Panın Flüdü Yeniden Bilgilendirme

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Birkaç eski mesajımı adminlerin iyi niyetine sığınarak buraya atıyorum. Eski başlık çok karmaşıktı. Oyunun ana hatları hakkında bu mesajlardan bilgi edinebilirsiniz.

MÖZİK YARIşMASI

Tanrılar arasında en iyi müziği yapadı Apollon. O kadar güzeldi ki müzikleri kimsenin bu gerçekten en ufak bir şüphesi yoktu. Yaratılışından sonraki binyıllar boyunca lirini her çalışında tüm ruhlar titrediler. Ve Apollon her taktiri ruhunun derinliklerinde hissetti. Bunu itiraf etmese de en iyi olmak büyük bir keyif veriyordu tanrıya.

şiir ve Müziğin Tanrısına rakip olaması en son düşünülen Tanrıydı Pan. şamata şaka ve eğlenceden başka bir şey düşünmezdi. Bir gün müzik çalsa bile belki oynak bir melodi tutturabilirdi ancak. Apollonun derin müziği ile yarışması bile düşünülemeyecek oynak havalar.

Ama oldu. Pan bir gün dağ keçileri ile oynaştığı nehrin yanında flüdü bulduğunda neler olacağını kendisi de bilmiyordu. Flüt eline alır almaz farklı bir şeyler olduğunu hissetti çok güzel bir flüttü. Ve onun eşsiz işçiliği Panın eğlenceli doğası ile birleşince Pan flüdü her çalışında doğa onunla beraber dans etti.

Pan'ın müziğinin ünü çok geçmeden Tanrılar arasına da yayıldı. Onun müziğinin eşsiz olduğunu söylüyorlardı. Bu dedikodular Tanrı Apollon a ulaştığında Tanrı kıskançlıktan çıldıracak gibi oldu. Olimpostan ayrılıp Pan ı aramaya bulur bulmaz da haddini bildirmeye karar verdi.

Bir dağın yamacındaki çayırda karşılaştı iki tanrı Apollon Pan ın müziğini dinlediğinde bir an kendisi bile şüphe duydu. Ama bu engellemedi onu keçi gövdeli tanrıya ilerledi ve ona müziklerini sınama talebinde bulundu. Pan şiirin ve müziğin tanrısına gülümsedi. Eğlenceli yarışmaları hep sevmişti. Onun için hava hoştu.

Hakem olarak o zamanın en büyük ülkesinin kralını seçtiler. Tarihin Midas olarak bildiği kralı.

Midas tüm başkent halkının önünde yaptı yarışmayı. İki tanrı müziklerini sergilerken onları izledi. Pan daha iyiydi Midas bundan emindi. Kararını söyleme konusunda cesaret kazandıkça Midas Apollon gibi bir tanrıyı mağlup etmenin tadını da damağında hissetti.

Ve karar açıklandı. Galip Pan dı. Pan çevresini saran halk eşliğinde Midas ı selamladı ve ona flüdünü hediye etti. Sonra da onu izleyenlerle şarkılar söyleyerek uzaklaştı.

şiir ve müziğin Tanrısı Apollon tüm bu olanları izledi. Bu hikaye bu şekilde bitmeyecekti.

İNTİKAM

Apollon ilk intikamını Midas tan aldı. Ã?nce sessizce halkın ve insanların uzaklaşmalarını izledi. Taa ki meydanda sadece o ve Midas kalıncaya kadar.. Sonra duygusuzca bildirdi hükmünü. Pan Midas a bir hediye vermişti. şimdi Apollon da bir tane verecekti. Sonra Midas kendinde geçti.
Uyandığında kulakları eşek kulağı olmuştu.

Günler sonra Pan bir göl kıyısında şarkı söylerken gördü Müziğin Tanrısını.. Muzipçe gülümsedi ve umarım kızmamışsındır dedi Müziğin tanrısına. Apollon onu duymadı bile. Sadece hükmünü söyledi.

Yaşlı Ozan Herimes o çok sevdiği gölün kıyısına geldiğinde bir şeylerin yolunda gitmediğini anladı. Dağ keçileri serçeler hepsi bir farklıydı bu gün. Göl bile daha durgun gibiydi. Yaklaştıkça keçiye benzer bir figürün bir ağaca asılı olduğunu gördü. Yaklaştıkça kim olduğunu anladı. Pan.

Ozan ne kadar zaman geçti bilemedi ona çok uzun gibi gelmişti ama Panın yanındaydı. Muhteşem müzik yarışmasını duyduğundan beri Pan ın hayranıydı.

Tanrıyı ağaçtan kurtarmaya çalıştı. Yapamıyordu. Bu bir lanetti. Pan çevresindeki hüznü katı gerçeği izleyerek güç yitirmeye ve ölmeye terk edilmişti. Ozan Panla konuşmaya ona biraz ümit vermeye çalıştı. Tanrı zorlukla konuşabiliyordu. Tek söyleyebildiği Apollon.... Flüt oldu. Sonra kendinden geçti. Henüz ölmemişti. Ama zamanı fazla değildi.

Birkaç kilometre uzaklıkta Dorlaion daki Pan Tapınağında rahipler tanrılarının başına bir şey geldiğini hissetmektedirler. Tapınağa nereden geldiği anlaşılmayan bir hüzün çömüştü. Bir ozanın tapınağa girdiği kısa sürede tüm rahiplerce duyuldu.

Hikayesi bittiğinde rahipler umutsuzdu ne yapılarbilirdi ki. Apollon tanrılarından kat kat güçlüydü. Ozanın öfkesi olmasaydı işe yarar hiçbir fikir çıkmayacaktı muhtemelen.

Ozan konuştu bu yapılanın tüm ozanlara hakaret olduğunu söyledi. Anadolu ozanları Apollon a haddini bildirmeliydi. Gerekirse Olimpos a çıkmak pahasına bile olsa.

Böyle başladı büyük efsane.. Ozanın talebiyle Anadolunun dört bir yanındaki tapınaklar duyurdu Pan a yapılanı.

Ã?ağrı

DUYUN ANADOLUNUN TÃ?M OZANLARI
DUYUN ANADOLUNUN MÖZİK AşIKLARI

MÖZİğİN TANRISI NASIL HAKARET ETTİ HEPİMİZE Ã?ğRENİN HEPİNİZ
PAN IN MÖZİğİNİN GÖZELLİğİ GERİDE BIRAKTIğINDA LİRİ
APOLLON YENİLGİYİ BİR TÃ?RLÃ? KABUL EDEMEDİ
Ã?FKESİ APOLLONUN MAHKUM ETTİ PAN I SONSUZ HÖZNÃ?N PENÃ?ESİNE
şİMDİ DÃ?NYANIN EN BÃ?YÃ?K OZANI CAN Ã?EKİşMEKTE
OZANLAR BORCUMUZDUR İNTİKAMINI OLMAK USTAMIZIN
GÃ?STERELİM APOLLONA OZANLIKTA USTALIK MÖZİKLE KANITLANIR
YETERİNCE CESURSANIZ APOLLONLA YÖZLEşMEYE
DORLAİON DA TOPLANALIM

PAN TAPINAğI
OZAN HERİMES

Ã?AğRININ YAYILMASI

Ã?ağrı Anadolu nun her köşesine yayılmıştı. Sadece Frigya nın taştan şehirleri sık ormanları ve verimli ovalarına değil. Ege kıyılarındaki ufak kasabalara Van daki Urartu isimli ufak krallığa, Klikya denen bölgedeki ufak şehir devletçiklerine, zamanın empeyalist gücü olan Asur krallığının kuzeyindeki bir gün Güneydoğu Anadolu adı verilecek bölgeye.

Bazı yerlerde ormanda bir ağaçta bir gölge şeklinde duran elf rünleriydi çağrı. Ya da bir köy meydanına asılmış bir yazı. Ya da şehir devletçiğinin sarayının duvarına kazınmış.

Bazı yerlerde Apollon Tapınaklarının ışıltılı sutunlarında çağrıyı yapan sert köşeli yunan harfleri okunabiliyordu.

Pan Tapınağı nasıl bulunur çok az kişi biliyordu. Hatta yarışmayı bilmeyenler bunun bir oyun olduğundan şüphelendi. Ama kim böyle bir oyunu tüm Anadolu da oynayabilirdi ki?

Açık olan tek bir konu vardı. Eğer ciddiye alınacaksa sır çağrıda bahsedilen şehirde çözülecekti. Çok uzun yıllar sonra Eskişehir ismini alacak Dorlaion şehrinde.

Buraya kadar olan hikaye şimdi de kurallar ve arka planı atıyorum.

MÃ? 7. YÖZYIL ANADOLUSU

Oyun günümüzden 2700 yıl önce geçmektedir. Bu tarihte Anadolu bir kargaşa döneminin ardından gelen geçici bir huzur dönemindedir. 800 yıl boyunca Anadoluda hakim olan bir medeniyet olan Hititler yıkılmıştır. Zamanında muazzam bir şehir olan Hattuşaş kenti Sivas yakınlarında bir harabe halindedir. Anadolunun en büyük krallığı Hititleri malub etmiş olan barbarların uzunca bir zaman sonunda kurdukları Frigyadır. Frigya hiçbir zaman Hititlerinki kadar geniş bir alanda hakimiyet kuramamıştır. Anadolu kıyılarındaki kasaba ve şehirler Doğu Anadolu Klikya hiçbir zaman Firg hakimiyetini kabul etmemiştir. Güneydoğu ise emperyalist bir gücün işgali altındadır.

Frigya nın başkenti Gordeon Hattuşaş ın ufak bir gölgesi olacak büyüklükte de olsa Anadolu nun en büyük iki kentinden biridir o günlerde. Diğer büyük şehirleri genelde batı Anadoluya yayılmıştır. Dorlion adındaki zamanın Eskişehiri bunlardan biridir. Daha batı da verimli ovaları kurulmuş Sart Termosos gibi kasabalar yüksek vergiler nedeniyle huzursuzdur. Ege kıyılarındaki Efes Milet Symirna kasabaları ise zaten Frig hakimiyetini tanımamaktadır. Ege nin kuzeyinde sadece bir şehir devleti olmasına rağmen son derece güçlü Truva bulunmaktadır. Surlarını geçecek bir ordunun olamayacağı efsanesi ile ünlenen şehir.

Doğu Anadolu da ise ufak bir krallık olan Urartu Van civarına hakimdir. Onların hakimiyetinde Tuşpa ( Van şehri ) nisbeten büyük bir şehir haline gelmiştir. Doğa ile barışık bir halktır Urartular. Pan a ve elflere en yakın halk olmaları ile bilinirler. Yine de Elfler bu halka karşı da tedbirlidir.

Bugünkü Adana civarında Klikya da ufak şehir devletçikleri bulunmaktadır. Daha Doğuda Güneydoğu Anadoluda da zamanında Friglerden kaçan Hitilerin son sığınakları olan Edesa ( bugünkü Urfa) Harran gibi şehirler bilinmeyen bir bölgeden gelip Güneydeki başka bir büyük devleti Babil i de işgal eden Asurların hakimiyetindedir. Asurlar güçlü savaşçılardır ve büyük devlerlerini Klikya ya Finike ye ve zamanın bilinen Dünyasındaki son büyük devlete Mısıra genişletmeyi hedeflemektedirler. Ancak Edesa civarı ile artık başkent olmayan Babil şehri isyan etme fırsatı kollamaktadır.

Anadoluda hakim olan Tanrılar Yunan Tanrılarıdır. Asurun işgal ettiği bölgeye bile Mezopotamya tanrıları girememiştir.

Bu tanrıların en büyüğü olan Zeus Aynı zamanda göklerin tanrısı olarak bilinir.
Eşi Hera evli kadınların koruyucusudur.
Athena Egenin karşı kıyısında ufak bir şehrin koruyucusu olan kadın aynı zamanda Zeus un kızı ve bilgelik tanrısıdır.
Apollon ise ışığın müziğin ve şiirin tanrısı olarak bilinir.
Poseidon ise denizlerin ve fırtınaların efendisidir.
Hades yer altı dünyasının tanrısıdır.
Vukan cücelerin ve Demircilerin tanrısı
Hermes hırsızların hbaerci ve elçilerin tanrısıdır.
Ares savaş tanrısıdır. Zeusun oğludur.
Bir istiridye kabuğundan doğan Afrodit en güzel tanrıça olarak bilinir.
Pan tüm bu tanrıların ve daha bir çoğunun gerisindedir. Olimposta bile hoş karşılanmadığı bilinir. Daha çok bir tanrıya yakışmayacak şekilde Anadolu orman ve çayırlarında gezerek geçirir vaktini. Ã?nü daha çok Apollon la giriştiği ve kazandığı müzik yarışmasından gelir.

Diğer bölgelerin kendi tanrıları ve inançları vardır. Bu inançlar Anadoluda zayıf rahipleri etkisiz de olsa yine de onlardan birini arasıra Anadoluda görmek mümkündür.

Büyü ise o günün Anadolusunda en anlaşılmayan konudur. Büyücüler çok korkulan o nedenle çoğunlukla gizli ve bazen şehir ve kasabalardan uzakta çalışan insanlardı.

Bunun istisnası kahinlerdi. Kahinler çok itibar gören büyücülerdi. Ve birçok güçlü kişi onlardan birinin emrinde bulunması için elinden geleni yapardı.

Aslında o günün Anadolusu yazıyı unutmuştu. Ama bunu değiştirip Yunan alfebesinin Anadoluda hakim olduğunu var sayıyorum. Bunun dışında elflerin kendilerine ait rünleri de var. Ama bu tam bir alfabe sayılmaz. Yine de bazı mesajların gizlice verilmesine yardımcı oluyor.

Tanrılar henüz yeryüzüne iniyor krallıkların kurulmasına ve yıkılmasına bizzat müdahale ediyordu. Anadolu savaşlardan yeni çıkmış ve yeni savaşlara hazırlanıyordu. Hüzün ve umutsuzluk bu topraklardan hiç dinmeyecekti. Peki bu kaos döneminde ozanlar ufak da olsa bir umudu yeşertebilecek miydi ?

ELFLER CÃ?CELER GNOMLAR HOBBİTLER

Bu ırkları seçmek isteyenler için Anadolu ve farklı bölgelerdeki efsanelerden uyarlamaya çalıştım. İlk başta şunu söyleyeyim. Her bir ırkta olumsuzluklar da olumlu yönler de klasik FRP değerlerine göre çok daha güçlü olacak. Daha uç değerlerle sanırım daha zevkli bir RP yapılabilecektir. Bir de her ırk sayıları son derece az ve bir efsaneden doğan bir geçmişi olduğu için kara elf gri cüce gibi ayrıntılar mümkün olmayacak. Bu kadarı bile beni epey zorladı. Ama rp biraz daha renkli olursa sanırım deyecek.

ELFLER: Bazılarınca peri halkı olarak da adlandırılır. Ormanlar da yaşar. Saf bir güzellik olarak adlandırılmasa da birçok kişinin hayran bulduğu bir güzelliğe sahiptirler. Hem erkekleri hem kadınları bu özelliği paylaşır. şehirlerden hoşlanmazlar ellerinden geldiğince uzak dururlar. Doğayı severler ve onun acılarını ve mutluluğunu hissederler. Her elf doğduğunda Anadolunun bir ormanında bir ağaç yeşerir. Ve elfin ömrü o ağacın ömrü kadardı. Elf ölürse ağaç kurur. Ağaç ölürse de elf yavaş yavaş halsizleşir ve sonunda yok olur. ( Ama ağacın acısını 200 kilometre uzaktan hissetme gibi bir özellik yok.) İnsanlarla çiftleştikleri az da olsa görülmüştür. Asıl büyülü özellikleri olan doğa ile özdeşlik insanlara geçmez. Ama bu çocuklar doğayı daha iyi anlarlar.
Elflerin klasik özellikleri ( BONUSLAR PENALTILAR)

str-6 dex+5 cons-6 int+5 wis-4 chr+6

CÃ?CELER: aslında insandırlar. Vulkan isiminde tanrının hizmetinde madenlerde çalışırlar. Madenlerde geçen uzun yüzyıllar onları kambur çelimsiz hantal yapmıştır. Ama tanrılarının da verdiği muazzam bir güçleri vardır. Bunun yanında çok dayanıklı bir halktır. Doğal olarak hanımları vardır. Bu hanımlar da kalıtım ve aynı zamanda youn çalışma temposuna zaman zaman katılma sayesinde özellikleri paylaşırlar.

STR+6 DEX-4 CONS+3 CHR-5

GNOMLAR Babilde zamanında tanrıların katına ulaşmak için çalışan büyülü halktır başarısız olmuş ve yeraltında sürgüne gönderilmiştir. Çok zeki ve bilge olmalarına rağmen çirkin hantal güzçsüz ve dayanıksızdırlar.

str-4 dex-4 cons-4 int+7 wis+10 chr-5

HOBBİTLER: Avrupanın uzak köşelerinde yaşayan ufak bir halktır. Evlerinden ayrılmayı sevmezleri. Gittikçe artan barbar tehtidi sayılarını hızla azaltmaktadır. Gelecek yüzyıla muhtemelen yok olacaklarını düşünmek yanlış olmaz. Klasik buçukluk özelliklerini biraz arttırarak ekleyeceğim bu halka çünkü Tolkien in de sanırım esinlendiği aynı hobbitler. Bu arada son derece eğlenceli ve elflerden sonra doğaya en fazla aşık olan halk oldukları söylenebilir. Ormanları korkutucu bulsalar da özellikle çayırları ufak dere kenarlarını çok severler.

STR -3 DEX +3


YARIM KANLILAR:

Tüm bu ırklar birbirleri ile evlenme ve çocuk doğurma şansına sahiptir. Özellikle tamamen rastlantısal olarak eşleşecektir. Masa üstünde olsa zarlar kaderi belirler ve kötü olan özellikler de alınabilirdi ya da iyi olanlar da cüce gibi güçlü elf kadar çevik gnom kadar zeki bir ırk ilginç olurdu. ( yakıt reklamı gibi oldu) Ama burada olabildiğince dengelemeye çalışmanızı rica edeceğim. Karakterinize eklediğiniz her ek güç için bir güçsüzlük olsun. Bu nedenle karakterinize + ve - leri lütfen yazın.

Son olarak sitedeki Point Buy sistemi burada da geçerli karakterlerin sisteme uyumluluğunun bu konudaki DMlerce denetlenmesini isteyeceğim.


PARA SİSTEMİ EKONOMİ VE HANLAR

MÃ? 7. Yüzyıl Anadolusunda bilindiği gibi para yok. Paranın Lidyalılarca bulunduğunu hatırlarsınız ama daha Lidya nın kurulması için bir süre geçmesi gerekiyor. O nedenle para yok. Alışveriş yapmak isteyen insanlar değiştokuş yöntemini kullanıyorlar. Bunu yaparken özellikle altın gümüş gibi değerli madenlerin yanında elmas yakut gibi mücevherler ve kitap baharat gibi değerli olabilecek hafif nesneler işinize epey bir yarayabilir. O dönemde kitapların çok az sayıda ve değerli olduğunu hatırlatayım. Henüz Dünyada kütüphane yok. Parşomen denen bir parça deriye benzer bir madde Mısır ve Fenikede bulunmuş ve Anadoluya girmiş. Ã?ivi yazısı ise epeydir unutulmuş durumda. Bu arada ölçü birimleri kilo vesaire yok bunlar Anadoluda zamanında gelişmiş ama sonra unutulmuş birimler. Elinizdeki altının boyutunu belirtirken el kadar bir insan kafası boyutunda.. Dorlion ( eskişehir ) eşeğinin yarısı eder nerdeyse gibi terimler kullanmaya çalışın.

Paranın olmadığı ekonminin işleyişi büyük ölçüde devlet tarafından sağlanıyor. Devlet her üreticiden yeterli miktarda vergi alıyor. Ve gereken maddeleri veriyor. Fazla ürünler başkent başta olmak üzere şehir kasaba ve köy depolarında saklanıyor. Bunun dışında üreticiden direk değiş tokuş yapılabiliyor. Ama yoğun pazarlıklar gerekiyor. Alternatif ise şehir veya köy yöneticisini depodan bir ürün vermeye bir şekilde ikna etmek.

Hanlar o bölgede hakim devletin nişanını taşıyanlar için ücretsiz. Bunun dışında rahipseniz ve tanrınızın nişanı varsa yine ücretsiz. Ama tanrınız Anadolu nun isimi fazlaca bilinen tanrılarından olan Ares ( savaş tanrısı) Athena ( Bilgelik Tanrısı ) Artemis ( Güzellik Tanrısı) Apollon ( Işık Tanrısı ) arasındaysa muhtemelen daha konuksever olurlar size. Pan konusunda ise üzgünüm ismini duymayıp onun işaretini bilmeyen hancılar bile çıkabilir.

Tabii hanlarda mal veya hizmet karşılığında da kalınabiliyor. Ama bu konuda da ciddi pazarlıklar gerekecektir muhtemelen. Zaten o nedenle dönemin Anadolu insanın ciddi bir bölümü hanların rahatlığına sahip olmadan seyahat ediyor

Son olarak oyuna başlanılan kent.

DORLEON KENTİ

Ã?ağrının takipçilerini yönledirdiği Dorleon kenti Anadolu batısının nemli rüzgarlarının estiği yayvan ufak bir parşomen parçasını andıran yapraklarla kaplı ağaçlarının İç bölgelerin iğne gibi yaprakları olan ağaçlarına karıştığı bölgede Porsuk Ã?ayının yakınlarında kurulmuş bir o zamanın Anadolusunun büyük şehirlerindendi. Yine de işgal altındaki bölgenin tüm zenginliklerinin aktığı Gordeon la ve Frigya dışındaki büyük Truva şehri ile boy ölçüşemezdi.

Kent iğne ve yayvan yapraklı ağaçların birbirine karıştığı ormanlarla kaplı iki tepenin ortasındaki genişce bir düz alana kurulmuştu. Tepeler güneyde ve kuzeydoğuda aralanıyor ve kente girip çıkmak isteyenler için geçebilecekleri bir yol sunuyorlardı.

Kentin tepelerle kaplı bölümlerinine doğanın sunduğu savunmaya insanınkini ekleme ihtiyacı duyulmamıştı. Kentin kuzeydoğu ve güneyindeki alanlarda ise savunma amacıyla 4.5 5 metre yüksekliğinde bir duvar tepelerin ağaçların iyice geçilmez hale getirdiği bölümlerine kadar yükseliyordu. Güney duvarında üç meter uzunluğunda ve genişliğinde üç kapı duvarın farklı bölümlerine yayılmıştı. Kuzeyde ise dört metreye üç metre uzunluğunda bir kapı vardı. Kapıların hepsi ahşaptı ve üzerlerinde buğdayı andıran büyük bir arma vardı.

Kentin güney kapısı dümdüz bir araziye açılıyor. Kısa zamanda beliren taş yollar şehrin güneyindeki çoğunlukla buğday üreten köylere varıyordu. Kuzeydeki yolsa zamanla ormanın içinde devam eden bir ticaret yoluna dönüşüyordu. Yolu geçerek kuzeye tepelere akan Porsuk her gün kent askerlerinin gidip su getirdikleri bir kaynaktı. Kentin kuyuları da vardı. Ama bu acil zamanlar içindi. Kent su kaynağını korumak için o bölgede de bir asker bölüğü bulundururdu.

Kentin güney kapısı Agora denen büyük bir meydana çıkıyordu. Agora gümdüz taşlarla kaplı bir meydandı. Ortasında mermer bir dairesel alan vardı. Alanın hemen arkasında çok göğüslü figürü ile dikkat çeken Artemis heykeli vardı. Agora alanı düzensiz girişin hemen ardındaki tepeler boyunca yayılıyor ve kentin güneyinde önemli bir bölüm kaplıyordu. Burada ozanlar gösterilerini yapar çocuklar oynar tüccarlar henüz para olmasa da değiştokuşla ellerindekileri satmaya çalışırdı. Bunun dışında büyük din törenleri devletçe düzenlenen bazı yarışmalar da burada yapılırdı. Her hasadın sonunda yapılan büyük şenlikler de burada olurdu.

Kentin tam ortası Artemis tapınağına ayrılmıştı tapınak beyaz taşlardan yapılmış. Ã?evresi buğdaylarla kaplanmıştı. Sıradan evlerin on onbeş katı büyüklüğünde şehrin kuşkusuz en etkileyici binasıydı.

Tapınağın güneyinde kentin her türlü ürün ve malzemeyi depoladığı depolar ve su kuyularının bulunduğu bölge yer almaktaydı. İlerideki mahallere yakın ama temkinli bir uzaklıkta oradaki evlerden iki kat büyük bir binada kent valisi oturuyordu.

Daha güneyde tepelere çok yakın bir yerde ise askeri garnizon vardı. Garnizon üzerinde savaş figürleri olan kerpiçten bir binaydı. Frigya farklı bölge askerlerini değişik yerlere gönderiyordı. Askerlerin garnizonlarda yaşama zorunluluğu vardı.

Kentin kuzey tepesinin aşağısına Nekropolis ismi ile anılan genişçe bir bölge vardı. Yunanca da bu bölgeye Ölüler şehri deniyordu. Bu bölge mezar bölgesiydi. Burası genelde on santim yüksekliği ile yedi sekiz metre arasında değişen toprak yığınlar ve üstlerinde yazılarla kaplıydı. Yalnız mezarlıkta on beş yirmi metreye kadar çıkan üç büyük mezar mezarlık alanın farklı üç noktasında bulunmaktaydı.

Doğu çıkışına yaklaştıkça kentin üç büyük mahallesine giriliyordu. Bunlar dokumacılar Ã?ömlekçiler Demirciler Mahalleri idi. Her mahalle başka işleri yapanlar da içlerinde yer alsa da bu isimlerle anılırdı. Mahallerde evler iş yeri aynı bina veya yakın binalarda idi. İş genelde şehir tarafından verilirdi. Ama değiştokuş karşılığı da iş yapılması yaygındı. Evler tahta kerpiç ve taş ağırlıklıydı. Sade renklerdeydiler. Burada demirci bakırcı çömlekçi ekmekçi silah üreticisi nalbant kaşıkçı gibi farklı meslek grupları yer alırdı.

Kentin üç hanından biri bu mahalle evlerinin duvarla bitiştiği yerde duvarında gülümseyen bir eşek bulunan tahta bir binaydı. Geniş kapısı içerinden gelen şen müzik sesi buranın bir han olduğunu etrafa duyuruyordu. Burası sıradan insanların akşamları eğlenmeye geldiği bir handı. Diğer bir han tapınağın biraz ilerisinde Agoraya bakıyordu. Burası en itibarlı rahiplerin diplomatik konukların valinin gittiği handı. Han beyaz taşlarla yapılmıştı. Taşlarda ilk başta leke gibi görünen dikkatli bakınca ışığa benzeyen garip lekeler vardı. Sonuncu han ise Agora ile Nekropolis ile Nekropolis arasına sıkışmış sade bir binaydı. Tahtadan yapılmış binanın açık ışıkları geniş kapısı onun han olduğunu ele veriyordu. Burası kente giren çok da itibarlı olmayan misafirlerin kaldığı yerdi. Özellikle halkın çok hoşlanmayacağı insanlar da burayı tercih etmek zorunda kalıyorlardı.

Hanların isimleri sırayla Ã?ömlekçiler Hanı, Tapınak Hanı ve Nekropolis Hanı idi.

Ã?ağrı bu kentten yayılırken Dorleon bunu önemsemeden yaşamını sürdürmeye devam etti. Belki de bir efsanenin başladığı yer olacaklarını bilmiyorlardı.

İlgi duyan arkadaşlardan sorusu olanlar benle temasa geçebilir. Horcelin yanında bir kişi daha olursa oyunu açacam. Üst sınır yok. 20 30 kişi gibi bir başvuru olmazsa sorun olmaz diye düşünüyorum. 5-10 arası bir grup ideal ama 15e doğru çıkması da 3-4 e inmesi de çok da sorun değil.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Bilgilendirme bölümünü ayırdım arkadaşlar... Oyunun genel yapısı ile ilgili soruları da buraya alabilirim. Karakterlerle ilgili olanları da başvurular bölümüne alabilirim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

PAN TAPINAKLARI Ve ELFLER

Elfler hakkında bilinenler ise çoğu insan için söylentilerdi. Böyle bir ırk var mıydı? Yoksa sadece ormanın karanlığının verdiği korku ile ozanların ezgilerinin bir araya gelip oluşturduğu bir ırk mıydı elfler? Bilinmiyor. Efsaneler onların ince zayıf çabuk hastalanan bir bünyeye sahip olduğunu yazar. Yine aynı efsaneler çok ince ayrıntıları kavrayabilecek bir zekaya ve belki de tanrıların arasından çıkmış bir heykeltraşın şekillendirdiği ince anlamlı bir güzelliğe sahip olduklarını bildirir. Tüm bunların yanında insana göre belirgin şekilde uzun kulakları ile erkeklerin sakal ya da bıyıktan yoksun yüzleri onların tanınmasını sağlayacak ayrıntılardır. Bazıları onların gündelik hayatın saçma kavgalarından ve hırslarından bıkıp hayatı uğrunda adanacak kadar güzel tek uğraşa eğlenceye ve dostluğa ayırmış eski insanlar olduklarını söyler. Garip bir şaka anlayışları vardır. Bu şakaların yapıldığı insanlara bu şakalar korkunç gelir. Ã?oğu köyde hatta kentlerde bu korkunç şakalarla ilgili hikayeler özellikle kış gecelerinde anlatılır. Oysa insanların dehşetle andığı bu şakalar bir elfe yapılsa elf buna sadece gülüp geçer.

Pan tapınaklarına gelince bu tanrının kurduğu tapınaklar açısından diğer tanrılardan farklıydı. şehirlerin ortasına veya tepelerin en görkemli yerlerine kurulan büyük tanrıların tapınaklarının aksine Pan tapınakları çoğu insan için bir efsaneden ibaretti. Aslında böyle tapınaklar var mıydı o da tam bilinmiyor. Varsa bile doğanın ortasında hiç olmadık yerlere gizlenen, üstelik klasik tapınaklara alışık olanlar için tapınak oldukları bile hissedilmeyen yapılar oldukları kesin.

Efsanelere göre tapınakları yerlerini bilenler çoğunluklar eğlenceli bir doğaya sahip bir bölümü Pan a aşık olan Elfler ve onların doğasına yakın olan ozanlardı. Elfler ve Ozanlar aynı zamada bu tapınakların rahiplerini de oluşturuyorlardı.

Ancak Pan rahibi şehirlerde çok fazla bir anlamı olmayan bir deyimdi.Pana inananlar şehirlerde hatta birçok kasaba ve köyde garip şaka anlayışları ve eğlenceli doğaları yüzünden pek de sevilmezlerdi. Elflerin ise varlarsa bile onları anlatan hikaelerin sonucunda zaten başlı başlına tehlike altında oldukları köylerden uzak durdukları muhtemeldi. Az sayıdaki elf olmayan rahip ise olası kazalardan kaçmak için muhtemelen kimliklerini en azından ihtiyaç duymadıkça açıkça belirtmemeyi tercih ederdi.

Frigyanın Midas ismi verilen kralı döneminde bahsedilen efsanede de bir Pan tapınağından bahsedilir. şu ana kadar efsanenin sadece ilk bölümü elimizde. Sonrasında ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak bu bölüme göre tapınak ormanın ortasında çevresi tamamen ağaçlarla ve ağaçların arasındaki ufak patikalarla kaplı olan çalılar ve çimenlerle kaplı bir alan. Ortasında bir göl ve Gölün yüzeyinde de keçiye benzeyen bir vucudu elfe benzeyen bir başı olan tanrı Pan ın bir yansıması var. Gölün etrafında yansımaya yol açan hiçbir nesnenin olmadığı söyleniyor. Eğer böyle ise yansıma bir çeşit büyüsel yapıya sahip olmalı.

Tapınak düzenli bir yapıya sahip değil farklı yerlerinde ağaçlar çalılar tuhaf bitkiler var. Ancak gölün kuzeybatı kuzeydoğu güneybatı ve güneydoğu yönlerinde nisbeten diğer bölgelere göre ayrılan bölümler var. Kuzeybatıdaki bölümün garip klubelerden oluştuğu söyleniyor. Bunlardan ilginç bulunan birkaç tanesinin tasviri var. şekerden yapılmış gibi duran, büyük bir ayakkabıya benzeyen iki klube örnek olarak verilebilir. Bunlar genelde elflerin tuhaf doğası ile yaptığı değişik ve onlara bakması ve içinde uyuması eğlenceli gelen yapılar olmalı. Yine de elflerin sadece bazen burada kaldıkları da belirtilmiş. Ama tapınağa gelen az sayıda insan genelde burada kalırmış.

Kuzeydoğuda keçi at geyik kedi köpek değişik kuşlar ceylan tavşan gibi hayvanların kaldığı barınaklar var bazıları bir ahır boyutunda bazıları bir kuş yuvası gibi küçük. Ã?oğunlukla tahtadan yapılmışlar ve hayvanlar rahatlıkla girip çıkıyor. Hatta sığabiliyorlarsa farklı yuvalarda da kalıyorlar. Elflerinde sığabildikleri hayvan evlerine girip kaldıklarından bahsedilmiş.

Güneybatıdaki bölüm tuhaf bitkilerden bahsediliyor. Dakikada bir defa açılıp kapanan bir çiçek insanı sarıp bir dakika öyle tutup sonra bırakan bir sarmaşık tuhaf bitkilerden iki örnek. Genişçe bir alanında bu tapınağın en tuhaf bitkilerine ayrıldığı yazıyor. Burası da elflerin gözde uyuma mekanından.

Güneydoğuda ise garip muhtemelen bir çeşit oyun alanı olan labirent var. Yazdığı kadarıyla bir defa girildimi labirentin sonuna kadar tuhaf oyunlar ve şakalarla karşılaşarak geçmek gerekiyor. Sen çok çirkinsin diye duyulan bir sesten ve kimsin diye sorana atılan bir yumurtadan bahsedilmiş. Sonra da labirentin öbür bölümüne geçilebiliyormuş. Bir yerde de ışıklar birden ortaya çıkan ışıklar hızla renk değiştiriyor. Tam yarışan kişinin bel üstündeki elbisesindeki renk geldiğinde şimdi demesi bekleniyor. Farklı oyunlar ve yollar var. Bir oyun çözülemediğinde farklı bir yol tercih edilebiliyor. Her seferinde labirent yapısını ve oyunları değiştiriyor.Bir defa girildi mi de geri dönüş yolu kapanıyor. ( Düzeltme: Garip bir bölümdeki yazı labirentten oyun sırasında bir çıkış olduğunu söyledi. Eğer oraya giren yüksek sesle sıkıldım diye bağırırsa labirentten çıkmayı sağlayan bir yol açılıyormuş. )

Son bir ek olarak geceleri yıldız ışığına benzeyen bir ışıkla çizilmiş gibi duran insan ve hayvanların dans ettiğini belirten bir bölüm var. İnsan bu figürleri izlerken sanki garip hafif de hüzünlü bir şarkıyı duyuyor gibi oluyormuş. Her seferinde değişen galiba biraz da insanın kendi zihninin belirlediği bir şarkı. Gözlerini kapatarak veya başka yöne bakarak izlemeyi bıraktığında ise şarkı artık duyulmuyormuş.

Değişik bir efsane ve bu kadarı bile o günün söylenceleri ve toplum yapısı hakkında epey bir bilgi veriyor.
.......
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Ares Tapınağı Paladinleri

Ares tapınağı savaşı adeta tanrılarını onurlandırmak için yapılan bir seremoni olarak düşünürlerdi. Tapınak savaşın çıkartmak için uğraşmazdı. Ancak eğer bir savaş çıkmışsa bunun tanrılarını onurlandıracak şekilde olması için çalışırlardı.

Biraz da bu amaçla tapınaklarda yetişen Ares savaşçıları Anadoluya bazen Anadolunun da dışına gönderilirdi. Bazen farklı ülke ve şehirler tapınaklara eğitilmesi için oğlan çocukları çok nadir olarak kızları yollarlardı. On yaşından küçük çocukların hiçbiri reddedilmezdi. Eğitim bittikten sonra tapınağın dışına eğer varsa ülkelerine gönderilir eğer zorda kalırlarsa tapınak onlara yardım ederdi. İnandıkları çok farklı amaçlar için savaşmalarına tapınak hiçbir zaman karşı çıkmazdı. Ancak ne için ve nerede savaşı giriyor olurlarsa olsunlar bunu Ares in istediği gibi onurluca yapmalıydılar. Ve savaşın da mümkün olduğunca onurluca olmasını sağlamalıydılar. Her şeyden önce de gerektiğinde amacı için insanların savaşması gerektiği düşüncesini de insanlara yaymaları beklenirdi.

Elimizde kalan kaynaklar Ares Savaşçıları ile ilgli çok az bilgi içerir. Aslında bilgilerin çoğu bazı bilimadamlarınca mitolojik bir öykü olarak da adlandırılan bir hikayeye....
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

GORDEON KENTİ

MÃ? 7. yüzyılda Gordeonun Anadlolunun en büyük ve en zengin kenti olduğu şüphe götürmez. Her ne kadar ihtişam açısından Truva ve Tuşpa kentleri bu şehirle mukayese edilse de bu mukayese zenginlikten çok Truva nın mimarisindeki incelik Tuşpa nın da oldukça uzun bir geçmişe yayılan tarihinden kaynaklanır. Gordeon ise o günlerde çok eski bir kent değildi ancak Frigya topraklarının zenginliğinin önemli bir bölümü bu kente akıyordu. Kentin bu derecede büyümesini sağlayan en önemli özellik budur.

Kent dik bir yamacın kenarına kurulmuştur. Yamaca tırmanan yokuşun biraz ilerisinde büyük Sakarya ırmağı akar. Sakarya Irmağı ile kentin doğusundaki yamaç kent için doğal savunma hatları oluşturur. Yine de bu savunma hatlarına yirmi metre yüksekliğinde büyük bir duvar da eklenmiştir. Duvarların farklı yerlerinde 15 adet büyük kule vardır. Kentin ana girişi güneydendir. Ancak farklı bölgelerde ayrıca girişler bulunur. Girişlerin yapıldığı kapıların her birinde buğday başağı ile kılıcın yan yana durduğu bir çeşit sembol vardır.

Büyük girişi dikdörtgen şeklindeki dev meydana ilerleyen büyük bir yol takip eder. Yol on beş metre kadar genişliğindedir. Kırmızı yeşil ve beyaz taşlardan yapılmış meydana uzanır. Meydan da dev bir kadın heykeli vardır. Kahverengi taştan yapılmış başı örtülmüş göğsü açık.gülümseyen bu kadın heykeli tanrıça Kibeleye aittir. Kibele Anadolu nun eski zamanlardan beri var ola gelmiş ve Olimposta değil bu topraklarda yaşayan tanrıçasıdır. Heykel arkadaki Beyaz taşlardan yapılmış Apollon tapınağının hemen gerisindedir. Apollon tapınağı taşlarının rengi sayesinde sabah doğudan güneş doğarken kentin birçok yerinden göz kamaştıracak kadar parlak görünür. Hekeylin hemen önünde Güneş buğday başağı ve kılıcın bulunduğu büyük mermer tören alanı vardır. Meydanın öbür ucunda da iki metre kadar yerden yukarıda törenler izlenirken kral ailesinin ve komutanların oturduğu simsiyah taşlardan yapılmış taht alanı vardır. Taht alanının gerisinde saray duvarları yükselir. Tam ortada saraya açılan üzerinde güneşin ortasındaki kılıç ve buğdayı sembolü bulunan Saray kapısı vardır. Sarayın önünde mutlaka en az mızraklı iki asker bulunduğu belirtilir. Duvarın hemen önünde sağda kubbemsi Kırmızı taşlardan yapılmış, üzerine çıplak kadın ve erkek resimleri çizilmiş hamam solda ise içiçe kare üçgen gibi geometrik şekillerle süslenmiş büyük han binası vardır. Meydanda ayrıca dört adet bir metrelik kırmızı taştan yükseltiler vardır. Bunlar ufak gösteri grupları ve tüccarlar içindir.

Meydanın kuzeyinde üzerinde savaş sahneleri çizilmiş bir duvarın kollarını açmış dev bir savaşçı figürü çizilmiş kapısından geçerek Savaş Tanrısı Ares in tapınağına girilir.

Ares Tapınağının batısında on beş metrelik surlarla çevrelenmiş büyük bir alanda kentin dev Nekropolis i vardır. Bu bölgenin iki girişi Ares Tapınağı ile kentin güneyindeki büyük karargahın denetimindedir.

Kentin ana karargahı üzerinde dövüşen insanların okçuların güreşçi figürlerinin bulunduğu kerpiç bir binaydı. Ancak üzeri boyanmış ve kıpkırmızı parlaması sağlanmıştı. Kentin diğer iki önemli binası meydanın hemen aşağısındaki büyük depo ile Doğu bölgesindeki Kibele tapınağıydı. Kibele tapınağı kırmızı taşlardan yağılmış bir binaydı. Üzeri sade idi. Halkın en çok rağbet ettiği tapınak bu tapınaktı.

Depo ise üzerinde yeşermiş ürünleri ile tarlaların çizildiği tahta bir binadaydı. Ancak en önemli maddelerin yer altında depolandığı biliniyordu.

Kentin beş büyük mahallesi vardı. Dokumacılar Ã?ömlekçiler Demirciler Tüccarlar Kuyumcular Mahalleleri. Mahallelerde evlerinde atölyesi olan insanlar olduğu gibi birçok insanın çalıştığı büyük atölyeler de vardı. Ayrıca her mahallede en az iki üç tane han ve bir iki hamam olurdu. Hamamların suyunun Sakarya dan gelirdi. Her hamamın kendi su deposu vardı. İnsanların evinde yıkanması çok zor olduğu için kent insanları haftada en az bir gün mutlaka hamama giderdi.

Kentin farklı bölümleri ile ayrıntılı bilgiler ileriki sayfalarda bulunmaktadır.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Locked