birisine karşı böyle davrananın kimin evladı olduğunu bilmek isterim."
Sonra Vladimir'e döndü, gözlerinde büyük bir panik havası okunuyordu:
"Ne? ortadoğulular mı? ORTADOğULULAR MI...?"
Sağ elini traşlı kafasının üstüne götürmüş, hızlı bir şekilde kaşınmaya başlamıştı. Gözlerini Vladimir'in arkasında, uzakta bir yere kitlemişti. Dudaklarından bir mırıltı demek için dahi çok alçak sesler çıkıyordu. Aniden, girdiği kadar hızlı şekilde bu havasından kurtuldu. Tekrar vakur denilebilecek bir havaya bürünmüştü.
"Ama ortadoğuluların büyük orduları var. Sonunda burayı da fethetmeye mi geldiler? Hmm, bu beklenmedik bir gelişme işte..."
Bu sefer elini çenesine götürüp, olmayan sakalını sıvazlar gibi bir hale bürünmüştü. Bir an sonra tekrar eski haline büründü.
"Ama hayır, ne ormanını biliyorum, ne de ortadoğuluyu ben gönderdim."
Tekrar başını öne eğdi. Ellerini arkasında kavuşturarak volta atmaya başladı. Bu sırada çok komik görünüyordu; zira bir gidişini tamamlamak için attığı 9-10 adımda kısa bacakları, kendisini ancak bir metre öteye kadar götürebiliyordu. Volta atan birinden çok kapana kısılmış bir sincaba benziyordu bu haliyle.
"Gehenna... Gehenna bir kavramdır. İçi boş bir kavram."
Sesi birden alaycı, olmayan birisini taklit eder bir tona bürünmüştü. Volta atmayı sürdürürken, jestleriyle bu dramatik sahneyi destekliyordu:
"Büyük yıkım... Tüm vampirlerin sonu.. Peh! Ã?ocuk masalları."
Volta atmayı durdurup, elinde bir çanta tutmakta olan adama döndü:
"Eğer o elindeki çantanın içinde Gehenna'yı getirmediysen tabi."
Bakışlarını tekrar odadakilerin üzerinde gezdirdi.
"Fakat diğer açıdan bakarsanız, eğer buradaki kimse buraya kimin tarafından ve ne sebeple getirildiğini bilmiyorsa, işte o zaman bizim Gehennamız başlamış demektir."
Sözlerini bitirdikten sonra başını öne eğdi ve umutsuzluk içinde iki yana salladı. Başını kaldırmadan, ayaklarını sürüye sürüye, şatoya ilk girdiğinde selamladığı siyah, toplu saçlı hatuna doğru ilerledi. Vardığında kafasını kaldırdı ve kollarını ona doğru uzattı.
"Beni kucağına alır mısın?"
Sözlerini bitirdikten sonra başı sağa doğru biraz bükülmüştü.
War, war never changes...
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
Sylvia gürültülerden sonra kafasını kapıyla değilde içeridekilerle yorması gerektiğini düşünüp şatonun lanetine olan korkusunu bir yana bırakmış ve son anda küçük çocuğun yardıma ihtiyacı olup olmadığını aklından geçirmişti ve kendini salonun içinde kalabalığın yanında buldu.Belliki burda ortalık biraz karışmıştı ve hemen ilerisinde, demin şatoya girmiş olan küçük çocuk duruyordu. Sylvia'nın hemen ilerisindeki diğer vampir kadının kendisini kucağına alması için kollarını iki yana açmış, o tarafa doğru ilerliyordu...
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
Konuşulanlar hiç bir anlam ifade etmiyordu Anislav için, sanki bir başka dildendi anlatılanlar, yorum da yapmadı. İzledi sadece.
Sonra kendisine uzanan kollara karşılık verdi, çocuğu koltuk altlarından tutup kucağına aldı ve bunu yaparken eskiye dair bir tebessüm yayıldı yüzüne. Uzun zamandan beri olmayan bir gülümsemeydi bu.
"Gel bakalım..."
Sonra kendisine uzanan kollara karşılık verdi, çocuğu koltuk altlarından tutup kucağına aldı ve bunu yaparken eskiye dair bir tebessüm yayıldı yüzüne. Uzun zamandan beri olmayan bir gülümsemeydi bu.
"Gel bakalım..."
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Stefan sessizce konuşulanları dinledi, gözleri hala dikkatle çocuğu süzmekteydi.. yavaş yavaş sabırsızlanmaya başladığını hissetmişti..
"Anladığım kadarıyla burda herkes daha detaylı bir açıklama bekliyor.."
diye devam etti, kadının kucağındaki çocuğa kilitlenen gözleri biraz kısılmıştı şimdi..
"Anladığım kadarıyla burda herkes daha detaylı bir açıklama bekliyor.."
diye devam etti, kadının kucağındaki çocuğa kilitlenen gözleri biraz kısılmıştı şimdi..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Transilvanya gecesinde Ceoris üzerindeki korkutucu şatonun üst katlarından birinde yatmaktaydı Pavel Saenko, bir lanetli...
Üzerindeki kül rengi cüppe yere serilmiş, üstü başı paçavra haline gelmişti. Cüppe soluk odanın üzerine serilmiş ayışığının karşısında parlamaktaydı.
Pavel ayağa kalkmaya çalıştı. Belini kıpırdatamadı önce, fakat daha sonra kollarıyla yere destek oldu, başını kaldırabildi.
Üç gün öncesinden bugüne pek çok şey değişmişti onun için. Zihni allak bullaktı, kafası kazan gibiydi...
Kalk ayağa... Daha yeni başlıyoruz!...
Pavel dizleri üzerine çöktü, bu sırada soğuk zemine karşı cüppesinin eteklerini kaval kemiğinin altına almıştı. Avuçları bacaklarının üzerindeydi, gözleri önüne eğilmişti.
Ellerinin görüntüsü değişmişti. Kalın cüppesinin içinden sıyrılmış ellerin üzerindeki deri gitgide çekilmiş, yer yer parçalanmıştı. Sınırlar önce kan ile, sonrada sarımsı bir sıvıyla dolmuş, kuruyan kan ve sıvı bu bölgede kan kırmızı iltahap benzeri bir görüntüye yol açmıştı.
Ve yazıkki vücudunun tamamında bu deformasyon devam etmekteydi. Derisi geriliyor, birbirinden ayrılıyor ve yer yer kanamalar yol açıyordu. Daha şimdiden bütün vücudu kanla çizilmiş bir haritaya benzemişti...
Aşağı inmelisin! Oradalar...
Pavel zorlukla ayağa kalktı, daha sonra dört bir yanı yıkılmış odadan çıkarak aşağı doğru inen yarım yamalak merdivenlerden inmeye başladı. Elleriyle devamlı olarak duvarı ve önündeki kayalık merdivenleri yoklayarak iniyordu aşağıya...
***********
Vampirler aralarında çıkan gerginlik ve kısa dövüşün ardından yeniden ehemmiyeti ele almış olmalılardı. Leo Anislav'ın kucağındaydı ve lanetlilerin nerdeyse tamamı şatonun içersindeydi. Neden burada olduklarını sorguluyorlardı.
Bu sırada şatonun yukarısından birtakım sesler gelmeye başladı. Zayıf sesten tek anlaşılan derinin ve tenin kayaya sürtünme sesleriydi...
Ve ses aşağı doğru gelmekteydi, an be an... Uzun uzun...
Üzerindeki kül rengi cüppe yere serilmiş, üstü başı paçavra haline gelmişti. Cüppe soluk odanın üzerine serilmiş ayışığının karşısında parlamaktaydı.
Pavel ayağa kalkmaya çalıştı. Belini kıpırdatamadı önce, fakat daha sonra kollarıyla yere destek oldu, başını kaldırabildi.
Üç gün öncesinden bugüne pek çok şey değişmişti onun için. Zihni allak bullaktı, kafası kazan gibiydi...
Kalk ayağa... Daha yeni başlıyoruz!...
Pavel dizleri üzerine çöktü, bu sırada soğuk zemine karşı cüppesinin eteklerini kaval kemiğinin altına almıştı. Avuçları bacaklarının üzerindeydi, gözleri önüne eğilmişti.
Ellerinin görüntüsü değişmişti. Kalın cüppesinin içinden sıyrılmış ellerin üzerindeki deri gitgide çekilmiş, yer yer parçalanmıştı. Sınırlar önce kan ile, sonrada sarımsı bir sıvıyla dolmuş, kuruyan kan ve sıvı bu bölgede kan kırmızı iltahap benzeri bir görüntüye yol açmıştı.
Ve yazıkki vücudunun tamamında bu deformasyon devam etmekteydi. Derisi geriliyor, birbirinden ayrılıyor ve yer yer kanamalar yol açıyordu. Daha şimdiden bütün vücudu kanla çizilmiş bir haritaya benzemişti...
Aşağı inmelisin! Oradalar...
Pavel zorlukla ayağa kalktı, daha sonra dört bir yanı yıkılmış odadan çıkarak aşağı doğru inen yarım yamalak merdivenlerden inmeye başladı. Elleriyle devamlı olarak duvarı ve önündeki kayalık merdivenleri yoklayarak iniyordu aşağıya...
***********
Vampirler aralarında çıkan gerginlik ve kısa dövüşün ardından yeniden ehemmiyeti ele almış olmalılardı. Leo Anislav'ın kucağındaydı ve lanetlilerin nerdeyse tamamı şatonun içersindeydi. Neden burada olduklarını sorguluyorlardı.
Bu sırada şatonun yukarısından birtakım sesler gelmeye başladı. Zayıf sesten tek anlaşılan derinin ve tenin kayaya sürtünme sesleriydi...
Ve ses aşağı doğru gelmekteydi, an be an... Uzun uzun...
Last edited by Eldarin_ on Fri Nov 10, 2006 8:59 pm, edited 3 times in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Gabriel yarığa yaklaştığında karanlık ve sis etrafından hızla dağılmıştı sanki. Ã?nündeki yarıktan fışkıran yabani otlar önce gözüne çarptı, yükselerek şatonun tepesine doğru uzanmışlardı.Dragonfire wrote:Ã?nündeki manzarayı taktiksel ve etinik olarak inceliyordu. Bir duvara böylesine bir yarığı ne açabilirdi? Mancınıklar? Olabilir, zamanın iştihamı savaşla yok ettiği bu uğursuz mekan hiçte tekin bir yere benzemiyordu. Acaba takip ettiği yolda bir hatayamı düşmüştü? Ã?nündeki hafif su birikintilerini temkinli adımlarla kat etmeye başladı. Yarığa iyice yaklaştı ve ne görüp göremeyeceğine bir bakmaya davrandı
Yarığın içersinde ise zifiri bir karanlık hüküm sürmekteydi. Toprak ve kaya birbirine girmişti burada ve içeriye girmek imkansızdı. Tonlarca kaya üstüste yığılmıştı.
Ve bu da gösteriyordu ki şatonun geri kısmındaki yıkıntı oldukça ciddiydi, katlar üstüste binmişti...
**********
"Gabriel... şatodakilerle iletişime geç. En azından ilk an belirsizliğinden böylece sıyrılabilrisin. Fakat olabildiğince mesafeli davran. Onların hiçbirine güvenmemelisin kesinlikle. Nitekim bizim dünyamızın ve cennetimizin düşmanlarıdır onlar. Yıkımın ta kendisidirler... Hiçbiri bizim müttefiğimiz değildir.
Ve şunu unutma, silahını daima önünde olsun ve gerektiğinde onu kullanmaktan çekinme. Ã?ünkü bil ki, sen onlara kılıcını savurmazsan, onlar sana bunu kesinlikle yapacaklardır...
şimdi içeri gir... "
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Dragonfire
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 2005
- Joined: Sun Sep 21, 2003 10:00 am
- Location: Abyss
Ã?nündeki çıkmaz ve zihninde yankılanan sesin ardından kuşkusu kalmayan adam canı sıkkın bir şekilde şatonun girişi olan kemere giden yola(geldiği yol) dönmeye başladı. Yolu yarıladığında kılıcı çekili düşünceli bir halde ama asla tedbiri elden bırakmamış bir halde ilerlemeye devam etti. Yoksa sözleri fazlamı doğrudan alıyorumşekilnde kendi kendine tebessüm etti. İlerleyip en sonunda Kemerli boğazın(yıkık dökük) altında girişin önündeydi.
"What is locked can be opened; What is hidden can be found; What is yours will be mine."
şatonun yukarısından gelen sesleri duymaya başladığında, Anislav'ın kucağına henüz yerleşmişti. Gelen sesin kaynağını görebilmek için gözlerini fıldır fıldır oynatıyordu; ama nafileydi. Sanki duyulmamak istermişçesine, kısık bir sesle konuştu:
"Ã?ğrenmek istediğin her neyse cübbeli kişi, sanırım cevaplarını az sonra alacaksın..."
Hala etrafa hızlıca göz gezdirirken, Anislav'ın boynuna doladığı sol elinin minik, hafif tombul parmaklarından birini, kendisini kucaklayan ablasının, toplu saçlarından sarkan bir bukleye doladı ve kıvırarak onunla oynamaya başladı.
"Ã?ğrenmek istediğin her neyse cübbeli kişi, sanırım cevaplarını az sonra alacaksın..."
Hala etrafa hızlıca göz gezdirirken, Anislav'ın boynuna doladığı sol elinin minik, hafif tombul parmaklarından birini, kendisini kucaklayan ablasının, toplu saçlarından sarkan bir bukleye doladı ve kıvırarak onunla oynamaya başladı.
War, war never changes...
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
Sylvia bu gergin ve sıkıcı ortamdan canı sıkılmıştı ve hiç bir şekilde ortamdakilerin ondan hoşlanmadığğınınsa dahada farkındaydı ama lanetleri çift olsundu omutluydu çingeneliğiyle sevrdi yalanlarını . Biran önce bitmesini umuyordu kucağına almak istediği aptal çocukta onun dışında başkasını seçmiş başka bir kadını "kendi kendisine sövdü neyine senin koruyucu duygulu kadın edası, senki çingenelerin cilveli dansçısı." keşke şurda az bi müzik olsaydı bir keman sesini bile yeğlerdi kulaklarındaki şu aptal sestense. Neydiki bu ses her kez gibi gözleri merdivenlerde dikilmekteydi oda kalabalığın şimdi bir adım gerisinde. niye girsindi ki kendini istemeyenlerin hemen dibine.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
iyice sıkılmaya ve dişleri çekilmeye başlamıştı. artık anlatıcaklarını merak ediyordu. birde yukarıdan garip sesler gelmeye başlamıştı. bu basbaya bir tuzakta olabilirdi. bir an için ormana koşmayı düşündü. ceoris te onu bulmaları mümkün değildi. öte yandan merakta ediyordu. açaba bu çocuk ne söyliyecekti.
-artık söyleyeceklerini anlatmaya başlasan iyi olur, bu çocuk oyunları beni açıktırıyor, dedi
bunları söylerken yavaşca arkasında kimsenin olmadığına emin olarak sol omuzu kapıya bakaçak şekilde , kapı tarafına yaklaştı. hala herkese yakındı. burdan çocuğun gözlerinede bakabiliyordu.
-artık söyleyeceklerini anlatmaya başlasan iyi olur, bu çocuk oyunları beni açıktırıyor, dedi
bunları söylerken yavaşca arkasında kimsenin olmadığına emin olarak sol omuzu kapıya bakaçak şekilde , kapı tarafına yaklaştı. hala herkese yakındı. burdan çocuğun gözlerinede bakabiliyordu.
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
Sylvia bi kişinin daha geri çekildiğini gördü ve yavaş yavaş gerginliği artamaya başladı yoksa bildiği bir şeymi vardı korkmalımıydı gelenden. Beklemek öldürürdü bir kediyi Sylviyayı ise daha bir beter tekrar tekrar öldürüyordu sanki ...bu bekleyiş biran önce bitmeliydi artık insansı duygularına sarılmaya çalışsada artık herşey bir yere kadardı...çünkü insan kimliklerini geride bırakalı çok uzun dönemler atlatmıştı bu lanetlilerin çoğu tabiki kendiside ve gerginlik açlığı tetikliyordu bu durumlarda..
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
Anislav çocuğu kucağına aldığında yukarıdan sesler gelmeye başladı ve ister istemez saçıyla oynayan çocuğa baktı, sanki arada bir bağlantı olmuş gibi. Sonra iyice paranoyaklaştığını düşünerek sesin tam olarak nereden geldiğini bulmaya çalıştı. Yukarıda neler olup bittiğini merak etmişti. Burada bizden başka kim olabilir ki? diye düşündü. Sonra dayanamadı bunu diğerlerine sordu..
"Burada bizden başka kim olabilir ki böyle bir sesi çıkarabilecek?"
"Burada bizden başka kim olabilir ki böyle bir sesi çıkarabilecek?"
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...