Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Sir Liero, bedenini ve zihnini rüyaların bilinmeyen alemine teslim etmişti… Rüyaları şimdilik huzurluydu. Yeşil çimenlerin parıldadığı bir tarlada yürüyordu. Uzakta ağaçlar gözüküyordu. Hep kâbusunda gördükleri şimdi tatlı bir düş gibiydi. Cüce bir ağacın altında homurdanıyor ama yine de hayatından memnun gözüküyordu. Sarı küreli büyücü ve mavi pelerinli hilal ay – sarmaşık işli büyücü önlerinde duran bir kitap hakkında hararet içinde tartışıyor, bilgi alış-verişinde bulunuyordu. Kendisi, yüzü gizli bıçağı tutan kişi, kırmızı cüppeli büyücü, bıyıklı şövalye ve kara elf ile kartlardan oluşan tuhaf bir oyun oynarken, gümüş rengi gözleri olan kız beyaz bir elbise giymiş, durmadan çimlerin üzerinde koşarak daireler çiziyor, tatlı melodisi olan anlaşılmaz kelimelerle bir şarkı söylüyordu…
şimdi elinde tek bir kart kalmıştı… Ã?n yüzünü çevirerek karta baktı… Göl kenarında oturmuş gülümseyen bir kadın resmedilmişti, olgun bir kadındı. Arka planda siyah ve beyaz iki sütun vardı. Elinde havaya kaldırdığı bir kılıcı tutuyordu ve kılıcın üzerinde “Tora” yazıyordu. Kartın altında ise şöyle yazıyordu…
“The Lady of The Lake”
şimdi elinde tek bir kart kalmıştı… Ã?n yüzünü çevirerek karta baktı… Göl kenarında oturmuş gülümseyen bir kadın resmedilmişti, olgun bir kadındı. Arka planda siyah ve beyaz iki sütun vardı. Elinde havaya kaldırdığı bir kılıcı tutuyordu ve kılıcın üzerinde “Tora” yazıyordu. Kartın altında ise şöyle yazıyordu…
“The Lady of The Lake”

Dwax ve Huor birbirlerini izliyor ve izliyordu. Bu o kadar tuhaf bir histi ki… Kim rüyasında gördüğü bir kişinin gerçek olduğuna inanır?
Aynı zamanda zihinlerine çekiç gibi bir soru inmişti. Peki ya diğerleri? Rüyalarında gördükleri diğerleri de gerçekten yaşayan insanlar olabilir miydi?
Sorular zihinlerinde uçuşurken üzerlerine bir mahmurluk çöktü. Hemencik şurada kıvrılıp uyuyacaklardı neredeyse, sanki yıllardır dostmuş gibi… Uyku zihinlerini sarmaladı.
Kamp ateşinin hemen yanı ne de güzel gözüküyordu!
Aynı zamanda zihinlerine çekiç gibi bir soru inmişti. Peki ya diğerleri? Rüyalarında gördükleri diğerleri de gerçekten yaşayan insanlar olabilir miydi?
Sorular zihinlerinde uçuşurken üzerlerine bir mahmurluk çöktü. Hemencik şurada kıvrılıp uyuyacaklardı neredeyse, sanki yıllardır dostmuş gibi… Uyku zihinlerini sarmaladı.
Kamp ateşinin hemen yanı ne de güzel gözüküyordu!

“Adı geçen asa sevgili Micah, nasıl bir güce sahip olduğundan ben bile emin değilim. Bunlar çok eski efsaneler sadece. Sana tek söyleyebileceğim şey, bu tarz antik büyülerle donatılmış eşyaların kendisini kullanacak kişiyi kendisi seçtiği ve o kişinin karakterine göre değişik güçler bahşedeceği. Bunlar miraslar… Ve bu miraslardan birisi senin için… Bu insanları ne yapıp ne edip bulmalısın… Bu mirası almalısın… Gelecekte gözüken şeyler pekiyi değil…”
Baş Büyücü ayağa kalkarak masasında katlı duran bir parşömeni açtı. Parşömenin üzerinde astronomi hesapları vardı. Ravkhan parmağı ile bir noktayı işaret etti.
“Bu gece tuhaf bir şeyler olacak Micah. Mars, Plüton ile kesişiyor. Savaşın ateşin etkisi, tam zıttı olan gizemin ve suyun etkisi ile çakışırsa ortaya nelerin çıkacağına Lusran Yüce Kâhinleri bile emin olamaz… Bana sorarsan madem bu rüyaları görüyorsun, şimdi git ve uyumaya çalış… Bakalım rüyanda ne göreceksin?”
Sonra yine koltuğuna oturdu ve kalın deri ciltli bir kitabı açarak kucağına aldı.
“Endişelenme, ben bütün gece ayaktayım ve gerçek hayatta neler olduğunu takip ederim. Git ve dinlen… İyi geceler sevgili Micah.”
Baş Büyücü ayağa kalkarak masasında katlı duran bir parşömeni açtı. Parşömenin üzerinde astronomi hesapları vardı. Ravkhan parmağı ile bir noktayı işaret etti.
“Bu gece tuhaf bir şeyler olacak Micah. Mars, Plüton ile kesişiyor. Savaşın ateşin etkisi, tam zıttı olan gizemin ve suyun etkisi ile çakışırsa ortaya nelerin çıkacağına Lusran Yüce Kâhinleri bile emin olamaz… Bana sorarsan madem bu rüyaları görüyorsun, şimdi git ve uyumaya çalış… Bakalım rüyanda ne göreceksin?”
Sonra yine koltuğuna oturdu ve kalın deri ciltli bir kitabı açarak kucağına aldı.
“Endişelenme, ben bütün gece ayaktayım ve gerçek hayatta neler olduğunu takip ederim. Git ve dinlen… İyi geceler sevgili Micah.”

Raven yere uzanmış pelerinine sarınmıştı bile. Gözleri kapalıydı ama hala konuşuyordu.
“Benim için nöbet tutmana gerek yok… Sen de uyuyup dinlenmelisin. Rahatsız etmek istemem, sabah erkenden gideceğim.”
Bir süre gözleri kapalı sessizce durdu ve tekrar uykulu yavaş bir sesle konuşmaya başladı.
“Sesin bana çok tanıdık geliyor… Nerdeyse sesini çıkartacağım… Bana çaresiz dedin, biliyor musun, sadece olmam gereken yerde olmak zorunda olduğum için buradaymışım gibi hissediyorum… Günlerce tıkılı kalacağım bir yerde değil… Aslında…”
Artık sesi daha uykuluydu, ha uyudu, ha uyuyacaktı.
“Sadece karanlıktan korkuyorum ben. Biliyorum basmakalıp ama ne kadar karanlık olsa da güneş her zaman doğar, ama gözlerin kapalıysa hep karanlığı görürsün…”
Jarenek bir an kızın söylediklerini düşündü. Kız uyumuştu bile. Ama birden aklına geldi. Rüyası!
Rüyasındaki gümüş renkli kızda kendisine aynı sesle aynı şeyi söylemişti… Gözlerin kapalıysa hep karanlığı görürsün…
Uyuyan kızın yüzüne eğilip baktığında dehşet içinde kaldı! Sadece sesi değildi, bu o kızdı! şimdi tam yanında yere kıvrılmış mükemmel beyaz yüzünde huzursuz bir ifade ile uyuyor, sakince nefes alıp veriyordu.
Bu mümkün olabilir miydi?
Jarenek aynı anda çok uykusu geldiğini hissetti. Belki de kız haklıydı, uyuması gerekiyordu.
şöyle kızın yakınlarında – onu herhangi bir tehlike esnasında kollayacak mesafede – uyumak fikri git gide daha cazip geliyordu…
“Benim için nöbet tutmana gerek yok… Sen de uyuyup dinlenmelisin. Rahatsız etmek istemem, sabah erkenden gideceğim.”
Bir süre gözleri kapalı sessizce durdu ve tekrar uykulu yavaş bir sesle konuşmaya başladı.
“Sesin bana çok tanıdık geliyor… Nerdeyse sesini çıkartacağım… Bana çaresiz dedin, biliyor musun, sadece olmam gereken yerde olmak zorunda olduğum için buradaymışım gibi hissediyorum… Günlerce tıkılı kalacağım bir yerde değil… Aslında…”
Artık sesi daha uykuluydu, ha uyudu, ha uyuyacaktı.
“Sadece karanlıktan korkuyorum ben. Biliyorum basmakalıp ama ne kadar karanlık olsa da güneş her zaman doğar, ama gözlerin kapalıysa hep karanlığı görürsün…”
Jarenek bir an kızın söylediklerini düşündü. Kız uyumuştu bile. Ama birden aklına geldi. Rüyası!
Rüyasındaki gümüş renkli kızda kendisine aynı sesle aynı şeyi söylemişti… Gözlerin kapalıysa hep karanlığı görürsün…
Uyuyan kızın yüzüne eğilip baktığında dehşet içinde kaldı! Sadece sesi değildi, bu o kızdı! şimdi tam yanında yere kıvrılmış mükemmel beyaz yüzünde huzursuz bir ifade ile uyuyor, sakince nefes alıp veriyordu.
Bu mümkün olabilir miydi?
Jarenek aynı anda çok uykusu geldiğini hissetti. Belki de kız haklıydı, uyuması gerekiyordu.
şöyle kızın yakınlarında – onu herhangi bir tehlike esnasında kollayacak mesafede – uyumak fikri git gide daha cazip geliyordu…

Ardeth kalktı, battaniye alıp Omar'ın üstüne örttü. Bir süre Omar'a baktı, düşünceleri gerçekten kehanet miydi yoksa kafayı bulmuş bir delinin saçmalıkları mı? Böyle aniden sızdığına göre ya şarabı fazla kaçırmış olmalıydı ya da afyon çekmiş olmalıydı.
Gidip yatağına uzandı, bir süre daha düşünceleriyle boğuştu, sonra uykuya daldı.
Gidip yatağına uzandı, bir süre daha düşünceleriyle boğuştu, sonra uykuya daldı.
Wulfgar Snowtiger, Shifter, Barbarian 2/ Ranger 2 /Warshaper 2
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
'Nasıl olurda bunu daha önce farketmedim,' diye geçirdi içinden. 'Bu o, rüyalarımdaki kız. Peki nasıl olabilir? Rüyalara hiç bir zaman inanmadım, ama bu olağanüstü bir şey! Her neyse, sabah gözüyle daha iyi düşünürüm. Ya ben uyanmadan uyanır, nasıl biri olduğumu görürse?' diye düşünüyordu kara kara.
Nöbet tutmaya kararlıydı fakat çok geçmeden orada uyuyakalacağını biliyordu. Ve nöbet tutarken uyuyakalmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu bir sabah her yeri ağrıyarak uyandığında anlamıştı. 'En iyisi,' diye düşündü tekrar 'yatıp uyumak.'
Ardından kızın yakınlarında bir yerlere kıvrılıp yattı, her duruma karşın yüzünü peleriniyle örtmüştü. 'Umarım boğulmam.'
Nöbet tutmaya kararlıydı fakat çok geçmeden orada uyuyakalacağını biliyordu. Ve nöbet tutarken uyuyakalmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu bir sabah her yeri ağrıyarak uyandığında anlamıştı. 'En iyisi,' diye düşündü tekrar 'yatıp uyumak.'
Ardından kızın yakınlarında bir yerlere kıvrılıp yattı, her duruma karşın yüzünü peleriniyle örtmüştü. 'Umarım boğulmam.'
Ugraşlarının boşa gitmesi -belki de gitmemesi- ile hayal kırıklıgı yasamıstı.Oysa ki kendisi o parıldayan seyin bir elmas veya zümrüt oldugundan emin gibiydi."Lanet olsun..." dedi ve eski parayı ic cebine sokusturdu.Loncaya gidince işe yaramayan seyleri koydugu sandıkta iyi bir yer edinebilirdi bu eski para.Simdi uyumalıydı.İlk defa geceleri bu kadar erken uyuma istegi geliyordu.Bunun etkisinin lanet olası rüyalar oldugunu düsünerek, yavas adımlarla loncaya dogru geldigi binalardan gitti.Cok yorgundu ve simdi uyumak mükemmel olabilirdi.Lonca önündeydi.İceri can atarak girdi.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Huor Dwaxer'ın yaptığı gibi bir köşeye uzanırken,
*Evet, ben de seni görmüştüm ve yalnızca seni değil, başkalarını da gördüüümmmm.Aaaooggggg*
Esniyordu, ardından yattı ve gözlerini kapadı.
*İyi geceler dostum.*
*Evet, ben de seni görmüştüm ve yalnızca seni değil, başkalarını da gördüüümmmm.Aaaooggggg*
Esniyordu, ardından yattı ve gözlerini kapadı.
*İyi geceler dostum.*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Liero elinde ki karta bakarak "The Lady of the Lake" diye mırıldandı. Eski bir efsanedeki kadındı bu. Bir şövalyeye kılıcı vermiş ve bu kılıcın gücü sayesinde şövalye kral olabilmişti. şövalye ölünce kılıç tekrar gölün derinliklerinde kaybolmuştu.
Diğer şövalyeye döndü, elindeki kartı ona göstererek, "Sir Randillan, Lady of the Lake'in hikayesini hatırlıyorsunuz değil mi? Bu kartın üzerine çizilmiş olması garip." dedi.
Diğer şövalyeye döndü, elindeki kartı ona göstererek, "Sir Randillan, Lady of the Lake'in hikayesini hatırlıyorsunuz değil mi? Bu kartın üzerine çizilmiş olması garip." dedi.
" Peki, Usta. "
Koridorda, odasınsa doğru yol alırken, asanın kendisini nasıl seçtiğini düşünüyordu.
" Akıllı birşey herhalde. "
Kapısını kilitleyip, evcilini okşadıktan sonra rüyalara daldı.
Koridorda, odasınsa doğru yol alırken, asanın kendisini nasıl seçtiğini düşünüyordu.
" Akıllı birşey herhalde. "
Kapısını kilitleyip, evcilini okşadıktan sonra rüyalara daldı.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Game Part 0.2 ; Weird Places
__________________________________________
Rüyalar… Yeryüzünde yaşayan her canlının uykusuna eşlik eden düşler… Rüyalar bir yanılsamamıdır, yoksa kaderin aynası mı? Ã?oğu insan rüyaları umursamaz, ama çoğu için ne gördüğünü hatırlamak çok önemlidir. Rüyanın gelecekten kestiler olduğuna inanırlar, diğer boyutlardan birisinin aynasından yansıyan. Belki de bu yüzden rüyada görülenin tersi olacağına inanırlar… Ã?oğu kimse ise bilinç altının
bir oyunu olduğuna…
Rüyalar belki de bu yüzden ölümle benzerlikler gösterir. Ã?ünkü sırrı asla çözülememiştir. Peki ya gerçek olan rüyalar? Bu imkânlımıdır?
Peki, şimdi ne olacak? Kahramanları neler bekliyor? Yoksa bu tuhaf rüyalar geçidi bu gece doruğa mı ulaşacak? Rüyalar gerçek olabilir mi?…
Belki…
Kim gerçekten bilebilir ki?
(herkesin üzerinde neyle uyuduysa o var, elbise silah vb gibi…)
__________________________________________
Rüyalar… Yeryüzünde yaşayan her canlının uykusuna eşlik eden düşler… Rüyalar bir yanılsamamıdır, yoksa kaderin aynası mı? Ã?oğu insan rüyaları umursamaz, ama çoğu için ne gördüğünü hatırlamak çok önemlidir. Rüyanın gelecekten kestiler olduğuna inanırlar, diğer boyutlardan birisinin aynasından yansıyan. Belki de bu yüzden rüyada görülenin tersi olacağına inanırlar… Ã?oğu kimse ise bilinç altının
bir oyunu olduğuna…
Rüyalar belki de bu yüzden ölümle benzerlikler gösterir. Ã?ünkü sırrı asla çözülememiştir. Peki ya gerçek olan rüyalar? Bu imkânlımıdır?
Peki, şimdi ne olacak? Kahramanları neler bekliyor? Yoksa bu tuhaf rüyalar geçidi bu gece doruğa mı ulaşacak? Rüyalar gerçek olabilir mi?…
Belki…
Kim gerçekten bilebilir ki?
(herkesin üzerinde neyle uyuduysa o var, elbise silah vb gibi…)

Ardeth boş bir dehlizde ilerliyordu… İlerledikçe serin havayı hissetti. Ama çok geçmeden dehliz daraldı ve minnacık bir delik haline geldi… şimdi dizleri üzerinde sürünerek ilerliyordu. Nem oranı çok yüksekti. Boğazı acıyordu.
Sonunda sıkışarak delikten çıkmayı başardı. şimdi loş bir koridordaydı. Az ilerideki bir pırıltıya gözü ilişti… şimdi hep rüyalarında gördüğü gümüş saçlı şövalye koridorun diğer ucunda duruyor, ve karşısında ikiye ayrılan koridorlara bakıyordu…
Sonunda sıkışarak delikten çıkmayı başardı. şimdi loş bir koridordaydı. Az ilerideki bir pırıltıya gözü ilişti… şimdi hep rüyalarında gördüğü gümüş saçlı şövalye koridorun diğer ucunda duruyor, ve karşısında ikiye ayrılan koridorlara bakıyordu…

Randillan gülümseyerek karta bakıyordu. Sonra kendi elindeki kartı gösterdi
“The Green Knight”
Ve bununla birlikte tüm bu güzel düş değişti. Sir Liero düştüğünü hissediyordu ama bu bir uçurum gibi değil, bir hiçliğe düşmek gibiydi. Rüya değişiyordu.
Sonunda kendisini eski bir taş zeminde buldu. Koridor loştu. İlerledi ve ilerledi. Ne kadar gittiğini bilmiyordu. İleriden koridor ikiye ayrılıyordu... Tam o sırada bir ses duyduğuna yemin edebilirdi…
Kırmızı cüppeli büyücü tam arkasındaydı.
“The Green Knight”
Ve bununla birlikte tüm bu güzel düş değişti. Sir Liero düştüğünü hissediyordu ama bu bir uçurum gibi değil, bir hiçliğe düşmek gibiydi. Rüya değişiyordu.
Sonunda kendisini eski bir taş zeminde buldu. Koridor loştu. İlerledi ve ilerledi. Ne kadar gittiğini bilmiyordu. İleriden koridor ikiye ayrılıyordu... Tam o sırada bir ses duyduğuna yemin edebilirdi…
Kırmızı cüppeli büyücü tam arkasındaydı.

Dwax ile Huor yine bir ateşin başında uyandılar. Ama burası uyudukları yer değildi. şimdi bir kasabaya bakan bir tepede duruyorlardı.
Kasabada garip bir şeyler vardı. Çok sessizdi. Neredeyse terk edilmiş gibi. Tüm evlerin ışıkları sönüktü. Ama ileride parlayan pencereleri olan bir bina gözüküyordu…
Kasabanın tek hanı…
Kasabada garip bir şeyler vardı. Çok sessizdi. Neredeyse terk edilmiş gibi. Tüm evlerin ışıkları sönüktü. Ama ileride parlayan pencereleri olan bir bina gözüküyordu…
Kasabanın tek hanı…


