Gordeon Karargahı(pasif rp)
Thais Ethrynoen’in darbesiyle birkaç adım yana kaydı ama dengesini çabuk topladı. Zaten Ethy’nin kızı yere devirmek gibi bir niyeti de yoktu. Güçlü savaşçı şimdi dev zencinin yakasına yapışmış sözleriyle zavallı adamı adeta sindiriyordu.
Genç kız adamın kendisine söylediklerini zihninde tartıyordu şimdi. Savaşçı neden zencinin güvenilmez olduğunu düşünüyordu ve ona acıdığını nasıl olup da anlayabilmişti... Aslında ona değil de kendime acıyor olabilir miyim diye düşündü Thais. Savaş meydanında bir kadın devasa zenci bir köleden daha güvenilmez olurdu. Çok büyük ihtimalle ona bu şansı belki de asla vermeyeceklerdi. Thais belinde kılıç taşıyordu ama bu sadece bir hoş görüden ibaretti ve durum her an tersine dönebilirdi. Askerlerden birisinin yanlış bir hareketi, sokaktaki tüccarlardan birisinin hakareti veya alayı babasının onun bu kıyafetleri giymesini sonsuza kadar yasaklamasına neden olabilirdi. Thais o zaman ne yapardı? Bu kölenin bile onurlu bir savaşçı olmak için şansı yoksa Thais nasıl bir savaşçı olabilirdi.
Ethy’nin azarı sona erdiğinde Thais’de daldığı düşüncelerden uyandı. Tahta tabakların konduğu dolaptan bir tabak aldı ve kepçeyi soğuk patates kazanına daldırdı. Kepçe dibteki patates katmanına girdiğinde bir anda ağırlaştı ve zorla bir parça patatesi dipteki yoğun katmandan kopardı. Bir süre sonra nihayet soğuk patates isyan ederek tek parça halinde onu taşıyan kepçeden kurtularak tahta tabağın üstüne düştü. Thais usulca bir iki adım atarak Ethy’ye yaklaştı ve elini sinirli savaşçının omzuna koydu. Adamın direnmemesini umarak onu usulca kenara doğru çekti. Kaseyi Jabor’a uzattı ve “Al.” dedi. Sonra Ethrynoen’e döndü ve
“Ethy... bırak da bari en azından bu yemek için savaşmak zorunda kalmasın...” dedi.
Thais’in son kelimesi çatlak bir sesle çıkmıştı. Zümrüt gözler giderek yaşarıyordu ama yine de Ethrynoen’e keskin bir şekilde kilitlenmeyi başardılar. Kız gözleriyle güçlü savaşçıya “lütfen...” diye yalvarıyordu.
Genç kız adamın kendisine söylediklerini zihninde tartıyordu şimdi. Savaşçı neden zencinin güvenilmez olduğunu düşünüyordu ve ona acıdığını nasıl olup da anlayabilmişti... Aslında ona değil de kendime acıyor olabilir miyim diye düşündü Thais. Savaş meydanında bir kadın devasa zenci bir köleden daha güvenilmez olurdu. Çok büyük ihtimalle ona bu şansı belki de asla vermeyeceklerdi. Thais belinde kılıç taşıyordu ama bu sadece bir hoş görüden ibaretti ve durum her an tersine dönebilirdi. Askerlerden birisinin yanlış bir hareketi, sokaktaki tüccarlardan birisinin hakareti veya alayı babasının onun bu kıyafetleri giymesini sonsuza kadar yasaklamasına neden olabilirdi. Thais o zaman ne yapardı? Bu kölenin bile onurlu bir savaşçı olmak için şansı yoksa Thais nasıl bir savaşçı olabilirdi.
Ethy’nin azarı sona erdiğinde Thais’de daldığı düşüncelerden uyandı. Tahta tabakların konduğu dolaptan bir tabak aldı ve kepçeyi soğuk patates kazanına daldırdı. Kepçe dibteki patates katmanına girdiğinde bir anda ağırlaştı ve zorla bir parça patatesi dipteki yoğun katmandan kopardı. Bir süre sonra nihayet soğuk patates isyan ederek tek parça halinde onu taşıyan kepçeden kurtularak tahta tabağın üstüne düştü. Thais usulca bir iki adım atarak Ethy’ye yaklaştı ve elini sinirli savaşçının omzuna koydu. Adamın direnmemesini umarak onu usulca kenara doğru çekti. Kaseyi Jabor’a uzattı ve “Al.” dedi. Sonra Ethrynoen’e döndü ve
“Ethy... bırak da bari en azından bu yemek için savaşmak zorunda kalmasın...” dedi.
Thais’in son kelimesi çatlak bir sesle çıkmıştı. Zümrüt gözler giderek yaşarıyordu ama yine de Ethrynoen’e keskin bir şekilde kilitlenmeyi başardılar. Kız gözleriyle güçlü savaşçıya “lütfen...” diye yalvarıyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Yürürlerken birden diğer adam kadını yana ittirmiş ve Jabor`un boğazına yapışmıştı.
Adam bağırıyor her sözüyle zenciyi aşağılıyordu ama bu onun umrunda değildi hiç.Zenci boş gözlerle bakmaktaydı.Boş, umursamaz gözlerle...
Adam sanki sazdan yapılmış bir eğitim kuklasına bağırmaktaydı.Sonunda azarlama sona erdiğinde, zenci hiç bir yüz veya beden ifadesi göstermeden, geriye doğru iki adım attı, adamın yanından sessizce ve kabullenir bir şekilde gçti.
Mutfağa geldiklerinde kadın ona bir kase yiyecek uzattırken bir şey dedi ama zenci yine duymamış gibiydi.Biraz bekledi, sonra yüzündeki ifade birden değişti ve çekingen bir şekilde kızın elindeki kaseye uzandı.Minnettar bir ifade değildi adamın yüzündeki ama halinden memnun olmayan bir adama da benzemiyordu.Daha çok bir şey düşünür gibiydi.
Kadın adama bir şeyler söylüyordu ama zenci duymadı yine.Bir kaseye birde adama baktı.Sonra yavaşça yemekten bir kaşık aldı ve hızlanarak yemeğe devam etti.Sanki uzun yıllardır görmediği bir şeyi gören ve alışmaya çalışan bir adama benziyordu.
Biraz yedikten sonra durdu, ve kızın elini omzuna koyduğu adama doğru baktı.Sonra bakışlarını tabağa geri indirdi ve yemeği karıştırırken kısık ama duyulabilir bir sesle konuştu:
'' Gerçekten benim nerden geldiğimi anlamadın mı, işareti anlamadın mı?'' yüzünde yalvaran bir ifadeyle adama doğru döndü ama bu ifade hemen silindi ve sanki hiç soru sormamış gibi yemeğe devam etti.
Adam bağırıyor her sözüyle zenciyi aşağılıyordu ama bu onun umrunda değildi hiç.Zenci boş gözlerle bakmaktaydı.Boş, umursamaz gözlerle...
Adam sanki sazdan yapılmış bir eğitim kuklasına bağırmaktaydı.Sonunda azarlama sona erdiğinde, zenci hiç bir yüz veya beden ifadesi göstermeden, geriye doğru iki adım attı, adamın yanından sessizce ve kabullenir bir şekilde gçti.
Mutfağa geldiklerinde kadın ona bir kase yiyecek uzattırken bir şey dedi ama zenci yine duymamış gibiydi.Biraz bekledi, sonra yüzündeki ifade birden değişti ve çekingen bir şekilde kızın elindeki kaseye uzandı.Minnettar bir ifade değildi adamın yüzündeki ama halinden memnun olmayan bir adama da benzemiyordu.Daha çok bir şey düşünür gibiydi.
Kadın adama bir şeyler söylüyordu ama zenci duymadı yine.Bir kaseye birde adama baktı.Sonra yavaşça yemekten bir kaşık aldı ve hızlanarak yemeğe devam etti.Sanki uzun yıllardır görmediği bir şeyi gören ve alışmaya çalışan bir adama benziyordu.
Biraz yedikten sonra durdu, ve kızın elini omzuna koyduğu adama doğru baktı.Sonra bakışlarını tabağa geri indirdi ve yemeği karıştırırken kısık ama duyulabilir bir sesle konuştu:
'' Gerçekten benim nerden geldiğimi anlamadın mı, işareti anlamadın mı?'' yüzünde yalvaran bir ifadeyle adama doğru döndü ama bu ifade hemen silindi ve sanki hiç soru sormamış gibi yemeğe devam etti.
''Nindyn vel'uss kyorl ninta ratha, thalra elghinn dal l' alust...''
Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...
drow atasözü
Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...
drow atasözü
Beddin kaygılı bir ifade ile olanları izliyordu. Ethrynoen in ses tonunu onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Bir savaşçı özellikle astlarına karşı ses tonunu olabildiğince az yükseltmeliydi.
Ethrynoen in görebileceği bir mesafeye gelerek Ethrynoen diye seslendi. Seninle biraz konuşmam gerekli dedi. Sonra savaşçının kız için endişelenebileceğini düşünerek sadece Ethrynoen in görebileceği bir açıdan yayını gösterdi. Sonra da Merak etme hızlıyımdır. dedi. şimdi gel istersen konuşalım.
Ethrynoen in görebileceği bir mesafeye gelerek Ethrynoen diye seslendi. Seninle biraz konuşmam gerekli dedi. Sonra savaşçının kız için endişelenebileceğini düşünerek sadece Ethrynoen in görebileceği bir açıdan yayını gösterdi. Sonra da Merak etme hızlıyımdır. dedi. şimdi gel istersen konuşalım.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
Bana neler oluyor ha?Neden bu kadar çıkıştımki ona.Sadece nefretimden mi yoksa kibirimden mi? tam o anda Beddin in sesini duydu.Kılıcını kınana sokarak Beddin in yanına gitmek için hazırlandı.Ama Thais in kulağına doğru eğer düpte patates kaldıysa onalrıda ver yesin dedi.Beddine doğru ilerledi.
Zencidende gözlerini ayırmıyordu ve zencinin son sözleri üzerine ona gerçekten acıdı.
Zencidende gözlerini ayırmıyordu ve zencinin son sözleri üzerine ona gerçekten acıdı.
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Jabor un yüzünü görmeyeceği şekilde dönerek Ethrynoen ile konuşmaya başladı. Ã?ncelikle Ethrynoen astlarının sana saygı duymasını istiyorsan onlarla çok sert konuşmamalısın. Onlara sert davranırsan senden korkarlar ancak ilk fırsatta sana karşı olurlar.
İkincisi bu adam muhtemelen Mısırlı daha başka yerlerden de geliyor olabilir ama konuşma tarzı medeniyetin olduğu bir bölgeden geldiği izlenimi yarattı bende. Gerek tüccarların gerekse savaşta karşımızdaki orduların bir Mısırlıyı bizim emrimizde görmeleri onlara gücümüzü gösterecektir. Ancak elbetteki çok çok büyük bir kahramanlık yapmadığı sürece bu askere savaşın incelikleri hakkında hiç bir bilgi vermeyeceğiz ve çok üst konumlara yükselmesi mümkün olmayacak.
Ancak bize çok büyük yarar da sağlayabilecek çok zarar da verebilecek bir durum daha var. Adam özel bir görevle buraya gelmiş olabilir. Başka bir değişle ajan olabilir. Ancak eğer öyle ise bunu anlamak için önce onun güvenini kazanmalısın. Ve bu şüpheyi hiçbir zaman ona belli etme.
Bu görev sana ait Ethrynoen. Eğitimin biter bitmez o adamın senin emrine verilmesini sağlayacağım. Unutma gücü senin eğitimini asla alt edemez. Ama sen o gücü küçümsemez ve hareketlerinde o gücün varlığını hesaba katabilirsen. Bu arada gerektiğinde onun komutanı olarak o gücü en verimli şekilde kullanabilmelisin.
Sanırım görev yerine dönebilirsin Ethrynoen. Ben de Taki nin ne yaptığına bakayım.
İkincisi bu adam muhtemelen Mısırlı daha başka yerlerden de geliyor olabilir ama konuşma tarzı medeniyetin olduğu bir bölgeden geldiği izlenimi yarattı bende. Gerek tüccarların gerekse savaşta karşımızdaki orduların bir Mısırlıyı bizim emrimizde görmeleri onlara gücümüzü gösterecektir. Ancak elbetteki çok çok büyük bir kahramanlık yapmadığı sürece bu askere savaşın incelikleri hakkında hiç bir bilgi vermeyeceğiz ve çok üst konumlara yükselmesi mümkün olmayacak.
Ancak bize çok büyük yarar da sağlayabilecek çok zarar da verebilecek bir durum daha var. Adam özel bir görevle buraya gelmiş olabilir. Başka bir değişle ajan olabilir. Ancak eğer öyle ise bunu anlamak için önce onun güvenini kazanmalısın. Ve bu şüpheyi hiçbir zaman ona belli etme.
Bu görev sana ait Ethrynoen. Eğitimin biter bitmez o adamın senin emrine verilmesini sağlayacağım. Unutma gücü senin eğitimini asla alt edemez. Ama sen o gücü küçümsemez ve hareketlerinde o gücün varlığını hesaba katabilirsen. Bu arada gerektiğinde onun komutanı olarak o gücü en verimli şekilde kullanabilmelisin.
Sanırım görev yerine dönebilirsin Ethrynoen. Ben de Taki nin ne yaptığına bakayım.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Gaara of the Sand
- Kullanıcı

- Posts: 171
- Joined: Fri Mar 23, 2007 10:00 am
- Location: istanbul
Taki yaralıların durumunu son birkez daha kontrol ettikten sonra melvin ve elinin de yardımıyla onları döşeklerine taşıdı. sonra arkasında elli ve melvin ile antremanlarını yaptıgı ana odaya geri döndüler."ee burayıda bir silmek lazım birilerinin bu pislige takılıp düşmesini istemeyiz yada gordeon askerlerine pasaklı damgası vurulmasına dimi.Elli sen bize temizlik için ne gerekiyo sa bul getir.biz de melvinle o sırada biraz konuşalım dimi melvin?" dedik ten sonra bir az beklediki melvinle yanlız kalsın. Melvine dönerek " temizlikten sonra biraz antremana ne dersin. bütün günü boş geçirmeyi ummuyordunuz umarım gordeonda kalmanız sizi kılıç sallamaktan kurtarmaz" dedi ve sevecen bir şekilde sırtına vurdu sanki tarlada yanında çalışan arkadaşına konuşuyormuşçasına rahat ama yinede sınırı geçmemesini hatırlatacak kadar sözlerini seçerek konuştu Taki.
<strong><em>Moedasu youna atsu tamaschi !</em></strong>
Melvin şaşkın bir tavırla Taki ye baktı. El elbette efendim diye cevap verdi sonra. Genelde gönüllü olmayanlara çok fazla antreman yaptırılmazdı. Ancak bazen gönüllüler kendilerini geliştirmek için onlarla dövüş yapabiliyorlardı.
Beddin fark etmediği bir anda Taki nin omzuna dokundu. Askerlerinle antreman yapma onların güvenini kazanman çok güzel Taki diye fısıldadı kulağına ama unutma gönüllü olmayan askerlere genelde fazla dövüş numarası öğretmeyiz.
O sırada Elli bir bez parçası ile bir kova su ile geldi. Beddin i gördü ve bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra Bun.... Bunlar yeter mi efendim diye sordu Taki ye.
Beddin Taki ye gülümseyerek baktı. Sanırım burada bir parça düzen sağlandı asker dedi. Karargahın giriş katını sana ve Ethrynoen e emanet etmemin sakıncası yoktur umarım. Ancak yarın ikinizi de zor bir gün bekliyor. Son eğitiminizi alacaksınız ve karargahın subayları arasına girme hakkını kazanacaksınız. Elbette ilk rütbenizi alana kadar rütbesiz subay olarak kalacaksınız. Ancak yarından sonra bu sizin subay olacağınız gerçeğini değiştirmeyecek.
Beddin subay sözcüğünü her telafuz ettiğinde Elli ve Melvin fark etmeden irkilmişlerdi.
Bir sorun olursa nerede olduğumu biliyorsun Taki dedi. İşlerin bittikten sonra bu söylediklerimi Ethrynoen e de ilet. Yarın görüşürüz dedi. Ve arkasını dönerek salondan çıkıp gitti.
Beddin fark etmediği bir anda Taki nin omzuna dokundu. Askerlerinle antreman yapma onların güvenini kazanman çok güzel Taki diye fısıldadı kulağına ama unutma gönüllü olmayan askerlere genelde fazla dövüş numarası öğretmeyiz.
O sırada Elli bir bez parçası ile bir kova su ile geldi. Beddin i gördü ve bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra Bun.... Bunlar yeter mi efendim diye sordu Taki ye.
Beddin Taki ye gülümseyerek baktı. Sanırım burada bir parça düzen sağlandı asker dedi. Karargahın giriş katını sana ve Ethrynoen e emanet etmemin sakıncası yoktur umarım. Ancak yarın ikinizi de zor bir gün bekliyor. Son eğitiminizi alacaksınız ve karargahın subayları arasına girme hakkını kazanacaksınız. Elbette ilk rütbenizi alana kadar rütbesiz subay olarak kalacaksınız. Ancak yarından sonra bu sizin subay olacağınız gerçeğini değiştirmeyecek.
Beddin subay sözcüğünü her telafuz ettiğinde Elli ve Melvin fark etmeden irkilmişlerdi.
Bir sorun olursa nerede olduğumu biliyorsun Taki dedi. İşlerin bittikten sonra bu söylediklerimi Ethrynoen e de ilet. Yarın görüşürüz dedi. Ve arkasını dönerek salondan çıkıp gitti.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Genç kız bir tabure çekti ve Jabor’un tam karşısına oturdu. Zencinin yemek yemesini seyrediyordu. Koca adam patatesin ona vereceği yaşam enerjisini bütün gücüyle emip soğuruyordu ve bir kepçe patatesin yetmeyeceği çok açıktı. Thais hiç düşünmeden Jabor’un tabağını daha boşalmadan Ethrynoen’in de dediği gibi dipte kalmış patates katmanları ile doldurdu.
Thais aslında bu kadar sulugöz değildi. Az önce az kalsın Ethrynoen’in karşısında göz yaşlarına boğulacaktı. Aç kalmış sefil bir haldeki zenci için göz yaşlarına boğulacaksa onu er meydanına nasıl götürürlerdi? Cesetler birbiri ardına toprağa serildiğinde, kan gözleri kör ettiğinde, erkekler birbirlerini boğazlarken orada kim bir kadını ağlamaktan kızarmış, sırılsıklam gözleri ile görmek isterdi? Açlık savaşın belki de en merhametli işkencesiydi. Ölüm ve mezarsız çürümek göz önüne alındığında açlık her savaşçının minnetle çekileceği sıcak ama biraz rahatsız bir kışlaydı.
Thais bundan sonra daha sert olmaya karar verdi. Ama şimdi giderek yüzüne can gelen, solukları güçlenen ve karnı doyan zenciyi seyrederken bir bedenin kaybettiği yaşam gücüne yeniden kavuşması karşısında minik bir gülümsemeyi bir seferlik olsun suratından esirgememeye karar verdi.
En son patates zerrecikleri de zencinin tabağından silinip süpürüldüğünde Thais samimiyetle gülümsedi. Zümrüt gözler az önce gözyaşlarının bıraktığı bulanık ve kırılgan kızarıklıktan kurtulmuş, tıpkı yemekle can bulan zenci gibi eski berrak yeşilliklerine kavuşmuşlardı. Genç kız bu kadar patatesin zenciyi doyurmuş olacağını umuyordu. Nihayet zencinin ilgisinin artık boşalmış tabaktan kurtulduğuna hüküm getirdiğinde zümrüt gözlerini zencinin siyah gözlerine dikti ve konuşmaya başladı…
“ Karnın doydu mu Jabor? Artık daha iyisin ya…”
Thais aslında bu kadar sulugöz değildi. Az önce az kalsın Ethrynoen’in karşısında göz yaşlarına boğulacaktı. Aç kalmış sefil bir haldeki zenci için göz yaşlarına boğulacaksa onu er meydanına nasıl götürürlerdi? Cesetler birbiri ardına toprağa serildiğinde, kan gözleri kör ettiğinde, erkekler birbirlerini boğazlarken orada kim bir kadını ağlamaktan kızarmış, sırılsıklam gözleri ile görmek isterdi? Açlık savaşın belki de en merhametli işkencesiydi. Ölüm ve mezarsız çürümek göz önüne alındığında açlık her savaşçının minnetle çekileceği sıcak ama biraz rahatsız bir kışlaydı.
Thais bundan sonra daha sert olmaya karar verdi. Ama şimdi giderek yüzüne can gelen, solukları güçlenen ve karnı doyan zenciyi seyrederken bir bedenin kaybettiği yaşam gücüne yeniden kavuşması karşısında minik bir gülümsemeyi bir seferlik olsun suratından esirgememeye karar verdi.
En son patates zerrecikleri de zencinin tabağından silinip süpürüldüğünde Thais samimiyetle gülümsedi. Zümrüt gözler az önce gözyaşlarının bıraktığı bulanık ve kırılgan kızarıklıktan kurtulmuş, tıpkı yemekle can bulan zenci gibi eski berrak yeşilliklerine kavuşmuşlardı. Genç kız bu kadar patatesin zenciyi doyurmuş olacağını umuyordu. Nihayet zencinin ilgisinin artık boşalmış tabaktan kurtulduğuna hüküm getirdiğinde zümrüt gözlerini zencinin siyah gözlerine dikti ve konuşmaya başladı…
“ Karnın doydu mu Jabor? Artık daha iyisin ya…”
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
"Zaten bunları karnını doyurmak için yemiyor Thais.Ben bile ilk günümde iki tabak soğuk patates yememiştim.Patatesteki enerjiyi alsa yeterli olacaktır emin ol." Ethrynoen sesi zencinin dikkatini dağıtmıştı.
---------------------------
Gordeon'da Gün yeni ağarıyordu.Sabahın tazeliği Ethrynoen i rahatlatmıştı biraz olsun.Kır kokusu ona eski günleri anımsattı bir an.Ama elinin acısını tekrar hissedince pansuman zamanı geldiğini anladı ve tedavi odasından gerekli malzemeyi alıp aynı işlemleri yaptı.Ardından bir bez parçasıyla onu sardı.Sonra aklına zenci geldi ve yatakhanelere doğru ilerledi
Ethrynoen gece bir an olsun zencinin başından ayrılmamıştı.En azından Ethrynoen öyle hatırlıyordu.Hem Ethy uyuyup kalsa bile nöbetçiler zenciyi kontrol edebilirdi.Bu fikir Ethrynoen i rahatlattı.
Zencinin yanına gelip "hadi bakalım uyan.Bu gün ne kadar gönüllü bir asker olduğunu göreceğiz" dedi ve zenciyide yanına alıp kılıç ve mızrakların bulunduğu yere gitti.Aynı zamanda eğitim yerine Thais in gelmesinide bekliyordu nede olsa Beddi n öyle demişti....
---------------------------
Gordeon'da Gün yeni ağarıyordu.Sabahın tazeliği Ethrynoen i rahatlatmıştı biraz olsun.Kır kokusu ona eski günleri anımsattı bir an.Ama elinin acısını tekrar hissedince pansuman zamanı geldiğini anladı ve tedavi odasından gerekli malzemeyi alıp aynı işlemleri yaptı.Ardından bir bez parçasıyla onu sardı.Sonra aklına zenci geldi ve yatakhanelere doğru ilerledi
Ethrynoen gece bir an olsun zencinin başından ayrılmamıştı.En azından Ethrynoen öyle hatırlıyordu.Hem Ethy uyuyup kalsa bile nöbetçiler zenciyi kontrol edebilirdi.Bu fikir Ethrynoen i rahatlattı.
Zencinin yanına gelip "hadi bakalım uyan.Bu gün ne kadar gönüllü bir asker olduğunu göreceğiz" dedi ve zenciyide yanına alıp kılıç ve mızrakların bulunduğu yere gitti.Aynı zamanda eğitim yerine Thais in gelmesinide bekliyordu nede olsa Beddi n öyle demişti....
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Jabor önündeki yiyeceği minnetle yiyordu, yiyordu ve karşısına oturan kadın bir kepçe daha koydu.Jabor tüm tabağı bitirdiğinde karşısındaki kadın ona doup doymadığını sormuştu.
Jabor, önce kendine bir baktı, yemek tam anlamıyla zihnini yerine getirmişti.şimdi içinde bulunduğu paçavraları görebiliyordu.Ama sonra yine kadının sorusunu cevapsız bıraktığını farketti.
Başını kaldırdı ve minnet dolu birgülümseme yerleşti yüzüne,tam yerleşmişti ve ağzını açmıştı ki, şu savaşçı yine sataştı zenciye.
O anlık gülümseme gitti ve yerini yine aynı umutsuz yüze bıraktı.Zoraki bir uysallıkla:
''Yemek,.. için teşekkür ederim.'' Sonra yüzünü sanki başka bir insanın bakışları aldı, ilk defa görüyormuş gibi mufağı ve tavanı inceledi,üstüne başına baktı tekrar ve düşünür gibi etrafına bakındı:
''Ben karargahtayım değil mi?Gordeon şehri karargahında?''Kendi kendine mırıldanmıştı bu sözü.
Sonra masadan kalktı.Kalkarken nerdeyse masayı deviriyordu gerçi ama sonra hemen toparladı.Belli belirsiz bir hareketle sol kolunu örttü ve adamı izledi artık odası olacak yere kadar.O gece 3 aydır ilk defa doğru dürüst ve insanlar-özgür insanlar- için bir yatakta yattı.Başlayacak sınanma için dinlenmesi gerekiyordu belki ama o gece hiç uyumadı.Yeni giydiği giysiler komik bir şekilde ona küçük gelmişti ama umursamadı; deri pantolonu dizinin altındaydı ve çok dardı.Kumaştan üstlüğü giymedi bile, yalnızca eskiden giydiği şu yelek benzerizırhı istiyordu ama bu diyarda onlardan bulmak imkansızdı.O yüzden üstüne bir şey giymemeyi tercih etti.
Güneşten yanacak hali yoktu ya! Bu düşünce Jabor`u gülümsetti...Ama kısa bir an,sonra tekrar ciddi düşüncelere daldı,zavallı bir köle rolünü iyi oynamıştı.Tek umudu öküz başının anlamını çözmemeleriydi.Gerçi karargahda da kalabilirdi, eğitim alabilirdi.Ama hayır, burada ona ne öğretebilirlerdi ki? Orada öldürmenin gerçek anlamını öğrenmişti, ya yok edersin, ya yok olursun! ... ... Jabor yattığı karanlık yerde titredi.''Asla'' diye geçirdi içinden,bir daha asla dönmeyecekti oraya zenci.Sonra tekrar düşündü, ama bu sefer daha umutlu bir düşünceyi:
'' bir kaç ay, burada saklanabilirim, savaş bitene kadar, sonra giderim yolun bittiği yere kadar, yolun bittiği yere...
Jabor, önce kendine bir baktı, yemek tam anlamıyla zihnini yerine getirmişti.şimdi içinde bulunduğu paçavraları görebiliyordu.Ama sonra yine kadının sorusunu cevapsız bıraktığını farketti.
Başını kaldırdı ve minnet dolu birgülümseme yerleşti yüzüne,tam yerleşmişti ve ağzını açmıştı ki, şu savaşçı yine sataştı zenciye.
O anlık gülümseme gitti ve yerini yine aynı umutsuz yüze bıraktı.Zoraki bir uysallıkla:
''Yemek,.. için teşekkür ederim.'' Sonra yüzünü sanki başka bir insanın bakışları aldı, ilk defa görüyormuş gibi mufağı ve tavanı inceledi,üstüne başına baktı tekrar ve düşünür gibi etrafına bakındı:
''Ben karargahtayım değil mi?Gordeon şehri karargahında?''Kendi kendine mırıldanmıştı bu sözü.
Sonra masadan kalktı.Kalkarken nerdeyse masayı deviriyordu gerçi ama sonra hemen toparladı.Belli belirsiz bir hareketle sol kolunu örttü ve adamı izledi artık odası olacak yere kadar.O gece 3 aydır ilk defa doğru dürüst ve insanlar-özgür insanlar- için bir yatakta yattı.Başlayacak sınanma için dinlenmesi gerekiyordu belki ama o gece hiç uyumadı.Yeni giydiği giysiler komik bir şekilde ona küçük gelmişti ama umursamadı; deri pantolonu dizinin altındaydı ve çok dardı.Kumaştan üstlüğü giymedi bile, yalnızca eskiden giydiği şu yelek benzerizırhı istiyordu ama bu diyarda onlardan bulmak imkansızdı.O yüzden üstüne bir şey giymemeyi tercih etti.
Güneşten yanacak hali yoktu ya! Bu düşünce Jabor`u gülümsetti...Ama kısa bir an,sonra tekrar ciddi düşüncelere daldı,zavallı bir köle rolünü iyi oynamıştı.Tek umudu öküz başının anlamını çözmemeleriydi.Gerçi karargahda da kalabilirdi, eğitim alabilirdi.Ama hayır, burada ona ne öğretebilirlerdi ki? Orada öldürmenin gerçek anlamını öğrenmişti, ya yok edersin, ya yok olursun! ... ... Jabor yattığı karanlık yerde titredi.''Asla'' diye geçirdi içinden,bir daha asla dönmeyecekti oraya zenci.Sonra tekrar düşündü, ama bu sefer daha umutlu bir düşünceyi:
'' bir kaç ay, burada saklanabilirim, savaş bitene kadar, sonra giderim yolun bittiği yere kadar, yolun bittiği yere...
''Nindyn vel'uss kyorl ninta ratha, thalra elghinn dal l' alust...''
Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...
drow atasözü
Kimler ki arkasını kollar, ölüm onları önden bulur...
drow atasözü
Günaydın Taki... Beddin onu sarstığında Taki uzun zamandır uyuyordu. Ne zaman uykuya daldığını bilmiyordu. Ancak Elli ve Melvin de yanındaydı. Muhtemelen fark etmeden uyuyakalmıştı. Sonunda uyanmana sevindim dedi teğmen gülümseyerek Bugün son eğitimini alacaksın. Sonra da eğer kabul edersen şimdiden aramıza hoşgeldin.
-------------------------------------------------------
Sanırım bütün gece uyumadınız yanılmıyorum değil mi? diye sordu Tzar üçlüye Sen yeni arkadaş ismin Jabor sanırım. Eğer kendine geldiysen yıkan Su ve kazan ileride duruyor. Sonra da üzerine olacak bir zırh bulup bulamayacağımıza bakarız.
Kızım dedi sonra hafif gergin bir ifade ile. Beddin seninle konuşmak istiyor şimdi Taki nin yanında öbür gönüllünün.
Sonra bir an bir şey söyleyip söylememe konusunda kararsız kaldı. Aniden Ethrynoen e bakarak Asker dedi bugün son eğitimini alıyorsun seni kutlarım. Eğer eğitimin sonunda hala aynı fikirde isen aramıza gireceksin sen de. Son eğitime hazır olduğun zaman başlayabiliriz.
-------------------------------------------------------
Sanırım bütün gece uyumadınız yanılmıyorum değil mi? diye sordu Tzar üçlüye Sen yeni arkadaş ismin Jabor sanırım. Eğer kendine geldiysen yıkan Su ve kazan ileride duruyor. Sonra da üzerine olacak bir zırh bulup bulamayacağımıza bakarız.
Kızım dedi sonra hafif gergin bir ifade ile. Beddin seninle konuşmak istiyor şimdi Taki nin yanında öbür gönüllünün.
Sonra bir an bir şey söyleyip söylememe konusunda kararsız kaldı. Aniden Ethrynoen e bakarak Asker dedi bugün son eğitimini alıyorsun seni kutlarım. Eğer eğitimin sonunda hala aynı fikirde isen aramıza gireceksin sen de. Son eğitime hazır olduğun zaman başlayabiliriz.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Zenci nihayet uyuduğunda karargah da sessizliğe gömülmüştü. Normalde Thais güneş battıktan sonra Karargahı terk eder ve şehirde çömlekçiler mahallesindeki evlerine giderdi. Ev aileye annesi Daela’dan kalmıştı, alt katında küçük bir çömlek atölyesi, üst katında ise şimdi Thais’in çoğu zaman tek başına kaldığı iki küçük odası ve atölye ile aynı bacayı paylaşan minik bir ocağı vardı. Thais çömlekçilikle ilgili yeteneğini ispatladıktan sonra babası burayı şehrin tanınmış çömlekçilerinden birisine kiralamak zorunda kalmıştı. Kira olarak aldıkları bir kaç parça çömlek en azından Thais’in günlük ihtiyaçlarını karşılıyor, hovarda kızın bir zenginin evinde hizmetçi olarak çalışmasının önüne geçiyordu. Kiradan gelen çanak çömlekler de çoğu zaman Thais’in dans ettiği şarap evinden alınan şarap, üzüm, ekmek, peynir ve zeytin gibi yemeklerle değiş tokuş ediliyordu. Thais’e sorulacak olsa kız dans ederek kendi hayatını kazanıyordu ama işin aslı şarap evinin sadece dans karşılığında kıza vereceği en iyi ihtimalle bir kaç tane zeytin ve bir somun ekmek olurdu.
Genç kız vaktin ne kadar hızlı geçmiş olduğunu anladığında bugün eve gitmemeye karar verdi. Hem zaten onu bu saatte dışarda gören biri olursa çıkacak dedikoduların yanında beline taktığı kılıcın yarattığı dedikodular övgü ve iltifat sayılacaklardı. Genç kız karargahta kalmak en iyisi diye düşünerek yaralıların pansumanlarını yeniledi, arada bir acıktığında mutfaktaki zeytin kavanozunu tırtıkladı, tedavi odasını toplayıp çeki düzen verdi. Sonra aklına Ethy’nin ne yaptığına bakmak geldi ve yatakhanenin yolunu tuttu.
Paldır küldür içeriye dalacakken Thais son anda bir kız olduğunu hatırladı ve askerlerin yattığı yatakhaneye girmemeye karar verdi. Ama yine de bu kapısından içeriye bakmaya engel teşkil etmiyordu. Karanlığa rağmen Ethy zencinin başında seçilebiliyordu, görünüşe göre ikisi de mışıl mışıl uyuyorlardı.
Thais yapacak başka bir iş bulamadığından ve yatacak bir yatağı da olmadığı için yatakhanenin yakınında gözden uzak bir duvarının dibine kıvrıldı ve gündüzü beklemeye başladı. Gün boyunca çok yorulmuştu, nihayet daha fazla dayanamadı ve gecenin zifir kadifesi şafağın kor ışığını beklemeden zümrüt gözlerin üstünü örttü.
.........................................
Etraf tekrar hareketlendiğinde Thais de uyanmıştı. Gözlerini ilk açtığında Ethy’yi pansuman odasına giderken görmüştü. Biraz daha kestirebilirim diyerek gözlerini tekrar kapadı. Sonra ayak sesleri duyduğunda gelen yine Ethy idi. Bu sefer elinde temiz bir pansuman vardı, Thais acaba eline ne olmuş diye düşünmeden edemedi ve daha önce orada bir yara görüp görmediğini düşündü. Thais bir asker değildi, doğru dürüst çalıştığı bile söylenemezdi. Bu yüzden hiç bir zaman çabucak uyanmak zorunda kaldığı bir anı hatırlamıyordu ama yine de uykusu hafifti, en ufak bir sese uyanır, ancak tanrılara şükürler olsun ki bir kez uyandıktan sonra yine tekrar çabucak uykuya dalabilirdi. Ethy’nin elindeki yeni pansuman da kızın düşlerinin ve uyku homurtularının arasında şeffaflaşıp kaybolacaktı ki bu sefer savaşçının kükremesi kızı uyku dehlizinden çekip çıkardı.
İkili bir kez daha kızı fark etmeden eğitim odasının yolunu tuttuğunda Thais de ayağa kalktı, tuniğini düzeltti, rahatsız etmesin diye uyumadan öne çözdüğü kılıcı taşıyan kemerini bağladı ve dolaşımını kesmesin diye gevşettiği sandaletinin iplerini baldırına sarıp eğitim odasına gidecekken yerde deri bir gül gördü. Gül dün olup biten her şeyin gerçek olduğunu söylüyordu ona... Boşluğa asılı, sadece Thais’in zümrüt gözlerinin görebileceği pastel renkli anılar bir biri ardına akıp gitti. Genç kız yeniden Taki’yi, Ethy’yi, yaralıları, zenciyi ve karargahtaki koşuşturmayı hatırladı. Gülü yerden aldı ve görünmeyecek şekilde kemerinin altına sıkıştırdı. Neşesi yerine geldi, karargah kesinlikle teğmenlerin istediği gibi sıkıcı bir yer olmaktan çıkmıştı. Thais kollarını iki yana açarak bedenini geriye doğru büküp rahatsız uykusunun son kırıntılarını da yere döktükten sonra bir anda ağırlığını öne verip iki savaşçının peşine düştü.
Tam savaşçılara günaydın diyecekken babasını gördü ve teğmenin onu bir köşede sızmışken yakalamamış olduğuna sevindi. Thais’in cıvıl cıvıl parlayan zümrüt gözleri hiç de uykusuz bir gece geçirmişe benzemiyorlardı ama babasının da bu nahoş durumu üstelemeyip bu şekilde geçiştirecek kadar zeki ve kızını tanıyan birisi olduğunu biliyordu.
Genç kız babasının sesindeki gerginliği hissetti. Bunu hissettmese bile Beddin’in onunla konuşmak istemesi öyle hayırlı bir iş için olacak değildi herhalde. Belki de babasının bir türlü kızına söyleyemediği bir şey söyleyecekti ona! Thais’in kıpır kıpır ruhu genç kızın bedeninin içinde bir anda dondu ve sancılı bir krampın acısıyla genç kızın kalbini kısacık bir zaman için de olsa kasıp bıraktı. “Sonunda azarı yiyip karargahtan kovulacağım gün geldi!” diye düşündü Thais. Bir an için hızlanan nefesini kontrol altına alıp güç bela konuştu.
- Peki baba...
Sonra Taki ve Beddin’i bulmak için odadan çıktı. Nihayet Beddin’i bulduğunda zümrüt gözleri ile adamın gözlerini yakalamaya çalıştı, suratına şirin bir ifade ve çocuksu gamzelerini ortaya çıkaran saf bir gülümseme yerleştirdi. Belki adam bugün de bakıp bu kız daha büyümemiş diye düşünürdü... Thais bir yandan da ciddi ciddi kanamayı durdurmak için çözdüğü saçlarını Beddin’in önüne çıkmadan önce bağlamadığı için kendi kendine okkalı bir küfür savuruyordu.
- Günaydın! Benimle konuşmak istiyormuşsunuz?
Sözler adeta bir kaç saniye havada asılı kaldı, belki de zaman o anda Thais için durduğu için kıza öyle gelmişti...
Genç kız vaktin ne kadar hızlı geçmiş olduğunu anladığında bugün eve gitmemeye karar verdi. Hem zaten onu bu saatte dışarda gören biri olursa çıkacak dedikoduların yanında beline taktığı kılıcın yarattığı dedikodular övgü ve iltifat sayılacaklardı. Genç kız karargahta kalmak en iyisi diye düşünerek yaralıların pansumanlarını yeniledi, arada bir acıktığında mutfaktaki zeytin kavanozunu tırtıkladı, tedavi odasını toplayıp çeki düzen verdi. Sonra aklına Ethy’nin ne yaptığına bakmak geldi ve yatakhanenin yolunu tuttu.
Paldır küldür içeriye dalacakken Thais son anda bir kız olduğunu hatırladı ve askerlerin yattığı yatakhaneye girmemeye karar verdi. Ama yine de bu kapısından içeriye bakmaya engel teşkil etmiyordu. Karanlığa rağmen Ethy zencinin başında seçilebiliyordu, görünüşe göre ikisi de mışıl mışıl uyuyorlardı.
Thais yapacak başka bir iş bulamadığından ve yatacak bir yatağı da olmadığı için yatakhanenin yakınında gözden uzak bir duvarının dibine kıvrıldı ve gündüzü beklemeye başladı. Gün boyunca çok yorulmuştu, nihayet daha fazla dayanamadı ve gecenin zifir kadifesi şafağın kor ışığını beklemeden zümrüt gözlerin üstünü örttü.
.........................................
Etraf tekrar hareketlendiğinde Thais de uyanmıştı. Gözlerini ilk açtığında Ethy’yi pansuman odasına giderken görmüştü. Biraz daha kestirebilirim diyerek gözlerini tekrar kapadı. Sonra ayak sesleri duyduğunda gelen yine Ethy idi. Bu sefer elinde temiz bir pansuman vardı, Thais acaba eline ne olmuş diye düşünmeden edemedi ve daha önce orada bir yara görüp görmediğini düşündü. Thais bir asker değildi, doğru dürüst çalıştığı bile söylenemezdi. Bu yüzden hiç bir zaman çabucak uyanmak zorunda kaldığı bir anı hatırlamıyordu ama yine de uykusu hafifti, en ufak bir sese uyanır, ancak tanrılara şükürler olsun ki bir kez uyandıktan sonra yine tekrar çabucak uykuya dalabilirdi. Ethy’nin elindeki yeni pansuman da kızın düşlerinin ve uyku homurtularının arasında şeffaflaşıp kaybolacaktı ki bu sefer savaşçının kükremesi kızı uyku dehlizinden çekip çıkardı.
İkili bir kez daha kızı fark etmeden eğitim odasının yolunu tuttuğunda Thais de ayağa kalktı, tuniğini düzeltti, rahatsız etmesin diye uyumadan öne çözdüğü kılıcı taşıyan kemerini bağladı ve dolaşımını kesmesin diye gevşettiği sandaletinin iplerini baldırına sarıp eğitim odasına gidecekken yerde deri bir gül gördü. Gül dün olup biten her şeyin gerçek olduğunu söylüyordu ona... Boşluğa asılı, sadece Thais’in zümrüt gözlerinin görebileceği pastel renkli anılar bir biri ardına akıp gitti. Genç kız yeniden Taki’yi, Ethy’yi, yaralıları, zenciyi ve karargahtaki koşuşturmayı hatırladı. Gülü yerden aldı ve görünmeyecek şekilde kemerinin altına sıkıştırdı. Neşesi yerine geldi, karargah kesinlikle teğmenlerin istediği gibi sıkıcı bir yer olmaktan çıkmıştı. Thais kollarını iki yana açarak bedenini geriye doğru büküp rahatsız uykusunun son kırıntılarını da yere döktükten sonra bir anda ağırlığını öne verip iki savaşçının peşine düştü.
Tam savaşçılara günaydın diyecekken babasını gördü ve teğmenin onu bir köşede sızmışken yakalamamış olduğuna sevindi. Thais’in cıvıl cıvıl parlayan zümrüt gözleri hiç de uykusuz bir gece geçirmişe benzemiyorlardı ama babasının da bu nahoş durumu üstelemeyip bu şekilde geçiştirecek kadar zeki ve kızını tanıyan birisi olduğunu biliyordu.
Genç kız babasının sesindeki gerginliği hissetti. Bunu hissettmese bile Beddin’in onunla konuşmak istemesi öyle hayırlı bir iş için olacak değildi herhalde. Belki de babasının bir türlü kızına söyleyemediği bir şey söyleyecekti ona! Thais’in kıpır kıpır ruhu genç kızın bedeninin içinde bir anda dondu ve sancılı bir krampın acısıyla genç kızın kalbini kısacık bir zaman için de olsa kasıp bıraktı. “Sonunda azarı yiyip karargahtan kovulacağım gün geldi!” diye düşündü Thais. Bir an için hızlanan nefesini kontrol altına alıp güç bela konuştu.
- Peki baba...
Sonra Taki ve Beddin’i bulmak için odadan çıktı. Nihayet Beddin’i bulduğunda zümrüt gözleri ile adamın gözlerini yakalamaya çalıştı, suratına şirin bir ifade ve çocuksu gamzelerini ortaya çıkaran saf bir gülümseme yerleştirdi. Belki adam bugün de bakıp bu kız daha büyümemiş diye düşünürdü... Thais bir yandan da ciddi ciddi kanamayı durdurmak için çözdüğü saçlarını Beddin’in önüne çıkmadan önce bağlamadığı için kendi kendine okkalı bir küfür savuruyordu.
- Günaydın! Benimle konuşmak istiyormuşsunuz?
Sözler adeta bir kaç saniye havada asılı kaldı, belki de zaman o anda Thais için durduğu için kıza öyle gelmişti...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Dreamscape
- Kullanıcı

- Posts: 718
- Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
- Location: Kuzeyden Nordland'den...
Ethrynoen son eğitimin heyacanını tadabilmişti sonunda.Ã?ünkü bu eğitimide başarıyla geçerse rütbe sistemindeki yerini alabilecekti.
Aslında Ethrynoen mevkii hırsıyla yanıp tutuşan birisi değildi.İnsanları koruyup kollama meraklısıda.Ama karargaha geldiğinden beri kendisinde bir şeylerin değiştiğini anlıyabiliyordu.Her ne kadar zenciye bağırıp çağırsada kendini kontrol edebilmeyi öğrenmişti.Ve genelde sivri olan dilinide teğmenler sayesinde yumuşatabilmişti.Tüm bu değişimler cezadan veya atılmaktan korktuğu için değil gerçektende gönüllü bir asker olmak istediği içindi.
Eğitime hazırlanmadan önce Ethrynoen bıyıklarını düzeltti.Kara saçlarını ellerinin arasına alarak rahatlamaya çalıştı.Mavi gözleriyle güneşe doğru baktı.Gözleri yaşardı ama yinede güneşe baktı.Ã?ünkü Ethrynoen ağlamayı beceremiyordu.Ve göz yaşalarını bu şekilde sonsuzluğa salabiliyordu.En son ağladığı zaman annesinin ardından ağladığı zaman olarak kalmıştı.Ağlamanın anlamını o zaman öğrenmişti.Son bir kez daha güneşe baktığında annesinin güzel yüzünü gördü ve gözündeki yaşlar dahada hızlı boşaldı.
Sonunda eğitime hazırdı sırtını gerdi ve Tzar ;
"Hazırım, efendim" ...
Aslında Ethrynoen mevkii hırsıyla yanıp tutuşan birisi değildi.İnsanları koruyup kollama meraklısıda.Ama karargaha geldiğinden beri kendisinde bir şeylerin değiştiğini anlıyabiliyordu.Her ne kadar zenciye bağırıp çağırsada kendini kontrol edebilmeyi öğrenmişti.Ve genelde sivri olan dilinide teğmenler sayesinde yumuşatabilmişti.Tüm bu değişimler cezadan veya atılmaktan korktuğu için değil gerçektende gönüllü bir asker olmak istediği içindi.
Eğitime hazırlanmadan önce Ethrynoen bıyıklarını düzeltti.Kara saçlarını ellerinin arasına alarak rahatlamaya çalıştı.Mavi gözleriyle güneşe doğru baktı.Gözleri yaşardı ama yinede güneşe baktı.Ã?ünkü Ethrynoen ağlamayı beceremiyordu.Ve göz yaşalarını bu şekilde sonsuzluğa salabiliyordu.En son ağladığı zaman annesinin ardından ağladığı zaman olarak kalmıştı.Ağlamanın anlamını o zaman öğrenmişti.Son bir kez daha güneşe baktığında annesinin güzel yüzünü gördü ve gözündeki yaşlar dahada hızlı boşaldı.
Sonunda eğitime hazırdı sırtını gerdi ve Tzar ;
"Hazırım, efendim" ...
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Beddin Thais e baktı. Ã?teden beri sana bu soruyu sormak istiyordum ancak özellikle dün seni izledikten sonra buna kesin karar verdim Thais dedi. Sonra devam etti. Sen güçlü bir kızsın. Oysa Dünya genelde güçlü bir kıza izin vermez. Üstelik kızlar ve kadınlar da genelde bunu istemezler. Zayıf olmayı ve birilerinin kendilerini korumalarını tercih ederler ancak sen öyle değilsin.
Ancak kadınların ve kızların da güçlü olabildikleri anlar vardır. O anları yaşadıklarında öyle güçlü olabilirler ki en cesur erkek bile kaçacak delik arar onları gördüğünde. Bir anne ya da ananın gücü ve cesareti ile boy ölçüşebilecek pek fazla güç yoktur doğada...
Sana da önerim bu Thais. Sende sadece bir savaşçının katı gücü yok aynı zamanda bir ananın şevkati de var. Kendilerini tüm insanların ve canlıların hatta cansızların bile anası sayan ve tanrıçaları olan Büyük Ana nın Matar ın ya da Kibele nin izinden gidenlere katılmak ister misin sana sormak istedim. Üstelik bir rahibe olman savaşçıların arasında da yer almanı engellemez ki sanırım bizi seviyorsun.
Düşün bakalım Thais eğer kabul edersen sanırım tapınak beni bir referans olarak kabul edecektir.
Ancak kadınların ve kızların da güçlü olabildikleri anlar vardır. O anları yaşadıklarında öyle güçlü olabilirler ki en cesur erkek bile kaçacak delik arar onları gördüğünde. Bir anne ya da ananın gücü ve cesareti ile boy ölçüşebilecek pek fazla güç yoktur doğada...
Sana da önerim bu Thais. Sende sadece bir savaşçının katı gücü yok aynı zamanda bir ananın şevkati de var. Kendilerini tüm insanların ve canlıların hatta cansızların bile anası sayan ve tanrıçaları olan Büyük Ana nın Matar ın ya da Kibele nin izinden gidenlere katılmak ister misin sana sormak istedim. Üstelik bir rahibe olman savaşçıların arasında da yer almanı engellemez ki sanırım bizi seviyorsun.
Düşün bakalım Thais eğer kabul edersen sanırım tapınak beni bir referans olarak kabul edecektir.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Sanırım son eğitiminin ne olduğunu tahmin edersin dedi Tzar Ethrynoen e. Bir savaşçı farklı silahları kullanmayı öğrenmelidir. Hele ileride ileride askerlere komuta etmeye aday bir savaşçı.
Seçtiğin mızrak ve kılıç bundan sonra her zaman sana ait ve senin yanında olacak. Ancak hala orduda yükselmeye aday bir savaşçıda olması gereken bir silah sende yok. Aynı zamanda bu silahla ya da silaha karşı mücadele konusunda hiçbir şey öğrenmedin henüz.
Ethrynoen silahların olduğu bölüme git ve kendine farklı yay ya da arbaletlerden birini ve onların boylarına ve atış tarzlarına uygun oklardan alabildiğin kadarını seçip getir. Ã?nceki silahların gibi bu silah da aramıza katıldıktan sonra zorla elinden alınmadığı sürece her zaman elinde olmalı.
Seçtiğin mızrak ve kılıç bundan sonra her zaman sana ait ve senin yanında olacak. Ancak hala orduda yükselmeye aday bir savaşçıda olması gereken bir silah sende yok. Aynı zamanda bu silahla ya da silaha karşı mücadele konusunda hiçbir şey öğrenmedin henüz.
Ethrynoen silahların olduğu bölüme git ve kendine farklı yay ya da arbaletlerden birini ve onların boylarına ve atış tarzlarına uygun oklardan alabildiğin kadarını seçip getir. Ã?nceki silahların gibi bu silah da aramıza katıldıktan sonra zorla elinden alınmadığı sürece her zaman elinde olmalı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
