Gordeon Karargahı(pasif rp)

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Dreamscape
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 718
Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
Location: Kuzeyden Nordland'den...

Post by Dreamscape »

Ethrynoen başını -Haklısın- anlamında salladı ve dinlenmek için yakında bir yere çömeldi.

Direkt olarak Thais e baktı-Henüz çok genç,daha öğreneceği ve anlamlaştırabileceği bir çok şey var.Yalnız teğmenin kızının önünde eğilmeme neden kızardiki??anırım bunuda daha önceden yaşamamıştı.E artık kadın oluyor bunlara alışmalı- diye düşündü.

Sonra bıkkın bir halde sırtını bir çıkıntıya yasladı.Gözlerini kapadı...Düşündü çok eski şeyleri düşündü.Annesini, köyünü, köyde yaşayamadığı çocukluğunu düşündü.Ve hüzünlendi.Nasıl olurda geriye bir tek şey, bir tek akraba ve bir tek dost kalmazdı.Köyündeki herşeyi keybetmişti işte.Artık bunların bir önemi yoktu.İleride neler yapabileceğini aklından geçirdi.Yine umutsuzluk.Ne yapabilirdiki en fazla karagahta bir Albay olabilirdi.Ama buda pek olası gözükmüyordu.şimdiden arası Teğmen Gyon ile açılmıştı.Ama Beddin de vardı.O tanıdıkları arasında en iyisiydi.

Sonrasındada aklına soğuk patetes geldi ve bir kabus görmüş gibi havaya fırladı.Sonra Taki ye seslenerek"Hadi bakalım genç efendi zamanı geldi.Onları taşımalıyız..." dedi ve işe koyuldu....
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
darkelven
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 229
Joined: Fri Dec 29, 2006 10:00 am
Location: khalkedon

Post by darkelven »

''Nerdeyim ben?...Karnım aç, evet, evet dünkü küflü ekmekten beri bi şey yemedim.... ...
Beni kov.. kovddu beni... Niye?? Benim kimseye zararım dokunmaz... Ama o bana küfretti ve çok pis koktuğumu söyledi... 'Hamama git!' diye bağırıyor.ben istemem mi temizlenmek, karnımı doyurmak, tıpkı eskiden Reaja`nın evinde olduğu gibi... ... ... EVET! Buldum işte! asker yetiştirdiklerri yere gitmemi söylemişti öbürü!''Adamın (gerçi kat kat giydiği çöl giysilerinin paçavralarından cinsiyeti anlaşılmıyordu ama sesi bir erkek olduğunu gösteriyordu.) karnı çok çok açtı.Nerdeyse 1 haftadır hiç birşey yememişti.Aslında ölmesi gerekirdi ama olağanüstü vücut dayanıklılığı onu bir şekilde canlı tutmaya yetmişti.ateşler içinde sayıkladığının kendisi farkında bile değildi oysaki.Zavallının tek amacı şu anda ona iyi davranan tek insan olan 3. 'Efendisi' helaam`ın ona son yaptıklarını hazmetmeye ve 'Karargah'' dedikleri yere ulaşmaya çalışmaktı.çünkü efendisi ve onun yerine düşünen kişi böyle emretmişti.

İnsanlar bu zavallı ite acıma ve tiksinme arası gidip gelen bakışlarla bakıyorlardı.İki tüccar bunun kendi kendine konuştuğunu gördüler ve fısıldaştılar:

''şu zavallıya bak, nasıl da sürünüyor!İri ve yapılı gözüküyor, anlamadım nasıl bu hale düşmüş.''
''Mutlaka delinin tekidir,baksana kendi kendine konuşuyor.''

Gordeon şehrinin güzel sokaklrını ve tapınakların merdivenlerini kirleten bu insan parçası,birden bire ciddileşti ve sustu.ayağa doğruldu ve iki tüccara bakmaya başladı.

Tüccarlar ise hiç oralı olmamışlar ve köpeğe artıkları atar gibi bir gümüş parçasını önüne atmışlardı.köle eğildi, gümüşü sağ elinin baş ve işaret parmaklarıyla tutu ve ayağa kalktı.Tüccarlar yürümeye devam etmişler ve arkalarına bakmamışlardı.

''Hey siz ikiniz!(sesi zayıf ve çatlak çıkmıştı)Size dilenen olmadı.Gümüşünüzü geri alın.''Dönen başına ve kararan gözlerine aldırmamakta ısrar ederek dimdik duruyor ve sesini mümkün olduğunca güçlü çıkartmaya çalışıyordu.

''Evet size dedim gümüşünüzü geri alın, ben... ben kazanbili-''Adam daha fazla dayanamamış ve düşmemek için dengesini sağlamaya çalışmıştı.tüccarlar ise çok hiddetliydi.Bu sefil varlığın onlar gibi zengin tüccarlarla konuşmaya çalışmasının ilk şokunu üzerlerinden attıktan sonra: ''Sen, sen nasıl bizimle konuşmaya cürret edersin seni it eniği!''
diğeri hemen söze karıştı;bu sırada insanlar da bu ilginç olayı izlemek için toplanmaya başlamışlardı:
''Senin sefil hayatını alıcak kadar cesaretli biri olsa çok iyi ederdi hem senin hem bizim için.Ama silahlarını senin için kirletmeye cürret edecek birini bulmak oldukça zor olurd.....
genç tüccarın lafı yarıda kaldı çünkü sefil adam şimdi tamamen dikleşmiş, en ufak bir yorgunluk belirtisi gösermeden ve katışıkız, saf bir öfkeyle onlara bakıyordu.Ve konuşmaya başladı:
''Sizin de mutlaka köleleriniz vardır değil mi?Sefil,zavallı,aç,köpekler gibi yaşayan... ...'' Durdu, şimdi soluk alıp veriyordu.İnsanlardan bir karmaşa mırıltısı yükselmişti ve tüccar ağzını açıcaktı ki adam tüm gücüyle bağırarak tüccarın üzerine fırladı, elinin tek darbesiyle sırt üstü yere düşen adamı savurarak havalandırdı ve bir tur kendi çevresinde döndürüp, o sırada kılıcına uzanmış olan tüccarın üzerine fırlattı.İki tüccar beraber yere düşerken insanlar önce bir şaşkınlık, onra da bir korku seli içinde kaçışmaya başladılar.Bazılarının aklında koşup şehir muhafızlrına haber vermek de vardı,zira adam şimdi genç tüccarın üzerine ıçramış kafsını kaldırım zeminine vururken, diğer eliyle de yaşlı olan tüccarı boğazlıyordu.İnsanlar kaçışırkn kargaşa büyümüş ve iki tüccar da ölecek bir duruma gelmişti.Kafası kanlar içinde kalan oğlunu gören yaşlı olanı:''Lütfen, sana yalvarırım bırak bizi...'' Köle ise gencin kanlar içindeki başını bırakmış,şimdi diğer adamın boğazını iki eliyle kavramıştı.YAşlı adam, öleceğini biliyordu,zira bu kaslı kollardan bir kaçış yoktu.Bu sırada uzaktan muhafızların alarm veren seleri duyulmaya başlamıştı bile...

Yaşlı tüccar,boğuşma sırasında şans eseri adamın paçavralarından birini yırtmayı başardı ve sol koluyla boynunu açıkta bıraktı.şimdi adamın zenci olduğunu görebiliyordu. ''Lüt..fenn bırak.. demeyi başarabildi ve o sırada da zencinin sol kolundaki, aradan yıllar geçmesine rağmen hala insanın tüylerini diken diken eden içiçe geçmiş üç çarpı işaretinden oluşan dağlanmış yarayı gördü.Son bir kez direnmey çalıştı ve hırıldadı:''Seni..an..lıyorum... acılarını... ama,lütfen ... bırak beni..sana yalv..ar..ır..ım.'' belki de bu sözler zenci adamın kafasının bir yerlerine dank etmişti ve tüccarı bıraktı.

Zihninde anıları canlanıyordu şimdi,konuşlmayı öğrendiği ilk cümleyi hatırlıyordu.köle tüccarlarından yediği dayaklar sırasında ağzından çıkabilen tek sözcüklerdi bunlar; 'yalvarırım bırak beni.'

şimdi avlunun ortasında, genç tüccarın kanıyla ıslanmış zeminde, baba tüccar nefes almaya çalışırken, ayağa kalktı ve sallanarak yürümeye başlamıştı.İnsanlar bağırıpçağırıyor bazı yürekli erkekler önünü kesmeye çalışıyorlardı.ama zenciköle onları duymuyordu.Sadece refleks olarak bazılarını kafalarından tutup silkeliyor, ama yoluna devam ediyordu arkadan sırtına iki ok saplandı.Ama kısa süreli bir duraklamanın ardından yoluna devam etti.

Muhafızların sesleri artık çok yakından geliyordu.Gözlerine inen karanlık da yaklaşıyordu.Adamın umrunda değildi ve farklı bir alemde yaşıyormuş gibi yavaşladı, yavaşladı ve durdu.Muhafızlar nerdeyse gelmişlerdi.Ama zenci tek bir ayrıntı yakaladı.işte acılarının son bulacağı yere bakıyordu.bitik bir bünyeden yayılan inanılmaz bir enerjiyle tekrar sürünerek yuvarlanarak, tazı gibi koşarak karargaha doğru gitmeye başladı.tekrar o sefil dilenci olmuştu.Muhafızlar bu görüntüye akıl sır erdiremeyerek arkasından gittiler.

''Buldum, buldum işte sonunda!Reaja artık mutlu olucak, ve bende öyle karnım doyucak ve ben... beni..'' Binanın kapısına uzanırken vücudu şiddetle kasıldı ve kapıyı da düşürerek gürültüyle yere yıkıldı zenci.onun insan üstü bünyesi bile ancak bu kadar dayanabilmişti.

''Biraz yemek, birazcık, dayanamıyorum...istememiştim..zarar vermek istememiştim...''O başka bir histerik kriz içinde sayıklarken muhafızlar arkadan yetişti ve bir yerdeki adama, bir karargahın içine bakarak şaşkın bir biçimde bakakaldılar.

RP DIşI: Darkelven olabildiğince hayal gücünle mekana şekil verebilirsin. Ancak bazı katı noktalar var. Birisi para... Frigyalılar döneminde para yoktu. Para Lidyalılar döneminde bulundu... Tüccarlar muhtemelen değerli taşları değiş tokuş ediyorlardı. O nedenle parayı gümüş parçasına çevirdim. Umarım çok sorun olmamıştır.
''Nindyn vel'uss kyorl ninta ratha, thalra elghinn dal l' alust...''

Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...

drow atasözü
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Binbaşı kirli, kılığı kıyafeti parça parça adamı gördüğünde çekinerek geri çekildi. Beddin'e bakarak bu adam her halde askere katılmak için gelmiş dedi. Ama diye ekledi. Bir gönüllü olamaz. Yine de onunla ilgilenmek lazım. Gönüllülere söyle adamı ilk günün yemekleri ile besleyip yıkasınlar sonrasına.... Sonrasına da yarın bakarız. Bugün yeterince olay yaşadık.

Karargahın içinde geçen gürültülü konuşmadan sonra yüzbaşı odasına yöneldi. Tzar kalayım mı diyen bir bakışla Beddin e baktı. Beddin sessizce ben hallederim deyince Binbaşı yı izledi.

Beddin Ethrynoen ile Thais e bakarak siz ikiniz bu askere bzim patates yemeğinden yedirin. Çok aç gözüküyor. Bu yemek bile ona iyi gelecektir. Hem askerlere ilk gün bu yemeğin verilmesi adettir. Sonra soyup kazandaki soğuk suyla onu yıkayın. Muhtemelen güney ülkelerinden birinden geliyor. Mısır olabilir. Neyse bunu sonra düşünürüz. şimdilik onu doyurup yıkamalıyız.

Taki ye döndü. Biz de yaralıların başında kalalım. dedi. Hem belki biraz konuşuruz. Sanırım sizin için de uzun bir gündü.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Thais yerde yatan dev adama baktı. Açıkta kalmış sol kolundan bir zenci olduğu anlaşılıyordu. Hayatında gördüğü ilk zenci değildi bu, o yüzden pek şaşırmadı ama yine de daha önce hiç bu kadar iri bir insan görmemişti. Taki ve Ethrynoen de iriydiler ama bu adam bir yarı devdi. Koca adam düşerken kapıyı bile kırmıştı!

Genç kız bu güne kadar Frigya topraklarında özgür bir zenci görmemişti. Zenciler genelde köle oluyorlardı. Bu irilikte ve güçte bir kölenin oldukça değerli olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildi. Acaba efendisinden kaçmış bir köle mi diye düşündü. Efendisinin Gordeon kentinden olmadığını tahmin ediyordu yoksa bu dev adamın cüssesi daha önceden dikkatleri çekerdi.

Zavallı adam bir zamanlar özgür bir insandı her halde diye düşündü çünkü köleler genelde bu kadar iri olmazlardı. Az yemek, sağlıksız yaşam şartları ve ağır iş onlara bir nebze hamal kası kazandırsa da genelde bünyelerini zayıf, vücudlarını bodur bırakırdı.

Gözünü hala yerde yatan zavallı adamdan alamayan Thais Beddin’i yarım kulakla dinliyordu ama yine de teğmenin dediklerini anladı. Ethy ile beraber adamı doyurmaları ve yıkamaları gerekiyordu. Doyurma kısmını yapabilirdi ama yıkama kısmını aklında direk es geçti.

Yemekten ve yıkanmadan önce adamın sırtındaki oklar ile ilgilenmek gerekiyordu. Thais Beddin daha sözünü bitirmeden ordunun şampiyonu tarafından fırlatılmış bir mızrak gibi pansuman odasına koştu. Genç kız burayı avucunun içi gibi biliyordu. İçinde sirke olan bir şişe, biraz tuz, temiz bandajlar, keskin, passız ve temiz bir bıçak ve bir kase tedavi suyu yeterli olacaktı. Ok yaraları iltihaplanıp çok sorun çıkartabiliyordu.

Thais kasedeki suyu dökmemeye özen göstererek yaralı devin yanına geri koştu. Dönerken yolda Taki ve Beddin’in tedavi odasına yöneldiklerini farketti ve yanlarından geçerek atmaca gibi zencinin yanına kondu ve topladığı öte berileri yere bıraktı. Daha sonra aynı çeviklikle mutfağa koşarak bir parça demiri ucuna 5 kat bez bağlayarak –elleri pek kıymetliydi ve mutfakta sıcak kap kaçaklarla çok az zaman geçirmişti- kızdırdı ve Ethrynoen’in yanına geri döndü.

Kasenin içindeki temiz suya – kaynamış su ile temizlenen yaraların daha nadir iltihaplandığı bilinen bir gerçekti- önce bolca tuz, ardından da sirkenin tamamını döktü. Thais yaralara bakmayı yine tedavi ettiği savaşçılardan öğrenmişti. Deniz suyuna temas eden yaralar şüphesiz acı dolu oluyorlardı ama bir o kadar da temiz kalıyordu. Aynı şekilde sirke ve şarap da yaranın iltihaplanmasına engel olan malzemelerdi. Ancak yara tedavisinde şarap biraz fazla lüks kaçacağından askerler acı dolu sirke ile yetinmek zorundaydılar.

Pansuman sıvısı hazır olunca Thais belindeki kılıcı çekip adamın pislik içindeki paçavralarını yaranın çevresinden yırtarak kesip çıkardı. Hafif ama oldukça keskin kılıç paçavrayı zorlanmadan kesmişti. Genç kız kılıcı tekrar kınına soktu. şimdi sıra işin en zor kısmına, oku çıkarmaya gelmişti. Cephede yaralanan askerler genelde bir elleriyle oku sapından tutup uçlarını kırarlardı. Savaş sırasında oraya buraya çarpan okun yarayı iyice deşmesi böylece önlenmiş olurdu. Ancak bu durumda okun kırılması gereksizdi çünkü okun ucunun bir yerlere çarpıp kırılması gibi bir durum söz konu değildi.

Thais Ethrynoen’e adamı yan çevirmesini söyledi. Yüz üstü yatan adamın akan pis kanının tekrar yaraya dolmasını istemiyordu. Ethrynoen adamı yan çevirdiğinde kız hiç vakit kaybetmeden suyun bir kısmını iki yaranın üstüne döktü ve yaranın biraz daha net görünmesini sağladı. Her iki okun ucunun giriş şeklini anlayınca okların iki yanlarında bir “v” gibi açılan yara izini keskin bıçağıyla ince bir çizik çekerek enine ve boyuna genişletti. Bu sırada diğer eli kıpırtısız bir şekilde üzerinde çalıştığı oku yaraya gömüldüğü yerden bir karış yukarda sabit tutuyordu. Yaralar yeterince genişletildiğinde Thais her iki oku tek tek yavaşça çekti. Oklar ete takılamdan usulca çıktılar. Kız bu seferde her iki yara için de sağ işaret parmağını yavaşça yaraya sokarak içerde kalmış bir kumaş parçası olup olmadığını kontrol etti. Adamın pis kıyafetleri düşünülecek olursa böyle bir parça iltihaba bile gerek bırakmadan adamı zehirleyip öldürür diyedüşünerek adamı küçümsedi. Sonra da bu düşüncesinden utandı. Kızın parmakları çok hassastı. Thais içerde bir kumaş parçası olmadığına emin olduktan sonra sirkeli suyu bolca yaraların üzerine döktü. Sonra da ocaktan aldığı demir parçası ile yaraları gerçekten olağan üstü bir el çabukluğu ile dağladı. Kız bir keresinde demiri ete yapıştırmıştı ve sonra yaptığı hata yüzünden günlerce ağlamıştı. Daha sonra bu işte ustalaşmak için çok pratik yapması gerekmişti. Nihayet yaralar dağlandığında Thais yaraları bandaj ile sararak kapattı ve adamın sırtının üzerinde bağladı. Dağlamanın acısı adamı uyandırmıştı ama yine de sanki hiç etki etmiyordu.

Genç kız işi bittiğinde bir kaç adım geriye kaçtı. Adamın kokusu gerçekten iticiydi. Yarı dev ayılmaya çalışırken kız düşünmeden edemedi. Devin yıkılmadan önce sayıkladığı Reaja kimdi acaba...

RP Dışı: Bu arada Firble, patates Avrupa'ya 16.yy da geldi. İstersen onu da değiştirelim. Ekmek, zeytin, incir ve nar en bol tüketilen fakir yiyecekleri idi...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Kız yaralıya yardım için uğraşırken Beddin diğer yaralıları Taki nin yanında bırakarak onun yanına geldi. Yaralı olduğunu görmemiştim dedi. Eğer çok kötü durumdaysa tapınağa götürebilirsin. Ancak değilse burada kalması daha iyi olur dedi.

Beddin in gidişi Taki yi yalnız bırakmıştı. Bir anda omzunda bir el hissetti. Arkasını döndüğünde el çekingen bir hareketle geri çekildi.

Efendim diye konuştu. Elli. Efendim bizim görevimiz Gordeon daymış efendim dedi inanmayan bir sesle. Yeni askerler genelde merkezin dışına çoğu zaman en tehlikeli bölgeleri gönderilirdi.

Efendim dedi Melvin çekingen bir sesle Burada kalmamızı siz mi istediniz efendim? diye sordu.

RP DIşI 1 : Patetesin yerini tutacak başka bir yemek bulamadım. Benim istediğim vıcık vıcık insanın görmek bile istemeyeceği bir yemek bulmaktı ama ne ekmek ne zeytin ne de diğerleri bunun yerini tutmuyor. Muhtemelen o dönemde de bu tarz yemekler vardı. Sonuçta soğuk patates yazdığımda o zaman yapılan bu tarz bir yemek hayal edilebilir.

RP DIşI 2 : Tapınağa gitmek istersen sadece hangi tapınağa doğru yola çıktığını yaz. Ben de o tapınakla ilgili başlığı açayım. Hatırlatmak gerekirse şehirde Ares Apollon ve Kibele tapınakları var. Ama işini içeride de halledebilirsin. Hatta iyi de olur. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
darkelven
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 229
Joined: Fri Dec 29, 2006 10:00 am
Location: khalkedon

Post by darkelven »

Uzaktaydı şimdi zenci,dağların ardında,ovaların ötesinde büyük çöldeydi.Evet, böyle derdi babası, ''büyük çöl''...Ok atmayı öğretiyordu babası çocuğa ama o öğrenmeye pek meraklı değildi doğrusu.Daha çok bir çöl kertenkelesinin peşinde koşuyordu.kumların üstünde muazzam bir hızla giden hayvanın peşinden koşarken kahkahalar atıyordu.Koşarken nefes nefese kaldı ve düştü kumlara.ama babası kaldırdı sonra onu ve konuştu: '' ulaşamayacağın şeylerin peşinden koşma, sonunda yorulur ve düşersin işte böyle! Ã?ocuk ağlamaya başladı kertenkele kaçınca...Babası saçlarını karıştırdı ve elinden tutarak ilerdeki bir tepeye çıkardı onu, babası kurduğu tucaklardan birinde bir atmaca bulmuştu ve onu gösterdi çocuğa:Bak, ama mutlaka daha iyisini bulursun,yeter ki koşmayı bırakma'' Ã?ocuk hemen atmacanın durduğu palmiye sazlarından örülerek yapılmış kafesin yanına koştu.Ve hemen sanki bu işin ustasıymış gibi babasının yaptığı hareketleri taklit etmeye başladı.Elini bir yaklaştırıp çekiyor, sonra da beceriksiz bir şekilde babasının ıslığını taklit etmeye çalışıyordu.Adam gülmeye başladı ve çocuğu havaya kaldırdı, şimdi birlikte gülüyorlardı, sonra birden her yan karardı...şimdi bir ahırdaydı, yerleri siliyor, tezekleri toplayıp yakılmak üzere ocağın yanındaki büyük saz sepete götürüyor,seyisle birlikte develere yem götürüyordu.Ama babası yoktu, nerdeydi;

Peki niye bırakmıştı onu, nerde bırakmıştı, neden bırakmıştı?Neden hatırlayamıyordu?Ve şu ana kadar da o çölü hiç hatırlayamamıştı, şu ana kadar...

Tek hatırladığı, bir ahır sahibinin yanında 12 yaşına kadar temizlik ve ayak işleri yaptığıydı.Başta ona iyi darvranırlardı.Pek dayak yemezdi ve iyi yemek verirlerdi.
Ama sonra uzaktaki başka birçiftliğe gitti 14 yaşındayken ve orda çok kötü dayak yedi, içtiği tüm sular kötüydü ve yediği yemekler hiç alışmadığı türdendi.Ancak 8 ayda uyum sağladı.

şimdi yerleri siliyordu ki birisi girdi içeri.Ve onu yakasından kaldırıp götürdü.Anlayamadığı kelimeler konuşuyorlardı.Sahibi onu fırlattı diğer adamın ayaklarının önüne diğer adamdan gelen, onunla aynı yaşlarda bir genç kızı kolundan yakaladı ve sürükleyerek götürdü.ve arkasına bir daha bakmadı.Yeni sahibine bakıyordu artık çocuk.Sıcak karşılaması ise sıkı bir kötekdi.

Ve sonra başka biryerdeydi.Babil`de...Tarla`da yaptığı ağır işten dönmüş uyumaya hazırlanıyordu ki tarlanın kenarındaki yıkanma suyuna çarptı ve devirdi.Koca kovadaki su tahıllara yayıldı.Bu kötüydü çünkü su çok kirliydi.Ya da zenciyi dövmek isteyen sahibi böyle bir bahane uydurmuştu.16 yaşında bir delikanlıydı ve isterse adamla dövüşür ve galip çıkabilirdi,çok kaslı olmasa bile yaşına göre iriydi ama adamın yumruklarına dişini sıkarak sabır gösteriyordu.Adam ağzına gelen küfürü söylüyor, zenci sessiz kaldıkça daha çok vuruyordu.Zenci gencin yüzü gözü şişmeye başlamıştı ve arkadan adamın diğer çalışanları gelmişti ve onlarda yerde yatan zenciyi dövüyorlardı ve vurdukça daha sert vuruyorlardı.Her ne kadar iri olurs olsun daha 16 yaşındaydı ve 4 adamla başa çıkması biraz zordu.Genelde çok kötü dövdükten sonra bırakırlardı ama şimdi kandan iki gözü de kızıl görmeye başladığı halde durmuyorlardı.Bu sefer beni öldürmek için vuruyorlar diye fikir yürüttü.

Ve ezik köle hayatında ilk defa karşı koymayı denedi.Ellerinin üstünde doğrulmaya çalıştı ama bacaklarının arasına gelen tekmeyle kıvranarak tekrar yere düştü.

Tam sahibi elindeki ağır bronz sopayı kaldırmış kafasına vurmaya hazırlanıyordu ki içidnen gelen bir içgüdüyle yüzünü korumak için ellerini kullanmak yerine bu elleri sahibini iki bacağından kuvvetle çekmek için kullandı.Adam yere devrilirken elindeki sopayı da diğerlerinden birinin kafasına geçirdi.kafasına gelen darbeyle sersemleyen adam geri çekilirken diğerleri tekrar zencinin üstüne atlamak üzere harekete geçmişlerdi.Zenci ise tekrar içinde o ilk defa yanan ateşle,ve yıllarca çektiği acıların öfkesiyle yarı doğrulmuş bir halden koşarak doğruldu ve adamlardan birinin karnına kafsıyla vurarak,diğerlerinide kollarıyla vurarak yere indirdi.Hızla ayağa kalkarken yerdekilerin suratlarını çiğnedi ve müthiş bir öfkeyle bronz sopayı yerden almasıyla sahibinin kafasına çullanması bir oldu.

Gözleri kızıl bir öfkeden başka bir şey görmüyordu artık.Elleriyle vuruyor, tekmeliyor, ağır sopayı savuruyor, kafa atıyordu.Bu delilikten çıktığında yerde sahibinin parçalanmış kafası, elinde kanlı bir sopa, biraz ilerde kaburgalarını tutan bir adam ve ona doğru saldıran başka iki adam vardı.Zenci sopayı elinden bıraktı ve yere çöktü.

Cevap olarak yüzüne ve karnına inen tekmeleri buldu.Uyandığında serin alt deponun duvarına sırtını dayamış,elve ayaklarından bağlanmış olarak buldu kendini.şimdi zengin giysili,siyah renkli bir top sakalı olan başka bir adam ve yanında zırh giymiş iki asker duruyordu önünde.Bellerindeyse yalnızca şehire tahılları satmak için indirildiği zaman gördüğü askerlerde bulunan şu düz ve ucu sivri metal parçalarından asılıydı(kılıç).Adam pis pis gülümsedi ve çiftliğin çalışanlarından birinin tuttuğu metal parçasını aldı, askerlerden biri omuzlarını sıkı sıkı tuttu.şık giysili adam yaklaştı ve şöyle fısıldadı zencinin kulağına : ''İyi dövüşüyorsun,bu çok kötü.Senin gibi kölelerin başarılı olması asi olmasıdır.Seni öldürecekleridi ama dua etki iyi bir para ödedim senin için.Benim askerlerimden biri olucaksın.''

Sonra adam uzaklaştı ve işçiye eliyle birişaret yaptı.Zenci köle kıvranıyor kaçmaya çalışıyordu ama nafileydi.Elleri ve ayakları bağlıyken ve hele bir de bu askerin kolları hareketlerini kısıtlarken kaçamadı.Kızgın metal omzunun hemen altından başlayarak yakmaya başladı.Zenci köle çığlık atıyordu.İçi ise çubuğu kaldırdı ve ikinci defa, çarpı oluşturucak şekilde dağlamaya hazırlandı.Zengin görünüşlü adam şimdi bağırarak konuşuyordu: ''Sana öldürmesini, savaşmasını,dayanmasını ve ölmemeyi öğreticem.Canlar alıcak,işkencelere tahammül edeceksin, işim bittiğimde benim malım olacaksın.Benim emrimle öldürecek, benim KÃ?LEM OLUCAKSIN.'' adam bağırmak zorunda kalmıştı çünkü zenci yine çığlık atıyordu.

Zenci köle lafını duyunca çılgınlar gibi bağırmaya ve tepinmeye başladı.Kol damarları şişti ve ipleri kopardı.şimdi kolunu dağlayan bu zavallıya acıyordu,kendine acıdığı gibi...


Ve zenci bir acı feryadı basarak önünde duran düşmanlarına baktı saldırmak ve öldürmek istiyordu ama bunlar garip birşekilde acılarını hafifletmişe benziyorlardı.Elinde metal bir çubuk tutan kadına öfkeyle baktı ve tam üzerine atılıp o ince boynunu kırmak gibi düşünceler geçiyordu ki aklından, tekrar zayıf olduğunu hissetti.

Ani bir şekilde bacaklarıyla kendini ittirerek ve ellerini savurarak onları kendinden uzaklaştırarak kırmış olduğu kapının bir zamanlar orda olan eşiğine çekildi ve sırtını duvara dayadı.Tehdit altında bir hayvan gibi bakıyordu karşısındakilere.Sonra, birden nerde olduğunu hatırladı.Yüzü yumuşadı ve bakışları dinginleşti.Karşısındakilere bir kere de 'öbür' ve barışçıl gözle baktı.Sırtı hala sızlıyordu ama oklar yoktu şimdi.Ancak bayağı bir bekledikten sonra konuşabildi.

''
Ben,..ben iyi savaşırım.Ama çok yorgunum. ... Lütfen, son umudum burası...Ve, ve biraz yiyecek..
''

Sonra ondan çekinmiş görünen insanlara doğru elini uzatmaya yeltenmişti ki durdu. ''Adım JABOR.'' dedi ve ayağa kalktı, ve onlara bir cevap bekleyerek baktı.
''Nindyn vel'uss kyorl ninta ratha, thalra elghinn dal l' alust...''

Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...

drow atasözü
Dreamscape
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 718
Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
Location: Kuzeyden Nordland'den...

Post by Dreamscape »

Ethrynoen yapacak pek bir şey bulamıyordu kıza yardım etmekten başka.Sadece onun söylediklerini yerine getiriyordu.Zaten kendisi bu durum karşısında pek bir şey yapamazdı.Kızın yaptıklarını birer birer aklına kazıdı.İleride belki işine yarayabilirdi.

Ethrynoen gelen zenciyi daha doğrusu yerdeki zenciyi görünce midesi kalktı.Ã?ünkü hayatında nefret ettiği en büyük şeylerden birisi zenci bir insandı.Zencilere karşı nefretinin nereden geldiğini bilmiyordu ama sevmiyordu işte.Onların köle olarak çalıştırılmasınıda istemiyordu.Herkesin kendi ülkesinde yaşayıp ölmesinden yanaydı.En azından zencilerin.Zencinin yapısına bakılırsa kuvvetli birine benziyordu.Zaten bu zenci ırkı çoğu zaman böyle olmuştu köleleri haricinde.

Ona yardım etme gereği bile duymadan işine döndü...Ama Beddin in emirleri kesindi.Bununla ilgilenmesi gerekiyordu işte.Thais e baktı ve yüzündeki acımayı görünce Ethy de Thaise acıdı...
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Beddin zencinin uyandığını görünce gülümsedi. Güzel dedi. Artık tapınağa götürmeye gerek kalmadı. Sonra zenciye baktı. Sanki uzun zamandır yoldaydı ve nerede olduğunu bilmiyordu. Belki hangi ülkede olduğunu bile. Frigya topraklarındasın dedi. Kral Midas ın ülkesinde. Bulunduğun şehir Gordeon krallığın başkenti. Eğer asker olmak istiyorsan karargaha hoşgeldin.

Son yıllarda büyük askeri istilalara girişmeyen Frigya'da çok fazla köle yoktu. Sadece arada tüccarlar krallığa köle satarlardı. O nedenle zenci sayısı da çok azdı.

Ethrynoen e ve Thais e döndü. Yabancı bir ülkeden geliyor. O nedenle kendini kanıtlamadan gönüllü olması imkansız. Ancak asker olabilir. Onu hazırlama görevini size veriyorum. dedi. Yemek ve yıkanma konusunda yardımcı olun. Sonra giyeceği zırhları da ona gösterin. Kılıç ve mızrak seçimini yarın yapsın. Ben yaralıların yanındayım dedi.

Son defa zenciye döndü ve Gordeon karargahına hoş geldin Jabor dedi. Sonra arkasını dönerek bir kelime daha söylemeden gitti.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

“Bir hayvan… insan dilini konuşabilen bir hayvana benziyor..” diye düşündü genç kız. Adamın ani hareketinden sonra ister istemez ağırlığını sağ ayağının üstüne vermişti ve eli tamamen istem dışı bir şekilde kısa kılıcının kabzasını kavramıştı. Babası bunu o kadar çok tekrarlatmıştı ki artık tehlike anında hareketlerini düşünerek çok değerli zamanını kaybetmiyordu. Zencinin uyandığında kendisine diktiği gözlerden korkmuştu, bir anda karşısına fırlayan, gözlerini kısıp ağzından salyalar akıtarak sivri dişlerini gösteren, hırlayan ve tıslayan bir köpeğe benzetti adamı.

Thais zümrüt gözlerini adamın gözbebeklerinin içinde uzayıp giden sonsuzluğa dikti. Adamın bir sonraki hareketini, kendisine zarar vermek isteyen bir kas kıpırtısını önceden anlamaya çalışıyordu. Sonra zümrüt gözlerin kilitlendiği gözler az önceki öfke ateşinden kurtuldular, kaslar daha önce sanki hiç kasılmamışlar gibi bir anda gevşediler ve en sonunda dev sırtını duvara dayadı. Genç kızın zümrüt gözlerinde zenci tıpkı boğazı deşen hançere debelenmekten bitkin düşmüş, kanım aksın da kurtulayım diyerek kasılan bütün kaslarını gevşeten, kafasını sunağa bırakan bir boğaya dönüştü. Thais gözleri huzur buldu diye geçirdi içinden… tıpkı son nefesini veren boğa gibi. Ve elini kılıcından çekti. Yarı dev yine konuşmaya başlamıştı. “Ne olursa olsun o bir insan…” diye mırıldandı içinden. “Bir umudu ve bir ismi bile var!” diye düşündü.

Beddin’in söyledikleri Thais’e garip gelmişti. Teğmen bu adamda bir asker görüyordu. Thais ise bir köle, bir hayvan veya bir dev’den birini seçerdi en iyi ihtimalle… Üstüne üstlük bu kölenin yemeği ve kıyafetleri ile uğraşması gerekiyordu! Genç kızın zümrüt gözlerini bu sefer kendi kendini kemiren habis bir kor alevi bürümüştü. Dünya tersine dönmüştü herhalde! Gordeon’un özgür halkı bir köleye kölelik mi yapacaktı? Bir de kılıç ve mızrak seçecekti ha? Her an çıldırabilecek olan, salt vücudunun gücüyle bile kapıları kıran bir adama bir de kılıç mı vereceklerdi? Bir kölenin kılıç taşımaya hakkı var mıydı!

Bir an Thais’in nefesi buz kesip boğazında düğümlendi. Bir damla göz yaşı yanaklarından sessizce süzüldü. Bir kölenin kılıç taşımaya hakkı vardı işte! Ama onun yoktu… “Ne hakla kendimi ondan üstün gördüm ben?” diye düşündü… Bir kadın olduğu için düştüğü ikinci sınıftan üçüncü sınıfa nasıl bu kadar katı, aşağılayıcı ve hor gören gözlerle bakmıştı…

Thais’in ruh hali fırtına ile başlayıp güneş açan bir Mart gündüzüne benziyordu. Tıpkı az önce adamın bulduğu huzur gibi Thais’in kasları da huzur buldu ve gevşediler. Göz bebekleri büyüdü ve içinde hapsettiği ateşi söndürdü. Zümrüt gözler artık delmek için değil, görmek, sevmek, kabul etmek ve anlamak için bakıyordu.

“ Gel Jabor. Ã?nce karnını doyuralım. Günlerdir hiçbir şey yememişe benziyorsun.”

Thais zencinin yanına yaklaştı, boyu adamın dirseklerinin biraz üzerinde sona eriyordu. Genç kız tıpkı bir ineği güder gibi zenciyi kolundan mutfağa doğru çekiştirdi. Bu sırada adamın koluna dağlanmış işareti de fark etmişti. Çok zor bir hayat geçirmiş olmalı diye düşündü ve bu adamın hayatını daha fazla zorlaştırmayacağına dair çocukca saf bir söz verdi kendi kendine.

Böylece Thais bir yönden kendisini gördüğü yarı devi beslemek için mutfağa yöneldi…
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Dreamscape
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 718
Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
Location: Kuzeyden Nordland'den...

Post by Dreamscape »

Ethrynoen,Beddin in söylediklerine karşı koymak isterdi ama emirlere itaatsizlik yapamazdı.şimdi ne yapacağım?Bu aygır gibi adamı mı besliyeceğim? Ahhh bu çok kötü oldu işte.Ama iyide oldu çünkü benim emirlerime uymak zorunda kalacak." diye mırıldandı.

Zenci nin boyuna aldırış bile etmedi çünkü boy savaşlar veya dövüşlerde dezavantaja çevirilebilirdi.Adamdan gelen pis kokulardan da pek etkilendiği söylenemezdi.Zenci ayağa kalktığında tam olarak boyunu anlayabildi.Ethrynoen adamın omuzlarından biraz aşağısına geliyordu ve daha adeleli bir vucudu vardı.

Birden adamın saldırmak için yaptığı hareketleri görerek kılıcını çekti ve Thais i koruma içgüdüsüyle önünde durdu. ne yaptığını anlayamdan adam sakinleşti.Ve sanki çok iyibir dost olabilirmiş gibi elini uzattıcaktı ama vazgeçti.Ethrynoen bıyık altından zenciye doğru gülümsedi.Bu gülümsemede bir samimiyet ve sevgiden eser yoktu.Daha çok sinsi bir plan kuran insanın yüz ifadesiydi.

Ethrynoen, adamın sakinleştiğini görünce kılıcını yere indirdi.Kınına sokmadı çünkü zenci pisliğe güvenemiyordu.

Birden Thais in adamın yanına gittiğini gördü.Tam o anda ise aklına Beddinin emirleri geldi ve oda Thais ile birlikte zencinin yanına gitti.Thais e yaklaşarak "Bu adama dikkat edin, lütfen.Hiç güvenilir bir tipi yok.Ayrıca ona acıyacağınıza kendinize acırsanız daha iyi çünkü bu kara adamla biz uğraşmak zorundayız" dedi ve Thais in yanında yemekhaneye doğru yürümeye devam ettiler.
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Gaara of the Sand
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 171
Joined: Fri Mar 23, 2007 10:00 am
Location: istanbul

Post by Gaara of the Sand »

"Dogrusu Melvin bu binbaşının fikriydi 2 nizin sorumlulugunuda bana verdi. o yüzden normalde oldugunuzdanda daha çalışkan olmanızı istiycem sizden yapıcagınız hatalar benim hatam sayılacak. Yapıcak başka işiniz yoksa bana biraz su ve temiz bir bbez getirinde şu yaranın etrafını biraz siliym" dedi ve sanki az önce önemli bir haber vermemişçesine gülümsedi.içeriye gelen devasa adamın ten renginde birini hiç görmemişti daha evvelden Taki. ama onu çok endişelendirmiyodu bu yarı canavar. bundan daha büyük bir ayı ile dövüşen bir avcı görmüştü okadar kolay olmuştuki ayının ölümü. bu adamı rakip olarak bile görmüyordu kendine hem Ethy olayların kontrolden çıkmasını engelemekte zorlanacak bir tip değildi tabi birşeyleri yanlış anlamadıgı sürece.Kendi kendine bırakalım herkez birşeylerle ilgilensin elbet burasıda sakinleşicek ozamana kadar bildigim şeyle yani yaralıyla ilgilensem benim için en hayırlısı galiba.
<strong><em>Moedasu youna atsu tamaschi !</em></strong>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Elbette efendim dedi Elli ve Melvin aynı anda bir an etrafa bakarak bez bulabilecekleri bir yer aradılar sonra Elli bir dolap buldu. Dolaba doğru ilerledi. Hızla bezi kapıp getirdi. Eğer efendim dedi. Melvin göstermemeye çalışsa da Elli nin kendisinden önce çıkışına kızgınlık duyduğu belli oluyordu. Ancak Elli bunu görmedi. Sadece Taki nin yüzüne bakarak Başka bir isteğiniz var mı efendim diye sordu.

RP Dışı: Diğer arkadaşlar benim onayımı beklemeye ihtiyacınız yok. RP nizi yapın. Sonuçta ikiniz bir çeşit görev almış gibisiniz. Dark elfin karakteri de bir çeşit karşılanış yaşıyor. Bu defa sadece karakterlerin karşısında birbirleri var. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
darkelven
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 229
Joined: Fri Dec 29, 2006 10:00 am
Location: khalkedon

Post by darkelven »

Onu kolundan götüren kadın savaşçıya direnmedi çünkü yemek yiyebileceğini anlamıştı.Bir köpek gibi boynu eğik ve kamburunu çıkarmış bir halde onu izliyordu ki birden durdu.Kadına ve yanında giden adama baktı.Gözleri yorgunluk nedeniyle solgundu ama şu anda sefil biri gibi değil de onurlu- paçavralar içinde bir savaşçı gibi- duruyordu.

''Beni kapınızdan çevirmediğiniz için teşekkür ederim.'' Sonra ona tiksintiyle bakan adama döndü: ''Ama ben bi dilenci değilim, buradaki onurlu savaşçılarla birlikte çarpışmak için geldim.'' Bu gerçekten komikti, köle şimdi kalkmış paçavralar içinde onurlu bir savaşçıyı oynuyordu!
''Beni anlamalısınız, gidecek başka bir yerim yok.'' Adam bıyık altından gülüyordu bu dediklerine ve Jabor, onu deli sandıklarını düşündü.

Ani bir hareketle sol kolundaki yarayı gizleyen parçayı iyice yırttı ve yara izinin üst tarafını da görmelerini sağladı: Kızgın bir demir kalıpla damga yapılarak oluşturulmuş bir öküz başı şekliydi.şimdi özellikle adama bakarak sert bir tonla konuşuyordu:

''İşte benim sahip olduğum deri renginden de öte, bunun gibi bir işaretle hiçbir insan rahat dolaşamaz bu topraklarda, ne çift çekebilir, ne sürü güdebilir, ne çömlek yapabilir,ne de tüccar olabilir!Bunun gibi bir işareti taşımak lanetlenmektir, lanetli olmak.işte bu yüzden tek yapabileceğim şey buraya gelmekti.Hayatta kalmak için yapabileceğim tek şey savaşmak... şimdi zor nefes alıp veriyordu.

'' Size kendimi kanıtlıycam.''

İkisinden de uzaklaştı ve bir şey aranır gibi yaptı.Sonra savaşçı adama dik dik baktı, tam bir şey söyleyecekti ki, düşecek gibi oldu, duvarlara tutunmaya çalıştı ve dizlerinin üzerine çöktü.şakaklarındaki zonklama şimdi durmuştu. '' Yiyecek bulmak için savaştım, yine mi savaşmak zorundayım?'' (yere bakarak ve neredeyse mırıldanarak konuşmuştu.) şimdi bakışları ne deminki sefil dilenciye, ne de deli adama benziyordu, sakindiler.

Yavaşça ayağa kalktı ve kadını izlemeye devam etti.
''Nindyn vel'uss kyorl ninta ratha, thalra elghinn dal l' alust...''

Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...

drow atasözü
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Beddin sonunda kırılmış kapıyı da yerine taktırmıştı. Artık bir yandan Taki yi bir yandan Ethrynoen ile Tzar ın kızını göz önünde bulunduruyor. Elinden geldiğince de dinleniyordu. Gordeon hareketli bir gün geçirmişti. Daha fazlası da olabilirdi. Ethrynoen e göz attığı sırada adamın omzundaki işareti fark etti. İşaretle ilgili hiçbir şey göremiyordu ama bu başka bir ordunun sembolü olabilirdi. Bu adamın bir asker kaçağı olması mümkündü. Ã?yle ise hangi ordudan olduğunu kesinlikle anlamak lazımdı. Frigya ya düşman olan Asur ordusundansa işe yarayabilirdi. Gerçi Mısırlı gibi görünüyordu ama Asur bazı güçlü askerleri de kendi ülkesinin ordusuna katabiliyordu.

Ancak dikkatli de olmak gerekli idi. Gordeon da diğer ülkelerin tüccarları vardı. Bu ülkelerin temsilcileri de Gordeon a gelebiliyorlardı. Bu asker başka bir ülke ile bir soruna neden olmamalıydı.

Bir ihtimalde karargaha sokulmuş bir ajan olmasıydı. Ancak bunun için bir Frigyalı daha uygun olabilirdi. Ancak belki düşmanları Yunanlılar ya da Asurlular bir Frigyalının işe yaramayacağını düşünmüş ve bir Mısırlıyı bir şekilde görevlendirmiş olabilirlerdi.

Ne olursa olsun adamın uygun bir dille kendisine hissettirmeden sorgulanması gerekiyordu.

Beddin başka bir konuyu da düşündü. Aslında çok iyi bir asker olabilirdi. Ancak ona kılıç ya da mızrak kullanmanın ayrıntılarını öğretemezlerdi. En azından kendini kanıtlayana kadar. Bir askeri eğitimden geçmeden usta bir savaşçı da onun gücünü alt edebilirdi. Tabii aslında kılık değiştirmiş bir savaşçı değilse....

Ne olursa olsun dikkatli olmak gerektiği açıktı. Ancak bu tehlikeli ise Beddin bu tehlikenin göze alınması gerektiğini düşünüyordu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Dreamscape
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 718
Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
Location: Kuzeyden Nordland'den...

Post by Dreamscape »

Ethrynoen ilerlerken zencinin ağzından çıkan kelimeleri teker teker kafasında tarttı.Zencinin kendini acındırmaya çalışan bir ahmak olduğunu düşündü.Kararlı bir ifadeyle adamın gözlerine baktı.Ama zencinin gözleri yerdeydi.Az önce göstermiş olduğu işaret hakkında en ufak bir fikri yoktu.Büyük ihtimalle kölelere konulan bir damgadır diye düşündü.Sonra aniden Thais i iterek zencinin yakasına yapıştı.

"Bana bak zenci.Neler yaşadığın, neler bildiğin ve neden burada olduğun hakkında hiçbir fikrim yok.Ve umrumdada olmaz.Söylesene neden sana güveniyim.Gordeon'da bir zenci tamda güvenilicek bir tip öyle değil mi ha?!!!şimdi dediklerimi beynine iyice beynine kazı.O işaretin ne olduğunu bana yemekten sonra söyliyeceksin.Kimse yanımızda olmıyacak.Ayrıca neden Gordeon da olduğunuda uzun uzun anlatmalısın" sonra kafasıyla çevredekileri işaret etti."Neden bu insanlar sana bir kurt görmüş gibi bakıyorlar hiç düşündün mü? ZENCİ...

Ve asker olmak istiyorsan mırıldanmayı KES!
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Locked