Vampire: tMasq. Gehenna & Golconda (RP)

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Barzini
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 317
Joined: Tue May 29, 2007 10:00 am
Location: İzmir

Vampire: tMasq. Gehenna & Golconda (RP)

Post by Barzini »

ACT I:

Yer: İzmir\Alsancak Deep Bar

İzmir’e daha yeni gelmiş olan Eşref Sipahioğlu, şehirdeki boş zamanlarını geçirdiği barda oturmaktadır. Tıpkı pek çok tanımadığı gibi. O gece diğer gecelerin aksine daha tenhaydı ama içerideki eksiklik ne Eşref’in ne de bir başkasının dikkatini çekmişti. Saatler ilerledikçe daha da tenhalaşmıştı ortalık. Eşref yerinden kalktı, kapıya doğru yürümeye başladı dışarıya adımını atacaktı ki birden kalbine saplanan kazıkla donakaldı. Ardından barın kapısından içeriye giren yedi kişi, ikişer sis bombası atarak tekrar dışarı çıktı. Siyah bir panelvana binerek, Eşref’i de yanlarına alarak uzaklaştılar. Olaydan ancak sekiz-on dakika sonra gelebilen Prens Haydar’ın adamları ancak dumandan temizlenmiş boş barı buldular. Güneşin doğumuna az kalmıştı herkes gölgeye çekilerek günü yeniden ölümlülere bıraktı her sabah yaptıkları gibi…

İKİNCİ GECE:
Mualla, barın üst katına çıkan merdivenleri hızlıca tırmanır. Koridorun sonundaki tahta kapıya yaklaşır, iki kere tıklattıktan sonra “gir” sesini beklemeden içeri girer. Prens Haydar kendisini dün geceki olay hakkında bir şey hatırlayıp hatırlamadığını sormak için çağırmıştır. Mualla gördüğü her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatır; adamların uzun sakallarını, üçünün üzerindeki uzun yeşil paltoları, ve birinin taktığı kolyeleri; üzerinde çeşitli dinlerin sembolleri olan kolyeler. Ayaklarındaki ayakkabılara kadar hepsi sanki çizilmiş bir resim gibi aklındaydı.
Prens Haydar: Adamları en iyi hatırlayan sensin, sana güveniyorum. Aşağı in yanına iki kişi daha al ve gidip İstanbulluyu bulun. Daha buraya geleli bir hafta olmamıştı. İstanbul’dan buraya peşindeki avcılar yüzünden geldi, burada da buldular.
Adamların yerlerini öğrenmek için nosferatulara gidin. Yardımcı olacaklardır. Benim gönderdiğimi ve bilgilerine muhtaç olduğumuzu söyleyin.
Mualla odadan çıktı, merdivenleri inmeye başladı. Birkaç basamak kalmıştı ki birden ortalıktaki uğultuya kulak kesildi. İçerdeki herkes bir masanın etrafına toplanmış sanki birilerine tezahürat edermiş gibi bağırıyordu. Masaya yaklaştı. Bir brujah ve bir gangrel karşılıklı oturmuş bilek güreşi yapıyordu, içerde ki neredeyse tüm diğerleri de onlara yalakalık olsun diye bağırıyordu. Yarısı “Hadi Süleyman devir gene şunu” derken kalanları; “Gazi abi yıkarsın bu sefer” diye bağırıyordu.
Mualla aradıklarım bu ikisi olabilir diye düşündü. İkisi de iri yarı, büyük cüsseli adamlardı, işe yarayabilirlerdi. Peki kandırabilir miydi?...
-Fac fortia et patere-
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis

Post by Lord Necros »

Yine mayın: 3 şehit

Tunceli’de gece yol kesen teröristler, yola döşedikleri mayını sabah saatlerinde arama tarama yapan askerlerin geçişi sırasında patlattı. Olayda astsubay ile iki uzman çavuş şehit oldu.

PKK'lı teröristlerin Tunceli'de karayoluna döşedikleri bombayı uzaktan kumandayla patlatması sonucu bir astsubay, iki uzman çavuş şehit oldu.
Teröristler önceki gece Tunceli-Erzincan karayolunun 45'inci kilometresinde yolu kesti. Propaganda yaparak araçta bulunanlardan DTP'nin desteklediği bağımsız adaylara oy vermelerini isteyen teröristlerin yola bomba döşediği olasılığı üzerine karayolu trafiğe kapatıldı. Kaçan teröristlere karşı da operasyon başlatıldı.
PKK'lı teröristler, havanın aydınlanmasıyla karayoluna döşedikleri mayını yaya olarak görev yapan askerlerin geçişi sırasında uzaktan kumandayla patlattı. Patlamada, astsubay Atilla şener, uzman çavuşlar İsmail Dursun ve Ã?mit Eker şehit oldu. şehit güvenlik görevlilerinin bomba imha ekibinde görev yapan uzman askerler olduğu belirtildi.


İki bomba bulundu
Ã?te yandan, bölgede sürdürülen operasyonlarda karayoluna döşenmiş iki uzaktan kumandalı bomba daha bulundu. Tunceli Valiliği, bombaların güvenlik kuvvetlerince etkisiz hale getirildiğini, aynı güzergâhta başka bomba bunulabileceği gerekçesiyle arama tarama faaliyetlerinin sürdüğünü bildirdi.
Bölgeye helikopterlerle Jandarma Özel Harekât timleri indirilirken, Kobra helikopterleri de teröristlerin saklandıkları dağlık ve ormanlık alanlara bomba yağdırdı. Operasyonlar sırasında teröristlerle sıcak temas sağlandığı ve yer yer çatışmaların sürdüğü bildirildi.


1 PKK'lı öldürüldü
Yedisu'ya bağlı Elmalı köyü yakınlarında çıkan çatışmada da bir PKK'lı terörist ölü olarak ele geçirildi. Valilikten yapılan açıklamaya göre, Tunceli'nin kırsal kesiminde 22 Haziran'da girdiği çatışmada öldürülen ve Elmalı'da toprağa verilen PKK'lı Aslan Göze'nin mezarını PKK'lı teröristlerin ziyaret edebileceği istihbaratı üzerine operasyon düzenlendi. Elmalı yakınlarında sağlanan sıcak temas üzerine çıkan çatışmada bir terörist öldürüldü.
Bu arada, şırnak'ın Uludere ilçesinde üzeri taşlarla kapatılan 12 kiloluk LPG tüpüne bağlı 40 kilogram patlayıcı bulundu.
Bomba düzeneğini fark eden timler, patlayıcıları uzaktan kontrollü olarak havaya uçurdu. Patlamada yolda 4x3 metre ebatlarında derin bir çukur oluştu. Güvenlik güçleri, teröristleri ele geçirmek amacıyla operasyon başlattı.


Eşref, birkaç gün öncesine ait gazeteyi buruşturup atarken suratındaki ifade de tıpkı elindeki gazete gibi buruş buruştu. Üç kişi daha şehit düşmüştü işte. Üç can daha, kamuoyunun asla anlayamayacağı çıkarlar uğruna göçüp gitmişti.

Yumruklarını sıkarken gözü önündeki diğer eski gazetelere takıldı ve bir an korkuyla doldu. Peki o gazetelerde ne bulacaktı? Başka şehitler? Ya da memleketin elden gitmesiyle ilgili yeni haberler? Türkiye’nin düşmanlarının sırıta sırıta yaptıkları konuşmaların karşılıksız kalması?

Belki de o gazeteleri okumasa daha iyi olacaktı.

Eşref de bu memleket için kanını dökenlerden, canını verenlerden bir tanesiydi. O askerlerin uğruna can verdikleri toprağa o, canından çok daha fazlasını vermişti ve hâlâ vermekteydi. şehitlerin fedakârlıklarını gerçekten anlayabilecek, dünyadaki sayılı kişilerden bir tanesiydi herhalde.

Ya şehit anaları? Ya onlara ne demeliydi? Oğullarının tezkereleri için gün sayarken bir sabah kapıları çalınıp ellerine şahadet belgesi tutuşturulan analara ne demeliydi? Onların yüreklerine düşen evlat acısını, ve bu acıyı içlerine atıp “Vatan sağolsun.” diyebilme cesaretlerini kaç kişi anlayabilirdi?

Oğulları şehit düşmemiş politikacıların anlayamayacağı kesindi.

Tıpkı Camarilla yaşlılarının da anlayamayacağı gibi.

Ama Eşref anlıyordu. Eşref, pek çoğundan daha fazlasını anlıyordu. Salak rolü yapıyordu, ama pek çoğunu anlıyordu. Orada, Güneydoğu’da çarpışan askerlerin yanında olmak için neler vermezdi Eşref, o şehit analarının yanında olmak, onlara destek çıkmak için neler vermezdi. Kısa süre önce şu İzmir’in meydanlarını dolduran o kalabalığın içinde olup kendisi de haykırmak için neler vermezdi.

Neler vermezdi…

Ã?nündeki bir diğer gazeteyi kaptı Eşref ve hızlıca açıp okumaya başladı. “ABD’liler Kandil’e silah getirdi. Kuzey Irak’taki kamptan kaçan üç PKK’lı, ABD askerlerinin iki kamyon dolusu M-16 tüfeğiyle mühimmatı Kandil Dağı’nda örgüt liderlerine teslim ettiğini söyledi.”

Eşref, yumruklarını sıkarak gazeteyi öyle bir sıktı ki gazete kağıdının parmaklarının arasında parçalandığını hissedebiliyordu. “Amına koyduğumun ibneleri!” diye küfretti ve gazeteyi yana atıp sıradakini açtı.

“ABD Elçiliği: PKK’ya silah iddiası saçma. ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, güvenlik güçlerine teslim olan 3 PKK'lının, Amerikan askerlerinin Kandil Dağı'ndaki bölücü örgüt kampına silah ve mühimmat getirdiği iddiasını "saçmalık" olarak nitelendirdi. Büyükelçilik Sözcüsü Kathy Schalow, iddialarla ilgili açıklamasında, "Saçmalık. Bu iddiaları reddediyoruz. Daha önce söyledik ve şimdi de yine söylüyorum: PKK terörist bir örgüttür, teröristlerle konuşmuyoruz, onlarla temas içinde değiliz" dedi.” Eşref, gazeteyi de diğerlerinin yanına savururken “Siktir oradan pezevenk!” diye mırıldandı Gazetelerin yanında duran ve içindeki buzlar neredeyse erimek üzere olan viski dolu bardağını gördü ve bardağı kaptığı gibi fondip çekti. İçmek istiyordu. İçmek, ve yüz yıldan fazla zamandır bu milletin çektiklerini unutmak…

Eşref bir anda bugüne döndü. şu karşı masadaki kız onu mu kesiyordu ne? Artık içi boş olan bardağı tekrar önündeki küçük, yuvarlak, plastik masaya koyan Eşref, kızın bakışlarına karşılık vermeye başladı. Açtı, ve görünüşe göre bu geceki avı kendini belli etmişti.

Eşref İzmir’e daha önceki gece gelmişti. Gelişi hayli hızlı ve beklenmedik olmuştu. Gazetelerde okuduğuna göre Ã?mer Haluk Siphaioğlu suikastinin sanıklarının davaları sonuçlanmıştı. Sanıkların bazıları mahkûm olurken, bazıları serbest bırakılmıştı.

Bilinmeyen şey ise, aslında bir on birinci sanığın daha olması gerekliydi. Ã?mer Haluk Siphaioğlu suikastinin arkasındaki tek gerçek, Vasilis Simitis’in-Eşref’in uzun zamandır peşinde olan avcı ailesinin şu anki liderinin-Siphaioğlu soyadı sebebiyle Ã?mer Haluk Siphaioğlu’nu Eşref zannederek 17 Kasım terör örgütü ile birlikte bir suikast düzenlemesiydi. Yalnız bu durumda Vasilis Simitis kendisini de açık etmiş, ve Eşref’e, onların izini takip etme fırsatını vermişti.

Ã?rgütün üyeleri ile ilgili karar açıklandıktan sonra Vasilis’in İzmir’de saklanan ailesine döneceğinden hiç şüphesi yoktu Eşref’in. Bu yüzden klanına kısa bir not çiziktirerek, İstanbul Prensi şehzade Mustafa’ya haber bile vermeden bir gece uçağa atlamış ve İzmir’e gelmişti. Uçak sabaha karşı indiğinden Eşref ancak Cumhuriyet Meydanı’na gidip Atatürk heykelinin önünde selam durabilmiş, kendisini Prens Haydar’a takdim edememişti. O günden beri dışarı sadece beslenmek ve Vasilis hakkında bilgi toplamak için çıkmıştı. Henüz kendisini Prens Haydar’a takdim etmemişti, ta ki ondan bir haber gelip her zamanki gibi yine bu barda beklemesini söyleyene dek. Prens ile görüşmesini fazla uzatmamaya niyetliydi. Bilgi toplamaya devam etmeliydi. Ama önce…

Beslenmeliydi.

Yaklaşık on beş dakika kadar kızla birbirlerini kestikten sonra Eşref tam tanışma faslı için ayağa kalkmak üzereydi ki kızın yanındaki arkadaşlarının toparlanıp gitmek için hazırlandıklarını fark etti. Avı elinden gitmek üzereydi.

Eşref, ölümsüzlüğe adımını attığında yirmi yaşındaydı ve hâlâ o görünümünü koruyordu. Üstelik pek de tipsiz birisi sayılmazdı. Görevleri gereği ağzı da yeterince iyi laf yapıyordu. Yani İzmir’de rahatlıkla herhangi bir kızı tavlayıp o gece beslenebilirdi.

Ama ayağına kadar gelen kısmeti tepmenin de bir alemi yoktu.

İşte bu yüzden Eşref yavaşça ayağa kalktı ve masanın üzerine tüm içtikleri için 20 YTL bırakıp barın kapısına doğru seğirtti. Kızlar çoktan bardan çıkmışlardı bile ve acele edebilirse beslenip, ardından geri dönüp Prens Haydar ile konuşabilirdi. Kim bilir, belki de Vasilis ile ilgili birkaç bilgi top-

Barın kapısından dışarı adım atarken, sağ taraftan hızla savrularak kalbine saplanan kazık onu felç ederken Eşref’in gözüne yeşil paltolu adamlar çarptı. O anda aklında sadece bir isim yankılandı.

“Vasilis!”

Adamların içeriye gaz bombaları fırlattığını izlerken tek yapabildiği öylece izlemekti. Gerisi…içinden ettiği küfürlerle doluydu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
WizardOfQuarks
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 757
Joined: Sun Nov 28, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by WizardOfQuarks »

Prensin yanından ayrılırken düşüncelere dalmıştı. Ona dün geceki olay hakkında tatmin edici bilgiler vermişti. Neredeyse her şeyi anlatmıştı. Neredeyse... Prense söylemediği bir şey vardı ki o da bu adamı bir yerlerden tanıdığıydı. Kafasının karışık olduğu herzaman farkında olmadan yaptığı gibi saç diplerini kaşıyıp dudaklarını büktü.

Eşref Siphaioğlu... İsim ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Görüntüsü ise kesinlikle bir yerlerden aşinaydı. Ama bir türlü çıkaramıyordu ve hafızasına oldukça güvenen Muallâ için rahatsız edici bir durumdu bu. O yüzden bunu prense söylememeyi tercih etti; çünkü muhtemelen sorgulayacak ve sonuçları pek iyi olmayacaktı. O adamın nereden tanıdık geldiğini kendisi bulacaktı ve bunun için de önce onu bulması gerekiyordu. Ne kadar zamanı olduğunu bilmediğinden hakkında daha fazla araştırma yapmak için zaman kaybetmeyi göze alamazdı. şimdilik elindeki bilgilerle yetinmesi gerekecekti.

Merdivenlerden indiğinde Prens Haydar'ın önerisiyle yanına alacağı iki kişiyi gözüne kestirmişti bile. şu lanet bilek güreşine bir an önce son vermesi gerekiyordu. Hemen oraya doğru giderek kalabalık arasından masaya ulaşmaya çalıştı. Bu sırada sesini yükselterek konuşmaya başladı.

"Sizce de artık bu ikisinin bilek güreşleri sıkıcı olmaya başlamadı mı? şahsen ben artık başkalarının da neler yapabileceğini görmek istiyorum. Yok mu kendine güvenen iki kişi? Evet millet korkaklığın sırası değil. Bir çoğunuzun onların yerinde olmayı istediğinizi biliyorum. Eğlencemizi renklendirelim artık. Yeni yüzler, yeni heyecanlar..."

Daha sonra da güreşen çifte dönüp "Hadi beyler gidip birer içki için. Ben ısmarlıyorum." diyerek gülümsedi.
"Ã?n yargıları yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur..."  Einstein
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Kendini niye yine bu bilek güreşinin içinde bulduğunu bilmiyordu Süleyman. Her seferinde böyle oluyordu ama. Aslına bakılırsa sadece etraftakileri eğlendirdiğini biliyordu kendi çapında ufak bi saygınlık getiriyordu sadece. Bir yandan hoşuna gitmiyor değildi ama...

Güreş masasına kabararak oturmuştu. İri bedeni olduğundan biraz daha büyük görünüyordu. Yine de karşıdaki çam yarması kadar iri olması sözkonusu değildi. Ama eskiden beri efelerin dedikleri gibi asıl güç bilekte değil yürekteydi. Artık atmayan yüreğinde... Önemli olan mecazın kastettiği anlam olduğunu biliyordu yine de rahatsız edici geliyordu. Kendinde olmayan şeylere bel bağlamak.

Masaya oturduktan sonra kolunu sıvayarak dirseğini masanın üstüne koydu. Ve rakibinin bileğini kavradı. "Haydi breh" diye kendince bir nara attı güreş başladığından. Bir kadın içeri girmiş bilek güreşi maçıyla ilgili birşeyler söylüyordu. Tamamen haksız sayılmazdı belki. Ama Süleyman Efe de kolunu bir kes sıvadıktan sonra geri indirmezdi. Tabii ki karşısındaki mücadele etmemeyi seçeiblrdi. Ki bu yenilgi olarak da yorumlanabilirdi.

Aslına bakılırsa asıl umrunda olan kazanmak da değildi Süleyman'ın. Önemli olan kaybetmemekti. şimdiye kadar böyle yaşamıştı. O yüzden karşısındaki vazgeçmeden o kol masadan inmeyecekti ya da güreş sona ermeden. şimdi her zaman yaptığı gibi o kolu masanın üstüne yığacaktı.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
aransayes
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1861
Joined: Fri Oct 08, 2004 10:00 am
Location: aksaray-izmir

Post by aransayes »

Dışardan kasvetli görünen bara girdi ve masaya oturarak sigarasını yaktı. Garsona kendisine 70 lik bira getirmesini söyledikten sonra sigarasından derin derin nefesler çekmeye başladı. Eski alışkanlıklar ölünce bile kolay bırakılmıyor diye düşündü. Birası gelene kadar diğer sigarasını yakmıştı bile. Bira bardağını büyük elleriyle kavradı ve büyük bir yudumu boğazından aşağıya yuvarladı.
Bugün bara gelirken yine Süleyman ile bilek güreşi yapacağını biliyordu. İçeriye onun geldiğini gördükten sonra yüzünde dişlerini ortaya çıkaran bir gülümseme belirdi. Çok zaman geçmeden tezahüratlar başlamıştı bile. Gazi güneş gözlüğü çıkardı ve rakibini masaya gelmesini bekledi. Biraz sonra Süleyman karşısına kendine güvenerek oturmuştu bile. Gazi ağzında ki filtresine kadar içilmiş sigarasını biraz önce bitirdiği ikinci bira bardağının içine attı. Hadi bakalım.
Masanın etrafında toplanan kuru kalabalığın yaptığı tezahüratlar umurunda değildi. Arada bir yükselen ““Hadi Süleyman devir gene şunu” laflarına içten içe sinirlense de bunun cevabını Süleyman’ın bileğini bükerek verecekti.
Karşısında oturan rakibi yeneceğine oldukça güveniyor gibiydi ama bu sefer hayal kırıklığına uğrayacaktı. Süleyman bileğini kavradığında "Haydi breh" diye başlama komutunu vermişti. Gazi artık tamamen bilek güreşine odaklanmıştı. Süleyman’ı kendisine benzer yünleri olduğu için seviyordu aslında. Dişli bir rakip kolay bulunan bir şey değildi.
Daha başlayalı çok olmamıştı ki bir kadının bilek güreşi hakkında konuştuğunu fark etti. Off bir kadın erkek işinden ne anlardı ki diye içinden geçirdi. Kadının söylediklerini yarım yamalak dinlerken içten içe gülümsedi. Süleyman’ı yendikten sonra cesareti olan karşısına çıkmakta serbestti. Ama kadının en son cümlesinde kendilerine içki ısmarladığını duyduğunda bu güreşi en kısa sürede bitirmeye karar verdi. Hayvansı bir hırlamanın eşliğinden tüm gücüyle rakibinin koluna yüklendi.
Kadının bira ısmarlamak için nasıl bir derdi olduğunu birazdan anlardı.
Bir tek seni bana çok gördü dünya
İyiler bu savaşı kaybetmiş
Peki ben nası büyük adam olucam
Kötü olmak seni geri getirir mi acaba...
Barzini
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 317
Joined: Tue May 29, 2007 10:00 am
Location: İzmir

Post by Barzini »

…”haydi Süleyman devirirsin ha gayret” Süleyman ve Gazi’nin elleri kenetlenmiş vaziyette duruyordu. Eyfel Kulesi misali yükselen iki iri kol… Aniden biri diğerinin üstüne yıkılıverdi. Masanın kenarında tezahürat edenlerden biri Süleyman’ın omzuna “hadi be Süleyman Abi” diyerek vurunca Süleyman’ın dirseği kaydı. İki kocaman kol aniden devrilince tahta masanın üzerine, çatırtıyla birlikte ufak kıymık parçaları koptu. Koca adamlar kollarını çekince daha iyi anlaşılıyordu kuvvetin büyüklüğü; bileklerin düştüğü yerde çukur oluşmuştu.
Kollar masadan çekilince kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Geçenler iki iri kıyım adamın omuzlarına vurup kaybedeni teselli ederken, şanslada olsa kazananı tebrik ediyorlardı. Birden ufak tefek biri; “olsun be Süleyman Abi, sıkma canını bir dahaki sefere sen kazanacaksın nasıl olsa” dedi ve ufak elleriyle Süleyman’ın omzuna vurdu. Bu ses, bu el, bu ufaklık az önce Süleyman’ın kaybetmesine neden olan kişiydi.
Sanki herkes güreşin bitmesini bekliyormuş gibi birden dağılıvermişti. Müzik sesi yeniden duyulmaya, diğer masalar dolmaya başladı. Masanın etrafında biri bayan iki kişi ve masada karşılıklı oturan iki kocaman adam kalmıştı az önceki hengameden geriye…
-Fac fortia et patere-
WizardOfQuarks
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 757
Joined: Sun Nov 28, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by WizardOfQuarks »

Sonunda o salak bilek güreşi bitmişti. Bundan ne anlıyorlardı acaba? Eh, şu anda bunu düşünecek zaman değildi. Kalabalığın dağılmasını bekledi. Herkes başka şeylerle meşgul olduktan sonra bir sandalye çekerek masaya oturdu. Ellerinin her birini güreşin sonucundan pek memnun görünmeyen kas yığınlarının omuzlarına koyarak ikisine de samimi bir şekilde gülümsedi.

"Tebrikler dostlarım. Güzel bir maçtı. İkinizi de ilgiyle takip ediyorum. Benim adım Muallâ. Sizinkiler de Gazi ve Süleyman. Ama hanginiz Gazi, hanginiz Süleyman bilmiyorum. Çok da önemli değil zaten zamanla öğrenilmeyecek şey yoktur. Madem fiziksel gücünüze bu kadar güveniyorsunuz, o zaman diyorum ki benimle çalışın. Bilek güreşinden çok daha eğlenceli bulacağınızdan eminim. Ne diyorsunuz?"
"Ã?n yargıları yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur..."  Einstein
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Lanet olsun o da neydi? İnsanlarla konuşmaya bile çekinirken birisinin bilek güreşi sırasında temas kurması bütün konsantrasyonunu altüst etmeye yeterdi. rakibi de bu fırsatı hiç de kaçıracakmış gibi durmuyordu. Bakışlarının Dokunan kişiye kaymasıyla birlikte bileği de masanın üzerine yığılmıştı. Zaten sıkılmış olan dişlerinin arasından bir ahlama çıktı.

şimdi o ufak tefek insanı görebiliyordu. Bir an için adamı yakasından tutup masaya yatırmak geçti. Ama sinirlerine hakim oldu. Ã?nce omzunda dokunduğu noktaya sonra adamın suratına bakarak "Bir dahaki sefere sen güreşmek istersin belki de benle" diye bir espiriyle geçiştirdi.

İnsanların etrafa dağılması aslında oldukça rahatlatmıştı onu. Ama çok daha büyük bir sorunu olduğunu hatırladı. Birisi onlarla konuşmak konusunda ısrarcıydı. Üstelik de bir dişiydi bu durumu daha da zor yapıyordu. O tarafa dönerek dinlemekle yetindi. Ã?nce gazinin cevap vermesini bekleyecekti...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
aransayes
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1861
Joined: Fri Oct 08, 2004 10:00 am
Location: aksaray-izmir

Post by aransayes »

Bir anda rakibinin bileğini sertçe yıkınca oldukça şaşırdı ama bunu yüz ifadesinden belli etmemeye çalıştı.. Daha önce Süleyman’a karşı bu kadar kolay kazanmamıştı ama zafer zaferdir diye içten içe gülerek.
Kalabalık kendi işlerine dönerken kollarını sıvadığı gömleğini düzeltmeye başladı.. şimdi nerede o içecek ısmarlayacağını söyleyen kadın diye düşünerek etrafına bakacakken kadın teklifsizce kendisine bir sandalye çekerek masaya kurulmuştu bile ve bununla da yetinmeyerek elini sanki çok yakın arkadaşlar gibi omzuna koymuştu . Onun bu kendine güvenen tavrına her ne kadar çok şaşırsada ne istediğini öğrenene kadar ses etmeyecekti.
"Tebrikler dostlarım. Güzel bir maçtı. İkinizi de ilgiyle takip ediyorum. Benim adım Muallâ. Sizinkiler de Gazi ve Süleyman. Ama hanginiz Gazi, hanginiz Süleyman bilmiyorum. Çok da önemli değil zaten zamanla öğrenilmeyecek şey yoktur. Madem fiziksel gücünüze bu kadar güveniyorsunuz, o zaman diyorum ki benimle çalışın. Bilek güreşinden çok daha eğlenceli bulacağınızdan eminim. Ne diyorsunuz?"
Yabancının laf kalabalığı arasında kendisini ilgilendiren şeyleri duymak istedi ama takip etmek zordu. Aklında kadının ısmarlayacağı içkiler vardı. Son iki cümlede dikkat kesildi. Birlikte neden çalışacaklardı? İki iri adama ihtiyacı varsa belaya bulaştığı kesindi.
Bu konuşmadan ne anladığını görmek için Süleyman’a baktı ama o şuan sessiz kalmayı tercih ediyordu.
“Gazi olan benim” dedi gömleğinin kollarını düzeltirken kadının .“şu bize ısmarlayacağın içecekler eşliğinde konuşsak daha güzel olur” dedi ufak tefek ama tehlikeli olduğu tavırlarından belli olan kadına sırıtarak
Bir tek seni bana çok gördü dünya
İyiler bu savaşı kaybetmiş
Peki ben nası büyük adam olucam
Kötü olmak seni geri getirir mi acaba...
Barzini
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 317
Joined: Tue May 29, 2007 10:00 am
Location: İzmir

Post by Barzini »

Vakit epey geç olmuştu. Etraftaki insan sayısı hayli azaldı, vampirler sürekli gelip gidiyor, kimileri o geceki avlarını kollarına takıpta çıkıyordu senelerdir yaptıkları gibi. Müziğin sesi azalmış, masalardaki şişeler yerlerini şık metal bardaklara bırakmıştı. Artık gecenin sakinlerinin saati gelmişti.
Vardiyası biten tezgahtarlar ve barmenler yerlerini neredeyse hiç tanımadıkları meslektaşlarına bıraktılar.

Aniden bir gürültü duyuldu, tüm gözler o tarafa döndü birden. Kimileri gördükleri karşısında şaşkınlıkla birlikte bir korkuya kapılmışçasına donakaldı...

Kapıdaki korumayı iterek içeriye sarhoş olduğu her halinden belli bir adam girdi. Girer girmez bağırıp çağırmaya başladı "getirin bana o herifi bu yaptığını ödeyecek beni dolandırıp kaçmak kolay mı lan. getirin o şerefsizi bana."
bağırırken sallana sallana Süleyman ve Gazi'nin az önce savaş alanına çevirdiği masaya yaklaştı, değil yürümek, ayakta bile zor duruyordu. Buna rağmen bu iki koca adamın önünde duran masayı iki kenarından tutup devirmek istedi. Zaten bu masaya yaklaşana kadar bi kaç sandalyeyi yıkmıştı.
Masayı tutup bi kenar atmak istercesine savurdu ama ayakları buna izin vermedi ve olduğu yerde yıkıldı masayla birlikte.
Gürültüyü çoktan duymuş olan Prens Haydar, merdivcenlerin başında olanı biteni görmek için odasından çıkmıştır. Sarhoş adam yıkıldıktan sonra dışarı atılınca Mualla'nın yanına gelir "ben çıkıyorum biraz işim var gerekli gördüğümde sizi ararım, demek arkadaşların bunlar" hafif dalgacı bir gülümsemeyle brujaha bakarak "eğlenceli çocuklara benziyorlar" ardından tekrar Mualla'ya döner ve ses tonunu yeniden eski ciddiyetine getirerek "burada rahat konuşamayabilirsiniz daha tenha bir yerlere gidin unutmayın fazla vaktimiz olmayabilir, ben çıkıyorum" Mualla'nın cevap vermesini bile beklemeden hızlı adımlarla yanlarından ayrılır ve dışarda kendisini bekleyen arabasına binerek uzaklaşır.
-Fac fortia et patere-
WizardOfQuarks
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 757
Joined: Sun Nov 28, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by WizardOfQuarks »

Sarhoş adamın içeriye gelip ortalığı dağıtmaya başlaması Muallâ'nin aklını başına getirmişti. Yeterince zaman kaybetmişti. Üstüne bir de Prens Haydar'ın da gelip konuşması bir an önce başlaması gerektiğini hatırlatmıştı ona. Sarhoş masalarını devirirken Muallâ da ayağa kalkmış, sonra da Gazi olduğunu öğrendiği adama iyice yaklaşarak kulağına fısıldamaya başlamıştı.

"Gitmeliyiz. İçki borcum olsun bir ara hatırlatın. Burası konuşmak için uygun değil. Diğeri pek bir suskun o yüzden sana söylemeyi uygun buldum. Birini kurtarmam lazım. Dün olanları hatırlarsın belki. Neyse ben çıkıyorum. Arkamdan gelin detayları konuşuruz. Bekliyorum sizi."

Sonra da hızlı adımlarla bardan dışarı çıkıp bir köşede onları beklemeye başladı.
"Ã?n yargıları yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur..."  Einstein
aransayes
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1861
Joined: Fri Oct 08, 2004 10:00 am
Location: aksaray-izmir

Post by aransayes »

Gazi bara kolunu dayamış kadının söyleyeceklerini dikkatle dinlemeye hazırlanırken içeriye giren sarhoş bir adamın çıkardığı gürültülerle ve söylediği saçma sözlerle dikkati dağıldı. Geriye doğru yaslanıp sarhoşun yaptığı aptalca hareketlere bakarak keyifle sırıttı. Kendilerini nasıl bu kadar komik hallere düşürebiliyorlardı hayret ediyordu.
Sarhoş biraz önce bilek güreşi yaptıkları masayı kavrayıp yıkmak isterken ayakları dolaşıp yere yıkılınca Gazi kendini tutamayarak gürültüyle kahkaha atmaya başladı. Fakat bu keyfi Prens merdivenlerin başında belirinceye kadar sürdü. Gazi kahkahasını bir anda kesti ve ciddi bir ifade takındı.
Prens kendisi ve yanında sessiz duran Süleyman'la hiç muhatap olmadan doğrudan kadınla konuşmaya başladı. Demek kadının bizden istediği şeylerin arkasında prenste var.
Prens yanlarından ayrılırken Gazi onun gidişini sessizce izledi. Eğer işin içinde prens varsa tehlikede bir o kadar büyüktür.
Bunları düşünürken kadının kulağına fısıldanan sözlerle şaşırdı. Kadının nefesi tenine değerken eğer hala atan bir kalbim olsaydı heyecandan hızla atmaya başlardı diye düşündü.
"Gitmeliyiz. İçki borcum olsun bir ara hatırlatın. Burası konuşmak için uygun değil. Diğeri pek bir suskun o yüzden sana söylemeyi uygun buldum. Birini kurtarmam lazım. Dün olanları hatırlarsın belki. Neyse ben çıkıyorum. Arkamdan gelin detayları konuşuruz. Bekliyorum sizi."

Kadın cümlesini bitirene kadar kıpırtısızca durdu sonra hızla yanlarından ayrılarak dışarı çıkan kadının arkasından baktı. Bu kadın ne kadarda rahattı özellikle hiç tanımadığı insanlara karşı. Biraz çatlak olduğuna karar verdi ama bir o kadar da kendine güvenen bir tavrı vardı. Nedense çoktan boka battıklarını hissediyordu Gazi esefle başını sallayarak.

"Ne dersin Süleyman" dedi Gazi hala sessizliğini koruyan adama "Kadın çoktan bizle takım olduğunu sanıyor gibi bir hali var" dedi sırıtarak. "Ben gidip şu kadının ne derdi varmış öğreneceğim. Ne kaybederiz ki? Hem hala bize içki sözü var. İstersen sende gel. Ne de olsa sende takımın bir parçasısın" dedi eğlenerek ve kadının peşinden gitti.
Bir tek seni bana çok gördü dünya
İyiler bu savaşı kaybetmiş
Peki ben nası büyük adam olucam
Kötü olmak seni geri getirir mi acaba...
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Sarhoş adamın ortalığı yıkışını izledi. Bir an adama yardım etmeyi düşündü. Ama bu bişeyi değiştirmeyecekti. Sefil herifi bugün kaldırsan ertesi gün yine aynını yapardı...

Kadın çok enteresan biriydi. Aslında merak etmemiş değildi ama durduk yerde neden yardım etsindi?

şimdilik en iyisi sessizce Gaziyi takip etmekti herşey zamanla açığa çıkacaktı...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Barzini
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 317
Joined: Tue May 29, 2007 10:00 am
Location: İzmir

Post by Barzini »

Mualla; ağır adımlarla, arkasındakilerin gelmesini ümit ederek barın kapısından çıktı ve yolun karşısındaki kaldırıma geçti, dikkat çekmemek için biraz ilerledi. iki şeritli yolda yol çizgileri ancak seçilebiliyordu. Sokak lambaları her ne olduysa yanmıyordu. Ay açık gökyüzünde sadece ince bir yay şeklindeydi ve tüm yıldızlar şehrin göbeği denilebilecek bir yerden bile görülebiliyordu.

Mualla, kaldırıma henüz çıkmıştı ki arkasından Süleyman ve Gazi barın kapısından çıktı, onlar da boş yoldan karşıya geçtiler.

Yolun iki yanında hemen hemen bir buçuk metre genişliğinde kaldırım vardı, kaldırımda da yer yer dikilmiş palmiye ağaçları... şehrin bu yakasında binalar çok yüksek değildi. En yüksek bina beş veya altı katlıydı. Evlerinde oturanlar ışıklarını çoktan söndürmüş, yataklarına girmişlerdi. Gecenin bu saatinde sokakta gezen neredeyse sadece bu üçlü gruptu. NEREDEYSE...

Karanlığın içinden çıkıp gelen iki genci farkettiklerinde birisinin elindeki bıçak çoktan Gazi'nin gırtlağına dayanmıştı. Diğeri silahını Süleyman'ın sırtına dayadı. Kafalarının yerinde olmadığı her hallerinden belliydi. Elinde bıçak olan oldukça bozuk bir türkçeyle ve kelimelerin yarısını yuvarlayarak; "cebinizde para etcek ne varsa verin yoksa yemin ediyom acımayız hiç birinize." Ardından Gazi'yi sarsarak "sende kıpırdanma keserim vallaha gırtlağını bırakırım bi köşeye" dedi. Yirmili yaşarında ya da otuzuna henüz girmiş hafif yapılı bir gençti bunları söyleyen. Üzerleri dağınık ve haftalardır vücutlarına su değmediği belliydi ikisininde, saçları dağılmış, yüzleri yara bere içindeydi, üzerlerindeki kıyafetler ne zamandır değişmemişti kim bilir, artık yırtılmaya başlamıştı yıpranmaktan. Muhtemelen ceplerindeki son parayı esrara ya da uyuşturucuya vermişlerdi, yoksa kim iki çamyarması kılıklı adama böle bir saldırıda bulunabilrdi ki diye düşündü Mualla...
-Fac fortia et patere-
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Süleyman arkasına bir silah dayandığını anladığında küplere binmişti. Ã?nce kendi kendine mırıldandı:
"Bre koca efe böyle gafil avlanacak adam mısın be sen?"

İki tane sarhoş genci hiçbi şart altında rakip olarak görmüyordu. Biri silahlı olsa bile...
Yine de yiğitliğin şanındandır diye düşündü. Kendi kendine kabardı biraz önce.

"Bakın gençler basın gidin uzatmayın, başka kapıda arayın ne arayacaksanız."
Hiç dinleyecek gibi görünmüyorlardı. O kadar zum olmuşlardı ki duyduklarından bile emin değildi. Ã?nce Gazinin yüzüne baktı. Anlayacağını tahmin ediyordu. Aynı anda haraket etseler iyi olurdu zira...

Ã?evik bi hareketle geriye dönüp silah tutan elini kavrayacaktı. Her ihtimale karşı namlunun ucunu yukarıya doğrultacaktı. öbür eliyle de adamın karnına bir tane sağlam geçirecekti. Onu durdurmaya fazlasıyla yeteneceğini tahmin ediyordu Süleyman...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Post Reply