Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Prologue :
Kıtada her şey dorwların ormanlarından çıkmasının bir yolunu bulmasıyla başlamıştı. Hemen hemen her ülkede sessizce faaliyet gösterirken bunun farkına varanlar Yüce Kâhinlerdi. Ayrıca her fal bakmayı bilen ya da yeteneği olan kimse kıtaya büyük bir karanlığın çökmek üzere olduğunu görebiliyordu. Geçen yaz yüzünden tüm kıtayı vuran sıcaklık, kıtlığa sebep vermişti. Ekonomi berbat durumdaydı. İnsanlar sefalete düşmüştü.
Lanetli ormanın koruyucusu olup dorwların dışarı dağılmasını sağlayan amazon birliğinin gücü günden güne azalıyordu. Valer’de ki şövalye birlikleri halka yardım etmek için kılıçlarını bir kenara bırakmış, ellerine çapa alarak çiftçilerle beraber çalışmaya başlamışlardı.
Ticaretle geçinen Quel şimdi çok daha fakirdi. Uzaktaki orman şehirleri bile bundan nasibini almıştı. Büyücüler sanatlarını yerine getirmek yerine halka yardım etmeye çalışıyordu. Kulenin efendisi Baş Büyücü Ravkhan, Xphana elflerini kendilerine yardım etmesi için ikna etse de, yinede durum hiç iyi değildi.
Kyrton’daki barbar ovaları belki de en verimsiz bölge idi. Sürekli avladıkları hayvanlar, açlık yüzünden düşüp ölüyor, ya da adı bile bilinmeyen hastalıklarla kabileleri zehirliyor, hatta şefleri bile öldürüyordu. Dağlarındaki cücelerde bu durumdan etkilenmişti, yaptıkları madenlerin ve işçiliğin ticareti durmuştu, barbarlar ile yiyecek karşılığı silah değiş – tokuşu ise hiç kalmamıştı.
Yıllardır bereketli toprakları ile bilinen Talensa sanki her şeyini bitirmişti. Ne madenleri iş görüyor, ne tarlaları ekin veriyordu. Ölkenin iki büyük ormanında gizli yerleşim yapan elfler insanlarla karşılıklı anlaşabilmek için mahremiyetlerini bozmuşlardı.
Lusran belki de bu kaosu en rahat kaldıran ülkeydi. Zaten bir çöl ülkesi olduğu için kuraklık pek bir şey fark ettirmemişti.
Ve kışa az bir zaman kala Baş Büyücü Ravkhan, Lusran’a bir davet almıştı. Baş Büyücüyü çağıranlar ise Yüce Kâhinlerdi.
Ravkhan isimli Baş büyücü kum taşından yapılma binanın merdivenlerinden aşağı iniyordu. Kâhinlerin böylesine loş bir mekânı seçmelerinden ne kadar memnun olmasa da sebebini biliyordu, zihnin karanlıkta doğaüstüne daha yakın olması.
Merdivenler bittiğinde kâhinlerden birisi kendisini karşılayarak nemli bir koridordan geçirdi. Girdiği salon ağır ve tatlı bir kokuyla doluydu. Bu kâhinlerin deyişiyle, içlerindeki “Göz”ü açmaya yarıyordu. Loş oda toparlanmış, mumlarla aydınlatması yapılmıştı. Ortadaki büyük masanın çevresindeki birisi hariç tüm sandalyeler doluydu. Ravkhan sandalyesine oturdu ve Yüce Kâhinlerin başı olan El-Amah’a baktı.
“Yüce baş büyücü Ravkhan. Buraya gelişinizle şereflendik. Sizi çağırma sebebimize gelince, bu geçekten ciddi bir şey. Kâhinler aylardır aynı şeyi görüyorlar. Kıtaya gelen bir karanlık. Ve geçen gün oturmuş bunun üzerine çalışıyorduk ki, kâhinlerden birisinin ağzı köpürmeye başladı. Bir ziyaret almıştı…”
El-Amah sıkıntı ile sustu.
“Ziyaret derken?”
“Yani görü. Sanırım kendisinin anlatması daha iyi olur.”
El-Amah arkasına seslendi.
“Omar’ı çağırın.”
Çok bir zaman geçmeden zayıf bir adam odaya girerek herkese tuhaf bir selam verdi. Baş Büyücüye dönerek anlatmaya başladı.
“Geçen akşam arkadaşlarımla çalışıyordum ki birden sanki yer ayaklarımın altından çekildi. Ne olduğundan tam olarak emin değilim ama bilmediğim bir yerdeydim. Kara derili elflerden birisi elinde büyük – daha önce hiç görmediğim bir şey tutuyordu. Bir topuz diyebilirim ama çevresi sanki dikenler ile kaplıydı, tam ortasında iğrenç bir canavar suratı vardı. Ve o şey içime öyle bir dehşet hissi verdi ki dizlerimin üstüne çöktüm. Sonra bambaşka bir yere gittim. Bir harabede bir çeşit insanlar vardı. Sanırım Valer tarafında bir yer çünkü pencereden dışarıda kar gözüküyordu. Bu insanları size tek tek tarif etmeye çalışacağım ama adlarını söyleyemem. Bir şey arıyorlardı. Ve sonunda iri bir adam kabzasında yakut olan kılıcı buldu arından elinde kılıcı aldığında diğerlerine dönerek şöyle dedi
‘Ve sonunda tüm karanlığın önüne geçebileceğiz. Savaşa hazırlanın, kara elfler açıkça saldıracak. Gölgelerin kapsını açacak. Biz onlara karşı koyanlar olmalıyız. Savaşı bizler kazanmalıyız. Hepsini ise silahlarımızın bize verdiği cesaret ile güneşten aldığımız umut ile birbirimizden aldığımız güç ile yapacağız!’
Ve odadaki herkes buna haykırarak katıldı, bir kara elf bile. İşte o an fark ettim, hepsinde değişik bir silah vardı. Hepsi o kadar garipti ki…
Kendime geldiğimde bunun bir halüsinasyon olmadığını anladım. Neden, niçin bilinmez ama gelecekten bir kesit görmeme izin verildi… Ve görüdeki buranın yerlisi olan bir büyücüyü tanıyorum… İsmi Ardeth El-Cellad. Kraliyet ailesinden ama çok sinirli olduğu için yeteneklerine rağmen kraliyet büyücüsü olmayı ret etti…”
Ravkhan bir yandan çenesini ovuşturarak düşünüyordu.
“Doğru bir tarafı olduğunu biliyorum El-Amah. Bizim kulemizde de kehanet ile uğraşanlar son zamanlar korkunç sonuçlar alıyor. Ama Omar’a verilen mesaj daha açık gibi.”
Aniden aklına gelmiş gibi elini havaya kaldırıp iki kere şıklattı ve yoktan var olan bir parşömen ile tüy kalem elinde belirdi.
“Otur Omar. Bana rüyanda gördüğün herkesi ama herkesi tek tek anlat.”
Omar oturarak anlatmaya başladı.
“Bir tanesi bir cüceydi. Elinde çok tuhaf ufak bir balta vardı. Üzerinde anlamadığım dilde kazılı işaretler ile bir canavar işareti işliydi. Cücenin sakalları kırçıllıydı ve iki örgüsü dil çıkartan bir şeytan – korkmuş deve benzeyen tuhaf kemik şekillerle toplanmıştı. Ayrıca yüzünün sağ tarafı baştan aşağı kesikti.
Sakallı adam siyah gözlüydü. Eski tarz bıyıkları vardı. Zırhının göğsünde kanatlarını açmış bir kartal sembolü işlenmişti. Gözleri biraz mahzun ve buğuluydu.
Büyücülerden birisi asil gözüküyordu. Siyah saçlıydı ama sakalı yoktu, sadece ince bir bıyığı vardı. Boynuna yumruk boyunda sarı bir küre asılıydı. Ama büyücü cüppesi giymesine rağmen ellerinde metal eldivenler vardı. Sanki bir zırh parçasının takımı gibi… Ve çok güzel gözüküyorlardı…
Bir diğeri sanki özellikle kendisini saklayan bir tipti. Başında kahverengi bir kukuleta vardı yüzü gözükmüyordu, yinede pelerinin yakasındaki maskeye benzer işareti görebildim. Elinde harika bir hançer vardı. Sanki hançerin etrafı buz ile kaplıydı ama buz değildi, ışıldıyordu. Kabzası sarmal çelik ile dövülmüştü.
Ve bir kara elf vardı. Sol gözü yoktu, sol kaşından aşağıya bir çizgi halinde feci bir yara iniyordu. Belinde garip, dekoratif görünüşlü bir kılıç vardı, tıpkı bir defneyaprağı gibi, üzerinde garip rünlerle bir şey yazıyordu. Bir kızın kolundan sıkıca tutuyordu.
Kız hayatımda görmediğim bir surata sahipti. Çok güzel değildi ama farklı bir şeylere sahipti. Gözleri sıvı gümüş rengiydi, yüzünün sol tarafında ince bir kesik vardı, sırtına ise simsiyah bir yay asmıştı. Sadağı ve okları da siyahtı, sanki boyanmış gibi.
Anladığım kadarıyla bir başka şövalye daha vardı. Nedense kara elfe pek tekin gözle bakmıyordu. Saçları tıpkı demin anlattığım kızın gözleri gibi gümüş rengiydi, ama gözleri tıpkı sizinki gibi yemyeşildi. Sağ elinde siyah bir eldiven vardı. Saçları kısaydı ama başının bir tarafında kulağının üstünde bir yerde kesik vardı, oradan saçları çıkmıyordu. Boynunda bir madalyon asılıydı, tıpkı parlayan güneşe benzeyen bir şey.
Bir başka büyücü elinde büyük, kıvrımlı bir asa tutuyordu. Tepesinde küre şekilde bir safir hapis olmuş gibiydi. Büyücü temiz yüzlüydü ve cüppesinin sol göğsünde aile armasına benzeyen bir nakış vardı. Hilal bir aya dolanmış gümüş sarmaşıklar…
Hepsi bu kadar hanımım…”
Ravkhan yazısına göz atarak bir süre düşündü. Yüzü endişeli gözüküyordu.
“Söyle bana Omar. El-Cellad nasıl bir silah taşıyordu?”
“O bir asa taşıyordu. Uzundu, iki gümüş yılanın birbirine dolanması ile gövdesi oluşmuştu. En tepesinde ise kanatların üstünde gümüş bir taç vardı. En altı ise bıçak gibi sivriydi, hani sanki sert toprakta ilerlerken yere saplamak için yapılmış gibi…”
“Bana El-Cellad’ı tarif eder misin?”
“Uzun boylu, sağlam yapılı. Yüzünde kraliyete ait dövmeler var. Esmer, saçlarını hep toplar. Kırmızı bir cüppe giyer ve bıyıkları incedir.”
El-Amah merakla baş büyücüye bakıyordu.
“Bir şeyler çıkartabildiniz mi?”
“Evet, savaş olacak… Ve bu savaşı çıkartacak olan sadece kara elfler değil. İşin içine çok büyük şeyler karışmış durumda. Bizim yaşamlarımıza müdahale edecek şeyler… Omar’ın anlattıkları çok eski efsanelerden kalma silahlar. Sadece hak eden bulup kullanabilir onları… şimdi Omar, El-Cellad’a git ve son zamanlarda nasıl rüyalar gördüğünü sor ona. Eğer düşündüğüm gibiyse bu insanları bulmak o kadar zor olmayacak…”
“Onları tanıyor musunuz?”
“Evet. Hilal ay işlemesi ile tarif ettiği büyücü benim kulemde kalanlardan birisi, Micah. Eski tip bıyıkları olan adam Silvia Baronluğundan bir şövalye ismi Randillan D’eagle. Kalanları da rahatça bulabilmemiz için elimizde yeterli ipucu var… Haber verdiğin için çok teşekkür ederim, elimden geleni yapacağım…”
Sonra güzel baş büyücü ayağa kalktı ve gülümseyerek olduğu yerde titreşti.
Bir saniye sonra odadan yok olmuştu…
--------------------------------------------------------------------------------
( Herkes için: Oyun içinde saat gece on iki. Yani uyku saati. )
( Not: herkes son iki aydır rüyasındaki tasvirleri açıkça olmasa da bölük pörçük görüyor. Ama Omar’ın anlattığı topuz tutan kara elfi henüz hiç kimse görmedi. Kişileri rüyalarında görseler de bunlar sadece bir kâbusun parçaları olduğu için kimse pek önemsemiyor. Birbirlerini tanıyanlar birkaç kere bu konu hakkında konuştuktan sonra hepsinin bilinçaltının bir oyunu olduğuna karar vermiş. )
Kıtada her şey dorwların ormanlarından çıkmasının bir yolunu bulmasıyla başlamıştı. Hemen hemen her ülkede sessizce faaliyet gösterirken bunun farkına varanlar Yüce Kâhinlerdi. Ayrıca her fal bakmayı bilen ya da yeteneği olan kimse kıtaya büyük bir karanlığın çökmek üzere olduğunu görebiliyordu. Geçen yaz yüzünden tüm kıtayı vuran sıcaklık, kıtlığa sebep vermişti. Ekonomi berbat durumdaydı. İnsanlar sefalete düşmüştü.
Lanetli ormanın koruyucusu olup dorwların dışarı dağılmasını sağlayan amazon birliğinin gücü günden güne azalıyordu. Valer’de ki şövalye birlikleri halka yardım etmek için kılıçlarını bir kenara bırakmış, ellerine çapa alarak çiftçilerle beraber çalışmaya başlamışlardı.
Ticaretle geçinen Quel şimdi çok daha fakirdi. Uzaktaki orman şehirleri bile bundan nasibini almıştı. Büyücüler sanatlarını yerine getirmek yerine halka yardım etmeye çalışıyordu. Kulenin efendisi Baş Büyücü Ravkhan, Xphana elflerini kendilerine yardım etmesi için ikna etse de, yinede durum hiç iyi değildi.
Kyrton’daki barbar ovaları belki de en verimsiz bölge idi. Sürekli avladıkları hayvanlar, açlık yüzünden düşüp ölüyor, ya da adı bile bilinmeyen hastalıklarla kabileleri zehirliyor, hatta şefleri bile öldürüyordu. Dağlarındaki cücelerde bu durumdan etkilenmişti, yaptıkları madenlerin ve işçiliğin ticareti durmuştu, barbarlar ile yiyecek karşılığı silah değiş – tokuşu ise hiç kalmamıştı.
Yıllardır bereketli toprakları ile bilinen Talensa sanki her şeyini bitirmişti. Ne madenleri iş görüyor, ne tarlaları ekin veriyordu. Ölkenin iki büyük ormanında gizli yerleşim yapan elfler insanlarla karşılıklı anlaşabilmek için mahremiyetlerini bozmuşlardı.
Lusran belki de bu kaosu en rahat kaldıran ülkeydi. Zaten bir çöl ülkesi olduğu için kuraklık pek bir şey fark ettirmemişti.
Ve kışa az bir zaman kala Baş Büyücü Ravkhan, Lusran’a bir davet almıştı. Baş Büyücüyü çağıranlar ise Yüce Kâhinlerdi.
Ravkhan isimli Baş büyücü kum taşından yapılma binanın merdivenlerinden aşağı iniyordu. Kâhinlerin böylesine loş bir mekânı seçmelerinden ne kadar memnun olmasa da sebebini biliyordu, zihnin karanlıkta doğaüstüne daha yakın olması.
Merdivenler bittiğinde kâhinlerden birisi kendisini karşılayarak nemli bir koridordan geçirdi. Girdiği salon ağır ve tatlı bir kokuyla doluydu. Bu kâhinlerin deyişiyle, içlerindeki “Göz”ü açmaya yarıyordu. Loş oda toparlanmış, mumlarla aydınlatması yapılmıştı. Ortadaki büyük masanın çevresindeki birisi hariç tüm sandalyeler doluydu. Ravkhan sandalyesine oturdu ve Yüce Kâhinlerin başı olan El-Amah’a baktı.
“Yüce baş büyücü Ravkhan. Buraya gelişinizle şereflendik. Sizi çağırma sebebimize gelince, bu geçekten ciddi bir şey. Kâhinler aylardır aynı şeyi görüyorlar. Kıtaya gelen bir karanlık. Ve geçen gün oturmuş bunun üzerine çalışıyorduk ki, kâhinlerden birisinin ağzı köpürmeye başladı. Bir ziyaret almıştı…”
El-Amah sıkıntı ile sustu.
“Ziyaret derken?”
“Yani görü. Sanırım kendisinin anlatması daha iyi olur.”
El-Amah arkasına seslendi.
“Omar’ı çağırın.”
Çok bir zaman geçmeden zayıf bir adam odaya girerek herkese tuhaf bir selam verdi. Baş Büyücüye dönerek anlatmaya başladı.
“Geçen akşam arkadaşlarımla çalışıyordum ki birden sanki yer ayaklarımın altından çekildi. Ne olduğundan tam olarak emin değilim ama bilmediğim bir yerdeydim. Kara derili elflerden birisi elinde büyük – daha önce hiç görmediğim bir şey tutuyordu. Bir topuz diyebilirim ama çevresi sanki dikenler ile kaplıydı, tam ortasında iğrenç bir canavar suratı vardı. Ve o şey içime öyle bir dehşet hissi verdi ki dizlerimin üstüne çöktüm. Sonra bambaşka bir yere gittim. Bir harabede bir çeşit insanlar vardı. Sanırım Valer tarafında bir yer çünkü pencereden dışarıda kar gözüküyordu. Bu insanları size tek tek tarif etmeye çalışacağım ama adlarını söyleyemem. Bir şey arıyorlardı. Ve sonunda iri bir adam kabzasında yakut olan kılıcı buldu arından elinde kılıcı aldığında diğerlerine dönerek şöyle dedi
‘Ve sonunda tüm karanlığın önüne geçebileceğiz. Savaşa hazırlanın, kara elfler açıkça saldıracak. Gölgelerin kapsını açacak. Biz onlara karşı koyanlar olmalıyız. Savaşı bizler kazanmalıyız. Hepsini ise silahlarımızın bize verdiği cesaret ile güneşten aldığımız umut ile birbirimizden aldığımız güç ile yapacağız!’
Ve odadaki herkes buna haykırarak katıldı, bir kara elf bile. İşte o an fark ettim, hepsinde değişik bir silah vardı. Hepsi o kadar garipti ki…
Kendime geldiğimde bunun bir halüsinasyon olmadığını anladım. Neden, niçin bilinmez ama gelecekten bir kesit görmeme izin verildi… Ve görüdeki buranın yerlisi olan bir büyücüyü tanıyorum… İsmi Ardeth El-Cellad. Kraliyet ailesinden ama çok sinirli olduğu için yeteneklerine rağmen kraliyet büyücüsü olmayı ret etti…”
Ravkhan bir yandan çenesini ovuşturarak düşünüyordu.
“Doğru bir tarafı olduğunu biliyorum El-Amah. Bizim kulemizde de kehanet ile uğraşanlar son zamanlar korkunç sonuçlar alıyor. Ama Omar’a verilen mesaj daha açık gibi.”
Aniden aklına gelmiş gibi elini havaya kaldırıp iki kere şıklattı ve yoktan var olan bir parşömen ile tüy kalem elinde belirdi.
“Otur Omar. Bana rüyanda gördüğün herkesi ama herkesi tek tek anlat.”
Omar oturarak anlatmaya başladı.
“Bir tanesi bir cüceydi. Elinde çok tuhaf ufak bir balta vardı. Üzerinde anlamadığım dilde kazılı işaretler ile bir canavar işareti işliydi. Cücenin sakalları kırçıllıydı ve iki örgüsü dil çıkartan bir şeytan – korkmuş deve benzeyen tuhaf kemik şekillerle toplanmıştı. Ayrıca yüzünün sağ tarafı baştan aşağı kesikti.
Sakallı adam siyah gözlüydü. Eski tarz bıyıkları vardı. Zırhının göğsünde kanatlarını açmış bir kartal sembolü işlenmişti. Gözleri biraz mahzun ve buğuluydu.
Büyücülerden birisi asil gözüküyordu. Siyah saçlıydı ama sakalı yoktu, sadece ince bir bıyığı vardı. Boynuna yumruk boyunda sarı bir küre asılıydı. Ama büyücü cüppesi giymesine rağmen ellerinde metal eldivenler vardı. Sanki bir zırh parçasının takımı gibi… Ve çok güzel gözüküyorlardı…
Bir diğeri sanki özellikle kendisini saklayan bir tipti. Başında kahverengi bir kukuleta vardı yüzü gözükmüyordu, yinede pelerinin yakasındaki maskeye benzer işareti görebildim. Elinde harika bir hançer vardı. Sanki hançerin etrafı buz ile kaplıydı ama buz değildi, ışıldıyordu. Kabzası sarmal çelik ile dövülmüştü.
Ve bir kara elf vardı. Sol gözü yoktu, sol kaşından aşağıya bir çizgi halinde feci bir yara iniyordu. Belinde garip, dekoratif görünüşlü bir kılıç vardı, tıpkı bir defneyaprağı gibi, üzerinde garip rünlerle bir şey yazıyordu. Bir kızın kolundan sıkıca tutuyordu.
Kız hayatımda görmediğim bir surata sahipti. Çok güzel değildi ama farklı bir şeylere sahipti. Gözleri sıvı gümüş rengiydi, yüzünün sol tarafında ince bir kesik vardı, sırtına ise simsiyah bir yay asmıştı. Sadağı ve okları da siyahtı, sanki boyanmış gibi.
Anladığım kadarıyla bir başka şövalye daha vardı. Nedense kara elfe pek tekin gözle bakmıyordu. Saçları tıpkı demin anlattığım kızın gözleri gibi gümüş rengiydi, ama gözleri tıpkı sizinki gibi yemyeşildi. Sağ elinde siyah bir eldiven vardı. Saçları kısaydı ama başının bir tarafında kulağının üstünde bir yerde kesik vardı, oradan saçları çıkmıyordu. Boynunda bir madalyon asılıydı, tıpkı parlayan güneşe benzeyen bir şey.
Bir başka büyücü elinde büyük, kıvrımlı bir asa tutuyordu. Tepesinde küre şekilde bir safir hapis olmuş gibiydi. Büyücü temiz yüzlüydü ve cüppesinin sol göğsünde aile armasına benzeyen bir nakış vardı. Hilal bir aya dolanmış gümüş sarmaşıklar…
Hepsi bu kadar hanımım…”
Ravkhan yazısına göz atarak bir süre düşündü. Yüzü endişeli gözüküyordu.
“Söyle bana Omar. El-Cellad nasıl bir silah taşıyordu?”
“O bir asa taşıyordu. Uzundu, iki gümüş yılanın birbirine dolanması ile gövdesi oluşmuştu. En tepesinde ise kanatların üstünde gümüş bir taç vardı. En altı ise bıçak gibi sivriydi, hani sanki sert toprakta ilerlerken yere saplamak için yapılmış gibi…”
“Bana El-Cellad’ı tarif eder misin?”
“Uzun boylu, sağlam yapılı. Yüzünde kraliyete ait dövmeler var. Esmer, saçlarını hep toplar. Kırmızı bir cüppe giyer ve bıyıkları incedir.”
El-Amah merakla baş büyücüye bakıyordu.
“Bir şeyler çıkartabildiniz mi?”
“Evet, savaş olacak… Ve bu savaşı çıkartacak olan sadece kara elfler değil. İşin içine çok büyük şeyler karışmış durumda. Bizim yaşamlarımıza müdahale edecek şeyler… Omar’ın anlattıkları çok eski efsanelerden kalma silahlar. Sadece hak eden bulup kullanabilir onları… şimdi Omar, El-Cellad’a git ve son zamanlarda nasıl rüyalar gördüğünü sor ona. Eğer düşündüğüm gibiyse bu insanları bulmak o kadar zor olmayacak…”
“Onları tanıyor musunuz?”
“Evet. Hilal ay işlemesi ile tarif ettiği büyücü benim kulemde kalanlardan birisi, Micah. Eski tip bıyıkları olan adam Silvia Baronluğundan bir şövalye ismi Randillan D’eagle. Kalanları da rahatça bulabilmemiz için elimizde yeterli ipucu var… Haber verdiğin için çok teşekkür ederim, elimden geleni yapacağım…”
Sonra güzel baş büyücü ayağa kalktı ve gülümseyerek olduğu yerde titreşti.
Bir saniye sonra odadan yok olmuştu…
--------------------------------------------------------------------------------
( Herkes için: Oyun içinde saat gece on iki. Yani uyku saati. )
( Not: herkes son iki aydır rüyasındaki tasvirleri açıkça olmasa da bölük pörçük görüyor. Ama Omar’ın anlattığı topuz tutan kara elfi henüz hiç kimse görmedi. Kişileri rüyalarında görseler de bunlar sadece bir kâbusun parçaları olduğu için kimse pek önemsemiyor. Birbirlerini tanıyanlar birkaç kere bu konu hakkında konuştuktan sonra hepsinin bilinçaltının bir oyunu olduğuna karar vermiş. )

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Game Part 0.1; Strange Dreams
-------------------------------------------------------------------------------
Omar sıkıntı ile güneşin saatler önce terk ettiği sessiz caddelerde ilerliyordu. Ya El-Cellad kızarsa? Evin kapısına varıp çaldığında bir an düşündü. Ya açmazsa?
İşini garantiye almak için kapıya eğilip seslendi.
“Ben Omar. Lütfen kapıyı açın. Size birkaç soru sormak istiyorum. Son zamanlarda gördüğüz rüyalar hakkında… Ã?ünkü geçen gün aldığım bir ziyarette sizi de gördüm…”
Dudaklarını ısırdı. Çok mu ileri gitmişti? Yinede artık bunu söyledikten sonra kapıyı açacağını düşünüyordu…
-------------------------------------------------------------------------------
Omar sıkıntı ile güneşin saatler önce terk ettiği sessiz caddelerde ilerliyordu. Ya El-Cellad kızarsa? Evin kapısına varıp çaldığında bir an düşündü. Ya açmazsa?
İşini garantiye almak için kapıya eğilip seslendi.
“Ben Omar. Lütfen kapıyı açın. Size birkaç soru sormak istiyorum. Son zamanlarda gördüğüz rüyalar hakkında… Ã?ünkü geçen gün aldığım bir ziyarette sizi de gördüm…”
Dudaklarını ısırdı. Çok mu ileri gitmişti? Yinede artık bunu söyledikten sonra kapıyı açacağını düşünüyordu…

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Ravkhan kulesine geri döndüğünde elindeki parşömeni titizlikle masanın üzerine açtı. Kapının dışında bir tıkırtı vardı. Ne olduğunu anlamak için kapıyı açıp baktığında çıraklardan birisinin yerleri silmekte olduğunu gördü.
“Bir saniye bakar mısın?”
“Efendim, rahatsız etmek istememiştim…”
“Git Micah’a buraya gelmesini söyle… Yerleri silme işini de sonraya bırak. Gece geç oldu dinlenmelisin.”
Ã?ırak elindeki temizlik bezi ile uçarcasına merdivenlerden inmeye başladı. Sonunda Micah’ın kapısına vardığında var gücüyle vurmaya başladı. Sesi korku doluydu.
“Bay Micah, baş büyücü sizi görmek istiyor!”
“Bir saniye bakar mısın?”
“Efendim, rahatsız etmek istememiştim…”
“Git Micah’a buraya gelmesini söyle… Yerleri silme işini de sonraya bırak. Gece geç oldu dinlenmelisin.”
Ã?ırak elindeki temizlik bezi ile uçarcasına merdivenlerden inmeye başladı. Sonunda Micah’ın kapısına vardığında var gücüyle vurmaya başladı. Sesi korku doluydu.
“Bay Micah, baş büyücü sizi görmek istiyor!”

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Huor kampını kurmuş, yemeğini yemiş ateşi izliyordu. Tria dağlarının yakınlarına yaptığı bu seyahati ustası Darron’a borçluydu. Yapmak istediği iksir için gerekli bitki –syllesa-sadece bu dağın yamaçlarında yetişiyordu. Darron yıllar boyunca Huor’la hep özel olarak ilgilenmişti ama şimdi her canlının düşmansı olan zaman, dişlilerini büyük ustaya da geçirmişti.
Gülümseyerek ateşe bakmaya devam etti. Son zamanlar ki rüyaları kendisini ne kadar rahatsız etse de kış geliyordu ve bu kış geçen senekinden çok daha güzel bir kış olabilirdi.
Ama aniden duyduğu bir çıtırtı ile irkildi. Kampın yakınlarında birisimi vardı? Yoksa bu sadece ateş miydi?
Gülümseyerek ateşe bakmaya devam etti. Son zamanlar ki rüyaları kendisini ne kadar rahatsız etse de kış geliyordu ve bu kış geçen senekinden çok daha güzel bir kış olabilirdi.
Ama aniden duyduğu bir çıtırtı ile irkildi. Kampın yakınlarında birisimi vardı? Yoksa bu sadece ateş miydi?

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Dwax oflaya puflaya, bir yandan da homurdanarak dağ patikasından aşağıya iniyordu. Döndüğünde o küçük veletlerin canına okumaya belki bin kez yemin etti. Kendisi gibi bir adama yapılacak şakamıydı bu? Tutup akşam yemeğinde çekicini dağdan aşağı atmak!
Daha da aşağı inerken gözüne bir şey ilişti. Dağın eteklerinde bir yerde ateş yanıyordu. Belli ki bu bir kamp ateşiydi. Ã?ekici ise yaklaşık on metre ilerisindeydi. Kamp ise yirmi.
İşin kötüsü kampı kuran adam çevresine bakınmaya başlamıştı. Sesini duymuş olmalıydı. Olduğu yerde homurdandı ve çekici alıp dönmek için öne doğru uzandı…
Daha da aşağı inerken gözüne bir şey ilişti. Dağın eteklerinde bir yerde ateş yanıyordu. Belli ki bu bir kamp ateşiydi. Ã?ekici ise yaklaşık on metre ilerisindeydi. Kamp ise yirmi.
İşin kötüsü kampı kuran adam çevresine bakınmaya başlamıştı. Sesini duymuş olmalıydı. Olduğu yerde homurdandı ve çekici alıp dönmek için öne doğru uzandı…

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Hırsız loncasındaki manzara sıradan tavernaların manzarasından pek farklı değildi. Her yerde kahkahalar patlıyor, kadehler havaya kaldırılıyor, birkaç sarhoş kadın masaların üzerinde dans ediyordu. Gerçek bir taverna ile burasının arasında ise birkaç fark vardı. Buradaki herkes ne kadar sarhoş olsa da, gözleri – kulakları daima dört açıktı. Kimsenin kimseden bir altın bile çalması mümkün değildi.
Donaef, kalabalığın kenarında bir yere sessizce oturmuştu. Son günlerde, o tuhaf rüyaları görmeye başlamasından beri sanki hayatındaki her şey önemini yitirmişti. Rüyasındaki insanlar... Cüce… Kara elf… Kız… şövalyeler…
Peki ya bıçağa ne demeli? Ã?yle bir şey gerçek hayatta elinde olsa onu satacağı fiyatı düşünemiyordu bile.
Rahatsız rüyalarına rağmen uyumaya gitmenin iyi olacağını düşündü. Artık sesler başını ağrıtıyordu…
Donaef, kalabalığın kenarında bir yere sessizce oturmuştu. Son günlerde, o tuhaf rüyaları görmeye başlamasından beri sanki hayatındaki her şey önemini yitirmişti. Rüyasındaki insanlar... Cüce… Kara elf… Kız… şövalyeler…
Peki ya bıçağa ne demeli? Ã?yle bir şey gerçek hayatta elinde olsa onu satacağı fiyatı düşünemiyordu bile.
Rahatsız rüyalarına rağmen uyumaya gitmenin iyi olacağını düşündü. Artık sesler başını ağrıtıyordu…

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Karargâhın kütüphanesinde, Randillan bıyığını çekiştirerek Liero’ya bakıyordu. Aasimar şövalyenin soru sorarcasına bakışlarına hitaben cevap verdi.
“Gilanhsar yine firar etmiş. Artık bu kızı zapt etmek için karargâha zincirlememiz gerektiğini düşünüyorum. Her ay firar etmeye başladı. Bir de ne aradığını bilsem ya? Bir gidiyor sırra kadem basıyor, aklına gelince buraya geri dönüyor…”
Liero, Randillan’ın bu tarz endişelerine alışıktı. Gilanhsar uzaktan akrabasıydı ve herkes ölünce vasiliği D’egale’e kalmıştı. Ve Randillan kızı karargâhta tutma konusunda her zaman zorluk yaşıyordu. Gilanhsar sürekli kaçıp gidiyor, tuhaf bilgilerle geri dönüyordu. Özellikle amazonlar hakkındaki bilgilerle. Randillan onun gizlice amazon casusu olduğunu düşünse de, kaçmaması için hiçbir şey yapamıyordu.
“Düşüyorum da Sir Liero, uzun zamandır burada sıkışıp kaldık, biraz idman bize iyi gelir. Yarın doğu tarafına doğru bir yolculuğa çıkıp şu kızı yakalamaya ne dersin? Bu gün fazla bir yol aldığını zannetmiyorum, bir haftaya kalmaz buraya geri döneriz. Hem de hava almış oluruz.”
Bıyığını çekiştirmeye devam ediyordu…
“Gilanhsar yine firar etmiş. Artık bu kızı zapt etmek için karargâha zincirlememiz gerektiğini düşünüyorum. Her ay firar etmeye başladı. Bir de ne aradığını bilsem ya? Bir gidiyor sırra kadem basıyor, aklına gelince buraya geri dönüyor…”
Liero, Randillan’ın bu tarz endişelerine alışıktı. Gilanhsar uzaktan akrabasıydı ve herkes ölünce vasiliği D’egale’e kalmıştı. Ve Randillan kızı karargâhta tutma konusunda her zaman zorluk yaşıyordu. Gilanhsar sürekli kaçıp gidiyor, tuhaf bilgilerle geri dönüyordu. Özellikle amazonlar hakkındaki bilgilerle. Randillan onun gizlice amazon casusu olduğunu düşünse de, kaçmaması için hiçbir şey yapamıyordu.
“Düşüyorum da Sir Liero, uzun zamandır burada sıkışıp kaldık, biraz idman bize iyi gelir. Yarın doğu tarafına doğru bir yolculuğa çıkıp şu kızı yakalamaya ne dersin? Bu gün fazla bir yol aldığını zannetmiyorum, bir haftaya kalmaz buraya geri döneriz. Hem de hava almış oluruz.”
Bıyığını çekiştirmeye devam ediyordu…

Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Jarenek, Alton dağlarının eteklerinin birisinde güzelce gizlenip kampını kurmuştu. Topraklarını terk edeli uzun zaman olmuştu… Kendini doğanın içinde bulup, onun ahenginle yaşamaya başlayalı…
Kara eflerin bir şeyler planladığını bilecek kadar onları iyi tanıyordu. Sanki toprak bile bu durumdan şikâyetçiydi…
Ve kendisi sadece buralarda, tek başına yaşıyor, kendisini görse korkarak kaçacak olan insanların haberi bile olmadan onlara zarar verecek şeylerle savaşıyordu… Ve son zamanlarda gördüğü o tuhaf rüyalar… Hiçbir anlamı olmayan saçmalıklar… Hepsi zihninin bir oyunumuydu?
Uzanmıştı, pelerini ile tüm üstünü örtmüştü. Güneş gözlerini rahatsız etse de yıldızlar o kadar kötü değildi… Çok zaman geçmeden bir çıtırtı duydu. Çok hafif bir ayağın yere basışı gibi…
Sonra bir ses duydu. Konuşan bir insan kızdı, ama belli ki kendisinin ne olduğunu görmemişti. Kızın yarım yamalak ortak dil aksanını anlamak için kıpırdamadan kulak kesildi zira kendi ortak dili de pekiyi değildi.
“Lütfen gece kampınızda kalmama izin verin! Sizi hiç rahatsız etmem erkencikten giderim. Çok karanlık oldu, çok korkuyorum. Lütfen…
Kara eflerin bir şeyler planladığını bilecek kadar onları iyi tanıyordu. Sanki toprak bile bu durumdan şikâyetçiydi…
Ve kendisi sadece buralarda, tek başına yaşıyor, kendisini görse korkarak kaçacak olan insanların haberi bile olmadan onlara zarar verecek şeylerle savaşıyordu… Ve son zamanlarda gördüğü o tuhaf rüyalar… Hiçbir anlamı olmayan saçmalıklar… Hepsi zihninin bir oyunumuydu?
Uzanmıştı, pelerini ile tüm üstünü örtmüştü. Güneş gözlerini rahatsız etse de yıldızlar o kadar kötü değildi… Çok zaman geçmeden bir çıtırtı duydu. Çok hafif bir ayağın yere basışı gibi…
Sonra bir ses duydu. Konuşan bir insan kızdı, ama belli ki kendisinin ne olduğunu görmemişti. Kızın yarım yamalak ortak dil aksanını anlamak için kıpırdamadan kulak kesildi zira kendi ortak dili de pekiyi değildi.
“Lütfen gece kampınızda kalmama izin verin! Sizi hiç rahatsız etmem erkencikten giderim. Çok karanlık oldu, çok korkuyorum. Lütfen…

Ardeth'in uyku düzeni bir süredir bozulmuştu, uykusunu iyi alamadığı için aklını da toplayamıyordu. Yöntem olarak normalden daha geç yatmaya başlamıştı, yorgunluktan gece uyanamasın diye. Yatmaya hazırlanırken kapısının vurulduğunu duydu.
"Kim bu münasebetsiz." diye geçirdi içinden. Gecenin bu saatinde geleni gideni pek olmazdı. Ayağa kalktı kapıya doğru ilerlerken,
"İyi akşamlar Omar, buyur gel içeri."
Omar içeri girince sordu.
"Ziyarette beni mi gördün? Bak bu ilginç, ama gece yarısı gelecek kadar değil. Seni dinliyorum."
Sert ifadesiyle gözlerini Omar'a dikmiş bakıyordu.
"Kim bu münasebetsiz." diye geçirdi içinden. Gecenin bu saatinde geleni gideni pek olmazdı. Ayağa kalktı kapıya doğru ilerlerken,
Kabusları mı? Nereden haberi vardı? Acaba gece çığlık mı atıyordu? Ã?yle bile olsa bunun için Omar'ın gelmesi manasızdı. Ciddi bir yüz ifadesiyle kapıyı açtı.Illyra wrote:“Ben Omar. Lütfen kapıyı açın. Size birkaç soru sormak istiyorum. Son zamanlarda gördüğüz rüyalar hakkında… Ã?ünkü geçen gün aldığım bir ziyarette sizi de gördüm…”
"İyi akşamlar Omar, buyur gel içeri."
Omar içeri girince sordu.
"Ziyarette beni mi gördün? Bak bu ilginç, ama gece yarısı gelecek kadar değil. Seni dinliyorum."
Sert ifadesiyle gözlerini Omar'a dikmiş bakıyordu.
Wulfgar Snowtiger, Shifter, Barbarian 2/ Ranger 2 /Warshaper 2
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
"Haklısınız Sir Randillan. Gilanhsar'ın sürekli bu şekilde ortadan kaybolması, kendi başına işler çevirmesi hiç iyi değil. En azından nereye gittiğini bilsek. Onu bulduğumuzda iyi bir konuşma yapmamız gerekecek."
Gördüğü rüyalar aklını sürekli kurcalıyordu. Belki uzun süredir karargahtan ayrılmadığı için bilinçaltının sıkıntısı rüyalarına yansıyordu.
"Ayrıca dediğiniz gibi kısa bir yolculuk gerçekten iyi olabilir."
Gördüğü rüyalar aklını sürekli kurcalıyordu. Belki uzun süredir karargahtan ayrılmadığı için bilinçaltının sıkıntısı rüyalarına yansıyordu.
"Ayrıca dediğiniz gibi kısa bir yolculuk gerçekten iyi olabilir."
Gürültüden uzaklasmak icin yukarı kata dogru yol aldı.Burada seslerin daha az duyulmasına sevinmisti.Karanlık bir köşeye çekildi ve rüyalarını düşünmeye başladı.Bu lanet rüyaların sonu ne zaman gelicek?
Kafasını dağıtmak icin biraz temiz havanın iyi gelicegini düsünsede simdilik oturuyordu.
Kafasını dağıtmak icin biraz temiz havanın iyi gelicegini düsünsede simdilik oturuyordu.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
.
Dwax savaş çekicini yerden alıp tozunu sildikten sonra, usta el işçiliği üzerinde parmaklarını şefkatle gezdirdi. Adamantin çekiç her cücenin rüyalarını süsleyecek ve asla ama asla çocukça şakalara alet olamayacak kadar kaliteliydi. Gülümsedi.
Ã?ekicine yeniden kavuşmanın huzuru ve güveniyle ötedeki kamp ateşine yaklaştı. Kampçı yalnızdı.
Dwax güven veren bir gülümsemeyle yaklaşırken konuştu: "Selam yabancı, demek kamp..." Birden Dwax dehşete düşmüş bir yüz ifadesi ile donup kalmıştı. Yabancının yüzüne inanamayan bir ifadeyle bakıyordu. "Moradin aşkına; seni rüyalarımda gördüm ben!" dedi.
.
Dwax savaş çekicini yerden alıp tozunu sildikten sonra, usta el işçiliği üzerinde parmaklarını şefkatle gezdirdi. Adamantin çekiç her cücenin rüyalarını süsleyecek ve asla ama asla çocukça şakalara alet olamayacak kadar kaliteliydi. Gülümsedi.
Ã?ekicine yeniden kavuşmanın huzuru ve güveniyle ötedeki kamp ateşine yaklaştı. Kampçı yalnızdı.
Dwax güven veren bir gülümsemeyle yaklaşırken konuştu: "Selam yabancı, demek kamp..." Birden Dwax dehşete düşmüş bir yüz ifadesi ile donup kalmıştı. Yabancının yüzüne inanamayan bir ifadeyle bakıyordu. "Moradin aşkına; seni rüyalarımda gördüm ben!" dedi.
.
Re: Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
'Yıldızlar,' diye düşündü 'bu akşam her zamankinden de güzeller.'
Gece olduğunda kendisini düşüncelere bırakırdı, kaygıları unutup dalıp giderdi. O yüzden gelen kişiyi daha erken duyamadığı için kendisine sövdü.
Gece olduğunda kendisini düşüncelere bırakırdı, kaygıları unutup dalıp giderdi. O yüzden gelen kişiyi daha erken duyamadığı için kendisine sövdü.
Jarenek başını eğip saçlarının öne düşmesine neden olarak yüzünü gizlemeye çalıştı. "İnsanlık değerleri nerede kaldı?" dedi narin ama gizemli bir sesle. "İsmini söylemek yok mu?"Illyra wrote:"Lütfen gece kampınızda kalmama izin verin! Sizi hiç rahatsız etmem erkencikten giderim. Çok karanlık oldu, çok korkuyorum. Lütfen."
Huor çıtırtıya karşı tedbir alması gerektiğini farketti.Hemen ustasının kendisine hediye ettiği, o mükemmel kılıcı çıkarttı.Kusursuzdu insan yapımı olmasına rağmen.Ã?ıtırtıya doğru baktı.
*Kim var orada?*
Huor adamın dışarı çıktığını farketmişti.Adama dikkatlice baktı.Bir yerden hatırlıyordu.Sakinleşmişti Huor nedense.Adama karşı hiç düşmanlık duymamıştı.Silahını geri yerine soktu.Adam konuştuktan sonra:
*Evet, ben de seni gördüm, nerede gördüğümü çıkaramıyorum.*
Gülümseyerek söylemişti bunları.
*Pekâlâ, ben Huor Tinehtelë, adını bağışlar mısın?*
Adamın yüzünü çok iyi biliyordu, sanki arkadaşıydı, fakat nereden biliyordu, nasıl biliyordu, kimdi?
*Kim var orada?*
Huor adamın dışarı çıktığını farketmişti.Adama dikkatlice baktı.Bir yerden hatırlıyordu.Sakinleşmişti Huor nedense.Adama karşı hiç düşmanlık duymamıştı.Silahını geri yerine soktu.Adam konuştuktan sonra:
*Evet, ben de seni gördüm, nerede gördüğümü çıkaramıyorum.*
Gülümseyerek söylemişti bunları.
*Pekâlâ, ben Huor Tinehtelë, adını bağışlar mısın?*
Adamın yüzünü çok iyi biliyordu, sanki arkadaşıydı, fakat nereden biliyordu, nasıl biliyordu, kimdi?
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Micah, açık kitapların arasında yatağına yatmış karanlıkta kaldığı odanın tavanına bakıyordu. Az önce, rüyasında gördüğü yüzleri tavanda bir süre tutabiliyordu. Gözlerini kırpıştırdı. Yine o savaşçıyı yarım bir silüet olarak tavanda gördü, mor renkteydi ama hafızasına kazınan suratını unutmasına imkan yoktu. Kulede çalışmaya başladığından beri tek bir güne hazırlanıyordu. Baş büyücü rütbesine ulaşmayı istiyordu, böylece daha çok büyü bulabilirdi. Macera peşinde koşabilirdi.
Kapının vurma sesi, evcilinin huzursuzca kıpırdanmasına sebep oldu.
Gözlüğünü düzeltti: " Bu saatte? "
" Kötü birşey mi yapmışım? "
Yürürken saçlarını düzeltmeye başladı, beyaz cüppesi ardında dalgalanıyordu.
Kapının vurma sesi, evcilinin huzursuzca kıpırdanmasına sebep oldu.
Uzun saçını arkaya yatırıp, iki elini birbirine vurdu. Kapıyı açtığında, odanın içini danseden küçük ışıklar aydınlatmıştı.“Bay Micah, baş büyücü sizi görmek istiyor!”
Gözlüğünü düzeltti: " Bu saatte? "
" Kötü birşey mi yapmışım? "
Yürürken saçlarını düzeltmeye başladı, beyaz cüppesi ardında dalgalanıyordu.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.

