Gordeon Karargahı(pasif rp)
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
Ethrynoen şimdi ne yapacağını bilemez halde öylece oturdu.İç kanama geçirdiği için pek fazla yapacağı birşey yoktu.Zaten heryeri kırıktı bir defa daha hareket ettirirse herbir damarı kesilebilirdi.
"Sanırım bu adam ölüyor" diye bağırdı.
Tekrar nabzını kontrol etti.Aklına çok saçma ama uygulanabilecek bir fikir geldi.Adamın ayağındaki iç kanamayı gurudurmak için o bölgeyi kesip kanın dışarı aktıktan sonra pıhtılaşmasını bekliyebilirdi.
"Hayır" dedi tekrar "Çok tehlikeli--ama eğer böyle deva edersede adam çok geçmeden ölecek." dedi üzgün bir halde.
En iyisi biraz bekledikten sonra neler yapacağına karar vermekti.
NOT RP DIşI;Firble saçmalamış olabilirim aklıma hiç birşey gelmiyor. : )
"Sanırım bu adam ölüyor" diye bağırdı.
Tekrar nabzını kontrol etti.Aklına çok saçma ama uygulanabilecek bir fikir geldi.Adamın ayağındaki iç kanamayı gurudurmak için o bölgeyi kesip kanın dışarı aktıktan sonra pıhtılaşmasını bekliyebilirdi.
"Hayır" dedi tekrar "Çok tehlikeli--ama eğer böyle deva edersede adam çok geçmeden ölecek." dedi üzgün bir halde.
En iyisi biraz bekledikten sonra neler yapacağına karar vermekti.
NOT RP DIşI;Firble saçmalamış olabilirim aklıma hiç birşey gelmiyor. : )
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Adamın bacağının rengi gittikçe kırmızıdan mora dönüyordu. Ethrynoen in sözlerini kimse duymadı. Nöbetçiler kapının önünde son olayın gerginliği içinde dikkatsizdiler. Yüzbaşı ve teğmenler ise yüzbaşının odasında son durumu konuşuyorlardı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
Ethrynoen ne yaptığının farkında olmadan bıçağıyla adamın bacağını kesti.Belki hata yapmıştı ama yapacak hiç birşey yoktu.BU görev ona verilmişti ve oda bunu en iyi şekilde yapmaya çalışıyordu.
Tam kestiği anda çok miktarda kan dışarı aktı ve sonra kanın pıhtılaşmasını sağlayan karışımdan hazırlayarak adamın yarasına sürdü.Kanın pıhtılaşıp tekrar eski haline dönmesi umuduyla...
Tam kestiği anda çok miktarda kan dışarı aktı ve sonra kanın pıhtılaşmasını sağlayan karışımdan hazırlayarak adamın yarasına sürdü.Kanın pıhtılaşıp tekrar eski haline dönmesi umuduyla...
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Bacağının kesildikten sonra pıhtılaştırmayı denemek işe yaramıyordu. Kanama çok fazlaydı. Pıhtılaştırmayı denemek kan akışını azaltıyordu. Ancak yine de arkadan gelen kan kısmen pıhtılaşmış kanı da itiyordu. Kanamayı azaltmak için bir şeyler yapmak lazımdı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
“Yarayı dağlaman gerekiyor genç adam...”
Thais bunu sanki öylesine söylemişti... Ne tam olarak bir dövüşçü sayılırdı ne de bir şifacı ama savaşlarda kopan uzuvların failinin genelde dost değil düşman olduğunu çok iyi biliyordu. Ancak şimdi kopmuş uzvu kanayan yaranın biraz ötesinde görebiliyordu... şifalı otlar ve onların bilimi iyileşme döneminde çok işe yarıyordu ancak kopmuş uzuvlar gibi daha acil ve kanlı durumlarda yarayı dağlamanın en acısız olmasa bile en kesin çözüm olduğunu daha önce kendi gözleri ile görmüştü.
Babası Tzar onu gördüğünde yaralıların tapınağa götürüldüğünü söylemişti. Genç kız koşarak karargaha gelmiş, yerdeki kanları gördüğünde durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamıştı. Yaralıların bakıldığı odaya gelmeden yolda gördüğü zorunlu askerlerden birine demir kızdırmasını söylemişti. Soğuk patates uzmanı aşçının ocağı yakmış olduğunu umuyordu.
Thais yay gibi gerdiği bedenini öne doğru bırakıp bir adımda Ethrynoen’in yanına kıvrıldı. İşi başından aşkın adamın surat ifadesinden daha önce yanına geldiğini duymadığını anladı. Genç kız kızıl saçlarına doladığı deri ipliği çözmeye başlamıştı bile... Nihayet gür saçları iplikten kurtulduklarında açıldılar ve vücudunu örten yumuşak deriden tuniğin üzerine, genç kızın sırtına ve omuzlarına döküldüler.
Genç kız kopmasın diye ipliği önce üç kat yaptı, sonra da kesilmiş yerden dört parmak yukarıya, bacağın etrafına doladı. Zümrüt gibi parlayan gözleri ile Ethrynoen’in gözlerini yakaladı ve ona deri ipleri bütün gücüyle sıkmasını söyledi. Nasıl olsa kangren olmasından endişelenilecek bir bacak yoktu artık...
Thais oturduğu zamanki çeviklikle ayağa sıçradı ve kızgın demirin ne durumda olduğuna bakmak için mutfağa yöneldi. Daha küçükken teğmen Tzar’ın kızı olarak karargahta sevilirdi ama artık yavaş yavaş bir kadın olmaya başlamıştı ve kadınların karargahta dolanması yeterince sakıncalıydı. Bu yüzden işini çabuk tutmaya karar verdi ve mutfağa doğru hızlı bir koşu tutturdu.
//RP Dışı not. Firble dan diye girebilirsiniz dedin diye girdim. Ben de katılabilir miyim?
Thais bunu sanki öylesine söylemişti... Ne tam olarak bir dövüşçü sayılırdı ne de bir şifacı ama savaşlarda kopan uzuvların failinin genelde dost değil düşman olduğunu çok iyi biliyordu. Ancak şimdi kopmuş uzvu kanayan yaranın biraz ötesinde görebiliyordu... şifalı otlar ve onların bilimi iyileşme döneminde çok işe yarıyordu ancak kopmuş uzuvlar gibi daha acil ve kanlı durumlarda yarayı dağlamanın en acısız olmasa bile en kesin çözüm olduğunu daha önce kendi gözleri ile görmüştü.
Babası Tzar onu gördüğünde yaralıların tapınağa götürüldüğünü söylemişti. Genç kız koşarak karargaha gelmiş, yerdeki kanları gördüğünde durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamıştı. Yaralıların bakıldığı odaya gelmeden yolda gördüğü zorunlu askerlerden birine demir kızdırmasını söylemişti. Soğuk patates uzmanı aşçının ocağı yakmış olduğunu umuyordu.
Thais yay gibi gerdiği bedenini öne doğru bırakıp bir adımda Ethrynoen’in yanına kıvrıldı. İşi başından aşkın adamın surat ifadesinden daha önce yanına geldiğini duymadığını anladı. Genç kız kızıl saçlarına doladığı deri ipliği çözmeye başlamıştı bile... Nihayet gür saçları iplikten kurtulduklarında açıldılar ve vücudunu örten yumuşak deriden tuniğin üzerine, genç kızın sırtına ve omuzlarına döküldüler.
Genç kız kopmasın diye ipliği önce üç kat yaptı, sonra da kesilmiş yerden dört parmak yukarıya, bacağın etrafına doladı. Zümrüt gibi parlayan gözleri ile Ethrynoen’in gözlerini yakaladı ve ona deri ipleri bütün gücüyle sıkmasını söyledi. Nasıl olsa kangren olmasından endişelenilecek bir bacak yoktu artık...
Thais oturduğu zamanki çeviklikle ayağa sıçradı ve kızgın demirin ne durumda olduğuna bakmak için mutfağa yöneldi. Daha küçükken teğmen Tzar’ın kızı olarak karargahta sevilirdi ama artık yavaş yavaş bir kadın olmaya başlamıştı ve kadınların karargahta dolanması yeterince sakıncalıydı. Bu yüzden işini çabuk tutmaya karar verdi ve mutfağa doğru hızlı bir koşu tutturdu.
//RP Dışı not. Firble dan diye girebilirsiniz dedin diye girdim. Ben de katılabilir miyim?
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
Ethrynoen kızı gördüğünde çok şaşırdı."Burada bir karargahta bu kadar rahat dolaşan bir kız.İlginç..." dedi içinden.
kızın geldiğine o kadar sevinmiştiki eli ayağına dolaşmıştı.Yaptığı hatadan dolayıda kıpkırmızı olmuştu.Kızın ona dediğini yapmak için hızlı davrandı ve ipleri sıktı.
Sonra elindeki yaradan gelen kanları silmek için yanından bez çıkarttı.Dikkatlice yarayı sildi.Çok fazla kan yoktu sadece yaralıyla temas etmesini istemiyordu.
Kıza dönerek çaresizce bakındı çünkü ne yapması gerektiği hakkında hiçbir fikri yoktu.
kızın geldiğine o kadar sevinmiştiki eli ayağına dolaşmıştı.Yaptığı hatadan dolayıda kıpkırmızı olmuştu.Kızın ona dediğini yapmak için hızlı davrandı ve ipleri sıktı.
Sonra elindeki yaradan gelen kanları silmek için yanından bez çıkarttı.Dikkatlice yarayı sildi.Çok fazla kan yoktu sadece yaralıyla temas etmesini istemiyordu.
Kıza dönerek çaresizce bakındı çünkü ne yapması gerektiği hakkında hiçbir fikri yoktu.
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
-
Gaara of the Sand
- Kullanıcı

- Posts: 171
- Joined: Fri Mar 23, 2007 10:00 am
- Location: istanbul
Artık yapıcak bişey yoktu Taki Yemeklerin yapıldıgı yere dogru gitti. Sanki genç bir kız gördü Ethy nin yanında.acaba bozuk bişeymi yedim diye düşündü.sonra hızla parateslerin piştigi kazanın altındaki ateşe ordan kaptıgı bir bıçagı tuttu.ateşin içinde demir bir sopada duruyordu önemsemedi bıçagın ucu kızınca.koşturarak karnı yaralı askerin yanına döndü kanamanın oldugu yere ethynin getirdigi kanı kurutan tozdan döktü. kanama baya yavaşladı kızgın bıçagıyla yaranın hala açık olan kısmına ince bir çizgi çekti eti aşırı yakmadan sadece kan akıtan küçük damarları büzüştürecek yarayı kapatacak kadar yakmak için önen gösterdi.
<strong><em>Moedasu youna atsu tamaschi !</em></strong>
İki yaralı adamın yarası da yavaş yavaş kapanırken ayak sesleri duyuldu. Beddin dışındaki iki teğmenle yüzbaşı mutafağın girişinden göründüler. Tzar önce yaralılara baktı. Ayağı kesilmiş olanı görünce yüzünü buruşturdu. Sonra gönüllülere bakmak için gördü. Kızını görünce iyi ki gelmişsin Thais dedi kızına. Taki Ethrynoen adamın ayağının kesmeniz çok kötü olmuş dedi. Gerçekten çok kötü. Neyse biz çıkıyoruz. Beddin burada kalacak. Bir sorun yaşarsanız yüzbaşının odasında.
Askerleri yalnız bırakmayın. En azından biriniz başında durun. Onun dışında yemek yiyebilirsiniz. Bugünkü eğitiminiz bitti. İsterseniz ilerideki kazandaki soğuk su ve maşrapa ile yıkanabilirsiniz de...
Biz hava kararmadan geliriz, bacağı kesilenle ilgilenmek için bir rahip de gerekecek onu da getiririz. Sonra yüzbaşıya bakıp başını salladı. Üçü beraberce karargahtan dışarı çıktılar.
RP Dışı: Arkadaşlar bir vakfın projesine katılacağım için yarından sonra salı akşamına kadar siteye giremeyeceğim. Siz kendi aranızda istediğiniz gibi RP yapabilirsiniz. Ancak birbirinizi yaralayayım öldüreyim demeyin. : ) )
Askerleri yalnız bırakmayın. En azından biriniz başında durun. Onun dışında yemek yiyebilirsiniz. Bugünkü eğitiminiz bitti. İsterseniz ilerideki kazandaki soğuk su ve maşrapa ile yıkanabilirsiniz de...
Biz hava kararmadan geliriz, bacağı kesilenle ilgilenmek için bir rahip de gerekecek onu da getiririz. Sonra yüzbaşıya bakıp başını salladı. Üçü beraberce karargahtan dışarı çıktılar.
RP Dışı: Arkadaşlar bir vakfın projesine katılacağım için yarından sonra salı akşamına kadar siteye giremeyeceğim. Siz kendi aranızda istediğiniz gibi RP yapabilirsiniz. Ancak birbirinizi yaralayayım öldüreyim demeyin. : ) )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Thais babasını karşısında görünce ister istemez irkildi… Üstelik bu sefer yüzbaşı ve bir başka teğmen de oradaydı… Birkaç sene önce olsa koşarak babasının kucağına atlardı ama artık onu karargahın içinde gördüğünde böyle taşkınlıklar yapmayı aklının ucundan bile geçiremiyordu… Sesini çıkarmadan subayların karargahtan çıkmasını bekledi.
Genç kız küçükken günün önemli bir bölümünü bu karargahta geçirirdi… Babasına çok düşkündü. 12 yaşında annesi hastalanarak öldüğünde varı yoğu babası olmuştu. Thais annesinin ölümü ile başa çıkabiliyordu ama evinde ki yalnızlıkla başa çıkması imkansızdı. Bu yüzden önceleri karargaha babasını görmeye gelmeye başlamıştı, daha sonraları bu kısa ziyaretleri iyice uzamış ve en sonunda umursamazca vaktinin çoğunu karargahta geçirir olmuştu.
Thais kılıç kullanmayı öğrenmişti. Babası gibi o da kısa kılıç tercih ediyordu ve bu silahın bazı basit tekniklerini biliyordu ama hepsi bundan ibaretti. Henüz hayatında bu metal parçasını –ki onu bu şekilde adlandırıyordu- kullanması hiç gerekmemişti ama yine de deri tüniğinin üzerinden sarkıttığı kemerine kuşanmış bir kısa kılıcı vardı. Küçük bir kızken çevrede ki insanlar babasına yakınlaşan kızın belinde tahta bir kılıçla dolaşmasını hoş görüyorlardı –zaten küçükken yaralı bereli kol ve bacakları, kısa kızıl saçları ile bir erkek çocuğuna daha çok benziyordu- ama artık neredeyse evlenme çağına gelmişti ve yaşı ilerledikçe erkek çocuğuna benzeyen çehresi ergenliğin sonlarında ki güzel bir kızın görüntüsüne kavuşmuştu. Thais’in belinde gerçek bir kılıçla dolaşması çok yakında sapkınlık olarak yorumlanabilirdi.
Kız kafasını dalıp gitmiş olduğu kan öbeğinden kaldırıp Ethrynoen ve Taki’ye döndü. Ethrynoen’in yüzünde ki ifade bir an için kalbini burktu ve genç adamı neşelendirecek bir şeyler bulmak için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti:
- Özülme. Bu tür yaraların her zaman iltihap kapma ihtimali vardır. O zaman çaresiz kesilirler zaten.
Sözcükler ağzından çıkar çıkmaz Thais’in suratı buruştu. Bu istediği gibi bir cümle olmamıştı ve genç adamın surat ifadesine bakarak amacına ulaşamadığını anlamak da hiç zor olmuyordu.
Konuyu değiştirmeye karar verdi.
- Benim adım Thais. Babam eğitimden bahsettiğine göre siz ikiniz yeni gönüllüler olmalısınız. Hanginiz Taki? Özür dilerim diğer ismi tam hatırlamıyorum…Et.. Ethy..
Genç kız küçükken günün önemli bir bölümünü bu karargahta geçirirdi… Babasına çok düşkündü. 12 yaşında annesi hastalanarak öldüğünde varı yoğu babası olmuştu. Thais annesinin ölümü ile başa çıkabiliyordu ama evinde ki yalnızlıkla başa çıkması imkansızdı. Bu yüzden önceleri karargaha babasını görmeye gelmeye başlamıştı, daha sonraları bu kısa ziyaretleri iyice uzamış ve en sonunda umursamazca vaktinin çoğunu karargahta geçirir olmuştu.
Thais kılıç kullanmayı öğrenmişti. Babası gibi o da kısa kılıç tercih ediyordu ve bu silahın bazı basit tekniklerini biliyordu ama hepsi bundan ibaretti. Henüz hayatında bu metal parçasını –ki onu bu şekilde adlandırıyordu- kullanması hiç gerekmemişti ama yine de deri tüniğinin üzerinden sarkıttığı kemerine kuşanmış bir kısa kılıcı vardı. Küçük bir kızken çevrede ki insanlar babasına yakınlaşan kızın belinde tahta bir kılıçla dolaşmasını hoş görüyorlardı –zaten küçükken yaralı bereli kol ve bacakları, kısa kızıl saçları ile bir erkek çocuğuna daha çok benziyordu- ama artık neredeyse evlenme çağına gelmişti ve yaşı ilerledikçe erkek çocuğuna benzeyen çehresi ergenliğin sonlarında ki güzel bir kızın görüntüsüne kavuşmuştu. Thais’in belinde gerçek bir kılıçla dolaşması çok yakında sapkınlık olarak yorumlanabilirdi.
Kız kafasını dalıp gitmiş olduğu kan öbeğinden kaldırıp Ethrynoen ve Taki’ye döndü. Ethrynoen’in yüzünde ki ifade bir an için kalbini burktu ve genç adamı neşelendirecek bir şeyler bulmak için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti:
- Özülme. Bu tür yaraların her zaman iltihap kapma ihtimali vardır. O zaman çaresiz kesilirler zaten.
Sözcükler ağzından çıkar çıkmaz Thais’in suratı buruştu. Bu istediği gibi bir cümle olmamıştı ve genç adamın surat ifadesine bakarak amacına ulaşamadığını anlamak da hiç zor olmuyordu.
Konuyu değiştirmeye karar verdi.
- Benim adım Thais. Babam eğitimden bahsettiğine göre siz ikiniz yeni gönüllüler olmalısınız. Hanginiz Taki? Özür dilerim diğer ismi tam hatırlamıyorum…Et.. Ethy..
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
"Evet bende Ethrynoen.Bana Ethy diyebilirsiniz."
dedi ve yaptığı hatayı tekrar hatırladı.Adamın bacağını kestiği için çok pişmandı.Hemde çok.Onun yüzünden adama daha kötüsü olabilirdi.Ama şu kız...İlk gördüğündeki şaşkınlığı üzerinden atmıştı Ethrynoen.Yaptıklarıda gerçekten Ethrynoen in işine yaramıştı.Ã?ünkü böyle bir aptallığı kendi başına yok edemzdi.
Sonra kıza teşekkür etmek ve nezaket gereği önünde eğilerek selam verdi.
dedi ve yaptığı hatayı tekrar hatırladı.Adamın bacağını kestiği için çok pişmandı.Hemde çok.Onun yüzünden adama daha kötüsü olabilirdi.Ama şu kız...İlk gördüğündeki şaşkınlığı üzerinden atmıştı Ethrynoen.Yaptıklarıda gerçekten Ethrynoen in işine yaramıştı.Ã?ünkü böyle bir aptallığı kendi başına yok edemzdi.
Sonra kıza teşekkür etmek ve nezaket gereği önünde eğilerek selam verdi.
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Thais hemen kızarmıştı... ve kızıl saçları suratının aldığı rengi hasetle kıskandılar. Bir soylunun karısı veya bir rahibe olsaydı bu selamı anlardı ama Thais Gordeon'da basit bir kızdı. Üstelik daha reşit bile sayılmazdı. - Onun dışında pek çok yaşıtının bir reşit gibi davranması hatta bir reşit sayılması! onu hiç de ilgilendirmiyordu.-
İlk defa bir erkek nezaket göstermek için karşısında eğiliyordu ve Thais'in nasıl karşılık vermesi gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktu. "Bu adam buraları hiç bilmiyor, buralı değil herhalde!" diye düşündü.
İstem dışı elleri adama "yapma" der gibi havaya kalktılar ama sonra beyni bu durumun farkına vardığında komutu durdurdu ve kollar hemen aşağıya indi. Thais bu reveranstan hoşlanmıştı. Dudakları şimdi tıpkı vücudu gibi gergin bir kavisle suratına hoş bir gülümseme kondurmuştu.
Thais'in içinde bir yerde yavaş yavaş adımlarını atarak yaklaştığı kadın uyanmaya başlıyordu. Genç kız bunun belindeki silahı çıkarması, kıyafetlerine dikkat etmesi ve daha uygun, kadınlara özgü işlerde uğraşması anlamına geleceğini hissetmeye başlamıştı. Neden o da erkekler gibi istediği gibi giyinip istediği işi yapamıyordu? İçinden bu soruyu sürekli olarak Kibele'ye soruyordu.
Ana tanrıça erkeklerin her istediğini yapabilmesini, kadınların ise boyunduruk altında olmasını ister miydi acaba... Bu soruyu sormaya cürret edemiyordu ama aklından şöyle bir geçmesi tanrıça'ya bu soruyu sormuş olmak sayılmazdı her halde...
- Teşekkür ederim Ethy. Gerçekten çok naziksin.
"Ama burası bir karargah ve ben de buraya ayak uydurmaya çalışıyorum ve bu yaptığın işimi daha da zorlaştırıyor" sözlerini ise büyük bir gayretle ağzından çıkmadan yuttu. Bu kadar nazik bir adama söylenecek sözler değildi bunlar.
- O zaman sen de Taki olmalısın. Memnun oldum.
Thais bu yabancıyı da odaya girdiğinde fark etmişti ama hareketlerinden ne yaptığını biliyor olmalı diye düşünmüştü, bu yüzden de onu kendi haline bırakmıştı. Acaba Ethy'nin tam tersi birisi mi diye düşünmeden edemedi... Yeni tanıştığı her insana yaptığı gibi zümrüt gözleri ile Taki'nin gözlerini yakalamaya çalıştı.
Thais gerçekten çok pervasız yetiştirilmişti...
İlk defa bir erkek nezaket göstermek için karşısında eğiliyordu ve Thais'in nasıl karşılık vermesi gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktu. "Bu adam buraları hiç bilmiyor, buralı değil herhalde!" diye düşündü.
İstem dışı elleri adama "yapma" der gibi havaya kalktılar ama sonra beyni bu durumun farkına vardığında komutu durdurdu ve kollar hemen aşağıya indi. Thais bu reveranstan hoşlanmıştı. Dudakları şimdi tıpkı vücudu gibi gergin bir kavisle suratına hoş bir gülümseme kondurmuştu.
Thais'in içinde bir yerde yavaş yavaş adımlarını atarak yaklaştığı kadın uyanmaya başlıyordu. Genç kız bunun belindeki silahı çıkarması, kıyafetlerine dikkat etmesi ve daha uygun, kadınlara özgü işlerde uğraşması anlamına geleceğini hissetmeye başlamıştı. Neden o da erkekler gibi istediği gibi giyinip istediği işi yapamıyordu? İçinden bu soruyu sürekli olarak Kibele'ye soruyordu.
Ana tanrıça erkeklerin her istediğini yapabilmesini, kadınların ise boyunduruk altında olmasını ister miydi acaba... Bu soruyu sormaya cürret edemiyordu ama aklından şöyle bir geçmesi tanrıça'ya bu soruyu sormuş olmak sayılmazdı her halde...
- Teşekkür ederim Ethy. Gerçekten çok naziksin.
"Ama burası bir karargah ve ben de buraya ayak uydurmaya çalışıyorum ve bu yaptığın işimi daha da zorlaştırıyor" sözlerini ise büyük bir gayretle ağzından çıkmadan yuttu. Bu kadar nazik bir adama söylenecek sözler değildi bunlar.
- O zaman sen de Taki olmalısın. Memnun oldum.
Thais bu yabancıyı da odaya girdiğinde fark etmişti ama hareketlerinden ne yaptığını biliyor olmalı diye düşünmüştü, bu yüzden de onu kendi haline bırakmıştı. Acaba Ethy'nin tam tersi birisi mi diye düşünmeden edemedi... Yeni tanıştığı her insana yaptığı gibi zümrüt gözleri ile Taki'nin gözlerini yakalamaya çalıştı.
Thais gerçekten çok pervasız yetiştirilmişti...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Gaara of the Sand
- Kullanıcı

- Posts: 171
- Joined: Fri Mar 23, 2007 10:00 am
- Location: istanbul
Taki askerin deri yeleginden kestigi parçayı önce bir köşesinden yuvarlayarak bir huni yaptı.üstte kalan kısmını bir baş olucak şekilde bırakarak alt kısmı sıktı ve dahada kıvırdı.dikiş attıgı ipten kalanla başın etrafını sarıp. bıçagıylada kalan başa birkaç çizik attı. yolların verdigi içsıkıntısı Takiye bir köşede oturup eline geçen şeyleri başka şeylere benzetmek gibi bir el çabuklugu vermişti. Thais in zümrüt rengi gözlerine bakarak "zırh ve kılıç kuşanan bir dilbere deriden savaşçı bıçagıyla şekillenmiş bir gül. " dedi ve yaptıgı gülü Thaise uzattı. sonra sanki Thais in hiç bir fikri olamzmış çasına Ethrynoen e dönüp "üstat yaralılar birazda daha toparlansın döşege taşıyalım."dedi
<strong><em>Moedasu youna atsu tamaschi !</em></strong>
RP dışı: Arkadaşlar düzeltmeye gerçekten vaktim yok. Ancak yüzbaşı diye bahsettiğim adamın asıl rütbesi binbaşı... Gordeon sisteminin şimdikinden basit olacağını düşündüm. O nedenle gönüllü askerlerin rütbeleri teğmen binbaşı albay ve general sadece... Bu rütbelerin aralarındaki rütbeler sistemde yok.
Müsait olduğum ilk zamanda tüm RPleri düzenleyeceğim.
Müsait olduğum ilk zamanda tüm RPleri düzenleyeceğim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Zırh ve kılıç kuşanan bir dilber ha! Thais kentin şarap evinde bile böyle bir hitap ile karşılaşmamıştı.
Babası bir askerdi. Annesini ise çok erken kaybetmişti. Ã?nceleri babasının da teşviği ile çömlekçiliği denemişti ama bu konuda herhangi bir yeteneğinin olmadığı yamuk yumuk yaptığı ve uzunca bir zaman hiç bir ilerleme göstermeyen sanat eserleri ile ispatlanmıştı! Dikiş dikmek ise Thais için çok sıkıcı bir işti.
Kısacası Thais'in güzel elbiseler için değiş tokuş edebileceği herhangi bir hüneri yoktu. Arada bir şarap evinde dans ederek peynir, ekmek, zeytin ve üzüm gibi lüks sayılabilecek yemekleri alabiliyordu. Ayrıca şarap evinin sahibi onun dans ederken giyebileceği bir elbise de almıştı ama Thais'in ısrarlarına rağmen hancı bu kıyafeti Thais'e hiç bir zaman vermiyordu. Eh biraz haklıydı da çünkü deri tuniğine iyiden iyiye alışmış kızın bu kıyafeti parçalaması fazla uzun sürmezdi.
Thais utançtan nefesi kesilmiş bir şekilde kendisine uzatılan deri güle baktı. Az önce kollarını indiren komut şimdi de bu gülü Taki'nin elinden kapmıştı. Karşısında ki iri yarı adam genç kızın göz hapsinden kolayca kurtulmuş, yanındaki arkadaşı Ethy'ye bir şeyler söylüyordu. Thais'in başına hücum eden kan dudaklarını kıpkırmızı yapmış, genç kıza utançtan ateş basmıştı. "Bu köylü dünyadaki herkesten daha pervasız! Tanrılar onu affetsin..." diye düşünmüştü... Bir kaç saniye Thais etrafındaki hiç bir şeyi duymadı. Boş gözler ile bir Taki'ye bir Ethy'ye baktı. Bu sırada gül Thais'in tüniğinin iç kesimlerinde çoktan gözden kaybolmuştu. İri kıyım iki adam şimdi hummalı bir işe girişiyorlardı...
Babası bir askerdi. Annesini ise çok erken kaybetmişti. Ã?nceleri babasının da teşviği ile çömlekçiliği denemişti ama bu konuda herhangi bir yeteneğinin olmadığı yamuk yumuk yaptığı ve uzunca bir zaman hiç bir ilerleme göstermeyen sanat eserleri ile ispatlanmıştı! Dikiş dikmek ise Thais için çok sıkıcı bir işti.
Kısacası Thais'in güzel elbiseler için değiş tokuş edebileceği herhangi bir hüneri yoktu. Arada bir şarap evinde dans ederek peynir, ekmek, zeytin ve üzüm gibi lüks sayılabilecek yemekleri alabiliyordu. Ayrıca şarap evinin sahibi onun dans ederken giyebileceği bir elbise de almıştı ama Thais'in ısrarlarına rağmen hancı bu kıyafeti Thais'e hiç bir zaman vermiyordu. Eh biraz haklıydı da çünkü deri tuniğine iyiden iyiye alışmış kızın bu kıyafeti parçalaması fazla uzun sürmezdi.
Thais utançtan nefesi kesilmiş bir şekilde kendisine uzatılan deri güle baktı. Az önce kollarını indiren komut şimdi de bu gülü Taki'nin elinden kapmıştı. Karşısında ki iri yarı adam genç kızın göz hapsinden kolayca kurtulmuş, yanındaki arkadaşı Ethy'ye bir şeyler söylüyordu. Thais'in başına hücum eden kan dudaklarını kıpkırmızı yapmış, genç kıza utançtan ateş basmıştı. "Bu köylü dünyadaki herkesten daha pervasız! Tanrılar onu affetsin..." diye düşünmüştü... Bir kaç saniye Thais etrafındaki hiç bir şeyi duymadı. Boş gözler ile bir Taki'ye bir Ethy'ye baktı. Bu sırada gül Thais'in tüniğinin iç kesimlerinde çoktan gözden kaybolmuştu. İri kıyım iki adam şimdi hummalı bir işe girişiyorlardı...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
