Wahşi Batı ...... Arşiv

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Post Reply
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Wahşi Batı ...... Arşiv

Post by dwaxer »

.
Arkadaşlar buraya gizleyerek oynadığımız maceralarınızı toplu vaziyette atacağım arada sırada, böylece okuyup kimin ne yaptığını nasıl oynadığını da görebilirsiniz. Genelde seviye atlamalarda filan koyacağım hikayeleri ya da karakter öldüğünde.
.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
AtlıAvcı - Edmond

.
AtlıAvcı, Colorado’nun biraz güneyindeki otlaklarda (C7) kabilesiyle yaşıyordu ama ailesi yoktu. Kabile şefinin kendisini çağırdığını öğrenerek şef çadırına gider. İçerde oturmuş, şef KızgınBoğa, Kabile büyücüsü KutsalBizon ve tanımadığı beyaz adam kıyafetleri giyen winchester tüfekli bir yarı-kızılderili vardır. şef oturmasını işaret eder. “AtlıAvcı artık günün geldi! KutsalBizon dün gece bir rüya görmüş. Bir şahinin zehirli bir yılanı avlamasını ve seni görmüş AtlıAvcı! Bu ruhların bir işareti. Atalarını katleden bazı beyaz adamları bulmanı ve onları tek tek cezalandırmanı istiyoruz. Ã?ncelikle bu göreve hazır mısın ve kabul ediyor musun?”
.
Atlı Avcı, yalnızca masmavi gözleri görünen o zavallı kızılderili, başını bir kere yukarı, bir kere de aşağı hareket ettirdi.

*şefim ne arzularsa!Hepsini öldüreceğim!*

Sonunda şefi ona gereken izni vermişti.şefinin isteği olmadan adam öldürmek, kabilede idam ile cezalandırılırdı.Hepsini öldürecekti.

*şimdi kimden başlamamı arzularsınız şefim.*

Her şey, şefin arzusuyla olurdu.

***

“Uhg! Zaten senin cesur bir savaşçı ruhu taşıdığından emindim AtlıAvcı!” der şef. Ve yanındaki beyaz adam giyimli kişiyi tanıştırır. “Bu gördüğün yarı kardeşimiz SolukRuh. Annesi beyazdı. Beyaz adam dilini çok iyi konuşur ve kendini onlara Joe diye tanıtır. SolukRuh aynı zamanda çok iyi bir iz sürücüdür.

AtlıAvcı ve SolukRuh kızılderili usulü selamlaşır.

şef sözüne devam eder: “AtlıAvcı bu serüvende SolukRuh sana yardımcı olacak, beyaz adamların içine rahatça girip çıkabildiği için araştırmalarınız daha kolay olur. şimdiden Kızılderilileri acımadan katletmiş bir beyaz adamın izini bulmuş. Ã?yle değil mi SolukRuh?” şef SolukRuh’a (Joe) dönerek açıklama bekler.

“Evet izini bulduğum bu adama “El Condor” diyorlar. Douglas Mortimer diye biri. Zamanında pek çok kardeşimizi katletmiş acımasız bir insan. Araştırmalarımla onun Texas denilen bir kasabada oturduğunu ama bazen ödül avcılığı yapmak için dolaştığını öğrendim. Ayrıca keskin nişancıymış.”

şef ve onunla birlikte herkes ayağa kalkar. şef KızgınBoğa, AtlıAvcı’nın omuzlarından tutar. “Bu görevin sorumluluğu senin üzerinde AtlıAvcı! Yarı kardeşimiz SolukRuh sadece sana yardımcı olacak, kararları sen vereceksin. Unutma o adamın kafa derisini bana getiremezsen atalarının ruhu asla huzura kavuşmaz. şimdi gidin ve SolukRuh ile yolculuk hazırlıklarınızı ve planlarınızı yapın, sonra da yola çıkarsınız.”

***

AtlıAvcı, son selamını vererek çıktı çadırdan.Yanındaki melez -SolukRuh-, acayip gelmişti genç kızılderiliye.Ã?nce gidip biraz su aldılar, sonra da bir kızılderiliden biraz yemek.Kızılderililer arasında para ile ticaret olmazdı, zaten kolay kolay ticaret de olmazdı.İsteyen istediği kişiden istediğini isterdi.Karşısındaki de verirdi.

Yemekleri almışlardı.

*SolukRuh kardeş, Texas'a mi gidiyoruz şimdi?Sen benim yerime konuşursun onlarla, ben yüzümü burada gizlediğim gibi gizleyeceğim.Vakti gelmedikçe açmayacağım.Dolayısıyla beni görünce onlar, *Bu kim!* diyecekler.Beni düşman belleyecekler.Onlar kendi kardeşlerini bile keserler.Beni onlara, kızılderili diye tanıtma, yüzümü görmediklerinden, tanıyamazlar.Sen beni onlara, Avrupalı diye tanıt.*

***

İkisi atlarına atladıkları gibi yola çıktılar. Kabilenin şimdilerde kaldığı bölgeden (C7) Teksas’a gitmek at sırtında yaklaşık 16 gün sürecekti.

Av hayvanı bulabilmek: 1d100+Zeka+Bilgi+Dayanım+İzcilik
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır)
SolukRuh Av bulma zarı: 1d100+55

Av hayvanını vurabilmek: “İsabet Zarı”
Zorluk=100 (2 atış hakkı)
AtlıAvcı İsabet zarı: 1d100+Ã?eviklik+Güç+Hızlı nişan+Ok&Yay-Mesafe=1d100+29
SolukRuh İsabet zarı: 1d100+Ã?eviklik+Hızlı nişan+Tabanca-Mesafe=1d100+18


1.gün: 77+55=122 Bir tavşan görürler
AtlıAvcı okunu atar: 24; ama vuramaz
SolukRuh Winchesterini ateşler: 99 ve tavşanı vurur.
Pişirip afiyetle yerler. Su bulamamışlardır.

2.gün: 96+55=151 bir tavşan
AtlıAvcı okunu atar: 51; ama ıskalar.
SolukRuh Winchesterini ateşler: 71+18=89 ve ıskalar.
Su bulamamışlardır.

3.gün: 76+55=131 bir tavşan
AtlıAvcı okunu atar: 29; ama vuramaz
SolukRuh Winchesterini ateşler: 53 ıskalar.
Yine su bulamazlar. SolukRuh’un suyu olmadığından AtlıAvcı mataralarından birini ona verir. şimdi ikisinin de suyu yoktur.

4.gün: 15 Av hayvanı bulamazlar ama su bulmuşlardır. Mataralarını doldurup yola devam ederler.

5.gün: Av yok Su yok; kurumuş kumanyaları ile beslenirler

6.gün: 87+55=142 Bir tavşan görürler.
AtlıAvcı okunu atar: 76+29=105; tavşanı vurur (EXP:10) Pişirip yerler. Su yok.

7.gün: 10 Av bulamazlar ama su bulurlar.

8.gün: 95+55=150 Tavşan görürler.
AtlıAvcı okunu atar: 88+29=117; tavşanı vurur. (EXP:10) Pişirip yerler su da vardır.

9.gün: 76+55=131 Bir tavşan!
AtlıAvcı okunu atar: 85+29=114; tavşanı vurur (EXP:10) Pişirip yerler. Su yok.
C4 bölgesine girmişlerdir.

10.gün: 27 Av göremezler, su da bulamazlar.

11.gün: 100+55=155 Bir geyik görürler (HP:100)
AtlıAvcı okunu atar: 56+29=85; ıskalar.
SolukRuh Winchesterini ateşler: 41+18=59 ıskalar.
Su bulmuşlardır yine.

12.gün: 67+55=122 tavşan görürler.
AtlıAvcı okunu atar: 58; vuramaz.
SolukRuh Winchesterini ateşler: 78+18=96; kıl payı ıskalar.

13.gün: Alabama bölgesine girerler. Kasabanın kıyısına geldiklerinde SolukRuh kasabaya gidip kendine 2 su matarası daha alır. Teksas’a dört günlük yolları kalmıştır yola devam ederler.

14.gün: Alabama-Teksas arasındaki posta arabası yoluna yakın gitmektedirler. Yine de yolun üzerinden değil de açığından seyahat etmektedirler, böylesi daha emniyetlidir. Derken uzaktan silah sesi duyarlar. Merak edip yaklaşırlar. Bir tepenin üstünde yatıp gizlenerek ne olduğuna bakarlar. Posta arabası yolu İki alçak tepenin arasından geçmektedir ve haydutlar tam o noktaya kayalar yuvarlayıp posta arabasının durmasına sebep olmuşlardır. Posta arabası devrilmiş, bir kişi hariç herkes ölmüştür. O bir kişide yan yatmış arabanın kapısından ateş ederek karşıdaki tepenin üstünde bulunan 3 haydutla mücadele etmektedir. Haydutlar da yukardan tüfekle ateş etmektedirler.

Manzarayı gören SolukRuh, AtlıAvcı’ya dönerek “ne yapalım?” diye sorar.

***

AtlıAvcı, eline yayını aldı, okunu koydu ve:

*Tüfeğini çıkar ve neler olacağını seyret dost!*

İlk atışını gördüğü ilk hayduta, menziline aldıktan sonra yapar.

***

Haydutlar bütün dikkatlerini kendini savunan yolcuya çevirdiklerinden arkalarındaki kızılderililerin farkında değildiler. Aşağıda devrilmiş at arabasının arkasına saklanmış yolcuya sık sık ateş ettiklerinden ortam gürültülü bir hal almıştır. 1 ve 2. haydut Remington tüfekle, 3 ve 4. haydut çifteli tüfekle ateş etmektedir.

SolukRuh AtlıAvcının kolundan tutarak, “önce bir saldırı planı yapsak daha iyi değil mi? Hangilerine nasıl saldıracağız gibisinden?” diye sorar.

Image

***

AtlıAvcı, Solukruh'a bakarak:

"Ben yukarıdakini (1) öldüreceğim, onu sessiz sedasız öldürebilirsem (menziline girene kadar sessiz adımlar), ikinciyi de menzilime alıp (yine sessizce) onu da oklayacağım, farkettirmezsem, aynısını üçüncüye de yapacağım.Fakat bir şeyi unutma, beni farkettikleri anda tüfeğine davranacaksın.Ve ilk önce en alttakine ateş edeceksin.Ã?ünkü benim menzilim evvela ikinciye yetecektir.*

Birinciyi menziline alana kadar sessizce ilerlemeye başladı.Menziline alır almaz atacaktı okunu.Adamlara arkadan yaklaştığı için, farkedilmesi çok zor gibiydi.

***

AtlıAvcı sessizce hedefine yaklaşır. Adamlar çatışma halinde olduklarından farkına varmazlar. (Korunma:50)
Adamı tek atışta öldürecek şekilde ensesine nişan alır (öldürücü atış cezası:-50) ve okunu salar.
İsabet zarı: 1d100(76)+Zeka+Bilgi+Keskin nişan+Ok&Yay-Mesafe-50=53 başarılı!
Kızılderilinin attığı ok adamın ensesine girer ve haydut çığlık bile atamadan yığılır.

Diğerleri hala olayın farkına varmamıştır. SolukRuh bir yandan her an ateş etmek üzere 3.hayduta tüfeğini doğrultmuş, bir yandan da ortağına hızlı bakışlar atmaktadır.

Image

***
AtlıAvcı sırıtır.Ardından ikinciye aynı adımları yapmak için yaklaşır.Mümkün olduğunca yaklaşacaktır sessizce, ardından ise, okunu adamı öldürecek şekilde atacaktır. (öldürücü atış cezası:-50)
İsabet(14)=-9
Ancak bu sefer attığı ok tamamen farklı bir yöne gider. Ancak işin ilginç yanı havadan giden oku haydutlar göremez, hala farkında değildirler olayın.

***

AtlıAvcı sinirlenmiştir, nasıl olur da böyle bir şekilde ıskalar!

Yeniden, kıpırdamadan bir ok daha atar. (yine 2'ye)
İsabet(38)=22
Yine ıskalamıştır fakat ne haydut2 ne de haydut3 üstlerinden geöçen okların farkına varmaz. Ã?ünkü adamlar devrilmiş at arabasının arkasındaki adama ateş etmekle meşguldur. Yolcu da onların ateşine karşılık vermektedir ama birbirlerini vuramamışlardır henüz. SolukRuh ise tüfeğini haydut3’e çevirmiş, AtlıAvcı’nın farkedilmesi durumunda ateşe hazırdır.

***
AtlıAvcı, somurtmaya başlamıştı, bir kez daha attı okunu
İsabet(16)=başarısız

Yine ıskalamıştır, üstelik ok haydut3’ün gözünün önünden geçince adam AtlıAvcı’yı fark eder.
Haydut3 “kızılderilileer!!” diye bağırarak diğerlerini uyarır.

Bu arada SolukRuh winchesteriyle adama arkasından ateş eder.
İsabet(15)=49
Ancak kıl payıyla kaçırmıştır hedefi. Kurşun kulağının dibinden geçerek haydut3’ü kısa süreli panikletir. (Anlık panik cezası:-10)

AtlıAvcı korunma(67)=87
SolukRuh korunma(67)=80

Haydut2 arkadaşının uyarısıyla tehlikenin farkına varır ve dönerek AtlıAvcı’ya ateş eder.
İsabet(33)=55
Ancak ıskalamıştır.

Haydut3 ise SolukRuh’u hedef alır.
İsabet(68)=81 isabetli – Hasar:5d20=60
Kurşun sağ tarafından kaburgalarına girerken yarı kızılderili acıyla yere çömelir.

Haydut4 posta arabasının ardındaki yolcuya ateş eder.
İsabet(10)=başarısız
Ancak vuramaz.

Kazazede yolcu da boş durmamaktadır. Haydut2’ye ateş eder.
İsabet(16)=başarısız
Ama o da hedefi vuramamıştır.

AtlıAvcı HP: 110
SolukRuh HP: 113-60=53
Haydut2 HP: 113-87=26
Haydut3 HP: 115
Haydut4 HP: 115
Yolcu HP: 115

***

AtlıAvcı, arkadaşının hâline acıyarak yeniden atar okunu.Ses çıkarmamaya çalışmaktadır, hedefin kolaylaşacağından korkar.Yeniden ikiye atarken, arkadaşının silah sıkıp sıkmayacağını da merak etmektedir.
İsabet(81)=118 başarılı – Hasar:1d100=87
AtlıAvcı’nın attığı ok haydut’un sağ omuzundan, ciğerlerine kadar girer. Adam korkunç bir çığlık atar. Bayılmamak için kendini zor tutmaktadır, üstelik sağ elini kullanmakta zorlanmaktadır. (-20)

Yaralı olan SolukRuh, üstünde olduğu kayanın arkasına kaçarak çömelir ve kendini tedavi etmeye çalışır.
Tedavi(68)=başarılı
Yaranın üzerine büyükannesinden kalma macunumsu bir ilaç yapıştırarak, bezle sarar ve kanamayı keser.

AtlıAvcı korunma(96)=116

Haydut2 zorlukla silahını kaldırıp AtlıAvcı’ya ateş eder.
İsabet(99)=Kritik Vuruş!

Haydut zor bela nişan aldığı halde, sanki kaderin kötü bir oyunu gibi mermi kızılderilinin tam alnına isabet eder. AtlıAvcı’nın gıkını çıkarmaya bile vakti olmaz. Yere devrilirken kaşlarının arasındaki delikten kan ve beyin parçaları akmaktadır. Artık o da atalarının yanına gitmiştir.

Son.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Douglas "El Condor" Mortimer - Tersyuz

Douglas "El Condor" Mortimer Texas şerifini ofisine girer, amacı arananlar listesini inceleyerek dişine göre bir av bulmaktır.

İçeride şeri Taytıs ve yardımcısı oturmaktadır. İkisi de Mortimer’e bakarlar. Yardımcı soğuktur ama şerif gülümsemeyi esirgemez. “Vay vay vay! Douglas buraya geldiğine göre suçlu avına çıkmak niyetindesin!” der.

***

El Condor piposunu yakmaya uğraşırken şerifin duvarında asılı ilanlara göz gezdirdi.
"Var mı yeni keklikler? Senin kulağın deliktir, bu ilandakilerden yerini bildiğin var mı?" Yılan gözleriyle şerife baktı, adeta düşüncelerini okumak istiyor gibiydi. "İyi bir bilgiye ödülün
%10'u çalışır benden." Sırıtarak şerifin cevabını bekledi.

***

şerif de sırıtır. Yanındaki yardımcısına “git bi bak bakalım arkadaki mahkumlar rahat dururyor mu?” der. Yardımcı istemeye istemeye arkdaki sağlam bir kapıdan diğer taraftaki nezarethane bölümüne gider.
şerif Mortimer’e “len böyle ulu orta komisyon teklif edilir mi, sen hiç mi bilmiyorsun bu işin raconunu!” der.

Birinin yeri hakkında ip ucu bulmak: 1d100+Zeka+Karizma
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır)
İp ucu: 89+20+8=117 başarılı

“Pekala pekala, bugün telgraf ile çok taze bir haber aldım. “Samuel T. Walsh” adında tecavüzcü bir serseri Colorado’da görülmüş. “Roky Dağlarını nasıl geçebilirim diye soruyormuş, nehirden dağlara gidebilmek için kano satın almak istemiş ama şerifin geldiğini sanarak aceleyle kaçmış. Adam galiba biraz hanım evladı bir tip, o dağlara tırmanmadan sen yetişirsin gibime geliyor. Bugün trene binsen beş günde Colorado’dasın, bilmem yetişebilir misin. Keyfin bilir, ama gidersen benim komisyonu da unutma!

***

"Canım senin yardımcı da pişsin yanında biraz. Yol yordam öğret, ayda 25$ için insan hayatını tehlikeye atmaz. Madem öyle bir Colorado'ya uzanayım, severim böyle tecrübesiz kanun kaçaklarını." Piposunu tüttürerek dışarı doğru çıktı. "Umarım verdiğin bilgiler doğrudur, öyleyse 15 gün içinde geri dönerim. Sen de bu arada kulaklarını açık tut. şu zenciyi yakalamak iyi olur." Derin bir iç çekti. "Ne günlere kaldık zenciler de bayazlar gibi suç işler oldu, yasaklanmalı bunlar."
El Condor Colorado'ya gidecek trenin saatini öğrendi. Evinden eşyalarını toparladı, yanına yolculuk için içecek ve yiyecek aldı.
Akşam üzeri tren Colorado'ya doğru giderken treninin vagonunda şapkasıyla yüzünü örtmüş ve her zamanki gibi tilki uykusuna yatmıştı.

***
6.GÃ?N
Douglas Mortimer beş günlük tren yolculuğu sonunda Colorado’ya varmıştır.
Masraf: Yemek=5, Tren bileti=5, At=15: Toplam=20$

İstasyonda iner ve atını da vagondan indirir. İstasyon görevlisi ile kasaba hakkında biraz konuşarak kabaca neyin nerde olduğunu öğrenir.

***

Douglas iskeleye doğru gider, kayık satan dükkanları gezer. "Rocky dağlarını nasıl geçebilirim?" diye sormayı ihmal etmez. Bu tür soruyu soran çok kişi olmayacağından "Herkes de oralara gidiyor bu aralar." diyen bir satıcı bulmaya çalışır.
Bu şekilde ağız arayarak bilgi almak daha ucuz ve kolay olacaktır. Bu işte şimdiden zarar etmeye başlamıştır bile.

***

(Doğru yerde araştırma yaptığın için: 10exp. Ve İpucu bulma:+20 kazandın)

Douglas Depoların ve iskelenin civarında dolanıp araştırmasını yapar.
ip ucu bulmak: 1d100+Zeka+Karizma+20=74 başarısız
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır)

Ancak Samuel T. Walsh hakkında bir ipucu bulamamıştır. Bazı kayıkçılar, ertesi gün tekrar uğramasını, samur avından dönecek avcıların belki bilgi sahibi olacağını söylerler. Bu arada hava kararmaya başlar.

***

Douglas piposunu tüttürerek bir bara gider. Ã?dül avcılığının zor ve sabır gerektiren bir iş olduğunu bilmektedir, bir gün kaybetmesi belki de ona çok daha değerli bilgiler kazandırabilirdi.
Otelde kalacak bir yer tutar, bar kısmında bir masaya oturur. Etrafla ilgilenmiyor gibi gözükse de kulaklarını dikmiştir. Kime niyet kime kısmet? Belki başka bilgiler de alabilirdi buradan.
"Tabii o köpek şerifin yanlış bilgi verme ihtimali de var." diye düşündü içinden. Buraya kadar boşu boşuna yol tepmek çok canını sıkardı doğrusu.
Geceyarısını geçerken odasına gidip yattı. Tüfeğini her zamanki gibi yatağının altna koydu, kapıya da bir iskemle dayadı.

***

7.Gün:
Ertesi gün sabah erkenden tekrar nehir kenarında iskele ve depo yakınlarında dolaşıp Samuel T. Walsh hakkında soruşturma yapar.
ip ucu bulmak: 1d100(21)+Zeka+Karizma+20=69 başarısız
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır)
Fakat yine bir ipucu bulamaz. “Yarın yine gel istersen, kuzeydeki avcılardan dönen olursa onlara sorarsın, belki dediğin adama rastlamışlardır,” der yaşlı bir tuzak tamircisi.

***


Douglas araştırarak geçirdiği bir günden sonra eli boş dönmüştü. Biraz ip ve kelepçe aldı, kim bilir bu pek tehlikeli bir suçluya benzemiyordu canlı yakalayabilirdi.
Akşam barda dedikodulara kulak kabarttı, Gece yarısını geçerken odasına gitti. Piposunu tüttürürken adamını yakalayacağından emin hain hain sırıtıyordu. "Yarın Samuel! Olmazsa öbür gün, ama sonunda mutlaka elime düşeceksin."
Harcama:3$

***

Douglas akşamki bar sohbetlerinde ünlü “eski” ödül avcısı Cincinnati Kid’in bölgede dolaştığına dair dedikodular duymuştur. Yöredeki çiftçilerden biri, önceki gün arazisinden geçen ve Boston’a sığır sürüsü götüren birkaç sığır çobanından birini tanımıştır. Adam alkollüdür, sözüne pek güven olmaz ama gördüğü adamın Cincinnati Kid o9lduğuna yemin eder.

8.Gün:
Sabah hemen nehir kıyısına gider ve kuzeyden kanolarıyla yeni dönmüş birkaç kürk avcısına Samuel’i sorar.
ip ucu bulmak: 1d100(65)+Zeka+Karizma+20=113 başarılı
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır)

“Ah evet gördüm onu!” der tek dişli bir avcı. Burdan bir günlük mesafede, nehrin kıyısında hasarlı kanosunu tamir ediyordu. Yardıma ihtiyacı var mı diye sormak istedim ama adam çiftelisine davranınca hızla kürek çekerek uzaklaştım oradan! Demek aranıyormuş ha, belliydi zaten!”

Adam Samuel’i gördüğü yeri Douglasa iyice tarif eder.

***

Douglas keyifle sırıtır. "Nihayet! Al ihtiyar benden bir viski içersin." 1$'lık bozuk parayı ihtiyara doğru fırlatır.
Eşyalarını toplar, atına yükler. "Demek çiftelisi varmış, mesafe avantajı bende o zaman."
Uzaktan kanoyu görebilirse atından inip yayan yürümeyi hesap etmiştir. Ã?iftelinin erişemeyeceği bir mesafeden 50-60m.'den silahını bırakmasını sağlayabilirse belki de kansız bir biçimde çözebilecektır bu olayı. İşler ters giderse, "Eh! Kimsenin ardından yas tutacağını zannetmiyorum." diye düşünür. Yola koyulurken keyiflidir.

***

Douglas 5 tane kuru kumanya, 4 tane de dolu su matarası satın alarak, kendisine tarif edilen yeri bulmak için atını sürer. Gece kamp yapar. Ve ertesi sabah yola devam eder.

9.Gün:
Nehrin sığ bir kesiminden karşıya geçmiştir. Sonunda tarif edilen yeri bulur. Yaklaştığında kimse yoktur. Kayalara çarpıp delinmiş bir kano vardır; belli ki adam tamir etmeye çalışmış ama başaramamıştır. Douglas adamın kamptan yaya olarak uzaklaştığına, kuzeye doğru gittiğine dair ayak izleri görür.
Bulunan izi takip edebilmek: 1d100(84)+Zeka+Bilgi+Dayanım+İzcilik=136
İzleri takip eder ve akşamüstü adama yetişir. Kırık kanonun olduğu kamptan ayrılan adam 100 metre ötede ağaçlık bir bölgede yürümektedir.

***

Douglas avına bunca yaklaşmışken elinden kaçırmak istemez. Avı mutlaka dinlenecek ya da mola verecektir, o zamana kadar sessizce arkasından ilerlemeye başlar.

***

Sonunda adam dinlenmek için bir ağacın dibine oturur.

Image

***

Dougles yere uzanarak güzelce nişan alır.
"Samuel T. Walsh!" adamın ismi söylenince paniklemesini beklemektedir.
"Evlat ters bir hareket yaparsan beynine kurşunu yapıştırırım ellerini kaldır!"
***

Adam kendini dibinde oturduğu ağacın arkasına atar. Ancak Douglas tetiğe basmıştır bile.
İsabet(83)=123 isabetli!
Hasar: 5d20=60
“Aaahh!!” Adam sağ bacağından vurulmuştur. (hız:15)

***

"Hadi evlat zorluk çıkartma! Silahını görebileceğim bir yere at ve gizlendiğin yerden dışarı çık. Orada kan kaybından ölmeni istemem."
Dikkatle bakıyordu vurduğuna emindi ama çaktırmadan sıvışmasını istemiyordu avının.
Konuştuktan sonra mermisini doldurur ve sürünerek ilerler. (x1y14?)

***

“Alçak namussuz, beni vurdun! Beni canlı ele geçiremezsin anlıyor musun! Hapse giremem ben, hapse girmem!” diye bağırıyordu adam ağaçların arkasından.

Douglas HP: 112
Samuel T. HP: 113-60=53

***

Douglas sürünerek sessizce ilerler (x2y12) ağacın gövdesi saveyinde korunarak Samuel'i görmeye çalışır. Avının ortaya çıkmasını sabırla bekler.

Ancak Samuel saklandığı ağacın ardından çıkmaz.

Douglas sürünerek yaklaşmaya devam eder, bir yandan da Samuel’i görür görmez ateş etmek üzere hazırlamıştır kendini.
Böylece sürüne sürüne (x4,y13 noktasına geldiğinde birden Samuel’in de sürüne sürüne yaklaştığını görür. (x9,y13)

Douglas bekletmeden tetiğe asılır.
İsabet(77)=82 başarılı
Hasar:5d20=50

“Aığhh!!” Kurşun yerdeki adamın sol köprücük kemiğinden girip kalbine kadar ilerler. Kanlar fışkırmaktadır ve biraz sonra ölüm kesindir. Ancak son anda refleks ile kasılan parmakları çiftenin tetiğini çekerek Ã?dül avcısına ateş eder.
İsabet(95)=138 başarılı
Hasar: 8d8+20=60

Saçmalar adamın sol omuzunu parçalamıştır adeta, Douglas bir an acıdan bayılacak gibi olur ama dişini sıkar. Sol omuzu kan içinde, lime lime olmuştur, artık bu ceketten hayır gelmeyeceği de çok bellidir. (kanaması var)

Douglas derhal kendini toparlar ve çantasından çıkardığı yara bandajlarıyla omuzundaki kanamayı durdurmaya çalışır. (Sol omuz tedavi cezası:-10)

Tedavi(35)=65 başarılı
Douglas yarayı güzelce sarmış, kanamayı durdurmuştur.

Douglas HP: 112-60=52
Samuel T. HP: 113-60=53-50=3

Image

***

Douglas ayağa kalktı, Samuel'in cesedinin başına dikildi, ayağıyla itip yuvarlayarak yüzüne baktı. "Cehennemde şeytana benden selam söyle. Piç kurusu!" dedikten sonra cesede tükürdü.
Douglas kanamayı durdurmasına rağmen ağır yaralanmıştı, atını alıp buraya geri dönmesi gerekiyordu. Colorado'da cesedi şerife teslim ettikten sonra bir süre dinlenmesi gerekecekti.
Kelepçeyle cesedin kollarını bir ağaca dolayarak bağladı, bir ayı yada kurdun cesedi çekerek götürmesini istemiyordu. "Bunca zahmete değecek mi bakalım?" Üstünü aradı işine yarayabilecek hafif şeyleri aldı.
Atına döndü bu kısa yolculuk ona çok uzun gelmişti. Bir kaç kez bayılacak gibi olmuştu, tedbirsizliğine kızıyor bir amatöre vurulduğu için öfkeleniyordu.
Atını bıraktığı yerde buldu, yarası yüzünden zorlukla binebildi. Samuel'in cesedini ata yüklemek için ipini yüksekçe bir dala atarak makara gibi kullandı. Atla cesedi yukarı kaldırdıktan sonra ipi sıkıca bağladı, sonra ata yerleştirmeyi başardı.
Bir gün sonra Colorado'ya vardığında insanların terkisinde duran cesede bakmaları çok hoşuna gitmişti. şerifin bürosunda durarak, arama ilanını ve cesedi bıraktı. şerif'in elinden aldığı paraları saydı. Pis pis sırıtırken ofisteki diğer ilanlara baktı.
Texas'a ilk trenle dönmeye karar verdi, bir kaç gün rahatsız yolculuktan sonra evinde tanıdığı bir doktora göründü. Uzun zamandır almak istediği, tüfeğine takacağı dürbünüde ısmarladı.

***

Trenle yaptığı 5 günlük zorlu yolculuk sonrasında evine ulaşmış, Dr. Murdock'in tedavileri sayesinde 20 gün sonra ayaklanabilmişti.
Texas'ta tanıdığı bir silahçıdan yeni bir tüfek ve kaliteli bir dürbün ısmarlamış, işine yaramayan silahlarıda satmıştı.
şerif Taytıs'ın ofisine gittiğinde güler yüzle karşılacağını biliyordu. Ne de olsa yüzdesini bekliyordu heyecanla şişko şerif. Piposunu tüttürerek içeri girdi.
"Ne haber şerif? Başıma ufak bir meslek kazası geldi, hemen uğrayamadım kusura bakma. Senin işler nasıl?" Yan gözle yardımcısına baktı, bu oyunbozan hala dürüst kanun bekçisi numaralarında mıydı acaba?
Pis pis sırıtırken piposunu tutuyordu.
"Yeni haberlerin vardır umuyorum."

***

(Douglas, Samuel T.yi yakalamasından dolayı kazandığı exp=433 )

Devam ediyor...

.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Illyra & Darkgnome
Aline ( Ally ) Redfox & Rodrigez Alvarez Guanto Hoze

.
Ally Utah kasabasındaki bara girer. Bir iki tek atıp kafayı dağıtmaktır amacı. Bar her zamanki gibi kalabalıktır; masalar doludur, arka taraftaki iki masada poker oynanmaktadır, havada wiski ve tütün kokusu vardır, köşede biri piyano çalmaktadır. Etrafa dağılmış bayanlar Ally’i kıskanç bakışlarla ama fazla uzatmadan süzerler. Birkaç belirsiz beğeni ıslığı duyulur ve bir kaç laf atma.

Bara oturur. şişman barmen hemen wiski koyar “Ally ne zamandır uğramamıştın, herkesin gözleri seni arıyor,” der.

Tam bu esnada Ally’nin yanına silahşor tipli yarı sarhoş birisi yanaşır. “Naber güzel kız? Bu üzerindeki silahlar senin gibi güzel bir kıza yakışıyor mu hijç?”

Ally adama kaybolmasını söyleyince gerginlik oluşur; şarhoş silahşor sesini yükseltir, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun aşüfte! Ben ünlü silahşor Mark Antony’im! Beni hiçbir kadın refüze edemez!”

Ortam gerilmiştir, bardaki herkes onlara dönmüştür. Mark Antony aslında o kadar da meşhur değildir, ancak birkaç kişi adamın Orlando’da bir düelloda birini öldürdüğünü hatırlayabilmiştir.

Tam bu esnada uzun saçlı, bıyıklı, sert bakışlı yarı meksikalı tipli bir adam silahşoru sol kolundan tutar. “Bayan seni istemediğini söyledi anladığım kadarıyla.”

Mark’ın sinirden gözleri faltaşı gibi açılır. “Hı!.. Sen de kimsin be!”

“Adım: Rodrigez Alvarez Guanto Hoze... şimdi burdan uzaklaşsan iyi olur.”

Silahşor biraz geri çekilir. “Sen canına mı susadın da bana emir vermeye kalkıyorsun?”

***

Yüzünü bir kaç santim daha yaklıştırırken

"Ve ayrıca..."

Pançosunun altından sesizce beliren bıçağının keskin tarafını adamın kasıklarına dayayarak

"Bir kelime daha edersen, hanım efendi ile konuşmanın tüm sebebini kaybedersin!"
.
***

Mark Antony kıpkırmızı olur. Yavaş yavaş geri çekilirken “tamam tamam sakin olalım, yanlış anladınız,” diye geveler ama bakışları (özellikle Rodrigez’e) acayip kincidir. Barın kanatlı kapısına doğru uzaklaşırken dönüp dönüp bakar ve çıkıp gider. Adam kuyruğunu kıstırmış çıkarken salondaki masalardan gülüşmeler gelir, hatta birisinin “amma ödlekmiş yaa!” dediği duyulur.

şişman Barmen (çaktırmadan tuttuğu) elindeki kısa çifteliyi tekrar tezgahın altına koyarak Ally ve Rodrigez’e birer içki doldurur. Sonra da hafifçe öne eğilip sesini alçaltarak “Bu adama dikkat edin, sinsi birine benziyor. Orlando’da birini sırtından vurduğuna dair dedikodular var,” der. Sonra bir bezle tezgahın arkasındaki bardakları silmeye başlar. Kesintiye uğrayan piyano yine çalmaya başlamıştır, salon neşelenmiştir.

***

"Tam ülkesinin adamıymış!"

diyerek içkisinden küçük bir yudum aldı. Yüzü ekşimese de bunu içmekten diğerleri kadar zevk almadığı belliydi.

***

Ally hafifçe gülümseyerek meksikalıya bakar.

"her iddasına varım ki geri dönecek. kendini belaya bulaştırdın. Eğer bizim barmenin dediği gibi bir herifse arkandan saldıracaktır. Bu arada karıştığın için teşekkür ederim. Benim adım Red Ally."

Ardından yeniden viskisini bir yudumda bitirdi.

***

Alvarez, Kadın kovboya dönmeden konuşmaya başladı.

"Bayan. O belinizdeki gibi aletleri taşıyan birinin, eminimki bu adamdan daha çok endişe edeceği konular vardır."

Kadına bakmadan ter yönündeki elini uzattı. Ona bakmak kendini güçsüz hissetiriyordu. Sadece kadın olması değil etrafını saran bir havası vardı!

“Alvarez.”

***

Ally, bir yandan silahının üzerine koyduğu eli ile tempo tutarken cevap verdi.

"emin ol daha yaklaşamadan yere düşer kalırdı."

sonra alvrez in elini tutarak setçe sıktı.

"memnun oldum alvarez."

***

"Ben de."

Eller ayrıldıktan sonra.

"Güzel sohbetti bayan. Bunu daha sonra tekrarlamalıyız."

İçkisini yarım bırakıp dışarı çıktı. Zaten tadı kaçmıştı. Biraz açık alana, temiz havaya ve sessizliğe ihtiyacı vardı. O kadını başında görmemiş olsa, o kadar ile kalmayacaktı bile belki. O sapık şehir kovboyuna bir teşekkür borçluyduç Adamın da ona ödetmek istediği bir borcu olduğuynu biliyordu.

Dışarı çıktığında gözü o adamı arayacaktı. Bu ayyaşın cesareti var ise hamlesini hazır sarhoşken yapacağını biliyordu. Eli sürekli pançosu altında bıçağının üstünde duruken bir tarafı hep duvara yakın ve olabildiğince üstü kapalı bölgelereden yürüyecekti.

***

alvarez in arkasından gözlerini kısarak baktı ally. sonra içkilerin parasını barın üzerine koyarak sessizce ve arkadan takip etmeye başlayacaktı. bela çıkacağından adı gibi emindi ve yeterli uzaklıktan izleyebilirse belkide mark ı gafil avlayabilirdi. eli silahını çekmek için hazırdı.

***

Utah’ın Krokisi
Image

(Krokide gösterilme şekli: 1- Alvarez, 2- Ally, 3- Mark antony)

Alvarez Bar’ın kapısından dışarı adımını atar.

Sessiz Gizlenme Zarı: 1d100+Bilgi+Ã?eviklik+Sessiz Gizlenme
Farketme Zarı: 1d100+Bilgi+Sessiz Gizlenme-Mesafe (kişi dikkatli bir şekilde tetikteyse +20 bonus alır)

Mark Antony Gizlenme zarı: 84+11+18+8=121
Alvarez Farketme zarı: 14+16+5-12+20=43

Mark Antony kendisini küçük düşüren adamdan intikamını almak için ağaçların arkasında pusuda beklemektedir. Alvarez etrafına dikkat ettiği halde adamı göremez.

Mark tabancasını ateşler:
İsabet zarı: 1d100+Zeka+Bilgi+Keskin nişan+Tabanca-Mesafe
İsabet zarı: 44+20=64
Alvarez korunma Zarı: 1d100=88

Mark Antony çok başarılı bir pusu kurmasına rağmen, aptalca ıskalamıştı.

.



Image

***

Meksikalı hiç ses çıkartmadan elinde bıçağı ile ileri atıldı. Adamın yakınıa yaklabildiği kadar yaklaşacak ve hızından da gelen gücü ile bıçağını adamın vücuduna saplayacaktı.
Mark Antony Korunma zarı=54
Alvarez Bıçak İsabet zarı: 1d100+Güç+Ã?eviklik+Bıçak-Mesafe=1d100+42=96+42 başarılı!
Hasar: 2d50=2*29=58
Rodrigez bıçağı adamın börüne saplar. Silahşor Mark “AAAHH!!” diye çığlık atar. Gömleğinde büyüyen bir kan lekesi oluşmaya başlamıştır.

***

Red Ally kapıya ilerlerken patlayan silah sesini duyduğuna hiç şaşırmadı. Hızla kapıları iterek açtı ve belinden silahını çekerek ağaçların yanındaki Mark'ın yanına hızla ilerdi. ( y 7 / x 9 ) Ardından tek eli ile silahı sıkarken, tek eli ile de silahın horuzunu ittirerek Mark'a ateş etti.
"Geber hain!"
İsabet zarı: 1d100+Ã?eviklik+Hızlı nişan+Tabanca-Mesafe=1d100+25=35+25=60 başarılı
Hasar: 1d100=94
Mark Antony’nin göğsünden giren kurşun adamın kasılarak devrilmesine yol açar. Silahşor ölmüştür.

Bardan insanlar çıkar, başlarında da elinde kısa çiftesiyle Barmen vardır. “Bak şu pisliğe demek haince saldırdı ama belasını da buldu.” Yaşlı Barmen Ally ile Rodrigeze dönerek “Vay canına sizden korkulur, ikiniz iyi bir ekip olursunuz haa!” der. Diğer insanlar da ikilinin lehine tezahürat ederler; anlaşılan Mark Antony’nin buralarda pek seveni yoktur. Barmen hadi herkes bara girsin cenaze levazımatçısı toparlar bunu,” diyerek insanları bara yönlendirir. Giderken de bizimkilere “adamın silahını filan ikiniz alın hakkettiniz ne de olsa,” der.

Mark Antony’nin üzerinden çıkanlar:
1 adet Peacemaker
49 tabanca mermisi
1 bıçak
1 kibrit(50)
1 tütün
50$

***

Herkes içeri girdikten sonra, leşin üstüne çömelir ve işine yarayacak bir şey vardı diye bakar. Bunu artık kanıksamıştır. Üstündekilerin geldiği yer de farklı değildir aslında.

Silah ve kurşunlar iyi paraya satılacak şeyler olsa da ona yardımcı olan Ally'e bunları hediye olarak vermek daha mantıklıdır. Ã?ömeldiği yerde adamın üstüne bakarken

"Teşekkür ederim. Sanırım aslan payı senin olmalı."

diyerek tabancayı havada asıl tutar. Üstünden çok bir şey çıkmasa da şu anda onu ilgilendiren giysileridir.

"Bu delik..."

diye kurşunun açtığını gösterirken

"...tamir edilemiyor. Bıçaklarınki dikilebiliyor oysa."

***

"Aslında bunu beraber yaptık. Ama her zaman iki silah kullanmak bana çekici gelmiştir, ne kadar bilmesemde. Yinede sende kalabilir."

Sonra deliğe baktı.

"Yazık olmuş. Ama ateş ederken böyle riskler alınmak zorunda. Yoksa tam arkandan üzerine atılmak üzereydi. Atışı isabet etseydi..."

Kelimesini yarım bıraktı.

"Bu beladan sonra sanırım bu gece şehir dışında konaklamam daha güvenlir olacak."

Ve hala fark etmeden elinde tuttuğu silahı doldurarak tekrar kemerine taktı.

"Sen ne yapacaksın Alvarez?"

***

Sanırım sana bir borcum var değil mi? Hem sana güvenebileceğimi de kanıtlamış oldun.

Ayağa kalktı ve adamın üstünde bulduğu eşyaları ceplerine doldururken silahı ve kurşunları Red'e verdi. Adamın üstünde satılabilecek yada kullanılabilecek herhangi bir şey varmı diye baktı (Saat, matar, içki, iyi bir şapka, çizme) ve bulduklarını da aldı. Onlar ayrılır ayrılmaz zaten pek çok kişinin bu şekilde adamın üstündekileri alacağını biliyordu.

Elindeki paraları göstererek

"Bu birlikteliğe aracı olan arkadaşın sana bir şişe viski ısmarlamasında bir sakınca yoktur hehalde. Zaten şehirli bir centilmeden bu beklenirdi."

***

"Tabii eğer istiyorsan gidip içebiliriz."

Bu sırada gülümseyerekten silahı kemerinin öteki tarafına taktı.

***

Rodrigez, Marko'nun parasını göz kararı ikiye böldü ve yarısını aldı ve diğer yarısı elinde bar kapını geçtive barın üstüne parayı bıraktı.

"Bayan Red herkese bir içki ısmarlıyor."

İlan edilirken arkasına dönüp bir göz gezdirdi. İçki almaya gelen mutlu kalabalık Marko'nun ölümüne sevinenler olacaktı. Gelmeyenler ise potansiyel tehlikeler olacaktı. Ayrıca bu şekilde en azından ayrılmadan önce etraflarındakilerin gözünde daha iyi bir yere sahip olacaklardı ve bilgi alabileceklerdi.

***

"Evet içkiler."

dedi kendi kendisine Aline. Bar taburesine sırtını yaslayıp kalabalığa göz attı. Bazen insanların yüzünden bile bilgi almak mümkündü. Sonra Alvarez'er dönüp fısıldadı.

"İyi akıl ettin."

Hafifçe gülümsüyordu. Ardından gece kalabalığa döndü.

***

Barmen herkese birer içki verince ortam şenlenmiştir. Herkes Ally ile Alvarez’in şerefine kadeh kaldırır.

(Utah’ta Karizma:+1)

***
"Hak ettiğini buldu! Böylelerinin dersini vermeye bayılıyorum."

Elindeki o içmediği içkisini kaldırarak,

"Size yani Utah'ın dürüst insanlarına kadehimi kaldırıyorum!"

Sonra sanki hırslanmışçasına sesini artırarak

"Var mı gördüğünüz böyle rahatsız edici insanlar? Belkide artık Utah halkını bu kalleşlerinden temizleme vakti gelmiştir!"

ve ortadakilerin cevap vermeye daha istekleri olmaları için Ally'i göstererek

"Sen ne dersin Red?"

***

"Tabii ki eğer bildiğiniz böyle sinsi insalar varsa, seve seve peşlerine düşebiliriz onların. Utah'ta hainlere yer yoktur."

Sonra bardağını havaya kaldırdı.

"Yaşasın Utah ve dostlar!"

***
Biraz sonra siyah takım elbiseli palabıyıklı şık bir adam ikisine yanaşır. Adamın sağ eli sargılıdır. “Merhaba, adım James Hunter.” Ceketini hafifçe açarak siyah yeleğinde takılı gümüş bir yıldız gösterir, bu resmi şerif ya da Marşıl yıldızı değil, özel bir güvenlik örgütü olan Pinkerton’a ait bir yıldızdır; zaten yıldızın üzerinde Pinkerton yazmaktadır.

“Ben Pinkerton yetkili dedektifiyim arkadaşlar. Bugün yaptıklarınız ve demin söyledikleriniz beni çok etkiledi. Sözü kısa keseceğim; Utah’a Bob Troble adındaki tren soyguncusu serseriyi yakalamaya gelmiştim. Onu ve adamlarını buraya bir gün mesafede bir mağarada kıstırdık ama çatışma umduğumuz gibi gitmedi; her iki taraftan da ölenler oldu, ben elimden yaralandım. Geri çekilmek zorunda kaldık. şimdi cenazeleri Boston’daki genel merkeze götürmek zorundayım ve ben takviye kuvvetle dönene kadar o Bob hergelesinin izini kaybederiz.”

Adam cebinden bir aranıyor ilanı çıkararak Bob Troble’nin resmini bizimkilere uzatır. Ã?dül 500$ yazmaktadır. “Gördüğünüz gibi yakalayana 500$ ödül var. Benim ise teklifim şu: Bu adamı ölü ya da diri yakalayıp Boston’daki genel merkezine getirirseniz 500$ ödülün yanında bir 500$ da Pinkerton şirketi size verecek, yani 1000$ alacaksınız. Hem de ortalıktan bir haydutu eksiltmiş olacaksınız. Ã?atışma sırasında gördüğüm kadarıyla yanında tek bir adamı sağ kaldı, yani iki kişiler. Eğer isterseniz size çatışmanın olduğu yeri, kamp yaptıkları mağarayı filan tarif ederim, oradan da izlerini sürebilirsiniz herhalde.”

“Ne diyorsunuz?”

***

Başındaki şapkasını arkaya atarak yüzünü birazcık açığa çıkarttı ve hafifçe gözlerini kısarak dedektife baktı.

"Kulağa uygun gözüküyor. Sen ne dersin Alvarez?"

***

Bu kolay olmuştu. Hemde çok! Ama ayağa gelen teklif güzeldi. Adamın elinden aranıyor ilanını aldı ve başını yavaşça sallayarak yanındaki kadın kovboy'a verdi.

"Ã?abuk yakalnamalarını istiyorsanız bize bildiklerinizi anlatın. Neden aranıyorlar? Nasıl savaşıyorlar? Nereye gidiyorlar?"

Alvarez nereye gittiklerinden çok o adamların yolları üstünde ne olduğu işle ilgileniyordu. Erzak alabilecekleri bir ev yolları üstünde ise, yanlarına fazladan erzak almaları gerekecekti. Ancak bu atların daha kolay yorumasına ve daha yavaş ilerlemesine sebep olurdu. Bu yakınları bildiği ve daha önceden de bu gibi suçluların izlerini takibinde bulunduğundan adamların ne yapacakalrını çıkartabilir ve avantajı ele geçirebilirdi.

***

"Ayrıca"

Diye yumuşak bir sesle ekledi Red Ally.

"Bizim dürbünümüz kırıldı. Eğer bu konuda bize yardımcı olursanız onları daha kolay yakalayabiliriz."

şirin bir gülümseme ile dedektife baktı. Bir yandan Alvarez'in çıtını çıkartmaması için dua ediyordu. Dürbün gerçekten işlerine yarayabilirdi... Ah adam bir ikna olsaydı...

***

Ally’nin dürbün istemesi Pinkerton ajanını bir an afallatmıştı.

İkna zarı: 1d100+Zeka+Karizma+(Bonus/Ceza)
Red Ally: 80+14+(12+2)+20=128 (Bayan erkeğe karşı +20 alır)
Pinkerton James(32)=49

Kızdan gözlerini alamadı bir an, ne kadar da güzel gülümsüyordu... “Bakın ne diyeceğim, benim dürbünümü alın,” diyerek cebinden küçük bir dürbün çıkarır. “Sizi buralarda tanıyorlar o yüzden güvenebileceğimi hissediyorum ama Bob Troble’ı getirdiğinizde ödül paranızdan keserim 150$,” Daha sonra haydutu en son gördükleri yeri harita üzerinde işaretler ve yolu tarif eder. Yer 1 günlük yolda, Utah’ın güneyindedir.

“Ben bugün trenle Boston’a yola çıkıyorum. Siz de adamı yakalayıp Boston’daki Pinkerton merkezine getirirsiniz. Tren yolunu kullanın ve önceden telgraf çekmeyi ihmal etmeyin, böylece sisi istasyonda karşılarım.” Cebinden bir kağıt çıkarıp Ally’e uzatır. “Bu adresim... Haberleşmek için... Yani telgraf çekmeniz için. Neyse hoşçakalın!.. Kendinize dikkat edin,” der ve ayrılır.

***

Fısıldadı.

"Sen istersen dışarıya çıkıp erzak ayarlamaya başla Alvarez. Ben de burada kalıp gideceğimiz yer hakkında bilgi toplayacağım? Anlaştık mı?"

Alvarez'e göz kıprtı ve ardından elindeki haritayla bardakilere döndü.

"Sizden rica etsem, bana haydutu yakalayacağımız yer hakkında bilginiz varsa bir şeyler söyleyebilirmisiniz?"

şirin gülümsemesi kalabalığın üzerinde gezindi.

***

Söz konusu bir şey istemek olduğunda kendisinden daha etkili olduğu kesindi. Üstelik kendisi etrafta yokkken bu etkinliği daha da artacağa benziyordu.

"Çok sürmez."

Barın kapısından dışarı çıktı dha temiz havayı içine çekti ve atına atlayıp evine gitti. Evinde zaten uzun süreli avlar için erzağını hazır bulunduruyordu. 3 günlük tuzlanmış et, 2 matara su, eline geçirdiği kadar kibrit, bir küçük balta, 1 küçük tencere, 2 battaniye peksimet ve silahlarını da alıp bara geri dönecekti. Ancak hala buralarda bir yerlerde az önce öldürdüğü adamın intikamını almak isteyebilirdi. Pançosunda elinin altında sürekli bir bıçağını taşımanın akıllıca olabilirdi.

***

İkisi hazırlıklarını yapıp yola çıkarlar. Gece kamp yaparlar ve ertesi gün güneye doğru yola devam ederler. Yolculukta birbirlerini daha iyi tanırlar.

2.Gün:
Su bulamazlar. Birer mataraları boşalmıştır.
Av hayvanı bulabilmek: 1d100+Zeka+Bilgi+Dayanım+İzcilik+(Bonus/Ceza)
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır)
Av bulma(16)=69 av hayvanı da bulamazlar ve kuru kumanyalarından yerler.

Derken Pinkerton ajanının ve bardaki yöreyi bilenlerin tarif ettiği mağarayı bulurlar. Akbabalar ve çakallar ziyafet çekmektedir. Adamlar cesetleri bırakıp gitmiştir. Güneye giden 3 atın izlerini görüp takip ederler.

Bulunan izi takip edebilmek: 1d100+Zeka+Bilgi+Dayanım+İzcilik+(Bonus/Ceza)
Zorluk=100 (günde 1 kere atılır ve takip edilen kişinin level sayısı kadar tekrar tekrar atılır, eğer zarların hepsi de başarılıysa hedefin yeri bulunur)

İz takibi başarısı(9)=52 başarısız
Ancak takip ettikleri izleri kayalık arazide artık göremez olurlar. şimdi kayalık bölümü geçip haydutların izini tekrar bulmaları gerekmektedir.

Birininin izini bulmak: 1d100+Zeka+Bilgi+Dayanım+İzcilik+(Bonus/Ceza)
Zorluk=130 (günde 1 kere atılır)

3.Gün:
Bir su kuyusuna rastlayıp bol bol içerler ve mataralarını doldururlar.
Av Bulma(19)=72 başarısız Av bulamaz yine kuru kumanya tüketirler.

İz bulma(38)=91 başarısız Bob Troble’nin izine rastlayamazlar. Yola devam ederler.

4.Gün:
Suya rastlamazlar; kendileri ve atlarının içtikleri birer matarayı tüketir.
Avbulma(14)=başarısız Ã?nlerine yine bir av hayvanı çıkmamıştır.

İz bulma(45)=98 başarısız Peşinde olduklarından henüz bir iz yoktur. İzleri kaybettikleri yerin etrafında büyük daireler çizmektedirler.

5.Gün:
Küçük bir dereye rastlayıp su ihtiyaçlarını giderirler.
Av bulma(18)=başarısız Yine av hayvanı göremezler, artık yiyecekleri tükenmiştir.

İz bulma(52)=105 başarısız. Bob Troble’nin izini bulamamışlardır yine.

Bulundukları noktadan kuzeyde Utah bir buçuk, iki gün mesafededir. Yiyecekleri kalmadığından bir karar vermek zorundalardır. Açlığın bedenlerine zarar verme riskinden dolayı bir an önce geri dönerek Bob Troble’ın peşini bırakmak ya da canlarını riske etmek pahasına aramaya devam etmek. Bu arada Bob Troble’nin beş, altı gündür yolda olduğu ve arayı açmış olabileceğini de hesaba katmalıdırlar.

***
Tam umudu kesmiş, dönmek üzereyken ufukta bir duman görürler. Hemen atlarını o tarafa sürerler. Yaklaşınca bunun kısmen yanmış ve hala dumanları tütmekte olan bir çiftlik olduğunu görürler. Etrafta aralarında kadın ve çocuk olan birkaç ceset vardır. Aralarından bir adam henüz ölmemiş ama ağır yaralıdır. Zorlukla bunu yapanların Bob Troble ve iki adamı olduğunu, adamların 10 sığırı ve 4 atı alıp güneye doğru uzaklaştıklarını anlatır ve ölür.

Ã?iftlikte temiz bir kuyu ve kilerinde çeşitli erzaklar vardır.

Buldukları eşyalar:
2 su matarası
10 kuru kumanya pişirecek erzak
1 kibrit(35)
1 tencere
1 demlik
1 balta

***

"Alvarez, sen işimize yarayacak şeyleri topla, ben izlerini sürmeye gidiyorum. Bana yetişirsin değil mi?" der Ally.
Sonra hızla atına atlayıp gösterilen yöne doğru ilerlemeye başladı.

***

Adam öldükten sonra, gözlerini kapatır ve içinden bildiği bir duayı okur. Ardından açar ve

"Dios consagrar tu espíritu. Anlaşılan onlarda yönlerini kaybetmişler. Yanlarında sığırlar varsa hızları oldukça azalmış demektir."

Hemen evden erzakları almaya girer. Aradığı yemeklerin kiler kısmında yada mutfak kısmında olduğunu düşündüğü için oraya bakar. Kaçan kişilerin neden yanlarına erzaklardan önce sığırları aldığını sorgulamayı daha sonrasına bırakacaktır.

Eşyalardan sadece kibrit, kumanya ve mataraları alır. Üstlerinde ne kadar az eşya kalırsa o kadar verimli ilerleyeceklerdir. Evden çıktığından hemen eşyaları atına yükler ve Ally'nin gittiği yöne doğru atını sürer. Umduğu çok geç kalmamış ve onu kaybetmemiş olmaktır.

***

Ally küçük sığır sürüsüyle birlikte güneye giden haydutları takip etmektedir. Kalabalık olduklarından izleri takip etmek daha kolaydır. (10 hayvandan fazla bir grubun izini takip etmek:+50)
İz takibi başarısı(49)=92 başarılı

İzleri geceye kadar takip eder ama karanlıkta iz takibi çok zor ve tehlikelidir. Ya kamp kurup takibi bırakacak ya da bir meşale yapıp alevin zayıf ışığında izleri takip etmeyi sürdürecektir.

***

Alvarez küçük sığır sürüsüyle birlikte güneye giden haydutları takip eder. Kalabalık olduklarından izleri takip etmek daha kolaydır. (10 hayvandan fazla bir grubun izini takip etmek:+50)
İz takibi başarısı(82)=120 başarılı

İzleri geceye kadar takip eder ama karanlıkta iz takibi çok zor ve tehlikelidir. Ya kamp kurup takibi bırakacak ya da bir meşale yapıp alevin zayıf ışığında izleri takip etmeyi sürdürecektir.

***

Aline biraz düşündükten sonra yapabileceği en iyi şeye karar verdi. Kamp yapmak onu geciktirirdi, meşale yakmak ise yerini Alvarez'e uzaktan belli edebileceği kadar haydutlara da belli edebilirdi.

Atından aşağı inerek onu yedeğine aldı ve tek eli ile de peacemaker ini çekti. İzleri yavaşça takip ederek yularından çektiği atıyla yürümeye başladı. Böylece hem mesafe kat edecekti, hem izlerti kaybetmesi pek zor olmatyacaktı. Hem de belki Alvarez hızlı gelirse, ki bundan emin değildi, kendisini yakalayabilecekti.

Belki o zaman iki kişi olmanun verdiği güvenle meşale yakabilirlerdi.

Aklında ise başka bir plan daha vardı, ama bu plan için Alvarez'e ihtiyacı olacaktı..

***

Alvarez'in düşüncesine göre Red gece takip yapmayacaktı. Aralarında 1 saat vardı ve izlerin çok olması işini kolaylaştırıyordu. En azından olabildiğinde yaklaşarak bir kamp ateşi yakacak olursa Red'in onu görme şansı vardı. adamlarda görebilirlerdi ama bu tehlikeyi almalıydı. Ayrıca uzaktaki bir ateşi ertesi günde görmeleri durumunda ancak tepki verirlerdi.

Birden aklına Red'in yanında hiç yemek olmadığı geldi.Ã?ölün içinde yemeksiz ve susuz bir gün daha geçirecek ve ...

Alvarez kendi üstüne tehlikeyi alacaktı. Bir erkek olsa yada çirkin bir kadın, onun için bunu yapmayacağını aklına fazla getirmedi. O kadına fazla bağlandığınıda aklına getirmedi. Aptalca davranmak şu anda yapabildiği tek şeydi.

Etraftan bulabildikleri ve elindekilerle kendisine bir süre karanlıkta görmesine yetecek bir meşale yaptı. En azından hayvanların ateşe gelmeyeceklerini biliyordu. Sonra bu meşale ile geceleyin izleri takibe başladı. İzleri kaybedecek gibi olduğunda en son gördüğü yere geri dönecek ve orada bir kamp kurup ateş yakacaktı. En azından yeterince yaklaşabilirse Red'in onu görme şansı da artacaktı. Ayrıca önüne çıkan taş ve dallardan "A" harfi yapacak ve ileriden görülebilmesi için taşları üst üste dizecekti.

"Mi dios, por favor conducir mi manera"

***

Ally meşale bile yakmamıştır gafil avlanmamak için ama karanlıkta iz sürmek zordur.
Karanlıkta iz sürme:-50, sürü takip etme:+50, dürbün:(karanlıkta işlemez)
İz sürme(30)=68 başarısız.
Nitekim kaybetmiştir izleri.
Ally karanlıkta iz sürmeye çalışırken, farkında olmadan dik bir yarın kenarına gelir. Ayağı kayar.
Tutunma(71)=başarılı
Ancak son anda tutunarak aşağıya düşmekten kurtulur. (aşağısı karanlıktan gözükmüyor)

***

Rodrigez uzakta bir kamp ateşi görür ve tedbir olarak kendi meşalesini hemen söndürür. Işığa doğru bir müddet yürüdüğünde bunların sığır sürüsünü çalan Bob Troble ve arkadaşları anlar. Haydutlardan ikisi ateşin başında oturmaktadır. Üçüncü haydut ise elinde tüfekle kampın etrafında tur atarak nöbet tutmaktadır.

Image

***

Red neden burada değildi? Tam da aradıkları adamları bulmuşken Red ortadan yok olmuştu. 3 kişiye karşı tek kişi hiçte mantıklı değildi. Ortam tamda onlardan yanaydı. adamlardan 2'si uyuyordu.

Ancak şehir kovboyunun dediğini çok iyi hatırlıyordu. 1 adamının kaçtığını söylüyordu. Burada ise 3 adam vardı. Birde sığır sürüsü ile ilerliyorlardı. Bunun içinde bir bit yeniği olması muhtemeldi. ...ve Red neredeydi.

Atını kaçmaması için bulabildği en yakındaki yere bağladı. İçinden çiftesini aldı ve mermilerini bir kere daha kontrol etti. Mecburen adamlara yaklaşacaktı ama bunu yaparken yakınlarda kendisi gibi saklanan Red ile de karşılaşmayı umuyordu. Bu sebeple uzun yolu seçmeye karar verdi. Adam sığırların yanına geldiğinde Alvarez'e arkasını dönmüş olacaktı. Turunda ilk kez buraya geldiğinde adamlara yakın kaytalıklara gidecek ve orada saklanırken Red içinde etrafına bakacaktı.

Eğer Red ile karşılaşmazsa bu sefer adamın bir kere daha arkasını dönmesini bekleyerek en yakındaki kayalara doğru ilerleyecekti. Orada adamın üçüncü turunda tam en yakındaki kayaların yanında geçerken arkasından gizlice ilerleyecek ve bıçağıyla tek vuruşta öldürmeye çalışacaktı.

Her şey yolunda giderse cesedi kayaların arkasına çekecek, diğerleri bir şeyi fark etmiş mi diye kontrol edecek ve cesedin üstünde herhangi bir alkollü içecek varmı diye bakacaktı. Var ise adamın şapkasını başını kapatacak şekilde geçirecek adamın kanını görünmeyecek şekilde kapatacak ve içkisinin bir miktarını üstüne döktükten sonra sanki sarhoşken sızıp kalmış ve içkisini de dökmüş gibi bir hava verecekti.

Bu şekilde en azından sesi duyulacak olursa adamın sarhoş olduğundan hayvanları rahatsız ettiğini düşüneceklerdi. Tabii aslında kayaların arkasında bu yanılmayı kontrol etmek için adamı uyandırmaya çalışacaklara saldıracak bir elinde çifteli ve bir elinde bıçaklı Alvarez olacaktı.

Bütün bunlar olurken buralarda olan Red'in ona yardım için bir yerlerde olması için dua etti. Planı çok riskliydi ama başka bir seçeneği yok gibiydi.

***

Gizlenme zarında geceleri görünmemek:+50, duyulmamak:-20
Alvarez kayaların arkasından dolaşarak önce (x7,y4) noktasına gitti.
Gizlenme(14)=33
Nöbetçi duyma(57)=45 Nöbetçi 40metre öteden, kampın uzak ucundan Alvarez’in yanlışlıkla ayağını çarptığı taşların yuvarlanma seslerini duyar. “Hey kim var orda!” diye bağırır. “Ne oldu biri mi var?” der 1numara. Aslında ateşin başındakiler de henüğz uyumamıştır. 2numara da silahını çeker, Alvarezin olduğu tarafa bakar ama tabii gece karanlığında bir şey göremez. “Belki bir hayvandır,” der 1numara. 2numara da sakinleşip yerine oturur. 3 numara şimdi nöbetini tutarken daha dikkatlidir.

Image

***
Alvarez etrafında Red'in varlığını hissetmiyordu. Red'in izleri takipte iken kaybolduğuna kanaat getirdiği için izleri takip ederek geri dönmeye karar verdi. Gece yarısı izleri takip daha zor olacağından yine ateş yakacaktı. Ama bu sefer daha dikkatli olmalıydı çünkü diğer adam etrafında bir tehlikeden şüpheleniyordu. Sessiz bir şekilde atını yanına gidecek ay ışığında izleri geldiği yolu bldiğinden daha klay göreceğini düşündüğünden bir süre ışıksız takip edecek ama kaybedeceğini düşündüğü anda hemen bir ateş yakacaktı.

***
Alvarez gecenin köründe, elinde meşaleyle bir iki saat Red’i ararken uzaktan bir horlama sesi duyar. Biraz yaklaşınca sönmekte olan bir kamp ateşinin yanında battaniyesine sarılmış yatan bir adam görür.

***
Yolunda bulunan bu adamın Red'i görme ihtimali vardı. Ne olursa olsun bu adamla bir konuşmaktan ne çıkabilirdi. Ancak bir tabanca ve kurşun yarası. Bir adam böyle bir yerde tuzak kuracak kadar aptal olmazdı, ama savunmasız bir şekilde duracak kadar da aptal olmazdı.

Elinde çiftesi adamın yüzünün dmnük olduğu taraftan yaklaştı adama. Ã?iftesi sürekli ona doğrultulmuş durumdaydı. Yeterinde yaklaşınca adamı uyandırmak için sesini artırarak

"Bayım bir parşa yemeğiniz var mı?"

***

Adam gecenin köründe uyandırıldığı için rahatsız gibidir. Hafifçe doğrulup yüzünü ovuşturur. şöyle bir etrafına bakar.
"Tabii, gel otur, madem beni uyandırdın ben de bir kahve içeyim bari."
Bir parça kurutulmeş et ve peksimet çıkarır, çaydanlığa da su koyar.
"Ben Douglas, ne işin var buralarda gece yarısı yolunu mu kaybettin?"

***

"Kahveni dönüşte içsem. Bir kız arıyorum. Orta boyda, kızıl saçlı, çilli yüzlü, kahve gözlü ve erkekleri etkilene bir gülüşü var. Kovboy çizmesi, kot pantolon ve kovboy şapkası giyiyor. Büyük ihtimalle de belinde bir silah olmalı. Geldiği yön sanırım bu yönde olmalı." derken evden buraya kadar takip ettiği izlerin ilerleme yönünü gösterdi. Gözleri ise hala Ally'nin yakmış olabileceği bir ateşin bir işaretin izlerini arıyordu.,

***
Devam ediyor...

.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Edmond Dantes - (Edmond)

.

Edmond Dantes Silverstone maden kasabasının barında kuytu bir masada oturuyordur. Yanına kertenkele Slim gelir. Slim her türlü karanlık iş için aracılık yapan, müşteriyle “işi bilen” elemanı bir araya getiren adamdır. Ağzı sıkıdır o yüzden bütün kanun-dışı kişiler Slim’e güvenebileceklerini bilir. Slim de eğer öterse gırtlağının kesileceğini bilir. Slim bulduğu işlerden %5 komisyon alır.

“Üst katta 12 numaralı odada bir müşteri var, adı Morbid. Tam sana göre bir işi varmış, istersen bir görüş onunla,” der.

Edmond hem bar hem otel olan binanın üst katına, otel odalarının olduğu kata çıkar. 12 numaranın kapısını çalar. İçerden “kim o?” diye ses gelir. Edmond “beni Slim gönderdi,” diye cevap verince kapı açılır. Orta yaşlı şık bir adam minik bir tabancayı cebine koymaktadır. “Ben Doktor Morbid, sen de Edmond Dantes olmalısın,” der. Wiski ikram eder, otururlar. “Bak Dantes, direk konuya gireceğim, Utah’a gidip yaşlı bir adamı öldürmeni istiyorum. Adı Isaac Nobel olan bu adam kimya profesörüdür. Onun -kimya formülleriyle dolu- yazılı belgelerini bana getirirsen, sana 2000$ veririm. Ne diyorsun, yapacak mısın işi?”

***
Edmond parayı duyunca, hafifçe gözlerini açtı.

"Yeter ki siz isteyin!"

Sonra durakladı.

"İsterseniz, hemen yola çıkayım!"

Kapıya yöneldi.

***

Edmond’un posta arabası yolunu izlediği Utah yolculuğu at sırtında 10 gün sürer. (yolculuk masrafı:20$)

Sonunda Utah kasabasına varmıştır. (Utah’ın krokisi ilk sayfada var.)

***

Edmond, düşmanı hakkında bilgi edinmek için, ilk önce Market'e gitti.Adama şöyle söyleyecekti:

"Dostum, buralarda Isaac Nobel denilen bir usta varmış.Ben kendisini bilime adamaya karar vermiş bir adamım.Ondan öğrenebileceğim çok şey olduğunu düşünüyorum.Sanırım o da benim gibileri yetiştiriyormuş.Bana onun adresini verebilir misin?"

İşe yaramasını ümid ederken, sorun çıkmasını ummaktan başka çaresi olmadığını farketmişti.

***
Marketçi, “Isaac Nobel... Haa, kasabaya yeni gelen şu kimya profesörünü diyorsun. O ve bir de koruması olan silahşör, geceleri otelde kalıyorlar ama gündüzleri rıhtımın yanındaki ‘Depo’ binasında deneyler yapıyor sanırım. şimdi de orada olmalı,” der marketçi. Bu arada Edmond’un yüzüne iyice bakar. “Demek kendini bilime adadın, ne güzel, akıllı insanların hali bir başka canım!”

***
edmond gülümseyerek (saf görünmeye çalışarak) adama baktı.

*İltifatınız için teşekkür ederim.Ne yapıyorsak, devletimiz için!*

Sonra çıktı içeriden.Eline bıçağını almış, depoya doğru yola çıkmıştı.Mümkün ise önce kapıdan görünmeden bakacaktı.Sessizce elindeki bıçağını silahşöre fırlatıp, hemen silahına davranacaktı.Eğer silahşör ölürse, bilim adamına bakacaktı, sonra adamın ellerini havaya kaldırdıp, arkasına geçip, adamı bayıltıp, öldürmeyi düşünüyordu.

Eğer silahşör ölmezse, hemen silahına davranıp, hem silahşörün hem bilim adamının kafaya mermileri gömecekti.

***

Edmond nehir kenarındaki Depo denilen binaya girer. Sağda solda çalışan işçiler vardır ama onlara çaktırmadan ilerler. Daha sonra üzerinde Laboratuvar yazan bir kapıdan girince ötede (x19,y7) yaşlı bir adam görür. Adam Edmond’un tam olarak göremediği (x19,y5) noktasındaki biriyle konuşmaktadır. Fakat Edmond yaşlı adamın kendisine tarif edilen ve hatta Morbid tarafından bir fotoğrafı gösterilen kimya profesörü Isaac Nobel olduğunu anlar. Profesör’ün yanında durduğu masada, içinde rengarenk sıvılar olan bir sürü deney tüpleri vardır. Ayrıca bir de evrak çantası vardır masanın üzerinde, formül kağıtlarını koymak için idealdir bu siyah deri çanta.

Krokideki kişiler:
1-Profesör Isaac Nobel
2-Koruma silahşor
3-Edmond Dantes

***
Edmond sessizce sütunun arkasına doğru ilerlemeye çalışır(X31-Y7), eline silahını almıştır ama elini arkasında tutmaktadır.Dolayısıyla adamlar kendilerini görürlerse hemen öldürecektir onları, fakat Edmond'u görmezlerse, diğer sütuna kadar yine görünmeden gidecektir (X23-Y6)

Eğer ikinci sütuna kadar gidemeden görülürse, formüllerin kaçmaması için önce Isaac Nobel'i, ardından adamı vuracaktır.Eğer ikinci sütuna kadar görünmeden gidebilirse, önce korumayı, sonra Isaac Nobel'i halledecektir.

***
Edmond sessizce (X31-Y7) noktasına ilerlemeye çalışır.
Gizlenme(55)=90 başarılı
Isaac Nobel farketme(40)=-2
Koruma farketme(27)=-23
Diğerleri Edmond’u farketmez, kiralık katil bu sefer (X23-Y6) noktasına ilerler.
Gizlenme(96)=131 başarılı
Isaac Nobel farketme(51)=49
Koruma farketme(18)=8
Edmond gizlenerek farkedilmeden profesör ve korumasının 20 metre yakınındaki sütunun arkasına kadar gelebilmiştir.

Image

***

Edmond yerinden fazla kıpırdamadan, tabancasıyla, korumanın beynini dağıtmayı hedefler.Olduğu yerden ateşini eder.Eğer olduğu yerden düşmanını tam seçemezse, [X24-Y5] hizasına gelip ateş edecektir, sütunu mümkün olduğu kadar kendisine siper edecektir.
***

Edmond silahını İsaac Nobel’in koruması olan silahşor’un kafasına doğru ateşler. (Nokta atışı:-50)
İsabet(27)=-18
Ancak son anda burnunun ucundan çeçen iri bir sinek hedefi şaşırmasına yol açmıştır.

***
Kid, "Profesör masanın arkasına geçin!" diyerek Refleks olarak silahlarını çekmiştir, katil sütunun arkasına saklandığı için yakalaşır (x12-y4) tabancalarını ateşler.
Edmond korunma zarı(67)=82
Kid 1.silah(19)=59 başarısız
Kid 2.silah(13)=33 başarısız.

Kid’in yakın mesafeden ateşlediği tabancaları hedefi tutturamamıştı. Kiralık katil Edmond dantes’in üzerinde bir çizik bile yoktu.

Bu arada Profesör Isaac Nobel korkuyla -Kid’in istediği gibi- masanın ardına kaçarak siper almıştı. Bu arada küçük Derringer tabancasını çekmişti.

1-Profesör Isaac Nobel HP: 110
2-Johnny Kid HP: 115
3-Edmond Dantes HP: 110

Image

***
Edmond sütunu biraz daha kendisine siper alarak tekrar saldırdı.Zaten solaktı ve arkasını dönmeden ateşleyerek sütunu saldırı zararı almadan siper alabiliyordu. [X12-Y7] tekrar Kid'e ateş etti.
Kid korunma zarı(59)=79
Edmond isabet(12)=25 başarısız.
Edmond dantes bir kez daha ıskalamıştı.

Bu arada Isaac Nobel var gücüyle bağırıyordu: “İmdaaatt! İmdaaat! Katil var! şerifi çağırın, şerif’i çağırııın!”

***
Kid sandığın arkasına geçip siper alır (x14-y4) silahlarını tekrar ateşler.
Edmond korunma(57)=92 (yarım siper:+20)
Kid 1.isabet(1)= Silah elinde patlar!
Kid 2.isabet(83)=94 başarılı (sıyırıp geçti) – hasar=56/2=28

Kid’in sol elindeki silahından çıkan mermilerden biri Edmond Dantes’in sağ bacağına isabete eder ama kurşun sıyırıp geçer. (Edmond hız=20) Bacağı hafifçe kanamaktadır.
Ancak Kid’in sağdaki silahı merminin namluda patlaması yüzünden kullanılmaz hale gelir. Hasar: 1d20=16 – Kid’in eli de patlamanın etkisiyle incinmiştir. (2 tur sağ elini kullanamaz)

Edmond tekrar tekrar ateşledi.Kurşunu bitiyordu
Kid korunma(23)=93 (Tezgahın arkası tam siper:+50)
Edmond isabet(3)=18 başarısız

Edmond Dantes düzgün nişan alamamıştır ve ıskalamıştır. Bacağı hafifçe kanamaktadır. (HP=-2)

Profesör ise hala saklandığı yerden yardım çağırmaktadır.

Image

***
Kid Yere yattı sağlam eliyle dikkatle nişan aldı ve ateş etti.
Edmond korunma(11)=50
Kid isabet(3)=20 başarısız.
Ancak Kid’in atışı başarısız olur, ıskalar.

***
Edmond: Yarası hafifçe kanıyor (HP=-2)
Edmond, kurşunlarını saydığında 3 tane kalması gerektiğini farketti.Ã?yleyse, son 3 kurşununu boşa harcamamalıydı.Yeniden ateş etti.Daha dikkatli.
"Kendini boşuna zorlama, öleceksin ne de olsa!"
Büyük ihtimalle kendisi ölecekti ama yine de saldırıyordu.
Kid korunma(2)=72
Edmond isabet(40)=78 başarılı (sıyırıp geçti) – Hasar: 1d100/2=48/2=24
Edmond’un tabancasından çıkan mermi Kid’in vücuduna kenarından girip çıkar. İç organlar parçalanmamıştır ama hafif bir kanama başlamıştır.

Kid:
Kid, tekrar dikkatle nişan aldı hep güvendiği şansı yaver gitmiyordu. Sakince tekrar nişan aldı ve ateş etti. "Birazdan şerif burada olur, teslim ol!"
Edmond korunma(23)=58
Kid isabet(54)=85 başarılı – Hasar: 1d100=30
Kid’in tabancasından çıkan mermi Edmond’un sol bacağına isabet eder. (Edmond iki bacağı da yaralı Hız=10)
***

Edmond: Yarası kanıyor (HP=-6)
Edmond acıdan bacağının koptuğunu zannetti.Sonra sütunun diğer tarafına doğru geçmeye çalıştı.Oradan saldırırsa eğer, düşmanın siper aldığı masayı yok sayarak rahatça vurabilirdi düşmanını.[X10 - Y6]
Kid korunma(88)=128
Edmond isabet(2)= Tabanca ateş etmez.
Kiralık katil’in bu kritik anda talihsizliği sonucu tabancası ateş almaz; büyük ihtimalle mermi bozuk çıkmıştır.

Kid'in elinin uyuşması geçmeye başlamıştı silahını sağ eline aldı. Aklından posta arabası soyguncularının silahlarını nereye koyduğunu geçirdi.
Dikkatle nişan aldı katilin kaçma şansı yoktu bu şekilde inatçı birini öldürmek hiç hoşuna gitmiyordu doğrusu.
"Teslim ol! Canından olma."
Tekrar ateş etti.
Edmond korunma(71)=106
Kid isabet(80)=128 başarılı – hasar: 1d100=26
Edmond’un gövdesine bir kurşun daha girer. Üstü başı kan içindedir, elleri tirer, gözleri bulanmış, sırtından aşşağıya bir üşüme hissi peyda olmuştur. (Ölüm döşeği hali=-50)
Bu sırada Profesör Isaac Nobel’in sesi duyulur: “Teslim ol yabancı, silahını öteye at da yaralarını tedavi edelim, aksi takdirde kan kaybından öleceksin!”

Edmond: Yarası kanıyor (HP=-9)
Edmond başını öne eğdi, ölecekti, çaresiz görünüyordu, ama bir duelloyu kaybederek ölmeyi yeğlerdi, savaşmayı sürdürecekti.
"Pes edersem eğer, gurursuz yaşarım, gururumla ölürüm daha iyi!"
Belki de son kez ateş etti.
Kid korunma(98)=138
Edmond isabet(96)=91 başarısız
Kid refleks icabı yana çekilir ve kurşunu yemekten kurtulur.

Kid: Yarası kanıyor (HP=-2)
Kid ateş etmek istemiyordu ama katil adeta bir fanatik gibi her yeri kan içindeyken ateş etmeye devam ediyordu. Bir an aptallığına kızdı, eğer bu adamı canlı yakalayabilirse Morbid'e ulaşıp sorunu kökünden halledebilirdi. Hızla ayağa fırladı ve katilin üzerine koşup yumruğunu yüzüne patlattı.
Edmond korunma(7)=50
Kid isabet(18)=48 başarısız
Ancak silahşor dengesini kaybeder ve yumruğunu boşa sallar. Ancak farkeder ki artık Edmond Dantes için yolun sonu gelmiştir. Kan revan içindeki kiralık katil elinde silahıyla sütuna yaslanmış ve artık gözleri boş bakıyordu. Ölmüştü.

Profesör Isaac Nobel HP: 110
Johnny Kid HP: 115-16=99-24=75-2=73
Edmond Dantes HP: 110-28=82-2=80-2-30=48-6-26=16-9=7


SON
***
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Johnny "Kid" Oklahoma - Devrimk

Johnny "Kid" Oklahoma atıyla yavaş yavaş Iowa sokaklarında ilerler. İşi gücü yoktur, bara gidip iki tek atma seçeneğini düşünür. Posta Ofisinin önünden geçerken içerden şişman bir adam fırlar. Posta müdürü “Johnny’e işaret edip çağırır, anlaşılan bir iş teklifinde bulunacaktır.

“Bak Johnny bugünkü Arizona ve ardından Utah’a gidecek posta arabasına fazladan bir koruma arıyorum ilgilenir misin? Utah’a kadar arabaya eşlik edersen 100$+masraflar! Fakat seni önceden uyarmalıyım; Posta arabasında dört yolcunun dışında sürücünün yanında bir koruma görevlisi zarten var, aslında normalde fazladan koruma koymazdık ama telgrafla bildirdiler, iki gün önce yola çıkan Arizona arabası oraya ulaşmamış. Bu da bizi endişelendirdi anlıyor musun? Haydutlardan şüpheleniyoruz. Kabul ediyor musun işi?

***

Kid şapkasını yüzünü örtecek kadar öne çekti, sıkıldığı zamanlarda bunu yapardı. Para konuşmak bunlardan birisiydi. "Tabii ki bayım. Benim gibi birinin yaşaması için çalışması gerekir. Utah'ı daha önce görmemiştim hem atımın bacaklarını biraz açmak iyi olur. Araba kaçta kalkacak?"

***

“İki saat sonra yola çıkıyorsunuz,” diye cevap verir Iowa Posat Ofis müdürü.

Kid hazırlıklarını tamamlar. Posta arabasının yanında kendi atıyla gidecektir ayrıca yedeğinde posta idaresine ait başka bir at koşacaktır. Zaman zaman at değiştirerek hayvanların uzun yola dayanmasını sağlamaktadır. Posta arabasını da altı at çekmektedir. İçeride dört yolcu vardır ve bunlardan yalnız birinde tabanca ve onu kullanacak tecrübe, cesaret, vs vardır. Diğerleri iki kadın bir yaşlı adamdır. Arabanın sürücüsünde kısa çifteli ve yanındaki muhafızda ise Winchester tüfek bulunmaktadır. Yola çıkarlar.

4.gün:
Arizona’ya varmışlardır. Burdan kuzeye Boston-Utah yol ayrımına doğru devam ederler.

7.gün:
Dağlık bölgenin yakınından geçmektedirler. Ancak grubu kötü bir süpriz beklemektedir.

Farketme Zarı: 1d100+Bilgi+Sessiz Gizlenme-Mesafe
Mesafe: Uzaklık:75, yükseklik:40, Toplam=85metre
Kid farketme zarı: 60
Sürücü Farketme Zarı: 59
Muhafız Farketme Zarı: 105
Sessiz Gizlenme Zarı: 1d100+Bilgi+Ã?eviklik+Sessiz Gizlenme
Haydut Keskin Nişancı Gizlenme zarı: 87

Posta arabasının önünde sürücünün yanında oturmakta olan Muhafız, karşılarındaki 40 metre kadar yükseklikteki dik yamacın üzerinde bir ışıldama fark eder. Belli ki bir metalden yansıyan güneş ışığıdır. Kid’in de duyabileceği şekilde “Dikkat edin, şu tepenin üstünde birisi var; haydutlar olabilir!” diye bağırır.

(At üstünden ateş etme:-50, At arabasından ateş etme:-20; Atların hızı:80, At arabası durabilme mesafesi:10, Hareket eden arabadaki kişileri vurmanın zorluğu:100, Koşturan at ya da at arabası üzerinden Keskin nişan yapılamaz!)

Ã?ncelik zarları:
Kid: 74
Sürücü: 36
Muhafız: 107
Haydut K.Nişancı: 24

Oynama sırası: Muhafız, Kid, Sürücü, Haydut K.nişancı

Korunma zarları:
Kid: 100
Sürücü: 100
Muhafız: 100
Haydut K.Nişancı: 50

Muhafız:
“Dikkat silah!” dye bağırır. Kendilerine çevrilen tüfeği iyice farketmiştir. Derhal silahını o noktaya doğru ateşler!
İsabet: -19 Ancak uzaktan yakından ilgisi olmayan doğru ateşlemiştir silahını.

Kid:


Image
.
***


Kid atıyla biraz yavaşlayarak arabanın soluna geçer, bu şekilde bir süre korunaklı ilerleyebilecektir. İçerideki yolculara seslenir,
"Bayım eğilseniz iyi olur." Sonra şapkasını çıkarıp selam verdi "Hanfendi sizde biraz eğilebilirseniz tehlikeye girmemiş olursunuz."
Sonra sürücüye doğru bağırdı:
"Siz hızla sürmeye devam edin, ben şu haydutu yakalayıp gelirim!"

***

Sürücü hızla arabayı sürmeye devam etmektedir.

Tepenin üzerindeki haydut tüfeğini ateşler:
İsabet zarı: 1d100(95)+Zeka+Bilgi+Keskin nişan+Tüfek-Mesafe=57
Mermi posta arabası sürücüsünün 1 metre kadar üzerinden geçer, haydut ıskalamıştır.

Raund ortası süprizi:

Posta arabası ve KID son sürat yollarına devam ederken birden kuzey tarafından at üstünde iki haydut daha belirir. Haydutlar atlarını Posta arabasına doğru sürmekte ve sürücüye doğru ateş etmektedirler.
İsabet zarı: 1d100+Ã?eviklik+Hızlı nişan+Tabanca-Mesafe
1.haydut(33)=-13
2.haydut(78)=32
Ancak at üzerinden hedefi vurmak kolay değildir. Iskalarlar.

Posta arabasının içindeki silahlı yolcu da tabancasını yeni gelen haydutlara doğru ateşler.
Yolcu isabet(56)=40
Ancak ıskalamıştır o da.

Aslında atını tepeye doğru sürüp keskin nişancıyı halletmeyi düşünen Kid, yeni gelen haydutları görünce bir an düşünür: Acaba ilk planına sadık kalıp atını tepeye mi sürmelidir yoksa bu yeni gelenlere mi saldırmalıdır? Bu arada posta arabası da süratle yoluna devam etmektedir.

Image

***

Kid arabayı diğer iki hayduta yem etmemek için keskin nişancıyı boş verdi. Biraz hızlanıp at arabasına atlamaya çalıştı. Arabanın üzerindeyken nisbeten daha rahat ateş edebilirdi.
Attan arabaya geçme zorluğu=100
Kid attan arabaya geçme zarı: 1d100(9)+Güç+Ã?eviklik=39 çok başarısız

Kid atından arabaya geçmek isterken elleri kayar ve dengesini kaybederek yere yuvarlanır.
Hasar: 1d100(50)-Güç-Ã?eviklik=20 HP
Atı da kaçıp gider.

Posta arabasındaki Muhafız olayı görmüştür ve yanındaki sürücüye “durdur arabayı onu bırakamayız diye bağırır. Sürücü arabayı 10 metre ötede durdurur ve atlı haydutlar da aniden duran arabanın yanına gelirler ama posta arabasının zınk diye durması afasllatmıştır onları.

Muhafız haydutlardan birine ateş eder=23 başarısız
Ancak ıskalamıştır.

Araba durduğu için serbest kalan sürücü de kısa çiftesini haydut2’ye doğrultup tetiğe basar=45 başarısız
Ancak o da ıskalamıştır hedefi.

Bu arada posta arabasındaki yolcu da boş durmaz ve tabancasını haydut1’e ateşler=33 başarısız
Yolcu da ıskalar.

Tepenin üzerindeki keskin nişancı haydut ise yerde yatan Kid’i gözüne kestirmiştir. Tüfeğini doldurup ikinci atışını yapar=-35
Abuk subuk bir yere gitmiştir kurşun.

Kid:
Düşüşün sarsıntısını üzerinden atmaya çalışır. Yaralanmıştır ama kanaması yoktur.

Image

.***
Kid sersemliğini üzerinden atmaya çalışır, tam tutunduğunu zannettiği anda eli kaymış ve yere yuvarlanmıştır. Ayağa kalkar, yalpalamaktadır, fakat silahlarını çekip önündeki hayduta (1) ateş etmeye başlar.
1.tabanca İsabet(19)=51 başarılı - Hasar: 1d100=7
2.tabanca İsabet(34)=46 başarısız

Atın üzerindeki haydut1’i vurmuştur ama mermi adamın gövdesini sıyırıp geçtiğinden çok hafif yaralamıştır.

Haydut1 hemen atından aşağı atlar ve atını kendine siper ederek Kid’e ateş açar:
İsabet(17)=25 başarısız
Kurşun Kid’in yanından geçer.

Haydut2 de atından iner ve çevresinde sığınacak bir kaya vs olmadığından atını kendine siper ederek posta arabası sürücüsüne ateş eder.
İsabet(74)=90 başarılı
Hasar: 1d100=66
“Ahh! Lanet olasıc!..” diye bağıran sürücü sol dizinin biraz altından vurulmuştur. (hız:15) Acıyla kıvranmasına rağmen koltuğuna sıkıca tutunur ve düşmez. Dizginlerini koltuğun kenarına bağlamamış ve arabanın el frenini çekmemiş olsa, huysuzlanan atlar neredeyse koşacaktır.

Muhafız da küfrederek arabanın sağ tarafından aşağıya atlar. Ã?ömelerek Posta arabasının altından Winchesteriyle Haydut2’ye ateş eder.
Haydut2 korunma(6)=40=50
İsabet(97)=124 başarılı
Hasar:5d20=40
“Aahh!” diye çığlık atan haydutun böğrüne saplanmıştır kurşun.

Posta arabasındaki yolcu adam silahını ateşlerken içerden kadın yolcuların çığlıkları duyulmaktadır.
İsabet(10)=36
Ancak isabetsiz bir atış yapmıştır.

Tepenin üzerindeki keskin nişancı biraz daha yaklaşarak (2 çapraz kare=15m) bir kayanın ardına çömelir ve ayakta durmakta olan Kid’e ateş eder.
İsabet(14)=-7
Yine alakasız bir yere atmıştır.

Kid:
Kid'in etrafında mermiler vızıldamaktadır, düşmenin sersemliği yüzünden olayın ciddiyetinin farkına varmamıştır. Haydut'a (1) iki tabancasını birden doğrultup ateş eder.
Haydut1 korunma(6)=50
1.isabet(28)=60 isabetli – hasar:1d100=43
2.isabet(72)=84 isabetli – hasar:1d100=16
Kid’in çift tabancayla yaptığı atışlar hedefini bulur. Kurşunlardan biri Haydut1’in böğrüne diğeri sol koluna rastgelmiştir. Bu arada ardına saklanmaya çalıştığı at da iyice huysuzlanarak kaçar. Adam acı içinde kıçının üzerine düşer. Üstelik panik olmuştur. (anlık panik cezası:-10)

Yerde yaralı olan Haydut1 Kid’in ateşine karşılık verir.
İsabet(5)=başarısız
Ancak yaralı adam düzgün nişan alamaz.

Yaralı Haydut2 de arkadaşının vurulduğunu görünce Kid’e yöneltir tabancasını. Bu arada böğründeki yaradan kan kaybetmektedir. (HP:-4)
İsabet(6)=başarısız
Fakat ıskalamıştır.

Posta arabasının sürücüsü hala sürücü koltuğundadır, hafifçe sağa doğru yanaşarak haydutların görüş alanından kaçmaya çalışır. Boynundaki eşarbı çözerek sol bacağındaki yaraya sarmaya çalışır.
Tedavi(24)=48 başarısız
Ancak titreyen elleriyle bir türlü kanamayı durduracak şekilde bağlayamaz bacağını, sersem gibidir. (HP:-6)

Muhafız posta arabasının altından Haydut1’e ateş eder.
İsabet(92)=başarılı – hasar:5d20=80
Kurşun zaten yaralı olan sol kolun dirseğine isabet ederek adamın kolunu koparır. Haydut1 birkaç saniye kopan kolundan fışkıran kanlara bakarak korkunç çığlıklar atar. Sonra da kendinden geçer. Bir daha uyanmayacaktır.
(Bu olay Haydut2 üzerinde korku ve Stres yaratır; Yoğun Stres:-20)

Silahlı yolcu da posta arabasının penceresinden Haydut2’ye ateşe devam eder.
Haydut2 korunma(18)=52
İsabet(76)=başarılı – hasar:1d100=59
“Ahh!! Lanet olsun!” kaburgalara giren bir mermi daha Haydut2’nin acı içinde yere çökmesine yol açar. Elbisesi kızıla boyanmıştır. Atı uzaklaşır. Posta arabasındaki yolcu vurmuştur adamı.

Keskin nişancı haydut ise koşa koşa diğer yöne, tepelerin doğusundaki kayalık araziye gitmektedir. (x5,y5)

Kid HP: 115-20=95
Sürücü HP: 117-66=51-6=45
Muhafız HP: 114
Yolcu HP: 113
Haydut1 HP: 113-7=106-43-16-80=-33
Haydut2 HP: 113-40=73-4-59=10
K.nişan Haydut HP: 115


****

Toz, barut ve kan kokusu birbirine karışmıştır, Kid yerdeki hayduta (2) iki tabancasını da doğrultup ateş eder tekrar.
1.İsabet(86)=114 başarılı
2.isabet(39)=67 başarılı

Göğsüne isabet eden iki kurşun, zaten ölmek üzere olan haydutu cansız yere serer.
Muhafız ve yolcular Sürücünün yaralı bacağına ilkyardımda bulunurlar.
Keskin nişancı haydut kaçmıştır.
Kid kendi atını ve kaçan atlardan birini biraz ötede bulur.

Ölen haydutların (ve atın) üzerinden çıkan eşyalar:
1 Colt navy
1 Smith W. M3
45 tabanca mermisi
1 bıçak
1 su matarası
55$

Ayrıca haydutların birinden kanlı bir mektup çıkar. Okunduğu kadarıyla şunlar yazmaktadır:
...denen piç kurusunu öldürdüğünüz zaman, çanta ve ceplerini araştırın. Üzerinde formüller olan kağıtların hepsini bana getirin. Formüller olmazsa paranızın geri kalanını alamazsınız ona göre! İmza: Morbid.

***

Kid şansının yardımıyla yaralanmadan bu savaşı atlatmıştır. Sürücünün durumuna bakar, ağır güneyli aksanıyla konuşur: "Sağolun bayım, durmasaydınız işim gerçekten çok zordu." Sonra arabanın üst kısmına baktı "Bir küreğimiz var mı? Eğer varsa bu zavallıları buraya gömelim."
Mektubu okuduktan sonra posta arabasının içindekilerle konuşur "Bu mektupta bazı formülleri ele geçirmekten bahsediyor, sanırım içinizden biri için bu tuzak kurulmuş." şapkasını geri atmış şekilde umursamaz bakışlarla yola doğru bakar.

***
(Kid’in çatışmadan dolayı kazandığı exp:435 + Eşyalar ve at)

Posta arabasındakilerden ikisi bayandır, biri silahlı olan genç adamdır, sonuncusu da beyaz saçlı, yuvarlak gözlüklü, yaşlıca, tonton bir adamdır. Yaşlı adam Kid’in söylediklerini duyunca dehşete düşer. (zaten biraz önceki olaylardan ötürü korkmuştur)

Daha sonra Kid’i kenara çekerek özel olarak konuşur. “Adım Isaac Nobel, kimya profesörüyüm. Bazı kötü niyetli, kişiler üzerinde çalıştığım projelerin formüllerini ele geçirmeye çalışıyor, demek ki benim peşime düştüler,” der bu sırada siyah deri çantasını kucağında sımsıkı tutmaktadır. “Bunu yaptıran Doktor Morbid’den başkası olamaz. Morbid deli bir bilim adamıdır ve benim kimya formüllerimi korkunç kimyasal silahlar yapmak için kullanmak istiyor. Formülleri ele geçirmek için yapmayacağı şey yoktur. Eminim beni öldürtmeyi tekrar deneyecektir, hayatım tehlikede!”

Bu sırada sürücü ve muhafız posta arabasına binmiştir ve artık yola devam edeceklerini söylerler.

Isaac Nobel, Kid’in kolunu tutar, “delikanlı korunmaya ihtiyacım var, belli ki sen bir silahşorsun, Utah’a vardığımızda benim korumalığımı yapar mısın?” diye sorar.

***

Kid ihtiyar adama bakarak gülümser. "Tabii ki bayım! Zor durumda olan birine yardım etmezsek nasıl insanlar oluruz?"

***

Utah’a kadar bir sorun çıkmadan yollarına devam ederler. Profesör Nobel buradaki bir şirket için kimyasal deneyler yapmak amacıyla gelmiştir Utah’a. Profesör ve Kid otelde yan yana odalarda (15,16) kalmaktadırlar. Gündünleri ise Profesör rıhtımın yanındaki depoların içinde ufak bir laboratuvarda kimya deneyleri yapmaktadır. Kid de Profesörü korumak amaçlı oralarda mümkün olduğunca yakınlarında durur. Profesör Isaac Nobel’in şirketi Kid’e haftada 40$+masraflar ödemektedir. Ayrıca Kid’in attan düşüp çatlattığı kaburgalarının iyileşmesi için doktor masraflarını da karşılamışlar ve Kid’in bir haftada sağlığı tamamen düzelmiştir.

Bir gün yine Profesör Depo’daki laboratuvarda çalışırken Kid’e sorar: “Kid saldırıdan bu yana 15 gün oldu. Morbid hala yakalanmadığına göre acaba bana yine saldırır mı diye korkuyorum. Formüllerimi hiç yanımdan ayırmıyorum. Gerçi sen yanımdan pek ayrılmıyorsun ama bir işin çıkar da uzaklaşırsan ve tam o anda birileri bana saldırırsa ne yapmalıyım?” Cebinden Derringer marka iki kurşun alan minik bir tabanca çıkarıp gösterir. “İnan bana bu mereti kullanabileceğimden kuşkuluyum. Acaba laboratuvarın kıyısına köşesine tek hareketle çalıştırabileceğimiz bubi tuzakları filan yerleştirsek mi?” der.

***
"Profesör emin olun o tip tuzakları kurma konusunda hiç bir bilgim yok. Ben yakınınızdayken tereddüt etmeyin, bu silahları iyi kullanırım." Gülümseyerek tabancalarını çekti çevirip tekrar kılıflarına soktu.
"Peki bu Morbid'i şerife bildirsek elimizde yazdığı kağıtta var nasıl olsa, yakalamazlar mı?" der Kid.

Profesör Isaac Nobel buruk bir şekilde gülümser. “şerife bildirdim, ama zaten Morbid aranalar listesinde. Bu olay sanırım onun başına konan ödülü biraz daha arttıracaktır,” der.

Tam bu sırada çok yakınlarında bir tabanca patlar. Kid hızlıca etrafına baktığında sağ tarafındaki sütunun arkasından bir adamın kendisini hedef aldığını farkeder.

Krokide gösterilen kişiler:
1-Profesör Isaac Nobel
2-Johnny Kid
3-Kiralık Katil

Image

**
Kid, "Profesör masanın arkasına geçin!" diyerek Refleks olarak silahlarını çekmiştir, katil sütunun arkasına saklandığı için yakalaşır (x12-y4) tabancalarını ateşler.
Edmond korunma zarı(67)=82
Kid 1.silah(19)=59 başarısız
Kid 2.silah(13)=33 başarısız.

Kid’in yakın mesafeden ateşlediği tabancaları hedefi tutturamamıştı. Kiralık katil Edmond dantes’in üzerinde bir çizik bile yoktu.

Bu arada Profesör Isaac Nobel korkuyla -Kid’in istediği gibi- masanın ardına kaçarak siper almıştı. Bu arada küçük Derringer tabancasını çekmişti.


Image

***
Edmond sütunu biraz daha kendisine siper alarak tekrar saldırdı.Zaten solaktı ve arkasını dönmeden ateşleyerek sütunu saldırı zararı almadan siper alabiliyordu. [X12-Y7] tekrar Kid'e ateş etti.

Kid korunma zarı(59)=79
Edmond isabet(12)=25 başarısız.
Edmond dantes bir kez daha ıskalamıştı.

Bu arada Isaac Nobel var gücüyle bağırıyordu: “İmdaaatt! İmdaaat! Katil var! şerifi çağırın, şerif’i çağırııın!”

***
Kid sandığın arkasına geçip siper alır (x14-y4) silahlarını tekrar ateşler.
Edmond korunma(57)=92 (yarım siper:+20)
Kid 1.isabet(1)= Silah elinde patlar!
Kid 2.isabet(83)=94 başarılı (sıyırıp geçti) – hasar=56/2=28

Kid’in sol elindeki silahından çıkan mermilerden biri Edmond Dantes’in sağ bacağına isabete eder ama kurşun sıyırıp geçer. (Edmond hız=20) Bacağı hafifçe kanamaktadır.
Ancak Kid’in sağdaki silahı merminin namluda patlaması yüzünden kullanılmaz hale gelir. Hasar: 1d20=16 – Kid’in eli de patlamanın etkisiyle incinmiştir. (2 tur sağ elini kullanamaz)

Edmond tekrar tekrar ateşledi.Kurşunu bitiyordu
Kid korunma(23)=93 (Tezgahın arkası tam siper:+50)
Edmond isabet(3)=18 başarısız

Edmond Dantes düzgün nişan alamamıştır ve ıskalamıştır. Bacağı hafifçe kanamaktadır. (HP=-2)

Profesör ise hala saklandığı yerden yardım çağırmaktadır.

Image

***
Kid acıdan bir an elinin koptuğunu zannetti, eline baktğında çok büyük bir yara almadığını gördü. Yere yattı sağlam eliyle dikkatle nişan aldı ve ateş etti.
Edmond korunma(11)=50
Kid isabet(3)=20 başarısız.
Ancak Kid’in atışı başarısız olur, ıskalar.
***

Edmond: Yarası hafifçe kanıyor (HP=-2)
Edmond, kurşunlarını saydığında 3 tane kalması gerektiğini farketti.Ã?yleyse, son 3 kurşununu boşa harcamamalıydı.Yeniden ateş etti.Daha dikkatli.
"Kendini boşuna zorlama, öleceksin ne de olsa!"
Büyük ihtimalle kendisi ölecekti ama yine de saldırıyordu.
Kid korunma(2)=72
Edmond isabet(40)=78 başarılı (sıyırıp geçti) – Hasar: 1d100/2=48/2=24
Edmond’un tabancasından çıkan mermi Kid’in vücuduna kenarından girip çıkar. İç organlar parçalanmamıştır ama hafif bir kanama başlamıştır.

Kid:
Kid, tekrar dikkatle nişan aldı hep güvendiği şansı yaver gitmiyordu. Sakince tekrar nişan aldı ve ateş etti. "Birazdan şerif burada olur, teslim ol!"
Edmond korunma(23)=58
Kid isabet(54)=85 başarılı – Hasar: 1d100=30
Kid’in tabancasından çıkan mermi Edmond’un sol bacağına isabet eder. (Edmond iki bacağı da yaralı Hız=10)

Edmond: Yarası kanıyor (HP=-6)
Edmond acıdan bacağının koptuğunu zannetti.Sonra sütunun diğer tarafına doğru geçmeye çalıştı.Oradan saldırırsa eğer, düşmanın siper aldığı masayı yok sayarak rahatça vurabilirdi düşmanını.[X10 - Y6]
Kid korunma(88)=128
Edmond isabet(2)= Tabanca ateş etmez.
Kiralık katil’in bu kritik anda talihsizliği sonucu tabancası ateş almaz; büyük ihtimalle mermi bozuk çıkmıştır.

Kid'in elinin uyuşması geçmeye başlamıştı silahını sağ eline aldı. Aklından posta arabası soyguncularının silahlarını nereye koyduğunu geçirdi.
Dikkatle nişan aldı katilin kaçma şansı yoktu bu şekilde inatçı birini öldürmek hiç hoşuna gitmiyordu doğrusu.
"Teslim ol! Canından olma."
Tekrar ateş etti.
Edmond korunma(71)=106
Kid isabet(80)=128 başarılı – hasar: 1d100=26
Edmond’un gövdesine bir kurşun daha girer. Üstü başı kan içindedir, elleri tirer, gözleri bulanmış, sırtından aşşağıya bir üşüme hissi peyda olmuştur. (Ölüm döşeği hali=-50)
Bu sırada Profesör Isaac Nobel’in sesi duyulur: “Teslim ol yabancı, silahını öteye at da yaralarını tedavi edelim, aksi takdirde kan kaybından öleceksin!”
Edmond: Yarası kanıyor (HP=-9)
Edmond başını öne eğdi, ölecekti, çaresiz görünüyordu, ama bir duelloyu kaybederek ölmeyi yeğlerdi, savaşmayı sürdürecekti.
"Pes edersem eğer, gurursuz yaşarım, gururumla ölürüm daha iyi!"
Belki de son kez ateş etti.
Kid korunma(98)=138
Edmond isabet(96)=91 başarısız
Kid refleks icabı yana çekilir ve kurşunu yemekten kurtulur.

Kid: Yarası kanıyor (HP=-2)
Kid ateş etmek istemiyordu ama katil adeta bir fanatik gibi her yeri kan içindeyken ateş etmeye devam ediyordu. Bir an aptallığına kızdı, eğer bu adamı canlı yakalayabilirse Morbid'e ulaşıp sorunu kökünden halledebilirdi. Hızla ayağa fırladı ve katilin üzerine koşup yumruğunu yüzüne patlattı.
Edmond korunma(7)=50
Kid isabet(18)=48 başarısız
Ancak silahşor dengesini kaybeder ve yumruğunu boşa sallar. Ancak farkeder ki artık Edmond Dantes için yolun sonu gelmiştir. Kan revan içindeki kiralık katil elinde silahıyla sütuna yaslanmış ve artık gözleri boş bakıyordu. Ölmüştü.

Profesör Isaac Nobel HP: 110
Johnny Kid HP: 115-16=99-24=75-2=73
Edmond Dantes HP: 110-28=82-2=80-2-30=48-6-26=16-9=7

***
"Profesör yardıma gelin!" Katilin yanına çömeldi yaralarına baktı ama çok geç kaldığını görmüştü. Bir şey yapamayacaklarını anlayınca Kid'in yaralarına baktılar ve pansuman yaptılar.
"Size bir şey olmadı neyse ki. Bu Morbid'i yakalayamazsak başınıza bela olacak anlaşılan."

Profesör de ölü katile bakarken “Morbid yaşadıkça huzurlu bir hayatım olmayacak,” der.

Kid’in Edmond’dan ele geçirdiği ganimetler: 1RemingtTüf, 1ColtNavyTab, 30 Tüf.mermi, 24 Tab.mermi, 2 bıçak, 1 dinamit, 1 kılıç, 1 şapka, 1battaniye, 10sumatarası, 12kiloTuz Fasulye erzak, 2 çaydanlık, 2 kağıtKalem, 50$

Kid’in kazandığı exp:
Rakibini saf dışı bırakma= 230
Profesörü koruma= 300
Aksiyon= 50
Toplam=580 exp önceden de 435 vardı toplam 1015 eder. Kid seviye atlar. Artık 2.seviye olur ve 15 exp var.

.
Devam Ediyor...
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Image


Rodrigez Alvarez Guanto Hoze - Darkgnome


2.Bölüm:


Adam gereksi bilgilerle zamanını kaybettirmişti. Ancak bu karanlıkta zaten Red'i bulamayacağını biliyordu. En azından belki Red sabah izleri tekrar bulup buraya gelebilirdi. Olmadı kendisi gündüz vaktinde kalkar giderdi.
"O zaman seninle elimizdekileri paylaşalım." diyerek elindeki az mktardaki yiyeceğin bir kısmını çıkarttı ve adama da ikram etti. Adamın neden burada olduğunu merak ediyordu ama kendisine sorulmasını istemediği soruları başkasına sorması hiçte mantıklı olmazdı.

"Asıl niyetin nedir? Ã?nce yemek istedin şimdi ise çantandan yemek çıkarıyorsun." Dedi Douglas.
Kahvesini içerken yılan gözleriyle bakıyor ve sırıtıyordu. Gergin olduğu anlarda hep böyle yapardı.
"Kız falan yok aslında değil mi? Yoksa çifliği basanlardan biri sen misin?"
Belki de bu adam onu Bob'a götürecek kişi olabilirdi.

"Ne diuyerek gelmemi tercih ederdin? 'Uyan sana soracak sorularım var?'"
Kısılmış gözleri onu endişelendirmekten çok sadece kızdırmıştı. Bu kızgınlığıda kendisine 'evi basan kati' yakıştırması yapınca gözlerine dek vurdu.
"Sen beni..."
Adamın tüfeğine baktı. Kendisinden çok uzak değildi ama tüfeğine davranarak sorulmuş bir soru değildi bu. Tabancası dahi olsa onu çekene kadar bu cılız adamın yanında biterdi.
"Kayıp kız var gringo. Yemeğimde var. Sadece senin yanında rahatım olmayacak anlaşılan."
5 Günlük sakalını kaşıdı. Etrafına baktı.
"Burası çöl. Tehlikeli. Senin küçücük bakan gözlerin üstümdeyken rahat etmiyorum."
Etlerini geri koydu. İzleri bir süre daha takip etse belki daha iyi olacaktı. Ã?ölün kalbi bile bu adamın yanından daha güzeldi. Doglas'ın ateşini kullanarak ikinci bir meşale daha yaktı. Karanlık en azından biraz daha aydınlanırdı.

"Doğruyu söylemek daha iyi bir başlangıç olurdu. Madem beni soru sormak için uyandırdın bende sana soru sorayım."
Kahvesinden bir yudum aldı. Bu cahil Meksikalının bu kadar iyi rol yapacağını zannetmiyordu, gerçekten de suçsuz olmalıydı.
"Ã?iftliği basanların kim olduğunu biliyor musun?"

Atına etleri geri koyarken adamın yüzüne bile bakmıyordu.
"Biliyorum gringo."
Bir süre durdu ve düşündü. Biraz sıkılgan da olsa
"Bak gringo. Ben sana güvenmiyorum, sen de bana. Vahşi batının ilk kuralı bu. Ama ben bu kıza güveniyorum. Bunun ne kadar değerli olduğunu bilirsin. Sen bana kızı bulmama yardım et, bende senin bu çiftliği basan adamların yerlerini bulmana. Tanrı izin verirse bu alcahuete'leri bir kere daha bulabilirim."

"Bu işi yapan Bob Troble mu? Eğer değilse bilgin işime yaramaz."
Kahvesini tekrar yudumladı.
"Bir de tabii ödül meselesi var, o konuda da anlaşmamız lazım."

"Evet ve teklifim hala geçerli."

Douglas ayağa kalktı, piposunu çıkatmıştı.
"Ben çiftliğin tarafından buraya kızla karşılaşmadım. Ben uyurken yanımdan geçip gittiyse bilemiyorum." Ateşten bir dal alıp piposunu yakmaya başladı.
"Bob'a toplam 1000$ ödül var. Fifti-fifty sana uyarsa şu senin kızı bulalım."
Gülümserken Meksikalının cevabını bekliyordu.

"Para daha sonra, rahatlıkla halledilebilir. Ã?nce kızı bulmamız gerek. Bu gece vakti bir uçurumdan bile düşebileceğinden korkuyorum."
Alvarez ayın konumuna bakarak sabah saatine ne kadar kaldığını bulmaya çalıştı. Eğer az kaldı ise biraz dinlenip yola çıkabilirdi. Ancak daha çok var ise yanında bu adamla birlikte bir takım olarak aramayı düşünüyordu. Bu şanslarını daha da çok artırabilirdi.

"Peki madem öyle diyorsun. İlla kızı arayalım dersen sabahı bekleyelim derim." Piposunu yakmış tüttürüyordu. "Aslında daha iyi bir fikrim var. Bob'u temizlemeye gidelim silah seslerini duyunca senin kızda gelir. Tabii tabansız biriyse silah seslerinin aksi yönüne de kaçabilir."
şapkasının altından kısık gözleriyle Meksikalının vereceği tepkiye bakıyordu.

***
“Benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?” der Ally karanlıktan çıkıp adamların yanına gelirken.
Douglas ve Alvarez birden yerlerinden fırlar, boş bulunmuşlardır.
“Sormayın başıma gelenleri, karanlıkta dolaşmak tehlikeliymiş. Üstelik izleri de kaybettim ama sonra bu kamp ateşini gördüm. Geçenin karanlığında benim için bir işaret feneri gibiydi doğrusu. Eee, Alvarez beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?” der Aline Redfox.

***
***
Douglas:
Siyah takım elbiseli uzun boylu adam genç kıza yaklaşarak abartılı bir hareketle elini öper.
"Douglas Mortimer emrinizdedir madam. Meksikalı arkadaşınız sizi aramakta haklıymış, takip edilecek bir güzelliğiniz var."
Tekrar kalktığı yere döner.
"Buyrun oturun lütfen, ben pipomu içerken sizde kahve içersiniz, içinizi ısıtır. Bu arada bilgilerimizi paylaşırız."

Alvarez:
Adamın şu ilk gelen ingilizler hakkında anlatılan fıkralar ve komik hareketlerdeki gibi beceriksiz bir soylunun tiyatral hareketlerine bir an için gülümser. Gözünün önüne annesinin anlattığı komik hikayeler gelmiştir.
"Dikkat et. Ally'e soon kez bu şekilde yaklaşan şu anda ölü! Sen en iyisimi hanfendiye bir kahve koy."
Sesinde mizahın yanında kıskançlık ve kızgınlıkta olduğunu fark eder. Bunu kendisine itiraf etmek istemesede aslında içten içe normal karşılağı bir davranıştır. Kızın yanına gider ve ona bir şey olup olmadığını anlamak için uzaktan üstünü süzerken
"Bob Troble'ı buldum."

Douglas:
Douglas oturduğu yerden sırıttı, meksikalı tam beklediği tepkileri vermişti. Kıza ilgi duyduğu belliydi, bunu belki bir ara kullanabilirim diye düşündü Douglas.
"Yanında başka adam var mı?"

Ally:
"Eğer yorgun değilsen Alvarez, bu gece onu basabiliriz. Ã?iftçinin dediği kadarıyla yanında birileri vardı. Eğer yerlerini biliyorsan gafil aflamak kolay olacaktır."
Sonra yorgun atını Alvarez'in atının yanına bıraktı ve yere oturarak eline aldığı kahveyi yudumlamaya başladı.
"Bir planınız var mı?"

Alvarez:
Alvarez gördüklerini anlattı.
"Nöbetçi beni gördüğünde biraz irkildi ve o anda uyuduğunu düşündüğüm adamların aslında uyumadıklarını da gördüm. Nöbetçi biraz daha tehlikeyi bekler şekilde olabilir."
Kabaca kumaların üstüne planınıda çizdi. 2 yatan için kuma daireler, tepeler için kumdan yükseltiler kullandı. Etraftaki bir taşı nöbetçi yaptı ve kamp etrafında nasıl döndüğünü gösterdi.
Sonra pançosunun altından küçük bir bıçak çıkarttı. Yere sapladı ve "Bu benim." ve iki tane daireyi en uzaktaki tepeye çizdi. "Bunlarda siz." Elleri haritasının üstünde oynuyordu.
"Saklanarak yaklaşabilirsem nöbetçiyi etkisiz hale getirebilirim sanırım. Sizde o uzaktan beni korursunuz. Nöbetçi etkisiz hale gelince diğerleride teslim olurlar sanırım.
Sonra Ally'e baktı. Bu adamla onun yan yana durmasını istemiyordu ama adamın arkalarından iş çevirmelerini Ancak Red sağlayabilirdi. Daha başından parayı konuşan bu adamın gözleride güvenilmezliğini gösterir gibiydi. İkisi birden adama arkasını dönemezdi. Bu sebeple Adamı biraz daha ileri getirerek kendine daha çok yaklaştırdı ve Red'il arasında kalmasını sağladı.
"Sen burada dursan daha iyi olabilir. O tüfeği kullanmasını biliyor olsanda gece sadece ateşin ışığında iyi ateş edebileceğini sanmıyorum."
"Ben adamı etkisiz hale getirince ikinizde yaklaşır ve ters bir hareketlerinde uyarma yada gerekirse öldürme için ateş edersiniz."
Ardından Ally'e döndü. Kendisinin geride kalmayı isteyecek biri olmadığını biliyordu. Onun düşüncesi asıl önemli olandı.

Douglas:
"Sessiz ve sinsice ha?" Ayağa kalkıp atına doğru yürüdü, "Ben daha gürültülü birşeyler düşünmüştüm." Eğerinden çıkardığı dinamit lokumunu Alvaraz'e fırlattı.
"Ortadaki ateşe bunu fırlatırsan gayet şenlikli bir başlangıç yapabiliriz."
Sırıtırken yeni ortaklarının tepkisini bekliyordu

Ally:
"Planın iyi gözüküyor, ama adamların uyumadığını söyledin, tek başına gitmen biraz tehlikeli gibi geldi bana. Neden kampı üç yanından sarmıyoruz? Üç kişi var ve her birimiz birisi ile ilgilenebilriz. Yani güzel bir şeyler ayarlarsak..."
Gerisni getirmedi. Göz ucu ile yerdeki minyatür kampa bakıyordu.

Douglas:
"İki yandan çapraz ateşe almak iyi fikir. Sen sessizce yaklaşırsın, eğer yapabilirsen bıçakla nöbetçinin işini bitirirsin." Eliyle yerdeki nöbetçinin işaretli olduğu noktayı Alvarez'e işaret etti. "Eğer seni önceden farkederse dinamit lokumunu fırlatırsın, üç kişinin arasında bıçakla kalman senin için iyi olmaz. Sonrasında duruma göre biz ateş etmeye başlarız eğer teslim olurlarsa zaten sorun kalmaz."
Piposundan derin bir nefes çekti.
"Eğer aklınıza yattıysa bu gece baskını yapalım, nasılsa yatıp uyuyamayacağımız kadar geç oldu."

Alvarez
"İki sorun var." Elini yumruk ve baş parmağını kaldırdı. "Birincisi, bu adamları öldürmek ne kadar mantıklı. Kanundan kaçan adamlar neden bu hayvanları alma gereği duydular? Beliki bir yerde bunlardan daha çoğunuda bulabiliriz." Bu sefer işaret parmağını da kaldırdı. "İkincisi, dediğim gibi en yakınsaklanılabilecek bölge ile ateş kaynağı arasında 30 metre kadar bir mesafe var. Senin bu kollarında 'el poder de Satanás" yok ise oraya kadar bu patlayıcıyı atabiecek misin?

Douglas:
"Amerikan şerifleri ölüsüne para verdiği sürece bu tür bir yıkım yapmış adamları sağ yakalamaya çalışmam." Eliyle arkada kalmış çiftliği işaret etti. "İkinci soruna gelince: senin atabileceğini düşünmüştüm doğrusu amigo. Bunu beceremeyeceksen her ihtimale karşı aramızda bir güvenlik duvarı oluşturması açısından bu şekilde yere gömeriz."
Beyaz bir mendili dinamite bağlayıp yere gömdü. "Eğer bir terslik olursa, beyaz mendil sayesinde rahatça vurup patlatabilirim."
"Canlı yakalamak istiyorsanız size uyarım hatta iyi bir çilingirden alınmış kelepçe de var yanımda, ama bu tür suçlar işleyen insanlar canlı yakalanmak istemez, darağacını boylayacağını bilir."

***
Üçü Bob Troble çetesini ellerinden kaçırmamak için o gece derhal yola çıkarlar ve Alvarezi’in gösterdiği yoldan tekrar haydutların kampına ilerlerler. Adamların kamp ateşi hala yanmaktadır. Bob Troble ve haydut2 uyumakta, haydut3 ise elinde Winchester tüfeği ile kampın etrafında dolaşarak nöbet tutmaktadır.

Ã?ncelik sırası:
Ally(77)=97
Alvarez(60)=78
Douglas(16)=31


Image


1.Tur:

Ally:
Ses çıkartamayacağından Başı ile Alvarez'e iyi şanslar dilemek için küçük bir işaret verdi ve ardından botlarının ucuna basarak zx 12 / y 4, noktasına doğru sessizce ve yavaşça ilerlemeye başladı. Bu sırada ses yapmaması için silahını kemerinden çok hafif bir hareketle iki elinin arasına almıştı.
Gece Gizlenmede duyulmamak:-20
Ally gizlenme(60)=74
Haydut3 Duyma(7)=13
Genç kadın farkettirmeden (x12,y4) nıoktasına kadar sokulmuştur.

Douglas:
Douglas haydutun uzaklaşmasını bekleyecek (x6y10) sonrasında yavaş ve sessizce sürünerek ilerleyip kayaları siper alarak yatacaktır. (x3y4)
şimdilik harekete geçmez, haydutun uzaklaşmasını bekler.

Alvarez:
Haydutun kampın öbür tarafına doğru uzaklaşmasını bekler.

Haydut3:
Elinde tüfekle yavaş yavaş kampın etrafında turlamaktadır.

Image

2.Tur:

Ally:
Aline silahın karanlıkta kamp ateşi ile parlayıp kendisini ele vermemesi için hafifçe eğildi ve silahını iki dizinin arasına sıkıştırdı.
Diğer yandan Alvarez ve Douglas harekete geçtiğinde, kendisine en yakın olan kişiye ateş edecekti.
Sessizce beklemeye devam etti...

Douglas:
Biraz daha bekledi, haydut3’ün nereye yürüdüğünü kampın ateşi ve sabahın alacakaranlığında görebiliyordu.

Alvarez:
Alvarez turlayan haydut yeterince uzaklaştığında kayanın arkasına hareketlenecek ve arkasından yaklaşma şansı doğduğunda önce dinamiti iki yatan haydutun arasına atacak ve dikkatini oraya vermiş hayduta çiftesini doğrultup ve şunları diyecektir,
"Teslim olun! şu anda aranızda bir patlayıcı var. Arkadaşlarım ve benim silahlarımız size ve dinamite doğrultulmuş durumda."
Adamlardan gelebilecek herhangi bir tehditkar harektte hiç acımadan çiftesini ateşleyecektir. Herşeyin istediği gibi gitmesi durumunda diğerlerinin gelmesini bekleyecek ve sonra silahlarından uzaklaştırıp kamp ateşinin boş tarafına toplayacak.

Haydut3:
Haydut nöbet yürüyüşüne devam ederek (x6,y11) noktasına gelir.

3.Tur:

Ally:
Kayalıkların kenarında pusuda bekler. (yarım siper)

Douglas:
Sessizce ilerleyerek (x3,y4) noktasına gelir ve kayalıkların arasında pusuya yatar. (tam siper)

Alvarez:
Sessizce (x10,y4) noktasına ilerler. Kayalıkların arasında (yarım siper) durarak buradan elindeki dinamit lokumunu uyuyan haydutların arasına fırlatmasına imkan yoktur. (fırlatma menzili 10m) Biraz daha yaklaşır. (x8,y5)
Alvarez gizlenme(30)=69

Haydut3:
Haydut3 farketme(83)=64 görmedi.
Yürüyüşüne devam ederek (x10,y11) noktasına gelir.

4.Tur:

Ally:
Hedeflere biraz daha yaklaşmak için (x10,y4) noktasındaki kayaların arasına geçer. (yarım siper) Ne de olsa tabancanın menzili kısadır.

Douglas:
Douglas tüfeğini doğrultmuş, Alvarez’in atacağı dinamiti vurmak üzere konsantre olmaktadır.

Alvarez:
Alvarez dinamit lokumunu (x7,y8) noktasına, uyuyan iki haydutun arasına fırlatır.
Fırlatma isabet(53)=75 başarılı
Dinamit kumun üzerine düşmüştür ve dikkate değer bir ses çıkarmamıştır. Rodrigez biraz uzaklaşarak (x6,y4) noktasına çekilir. (yarım siper) Ve buradan bağırır: "Teslim olun! şu anda aranızda bir patlayıcı var. Arkadaşlarım ve benim silahlarımız size ve dinamite doğrultulmuş durumda."

Haydut3:
Terbiyesiz bir küfür ederek Alvarez’e tüfeğiyle ateş eder.
Alvarez korunma(84)=122
Haydut3 isabet(100)=Ölüm Vuruşu!
Mermi Alvarez’in iki kaşının arasına denk gelir. Meksikalı gıkını çıkaramadan yığılır.


-SON-
.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Image
Boğa Avcısı – Edmond


Boğa Avcısı günlük hayatını sürdürürken kabile şefi tarafından huzuruna çağrılır. Kızılderili savaşçı reisin yanına gittiğinde yaşlı şef “Boğa Avcısı, sana bir görev vereceğim Höyük Tepesi’ne çıkmanı istiyorum orada biriyle görüşeceksin, seni bekliyor. Ama bu gizli bir görüşme olmalı üçümüzden başka kimse konuştuklarını bilmemeli!

Boğa avcısı yola çıkar ve akşamüstü bildirilen tepeye çıkar. Orada şavaşçı görünümlü, kendini boyamış tanımadığı bir kızılderili vardır.

Image

“Bana Kara Kanatlı Ölüm derler. Boğa Avcısı, senin şefin beni tanır, ben gölgelerle seyahat ederim ve beyaz adamların boğazlarını keserim. Hem de onlardan öldürdüğüm her beyaz için üste para alırım. Duyduğuma göre sen de beyaz adamlardan nefret ediyormuşsun. Benim yolumu takip etmek ister misin?”

***
Boğa Avcısı fazla zorlanmadan soruya "Evet!" cevabını verdi.Kara Kanatlı Ölüm ile dolaşacaktı!Beyazları kesecekti.
evet...

***
“O halde şimdi sana anlatacaklarımı hayatın pahasına sır olarak tutacaksın. Benim başında olduğum, bütün ülkeye yayılmış bir kiralık katil örgütümüz var adı da: Kara Ölüm Ã?rgütü. Biz beyazlardan para alır, karşılığında yine beyazları öldürürüz, arada sırada soygun da yaparız uygun bulursak. Kazandığımız parayı da beyazlar tarafından topraklarından sürülmüş kızılderili kardeşlerimize yardım etmek için kullanırız.
şimdi sen daha çömezsin o yüzden seni nispeten basit görevlere verelim ki, tecrüben artsın. Teksas’a gitmeni istiyorum, oradaki demirci dükkanında çırak olarak çalışan yarı-kızılderili bizim adamımızdır. Sana işini o söyleyecek. Adı Nike! Ama dikkatli ol başkası görmesin seni, bizim işimizde görünmez olmak gerekir. Bir hayalet olmak...

***
Boğa Avcısı fazla lafı dolandırmadan.
"En kısa sürede Texas'tayım, Ugh!"
***
Boğa Avcısı (C6) bölgesindeki kabilesinin yanından ayrılır. Atıyla araziden Texas’a doğru yola çıkmıştır ama önünde uzun bir yol vardır. Yanındaki 12 kuru kumanyayı harcamamak için yolda avlanmaya çalışır. 1. 3. ve 4. günler tavşan avlayarak (30 exp.) karnını doyurur. 5.gün ise kocaman bir ayıya rastlar. Ayı ileride bir tepenin kenarında durmaktadır. Boğa Avcısı ayı postunun 20$ edeceğini ayrıca etinin lezzetli olduğunu düşünür, ama ayı tehlikeli bir hayvandır.

***
Boğa Avcısı, yayını çıkardı, oklarından birisini yerleştirdi.
"Gel bakalım babana!"
Okunu bıraktı.

BoğaAvcısı:
Boğa Avcı’sı 20 metre ötedeki ayıya okunu atar.
Ayı korunma(19)=19
BoğaAvcısı İsabet(97)=122 başarılı – hasar: 1d100=93
Ok Ayının kalın postunu delip kaburgalarının arasında iç organları parçalayarak vücudunun içinde ilerler.

Ayı:
Hayvan bu süpriz saldırı karşısında şaşırır ve okun acısıyla öfkeden deliye döner. Kendisine ok atana adamı görürgörmez üzerine hücum eder.
1.Pençe(97)=217 başarılı – Hasar: 2d50=26
Keskin pençesi Kızılderilinin vücudunda kızıl desenler oluşturur.


BoğaAvcısı HP: 110-26=84
Ayı HP: 350-93=257

(30 metre ötede bir ağaç var, Tırmanma zorluğu: 70)

Boğa Avcısı, ağacı görmüştü, hemen koşarak ağaca tırmanmaya çalıştı.Eğer çıkabilirse, arkasından ayının da çıkacağını biliyordu, fakat kendisi ayıdan kaçarken tırmanacaktı.Ama ayı, tepeden birisi ok atarken çıkamazdı.

Kızılderili ağaca tırmanmaya çalışır.
Tırmanma(45)=75
BoğaAvcısı ayıdan kaçan insan hızında tırmanmıştır ağaca.
Ayı da kızılderilinin peşinden ağaca tırmanır, ancak pençeleriyle ağacın gövdesine tutunduğundan saldıramaz.

***
Boğa Avcısı, ağacın üzerinden ayıya bir ok daha sallar.Amacı hem ayıyı vurmak, hem de ayının ağaca çıkmasını engellemektir. (BoğaAvcısının yarası kanıyor: HP=-2)
Ayı korunma(20)=50 (ağaçta olduğundan çevikliğini kullanamaz)
BoğaAvcısı isabet(40)=87 başarılı – Hasar: 1d100=64
İkinci ok da ayının gövdesine saplanınca havvan kendini aşağıda bulur ve koşarak uzaklaşmaya başlar. 35 metre kadar öteye kaçmıştır.

BoğaAvcısı HP=110-26=84-2=82
Ayı HP=350-93=257-64-9=184
****
Boğa Avcısı sırıttı, "Artık adımı Ayı Avcısı yapmalıyım!" fakat ağaçtan inmek yapacağı elbette son şeydi.Olduğu yerden (mümkünse yüksetten) ayıya ateş etti, neticesinde yüksekteki menzil, alçaktaki menzille kıyaslanamazdı.Oku tahminen az hasar verirdi, ama neticesinde ayıyı kaçırmaya yeterdi.
***
BoğaAvcısı’nın attığı diğer ok hedefe ulaşmaz. Ayı koşa koşa gözden kaybolmuştur. Kızılderili ağaçtan inerek kendi hafif yarasına özel yapraklar bastırarak kanamayı önlemeye çalışır. (kendi kendine tedavi=-50)
Tedavi(80)=60 başarılı
Kanama durmuştur ama iyileşmek için birkaç gün yolculuk etmeden dinlenmesi gerekmektedir. Bu arada ayının kan izleri gözüne çarpar; ağır yaralı hayvan büyük ihtimalle yakında yığılıp kalacaktır.
***
Boğa Avcısı kan izlerinden yavaşça, ayının biraz daha önde gitmesine özen göstererek ierlemeye başladı, ayıyı gördüğü an tekrar ok atacaktı ama görmemeye özen gösterecekti.Ayıyı vurunca güzelce dinlenecekti.
***
BoğaAvcısı ayıyı takip eder ve iki saat sonra ayının kan kaybından ölmüş olduğunu görür. (50 exp kazandın) Derisini yüzer ve etinin bir kısmını pişirip yer. Ayrıca etlerin geri kalanını tuzlayarak atına yükler. Yakınlardaki bir kızılderili köyüne gider. “Tuix”ler (C5 bölgesi) kendi kabilesiyle düşman olmadığından onu misafir olarak kabul ederler. BoğaAvcısı da Ayı postunu ve etlerini kabileye hediye olarak sunar. Artık Tuixlerle dost olmuştur. Kabile büyücüsü yarasıyla ilgilendiği için normalde 25 günde ancak iyileşecek yara 15 günde iyileşir. Bir gün büyücü “artık iyileştin BoğaAvcısı, bunu al ileride ihtiyacın olabilir,” diyerek meşin bir kese uzatır. Bu torbanın içinde kanamayı durdurucu şifalı otlar, macunlar ve bandaj yapmaya uygun kokulu bez parçaları vardır. (Büyücü torbası: Tedavi=+20)

O gece Boğa avcısı küçük misafir çadırında uyurken, rüyasında kara bir kuzgun görür. Kuzgun bir beyaz adam cesedinin gözlerini didiklemektedir. Sonra kuş kafasını kaldırıp yan yan BoğaAvcısı’na bakar. Boğa Avcısı irkilerek uyanır ve yarı karanlıkta tepesinde dikilen bir hayalet görür. Daha da korkmuştur şimdi ama bir saniye sonra bu hayaletin aslında Kara Kanat olduğunu idrak eder. Kara Kanat her zamanki gibi savaş boyalarını sürdüğü için ürkünç görünmektedir ve bir heykel gibi BoğaAvcısı’nı süzmektedir. Neden sonra konuşur: “Sana verdiğim göreve gitmene artık gerek kalmadı, çünkü geç kaldın. Duyduğuma göre bir ayı öldürürken yaralanmışsın. Nasıl oldu bu olay? Anlat bana,” der.

Image
***
"Bir ayı gördüm!" diye söze başladı Boğa Avcısı.
"Ayının postunun başka kızılderili dostlarımla dostluk işareti olduğunu düşündüm, postu için öldürürken önemli olmayan bir yara aldım."
Sonra biraz duraklayarak:
"Peki, aslında ayı benden güçlüydü, ama bu benim gücümü test etmek için gerekliydi.Ã?ünkü bir sürü beyaz adamla savaşaktım, ve beyaz adamlar bu ayılardan güçlü, çünkü onların patlayan yayları var."
Biraz başını öne eğdi:
"Ve o beyaz adamlar için gerekli bir testti bu.Artık yaşama şansları olmadığını biliyorum!"

***
Kara Kanatlı Ölüm, BoğaAvcısı’nı ne düşündüğünü belli etmeyen bir bakışla süzer. Neden sonra konuşur: “Tek başına bir ayıyı öldürecek cesaretin olması güzel BoğaAvcısı, ancak sana bir görev verilmişti ve sen oyalanmadan o görevi takip etmeliydin. Sana güvenebilmem için verdiğim ya da örgütün verdiği görevleri ilk sırada tutmalısın. Bir daha ki sefere önce sana verilen göreve odaklan ve görevi en kısa sürede sessizce bitir. Henüz Kara Ölüm Ã?rgütüne kabul edilmiş sayılmazsın o yüzden daha bazı sırlarımızı öğrenmedin. Bizim özel işaretlerimiz, haberleşme tekniklerimiz vardır; ancak kendini ispatladığında bunları sana öğreteceğim. Ve eğer başarılı olursan zaman zaman örgütün birçok adamının kullandığı tılsımlı silahlardan vereceğiz sana da,” der.

Küçük bir kağıt parçası uzatır. Bu basit bir haritadır. Alabama yakınlarında bir çiftlik evidir haritada gösterilen. “İşte yeni görevin: Bu haritadaki çiftliğe gizlice girip adamı öldürmen gerekiyor. Yapabilecek misin?”

***
Boğa Avcısı somurtarak Kara Kanatlı Ölüm'e bakar.
"Hemen gidiyorum!"
Gidecek ve öldürecektir.Sessizce.
***
Kızılderili birkaç gün içinde söylenen yere varır. Uzaktan evi görünce atını kayaların arasına bırakarak saklana saklana çiftlik evine yaklaşır. Etrafta kimse yoktur ama bacadan hafifçe duman tütmektedir, hatta yemek kokusu duyulur. Belli ki içeride akşam yemeği yeniyordur, zaten akşamüstü olmuş hava yavaş yavaş kararmaktadır.

Image
***
Boğa Avcısı, ilk gerçek deneyimini yaşamak için pencerenin önüne doğru ilerlemeye başladı.(X3-Y8)
Oraya gidecek ve içeride adamın olup olmadığına bakacaktı.
***
Gizlice pencereye yanaşır; evin pencerelerinde altışar adet kare cam vardır ve kapalıdır. İçeride sofrada oturan insanlar görür; kırk yaşlarında bir adam (öldürmesi istenen kişi) bir kadın ve 14 yaşlarında bir erkek çocuk vardır. Duvarda asılı bir çifte dikkat çekmektedir.

Image

***
Boğa Avcısı, hızlı ve zeki olması gerektiğinin farkındadır.En kötü ihtimalle, ölümcül olmalı katliam yapmalıdır.Ã?ocuk hariç, çünkü o çocuk öldürmez. [ama bunu o adam bilmiyor!]
Eline aldığı yayına bir ok yerleştirir, bir oku ise an çabuk ulaşabileceği yere koyar.
Oku camı kıracak şekilde çifteye atar, okun camı kırmasını hedeflemektedir ama, çifteye saplanması da iyi olur.
Ok camı kırar kırmaz bağıracaktır.
"KIPIRDARSANIZ, Ã?OCUK Ã?LÃ?R!SEN (adamı göstererek) ELLERİNİ BAşININ Ã?STÃ?NE KOY ARKANI DÃ?NECEK şEKİLDE DİZ Ã?Ã?K!KADIN, SEN DE KIPIRDAMAYACAKSIN.VE SEN Ã?OCUK, SENİ VURAMAZSAN ÇOK SEVDİğİN ANNENE VE BABANA VEDA EDERSİN."
Tabi bağırdıktan sonra hemen yayına bir ok yerleştirecektir.

***
Ã?iftçi ailesinin ödü patlamıştır, kadın çığlık atmakta, çocuk ise donup kalmıştır. Adam ilk şaşkınlığı üzerinden atar atmaz duvardaki çifteyi almak üzere hamle eder.
BoğaAvcısı okunu serbest bırakır.
Ã?iftçi korunma(46)=62
BoğaAvcısı isabet(31)=76
Hasar: 1d100=12
Kızılderilinin salladığı ok adamın sağ kolunu sıyırarak çizer.

Ã?iftçi çifteyi -ve fişekliği- duvardan alır ve direk penceredeki kızılderiliye ateş açar.
BoğaAvcısı korunma(33)=103 (tam siper)
Ã?iftçi isabet(2)= tutukluk yaptı
Tüfek ateş almaz. Ã?ocuk masanın altına girmiş, kadın da arkadaki odaya kaçmıştır.

Boğa Avcısı, adamların anlamadığını farkeder."Neden anlamadılar?" diye düşünür kendi kendine, daha önce hiç beyaz görmemiştir.
"Madem öyle, öyleyse böyle!"
Adama okunu bir daha atar.
Adam anlamamıştır ama ölecektir.Ã?ocuktan ve anneden şüphelense de bir şey yapacaklarını zannetmemektedir.

BoğaAvcısı kırık pencereden içeri bir ok daha gönderir.
Ã?iftçi korunma(45)=61
BoğaAvcısı isabet(36)=81
Hasar: 1d100=70
“Aağııhhh!!” ok adamın sağ göğsünün biraz altına girmiştir ve büyük bir sızı vermiştir. Adam zorlukla hareket etmektedir şimdi. (çiftçi=-10)
Masanın altındaki çocuğun ağlamaklı sesi gelmektedir. Herhalde babasına seslenmektedir.
Ã?iftçi zorlukla silahtaki fişekleri değiştirir ve kızılderiliye doğru ateş eder.
BoğaAvcısı korunma(89)=159 (tam siper)
Ã?iftçi isabet(30)=61 isabet etmedi!
Ã?iftçi’nin ateşlediği çifteli tüek kırık pencereyi tamamen darmadağın eder. Ancak kızılderili zarar görmez.
Kadının çığlıkları arka odadan duyulmaktadır.

Boğa Avcısı HP: 115
Ã?iftçi HP: 117-12=105-1-70=36

***
Boğa Avcısı yüzünü buzuşturarak adama bir ok daha atar, bunun harcadığı son oku olmasını ümit eder.Kavgadan sonra çocuğu yumuşatmaya kararlıdır.Ã?ocuğun ağlamasına dayanamaz.
Ã?iftçi korunma(76)=82
BoğaAvcısı isabet(68)=103
Hasar: 1d100=91
Yaralı Ã?iftçi son oku gırtlağına yemiştir. Hırıltılı bir can çekişmeyle devrilir. Boğazında kanlar köpürerek baloncuklar yaparak püskürmektedir.
Ã?iftçinin oğlu gözyaşları içerisinde babasının cesedine sarılır. Sonra da çifteli tüfeği babasının ellerinden kurtarmaya çalışır. Belli ki ateş edecekdir.
Bu arada Anne kadın iki eliyle acemice tuttuğu bir tabancayla odanın kapısında belirir ve bir el ateş eder ama çok acemice ateş ettiğinden BoğaAvcısı’nın yanından bile geçmez.

***
Boğa Avcısı onlara baktı.Ne anneye, ne çocuğa zarar vermeye niyeti yoktur.Her ne kadar anneyi öldürmeyi düşünse de, yetim kalmayı bilir, çocuk zaten yetimdir, bari öksüz kalmasın der içinden genç avcı.
Onlara baktı.Anlamayacaklarını biliyordu.Yayı ile oklarını indirdi.Anlamalarını ümit ederek kendi dilinde:
"DURUN!"
diye bağırdı.Sağ elini germiş ve onlara kaldırmıştı.şekil "DUR" işaretiydi.Ardından onlar işareti gördükten sonra, yine sağ eliyle kendisini gösterdi, ardından elini öldürmek şeklinde boğazından geçirdi.Sonra hayır anlamında başını salladı ve onları gösterdi.
Bu Sizi öldürmeyeceğim anlamına gayet açık bir şekilde geliyordu.Fakat eğer kendisine ateş etmeye yeniden kalkışırlarsa çok güzel bir şekilde kaçacaktı.
Fakat eğer dururlarsa yayını yere bıraktığını gösterecek, aynısını onlardan da isteyecekti.Sonra eğer onlar bunu yaparsa, onlara işaret dilinde durumu izah edecekti.Kadın önemli değildi, çocuk da zaten anlardı.
****
Image


.
BoğaAvcısı onlara işaret dilinde durumu izah edecekti.Kadın önemli değildi, çocuk da zaten anlardı. Neyse ki ikisi de silahlarını doğrultup tekrar ateş ederek, kızılderilinin tanımadığı bir adamı neden katlettiğini ailesine işaret diliyle izah etme zahmetinden kurtardılar.
BoğaAvcısı korunma(31)=101 (tam siper)
Ã?ocuk isabet(49)=92
Kadın isabet(83)=107 başarılı – Hasar: 1d100=49
Kadının tabancasından çıkan mermi kızılderiliyi yaralar.
BoğaAvcısı kaçarak uzaklaşır kendini bir çalının dibine atarak omuzundaki yaranın kanamasını kesmeye çalışır. Kemerindeki büyücü torbasından çıkardığı kokulu otları yaraya bastırır.
Tedavi(11)=61 başarılı.
Yaranın kanaması durmuştur. Ã?tedeki evden hala ağlama sesleri vs gelmektedir. BoğaAvcısı atının olduğu yere gider ve dört nala uzaklaşır. (417 exp. kazandı)

İki gün sonra kendi kabilesinin kampındadır. (8 kumanyası kaldı) Biraz dinlenip iyileşmeye çalışmaktadır. Neden yaralandığını soranlara beyaz adamlarla çatıştığından fazlasını söylemez.

Bir gece yine uyurken rüya görür: Sobahar mevsiminde bir ormandadır. Yerler tamamen sararmış yapraklarla doludur. Yapraklar ıslak ve çamurludur, havada bir çürümüşlük kokusu vardır. BoğaAvcısı etrafını incelerken bir takım fısıltılar duyar. Derken uğursuz bir ötüş duyunca bir dalın üzerine konmuş kapkara bir kuzgunun kendisini izlediğini farkeder. Kuzgunun pençesinde kanlı et parçaları vardır. Birden bastığı sarı yaprakların arasından, cesetlerin elleri kolları yerden fırlayarak kendisini tutar. BoğaAvcısı sıçrayarak uyanır ve karanlık çadırın içinde Kara Kanat’ın kendisini izlediğini fark eder.

Bir an bunun da bir rüya olabileceğini düşünür. Kara Kanatlı Ölüm konuşur: “O çiftçiyi neden öldürdüğünü biliyor musun?” der.


.
Image
.

Boğa Avcısı gülümser:
"Siz öldür dediğiniz için, ve o bir beyaz olduğu için!"
Ardından başını öne eğer:
"Size soru soramam.Ama söyleyecekseniz, söyleyin."

Kara Kanat konuşur: “Makul bir cevap. O bölgedeki zengin bir adam, çiftçinin arazisini satın almak istiyordu ama çiftçi satmak istemedi. Bunun üzerine zengin adam onu öldürtmek için bizim örgütü kiraladı. Böylece hem çiftçiyi öldürtecek, toprağını ele geçirecek hem de suçu kızılderililerin üzerine yıkacaktı. şimdiden eşgalini çizip seni arananlar listesine koymuşlar... Neyse aferin! İşte payına düşen para!” diyerek 300$ verir. “şimdi ben gidip o zengin adamı para için değil sırf zevk için öldüreceğim. Sen ise Utah’a gidip yarı-yerli kardeşimiz Benzen’i göreceksin; o sana yeni görevini söyleyecek. Haritada işaretlediğim tepeye git ve kurumuş ağacın dallarından birine kırmızı bez bağla o seni bulur.”

Kara Kanat hızlıca kaybolur gider. BoğaAvcısı ise Utah yakınlarında tarif edilen yere gider (3 kumanya kaldı) ve ağaca kırmızı bir bez bağlar. Ertesi gün kovboy kıyafetli yarı-yerli bir adam gelir. Bu kişi Benzen’dir. Tanışırlar vs. Benzen winchester tüfek kullanmakta ve beyaz adam dilini konuşmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla Utah da organizasyon işlerini o yapmaktadır. “Kardeşim bir beyazın kızına çok kötü şeyler yapmış bir başka beyaz adamı halletmen gerekiyor ama önce eğer bir ihtiyacın varsa şehre inip senin için alışveriş yapabilirim, sen bu kılıkta şehre inemezsin, üstelik aranıyorsun,” der.

BoğaAvcısı’nın eşyaları:
1Yay
97ok
2balta
4sopa
3kumanya
1 bıçak
12matara
1at
350$
1büyücüTorbası

"Benim için gereken yalnızca kıyafet!"
dedi Boğa Avcısı.Aslında üstündeki kıyafet zaten kavga sırasında kullandığı kıyafet değildi, onun kastettiği, bir kafa derisi (peruk da olur) ve yalnızca yüzünü gösterecek bir maskeydi.Cinayetten sonra şehirde kalmayacağı için fazla önemi yoktu.
"Sen bana yalnızca adresi ver, o da yeter.Dediğim gibi, ben yüzümü boyarsam tanınmam, kafama da bir beyazın kafa derisini verirsen yeter."

“Pekala ben iyisi mi seni hedefin kulübesine götüreyim,” der. Kulübe ıssız bir yerdedir. Adamın atını görürler, demek ki kendisi de içerde olmalı diye düşünürler. Kulübenin üst katı da vardır (büyük ihtimalle yatak odası)

Image
.
***
Boğa Avcısı ağır adımlarla ağaca doğru ilerledi.Ağaca tırmanacaktı. [X10-Y7]

Kızılderili ağaca tırmanır. Tam karşısında ikinci katın küçük bir penceresi vardır ama içerisi görünmeyecek kadar karanlıktır. İstese ağaçtan pencerenin önündeki platforma geçebileceğini düşünür. Ama bu sırada evin arka tarafından dolanarak koşa koşa bir kurt köpeği gelir ve ağaçtaki BoğaAvcısı’na doğru havlamaya, hırlamaya başlar. Evin diğer tarafından bir adam sesi “ne oldu oğlum, neden havlıyorsun?” diye bağırır.

Image

***
Boğa avcısı köpeği susturmak için ok atar.Sonra adamın köpeğe bakmak için gelmesini bekleyecek, onu da avlayacaktır.Aslında hayır, bekleyecek köpeğe bakmak için adamın gelmesini bekleyecektir.Bir şey yapmaz, ama köpek ağaca tırmanacak olursa köpeği mıhlayacaktır.Beklemeye başlar.

Orta yaşlı bir adam elinde winchester tüfekle köşeyi döner. “Ne oldu oğlum bir fare mi gördün, neye havlıyorsun?” der. Köpeğin ağaca doğru havladığını farkedince kafasını yukarı kaldırır. BoğaAvcısı okunu salar.
Adamı vurma zorluğu=60, mesafe=5
BoğaAvcısı isabet(56)=96 başarılı
Hasar:1d100=35
“Aahh!” ok adamın böğrüne saplanmıştır. Aceleyle ağaçtaki kızılderiliye ateş eder.
BoğaAvcısı’nın vurulma zorluğu=70, (yarım siper) mesafe=5
Adam isabet(95)=başarılı – hasar:5d20=5*18=90
BoğaAvcısı sağ tarafında keskin bir acı hisseder. Göğsünün biraz altından akan sıcak ıslaklık kötü yaralandığının bir işaretidir. Vücuduna bir yorgunluk, bir güçten düşme hissi yayılmaktadır, nefes almakta zorlanmaktadır. (Ağır yaralı: -30, hız:1/2)
Aşağıdaki adam kulübenin kuzeyine dolanarak gözden kaybolur. Köpek de adamı takip eder.

Adam HP: 117-35=82
BoğaAvcısı HP: 110-90=20

Boğa Avcısı ıkınarak yarasını tedavi etmeye çalışır, birkaç dakika içinde öleceğini tahmin etmektedir.Yarasını tedavi eder etmez atına binip uzaklaşacak, bir gün kamp kurup ertesi gün gelip adamı öldürecektir.
BoğaAvcısı Tedavi zorluğu=yara miktarı, Büyücü torbası=+20, Kendini tedavi=-50, Ağır yaralı: -30
BoğaAvcısı Tedavi(53)=23 başarısız
Kendini tedavi edemez yarası kanamaya devam eder: HP=-9
Zorlukla gözlerini açık tutmaktadır, öldürmeye geldiği adam da ortalada gözükmez büyük ihtimalle o da kendini tedavi etmeye çalışmaktadır. BoğaAvcısı tekrar büyücü torbasından çıkardığı otları yarasına basar.
BoğaAvcısı Tedavi(49)=19 başarısız
Fakat titreyen elleriyle fışkıran kanı durdurması mümkün olmaz ve gözleri karararak ağaçta oturduğu daldan devrilerek yere düşer ve ölür. BoğaAvcısı’nın macerası bitmiştir artık.

SON
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Johnny "Kid" Oklahoma - Devrimk

Image

.2.Bölüm


"Profesör şerif gelince bu katilin kimliğini araştırtalım, belki Mordbid'in nerede olduğuna dair bir ipucu bulabiliriz. Ayrıca size bir koruma tutalım, bende bu Morbid'in peşine düşeyim."

***

Katilin kimliği hakkında bir ip ucu bulamazlar ancak cebinden bir tren bileti çıkmıştır. Biletin üzerindeki damgalardan anlaşıldığı kadarıyla Silverstone şehrinden binmiştir trene.

Profesör Nobel, “Kid hayatımı kurtardın, sana güveniyorum. Gidip o Morbid denen alçağı yakalarsan ayrıca ben de sana ödül veririm,” der.

***
Kid şapkasını öne eğer ellerini pantalonunun ceplerine sokmuştur.
"Profesör sizi yalnız bırakıp gitmek hoşuma gitmiyor doğrusu, burada güvenliğinizi sağlayacak birini bulur bulmaz Silverton'a giderim."
Sonra aklına birden gelmiş gibi gülümseyerek şapkasını arkaya attı.
"şerif acaba birini bulabilir mi? Tabii ona burada olanları da açıklamamız lazım."
Kid profesöre bir yardımcı bulduktan sonra Silverton'a gitmeye kararlıydı.

***
Profesöre kasabanın yerlisi iki koruma bulunmuştur. Kid Silwerstone’a doğru yola çıkar. Ã?nce trenle Nebraska’ya iki günde gider. (Tren: Kid=2$, 2At=6$; Yemek=2$)
Sonra atlarıyla 4 günde Silwerston’a varır. (Yemek=4$) Toplam=14$ masraf etmiştir.
(Silwerstone krokisi ilk mesajda var)

***
Kid öncelikle şerife uğrar, elindeki ilandaki resimden Morbid'i buralarda görüp görmediğini sorar.
Sonraki durakğı demircidir. Profesör gibi Morbid'in de mucit olduğunu bildiğinden demirciye garip aletler sipariş eden biri olup olmadığını sorar.
***

(Blöf/Sezgi) Zarı: 1d100+Zeka+Bilgi+Karizma

Silwerstone şerifi Kid’e Morbid’in yörede göründüğüne dair bir bilgi olmadığını söyler.

Demirci de Kid’e garip alet filan sipariş eden olmadığını söyler.

Demirci Blöf(26)=52
Kid Szgi(73)=108

Ancak Kid, Demircinin kesinlikle bir şeyler sakladığını anlar. Adam Kid’i başından savmaya çalışmakta, gözlerini kaçırmaktadır. Kaslı adam hiç gereği yokken ters ters konuşmaktadır. Heyecanlanmıştır.
****

Kid adamdaki tersliği farketmemiş gibi davranır. Demirciden çıkar, hotel'de demirciyi görebileceği bir oda tutar. Odasına çıkıp farkettirmeden demirciyi gözetlemeye başlar.

***

Akşam hava kararmak üzeredir. Demirciye genelde nal almak ya da kova, tencere yaptırmak isteyenler gelip gider. Ancak en son gelen tıknaz sarışın adam Kid’in şüphelenmesine yol açar. Adam demircinin dükkanına girerken sağa sola bakıp etrafta kimsenin olup olmadığını kontrol etmektedir. Daha sonra dükkâna giren adam birkaç dakika sonra çıkar. Bu sefer elinde çuvala sarılı bir şey vardır. Yine çevresine bakınarak atına biner ve yavaş yavaş dağlara doğru ilerler.

***

Kid hemen harekete geçer. Silahlarını kuşanıp, ahırdan atını alır. İzleme konusunda pek tecrübesi yoktur, adamı uzaktan takip etmeye çalışır.
***

Kid atına binip adamın peşine düşene kadar adam gözden kaybolmuştur bile. Adamın gittiği yöne doğru taze izleri takip etmeye çalışır.
Kid takip(86)=121 başarılı.
Sonunda izleri takip ederek sarışın zayıf adamı tam eski bir maden ocağına girerken görür. Maden (en azından girişi) herhalde geniş olmalıdır ki adam atıyla beraber girmiştir mağaraya.

***
Kid atından inip atını ağacın dalına bağlar. Tüfeğini eline alır sessizce mağaraya doğru yaklaşır ve içeri girer.
İçeride kaç kişi olduğunu ve adamın demirciden neler aldığını öğrenmeye çalışacaktır.

***

Kid madenden içeri yavaşça süzülür ve biraz ilerledikten sonra sesler duyar. İki kişi konuşmaktadır. Sağda solda yanan gaz lambaları galeriyi aydınlatmaktadır. Köşeden gizlenip izlediğinde bu terk edilmiş madenin aslında saklanmak için kullanıldığını anlar. Takip ettiği adam ile arananlar ilanında resmini daha önce gördüğü Dr. Morbid’in konuştuğunu anlar.

“Demek sonunda Demirci çizdiğim projeye göre siparişimi tamamlamış, güzeeell! Kim için olduğunu sordu mu?” der Dr.Morbid.

“Hayır efendim, parasını alınca hiçbir şey sormaz demirci, işine bakar sadece.”

Adamın getirdiği belli ki bir tür silahtı ama garip görünüşlü bir silahtı. İri bir tabanca gibiydi ama beş namlusu vardı ve bir de ucunda sivri bir kama bulunuyordu. Ölümcül olduğu aşikardı.

Image
.
Image
.
Image
.
***
Kid harekete geçmeden önce etrafı dolaşmaya karar verdi. Sessizce kuzeye doğru ilerledi. Koridorun sonunda ne olduğuna bakacaktı.

***
İlerden sağa döndüğünde bu tünelin kapkaranlık olduğunu görür.
***
Kid tekrar eski yerine döner ve köşede siper alır çömelerek Dr. Morbid'e tüfeğiyle nişan alır.
"Okey beyler! Silahlarınızı atın ve ellerinizi kaldırın."

Diğer ikisi bir an şaşkınlıktan donakalır. “Seni takip etmişler aptal!!” diye Dr.Morbid yanındakine bağırır. Sonra Kid’e doğru “tamam tamam teslim oluyoruz!” diye bağırır ama aniden odanın arka tarafına doğru kaçmak için hamle eder. Kid derhal tetiğe basar.
Morbid korunma(73)=82
Kid isabet(50)=104
Hasar: 5d20=25
“Aahh!” diye bağırır Morbid, kalçasından vurulmuştur.

Yanındaki adam silahını çeker ama Morbid’e bir bakış attığında hemen peşinden gider.
Ve Kid bir ses duyar, ardından müthiş bir patlamayla birlikte önünde durduğu koridor çöker.
Her taraf toz duman olmuştur. Kid boğulmamak için el yordamıyla kendini madenden dışarı atar. Yaralanmamıştır ama patlama yüzünden kafası ve kulakları zonklamaktadır, sersem gibidir. Kulaklarında korkunç bir çınlama vardır ve başka bir şey duymamaktadır.

***
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

2.Bölüm
Aline ( Ally ) Redfox - Illyra


Image


Ally bir kaç kibar küfür ettikten sonra gerisin geriye döner ve geldiği uçurumdan iner. Arından çevresinde dört dönerek bir işaret arar.

"Nerede bu Alvarez? Adamlar nerede?"

Bu sırada içinden keşke öncen gitmeseydim diye düşünüyordu. Keşke Alvarez'i bekleseydim. Acaba meşale yaksam mı? Yoo hayır, bu yerimi dost olana kadar düşmanada belli eder.

Ve gözleri ile çölü, kulakları ile de kendisine ip ucu verecek her hangi bir şeyi duymak için dört açtı.

***

“Benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?” der Ally karanlıktan çıkıp adamların yanına gelirken.
Douglas ve Alvarez birden yerlerinden fırlar, boş bulunmuşlardır.
“Sormayın başıma gelenleri, karanlıkta dolaşmak tehlikeliymiş. Üstelik izleri de kaybettim ama sonra bu kamp ateşini gördüm. Geçenin karanlığında benim için bir işaret feneri gibiydi doğrusu. Eee, Alvarez beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?” der Aline Redfox.
***
***
Douglas:
Siyah takım elbiseli uzun boylu adam genç kıza yaklaşarak abartılı bir hareketle elini öper.
"Douglas Mortimer emrinizdedir madam. Meksikalı arkadaşınız sizi aramakta haklıymış, takip edilecek bir güzelliğiniz var."
Tekrar kalktığı yere döner.
"Buyrun oturun lütfen, ben pipomu içerken sizde kahve içersiniz, içinizi ısıtır. Bu arada bilgilerimizi paylaşırız."

Alvarez:
Adamın şu ilk gelen ingilizler hakkında anlatılan fıkralar ve komik hareketlerdeki gibi beceriksiz bir soylunun tiyatral hareketlerine bir an için gülümser. Gözünün önüne annesinin anlattığı komik hikayeler gelmiştir.
"Dikkat et. Ally'e soon kez bu şekilde yaklaşan şu anda ölü! Sen en iyisimi hanfendiye bir kahve koy."
Sesinde mizahın yanında kıskançlık ve kızgınlıkta olduğunu fark eder. Bunu kendisine itiraf etmek istemesede aslında içten içe normal karşılağı bir davranıştır. Kızın yanına gider ve ona bir şey olup olmadığını anlamak için uzaktan üstünü süzerken
"Bob Troble'ı buldum."

Douglas:
Douglas oturduğu yerden sırıttı, meksikalı tam beklediği tepkileri vermişti. Kıza ilgi duyduğu belliydi, bunu belki bir ara kullanabilirim diye düşündü Douglas.
"Yanında başka adam var mı?"

Ally:
"Eğer yorgun değilsen Alvarez, bu gece onu basabiliriz. Ã?iftçinin dediği kadarıyla yanında birileri vardı. Eğer yerlerini biliyorsan gafil aflamak kolay olacaktır."
Sonra yorgun atını Alvarez'in atının yanına bıraktı ve yere oturarak eline aldığı kahveyi yudumlamaya başladı.
"Bir planınız var mı?"

Alvarez:
Alvarez gördüklerini anlattı.
"Nöbetçi beni gördüğünde biraz irkildi ve o anda uyuduğunu düşündüğüm adamların aslında uyumadıklarını da gördüm. Nöbetçi biraz daha tehlikeyi bekler şekilde olabilir."
Kabaca kumaların üstüne planınıda çizdi. 2 yatan için kuma daireler, tepeler için kumdan yükseltiler kullandı. Etraftaki bir taşı nöbetçi yaptı ve kamp etrafında nasıl döndüğünü gösterdi.
Sonra pançosunun altından küçük bir bıçak çıkarttı. Yere sapladı ve "Bu benim." ve iki tane daireyi en uzaktaki tepeye çizdi. "Bunlarda siz." Elleri haritasının üstünde oynuyordu.
"Saklanarak yaklaşabilirsem nöbetçiyi etkisiz hale getirebilirim sanırım. Sizde o uzaktan beni korursunuz. Nöbetçi etkisiz hale gelince diğerleride teslim olurlar sanırım.
Sonra Ally'e baktı. Bu adamla onun yan yana durmasını istemiyordu ama adamın arkalarından iş çevirmelerini Ancak Red sağlayabilirdi. Daha başından parayı konuşan bu adamın gözleride güvenilmezliğini gösterir gibiydi. İkisi birden adama arkasını dönemezdi. Bu sebeple Adamı biraz daha ileri getirerek kendine daha çok yaklaştırdı ve Red'il arasında kalmasını sağladı.
"Sen burada dursan daha iyi olabilir. O tüfeği kullanmasını biliyor olsanda gece sadece ateşin ışığında iyi ateş edebileceğini sanmıyorum."
"Ben adamı etkisiz hale getirince ikinizde yaklaşır ve ters bir hareketlerinde uyarma yada gerekirse öldürme için ateş edersiniz."
Ardından Ally'e döndü. Kendisinin geride kalmayı isteyecek biri olmadığını biliyordu. Onun düşüncesi asıl önemli olandı.

Douglas:
"Sessiz ve sinsice ha?" Ayağa kalkıp atına doğru yürüdü, "Ben daha gürültülü birşeyler düşünmüştüm." Eğerinden çıkardığı dinamit lokumunu Alvaraz'e fırlattı.
"Ortadaki ateşe bunu fırlatırsan gayet şenlikli bir başlangıç yapabiliriz."
Sırıtırken yeni ortaklarının tepkisini bekliyordu

Ally:
"Planın iyi gözüküyor, ama adamların uyumadığını söyledin, tek başına gitmen biraz tehlikeli gibi geldi bana. Neden kampı üç yanından sarmıyoruz? Üç kişi var ve her birimiz birisi ile ilgilenebilriz. Yani güzel bir şeyler ayarlarsak..."
Gerisni getirmedi. Göz ucu ile yerdeki minyatür kampa bakıyordu.

Douglas:
"İki yandan çapraz ateşe almak iyi fikir. Sen sessizce yaklaşırsın, eğer yapabilirsen bıçakla nöbetçinin işini bitirirsin." Eliyle yerdeki nöbetçinin işaretli olduğu noktayı Alvarez'e işaret etti. "Eğer seni önceden farkederse dinamit lokumunu fırlatırsın, üç kişinin arasında bıçakla kalman senin için iyi olmaz. Sonrasında duruma göre biz ateş etmeye başlarız eğer teslim olurlarsa zaten sorun kalmaz."
Piposundan derin bir nefes çekti.
"Eğer aklınıza yattıysa bu gece baskını yapalım, nasılsa yatıp uyuyamayacağımız kadar geç oldu."

Alvarez
"İki sorun var." Elini yumruk ve baş parmağını kaldırdı. "Birincisi, bu adamları öldürmek ne kadar mantıklı. Kanundan kaçan adamlar neden bu hayvanları alma gereği duydular? Beliki bir yerde bunlardan daha çoğunuda bulabiliriz." Bu sefer işaret parmağını da kaldırdı. "İkincisi, dediğim gibi en yakınsaklanılabilecek bölge ile ateş kaynağı arasında 30 metre kadar bir mesafe var. Senin bu kollarında 'el poder de Satanás" yok ise oraya kadar bu patlayıcıyı atabiecek misin?

Douglas:
"Amerikan şerifleri ölüsüne para verdiği sürece bu tür bir yıkım yapmış adamları sağ yakalamaya çalışmam." Eliyle arkada kalmış çiftliği işaret etti. "İkinci soruna gelince: senin atabileceğini düşünmüştüm doğrusu amigo. Bunu beceremeyeceksen her ihtimale karşı aramızda bir güvenlik duvarı oluşturması açısından bu şekilde yere gömeriz."
Beyaz bir mendili dinamite bağlayıp yere gömdü. "Eğer bir terslik olursa, beyaz mendil sayesinde rahatça vurup patlatabilirim."
"Canlı yakalamak istiyorsanız size uyarım hatta iyi bir çilingirden alınmış kelepçe de var yanımda, ama bu tür suçlar işleyen insanlar canlı yakalanmak istemez, darağacını boylayacağını bilir."

***

Üçü Bob Troble çetesini ellerinden kaçırmamak için o gece derhal yola çıkarlar ve Alvarezi’in gösterdiği yoldan tekrar haydutların kampına ilerlerler. Adamların kamp ateşi hala yanmaktadır. Bob Troble ve haydut2 uyumakta, haydut3 ise elinde Winchester tüfeği ile kampın etrafında dolaşarak nöbet tutmaktadır.

Ã?ncelik sırası:
Ally(77)=97
Alvarez(60)=78
Douglas(16)=31


Image

***

1.Tur:

Ally:
Ses çıkartamayacağından Başı ile Alvarez'e iyi şanslar dilemek için küçük bir işaret verdi ve ardından botlarının ucuna basarak zx 12 / y 4, noktasına doğru sessizce ve yavaşça ilerlemeye başladı. Bu sırada ses yapmaması için silahını kemerinden çok hafif bir hareketle iki elinin arasına almıştı.
Gece Gizlenmede duyulmamak:-20
Ally gizlenme(60)=74
Haydut3 Duyma(7)=13
Genç kadın farkettirmeden (x12,y4) nıoktasına kadar sokulmuştur.

Douglas:
Douglas haydutun uzaklaşmasını bekleyecek (x6y10) sonrasında yavaş ve sessizce sürünerek ilerleyip kayaları siper alarak yatacaktır. (x3y4)
şimdilik harekete geçmez, haydutun uzaklaşmasını bekler.

Alvarez:
Haydutun kampın öbür tarafına doğru uzaklaşmasını bekler.

Haydut3:
Elinde tüfekle yavaş yavaş kampın etrafında turlamaktadır.

Image

.
2.Tur:

Ally:
Aline silahın karanlıkta kamp ateşi ile parlayıp kendisini ele vermemesi için hafifçe eğildi ve silahını iki dizinin arasına sıkıştırdı.
Diğer yandan Alvarez ve Douglas harekete geçtiğinde, kendisine en yakın olan kişiye ateş edecekti.
Sessizce beklemeye devam etti...

Douglas:
Biraz daha bekledi, haydut3’ün nereye yürüdüğünü kampın ateşi ve sabahın alacakaranlığında görebiliyordu.

Alvarez:
Alvarez turlayan haydut yeterince uzaklaştığında kayanın arkasına hareketlenecek ve arkasından yaklaşma şansı doğduğunda önce dinamiti iki yatan haydutun arasına atacak ve dikkatini oraya vermiş hayduta çiftesini doğrultup ve şunları diyecektir,
"Teslim olun! şu anda aranızda bir patlayıcı var. Arkadaşlarım ve benim silahlarımız size ve dinamite doğrultulmuş durumda."
Adamlardan gelebilecek herhangi bir tehditkar harektte hiç acımadan çiftesini ateşleyecektir. Herşeyin istediği gibi gitmesi durumunda diğerlerinin gelmesini bekleyecek ve sonra silahlarından uzaklaştırıp kamp ateşinin boş tarafına toplayacak.

Haydut3:
Haydut nöbet yürüyüşüne devam ederek (x6,y11) noktasına gelir.

3.Tur:

Ally:
Kayalıkların kenarında pusuda bekler. (yarım siper)

Douglas:
Sessizce ilerleyerek (x3,y4) noktasına gelir ve kayalıkların arasında pusuya yatar. (tam siper)

Alvarez:
Sessizce (x10,y4) noktasına ilerler. Kayalıkların arasında (yarım siper) durarak buradan elindeki dinamit lokumunu uyuyan haydutların arasına fırlatmasına imkan yoktur. (fırlatma menzili 10m) Biraz daha yaklaşır. (x8,y5)
Alvarez gizlenme(30)=69

Haydut3:
Haydut3 farketme(83)=64 görmedi.
Yürüyüşüne devam ederek (x10,y11) noktasına gelir.

4.Tur:

Ally:
Hedeflere biraz daha yaklaşmak için (x10,y4) noktasındaki kayaların arasına geçer. (yarım siper) Ne de olsa tabancanın menzili kısadır.

Douglas:
Douglas tüfeğini doğrultmuş, Alvarez’in atacağı dinamiti vurmak üzere konsantre olmaktadır.

Alvarez:
Alvarez dinamit lokumunu (x7,y8) noktasına, uyuyan iki haydutun arasına fırlatır.
Fırlatma isabet(53)=75 başarılı
Dinamit kumun üzerine düşmüştür ve dikkate değer bir ses çıkarmamıştır. Rodrigez biraz uzaklaşarak (x6,y4) noktasına çekilir. (yarım siper) Ve buradan bağırır: "Teslim olun! şu anda aranızda bir patlayıcı var. Arkadaşlarım ve benim silahlarımız size ve dinamite doğrultulmuş durumda."

Haydut3:
Terbiyesiz bir küfür ederek Alvarez’e tüfeğiyle ateş eder.
Alvarez korunma(84)=122
Haydut3 isabet(100)=Ölüm Vuruşu!
Mermi Alvarez’in iki kaşının arasına denk gelir. Meksikalı gıkını çıkaramadan yığılır.

Bob Troble:
“What the fu..?” şaşkındır.

Haydut2:
“Baskına uğradık, kim?” şaşkın.

Ally HP: 110
Alvarez HP: Öldü.
Douglas HP: 112
Bob Troble HP: 118
Haydut2 HP: 115
Haydut3 HP: 115

Image

.

5.Tur

Ally:
“Alvareez hayıırr!!” Tabancalarınını Haydut2’ye ateşler.
Haydut2 korunma(52)=67
Ally 1.isabet(49)=71 başarılı – Hasar: 1d100=42
Ally 2.isabet(38 )=40 başarısız
“Ahhğ!!” Haydut böğründen vurulmuştur.

Douglas:
Douglas Alvarez'in düşmesiyle bir an şaşırır, fakat bu sadece bir an sürer. Tecrübeli asker savaşta kayıpların olacağını bilmektedir. Alvarez görevini yerine getirip ölmüştür bu cabasının boşa gitmemesi için dikkatle nişan alır ve dinamite ateş eder!
(+50 dürbün +20 yatma bonusu)
İsabet(76)=121 başarılı –
Dinamit patlar!
Bob Troble korunma(94)=111
Haydut2 korunma(57)=72
Patlama hasarı: 20d20=20*12=240
Patlamanın etkisiyle iki haydutta ölür. Bu arada kopan kollar bacaklar etrafa savrulur.

Haydut3:
Küfürü basar ve korkuyla arkadaki kayalıklara (x9,y13) sığınır. (yarım siper) şaşkın, ateş edemez.


6.Tur:

Ally:
Alvarez’in ölümünü görmüştür, hala şokunu üzerinden atmaya çalışır. Menzil dışında olduğundan son kalan haydut’a ateş etmez. Tabancalarında yaktığı birer kurşunu tazeler.

Douglas:
Douglas gizlenmiş hayduta ateş eder. Gözü yılarsa teslim olmayı kabul edebilir diye düşünmektedir.
"Silahını at canını bağışlayalım!"
Haydut3 korunma(95)=130
İsabet(67)=137 başarılı – Hasar: 5d20=5*18=90
“Aaahh!!” Kurşun haydutun sağ göğsüne isabet eder. (Ağır yara aldı -20)

Haydut3:
Kayanın arkasına görünmeyecek biçimde yatar. “Iııhh!! Alçak piç kuruları kimsiniz siz, Tanrı’nın cezaları!”

7.Tur:

Ally:
Ally silahını elinden bırakmadan, ucu sürekli hayduta doğrulmuş bir şekilde yavaş adımlarla yürüdü. Ama yinede dikkatliydi.
Çok yaklaşamadı çünkü bu pis insana ne kadar yaklaşırsa onu öldüreceğinden korkuyordu.
Dişlerini sıkarak konuştu.
"Teslim ol yoksa hayatın silahımın namlusunda düşecek adi herif!"

Douglas:
Douglas adamı fena yaraladığını farketmiştir.
"Derdimiz Bob'laydı silahını atıp teslim olursan yarana bakarız. Gebermeden önce kararını ver."

Haydut3:
“Tamam tamam teslim oluyorum!” der ve tüfeğini kayaların ardından diğerlerinin görebileceği şekilde açığa atar. “Çok kanamam var, yalvarırım bana yardım edin!” diye bağırır. (HP=-9)

Ally HP: 110
Douglas HP: 112
Haydut3 HP: 115-90=25-9=24

8.Tur.

Ally:
"Douglas şu adama yardım eti ona güvenmediğim için silahımı üstünden ayırmayı düşünmüyorum."
Dedi Ally ve olduğu yerden kımıldamadı. Namlu hala hayduta çevirliydi. ( x 8 / y 6 )

Douglas:
Douglas (x7y7) ilerler. Tüfeği haydutun olduğunu tahmin ettiği yere doğrultmuştur.
"Tabancalarını da at! Ellerini de yukarı kaldır."
Dikkatle haydutun ne yapacağını beklemektedir ters bir harekette ateş etmeye hazırdır.

Haydut3:
Ancak haydut3 artık diğerlerine cevap verecek durumda değildir. şiddetli kan kaybından dolayı kendinden geçer ve birkaç saniye sonra da ölür.

Douglas ve Ally ölüleri gömerler. Bob Troble’nin cesedi ise hala tanınabilir halde olduğundan Pinkerton merkezine götürmek üzere yanlarına alacaklardır.

Kullanılır halde olan toplam ganimetler:
4 at
10 sığır
2 çifteli tüfek
200 fişek
1 Winchester Tüf.
29 Tüf. Mermisi
1 Colt Navy
30 Tab. Mermisi
23 Bıçak
9 Kibrit
12 kumanya
5 su matarası
1 tencere
2 tütün
1 battaniye
1 Panço
1 balta
1 alet takımı (kano)
125$

(Douglas ve Ally’nin kişi başına kazandığı exp:
Ã?atışmadan dolayı=240
Dinamit kullanma planı=200
Yaralı haydutun tuzağına düşmemek=50
Aksiyon=100
Toplam=590’ar exp.)

(Douglas= seviye 2 + 43 exp. olur.)

***

"Arkadaşın için üzüldüm, bahtsız biriymiş." Sonra Alvarez'in üstünden çıkanlara bakınca şaşırdı. "Bu kadar bıçak? Ne için taşıyordu acaba? Buradan almak istediğin eşya var mı? Benim yedek bir ata ihtiyacım vardı doğrusu. Sığırların sahibini şerife sorarız, sahibi baskın yapılan çiftliktekilerdiyse bir çaresine bakarız artık."
Sığırların damgalanmış olup olmadığına baktı bunları söylerken.
Eşyaları toparladıktan sonra güzelce atlara yüklediler. "Ã?ncelikle Kentucky'ye gidelim sonra Pinkerton'dan ödül almak için Boston'a gitmemiz gerekiyor. Belki ucuz bir at arabası ve tabut almamız gerekebilir." Ata yükledikleri Bob'un cesedini işaret ederek "Bu şekilde Boston'a kadar gitmek istemeyiz."
Bu kadar yorgunluktan sonra bir pipo içmeyi haketmişti doğrusu, sönmekte olan ateşten içce bir dal aldı ve piposunu yaktı.
"Konuşmaya fırsatımız olmadı siz niye bu adamların peşine düştünüz? şahsi bir mesele mi?"
***
Sonunda silahını beline koyan Ally, Alvarez'in üzerine eğildi. Kısa analışmaz bir kızılderili duası okudu, ve üzerinden iki bıçağı hatıra olarak alarak çizmelerine soktu. Ayağa kalkarak pipo içen Douglas'ın yanına gitti ve yere bağdaş kurarak oturdu.
"şahsi bir mesele değildi, sadece karşılatığımızda iyi bir ekip olacağımızı anlamıştık. Bu bizim ilk görevimizdi."
İçini çekerek tekrar cesede baktı.
"Evet yolculuğu dediğin doğrultuda yaparsak bizim için daha rahat olur. Ayrıca gitmeden Alvarez'i gömmeliyiz. Onu böylece çölün ortasında bırakamayız."
***
"Ne yazık ki kazma ve küreğim yok. şu dinamitle açtığımız çukuru kullanabiliriz."
Alvarez'i gömdüler ve tahtadan haç şeklinde basit bir mezar taşı yaptılar.
Douglas şapkasını çıkarıp eline aldı.
"Sen daha fazla tanıyordun ne de olsa, bir kaç şey söylemek ister misin?"
***
"Sadece huzur içinde dinlenmesini ümit edebilirim."
Elleri ile gözlerini ovuşutrdu ardından kendini dikleştirdi.
"Hadi artık gidelim. Buraya daha fazla dayanamıyorum."
***
Kendi atlarını da alıp Kentucky'ye gittiler, sığırları kontrol etme konusunda fazla tecrübeleri olmadığı için bayağı zorlanmışlardı.
Bob Troble'yi gösterip ödülü almak için şerife uğradılar, gereksiz eşyaları satıp, Bob'a bir tabut ayarladılar. Sonra da Boston'a tren bileti alıp yola koyuldular.
Trende ilerlerken Douglas Ally'ye sordu.
"Bundan sonra planın var mı? Ne yapmayı düşünüyorsun?"
***
"Aslında hiç bir planım yok ne yapacağıma dair...."
Bir süre sessizce penceren dışarıdan akıp giden araziye baktı.
"Peki senin planların nelerdir?"
***
"Suçluları yakalamak... artık benim için bir hayat tarzı oldu. Bilgi alabildiğim tanıdığım bir şerif var, o sayede yakalayacağıma inandığım haydutların peşine düşüyorum. Aslında bu sefer siz olmasaydınız Bob'u yakalayamazdım büyük ihtimalle."
Sonra sırtını arkaya yaslayıp biraz düşündü.
"Ne dersin ortaklığa devam etmek ister misin?"
***
Ally bir süre dudaklarını büzerek derince düşündü. Sonra hafifçe gülümsedi.
"Neden olmasın. Ama benim asıl amacım bu suçlulardan özellikle kızılderililere zarar vermek isteyenleri yakalamak. Ã?ünkü onları severim..."
Bu sefer tamamen gülümsedi ve izin verdi ki cazibesi Douglas'ın zihnini kurcalasın.
"Eğer benimle ortak çalışacaksan kızılderili kanı akıtmak yok. Anlaştık mı?"
Kirpiklerini bir kaç kez kırpıştırıp elini adama uzattı.
***
"Ahhh! Bir romantikle karşı karşıyayım sanırım." Gülerek dışarı baktı. "İşin doğrusu suçlularda ırk ayrımı yapmam, sadece kızılderililere zarar veren suçluyu nereden bulacağız?" Piposunu tüttürüken dışarıya bakıyordu, sonra döndü ve kıza yaklaştı.
"Yalan söylemeyeceğim, orduda çalıştığım zaman savaş icabı kızılderililerle de savaştım ve ne gerekiyorsa yaptım."
Tekrar arkasına dayandı.
"Peki bir süre beraber çalışmayı deniyelim, senin aklına yatmayan haydutları takip etmeyiz."
***
Hafifçe kaşlarını çattı.
"Sadece onlara zarar veren değil. Hiç bir şekilde kızılderililere zarar gelmesini istemyorum. Benim kanımda, onların kanı var. Onların bu ateşli silahlar karşısında ne kadar şansı olabilir ki?"
Sonra yüz ifadesi düzeldi.
"Dediğin gibi bir süre deneyelim istersen. Ama haydut hayduttur ve haydut kötüdür. Tek korumak istediğim kızıl derililer"
***
"Kaldığın bir yer var mı? Ben Teksas'ta yaşıyorum, genellikle bilgileri de oradaki şeriften alıyorum. İstersen bir süre misafirim olabilirsin, ya da sana güzel bir otel buluruz."
Gözlerinin önünden akan yeşil ağaçlara bakıyordu.
"Kızılderili bir katil var duydun mu adını hiç? Kara kanatlı ölüm diyorlar ona. Yüzü beyaza boyalı ve mavi şeritler var."
***
"Aslında Utah'ta bir evim var. Ama gelmişken biraz kalırım."
Bir an gözleri parladı.
"Sanırım duymuştum ama biraz daha bahsedermisin bana ondan?
***
"Büyük balık, bizim yakalayamayacağımız kadar büyük. Kızılderililer onun bir hayalet olduğunu düşünüyorlarmış."
Biraz düşündü.
"Ama yanlış hatırlamıyorsam sadece beyazları öldürüyordu, yani senin tipin değil."
Piposunu tüttürürken gülüyordu.
***
Aline hafifçe gülmeye başladı.
"Hayalet... Huzursuz bir ruh. Neden olmasın."
Gülmeye devam etti.
"Peki senin bundan sonra aklın yakalamak için düşündüğün bir haydut var mı?"
***
"General H. Howard tam yakalamak isteyeceğin bir tip. Eski asker kızılderili katliamı yapmış. Yakalamaya çalışabiliriz ama çok büyük risk, yalnız olduğunu zannetmiyorum yanında hala sadık askerleri vardır."
Biraz düşündü.
"Ok ve yay kullanmayı biliyor musun? Belki dinamit bağlayarak etkili bir ateş gücü yaratabiliriz. Yine de acele karar vermeyelim şerifin ofisinde ilanları bir gözden geçiririz."
***
"Kesinlikle haklısın, bu adamı gerçekten yakalamak isterdim. Ok ve yayı sadece temel olarak kullanmayı biliyorum. Ama dediğin gibi, ilanları da gözden geçiririz."
***
"Laflayınca tren yolculuğu çabuk geçiyor, Boston'a varmışız bile. Geçen sefer yaralı halimle çok zor bir dönüş yapmıştım."
İndiler ve atlarını aldılar, tabutu bir arabaya yükleyip pinkerton'un ofisine gittiler.
"Bakalım burada kimle görüşeceğiz? Umarım Bob'un çirkin suratını tanıyabilirler."
***
"Bobu tanımasalar bile işi veren dedektifin beni tanıyacağına eminim. Dürbününüde geri vermek istiyorum hem. Neyse sanırım herhangi yetkili birisi ile görüşsekte olur."
Bir şey hatırlamış gibi elini cebine attı ve biraz karıştırdıktan sonra katlanmış ve cebine koyduğundan beri hiç okunmamış bir kağıt çıkarttı.
"Deektif bana adres vermşiti. Bakalım yeri tutuyormu?"
***
“Merhaba,” der Pinkerton dedektifi James Hunter. Bu adam Ally ve Alvarez’e Bob Troble’ı yakalama görevini veren Pinkeron dedektifidir, zaten Ally de görür görmez adamı tanımıştır. “Demek başardınız ha! Kusura bakma treni karşılayamadım işim çıkmıştı.” Adam Ally ile Douglas’ı Pinkerton ofisinde ağırlar biraz ve başlarından geçenleri öğrenir. “Demek birlikte çalışacaksınız ha, yarın uğrarsanız belki size aranan birkaç kişi hakkında ipucu verebilirim, bağlantılarımız kuvvetlidir, anlarsınız ya! Zaten ödülünüzü yarın vereceğiz, para gelecek,” der James. “Ama sanırım şimdi dinlenmek istersiniz, size otelden oda ayarlayalım,” der. Ã?ıkarlar.

Bir ara James Ally’e yanaşarak “akşam yemeğini benimle yer misin?” diye sorar.

***
Aline kısa bir süre fikri aklından geçirir ve dedektiften bazı istedii bilgileri bu yemekte sızdırabileceğini kabul eder.
"şey.. Olur..."
Dediğinde, yüzüne masum bir ifade yerleştirmiş ve şirin gözükmektedir.
***
Douglas dedektifin ayarladığı otele yerleşir. Güzel sıcak bir banyo yapar tıraş olur.
Sonra Ally'nin odasına uğrar
"şehri dolaşmak istiyorum biraz almayı düşündüğüm bazı şeyler var. Senin ihtiyacın olan bir şey var mı?"
***
"Bir saniye."
Ayağa kalkarak çantasını karıştırır ve dedektifin kendisine verdiği pek te işe yaramayan dürbünü Douglas'a verir.
"Bunu dedektiften almıştım ama pek te işe yaradığını söyleyemem. Daha iyisi ile değiştirirsen ileride daha çok işimize yarayabilir ne dersin?"
***
Dürbünü dikkatlice inceleyip elinde evirip çevirdi.
"Tabii olur, farkı hesabından keseriz."
Sonrasında şehri dolaştı biraz. Dürbünü satıp daha iyi bir model aldı, almayı düşündüğü ufak silahı ve bir kaç tane dinamit lokumu da aldı.
Dönerken bir kitapçıya rastladı, içeri girip raflara bakarken gözüne çarpan dinamitlerle ve nitrogliserin yapımıyla ilgili iki kitap aldı. Sonrasında otel odasına döndü rahat yatakta iyi bir uyku çekti.
***
Douglas'ın gidişinin ardından kısa bir süre sonra üstünü başını biraz düzelterek düşünmeye başladı. Suçlular hakkında özel bilgiler alabilirmiydi? Bunu bu akşam öğrenecekti. Belki, dedektifi sarhoş ederse bir şeyler daha kolay olabilirdi. Sonra odasının camları ile kapsını kilitledi, eşyalarını dolaba koyup kilitledi en sonda odasının kapısını kilitleyerek otelden dışarı çıkıp dedektifle buluşacakları yere doğru yürümeye başladı. Akşam olduğu için şapkasını çıkartmış, kızıl saçları açıkta kalmıştı.
***
James Hunter Ally’i görünce gülümser. “Bu akşam seni yemeğe rıhtımdaki eğlence gemisine götüreceğim der. Limana yürürler. Hava kararmak üzeredir ve rıhtımda bağlı yandan çarklı eğlence gemisi ışıl ışıldır. Bu tip eğlence gemileri rastoran ve kumarhaneler işletmektedir. James Ally’e “sana dürbün vermiştim, ne oldu geri getirmedin mi?” diye sorar.
***

"Aslında o dürbünün parasını ödül parasından keseceğinii söylemiştin, onun için ben de onu ileride işimize daha çok yarayacağını düşündüğüm için Douglas'a verdim. Sanırım biraz daha uzak mesafyei gösteren bir tanesi ile değiştirecekti."
Adamın kendisine kızacaksa bilr kızmasını önlemek için şirince gülümsedi.
"Umarım manevi bir değeri yoktur. Eğer varsa onun yerine size bir şey almamı kabul edin."
Limandaki gemiye doğru yürürken ekledi.
"İlk defa böyle bir yere geliyorum."
****

James “yok canım bir dürbünün lafı mı olur?” der. Kızın vapurun iskelesine çıkması için elini tutar. Gezi gemisi güzel görünmektedir, üst kattaki yemek salonuna çıkarlar. Bu arada James “bana biraz kendinden bahsetsene Aline, bir bayanın böyle macera dolu işlerle uğraşması pek rastlanılan bir şey değil,” der.

***
"Aslında..."
Diye söze başlar kızıl saçlı Aline.
"Bu işlere bulaşmam dışında sıradan birisi olduğumu söyleyebiliriz. Sanırım ailem olmadığı kendimi bu tip şeylere bulaştırdım. Biraz olsun insalara güvenlik sağlamak için. Ganimet ve para benim için önemli değil, asıl önemsediğim şey ruhsal zenginlik ve mutluluk. Yani güvende hissetmek. Evet bu benim için en önemli şey..."
Sonra hafifçe gülümsyerek çevresine bakınmaya başladı. Böyle bir yere ilk defa gelmişti ve suyun üzerinde yemek yemek biraz ruhafına gitse hoş bir histi.
"Peki siz nasıl bir dedektif oldunuz?"
***
“Aslında bizim aile hep kanun adamı olmuştur benim dayım da Pinkerton şirketinin müdürüdür, o sayede ben de Pinkerton’a girdim mecburen,” der James ve Ally’e restoranın öbür ucunda yemek yiyen bir çifti işaret eder. Güzel bir bayan ile pos bıyıklı bir adam yemek yemektedir. “Dayım demişken... O da buradaymış anlaşılan. Zaten geceleri poker oynamaya buraya uğradığını duymuştum. şimdi gidip bir selam vermezsek bana gücenir. Ne dersin yanına bir uğrayıp selam verelim mi? Hem seni tanıştırayım, belki işe almak ister... Sahi Aline Pinkertonda çalışmak ister miydin? Ama daima siyah takım elbise giymen gerekir!”

***
Aline gülümseyerek cevap verdi, ama bir yandan içinde şüphe vardı. Bu şüphe Pinkertın'a girmekle ilgiliydi. Hem neden dayısı ile tanıştırsındı ki?
"Peki öyleyse. Ama sanırım kot pantolon ve çizmelerim ile daha rahatım. Sanırım siyah takım giymek bana zaten yakşmazdı..."
Sözlerini şirin bir gülümseyişle sözünü bitirdi ve gitmek için hazırlandı.

***
Ã?iftin yanına giderler “Ah James bakıyorum da ikimizin yanında gecenin en güzel iki bayanı var. Tanıştırayım Jessica Amber James,” diyerek yanındaki bayanı işaret eder. “Bak James, Jessica’nın soyadıyla adaşsınız! Ha ha! Jessica da biraz önce Pinkerton’a girmeyi kabul etti, yarın ona kurs vereceksin. Ama sen yanındaki bu güzel genç hanımı neden bize tanıştır mıyorsun?” der Pinkerton müdürü Junior Priston.

“Ama amca senin konuşmandan fırsat bulamadım ki! Bu hanımefendi de Aline Redfox. Azılı haydut Bob Troble’ı yakaladı!” der James.

Amcası çok şaşırır. “İnanmıyorum! İnanamıyorum, benim adamlarımın yakalamayı beceremediği Bob Troble’ı siz mi yakaladınız! Nasıl olabilir bu? Etrafımız hem güzel hem yetenekli kadınlarla çevrildi. Gerçekten de siz mi yakaladınız o haydutu?”

***

“Otursanıza çocuklar, yemekte bize katılın!” der Amca Pinkerton ama Yeğeni James “bizim masamız çoktan kuruldu amca, kusura bakmazsanız ayrı yiyeceğiz,” diyerek amcasına göz kırpar ve ayrılırlar.

Kendi masalarına oturduklarında James “kusura bakma sana sormadan amcamın yemek davetini reddettim ama zaten seninle ilk defa yemeğe çıkıyoruz, tanımadığın insanlarla bir arada bulunman doğru olmaz diye düşündüm. Zaten amcamı gündüzleri büroda bulabilirsin istersen...” der. “Eee şimdi söyle bakalım, ödül avcılığına devam mı? Bu sefer kimin peşine düşeceksin?” Bir yandan yemeklerini yemektedirler.

***
"Ã?dül avcılığından ziyade haydut avcılığı desek daha doğru olur. Elimde bundan başka yapabileceğim bir şey yok. Kim olduğu konusuna gelince..."
Kız şirince gülümsedi.
"Sanırım siz bana bu konuda yardımcı olabilirsiniz. Özellikle kızılderililere zararı dokunanları yakalmak isterim mümkün oluğunca. İnsanın kanının bağlı olduğu yeri unutmaması gerekir değil mi ? Belki sizin bana önerebileceğiniz isimler vardır. Ve bende sizin için gidip onları yakalarım. Sizce de bu hoş olmaz mı ?"
***

“Ally, arada sırada telgraflaşalım; elime suçlularla ilgili ip uçları geçtiğinde ben sana haber veririm, böylece o haydutları yakalamak konusunda avantaj elde edersin... Yalnız aklımı kurcalayan bir şey var: ‘Özellikle kızılderililere zararı dokunanlar’ dedin. Peki sen beraber çalıştığın Douglas Mortimer’in gerçekte kim olduğunun farkında mısın? İş yaptığımız bütün herkes hakkında -varsa- geçmişine ait bilgi ediniriz ve öğrendiğime göre ortağın eskiden orduda görevli bir subayken kızılderili kabilelerinin katledilmesi için saldırı emri vermiş. Hatta kadın, çoluk çocuk demeden herkesin öldürülmesine göz yumduğu için, acımasızlığından dolayı ordudaki görevinden uzaklaştırılmış. Bunları sana söylediğim için üzgünüm ama...” uzanıp kızın elini tutar. “Sana değer veriyorum, incinmeni istemem. Ortağın aslında bir numaralı kızılderili düşmanı Aline!” der James.
***

Kızın gözleri hayretle kocaman büyümüştü.
"Gerçekten mi...?"
İnanmakta zorluk çektiği belliydi.
"Ben... Bilmiyordum..."
Rahatsızca kıpırdandı.
"Ã?yleyse Mortimer ile yollarımı ayıracağım. Ya da... Hayır... Eğer onun ortağı olmaya devam edersem... Onu gözetim altında tutabilirim... Ne kadar canice... Ben... Ne yapabilrim ki..."
Özgünce başını önüne eğdi.
"Ne yapabilrim?"

***
Akşam geç vakit James Ally’i oteline bırakır. Ayrılırken iyi geceler öpücüğü almak ister.

Ertesi sabah aline kahvaltı salonuna indiğinde, Douglas’ın tek başına kahvaltı ettiğini görür.

Aline Douglas'ın karşısında oturduğunda olabildiğince doğal davranmaktadır. Bir yandan dün akşam dedektifi nasıl atlattığını düşünüp içi ürpermektedir. Dün akşam dedektifle çıktığı yemeğin istediği gibi gitmediğini düşünmektedir. Amacı bilgi almakken, Douglas hakkında öğrendikleri kendisini alt üst etmiştir. Ya dedektifin yaptığı terbiyesizlik...
Douglas'ın karşısına oturup yapabidiği kadar normal bakar ona.
"Eee Douglas nasılsın, nasıl geçti gecen?"
***
"Uyku tutmadı, biraz dolaştım, sonra kurmarhane gemilerinden birine gidip biraz para kaybettim."
Sırıttı.
"Blöf yapmayı beceremiyorum sanırım. Bak bir telgraf aldım."
Telgrafı gösterir “Doyle & Manny Texasta görüldü.” Yazmaktadır.
***
"Peki bu Doyle ortağı neler yapmışlar?"
Daha sonradan ekleyeceği cümle yüzünden dudaklarını ısırdı. İyiki "Kızılderili katlimamımı" diye ağzından kaçırmamıştı. Cevabını beklerken önündeki kahvaltı tabağı ile oynuyordu.
***
"Posta arabası soyguncuları. Aslında sevimli tipler bile diyebiliriz. Hiç cana kıymadan soygunlarını yapıp giderler. Ne dersin bu adamları takibe alalım mı?"
***
Ertesi gün Tekxas’a kalkan trende Aline ve Jessica karşılaşırlar. Birbirlerini tanımışlardır. Ally Jessica’yı Douglas’a tanıştırır. Üçü de aynı kompartımanda yolculuk ederler. Trenin ilk vagonu sıralı koltuklu, ikinci vagonu ise kompartımanlı yolcu vagonlarıdır. Üçüncü vagonda posta ve kıymetli yükler bulunmaktadır ve kilitlidir. Ã?ğrendiklerine göre o vagonda dört muhafızın koruduğu, Texas bankasına götürülmek üzere yüklü miktarda para vardır. Dördüncü ve beşinci vagonlarda ise kaba yükler ve atlar vardır.

Boston’dan Arizona’ya kadar yolculuk sakin geçer. Aline, Jessica ve Douglas sohbet ederek birbirlerini tanımaya çalışırlar. Bu arada iskambil oyunlarında Douglas Jessica’ya 20$ kaybedince artık güzel kadınla parasına oynamak istemez. Arizona’dan yola çıkarlar ve yarım gün sonra çorak arazide ilerlerken birden bir patlama sesi duyarlar ve tren ani fren yapar. Trendeki bayanlar çığlık atarlar herkes endişelenir. Dışarıdan silah sesleri gelir pencereden baktıklarında haydut oldukları belli yüzlerine mendil bağlamış beş adamın at koşturduklarını görürler. Adamlardan ikisi ön taraftaki lokomotife yanaşmıştır, belli ki makinist ve ateşçiyi etkisiz hale getirmek istemektedirler. Diğer üçü ise para vagonunun oradadır ve aralarından biri dinamit yakarak vagona fırlatır. Para vagonunun tepesinde dinamit müthiş bir gürültüyle patlar. Trende kompartımanlı bölümde 36 ve yolcu bölümünde de bir o kadar yolcu panik halindedir ama dışarıya çıkmaya kimse cesaret edemez.
.


Image

Dougle sakince dışarıya göz atar, dinamit sesinin geldiği yöne doğru bakar. Dinamiti atan adamı tespit etmeye, adamın üzerinde başka dinamit olup olmadığını görmeye çalışmaktadır.
"Sakin olun bayanlar, bir sonraki müşterilerimize zorluk çıkarmayalım."

Jessica ise "Trouble çetesini yıktığı söylenilen kişilerleyim. Korkmam için bir sebep var mı sizce?" derken camdan uzaklaştı. Bir kaza kurşunu ile ölmek istemiyordu.

Douglas haydut3’ün atının terkisine asılı bir torbadan tekrar dinamit çıkardığını görür. Adamın ağzında puro vardır. Büyük ihtimalle demin tavanında bir delik açtığı para vagonuna tekrar dinamit atacaktır. Para vagonundan hiç ateş edilmez belli ki muhafızlar patlamanın etkisiyle kendilerini kaybetmiş ya da ölmüşlerdir. Bu arada haydut4 atından lokomotife geçer ve haydut5 yolcu vagonlarına doğru şöyle bağırır: “Kahramanlık yapmazsanız kimseye bir şey olmaz! Silahı olanlar pencereden dışarı atsın!” Haydut1ve 2 ise tüfeklerini para vagonuna doğrultmuş ateş etmeye hazırdırlar.

Douglas yanındaki bayanlara baktı. Ally'nin silahlarını konuşturmak için sabırsızlandığını biliyordu. Tabancasını çıkarıp Jessica'ya verdi. "Eminim sizin gibi yetenekli bir bayan bunu kullanmayı biliyordur. Vagonun iç kısmına doğru gidip tüfeğini aldı. Sırıtarak konuştu "Siz soldakilerle (Haydut 1-2) ilgilenin, ben ufak bir havai fişek gösterisi yapmayı düşünüyorum."
Tüfeğinin namlusunun dışarıda gözükmeyeceği bir noktada durdu. Ã?ömelerek dikkatle nişan aldı ve dinamitli adamın terkisindeki torbaya ateş etti.
***
Aline tüfeğini çıkartmakta gecikmemişti.
"Oradaki benim."
Dedi sakin bir sesle ikinci haydutu göstererek ve tüfeği ile ateş etmek üzere nişan aldı.
***
Elindeki eldivenlere bu kirli silah pek yakışmazdı. Silahı bir mendil ile tuttu ve "Ben eylem insanıdeğilim bay Douglas." Sonra kompartımandaki diğer yolculara döndü ve dışarıdan duyulmayacak bir şekilde
"Ancak burada gücü kuvveti hala yerinde olan o kadar erkek var. Bir avuç eline silah almış korkağın, koca bir tren dolusu, eli silahlı insana karşı ne şansı olabilir? Beyler! Sevgilinizin elindeki nişan yüzüğünün kolyelerinin eli kirli adamlarca çekilip çıkarılmasına ses çıkartmayacak mısınız? Özgür vatanımızın topraklarını bu kalleşlere bu kadar kolay mı teslim ediyorsunuz?"
Douglas'ın verdiği silahı mendilden çekti ve dantelli eldiveninin içinde sıkıca tuttu.
"Ben bir hareket insanı değilim ama ben vatanını seven bir kadınım ve 'Hayır!' diyorum. Bu konuşmalardan yeterli tepkiyi almaz ise konuşmasına hiç ara vermeden ortaya Red Ally kozunu da koymaktan çekinmeyecekti.
***

Yolculardan biri “hayır hayır yapmayın! Haydutları kızdırıp bizi öldürteceksiniz! Ya buraya da dinamit atarlarsa!” diye bağırır. Ã?ığlık çığlığa ağlayan bir kadın “ne olur bizi öldürmesinler! Öleceğiz! Öleceğiz!” diye bağırmaktadır. Vagonda bir keşmekeş hakimdir.
Douglas ikinci dinamiti fırlatmak üzere olan haydutun dinamit torbasına ateş eder.
Kıpraşan at Hedef zorluğu + Nokta atışı=70+50=-120, – Mesafe=-20, - Dürbün=+50
Douglas İsabet(82)=187 başarılı
Korkunç bir patlamayla 1,2 ve 3 numaralı haydutlar havaya uçar; kanlı et parçaları bütün çevreye yağmur gibi yağmaktadır. Posta vagonu ve arkasındaki kaba yük vagonu da hasar görür. Duvarı hasar gören yük vagonundan buğday akmaktadır.
Patlamadan hemen sonra Aline de haydut5’e ateş eder.
Zorluk=-60, mesafe=-30
Aline İsabet(68)=81 başarılı – Hasar: 5d20=5*4=20
“Ahh!” Vurulan adam hemen atından atlayarak öndeki yolcu vagonuna binerken arkadaşına “dikkat et, ateş açıyorlar!” diye bağırır. Yolcu vagonundan ise kadın çığlıkları duyulur.
haydut4’ün olduğu Lokomotif tarafından da silah sesleri gelir.

***

***
Douglas hızlıca dışarı göz attı, iki haydutun gözden kaybolduğunu gördü. Bulundukları vagonun arka kısmına yürüdü.
"Ally içeriden de gelebilirler dikkatli ol!"
Merdiveni kullanarak trenin tepesine bir göz attı ve hemen yukarı çıktı.

Douglas'ın arkasından başını sallayaran Aline yeniden doldurduğu tüfeği ile haydunun içeri girecekse eğer, gireceği yöndeki kapısında doğru ilerledi. Silahı hazırdı. Haydut içeri girerse girdiği gibi onu vuracaktı.
Diğer yandan eli ile insanlara yere çökmesini işaret etti.

Jessica da çökenler arasındaydı. Elinde hala bir silah olduğunu fark etii ama bu karmaşada onu yere bırakmaktansa yanında tutmayı tercih etti.

***

Bu arada öndeki yolcu vagonundan birkaç el silah sesi ve çığlıklar bağrışmalar duyulur.

Douglas kendi vagonunun arka platformuna gelir ve buradan yukarıya, trenin çatısına çıkan merdivenleri tırmanır ancak kafasını çıkardığı anda haydut4’ün de trenin üzerinden elinde tabancayla gelmekte olduğunu görür. (merdivene tutunmuş haldeyken tüfekle ateş edilemez, sadece tabancayla ateş edilebilir, çünkü ellerin en az biri merdiveni tutmalıdır) Haydut da onu görür. (mesafe=20)

Bu arada içeride Aline koridorda ilerleyerek kompartımanlı vagonun ön kapısına gelmiş, eğer haydutlardan birini görürse ateş edecektir. Vagonun kapısı açılır ve haydut içeri girer ama önünde bir bayanı kendine siper etmiş, kadını rehin almıştır. Zavallı kadın hüngür hüngür ağlamaktadır. Adam silahını kadının kafasına dayamıştır. “Silahını çabuk yere at, yoksa kadını gebertirim!” der haydut aline’ye.
Image

Image

Aline kısa bir süre tüfeğini adama doğrultmuş şekilde kaldı. Sonra yavaşça yere bıraktı. Bu sırada en çekici gülümsemesini yüzüne yerleştirmiş ve belinin arkasındaki iki silahın haydut tarafından görülmemiş olması için dua ediyordu.
"Ã?yleyse takas edelim. Beni onun yerine alabilirsin."
Bu sırada yeleğinin önünü sıcaklamış gibi çekiştirip açtı.
"Gördüğün gibi silahsızım."
Etkileyerek haydutu öldürmekten caydırma zorluğu=100, Aline bayan bonusu=+20
Aline karizma zarı(84)=116 başarılı
Haydut silahı Ally’e çevirir, (ama rehineyi tutuyor hâLâ) “tabancaları da at! Kafamı kızdırma gebertirim!.. Sen miydin arkadaşlarımı havaya uçuran?” der.

Aline içinden lanetler okuyarak belindeki tabancaları çıkartıp yere attı. Ama hala çizmesinin içinde Alvarez'in bıçağının saklı olduğu gerçeği çok az da olsa içini rahatlatıyordu. Eğer haydut kendisini rehin alırsa diğer insanlara zarar gelmeden bir şeyler yapabilirdi. Silahını elinden düşürse yeterdi en azından.
İki boş elinide havaya kaldırdı. Ã?ekici ve yatıştırıcı bir sesle konuştu.
"Hayır ben değildim. Gördüğün gibi şimdi tamamen silahsızım ve beni rehin alabilirsin. Lütfen kadını bırak gitsin."

“Kes sesini, KES!!” diye bağırır haydut Ally’e, “bir kelime daha edersen sıkacağım kurşunu! şimdi önden yavaş yavaş yürü bakalım, kompartımanlara tek tek bakacağız, sen kapıları aç!” İlk kompartımana bakarlar. Burada korku içinde çocuklu bir aile vardır. İkinci ve üçüncü kompartımanlarda da sıradan masum aileler vardır. Dördüncü kompartımana geldiklerinde Aline kapıyı açar; içeride sadece Jessica vardır. Haydut hala rehine kadını tutarak Ally’nin peşinden gelmektedir. Tabancanın namlusuyla Aline’yi dürtükleyerek kompartımana sokar. Bakışları bir an Jessica’ya kaysa da tam o sırada trenin dışından bir silah sesi gelince dikkati dağılır ve kompartımanın camına yanaşarak dışarıya bakar.
***
Douglas hiç tereddüt etmeden tüfeğini adama doğrulttu.
"Evlat o kadını bırak, durumunu daha güçleştirme. Belli ki bu işi planlayan adam değilsin suça ortaklıktan bir-iki ay yatar çıkarsın. O kadını öldürürsen boynuna yağlı ilmiğin geçmesi kesinleşir."
Haydut teslim olmazsa ateş etmeye kararlıydı.
***
Son haydut tabancasınÃ
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
James Ray (J.R) Cash – Argay

Image


JR, Tekxas’taki bara girdiğinde cebinde en son 50$ kaldığının farkındadır. “Huzurlu bir yaşam parasız da sağlanabilir mi acaba?” diye düşünür. Bugünler de Texas’ta alışılmışın dışında bir insan yoğunluğu farkedilmektedir, kasaba gittikçe kalabalıklaşmaktadır sanki. Barın içine göz gezdirdiğinde müşterilerin çoğunu tanımadığını farkeder. Bara oturup içkisini söyler.

Yanına saçı sakalı birbirine karışmış bir adam yanaşır “Hey dostum adım ‘Konyakçı’ bana bir içki ısmarlarsan sana kârlı bir iş teklif edebilirim,” der.
***
JR önce göz ucuyla yanına gelen adama baktı sonrada içkisine.Elini cüzdanına attı,hafifti."Görünüşe göre biraz paraya ihtiyacım var" diye geçirdi içinden.
Barmene dönüp "Barmen dostuma içecek bir şeyler ver,ben ısmarlıyorum" dedi.
"Sende detayları anlat bakalım"
****
Adamın saç ve sakallarında beyazlar vardır, dişlerinin bir bölümü dökülmüştür. İçkiyi yuvarlarken JR’a teşekkür eder. “Sen iyi birine benziyorsun, sanırım sana güvenebilirim,” der. Etrafını kolaçan ederek cebinden yıpranmış bir kağıt parçası çıkarır. şöyle bir göstererek tekrar cebine koyar. “Buraya iki günlük mesafede bir altın madeninin haritası. Amcam çizdi bunu, kendisi de bol miktarda altınla gelmişti ama tekrar gidemeden kasaba caddesinde posta arabası tarafından kazayla ezildi. Ölmeden önceki son dakikalarında bana haritayı verdi ve söylediğine göre daha çok altın varmış orada... Bak dostum benim dizim sakat, oralara gidip altın çıkaramam. Eğer istersen sana bu haritayı 100$’a satarım ayrıca çıkardığın altından %10 pay isterim. Ne dersin?” der.
****
Teklif JR a çekici gelmişti.Ama cebinde o kadar parası yoktu.
"Bak dostum şu anda sana verebileceğim sadece 50$'ım var eğer istersen 50$ artı %15 pay verebilirim harita karşılığında.Ama benim asıl sormak istediğim orada altınlardan başka bir şeylerle karşılaşma olasılığım."

***
“50$ artı %15 pay ha?...” adam biraz düşünür ve “tamam o zaman anlaştık!” der. “Merak etme, buraya iki günlük mesafede gizli bir vadi orası, sadece altınlar bekliyor seni orada,” diyerek harita kâğıdını çıkarır ve diğer eliyle de parayı almak üzere hazırlanır. “Evet, rica edeyim 50$’ı,” der.
***
"Anlaştık" dedi JR 50$ ı adamın avcuna bıraktı ve haritayı aldı."Hazırlanıp bir saat içinde yola çıkarım.Altınları çıkartmak için fazladan bir şeylere ihtiyacım olacak mı?"
***
Adam paraları cebine atarken, “hayır hayır, oraya gittiğinde zaten amcamdan kalan kazı malzemelerini bulursun,” dedi. (50$ gitti hiç parası kalmadı)
Ama JR haritada işaretlenen yere gittiğinde orada ne kazı malzemesi, ne maden ne de altın vardı. Dolandırılmıştı! Birkaç gün iyice her tarafı aradı ama altın madeni filan yoktu. Açlıktan ölmemek için Texas’a geri dönmek zorunda kalır.
***
JR Texas a döner dönmez.Bara girdi.Barmene yaklaşıp yüksek sesle
"Konyakçı denen adamı arıyorum ona karlı bir iş teklif edeceğim" dedi.
***
Barmen, “Konyakçı mı? Burada herkes konyakçı ya da viskicidir,” der. JR bardakilere kendisini dolandıran adamı sorar, soruşturur ama kimse o kişiyi hatırlamaz, hatırlasa da sadece görmüştür ya da yüzeysel şekilde konuşmuştur o kadar.
***
JR sinirden ne yapacağını bilemedi.İlk defa dolandırılmıştı ve hiç parası kalmamıştı.Küçüklüğünden beri kızdığı ve çaresiz kaldığı zaman yaptığını yaptı.Sandalyelerden birine oturdu ve mızıkasını çıkarttı.Belki birilerinin hoşuna giderde bir kaç dolar kazanırım diye düşündü.Mızıkasını çıkartıp şarkının melodisini çalmaya başladı.İnsanların dikkatini çekince sözleri söylemeye başladı:

"when i was just a baby, my mama told me, "son,
always be a good boy; don't ever play with guns."
but i shot a man in reno, just to watch him die.
when i hear that whistle blowin' i hang my head and cry."

sonra çalmaya devam etti.
***
Bar sahibi Jack, JR’ın durumuna üzülür. “Evlat sana üç beş kuruş kazanabileceğin bir iş vereyim yoksa açlıktan öleceksin göz göre göre,” der. “İstersen garsonluk yapar, temizlik işlerine bakarsın, ne dersin? Aslında bana fedai lazım ama... sen de pek cılız, güçsüz görünüyorsun... Peki seni dolandıran adam hakkında şerif Taytıs’la görüştün mü?” der.

***
JR kafasını kaldırır"Temizliktense fedailiği tercih ederim ama yumruk atmaktan pek anlamam silah kullanmayı tecih ederim.Tavsiyen için teşekkür ederim buralarda yeniyim şerifin yanına uğradıktan sonra teklifini düşüneceğim bakalım o ne diyecek."Yerinden kalkıp şerifin ofisine doğru yola düştü.
***
JR şerif Taytıs’a olanları anlatınca, şerif kahkahalarla güler. Sonra da kendisini toparlar. “afedersin evlat! Ama sen de çok safmışsın yahu!” diyerek tekrar güler. “Bak bakalım arananlar listesindeki resimlere seni dolandıran adama benzeyen var mı?” der.

JR panoda asılı arananların afişlerine bakar ve aralarından birini tanır. Bu kesinlikle kendisini dolandıran adamdır. Adı: Monty Baker.

Image

şerife söyler. şerif Taytıs elinden geleni yapacağını söyler ve ekler: “Evlat sen silahşore benziyorsun; neden şerif yardımcılığı ya da ödül avcılığı yapmıyorsun?” der.

.
***
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
Jessica Amber James – Darkgnome

Image Image


Jessica Boston’da rıhtıma bağlanan eğlence gemisindedir. Son zamanlarda kumar masalarında yaşadığı talihsizlikler sonucu sadece 50$ parası kalmıştır. Bu lüks yolcu gemisinde kaldığı kamaranın gecelik fiyatının 5$ olduğunu düşününce durumunun pek de parlak olmadığını kabullenmek zorunda kalır. Bir an önce bir atılımda bulunması gerekmektedir.

Ancak önce bir akşam yemeği yese fena olmayacaktır. Restoran bölümüne girdiğinde hemen yanına iki adam koşar. İki adam kadının iki elini alıp çapkın bir şekilde öperler, ikisi de orta yaşlıdır.

Birincisi pala bıyıklı olan, Pinkerton teşkilatının Boston müdürü Junior Prinston’dur. “Umarım bu gece benimle yemek yersiniz hanımefendi,” der.

İkinci adam ise ünlü kumarbaz ve silahşor Pier Lagun’dur. “Hanımefendi bence bu akşam yemeğini benimle yiyin hiç olmazsa sıkılmazsınız,” der. Ukala bir sırıtışı vardır ve Priston’un kendisine pis pis bakmasını görmezden gelir.
***
Güzel bir yemeğin yolu her zaman bu kadar kolaydır işte.

Eteğini tek eliyle yanından tutup küçük bir reverans yaparken, dantelli eldiven dantelli eldivenler gülüşünü saklamış ama, büyük gözleri arasında parlayan yıldızları gözler önüne sermiştir. Her ikisine ve yere bakmak arasında kalmış gözleri kararsızca dolaşırken.

"Beni nasılda zor bir durumda bıraktınız." Gözlerinde bir bir ışık parlar birden. Kocaman bir gülümseme ile "Buldum. Bırakalım buna tanrı karar versin. Kazanan bana güzel bir yemek ısmarlar." diyerek küçük çantasından bir madeni para çıkarttı.
***
Jessica yazı tura atar ve neticede bahsi Junior Prinston kazanır. Kıvrık posbıyıkları altından Pier Lagun’un yüzüne karşı gevrek gevrek güler ama kumarbaz da neşesini bozmaz. Pier Jessica’nın elini zarif bir şekilde öperek ayrılmadan önce Pinkerton müdürüne “sevgili dostum kumarda kaybeden aşkta kazanır,” der. Pinkerton müdürü Priston daha da sesli gülerek “ama bu söz senin için pek geçerli olmadı herhalde,” diye cevap verir.

Pier yanlarından ayrıldıktan sonra geminin yemek salonunda güzel bir masaya geçerler. Burada genelde maddi durumu iyi, kalburüstü insanlar yemek yemektedir. Priston Jessica’ya “hep gemiyle dolaşıp, kumar oynayarak geçindiğinizi duydum ama inanamadım, kumarbazlık diye bir meslek olamaz herhalde?” der.

***
Jessica gemi pervanesinin etrafında dans eden köpüklerin dalmış gözlerini ayırmadan, uzaklara dalmış sesiyle "Kumar diye bir meslek olmaz bay Priston. Kumar'ın ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Bu sebeple bazen insanlar istemedikleri başka işleride yaparlar." der. Sonra büyük mavi gözlerini Pinkelton şefine kaldırır. Deminki hüzün ve olgunluk yerini biraz neşeye biraz da masum bir çocuksuluğa bırakmıştır.

"Ama bir insanın zevk aldığı ve para kazandığı bir işi meslek olarak adlandırmasında ne sakınca varki değil mi? İsteyen istediği gibi adlandırabilir ama bence bu sadece eğlencedir."

Gözlerini nehirden ayırdığından beri dediklerine aslında kendi bile katılmamaktadır. Kumar, hayali hep oyuncu olmak isteyen bir kız çocuğunun yok olmuş hayallerinin son kalesi ve ne acıki en büyük simgesidir. Küçük çantasının içinden kartlarını çıkartır. Destenin başını ve sonunu daha yeni kontrol ettiğinden bilmektedir.
"Söyleyin bana bay Priston. Benim kartlarla yaptığımı siz tabnacanılz yapmıyor musunuz?" derken kartların içinden bir kupa kızı ve sinek kralını çıkartır. "Ancak ben ortaya sadece paramı koyuyorum ve kazanan mutlu olurken kaybeden sadece parsından oluyor. Siz ise ortaya canınızı koyuyorsunuz."
Baş ve işaret parmaklarını sinek kralının üstüne koydu ve Pinkerton şefine doğru kartı uzatırken, kendi çevresinde bir tur atmasını sağlar. Kartın her iki tarafından da görünüşü aynıdır.
"Herşeyin iki yüzü vardır."
"Ama böyle konularda konuşmayalım. Bizi mesleklerimizin sıkıntısından kurtarmak için bir gemi dolusu adam çalışıyor. Bence onlara haksızlık etmeyelim."

***
“Yanlış anlama ama Jessica, biz Pinkerton olarak ortaya canımızı koysak da bunu kutsal bir amaç için, suçlu ve kötü insanları yakalayıp adalete teslim etmek için yapıyoruz. Aldığımız maaşlar canımızı tehlikeye atmamıza değmez aslında ama eşleri dul bırakmayı adet edinmiş iğrenç katilleri ya da üç kuruş için çalışan fakir insanların paralarını gasp eden haydutları sokaklardan temizlemenin verdiği manevi tatmin hissini hiçbir zenginliğe değişmem doğrusu,” der Priston.

“Jessica aslına bakarsan dedektiflerime geri planda bilgi sağlayan istihbarat elemanları işe alıyoruz. Aylık maaş 50$, ayrıca posta arabası ve tren masraflarını Pinkerton karşılıyor, fena sayılmaz aslında. Düşünür müsün? Tek yapman gereken kasabaları dolaşıp, otellerde konaklamak ve kumar oynarken ya da barda eğlenip sohbet ederken kulaklarını açık tutmak. Eğer aranan kanun kaçakları hakkında bir şey öğrenirsen telgrafla merkeze bildirmek.”

***
Jessica çarpık bir gülüş attı. Sonra masum gözlerini kocaman açarak, alaycı bir sesle "Fakat bay Priston. Ben sizin bana iş değil, yemek ısmarlayacağınızı sanıyordum." Masanın üstündeki kartlarını tekrar toplarken "50 dolar dışında başka şeylerde isteyeceğim bay Priston. Devlet adına çalıştığıma dair bir belge bir başlangıç olabilir." Sonra kocaman gözlerini, kartlarını koyduğu küçük çantasından kaldırıp, küçük masum bir gülüş eşliğinde "Ayrıca bana güzel bir yemek ısmarlamanızda listenin içinde."
***
“Ah, size yemek ısmarlamak için burdayım zaten ve benim için zevktir!” der Priston. “Yani kabul ediyor musunuz işi? Size tabii ki bir kimlik belgesi vereceğiz, bu belgeyi ilgili kimselere gösterdiğinizde yardımcı olacaklardır. Pinkerton, resmen devlete bağlı değildir Jessica ama çok prestijli bir kurumdur. Başkentte bizi sonuna kadar destekleyen güçlü senatörler vardır. O yüzden kasabalardaki şerifler bizim dedektiflerimizin ricalarını kırmaz kolay kolay. Ama yine de senin görevin gizli olacağından kendini herkese tanıtmamalısın. Yani cidden kabul ediyor musun işi?”
***
Ellerini parmaklarından kenetleyerek çenesinin altına koydu. Büyük masum gözleri biraz daha olgun kadın gibiydi şimdi. Deminki kız çocuğu masumluğu yerine çok bu yüz ona daha çok oturuyor ama daha az yakışıyordu. "Evet bay Priston. Ortak çıkarların çakışması diyelim." Yine masumca güldü ve hınzır bir sesle "Ama isterseniz yazı-tura da atabiliriz." dedikten sonra göz kırptı. "Ancak bir ön ödemeyi de istiyorum. 80 dolar aylık iyi ama sanırım 300 dolarlık bir ön ödeme ile daha da cazip olabilir. Kimseye söylemeyin ama son zamanlarda kartlarla aram iyi değil. Hem ne derler bilirsiniz 'Kumarda kaybeden aşkta kazanır" Jessica'nın, numardan, 'içinde saklamaya çalıştığı, pinlerton şefine olan ilgiisini', sesi ortaya koyuyordu.
***
“80$ değil hanımefendi 50$, sanırım diliniz sürçtü. Bir aylık maaşınızı avans olarak verebiliriz. O halde yarın Büroya uğrayın hem sözleşmenizi yapalım, hem de sizi mini bir kurstan geçirelim,” der Priston. Yemekleri söylerler ve şarap kadehlerini Jessica’nın yeni işi şerefine kaldırırlar.

“Ah yeğenim James de burdaymış!” der Pinkerton müdürü. Ã?teden genç bir adam yanında güzel bir kızla masalarına doğru gelmektedir. Priston Jessica’nın duyacağı bir şekilde “masaya davet etmemin bir mahsuru yoktur umarım, hem tanışırsınız, çünkü Pinkerton’a intibak kursunu yarın size James verecek,” der.

***

Jessica bu adamın kendisi ile hiçte ilgilenmediğini fark etmişti şimdi. Kendisi ile ilgilenmeyen erkeklere alışkın olmadığından biraz afallatmıştı bu onu. En azından ön ödemeye bir şey dememişti.
"Yani ön ödeme işini hallettik. Teşekkürler bay Priston. O paraya işimi yapabilmem için ihtiyacım olacaktı."
James'in tarafına bakarak
"Tabii onları da davet edelim. Mutlu çiftlerin masada olması hoşuma gider."
Aynı masada birbirini tanımayan iki kadın olursa bazı tatsızlıklarda olabilirdi. Kendi başına çok gelen bir şeydi bu. Kadınlar yalnızken ona hayranlık duyarken erkekleri yakındayken gözleri yılan gibi kısılırdı.

***

Ã?ift yanlarına geldiğinde “Ah James bakıyorum da ikimizin yanında gecenin en güzel iki bayanı var. Tanıştırayım Jessica Amber James,” der. “Bak James, Jessica’nın soyadıyla adaşsınız! Ha ha! Jessica da biraz önce Pinkerton’a girmeyi kabul etti, yarın ona kurs vereceksin. Ama sen yanındaki bu güzel genç hanımı neden bize tanıştır mıyorsun?” der Pinkerton müdürü Junior Priston.

“Ama amca senin konuşmandan fırsat bulamadım ki! Bu hanımefendi de Aline Redfox. Azılı haydut Bob Troble’ı yakaladı!” der James.

Amcası çok şaşırır. “İnanmıyorum! İnanamıyorum, benim adamlarımın yakalamayı beceremediği Bob Troble’ı siz mi yakaladınız! Nasıl olabilir bu? Etrafımız hem güzel hem yetenekli kadınlarla çevrildi. Gerçekten de siz mi yakaladınız o haydutu?”

Aline müreası bir şekilde başı ile selam verdi James'in amacasına.
"Evet ama ben yakalamadım. Biz yakaladık. Üç kişiydik. Hatta arkadaşlarımızdan birisi Bob'u yakalama uğrunda hayatını feda etti."
Kader dercesine kafasını salladı.
"Sizinle tanıtşığıma sevinim efendim."

“Otursanıza çocuklar, yemekte bize katılın!” der Amca Pinkerton ama Yeğeni James “bizim masamız çoktan kuruldu amca kusura bakmazsanız ayrı yiyeceğiz,” diyerek amcasına göz kırpar ve ayrılırlar.

Junior Jessica’ya bakarak “görüyor musun el kadar kızcağız azılı haydutu yakalamış! Vay canına şaştım kaldım doğrusu. Ama bana söz ver Jessica, sakın ola kendini tehlikeye atıp haydutları tek başına tutuklamaya kalkmayacaksın; senin görevin sadece ama sadece casusluk yapmak!” der.

***
"Neden öyle bir şey yapayım ki? Masa başında daha fazlasını da yakalatma şansım varken."
"Yemekten sonra oyun salonuna uğrayıp iş başı yapsam iyi olacak. Ancak ayrılığımızın çokta içten olmaması gerek. Biliyorsunuz ki bir pinkelton ile çok içli dışlı olan kişilere fazla güven olmaz."
Yüzünde masum bir gülümseme belirdi sonra
"Ancak benim param bu bilgilerin alınacapı adamlara yetmeyecektir. Acaba pinkerton bir çalışanına bu konuda nasıl yardımcı olabilir?"
***

Ertesi Gün!

Sabah Pinkerton Merkezinde toplanırlar. Jessica sözleşmeyi imzalayarak resmen Pinkerton ajanı olur. 80$ avans alır. Kısa bir kurs görür; buna göre çalıştığı bölgede kendisine turist, vs süsü verip kanunsuz tipleri farkederse hemen telgraf çekerek merkeze bildirecektir. Pinkerton ajanlarına ait kimlik ve şifreli telgraf yollmaya yarayan bir mini kitapçık verilir. Yetkili müdür yardımcısı “hemen Texas’a gitmeniz gerekiyor, görev yeriniz şimdilik orası,” der.

***
Vahşi batıya gönderiyorlardı onu. Oysa asıl oyunlar vahşi batıdan çok doğunun zenginleri ile oluyordu. Pinkerton'ların kararlılığını görünce kabul etti. Bu adamların kadın oyunlarına pabuç bırakacak halleri yoktu.

"Beyler, bir bayanı ücra bir kasabaya gönderiyorsunuz. Umarım iyi bir sebebi vardır..." yerinden kalkarken "ve anlaştığımız gibi ulaşım ve kaldığım yerler sizden. Maaşımı ve harcamalarımı sizden nasıl alacağımı da belirtirseniz yarın Teksas'a yola çıkabilirim."
***
Ertesi gün Tekxas’a kalkan trende Aline ve Jessica karşılaşırlar. Birbirlerini tanımışlardır. Ally Jessica’yı Douglas’a tanıştırır. Üçü de aynı kompartımanda yolculuk ederler. Trenin ilk vagonu sıralı koltuklu, ikinci vagonu ise kompartımanlı yolcu vagonlarıdır. Üçüncü vagonda posta ve kıymetli yükler bulunmaktadır ve kilitlidir. Ã?ğrendiklerine göre o vagonda dört muhafızın koruduğu, Texas bankasına götürülmek üzere yüklü miktarda para vardır. Dördüncü ve beşinci vagonlarda ise kaba yükler ve atlar vardır.

Boston’dan Arizona’ya kadar yolculuk sakin geçer. Aline, Jessica ve Douglas sohbet ederek birbirlerini tanımaya çalışırlar. Bu arada iskambil oyunlarında Douglas Jessica’ya 20$ kaybedince artık güzel kadınla parasına oynamak istemez. Arizona’dan yola çıkarlar ve yarım gün sonra çorak arazide ilerlerken birden bir patlama sesi duyarlar ve tren ani fren yapar. Trendeki bayanlar çığlık atarlar herkes endişelenir. Dışarıdan silah sesleri gelir pencereden baktıklarında haydut oldukları belli yüzlerine mendil bağlamış beş adamın at koşturduklarını görürler. Adamlardan ikisi ön taraftaki lokomotife yanaşmıştır, belli ki makinist ve ateşçiyi etkisiz hale getirmek istemektedirler. Diğer üçü ise para vagonunun oradadır ve aralarından biri dinamit yakarak vagona fırlatır. Para vagonunun tepesinde dinamit müthiş bir gürültüyle patlar. Trende kompartımanlı bölümde 36 ve yolcu bölümünde de bir o kadar yolcu panik halindedir ama dışarıya çıkmaya kimse cesaret edemez.
.


Image

Dougle sakince dışarıya göz atar, dinamit sesinin geldiği yöne doğru bakar. Dinamiti atan adamı tespit etmeye, adamın üzerinde başka dinamit olup olmadığını görmeye çalışmaktadır.
"Sakin olun bayanlar, bir sonraki müşterilerimize zorluk çıkarmayalım."

Jessica ise "Trouble çetesini yıktığı söylenilen kişilerleyim. Korkmam için bir sebep var mı sizce?" derken camdan uzaklaştı. Bir kaza kurşunu ile ölmek istemiyordu.

Douglas haydut3’ün atının terkisine asılı bir torbadan tekrar dinamit çıkardığını görür. Adamın ağzında puro vardır. Büyük ihtimalle demin tavanında bir delik açtığı para vagonuna tekrar dinamit atacaktır. Para vagonundan hiç ateş edilmez belli ki muhafızlar patlamanın etkisiyle kendilerini kaybetmiş ya da ölmüşlerdir. Bu arada haydut4 atından lokomotife geçer ve haydut5 yolcu vagonlarına doğru şöyle bağırır: “Kahramanlık yapmazsanız kimseye bir şey olmaz! Silahı olanlar pencereden dışarı atsın!” Haydut1ve 2 ise tüfeklerini para vagonuna doğrultmuş ateş etmeye hazırdırlar.

Douglas yanındaki bayanlara baktı. Ally'nin silahlarını konuşturmak için sabırsızlandığını biliyordu. Tabancasını çıkarıp Jessica'ya verdi. "Eminim sizin gibi yetenekli bir bayan bunu kullanmayı biliyordur. Vagonun iç kısmına doğru gidip tüfeğini aldı. Sırıtarak konuştu "Siz soldakilerle (Haydut 1-2) ilgilenin, ben ufak bir havai fişek gösterisi yapmayı düşünüyorum."
Tüfeğinin namlusunun dışarıda gözükmeyeceği bir noktada durdu. Ã?ömelerek dikkatle nişan aldı ve dinamitli adamın terkisindeki torbaya ateş etti.
***
Aline tüfeğini çıkartmakta gecikmemişti.
"Oradaki benim."
Dedi sakin bir sesle ikinci haydutu göstererek ve tüfeği ile ateş etmek üzere nişan aldı.
***
Elindeki eldivenlere bu kirli silah pek yakışmazdı. Silahı bir mendil ile tuttu ve "Ben eylem insanıdeğilim bay Douglas." Sonra kompartımandaki diğer yolculara döndü ve dışarıdan duyulmayacak bir şekilde
"Ancak burada gücü kuvveti hala yerinde olan o kadar erkek var. Bir avuç eline silah almış korkağın, koca bir tren dolusu, eli silahlı insana karşı ne şansı olabilir? Beyler! Sevgilinizin elindeki nişan yüzüğünün kolyelerinin eli kirli adamlarca çekilip çıkarılmasına ses çıkartmayacak mısınız? Özgür vatanımızın topraklarını bu kalleşlere bu kadar kolay mı teslim ediyorsunuz?"
Douglas'ın verdiği silahı mendilden çekti ve dantelli eldiveninin içinde sıkıca tuttu.
"Ben bir hareket insanı değilim ama ben vatanını seven bir kadınım ve 'Hayır!' diyorum. Bu konuşmalardan yeterli tepkiyi almaz ise konuşmasına hiç ara vermeden ortaya Red Ally kozunu da koymaktan çekinmeyecekti.
***

Yolculardan biri “hayır hayır yapmayın! Haydutları kızdırıp bizi öldürteceksiniz! Ya buraya da dinamit atarlarsa!” diye bağırır. Ã?ığlık çığlığa ağlayan bir kadın “ne olur bizi öldürmesinler! Öleceğiz! Öleceğiz!” diye bağırmaktadır. Vagonda bir keşmekeş hakimdir.
Douglas ikinci dinamiti fırlatmak üzere olan haydutun dinamit torbasına ateş eder.
Kıpraşan at Hedef zorluğu + Nokta atışı=70+50=-120, – Mesafe=-20, - Dürbün=+50
Douglas İsabet(82)=187 başarılı
Korkunç bir patlamayla 1,2 ve 3 numaralı haydutlar havaya uçar; kanlı et parçaları bütün çevreye yağmur gibi yağmaktadır. Posta vagonu ve arkasındaki kaba yük vagonu da hasar görür. Duvarı hasar gören yük vagonundan buğday akmaktadır.
Patlamadan hemen sonra Aline de haydut5’e ateş eder.
Zorluk=-60, mesafe=-30
Aline İsabet(68)=81 başarılı – Hasar: 5d20=5*4=20
“Ahh!” Vurulan adam hemen atından atlayarak öndeki yolcu vagonuna binerken arkadaşına “dikkat et, ateş açıyorlar!” diye bağırır. Yolcu vagonundan ise kadın çığlıkları duyulur.
haydut4’ün olduğu Lokomotif tarafından da silah sesleri gelir.

***

***
Douglas hızlıca dışarı göz attı, iki haydutun gözden kaybolduğunu gördü. Bulundukları vagonun arka kısmına yürüdü.
"Ally içeriden de gelebilirler dikkatli ol!"
Merdiveni kullanarak trenin tepesine bir göz attı ve hemen yukarı çıktı.

Douglas'ın arkasından başını sallayaran Aline yeniden doldurduğu tüfeği ile haydunun içeri girecekse eğer, gireceği yöndeki kapısında doğru ilerledi. Silahı hazırdı. Haydut içeri girerse girdiği gibi onu vuracaktı.
Diğer yandan eli ile insanlara yere çökmesini işaret etti.

Jessica da çökenler arasındaydı. Elinde hala bir silah olduğunu fark etii ama bu karmaşada onu yere bırakmaktansa yanında tutmayı tercih etti.

***

Bu arada öndeki yolcu vagonundan birkaç el silah sesi ve çığlıklar bağrışmalar duyulur.

Douglas kendi vagonunun arka platformuna gelir ve buradan yukarıya, trenin çatısına çıkan merdivenleri tırmanır ancak kafasını çıkardığı anda haydut4’ün de trenin üzerinden elinde tabancayla gelmekte olduğunu görür. (merdivene tutunmuş haldeyken tüfekle ateş edilemez, sadece tabancayla ateş edilebilir, çünkü ellerin en az biri merdiveni tutmalıdır) Haydut da onu görür. (mesafe=20)

Bu arada içeride Aline koridorda ilerleyerek kompartımanlı vagonun ön kapısına gelmiş, eğer haydutlardan birini görürse ateş edecektir. Vagonun kapısı açılır ve haydut içeri girer ama önünde bir bayanı kendine siper etmiş, kadını rehin almıştır. Zavallı kadın hüngür hüngür ağlamaktadır. Adam silahını kadının kafasına dayamıştır. “Silahını çabuk yere at, yoksa kadını gebertirim!” der haydut aline’ye.
Image

Image

***

Aline kısa bir süre tüfeğini adama doğrultmuş şekilde kaldı. Sonra yavaşça yere bıraktı. Bu sırada en çekici gülümsemesini yüzüne yerleştirmiş ve belinin arkasındaki iki silahın haydut tarafından görülmemiş olması için dua ediyordu.
"Ã?yleyse takas edelim. Beni onun yerine alabilirsin."
Bu sırada yeleğinin önünü sıcaklamış gibi çekiştirip açtı.
"Gördüğün gibi silahsızım."
Etkileyerek haydutu öldürmekten caydırma zorluğu=100, Aline bayan bonusu=+20
Aline karizma zarı(84)=116 başarılı
Haydut silahı Ally’e çevirir, (ama rehineyi tutuyor hâLâ) “tabancaları da at! Kafamı kızdırma gebertirim!.. Sen miydin arkadaşlarımı havaya uçuran?” der.

Aline içinden lanetler okuyarak belindeki tabancaları çıkartıp yere attı. Ama hala çizmesinin içinde Alvarez'in bıçağının saklı olduğu gerçeği çok az da olsa içini rahatlatıyordu. Eğer haydut kendisini rehin alırsa diğer insanlara zarar gelmeden bir şeyler yapabilirdi. Silahını elinden düşürse yeterdi en azından.
İki boş elinide havaya kaldırdı. Ã?ekici ve yatıştırıcı bir sesle konuştu.
"Hayır ben değildim. Gördüğün gibi şimdi tamamen silahsızım ve beni rehin alabilirsin. Lütfen kadını bırak gitsin."

“Kes sesini, KES!!” diye bağırır haydut Ally’e, “bir kelime daha edersen sıkacağım kurşunu! şimdi önden yavaş yavaş yürü bakalım, kompartımanlara tek tek bakacağız, sen kapıları aç!” İlk kompartımana bakarlar. Burada korku içinde çocuklu bir aile vardır. İkinci ve üçüncü kompartımanlarda da sıradan masum aileler vardır. Dördüncü kompartımana geldiklerinde Aline kapıyı açar; içeride sadece Jessica vardır. Haydut hala rehine kadını tutarak Ally’nin peşinden gelmektedir. Tabancanın namlusuyla Aline’yi dürtükleyerek kompartımana sokar. Bakışları bir an Jessica’ya kaysa da tam o sırada trenin dışından bir silah sesi gelince dikkati dağılır ve kompartımanın camına yanaşarak dışarıya bakar.
***
Douglas hiç tereddüt etmeden tüfeğini adama doğrulttu.
"Evlat o kadını bırak, durumunu daha güçleştirme. Belli ki bu işi planlayan adam değilsin suça ortaklıktan bir-iki ay yatar çıkarsın. O kadını öldürürsen boynuna yağlı ilmiğin geçmesi kesinleşir."
Haydut teslim olmazsa ateş etmeye kararlıydı.
***
Son haydut tabancasını Douglas’a doğrulturken arkasından konuşan Jessica’nın sesiyle dikkati az da olsa dağılır.
Douglas adamdan önce ateş eder. (duran canlı hedef zorluğu+nokta atış zorluğu=110, dürbün=+50, mesafe=20)
Douglas isabet(99)=Kritik vuruş!
Kurşun adamın alnından girer ve arkasından çıkarken kafatasını kabak gibi patlatarak beyaz şapkasını kızıla boyar. Beyin parçaları ve kan, bütün kompartımana, hatta Aline ve Jaessica’nın üzerine bile sıçrar. Adam cansız yığılırken rehine bayan da korkudan bayılmıştır.

***
Douglas eliyle diğerlerine yukarıyı gösterir. Ally'e yukarı tırmanmasını işaret eder. Kendiside trenden açılarak haydutu görmeye çalışacaktır.
***
Aline silahlarını geride bıraktığı için kendi kendine mırıldanmaktadır. Sonra sarışın kadına döner.
"İlk vagona dön orası daha güvenli. Hem oradan silahlarımı al lütfen. ben yukarı çıkıyorum."
Ölen haydutun silahını eline alarak Douglas'ın dışarıdan gösterdiği yere doğru sinsice çıkmaya başlar.
***
Jessica, Ally'e Douglas'ın verdiği silahı uzatarak fısıldar. "Kahramanımızın ihtiyacı olacağını sanmıyorum." Bayılan kadını koltuğa yerleştirir. En azından daha rahat yatabilecektir. Ardından Ally'nin silahlarını almaya gider.
***
Aline vagonun çatısına baktığında oradaki haydutun da kan kaybından ölmüş olduğunu görür.
Ortalık savaş alanına dönmüştür ama bütün haydutlar ölmüştür.

.***
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am

Post by dwaxer »

.
2.Bölüm

Douglas "El Condor" Mortimer


Image


Texas şerifi, Douglas’ı görünce sırıttı. “Vay El Condor! Bakıyorum suçlu avına hazırsın yeniden. O ırz düşmanını haklamakla çok iyi ettin!” şerif, yardımcısına bir işaret çakınca yardımcı dışarı çıkar. şerif, Douglas’tan komisyonunu alır. “Seni severim Douglas; hem işini biliyorsun hem de suçluları bu dünyadan temizliyorsun. O yüzden sana her türlü yardımcı olmak isterim, tabii ufak komisyonlarımı ihmal etmediğin müddetçe. Heh heh heh!”

Telgraf ofisindeki adamımdan yeni duyumlar aldım:
1.si Pinkertoncuların birbirine gönderdikleri bir haber: Bob Troble adındaki bir soyguncu Kentucky’nin biraz kuzeyinde görülmüş. Ã?dülü 500$ ama Pinkerton bürosu da adamı Boston merkezine ölü ya da diri getirene ayrıca 500$ fazladan ödül verecekmiş.
2.si ise “Kara Zambak” denilen dolandırıcı-soyguncu kadının Missouri de görülmüş olduğu.
Bence bu iki ip ucundan birini değerlendir,” der şerif Taytıs.

***
İki günlük tren yolculuğu sakin geçti, yaralı haliyle beş gün gidebildikten sonra bu yolculuk ona çok rahat gelmişti. Kentucky'de atıyla beraber indi, atını bir ahıra bıraktı.
şeriften bilgi almaya çalışmak akıllıca olurdu, Texas'ta işini bağlamıştı ama buradaki şerifi tanımıyordu. Ters bir adam olmamasını umuyordu. Bürodan içeri girerken selam verdi.
"İyi günler şerif. Nasılsınız? Texas'tan geliyorum, buralarda Bob Troble isminde bir haydutun dolandığını haber aldım." Sonra duvardaki resmi işaret etti. "İşte şuradaki, her hangi bir haberiniz var mı? Bu kadar çirkin bir adamı gören unutmaz büyük ihtimalle."

2$ Tren bileti, 6$ At için 1$ Ahır için

***

şerif ve Douglas biraz konuşurlar. şerifin söylediğine göre Bob Troble büyük ihtimalle yerleşimlerden uzak olan (E6) bölgesindedir. “Pinkertonlar adamı ellerinden kaçırdığı için sinir oldu, bir ödül de kendileri koydular. Duyduğuma göre Bob Troble şimdi bölgedeki çiftlikleri basıp sığırları çalıyormuş. Aslında sığır sürüsüyle yolculuk eden birini bulmak pek zor değil ama benim yetki sınırımın ötesinde anlıyormusun? Yoksa o piç kurusunu bulup leşini sererdim. Ama ne yaparsın E6 benim bölgemin dışında. Hele bu taraflara gelsin yağlı ilmeği kendi ellerimle geçireceğim boynuna,” der Kentucky şerifi.

***
şerifin anlattıkları Douglas'ı şaşırtmıştı. "Ã?iftlik mi basıyormuş? Bana o kadar tehlikeli gözükmemişti bu adam. Bu işleri tek başınamı beceriyor?"
Düşünüyordu, bu aptal suratlı herif tahmininden daha belalı biriydi belkide. Bu tanımadığı yerde bu iş için birini kiralıyabilir miydi? Adam başı 500$'da fena para değildi hani.

"şerif ne dersin buralarda bu haydutu yakalamak isteyecek birilerini bulabilir miyim? Teksas'ta bunun gibi at hırsızlarını yakalayıp en yakın ağaca asarız. Umarım burada da yasalara saygılı dürüst vatandaşlar vardır."
Piposunu çıkarıp yakmaya başladı, dikkatle şerifin vereceği cevabı bekliyordu.

***

“Hımm, buralarda maceracı ruhlu bir iki kişi bulabilirsin. Ã?ifte Jack vardır mesela, çifteyi iyi kullanır, sana yardımcı olabilir. Haa bir de Hızlı Eddy var, kendini silahşor sanıyor ama güzel tabanca kullanır sahiden de. Bunları barda bulabilirsin kesin poker oynuyorlardır,” diye cevap verir şerif Kentucky.

***
Douglas bara gidip bir şansını denemeye karar verdi. Pinkerton'un haybeden 500$ daha vermeyeceğini tahmin etmeliydi, büyük ihtimalle Bob'un yanında biri yada bir kaç kişi vardı belkide.
Bar'a gidip bir kadah viski aldı, bara dayanıp içerken etrafa bakıyordu. şerifin bahsettiği adamları tahmin etmeye çalıştı. Bir süre sonra dönüp barmene sordu.
"Hey barmen! şerif bahsetti burada çifte Jack diye bir eleman varmış, suçlu avlamaya giderken yardımcı olabilir dedi. Hangisi biliyor musun?"

Barmen Douglas'a salonun köşesindeki masalardan birini işaret ederek, "şuradaki mavi gömlekli geniş adam," der.
Masada toplam dört kişi poker oynamaktadır. Ã?ifte Jack iriyarı kocaman suratlı biridir, durmadan gülüp sesli kahkahalar atan neşeli bir tiptir. Sağında ve solunda belli ki önceden tanıdığı kasabanın yerlisi iki çiftçi vardır. Tam karşısında ise siyah/kiremit rengi takım elbisel, işık giyimli ince suratlı, ince bıyıklı bir adam oturmaktadır. Adamın kağıtları karıştırması çok ustacadır. Jack adama devamlı "yabancı" diye hitap etmektedir.

Douglas çok belli etmeden Jack'ı izler, oyun zevklerini kaçırmak istemez. Bir süre bekleyip oyuna ara verdiklerinde konuşmayı hedeflemektedir. Viskisini yudumlarken içinden "Aptal birine benziyor iyi, fazla uyanıkları sevmem. Belki de bu işi daha ucuza da kapatabilirim." diye düşünüp gülümser.

“Hay Lanet! Ne kadar şanlısın yabancı, yakında bizi don gömlek bırakacaksın!” diye konuşur Jack. Sağındaki solundaki hemşerileri de onaylar. Diğeri ise “yok canım bir iki el kağıt bana döndü sadece ama yakında sizin de şansınız açılır,” diye cevap verir. Adam kağıtları dağıtır. Diğerleri kağıtlarını toplayıp ellerine bakarken Douglas Kumarbazın kendi kağıtlarını destenin üstünden değil de altından çektiğini farkeder. şaşkınlıkla adamı gözlediğinde, bir an ceketinin kol yeninden kağıt değiştirdiğini de görür.

Bu arada Jack’in solundaki adam pes edip kalkar. Jack sağa sola bakar ve Douglas’ı görerek “oyuna katılmak ister misin yabancı, adam eksiğimiz var da,” diye sorar.

"Oynamak isterdim ama..." duraklar piposunu barın tezgahına bırakır. "Burada ne yaparsınız bilmiyorum ama Teksas'ta hilebazlarla oynadığımız tek oyun vardır onda da bol bol katran ve tüy bulunur." Dik dik hile yapan adam bakmaktadır, bir problem çıkarsa silahına asılacağı bellidir. "Kolunun yenine bakarsanız zulaladığı kağıtları bulacağınızdan eminim."

***

Kumarbaz hiddetle ayağa kalkar, bu arada sinirden kolu masaya çarpar ve masadaki bardaklar devrilir, wiskiler dökülür, kağıtlar saçılır. “Bu ne münasebetsizlik! Benim gibi namuslu adama iftira atmaya utanmıyor musun?” diye bağırır. Sinirden morarmıştır adeta.

Fakat Ã?ifte Jack çifteli tüfeğini eline alarak ayağa kalkar ve adama “ceketinin kollarını görelim o zaman!” der.

Kumarbaz şok olmuştur. “Ne yani bu yalancının dediklerine mi inanacaksınız?” der.

Jack ciddileşir, tüfeğini adama doğrultur. “Göster dedim, yoksa fena olacak!”

Kumarbaz çaresiz kollarını sıyırır. Hiçbir kağıt vs yoktur adamda. Yandaki 3.oyuncu Kumarbaz’ın ceplerini arar ama şüphelenecek bir şey bulamaz.

“şimdi tatmin oldunuz mu?” diye fırça atar Kumarbaz. Jack silahını indirir ve herkes şimdi Douglas Mortimer’in yüzüne pis pis bakmaktadır.

***
Douglas piposunu geri alıp tüttürmeye başlar. "Gücenmeye gerek yok yanlış görmüşüm demek ki. Jack bu arada bahsedildiği kadar eline hızlıymışsın, ilgilenirsen buralarda dolanan bir kanun kaçağını yakalamak istiyorum."
Yan gözle hilebaza da bakarken Jack'in cevabını bekliyordu.

***
(Douglas’ın Kentucky’de karizması:-1)

Jack şaşkındı! “Yabancı sen de bir gariplik var; önce ortalığı karıştırıp, oyunumuzu bozdun, şimdi de hiçbir şey olmamış gibi iş mi teklif ediyorsun? Kanun kaçağı mı?..”

Kumarbaz araya girer: “Terbiyesize bak! Ã?nce bana iftira attın, milletin önünde saygınlığımı zedeledin, şimdi de rahat rahat geçmiş, arkadaşıma iş teklif ediyorsun! Konuyu nasıl da değiştiriyor gördünüz mü? Baksana buraya sen; oyunumuzu bozdun bu bir, bana iftira ettin bu iki; bak senin yüzünden içkilerimiz de döküldü. şimdi sen bana attığın iftiranın tazminatı olarak 30$ vereceksin, ayrıca herkese de içki ısmarlayacaksın!..”

Kumarbazın son sözleri üzerine çevre masalardan en az on kişi tezahürat yapar. (Salonda 25 müşteri var)

Alkışlar dinince kumarbaz devam eder. “Aksi takdirde şerefimi temizlemek için seni dışarıda tabancayla düello yapmaya davet etmek zorunda kalırım.”

***

Douglas sırıtarak piposunu tüttürmeye devam eder.
"Düşündüğümden daha başarılı bir üçkağıtçı olman haklı olduğunu göstermez."
Başını öne eğmiş yılan gözleriyle bakarken sırıtmaktadır, ceketinin önünü açıp silahını gösterir.
"şansını daha fazla zorlama ve sözlerini geri al, yoksa buradan ayakların önde çıkarsın."

***

Kumarbaz hiddetlenir. “O halde kendin kaşındın, düelloya davet ediyorum seni!!” Ancak Ã?ifte Jack ve bir iki kişi daha adamı tutarak sakinleştirmeye çalışırlar. “Boşver değmez ufak bir hadiseyi büyütmeye,” “sakin ol kardeş,” “boşver hadi oyunumuza bakalım biz,” gibi şeyler söylerler, adamı adeta zorla masasına oturturlar.

Bu arada Barmen Douglas’ın yanına gelmiştir, kibarca çıkış kapısını işaret eder. “Yabancı içkin benden olsun ama lütfen şimdi gider misin, barımda kanlı olaylar çıkmasını istemiyorum,” der.

***

Douglas pis pis gülümseyerek viskinin parasını bara atar.
"Ã?ifte Jack kumarda kaybetmekten bıkarsan bir saat sonra kasabanın girişindeki ahırdan atımı alıp çıkacağım. Teklifim hala geçerli."
Arkasını dönüp dışarı çıkar, bir saat içinde alışverişini yapar. (10 günlük erzak ve su)
Sonrasında şerifin tarif ettiği bölgeye doğru atına atlayıp yola koyulur. Haydutları ararken avlanmaya devam edecek, başarısız olduğu zaman erzağını tüketecektir.

***

Douglas yola çıktığının ertesi günü bir puma görür. Hayvan 50 metre kadar ötede bir kayalığın yanında dinlenmektedir. Hayvanı vurup derisini tuzlarsa en azından 10$ edeceğini düşünür ama Puma tehlikeli bir yırtıcıdır. Douglas pumayı vurmayı düşünmez bile, uzağından dolaşarak araştırmalarına devam eder.

***
Bir gün sonra bir geyik görür ve 50 metreden nişan alır.
İsabet(89)=139 başarılı.
Geyiği vurur ve pişirerek afiyetle yer. Üstelik ertesi güne de yiyecek kalmıştır. 3.gün bir puma daha görür, kamp yaparken pişirdiği etin kokusuna gelmiştir hayvan. 4 el tabancasıyla ateş ederek Pumanın korkup kaçmasını sağlar.
4.gün akşamüstü ufukta bir duman görür. Yaklaşınca bunun kısmen yanmış bir çiftliğin enkazı olduğunu anlar. Ã?iftlik yanalı epey olmuştur ama bazı için için yanan kalıntılardan hala duman tütmektedir. Douglas etrafta birkaç erkek, kadın hatta çocuk cesedine rastlar. Belli ki burada bir baskın olmuştur. Etrafta karmakarışık bir sürü insan ve hayvan (at & sığır) ayak izleri vardır. Ancak Douglas’ın anladığı kadarıyla en az 10 adet sığır ağıllarından çıkarılmış ve güneydoğu yönünde götürülmüştür. Havanın kararmasına 1 saat vardır.

***

Douglas izlerden ne kadar zaman önce yola çıktıklarını ve kaç atlı adam olduğunu hesap etmeye çalıştı. Bir saat içinde izleri takip etmek zorlaşacaktı, riske girmek gereksizdi, hava kararana kadar izleri takip edip sonrasında kamp yapmaya karar verdi.

***

Douglas hava kararana kadar izleri takip eder, ardından kamp kurar. Yiyip içtikten sonra uyur.
Gecenin köründe uyanır, yanında elinde çifteli tüfek olan, uzun saçlı bıyıklı, meksikalı tipli tanımadığı bir adam vardır. Adam “"Bayım bir parça yemeğiniz var mı?" der.

***
Douglas gecenin köründe uyandırıldığı için rahatsız olur. Hafifçe doğrulup yüzünü ovuşturur. şöyle bir etrafına bakar, adamın yalnız olup olmadığını düşünür.
"Tabii, gel otur, madem beni uyandırdın ben de bir kahve içeyim bari."
Adamın ne amaçla burada bulunduğunu öğrenmek için ağzını aramaya karar verir. Bir parça kurutulmeş et ve peksimet çıkarırken, çaydanlığa da su koyar.
"Ben Douglas, ne işin var buralarda gece yarısı yolunu mu kaybettin?"

***

"Kahveni dönüşte içsem. Bir kız arıyorum. Orta boyda, kızıl saçlı, çilli yüzlü, kahve gözlü ve erkekleri etkileyen bir gülüşü var. Kovboy çizmesi, kot pantolon ve kovboy şapkası giyiyor. Büyük ihtimalle de belinde bir silah olmalı. Geldiği yön sanırım bu yönde olmalı." derken Douglas’ın buraya kadar takip ettiği izlerin yönünü, yanmış çiftliğin yönünü gösterir.

***
"O tarafta yanmış bir çiftlik var, kadın cesedide vardı. Ben de kim bu yakma-öldürme işini yapmış merak ettim doğrusu."
Suyu ısınınca kahvesini içmeye başladı bu arada. Adamın aradığı kadın çiftlikte öldürülmüşse intikam alma hırsıyla yanına yardımcı olarak katılabilirdi belki.

***
Adam gereksi bilgilerle zamanını kaybettirmişti. Ancak bu karanlıkta zaten Red'i bulamayacağını biliyordu. En azından belki Red sabah izleri tekrar bulup buraya gelebilirdi. Olmadı kendisi gündüz vaktinde kalkar giderdi.
"O zaman seninle elimizdekileri paylaşalım." diyerek elindeki az mktardaki yiyeceğin bir kısmını çıkarttı ve adama da ikram etti. Adamın neden burada olduğunu merak ediyordu ama kendisine sorulmasını istemediği soruları başkasına sorması hiçte mantıklı olmazdı.

"Asıl niyetin nedir? Ã?nce yemek istedin şimdi ise çantandan yemek çıkarıyorsun." Dedi Douglas.
Kahvesini içerken yılan gözleriyle bakıyor ve sırıtıyordu. Gergin olduğu anlarda hep böyle yapardı.
"Kız falan yok aslında değil mi? Yoksa çifliği basanlardan biri sen misin?"
Belki de bu adam onu Bob'a götürecek kişi olabilirdi.

"Ne diuyerek gelmemi tercih ederdin? 'Uyan sana soracak sorularım var?'"
Kısılmış gözleri onu endişelendirmekten çok sadece kızdırmıştı. Bu kızgınlığıda kendisine 'evi basan kati' yakıştırması yapınca gözlerine dek vurdu.
"Sen beni..."
Adamın tüfeğine baktı. Kendisinden çok uzak değildi ama tüfeğine davranarak sorulmuş bir soru değildi bu. Tabancası dahi olsa onu çekene kadar bu cılız adamın yanında biterdi.
"Kayıp kız var gringo. Yemeğimde var. Sadece senin yanında rahatım olmayacak anlaşılan."
5 Günlük sakalını kaşıdı. Etrafına baktı.
"Burası çöl. Tehlikeli. Senin küçücük bakan gözlerin üstümdeyken rahat etmiyorum."
Etlerini geri koydu. İzleri bir süre daha takip etse belki daha iyi olacaktı. Ã?ölün kalbi bile bu adamın yanından daha güzeldi. Doglas'ın ateşini kullanarak ikinci bir meşale daha yaktı. Karanlık en azından biraz daha aydınlanırdı.

"Doğruyu söylemek daha iyi bir başlangıç olurdu. Madem beni soru sormak için uyandırdın bende sana soru sorayım."
Kahvesinden bir yudum aldı. Bu cahil Meksikalının bu kadar iyi rol yapacağını zannetmiyordu, gerçekten de suçsuz olmalıydı.
"Ã?iftliği basanların kim olduğunu biliyor musun?"

Atına etleri geri koyarken adamın yüzüne bile bakmıyordu.
"Biliyorum gringo."
Bir süre durdu ve düşündü. Biraz sıkılgan da olsa
"Bak gringo. Ben sana güvenmiyorum, sen de bana. Vahşi batının ilk kuralı bu. Ama ben bu kıza güveniyorum. Bunun ne kadar değerli olduğunu bilirsin. Sen bana kızı bulmama yardım et, bende senin bu çiftliği basan adamların yerlerini bulmana. Tanrı izin verirse bu alcahuete'leri bir kere daha bulabilirim."

"Bu işi yapan Bob Troble mu? Eğer değilse bilgin işime yaramaz."
Kahvesini tekrar yudumladı.
"Bir de tabii ödül meselesi var, o konuda da anlaşmamız lazım."

"Evet ve teklifim hala geçerli."

Douglas ayağa kalktı, piposunu çıkatmıştı.
"Ben çiftliğin tarafından buraya kızla karşılaşmadım. Ben uyurken yanımdan geçip gittiyse bilemiyorum." Ateşten bir dal alıp piposunu yakmaya başladı.
"Bob'a toplam 1000$ ödül var. Fifti-fifty sana uyarsa şu senin kızı bulalım."
Gülümserken Meksikalının cevabını bekliyordu.

"Para daha sonra, rahatlıkla halledilebilir. Ã?nce kızı bulmamız gerek. Bu gece vakti bir uçurumdan bile düşebileceğinden korkuyorum."
Alvarez ayın konumuna bakarak sabah saatine ne kadar kaldığını bulmaya çalıştı. Eğer az kaldı ise biraz dinlenip yola çıkabilirdi. Ancak daha çok var ise yanında bu adamla birlikte bir takım olarak aramayı düşünüyordu. Bu şanslarını daha da çok artırabilirdi.

"Peki madem öyle diyorsun. İlla kızı arayalım dersen sabahı bekleyelim derim." Piposunu yakmış tüttürüyordu. "Aslında daha iyi bir fikrim var. Bob'u temizlemeye gidelim silah seslerini duyunca senin kızda gelir. Tabii tabansız biriyse silah seslerinin aksi yönüne de kaçabilir."
şapkasının altından kısık gözleriyle Meksikalının vereceği tepkiye bakıyordu.

***
“Benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?” der Ally karanlıktan çıkıp adamların yanına gelirken.
Douglas ve Alvarez birden yerlerinden fırlar, boş bulunmuşlardır.
“Sormayın başıma gelenleri, karanlıkta dolaşmak tehlikeliymiş. Üstelik izleri de kaybettim ama sonra bu kamp ateşini gördüm. Geçenin karanlığında benim için bir işaret feneri gibiydi doğrusu. Eee, Alvarez beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?” der Aline Redfox.

***
Douglas:
Siyah takım elbiseli uzun boylu adam genç kıza yaklaşarak abartılı bir hareketle elini öper.
"Douglas Mortimer emrinizdedir madam. Meksikalı arkadaşınız sizi aramakta haklıymış, takip edilecek bir güzelliğiniz var."
Tekrar kalktığı yere döner.
"Buyrun oturun lütfen, ben pipomu içerken sizde kahve içersiniz, içinizi ısıtır. Bu arada bilgilerimizi paylaşırız."

Alvarez:
Adamın şu ilk gelen ingilizler hakkında anlatılan fıkralar ve komik hareketlerdeki gibi beceriksiz bir soylunun tiyatral hareketlerine bir an için gülümser. Gözünün önüne annesinin anlattığı komik hikayeler gelmiştir.
"Dikkat et. Ally'e soon kez bu şekilde yaklaşan şu anda ölü! Sen en iyisimi hanfendiye bir kahve koy."
Sesinde mizahın yanında kıskançlık ve kızgınlıkta olduğunu fark eder. Bunu kendisine itiraf etmek istemesede aslında içten içe normal karşılağı bir davranıştır. Kızın yanına gider ve ona bir şey olup olmadığını anlamak için uzaktan üstünü süzerken
"Bob Troble'ı buldum."

Douglas:
Douglas oturduğu yerden sırıttı, meksikalı tam beklediği tepkileri vermişti. Kıza ilgi duyduğu belliydi, bunu belki bir ara kullanabilirim diye düşündü Douglas.
"Yanında başka adam var mı?"

Ally:
"Eğer yorgun değilsen Alvarez, bu gece onu basabiliriz. Ã?iftçinin dediği kadarıyla yanında birileri vardı. Eğer yerlerini biliyorsan gafil aflamak kolay olacaktır."
Sonra yorgun atını Alvarez'in atının yanına bıraktı ve yere oturarak eline aldığı kahveyi yudumlamaya başladı.
"Bir planınız var mı?"

Alvarez:
Alvarez gördüklerini anlattı.
"Nöbetçi beni gördüğünde biraz irkildi ve o anda uyuduğunu düşündüğüm adamların aslında uyumadıklarını da gördüm. Nöbetçi biraz daha tehlikeyi bekler şekilde olabilir."
Kabaca kumaların üstüne planınıda çizdi. 2 yatan için kuma daireler, tepeler için kumdan yükseltiler kullandı. Etraftaki bir taşı nöbetçi yaptı ve kamp etrafında nasıl döndüğünü gösterdi.
Sonra pançosunun altından küçük bir bıçak çıkarttı. Yere sapladı ve "Bu benim." ve iki tane daireyi en uzaktaki tepeye çizdi. "Bunlarda siz." Elleri haritasının üstünde oynuyordu.
"Saklanarak yaklaşabilirsem nöbetçiyi etkisiz hale getirebilirim sanırım. Sizde o uzaktan beni korursunuz. Nöbetçi etkisiz hale gelince diğerleride teslim olurlar sanırım.
Sonra Ally'e baktı. Bu adamla onun yan yana durmasını istemiyordu ama adamın arkalarından iş çevirmelerini Ancak Red sağlayabilirdi. Daha başından parayı konuşan bu adamın gözleride güvenilmezliğini gösterir gibiydi. İkisi birden adama arkasını dönemezdi. Bu sebeple Adamı biraz daha ileri getirerek kendine daha çok yaklaştırdı ve Red'il arasında kalmasını sağladı.
"Sen burada dursan daha iyi olabilir. O tüfeği kullanmasını biliyor olsanda gece sadece ateşin ışığında iyi ateş edebileceğini sanmıyorum."
"Ben adamı etkisiz hale getirince ikinizde yaklaşır ve ters bir hareketlerinde uyarma yada gerekirse öldürme için ateş edersiniz."
Ardından Ally'e döndü. Kendisinin geride kalmayı isteyecek biri olmadığını biliyordu. Onun düşüncesi asıl önemli olandı.

Douglas:
"Sessiz ve sinsice ha?" Ayağa kalkıp atına doğru yürüdü, "Ben daha gürültülü birşeyler düşünmüştüm." Eğerinden çıkardığı dinamit lokumunu Alvaraz'e fırlattı.
"Ortadaki ateşe bunu fırlatırsan gayet şenlikli bir başlangıç yapabiliriz."
Sırıtırken yeni ortaklarının tepkisini bekliyordu

Ally:
"Planın iyi gözüküyor, ama adamların uyumadığını söyledin, tek başına gitmen biraz tehlikeli gibi geldi bana. Neden kampı üç yanından sarmıyoruz? Üç kişi var ve her birimiz birisi ile ilgilenebilriz. Yani güzel bir şeyler ayarlarsak..."
Gerisni getirmedi. Göz ucu ile yerdeki minyatür kampa bakıyordu.

Douglas:
"İki yandan çapraz ateşe almak iyi fikir. Sen sessizce yaklaşırsın, eğer yapabilirsen bıçakla nöbetçinin işini bitirirsin." Eliyle yerdeki nöbetçinin işaretli olduğu noktayı Alvarez'e işaret etti. "Eğer seni önceden farkederse dinamit lokumunu fırlatırsın, üç kişinin arasında bıçakla kalman senin için iyi olmaz. Sonrasında duruma göre biz ateş etmeye başlarız eğer teslim olurlarsa zaten sorun kalmaz."
Piposundan derin bir nefes çekti.
"Eğer aklınıza yattıysa bu gece baskını yapalım, nasılsa yatıp uyuyamayacağımız kadar geç oldu."

Alvarez
"İki sorun var." Elini yumruk ve baş parmağını kaldırdı. "Birincisi, bu adamları öldürmek ne kadar mantıklı. Kanundan kaçan adamlar neden bu hayvanları alma gereği duydular? Beliki bir yerde bunlardan daha çoğunuda bulabiliriz." Bu sefer işaret parmağını da kaldırdı. "İkincisi, dediğim gibi en yakınsaklanılabilecek bölge ile ateş kaynağı arasında 30 metre kadar bir mesafe var. Senin bu kollarında 'el poder de Satanás" yok ise oraya kadar bu patlayıcıyı atabiecek misin?

Douglas:
"Amerikan şerifleri ölüsüne para verdiği sürece bu tür bir yıkım yapmış adamları sağ yakalamaya çalışmam." Eliyle arkada kalmış çiftliği işaret etti. "İkinci soruna gelince: senin atabileceğini düşünmüştüm doğrusu amigo. Bunu beceremeyeceksen her ihtimale karşı aramızda bir güvenlik duvarı oluşturması açısından bu şekilde yere gömeriz."
Beyaz bir mendili dinamite bağlayıp yere gömdü. "Eğer bir terslik olursa, beyaz mendil sayesinde rahatça vurup patlatabilirim."
"Canlı yakalamak istiyorsanız size uyarım hatta iyi bir çilingirden alınmış kelepçe de var yanımda, ama bu tür suçlar işleyen insanlar canlı yakalanmak istemez, darağacını boylayacağını bilir."

***
Üçü Bob Troble çetesini ellerinden kaçırmamak için o gece derhal yola çıkarlar ve Alvarezi’in gösterdiği yoldan tekrar haydutların kampına ilerlerler. Adamların kamp ateşi hala yanmaktadır. Bob Troble ve haydut2 uyumakta, haydut3 ise elinde Winchester tüfeği ile kampın etrafında dolaşarak nöbet tutmaktadır.

Ã?ncelik sırası:
Ally(77)=97
Alvarez(60)=78
Douglas(16)=31


Image

.

1.Tur:

Ally:
Ses çıkartamayacağından Başı ile Alvarez'e iyi şanslar dilemek için küçük bir işaret verdi ve ardından botlarının ucuna basarak zx 12 / y 4, noktasına doğru sessizce ve yavaşça ilerlemeye başladı. Bu sırada ses yapmaması için silahını kemerinden çok hafif bir hareketle iki elinin arasına almıştı.
Gece Gizlenmede duyulmamak:-20
Ally gizlenme(60)=74
Haydut3 Duyma(7)=13
Genç kadın farkettirmeden (x12,y4) nıoktasına kadar sokulmuştur.

Douglas:
Douglas haydutun uzaklaşmasını bekleyecek (x6y10) sonrasında yavaş ve sessizce sürünerek ilerleyip kayaları siper alarak yatacaktır. (x3y4)
şimdilik harekete geçmez, haydutun uzaklaşmasını bekler.

Alvarez:
Haydutun kampın öbür tarafına doğru uzaklaşmasını bekler.

Haydut3:
Elinde tüfekle yavaş yavaş kampın etrafında turlamaktadır.

Image

.
2.Tur:

Ally:
Aline silahın karanlıkta kamp ateşi ile parlayıp kendisini ele vermemesi için hafifçe eğildi ve silahını iki dizinin arasına sıkıştırdı.
Diğer yandan Alvarez ve Douglas harekete geçtiğinde, kendisine en yakın olan kişiye ateş edecekti.
Sessizce beklemeye devam etti...

Douglas:
Biraz daha bekledi, haydut3’ün nereye yürüdüğünü kampın ateşi ve sabahın alacakaranlığında görebiliyordu.

Alvarez:
Alvarez turlayan haydut yeterince uzaklaştığında kayanın arkasına hareketlenecek ve arkasından yaklaşma şansı doğduğunda önce dinamiti iki yatan haydutun arasına atacak ve dikkatini oraya vermiş hayduta çiftesini doğrultup ve şunları diyecektir,
"Teslim olun! şu anda aranızda bir patlayıcı var. Arkadaşlarım ve benim silahlarımız size ve dinamite doğrultulmuş durumda."
Adamlardan gelebilecek herhangi bir tehditkar harektte hiç acımadan çiftesini ateşleyecektir. Herşeyin istediği gibi gitmesi durumunda diğerlerinin gelmesini bekleyecek ve sonra silahlarından uzaklaştırıp kamp ateşinin boş tarafına toplayacak.

Haydut3:
Haydut nöbet yürüyüşüne devam ederek (x6,y11) noktasına gelir.

3.Tur:

Ally:
Kayalıkların kenarında pusuda bekler. (yarım siper)

Douglas:
Sessizce ilerleyerek (x3,y4) noktasına gelir ve kayalıkların arasında pusuya yatar. (tam siper)

Alvarez:
Sessizce (x10,y4) noktasına ilerler. Kayalıkların arasında (yarım siper) durarak buradan elindeki dinamit lokumunu uyuyan haydutların arasına fırlatmasına imkan yoktur. (fırlatma menzili 10m) Biraz daha yaklaşır. (x8,y5)
Alvarez gizlenme(30)=69

Haydut3:
Haydut3 farketme(83)=64 görmedi.
Yürüyüşüne devam ederek (x10,y11) noktasına gelir.

4.Tur:

Ally:
Hedeflere biraz daha yaklaşmak için (x10,y4) noktasındaki kayaların arasına geçer. (yarım siper) Ne de olsa tabancanın menzili kısadır.

Douglas:
Douglas tüfeğini doğrultmuş, Alvarez’in atacağı dinamiti vurmak üzere konsantre olmaktadır.

Alvarez:
Alvarez dinamit lokumunu (x7,y8) noktasına, uyuyan iki haydutun arasına fırlatır.
Fırlatma isabet(53)=75 başarılı
Dinamit kumun üzerine düşmüştür ve dikkate değer bir ses çıkarmamıştır. Rodrigez biraz uzaklaşarak (x6,y4) noktasına çekilir. (yarım siper) Ve buradan bağırır: "Teslim olun! şu anda aranızda bir patlayıcı var. Arkadaşlarım ve benim silahlarımız size ve dinamite doğrultulmuş durumda."

Haydut3:
Terbiyesiz bir küfür ederek Alvarez’e tüfeğiyle ateş eder.
Alvarez korunma(84)=122
Haydut3 isabet(100)=Ölüm Vuruşu!
Mermi Alvarez’in iki kaşının arasına denk gelir. Meksikalı gıkını çıkaramadan yığılır.

Bob Troble:
“What the fu..?” şaşkındır.

Haydut2:
“Baskına uğradık, kim?” şaşkın.


Image

.
5.Tur

Ally:
“Alvareez hayıırr!!” Tabancalarınını Haydut2’ye ateşler.
Haydut2 korunma(52)=67
Ally 1.isabet(49)=71 başarılı – Hasar: 1d100=42
Ally 2.isabet(38 )=40 başarısız
“Ahhğ!!” Haydut böğründen vurulmuştur.

Douglas:
Douglas Alvarez'in düşmesiyle bir an şaşırır, fakat bu sadece bir an sürer. Tecrübeli asker savaşta kayıpların olacağını bilmektedir. Alvarez görevini yerine getirip ölmüştür bu cabasının boşa gitmemesi için dikkatle nişan alır ve dinamite ateş eder!
(+50 dürbün +20 yatma bonusu)
İsabet(76)=121 başarılı –
Dinamit patlar!
Bob Troble korunma(94)=111
Haydut2 korunma(57)=72
Patlama hasarı: 20d20=20*12=240
Patlamanın etkisiyle iki haydutta ölür. Bu arada kopan kollar bacaklar etrafa savrulur.

Haydut3:
Küfürü basar ve korkuyla arkadaki kayalıklara (x9,y13) sığınır. (yarım siper) şaşkın, ateş edemez.

6.Tur:

Ally:
Alvarez’in ölümünü görmüştür, hala şokunu üzerinden atmaya çalışır. Menzil dışında olduğundan son kalan haydut’a ateş etmez. Tabancalarında yaktığı birer kurşunu tazeler.

Douglas:
Douglas gizlenmiş hayduta ateş eder. Gözü yılarsa teslim olmayı kabul edebilir diye düşünmektedir.
"Silahını at canını bağışlayalım!"
Haydut3 korunma(95)=130
İsabet(67)=137 başarılı – Hasar: 5d20=5*18=90
“Aaahh!!” Kurşun haydutun sağ göğsüne isabet eder. (Ağır yara aldı -20)

Haydut3:
Kayanın arkasına görünmeyecek biçimde yatar. “Iııhh!! Alçak piç kuruları kimsiniz siz, Tanrı’nın cezaları!”

7.Tur:

Ally:
Ally silahını elinden bırakmadan, ucu sürekli hayduta doğrulmuş bir şekilde yavaş adımlarla yürüdü. Ama yinede dikkatliydi.
Çok yaklaşamadı çünkü bu pis insana ne kadar yaklaşırsa onu öldüreceğinden korkuyordu.
Dişlerini sıkarak konuştu.
"Teslim ol yoksa hayatın silahımın namlusunda düşecek adi herif!"

Douglas:
Douglas adamı fena yaraladığını farketmiştir.
"Derdimiz Bob'laydı silahını atıp teslim olursan yarana bakarız. Gebermeden önce kararını ver."

Haydut3:
“Tamam tamam teslim oluyorum!” der ve tüfeğini kayaların ardından diğerlerinin görebileceği şekilde açığa atar. “Çok kanamam var, yalvarırım bana yardım edin!” diye bağırır. (HP=-9)

Ally HP: 110
Douglas HP: 112
Haydut3 HP: 115-90=25-9=24

8.Tur.

Ally:
"Douglas şu adama yardım eti ona güvenmediğim için silahımı üstünden ayırmayı düşünmüyorum."
Dedi Ally ve olduğu yerden kımıldamadı. Namlu hala hayduta çevirliydi. ( x 8 / y 6 )

Douglas:
Douglas (x7y7) ilerler. Tüfeği haydutun olduğunu tahmin ettiği yere doğrultmuştur.
"Tabancalarını da at! Ellerini de yukarı kaldır."
Dikkatle haydutun ne yapacağını beklemektedir ters bir harekette ateş etmeye hazırdır.

Haydut3:
Ancak haydut3 artık diğerlerine cevap verecek durumda değildir. şiddetli kan kaybından dolayı kendinden geçer ve birkaç saniye sonra da ölür.

Douglas ve Ally ölüleri gömerler. Bob Troble’nin cesedi ise hala tanınabilir halde olduğundan Pinkerton merkezine götürmek üzere yanlarına alacaklardır.

Kullanılır halde olan toplam ganimetler:
4 at
10 sığır
2 çifteli tüfek
200 fişek
1 Winchester Tüf.
29 Tüf. Mermisi
1 Colt Navy
30 Tab. Mermisi
23 Bıçak
9 Kibrit
12 kumanya
5 su matarası
1 tencere
2 tütün
1 battaniye
1 Panço
1 balta
1 alet takımı (kano)
125$

(Douglas ve Ally’nin kişi başına kazandığı exp:
Ã?atışmadan dolayı=240
Dinamit kullanma planı=200
Yaralı haydutun tuzağına düşmemek=50
Aksiyon=100
Toplam=590’ar exp.)

(Douglas= seviye 2 + 43 exp. olur.)

***

"Arkadaşın için üzüldüm, bahtsız biriymiş." Sonra Alvarez'in üstünden çıkanlara bakınca şaşırdı. "Bu kadar bıçak? Ne için taşıyordu acaba? Buradan almak istediğin eşya var mı? Benim yedek bir ata ihtiyacım vardı doğrusu. Sığırların sahibini şerife sorarız, sahibi baskın yapılan çiftliktekilerdiyse bir çaresine bakarız artık."
Sığırların damgalanmış olup olmadığına baktı bunları söylerken.
Eşyaları toparladıktan sonra güzelce atlara yüklediler. "Ã?ncelikle Kentucky'ye gidelim sonra Pinkerton'dan ödül almak için Boston'a gitmemiz gerekiyor. Belki ucuz bir at arabası ve tabut almamız gerekebilir." Ata yükledikleri Bob'un cesedini işaret ederek "Bu şekilde Boston'a kadar gitmek istemeyiz."
Bu kadar yorgunluktan sonra bir pipo içmeyi haketmişti doğrusu, sönmekte olan ateşten içce bir dal aldı ve piposunu yaktı.
"Konuşmaya fırsatımız olmadı siz niye bu adamların peşine düştünüz? şahsi bir mesele mi?"
***
Sonunda silahını beline koyan Ally, Alvarez'in üzerine eğildi. Kısa analışmaz bir kızılderili duası okudu, ve üzerinden iki bıçağı hatıra olarak alarak çizmelerine soktu. Ayağa kalkarak pipo içen Douglas'ın yanına gitti ve yere bağdaş kurarak oturdu.
"şahsi bir mesele değildi, sadece karşılatığımızda iyi bir ekip olacağımızı anlamıştık. Bu bizim ilk görevimizdi."
İçini çekerek tekrar cesede baktı.
"Evet yolculuğu dediğin doğrultuda yaparsak bizim için daha rahat olur. Ayrıca gitmeden Alvarez'i gömmeliyiz. Onu böylece çölün ortasında bırakamayız."
***
"Ne yazık ki kazma ve küreğim yok. şu dinamitle açtığımız çukuru kullanabiliriz."
Alvarez'i gömdüler ve tahtadan haç şeklinde basit bir mezar taşı yaptılar.
Douglas şapkasını çıkarıp eline aldı.
"Sen daha fazla tanıyordun ne de olsa, bir kaç şey söylemek ister misin?"
***
"Sadece huzur içinde dinlenmesini ümit edebilirim."
Elleri ile gözlerini ovuşutrdu ardından kendini dikleştirdi.
"Hadi artık gidelim. Buraya daha fazla dayanamıyorum."
***
Kendi atlarını da alıp Kentucky'ye gittiler, sığırları kontrol etme konusunda fazla tecrübeleri olmadığı için bayağı zorlanmışlardı.
Bob Troble'yi gösterip ödülü almak için şerife uğradılar, gereksiz eşyaları satıp, Bob'a bir tabut ayarladılar. Sonra da Boston'a tren bileti alıp yola koyuldular.
Trende ilerlerken Douglas Ally'ye sordu.
"Bundan sonra planın var mı? Ne yapmayı düşünüyorsun?"
***
"Aslında hiç bir planım yok ne yapacağıma dair...."
Bir süre sessizce penceren dışarıdan akıp giden araziye baktı.
"Peki senin planların nelerdir?"
***
"Suçluları yakalamak... artık benim için bir hayat tarzı oldu. Bilgi alabildiğim tanıdığım bir şerif var, o sayede yakalayacağıma inandığım haydutların peşine düşüyorum. Aslında bu sefer siz olmasaydınız Bob'u yakalayamazdım büyük ihtimalle."
Sonra sırtını arkaya yaslayıp biraz düşündü.
"Ne dersin ortaklığa devam etmek ister misin?"
***
Ally bir süre dudaklarını büzerek derince düşündü. Sonra hafifçe gülümsedi.
"Neden olmasın. Ama benim asıl amacım bu suçlulardan özellikle kızılderililere zarar vermek isteyenleri yakalamak. Ã?ünkü onları severim..."
Bu sefer tamamen gülümsedi ve izin verdi ki cazibesi Douglas'ın zihnini kurcalasın.
"Eğer benimle ortak çalışacaksan kızılderili kanı akıtmak yok. Anlaştık mı?"
Kirpiklerini bir kaç kez kırpıştırıp elini adama uzattı.
***
"Ahhh! Bir romantikle karşı karşıyayım sanırım." Gülerek dışarı baktı. "İşin doğrusu suçlularda ırk ayrımı yapmam, sadece kızılderililere zarar veren suçluyu nereden bulacağız?" Piposunu tüttürüken dışarıya bakıyordu, sonra döndü ve kıza yaklaştı.
"Yalan söylemeyeceğim, orduda çalıştığım zaman savaş icabı kızılderililerle de savaştım ve ne gerekiyorsa yaptım."
Tekrar arkasına dayandı.
"Peki bir süre beraber çalışmayı deniyelim, senin aklına yatmayan haydutları takip etmeyiz."
***
Hafifçe kaşlarını çattı.
"Sadece onlara zarar veren değil. Hiç bir şekilde kızılderililere zarar gelmesini istemyorum. Benim kanımda, onların kanı var. Onların bu ateşli silahlar karşısında ne kadar şansı olabilir ki?"
Sonra yüz ifadesi düzeldi.
"Dediğin gibi bir süre deneyelim istersen. Ama haydut hayduttur ve haydut kötüdür. Tek korumak istediğim kızıl derililer"
***
"Kaldığın bir yer var mı? Ben Teksas'ta yaşıyorum, genellikle bilgileri de oradaki şeriften alıyorum. İstersen bir süre misafirim olabilirsin, ya da sana güzel bir otel buluruz."
Gözlerinin önünden akan yeşil ağaçlara bakıyordu.
"Kızılderili bir katil var duydun mu adını hiç? Kara kanatlı ölüm diyorlar ona. Yüzü beyaza boyalı ve mavi şeritler var."
***
"Aslında Utah'ta bir evim var. Ama gelmişken biraz kalırım."
Bir an gözleri parladı.
"Sanırım duymuştum ama biraz daha bahsedermisin bana ondan?
***
"Büyük balık, bizim yakalayamayacağımız kadar büyük. Kızılderililer onun bir hayalet olduğunu düşünüyorlarmış."
Biraz düşündü.
"Ama yanlış hatırlamıyorsam sadece beyazları öldürüyordu, yani senin tipin değil."
Piposunu tüttürürken gülüyordu.
***
Aline hafifçe gülmeye başladı.
"Hayalet... Huzursuz bir ruh. Neden olmasın."
Gülmeye devam etti.
"Peki senin bundan sonra aklın yakalamak için düşündüğün bir haydut var mı?"
***
"General H. Howard tam yakalamak isteyeceğin bir tip. Eski asker kızılderili katliamı yapmış. Yakalamaya çalışabiliriz ama çok büyük risk, yalnız olduğunu zannetmiyorum yanında hala sadık askerleri vardır."
Biraz düşündü.
"Ok ve yay kullanmayı biliyor musun? Belki dinamit bağlayarak etkili bir ateş gücü yaratabiliriz. Yine de acele karar vermeyelim şerifin ofisinde ilanları bir gözden geçiririz."
***
"Kesinlikle haklısın, bu adamı gerçekten yakalamak isterdim. Ok ve yayı sadece temel olarak kullanmayı biliyorum. Ama dediğin gibi, ilanları da gözden geçiririz."
***
"Laflayınca tren yolculuğu çabuk geçiyor, Boston'a varmışız bile. Geçen sefer yaralı halimle çok zor bir dönüş yapmıştım."
İndiler ve atlarını aldılar, tabutu bir arabaya yükleyip pinkerton'un ofisine gittiler.
"Bakalım burada kimle görüşeceğiz? Umarım Bob'un çirkin suratını tanıyabilirler."
***
"Bobu tanımasalar bile işi veren dedektifin beni tanıyacağına eminim. Dürbününüde geri vermek istiyorum hem. Neyse sanırım herhangi yetkili birisi ile görüşsekte olur."
Bir şey hatırlamış gibi elini cebine attı ve biraz karıştırdıktan sonra katlanmış ve cebine koyduğundan beri hiç okunmamış bir kağıt çıkarttı.
"Deektif bana adres vermşiti. Bakalım yeri tutuyormu?"
***
“Merhaba,” der Pinkerton dedektifi James Hunter. Bu adam Ally ve Alvarez’e Bob Troble’ı yakalama görevini veren Pinkeron dedektifidir, zaten Ally de görür görmez adamı tanımıştır. “Demek başardınız ha! Kusura bakma treni karşılayamadım işim çıkmıştı.” Adam Ally ile Douglas’ı Pinkerton ofisinde ağırlar biraz ve başlarından geçenleri öğrenir. “Demek birlikte çalışacaksınız ha, yarın uğrarsanız belki size aranan birkaç kişi hakkında ipucu verebilirim, bağlantılarımız kuvvetlidir, anlarsınız ya! Zaten ödülünüzü yarın vereceğiz, para gelecek,” der James. “Ama sanırım şimdi dinlenmek istersiniz, size otelden oda ayarlayalım,” der. Ã?ıkarlar.

Bir ara James Ally’e yanaşarak “akşam yemeğini benimle yer misin?” diye sorar.

***

Douglas dedektifin ayarladığı otele yerleşir. Güzel sıcak bir banyo yapar tıraş olur.
Sonra Ally'nin odasına uğrar
"şehri dolaşmak istiyorum biraz almayı düşündüğüm bazı şeyler var. Senin ihtiyacın olan bir şey var mı?"

"Bir saniye."
Ayağa kalkarak çantasını karıştırır ve dedektifin kendisine verdiği pek te işe yaramayan dürbünü Douglas'a verir.
"Bunu dedektiften almıştım ama pek te işe yaradığını söyleyemem. Daha iyisi ile değiştirirsen ileride daha çok işimize yarayabilir ne dersin?"

Douglas Dürbünü dikkatlice inceleyip elinde evirip çevirdi.
"Tabii olur, farkı hesabından keseriz."
Sonrasında şehri dolaştı biraz. Dürbünü satıp daha iyi bir model aldı, almayı düşündüğü ufak silahı ve bir kaç tane dinamit lokumu da aldı.
Dönerken bir kitapçıya rastladı, içeri girip raflara bakarken gözüne çarpan dinamitlerle ve nitrogliserin yapımıyla ilgili iki kitap aldı. Sonrasında otel odasına döndü rahat yatakta iyi bir uyku çekti.

Douglas bir kaç saat uyuduktan sonra uyandı. Yumuşak yatak rahatsız etmişti galiba. Yeni aldığı kitapları biraz karıştırdı ama uykusu kaçmıştı bir kere, uğraşmanın boşa olacağını farketti. Kalktı giyindi ve otelin barına gidip bir kadeh viski söyledi.

***
“Yakışıklı, bana da bir içki ısmarlama nezaketi gösterirsin herhalde,” der Douglas’ın yanına yanaşan orta yaşlı bir bayan. Sarışın ve güzeldir. “Adım Janet.”
***
"Memnun olurum lütfen oturun."
Barmene eliyle işaret etti.
"Bayana ne istiyorsa getirin lütfen."
***
Barmen yeşil renkli cam bir bardağa tezgahın arkasında bir içki doldurup kadının önüne koyar. Janet bir dikişte içkisini bitirir. “Sizin gibi bir silahşor’u buralarda önceden görsem hatırlardım, Boston’a ilk defa geliyor olmalısınız,” der. Barmene işaret eder tekrar aynı içkiden gelir.
***
"Evet Bob Trouble diye bir serseriyi yakalayıp Pinkerton'a teslim etmek için geldim."
Piposunu tüttürür barmene de şişeyi bırakmasını işaret eder.
"Sakin bir bölgeye benziyor burası, Pinkerton burada nefes aldırmıyordur suçlulara herhalde."
****
“Boston da sarhoşların bar kavgalarından öteye suç işlenmez. Burası kanun adamlarının cenneti gibidir adeta, her yerde ya Pinkertonlu dedektifler, ya Marşıllar, ya da şerif ve şerif yardımcıları doludur. Burada düello etmek bile yasaktır, oysa ne kadar heyecanlı! Sizin gibi tehlikeli işlerle uğraşan erkekler beni cezbeder. Adınız neydi yakışıklı?” der Janet ve kadehi dikiverir kafasına

Bu arada barmen içki şişesini Douglas’ın önüne koyarken hesap 15$ der.

***
"Douglas Mortimer bayan." Elini şapkasına götürerek selam verir. Bu düşük seviyeli kadınla konuşmak doğrusu hiç cazip gelmemektedir artık. Arkasına yaslanıp bardaki insanları süzmeye başlar.
***
“Douglas... İsmin de sana yakışıyor doğrusu...” der Janet. Elini adamın kolunun üzerine koyar, biraz daha yanaşır. Parfümü güzel kokmaktadır. “Bu gece senin odanda kalmak istiyorum Douglas!” der. Kadının bakışlarından çekicilik akmaktadır adeta. Hafifçe adamın kolunu sıkar.

***
Douglas sırıtır, insanı rahatsız eden o yılan bakışlarıyla bakmaya başlamıştır.
"Kusura bakmayın bayan bu gece başka bir av aramanız gerekecek."
Kadının yanından kalkar, bara gidip hesabı öder ve dışarı çıkar.
Açık havada biraz dolaşmaya başlar.
***
(Douglas: +10 exp.)

Douglas Boston sokaklarında dolaşmaya başlar. Bu kasaba geç vakitlerde bile hareketli bir yerdir. Dolaşa dolaşa neh
Post Reply