Gates of Shadow, 0.1 The Gathering (game screen)
Donaef sessiz ve kendine ait yöntemlerle loncadan hiçbir göze gözükmeden çıkmayı başarmıştı. Yolu kuleye gidiyordu. Bu rüyaların – ya da her ne ise – onun gizemini çözmeye. Ve şimdi önüne birkaç günlük bir yolculuk vardı. Bulunduğu yerden kule oldukça yakındı Belki de büyücünün yanına ilk kendisinin varacak olması düşüncesi onu hafifçe gülümsetti. Acaba – ki başka giden varsa – diğerlerinden önce gitmesi daha fazla bir şeyler öğrenmesi anlamına gelebilir miydi?
şehrin sokaklarında yürürken elini pelerinin altına sokup hançerini sevecenlikle okşadı. şimdi yürüyerek yol alıyordu ve kısa bir süre sonra Buz Nehrine ulaşacak, oradan kiraladığı herhangi bir tekne ile karşı kıyıya geçecekti. Aklında bu düşünceler uçuşurken kolunda hafif bir temas hisseti.
Küçük bir çocuk kendisi hiç fark etmeden yanına kadar gelmişti. Pelerinin kolunu çekiştiriyordu. Bu onlu yaşlarında biraz pasaklı bir erkek çocuğuydu ve gözleri kocaman açılmıştı. Titreyen bir sesle sordu.
“Lütfen bayım. Birazcık yemeğiniz var mı?”
Yinede tuhaf bir şeyler hissediyordu…
şehrin sokaklarında yürürken elini pelerinin altına sokup hançerini sevecenlikle okşadı. şimdi yürüyerek yol alıyordu ve kısa bir süre sonra Buz Nehrine ulaşacak, oradan kiraladığı herhangi bir tekne ile karşı kıyıya geçecekti. Aklında bu düşünceler uçuşurken kolunda hafif bir temas hisseti.
Küçük bir çocuk kendisi hiç fark etmeden yanına kadar gelmişti. Pelerinin kolunu çekiştiriyordu. Bu onlu yaşlarında biraz pasaklı bir erkek çocuğuydu ve gözleri kocaman açılmıştı. Titreyen bir sesle sordu.
“Lütfen bayım. Birazcık yemeğiniz var mı?”
Yinede tuhaf bir şeyler hissediyordu…

Randillan birkaç saniye duyduklarının şoku ile olduğu yerde kaldı.
“Evet, kesinlikle bu bir rüyadan öte. İkimiz de gördüğümüze göre…”
Ardından bahçeye inip atlarına bindiler ve hızla yola koyuldular. Arada bir sadece Sir Randillan’ın izleri incelemesi için duruyorlardı. Sir Liero bunu nasıl yaptığını merak etse de Randillan’ın bir süre izcilik yaptığını duymuştu. Bir saat kadar yolculuk ettikten sonra soru sormasına gerek kalmadan Randillan konuştu.
“Dağın eteğine doğru gitmiş, üstelik yaya. İzler eskide olabilir. Yere çok hafif bastığı için anlayamıyorum. Yine de ona kısa süre içinde yetişebiliriz. Atlarımız Tanrıya şükür ki dayanıklı.”
Böylece dağın eteğine doğru yol almaya başladılar. Uzakta, çok uzakta bir kaç gölgemsi kıpırtı görüyordu Sir Liero.
“Evet, kesinlikle bu bir rüyadan öte. İkimiz de gördüğümüze göre…”
Ardından bahçeye inip atlarına bindiler ve hızla yola koyuldular. Arada bir sadece Sir Randillan’ın izleri incelemesi için duruyorlardı. Sir Liero bunu nasıl yaptığını merak etse de Randillan’ın bir süre izcilik yaptığını duymuştu. Bir saat kadar yolculuk ettikten sonra soru sormasına gerek kalmadan Randillan konuştu.
“Dağın eteğine doğru gitmiş, üstelik yaya. İzler eskide olabilir. Yere çok hafif bastığı için anlayamıyorum. Yine de ona kısa süre içinde yetişebiliriz. Atlarımız Tanrıya şükür ki dayanıklı.”
Böylece dağın eteğine doğru yol almaya başladılar. Uzakta, çok uzakta bir kaç gölgemsi kıpırtı görüyordu Sir Liero.

Ve sonunda… Ardeth deniz yolu ile gitmesinin daha hızlı olacağına karar vermişti. Ne de olsa barbar topraklarından geçmek ölüm demekti, ayrıca önce kocaman hayatın solduğu çölü aşması gerekiyordu. Geminin kaptanı el değişen bir miktar para karşılığında hiçbir şey söylememişti, ama gemisine atı almaktan memnun olmadığı her halinden belli oluyordu.
Ardeth küpeşteye dayanmış dün gece olanları düşünüyordu. Evet, belki de bu bir rüyadan öteydi. Nasıl bir rüya gerisinde bir maddi cisim bırakabilirdi ki? Kamarasına inip kitaplarını karıştırdığında bununla ilgili birkaç bilgi duydu.
İnsanın kendisini tamamen kontrol edebildiği rüyaları lucid rüya olarak tanımlamıştı kitap. Yani ruhun tamamen astral boyuta geçtiği bir zaman dilimiydi bu. Ã?oğu insanın sıradan rüyalar görüp unuttuklarını, bazılarının rüyalarını hatırladıklarını, pek azının ise rüyalarını kontrol edebildikleri bilgisini veriyordu. Ama hiçbir yerinde bir rüyadaki eşyanın maddi düzlemde yanında olmasını açıklamıyordu.
Demek ki tüm o insanlar gerçekti…
Ardeth küpeşteye dayanmış dün gece olanları düşünüyordu. Evet, belki de bu bir rüyadan öteydi. Nasıl bir rüya gerisinde bir maddi cisim bırakabilirdi ki? Kamarasına inip kitaplarını karıştırdığında bununla ilgili birkaç bilgi duydu.
İnsanın kendisini tamamen kontrol edebildiği rüyaları lucid rüya olarak tanımlamıştı kitap. Yani ruhun tamamen astral boyuta geçtiği bir zaman dilimiydi bu. Ã?oğu insanın sıradan rüyalar görüp unuttuklarını, bazılarının rüyalarını hatırladıklarını, pek azının ise rüyalarını kontrol edebildikleri bilgisini veriyordu. Ama hiçbir yerinde bir rüyadaki eşyanın maddi düzlemde yanında olmasını açıklamıyordu.
Demek ki tüm o insanlar gerçekti…

Ravkhan hala gece oturduğu koltuktaydı ve elindeki kitabı kapatmıştı. Birkaç saniye Micah’ı süzdükten sonra gülümsedi.
“Çok güzel bir asa, büyülerinin seni yenilmez yapacağına eminim. Asa seni seçti o senin. Ben ona elimi süremem. İstersen otur ve sana anlatayım.”
Kitabı dizlerinin üzerine koydu.
“Demek herkes buraya gelecek… Ve Kâhin öldü… Belki de kaderi bu idi. Diğerlerinin buraya gelmesi çok iyi olacak… Asana gelince, dün gece lucid rüyada idiniz, genelde lucid rüya olsa bile maddelerin bu düzleme geçmesi imkânsız. Ama dediğin gibi. Kötülük geliyor. Bu yüzden bazı kurallar bozulabilir. şu anda imkânsız diye bir şey yok, sanırım.”
Baş büyücü hafifçe gerindi.
“Kara elfin güvenliğini bizzat ben sağlayacağım, bu konuda endişelenme. Sanırım misafirlerimizi ağırlamak için kullanılmayan kuzey kanadını açmalıyız. Bir süre burada kalacaklar gibi. En azından ben onları güvende tutacak bir şeyler yapana kadar. Kendin için endişelenme, ben olduğum sürece burası kötülüğe karşı korunuyor. Bu arada dün gece öğrendiğime göre bir akraban buraya doğru geliyor.”
Esrarengiz bir şekilde gülümsedi.
“Çok güzel bir asa, büyülerinin seni yenilmez yapacağına eminim. Asa seni seçti o senin. Ben ona elimi süremem. İstersen otur ve sana anlatayım.”
Kitabı dizlerinin üzerine koydu.
“Demek herkes buraya gelecek… Ve Kâhin öldü… Belki de kaderi bu idi. Diğerlerinin buraya gelmesi çok iyi olacak… Asana gelince, dün gece lucid rüyada idiniz, genelde lucid rüya olsa bile maddelerin bu düzleme geçmesi imkânsız. Ama dediğin gibi. Kötülük geliyor. Bu yüzden bazı kurallar bozulabilir. şu anda imkânsız diye bir şey yok, sanırım.”
Baş büyücü hafifçe gerindi.
“Kara elfin güvenliğini bizzat ben sağlayacağım, bu konuda endişelenme. Sanırım misafirlerimizi ağırlamak için kullanılmayan kuzey kanadını açmalıyız. Bir süre burada kalacaklar gibi. En azından ben onları güvende tutacak bir şeyler yapana kadar. Kendin için endişelenme, ben olduğum sürece burası kötülüğe karşı korunuyor. Bu arada dün gece öğrendiğime göre bir akraban buraya doğru geliyor.”
Esrarengiz bir şekilde gülümsedi.

Kızın hıçkırıkları zorla da olsa dinmiş gibiydi. Ayağa kalktı, ardından Jarenek çığlığını duydu ve olduğu yerden birkaç adım havalandı. Raven bağırıyordu.
“İmkânsız! Rüyamda kara elfin bana verdiği ok ve yay burada. Yüzük!”
Sesinden bir histeri krizinin eşiğinde olduğu belliydi. Kara elf gözünün ucu ile baktığında kızın yüzüğünü çıkartmak için uğraştığını gördü. Ve sonunda… Kız bir anlığına başını kaldırdığında kendisini görmüştü. Sonra hiç kıpırdamadan durdu, şimdi parmağındaki yüzüğü unutmuş gibiydi.
“Sen cidden o’sun. Dün gece rüyamda gördüğüm… Sen gerçekten… Nasıl mümkün olabilir ki? Peki, bunlar gerçekse… O adam gerçekten öldü mü? Peki diğerleri? Ã?yleyse biz de büyü kulesine gitmeliyiz. Evet, eğer sen de o rüyaları görüyorsan ve dün gece gördüysen…”
Birkaç saniye sessizce durarak Jarenek’in belindeki kılıca baktı.
“Sanırım ki o rüya gerçekti… Evet. Oraya gitmeliyiz.”
Sonra olduğu yere oturdu.
“Nasıl mümkün olabilir ki? Nasıl? Nasıl bu kadar sakin olabilirim? Seninle yolculuk edecek kadar hem de! Nasıl sana güvenebilirim?”
Sesi kırılgandı.
“İmkânsız! Rüyamda kara elfin bana verdiği ok ve yay burada. Yüzük!”
Sesinden bir histeri krizinin eşiğinde olduğu belliydi. Kara elf gözünün ucu ile baktığında kızın yüzüğünü çıkartmak için uğraştığını gördü. Ve sonunda… Kız bir anlığına başını kaldırdığında kendisini görmüştü. Sonra hiç kıpırdamadan durdu, şimdi parmağındaki yüzüğü unutmuş gibiydi.
“Sen cidden o’sun. Dün gece rüyamda gördüğüm… Sen gerçekten… Nasıl mümkün olabilir ki? Peki, bunlar gerçekse… O adam gerçekten öldü mü? Peki diğerleri? Ã?yleyse biz de büyü kulesine gitmeliyiz. Evet, eğer sen de o rüyaları görüyorsan ve dün gece gördüysen…”
Birkaç saniye sessizce durarak Jarenek’in belindeki kılıca baktı.
“Sanırım ki o rüya gerçekti… Evet. Oraya gitmeliyiz.”
Sonra olduğu yere oturdu.
“Nasıl mümkün olabilir ki? Nasıl? Nasıl bu kadar sakin olabilirim? Seninle yolculuk edecek kadar hem de! Nasıl sana güvenebilirim?”
Sesi kırılgandı.

Dwax acele ile yolculuk malzemelerini hazırlarken Huor aşağıdaki kampını toparlamış ve tekrar yolculuğa hazır hale gelmişti. İkisinin de arasında dün geceki rüyadan sonra sözlerden öte bit şey vardı. Bu hissin en baskın olanları güven ve tanımışlıktı. Dün gece aynı rüyalarda gördükleri ve yaşadıkları maceralar…
Yine de Huor bir büyücü olduğu için bunun lucid rüya olduğunun farkındaydı. Ama maddi bir cisim nasıl o boyuttan bu boyuta sadece rüyanın kapısı ile geçebilir di ki? İşte bu mantıkta büyük bir gedik vardı…
Barbar topraklarının sınırının yanından geçeceklerdi. Barbarların ne kadar vahşi olduklarını biliyorlardı. Bu yüzden onlardan uzak kalmanın en akıllıca sı olduğunu daha konuşmadan kararlaştırmışlardı.
Yinede çok bir zaman geçmeden kendilerine doğru uzaktan gelen bir karaltı gördüler. Bu pek barbarlara benzemiyordu… Aslında… Daha çok bir kervana benziyordu…
Yine de Huor bir büyücü olduğu için bunun lucid rüya olduğunun farkındaydı. Ama maddi bir cisim nasıl o boyuttan bu boyuta sadece rüyanın kapısı ile geçebilir di ki? İşte bu mantıkta büyük bir gedik vardı…
Barbar topraklarının sınırının yanından geçeceklerdi. Barbarların ne kadar vahşi olduklarını biliyorlardı. Bu yüzden onlardan uzak kalmanın en akıllıca sı olduğunu daha konuşmadan kararlaştırmışlardı.
Yinede çok bir zaman geçmeden kendilerine doğru uzaktan gelen bir karaltı gördüler. Bu pek barbarlara benzemiyordu… Aslında… Daha çok bir kervana benziyordu…

Jarenek kız konuşurken bir süre boyunca arkasını dönük bir şekilde bekledi. "Sana zarar vermek isteseydim çoktan ölmüştün bile. Seni benimle gelmen için zorlayamam. Kuleye gitmem gerekiyor. Hayatımda ilk defa bu kadar insanla karşılaşıp bir yere aitmişim gibi hissettim. Sırf bunun için gitmek zorundayım." Ardından arkasını dönerek kızın gözlerine baktı bir şey söylemek için ağzını açtı, fakat sonradan durup şaşkınlıkla kıza bakmaya devam etti. "Gözlerinin gri olduğunu farketmemiştim daha önce...çok garip. Nasıl olabilir ki? Her neyse," diye devam etti kız daha cevap bile veremeden. "Gelmek ya da gelmemek sana kalmış. Ama ben gideceğim, ne olursa olsun."
Ardeth yolculuk boyunca gerekli olmadıkça konuşmadı. Ã?mrü çöllerde geçmiş biri olarak deniz yolculuğu ona zor geliyordu. İlk bir kaç gün diğer sıkıntılarının yanı sıra bir de mide bulantısıyla uğraşmak zorunda kaldı.
Acaba Omar'ın ölümü yüzünden Ardeth'i aramaya başlamışlar mıydı? Ya kuleye gittiği zaman rüyasındaki kimseyle karşılaşmazsa. Bu düşünceler ve sıkıntılar içinde yolculuğunu sürdürdü.
Acaba Omar'ın ölümü yüzünden Ardeth'i aramaya başlamışlar mıydı? Ya kuleye gittiği zaman rüyasındaki kimseyle karşılaşmazsa. Bu düşünceler ve sıkıntılar içinde yolculuğunu sürdürdü.
Wulfgar Snowtiger, Shifter, Barbarian 2/ Ranger 2 /Warshaper 2
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
Donaef yanına gelen cocuga garip bir bakıs attı.Bir eli hancerindeydi diger elini ise cocugun kafasına koyup biraz oksadı.Cocuk ne olursa olsun sokaklardaydı ve kendisi gibi birisi olacagını biliyordu.Cocugun saf bakıslarına dayanamayarak sırıttı.
"Ekmek veremem kücük adam fakat sana bir kac bozukluk verebilirim." dedi ve elini cebine uzattı.Cebindeki az da olsa bozuklukları cocuga vermisti."Simdi bende de para kalmadı kücük adam.Onlarla sakın kötü bir seyler yapma!" dedi ve yavasca tekrar yürümeye basladı.Simdi kendisinde de para kalmamıstı.Sırıtıyordu.Uzun zamandır yolculuk yapmamıstı.
"Eglenceli olacaga benziyor...Kule de oldukca degerli esyalar oldugunu duymustum..." dedi sessizce ve sırıtarak sehrin kapısından cıkmak icin yol aldı.
"Ekmek veremem kücük adam fakat sana bir kac bozukluk verebilirim." dedi ve elini cebine uzattı.Cebindeki az da olsa bozuklukları cocuga vermisti."Simdi bende de para kalmadı kücük adam.Onlarla sakın kötü bir seyler yapma!" dedi ve yavasca tekrar yürümeye basladı.Simdi kendisinde de para kalmamıstı.Sırıtıyordu.Uzun zamandır yolculuk yapmamıstı.
"Eglenceli olacaga benziyor...Kule de oldukca degerli esyalar oldugunu duymustum..." dedi sessizce ve sırıtarak sehrin kapısından cıkmak icin yol aldı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Dudaklarını büzüştüren Huor:
*Sanırım haklısın.Ben konuşmalıyım.Fakat arkamı kollamayı unutma!*
*Sanırım haklısın.Ben konuşmalıyım.Fakat arkamı kollamayı unutma!*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Micah, hazırlıklarını sürdürüyordu. Yatağına yığdırı eşyaları listesinden kontrol ederek, küçücük bir çantaya atmaya başladı. Küçücük çanta, sihirli bir şekilde ne koyarsa koysun, hiç ağırlaşmıyor, hatta boş görünüyordu.
" Evet, kristal küremizi özel yerine de koyduk. şimdi, ne kaldı geriye Draven? "
Küçük ejderha, Micah'ın uyuduğu yatakta yürüyüp listeye baktı. Micah, yatağında yürümesini hiç dert etmiyordu. Zaten bir parçası gibiydi, evcili.
Draven: " Herşey tamam. "
Beyaz cüppesini giyip, aynada saçını düzelten, Micah cevap verdi: " Peki, diğerlerinin üzerinde iyi bir izlenim vermem de lazım. Nasıl oldum? "
Draven ile aralarındaki bir şakaydı bu, Micah kuledeki bir kız öğrenciyle ne zaman koridorda karşılaşsa, hep bu soruyu sorardı.
Draven odanın ortasında dönüp durmaya başladı.
" Sizin tür de, ne garip."
" Ya, zamanı gelicek sen bana sorucaksın. Bakalım, yanılsama büyülerine usta o kızın yoksa sana uygun bir evcili mi vardı. "
Draven, şakayla micah'ın omzunu konup kafasına kanadıyla tokat attı.
" Tamam, tamam. "
------------------------------------------------------
" Evet, kristal küremizi özel yerine de koyduk. şimdi, ne kaldı geriye Draven? "
Küçük ejderha, Micah'ın uyuduğu yatakta yürüyüp listeye baktı. Micah, yatağında yürümesini hiç dert etmiyordu. Zaten bir parçası gibiydi, evcili.
Draven: " Herşey tamam. "
Beyaz cüppesini giyip, aynada saçını düzelten, Micah cevap verdi: " Peki, diğerlerinin üzerinde iyi bir izlenim vermem de lazım. Nasıl oldum? "
Draven ile aralarındaki bir şakaydı bu, Micah kuledeki bir kız öğrenciyle ne zaman koridorda karşılaşsa, hep bu soruyu sorardı.
Draven odanın ortasında dönüp durmaya başladı.
" Sizin tür de, ne garip."
" Ya, zamanı gelicek sen bana sorucaksın. Bakalım, yanılsama büyülerine usta o kızın yoksa sana uygun bir evcili mi vardı. "
Draven, şakayla micah'ın omzunu konup kafasına kanadıyla tokat attı.
" Tamam, tamam. "
------------------------------------------------------
Micah, kızı gördüğünde hissettiği o garip tanıma duygusunu hatırlamadan edemedi. Zihninde soru işaretleri vardı.Ravkhan "Bu arada dün gece öğrendiğime göre bir akraban buraya doğru geliyor.”
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
“Ã?yleyse kara elf, bu rüyalar cidden gerçek. Gözlerime ne oldu bilmiyorum ama görüşümde bir değişiklik yok. Hayret uyandırıcı.”
Kısa bir süre durdu, ardından devam etti.
“Evet, seninle geleceğim. Bende oraya gitmem gerektiğini hissediyorum.”
Bu sırada duyduğu bir ses ile durduğu yerden fırladı. Jarenek ne olduğunu anlamak için çevreye bakındı ama tek gözü güneş altında acımasız derecede zayıf kalıyordu. Üstelik uzaklardan gelen bir sesi sadece vızıltı olarak duyuyordu. Raven’in ise suratı ise bembeyaz olmuştu.
“Sanırım kaçacak ya da saklanacak her hangi bir yerim yok değil mi?”
Dediğini duydu kızın arada. Ayağa kalkmış şehrin olduğu yöne bakıyordu.
Ver sonunda Jarenek bağıran bir erkeğin sesini duydu. Vızıltı ise at nallarından geliyordu.
“GILANSHAR!”
Kısa bir süre durdu, ardından devam etti.
“Evet, seninle geleceğim. Bende oraya gitmem gerektiğini hissediyorum.”
Bu sırada duyduğu bir ses ile durduğu yerden fırladı. Jarenek ne olduğunu anlamak için çevreye bakındı ama tek gözü güneş altında acımasız derecede zayıf kalıyordu. Üstelik uzaklardan gelen bir sesi sadece vızıltı olarak duyuyordu. Raven’in ise suratı ise bembeyaz olmuştu.
“Sanırım kaçacak ya da saklanacak her hangi bir yerim yok değil mi?”
Dediğini duydu kızın arada. Ayağa kalkmış şehrin olduğu yöne bakıyordu.
Ver sonunda Jarenek bağıran bir erkeğin sesini duydu. Vızıltı ise at nallarından geliyordu.
“GILANSHAR!”


