Shikaku-Mon (Oyun Ekranı)
Shikaku-Mon (Oyun Ekranı)
Kenashi Kotawa, kırk yaşlarının başında kel fakat buna rağmen düzgün yüz şekliyle yakışıklı kalmayı başarabilmiş bir japondu. Kotawa Zaibatsu'sunun başına geçeli çok olmamıştı, buna rağmen şirket, onun zamanında önemli bir gelişme göstermiş, ve dataweave alanındaki eğlence pazarının %25'ini ele geçirmeyi başarmıştı. Genel olarak sakin huylu bilinirdi. Miyamato, onu kızdığında ne kadar tehlikeli bir adam olacağının farkındaydı. Siyah gözlerinde insanı delip geçen bakışlar oluştuğu zaman bir problem var demekti.
Chukyo'nun (dünyamızdaki Nagoya) güney batısında denize yakın bir kulenin orta katlarındaydılar, hava yağmurlu ve sisliydi. Dışarıda pek bir şey gözüktüğü söylenemezdi. Buna rağmen Kenashi dışarıya bakıyordu. Omzunun üzerindeki Miyamato'nun ne olduğunu bilemediği, keskin köşeli, siyah renkli fakat parlayan bir sibernetik parça vardı. Dikkatli bakınca Per roll 5+5+2= 12 (başarılı)bunun omzunu çevreleyen dikdörtgen bir parça olduğunu üzerinde ufak düğmeler olan bir parçaydı. parçadan çıkan iki küçük kablonun boynuna girdiğini fark etti.
Oda basitce döşenmiş bir yerdi. bir tane oval masa, etrafında 6 sandalye vardı. masa metalik gümüş rengindeydi ve parlıyordu. bir duvarda boydan boya bir kitaplık vardı. içi kitapla doluydu. masanın üstünde bir laptop vardı.
Kenashi Sert bir hareketle Miyamato'ya dönüp baktı.
- oturabilirsin. sana bazı şeyler göstermek istiyorum.
dedi. belli ki sinirliydi.
Chukyo'nun (dünyamızdaki Nagoya) güney batısında denize yakın bir kulenin orta katlarındaydılar, hava yağmurlu ve sisliydi. Dışarıda pek bir şey gözüktüğü söylenemezdi. Buna rağmen Kenashi dışarıya bakıyordu. Omzunun üzerindeki Miyamato'nun ne olduğunu bilemediği, keskin köşeli, siyah renkli fakat parlayan bir sibernetik parça vardı. Dikkatli bakınca Per roll 5+5+2= 12 (başarılı)bunun omzunu çevreleyen dikdörtgen bir parça olduğunu üzerinde ufak düğmeler olan bir parçaydı. parçadan çıkan iki küçük kablonun boynuna girdiğini fark etti.
Oda basitce döşenmiş bir yerdi. bir tane oval masa, etrafında 6 sandalye vardı. masa metalik gümüş rengindeydi ve parlıyordu. bir duvarda boydan boya bir kitaplık vardı. içi kitapla doluydu. masanın üstünde bir laptop vardı.
Kenashi Sert bir hareketle Miyamato'ya dönüp baktı.
- oturabilirsin. sana bazı şeyler göstermek istiyorum.
dedi. belli ki sinirliydi.
İsveç...
Andrew saatine bakıyordu. Omzuna kadar inen sarı ve düz saçları, mavi gözleriyle tam bir İsveçliydi. Erken geldiği için kendisine lanet etti, bu tehlikeli şehirde uzun süre hareketsiz kalmak yakalanmaya davetiye çıkarmaktı. Lanet olası saati geriye almayı unutmuştu. Kafasındaki düşüncelerden kurtulamadı. Tabancasındaki kurşunları kontrol etti, doluydu tabancası “ lazım olmaz gene de, ama” diye düşündü.
Uyuşturucu işi yapmak özellikle Stockholm’de, herkesin cesaret edebileceği bir şey değildi. Andrew’in de avantajları vardı kendince, bir kere dataweave’i iyi biliyordu. Orda tanıştığı yetkili kişilere kendini sevdirmişti, bir yandan hükümet için çalışırken bir yandan da kendine kolaylık sağlatıyordu. Tabii suçüstü yakalanması onu idamdan kurtarmazdı ama polisler –nedense- onun iş yaptığı yerlere fazla uğramıyordu.
Gece karanlık, hava her zamanki gibi kirliydi, Andrew öksürmemek için kendini zor tuttu, etraftaki hasarlı ve dökük binalar ve şehrin pis havası…
“Gitmeliyim buradan, hem de çabuk, yeter artık”.
Brezilya da geçirdiği güzel günler aklına geldi, Cartano Abrantes’in yöneticileriyle anlaşıverseydi ne olurdu ki?
Raylı taksinin gıcırdayan sesiyle irkildi, şehiriçi yolların üzerindeki kendilerine ayrılmış şeritte ilerleyen şoförsüz araçlar… Fransadan ithal, şehrin haritasının ve yer bilgilerinin yüklü olduğu, tarif üzerine istediğiniz yere giden son teknoloji ürünleri. İstemeden de olsa bir anlığına hayran hayran baktı üzeri çizilmiş ve yer yer vurulmuş olan araca.
Beklediği kişiler gelmiş miydi? Artık elindeki tüm uyuşturucuyu satıp bu lanet ülkeden kurtulmak istiyordu? Ã?ıkış için gerekli bağlantıları sağlamış mıydı? Tam emin değildi, ama burada yaşamak ölmekten beterdi.
Andrew saatine bakıyordu. Omzuna kadar inen sarı ve düz saçları, mavi gözleriyle tam bir İsveçliydi. Erken geldiği için kendisine lanet etti, bu tehlikeli şehirde uzun süre hareketsiz kalmak yakalanmaya davetiye çıkarmaktı. Lanet olası saati geriye almayı unutmuştu. Kafasındaki düşüncelerden kurtulamadı. Tabancasındaki kurşunları kontrol etti, doluydu tabancası “ lazım olmaz gene de, ama” diye düşündü.
Uyuşturucu işi yapmak özellikle Stockholm’de, herkesin cesaret edebileceği bir şey değildi. Andrew’in de avantajları vardı kendince, bir kere dataweave’i iyi biliyordu. Orda tanıştığı yetkili kişilere kendini sevdirmişti, bir yandan hükümet için çalışırken bir yandan da kendine kolaylık sağlatıyordu. Tabii suçüstü yakalanması onu idamdan kurtarmazdı ama polisler –nedense- onun iş yaptığı yerlere fazla uğramıyordu.
Gece karanlık, hava her zamanki gibi kirliydi, Andrew öksürmemek için kendini zor tuttu, etraftaki hasarlı ve dökük binalar ve şehrin pis havası…
“Gitmeliyim buradan, hem de çabuk, yeter artık”.
Brezilya da geçirdiği güzel günler aklına geldi, Cartano Abrantes’in yöneticileriyle anlaşıverseydi ne olurdu ki?
Raylı taksinin gıcırdayan sesiyle irkildi, şehiriçi yolların üzerindeki kendilerine ayrılmış şeritte ilerleyen şoförsüz araçlar… Fransadan ithal, şehrin haritasının ve yer bilgilerinin yüklü olduğu, tarif üzerine istediğiniz yere giden son teknoloji ürünleri. İstemeden de olsa bir anlığına hayran hayran baktı üzeri çizilmiş ve yer yer vurulmuş olan araca.
Beklediği kişiler gelmiş miydi? Artık elindeki tüm uyuşturucuyu satıp bu lanet ülkeden kurtulmak istiyordu? Ã?ıkış için gerekli bağlantıları sağlamış mıydı? Tam emin değildi, ama burada yaşamak ölmekten beterdi.
Brezilya...
Yoğun gürültünün ve karanlığın içinde Sanchez barda kendi taburesini arıyordu, alkollü olduğu için bulmakta zorlandı. Omzuna takılı olan “kan temizleyicisi”ni çalıştırmayı düşündü, bu onun sarhoşluğunu biraz hafifletirdi. Ama anlık bir düşünce oldu bu, çünkü eli alete gitmeden gördüğü bir şey onu durdurdu. Japon bir güzel onun sandalyesine oturmuştu, yavaşça yanına yaklaştı “işte bir fırsat” diye düşündü. Kelimeler kafasında dolandı. Kadına yavaş yavaş yaklaştı.
Kadın barmenle sohbet ediyordu. Sol gözünün altındaki dövme bir anda Sanchez’in beynine kazındı. “Bunu bir yerden hatırlıyorum” hayır halüsilasyon görmeye başlamıştı gene.
Ama çok gerçekçiydi, bunu test etmeliydi, dokunmaya çalıştı kadına, ama sanki ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, kadın uzaklaşıyormuş gibi geldi. Bu durumu sarhoşluğuna verdi, tekrar denedi, birden kendini taburesinin üzerinde buldu. Yalpalaya yalpalaya taburanin üzerine yığıldı.
- hey dostum hasta mısın sen, ne biçim atlıyorsun tabureye?
Barmen’i umursamadı, kafasını toparladı ve kan temizleyicisini çalıştırdı. Biraz kendine gelmişti şimdi. “Dataweave’e gitmeliyim” diye düşündü. Barın arka tarafındaki odaların olduğu bölmeye gitti. şanslıydı ki Data Transfererlardan biri boştu. Koltuğa oturdu yumuşak derinin tenine temasını hissetti. Cihazın kafaya geçen kısmı yavaş yavaş aşağı iniyordu. Kendini bıraktı. Klavyenin tuşlarını el parmaklarının ucunda hissetti. Gözlerini kapadı.
Dataweave’deydi artık, Guenta bulvarına gitti, buradan her yere geçiş olabilirdi. Ortaçağ oyunlarının olduğu sokağın önünden geçerken çocukluğu aklına geldi. Cyber chat kafelerden birine doğru gitti. Ruh hastalarının oturduğu koltuğa oturdu. Bu halüsilasyonlardan kurtulmak istiyordu, insanlarla çözüm yolları üzerine chat yapmaya başladı.
Yoğun gürültünün ve karanlığın içinde Sanchez barda kendi taburesini arıyordu, alkollü olduğu için bulmakta zorlandı. Omzuna takılı olan “kan temizleyicisi”ni çalıştırmayı düşündü, bu onun sarhoşluğunu biraz hafifletirdi. Ama anlık bir düşünce oldu bu, çünkü eli alete gitmeden gördüğü bir şey onu durdurdu. Japon bir güzel onun sandalyesine oturmuştu, yavaşça yanına yaklaştı “işte bir fırsat” diye düşündü. Kelimeler kafasında dolandı. Kadına yavaş yavaş yaklaştı.
Kadın barmenle sohbet ediyordu. Sol gözünün altındaki dövme bir anda Sanchez’in beynine kazındı. “Bunu bir yerden hatırlıyorum” hayır halüsilasyon görmeye başlamıştı gene.
Ama çok gerçekçiydi, bunu test etmeliydi, dokunmaya çalıştı kadına, ama sanki ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, kadın uzaklaşıyormuş gibi geldi. Bu durumu sarhoşluğuna verdi, tekrar denedi, birden kendini taburesinin üzerinde buldu. Yalpalaya yalpalaya taburanin üzerine yığıldı.
- hey dostum hasta mısın sen, ne biçim atlıyorsun tabureye?
Barmen’i umursamadı, kafasını toparladı ve kan temizleyicisini çalıştırdı. Biraz kendine gelmişti şimdi. “Dataweave’e gitmeliyim” diye düşündü. Barın arka tarafındaki odaların olduğu bölmeye gitti. şanslıydı ki Data Transfererlardan biri boştu. Koltuğa oturdu yumuşak derinin tenine temasını hissetti. Cihazın kafaya geçen kısmı yavaş yavaş aşağı iniyordu. Kendini bıraktı. Klavyenin tuşlarını el parmaklarının ucunda hissetti. Gözlerini kapadı.
Dataweave’deydi artık, Guenta bulvarına gitti, buradan her yere geçiş olabilirdi. Ortaçağ oyunlarının olduğu sokağın önünden geçerken çocukluğu aklına geldi. Cyber chat kafelerden birine doğru gitti. Ruh hastalarının oturduğu koltuğa oturdu. Bu halüsilasyonlardan kurtulmak istiyordu, insanlarla çözüm yolları üzerine chat yapmaya başladı.
Miyamoto hafif korku ile oturdu.Aslında oturmayı saygısızlık olarak görüyordu fakat emirlere uymamak daha büyük saygısızlıktı.
Miyamoto Musaşi gülümsemeye çalıştı korktuğunu belli etmemek için, belki işe yaramıştı, belki de yaramamıştı.
Kenashi eğer Miyamoto'ya kızdıysa hâli kötüydü.Gerçekten Sensei'nin dediği gibi:
"Onurunu bir kenara bırakmayı öğrenmelisin"
onurunu bir kenara bırakıp kaçmak için yol arıyor olacaktı.
Fakat hayır, kaçmak gerçekten son çareydi.
Oturdu ve hiç sesini çıkarmadan beklemeye başladı.
Miyamoto Musaşi gülümsemeye çalıştı korktuğunu belli etmemek için, belki işe yaramıştı, belki de yaramamıştı.
Kenashi eğer Miyamoto'ya kızdıysa hâli kötüydü.Gerçekten Sensei'nin dediği gibi:
"Onurunu bir kenara bırakmayı öğrenmelisin"
onurunu bir kenara bırakıp kaçmak için yol arıyor olacaktı.
Fakat hayır, kaçmak gerçekten son çareydi.
Oturdu ve hiç sesini çıkarmadan beklemeye başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Miyamoto, heyacanında olsa gerek laptop'un tam arka tarafındaki sandalyeye oturmuştu. Kenashi hızlı adımlarla yürüdü ve laptop'un önüne oturdu, klavyede bir tuşa bastı, sonra laptop üzerindeki tuşlara tıkladı. bu işlem yaklaşık 15 saniye sürmüştü. en son sert bir şekilde "enter" tuşuna bastı. ve laptop'u hızlı bir şekilde Miyamoto'nun tarafına çevirdi.
Ekranda bir video dosyası çalışıyordu. Videoda; Siyah, büyük bir deri koltuğa oturmuş bir çocuk gözüküyordu, koltuğun yan tarafına kollarını koymuştu. parmaklarının ucunda bir klavye vardı. gözlerinde siyah ve büyük bir gözlük gözüküyordu. Video'nun kalitesi çok yüksek olmadığı için pek fazla detay göremiyordu Miyamoto. Ama bunun Kotawa şirketinin ürünü olan dataweave'e bağlanmayı sağlayan data transferer olduğunu çabucak gördü.
Ã?ocuk parmaklarıyla aleti yönetiyor gibi gözüküyordu, büyük bir ihtimalle oyun oynuyordu. çocuk birden önce titremeye sonra sarsılmaya başladı, gittikçe şiddetlendi sarsılması, birden bire büyük bir güçle data transferer'dan fırladı, vücüduna takılmış olan parçalar vücüdundan hızlıca koptu ve kollarını ve bacaklarını yara bere içinde bıraktı. çocuk acıyla ağzını açtı, bağırıyor olmalıydı ama video'da ses yoktu. sonra yanına hızlıca biri geldi.
Kenashi videonun bittiğini anlamış olmalıydı ki, laptop'u Miyamoto'nun önünden çekti.
- Bu sadece bir örnek, şimdiye kadar 12 müşterimizden şikayet aldık, onları susturmak için çok para vermemiz gerekti. Sence bu durum neden olabilir?
Kenashi, Miyamoto'nun bilgisayar teknolojisi hakkında pek bir şey bilmediğinin farkındaydı.
Gözlerini kıstı.
Ekranda bir video dosyası çalışıyordu. Videoda; Siyah, büyük bir deri koltuğa oturmuş bir çocuk gözüküyordu, koltuğun yan tarafına kollarını koymuştu. parmaklarının ucunda bir klavye vardı. gözlerinde siyah ve büyük bir gözlük gözüküyordu. Video'nun kalitesi çok yüksek olmadığı için pek fazla detay göremiyordu Miyamoto. Ama bunun Kotawa şirketinin ürünü olan dataweave'e bağlanmayı sağlayan data transferer olduğunu çabucak gördü.
Ã?ocuk parmaklarıyla aleti yönetiyor gibi gözüküyordu, büyük bir ihtimalle oyun oynuyordu. çocuk birden önce titremeye sonra sarsılmaya başladı, gittikçe şiddetlendi sarsılması, birden bire büyük bir güçle data transferer'dan fırladı, vücüduna takılmış olan parçalar vücüdundan hızlıca koptu ve kollarını ve bacaklarını yara bere içinde bıraktı. çocuk acıyla ağzını açtı, bağırıyor olmalıydı ama video'da ses yoktu. sonra yanına hızlıca biri geldi.
Kenashi videonun bittiğini anlamış olmalıydı ki, laptop'u Miyamoto'nun önünden çekti.
- Bu sadece bir örnek, şimdiye kadar 12 müşterimizden şikayet aldık, onları susturmak için çok para vermemiz gerekti. Sence bu durum neden olabilir?
Kenashi, Miyamoto'nun bilgisayar teknolojisi hakkında pek bir şey bilmediğinin farkındaydı.
Gözlerini kıstı.
Miyamoto duraksadı, aklına bilgisayardan anlamamasına rağmen iki tane çözüm geliyordu, birincisi sorun teknik bir arızaydı ve onarılması gerekiyordu -ki burası kesinlikle Miyamoto'yu ilgilendirmiyordu-, ikincisi ise bir VİRÃ?S idi ve bulaştıranın konuşturulması gerekiyordu.
"Efendim, bir virüs olma ihtimâli yüksek.Teknik bir arıza olduğunu sanmıyorum, çünkü eğer öyle olsaydı herkeste aynı sorun olurdu.Fakat siz de biliyorsunuz ki ancak bir virüs olma ihtimâli geliyor aklıma, ve sanırım siz de benden virüsü bulaştıranı bulmamı istiyorsunuz?"
Aklına gelen en güçlü yöntem buydu.
"Efendim, bir virüs olma ihtimâli yüksek.Teknik bir arıza olduğunu sanmıyorum, çünkü eğer öyle olsaydı herkeste aynı sorun olurdu.Fakat siz de biliyorsunuz ki ancak bir virüs olma ihtimâli geliyor aklıma, ve sanırım siz de benden virüsü bulaştıranı bulmamı istiyorsunuz?"
Aklına gelen en güçlü yöntem buydu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kenashi, oturduğu sandalyeye yaslandı, suratı çok daha fazla ciddileşmişti.
- virüs olduğunu zannetmiyoruz, bir virüsün data transferer'ı bozacağını ve sadece bizim oyunlarımızı etkileyeceğini düşünmüyoruz. direk bir müdahale söz konusu. senden direk müdahele edeni bulmanı ve temizlemeni istiyorum.
Sonra laptop'un kapağını kapattı.
- Zor bir görev bu, beni hayal kırıklığına uğratma. İsveç'e gideceksin. Detayları asistanım Tsukiyama'dan alabilirsin.
"İsveç" mi? bu kelime Miyamoto'nun sinirlerini alt-üst etmeye yeterdi. İsveç hakkında duyduğu söylentilere bakılırsa ordan sağ çıkabileceğini hiç zannetmiyordu. Yabancılara çok kötü davranıldığını, bir çoğunun sorgusuz sualsiz sınır dışı edildiğini, bir kaçının da İsveç'i terketmesine izin verilmediğini ve öldürüldüğünü duymuştu. Bunların hepsi yalan ve ya propaganda olabilirdi. Fakat şurası gerçekti, isveçteki sinarşist parti tam bir diktatörlük rejimi kurmuştu. İktidara geldikten kısa bir süre sonra ingiltereye üstünlük savaşı açmış ve ingiltereyi nükleer bombardımana tutmuştu. ingiltere yaşanmaz bir haldeydi şu an. dünyadaki her ülke bir gün isveç'in onları bombalamasından korkuyordu. duyduğuna göre isveç halkı da korku ve baskı altında yaşamaktaydı. bu bilgilerin doğruluğunu gidince öğrenecekti.
- virüs olduğunu zannetmiyoruz, bir virüsün data transferer'ı bozacağını ve sadece bizim oyunlarımızı etkileyeceğini düşünmüyoruz. direk bir müdahale söz konusu. senden direk müdahele edeni bulmanı ve temizlemeni istiyorum.
Sonra laptop'un kapağını kapattı.
- Zor bir görev bu, beni hayal kırıklığına uğratma. İsveç'e gideceksin. Detayları asistanım Tsukiyama'dan alabilirsin.
"İsveç" mi? bu kelime Miyamoto'nun sinirlerini alt-üst etmeye yeterdi. İsveç hakkında duyduğu söylentilere bakılırsa ordan sağ çıkabileceğini hiç zannetmiyordu. Yabancılara çok kötü davranıldığını, bir çoğunun sorgusuz sualsiz sınır dışı edildiğini, bir kaçının da İsveç'i terketmesine izin verilmediğini ve öldürüldüğünü duymuştu. Bunların hepsi yalan ve ya propaganda olabilirdi. Fakat şurası gerçekti, isveçteki sinarşist parti tam bir diktatörlük rejimi kurmuştu. İktidara geldikten kısa bir süre sonra ingiltereye üstünlük savaşı açmış ve ingiltereyi nükleer bombardımana tutmuştu. ingiltere yaşanmaz bir haldeydi şu an. dünyadaki her ülke bir gün isveç'in onları bombalamasından korkuyordu. duyduğuna göre isveç halkı da korku ve baskı altında yaşamaktaydı. bu bilgilerin doğruluğunu gidince öğrenecekti.
Miyamoto ayağa kalktı.Daha fazla konuşmaya gerek yoktu.şirketin mühim bir görevi için seçilmiş olmanın onuru vardı üzerinde.
"Görevi başarıyla gerçekleştireceğimden şüpheniz olmasın efendim!"
Selam verdi (daha ziyade beli kırılacak kadar eğildi) ve çıkış iznini aldıktan sonra dışarı çıktı.Tsukiyama'nın yanına gidiyordu.
"Görevi başarıyla gerçekleştireceğimden şüpheniz olmasın efendim!"
Selam verdi (daha ziyade beli kırılacak kadar eğildi) ve çıkış iznini aldıktan sonra dışarı çıktı.Tsukiyama'nın yanına gidiyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kotawa Zaibatsu'sunun binası çok modern döşenmişti. Genellikle sarı-beyaz renkli neonlar koridoru aydınlatıyordu. Duvarlarda, Kotawa şirketinin çıkardığı oyunların posterleri asılıydı. Parlak kağıttan yapılmış bu posterler koridorun aydınlanmasına katkıda bulunuyor gibiylerdi.
Koridor yaklaşık beş metre sonra sağa dönüyordu, köşede Kenashi'nin asistanı Akane oturuyordu. Kızıl ve düz saçları kafasının önüne yan taraflarından düşmüştü. bilgisayara bakıyor ve hızlı hızlı bir şeyler yazıyordu. Miyamoto kendisine doğru yaklaştığında heyecanlandı, eliyle ve gözleriyle masanın üzerinde bir şeyler aradı. sonra aradığını alt tarafta buldu. Bir kargo zarfıydı bu, sessizce zarfı miyamoto'ya uzattı.
Tam bu sırada Miyamoto'nun cep telefonuna bir mesaj geldi. Miyamoto bir eliyle cep telefonundaki mesajı açtı, öbür eliyle de zarfı aldı. Mesajda
- Kucağıma Geliyorsun.
yazıyordu.
Koridor yaklaşık beş metre sonra sağa dönüyordu, köşede Kenashi'nin asistanı Akane oturuyordu. Kızıl ve düz saçları kafasının önüne yan taraflarından düşmüştü. bilgisayara bakıyor ve hızlı hızlı bir şeyler yazıyordu. Miyamoto kendisine doğru yaklaştığında heyecanlandı, eliyle ve gözleriyle masanın üzerinde bir şeyler aradı. sonra aradığını alt tarafta buldu. Bir kargo zarfıydı bu, sessizce zarfı miyamoto'ya uzattı.
Tam bu sırada Miyamoto'nun cep telefonuna bir mesaj geldi. Miyamoto bir eliyle cep telefonundaki mesajı açtı, öbür eliyle de zarfı aldı. Mesajda
- Kucağıma Geliyorsun.
yazıyordu.
Miyamoto bu tesadüften şüphelenmişti.Bu asistan tehlikeliydi.
Fakat belki de kuruntu yapıyordu.Asistanın ne düşüneceğini önemsemeden yüksek sesle:
"Kucağına geleceğim, ama önce bıçağım gelecek."
dedi ve asistanın yüzündeki ifadeye dikkatle baktı.
Sonra gülümseyerek telefonda mesajı yollayan kişinin numarasına baktı.000000 no'lu birisince aranmıştı.Gülümsedi.
Zarfı kurcaladı ve:
"Elveda dostum!" diyerek asistana yola koyuldu.
Fakat belki de kuruntu yapıyordu.Asistanın ne düşüneceğini önemsemeden yüksek sesle:
"Kucağına geleceğim, ama önce bıçağım gelecek."
dedi ve asistanın yüzündeki ifadeye dikkatle baktı.
Sonra gülümseyerek telefonda mesajı yollayan kişinin numarasına baktı.000000 no'lu birisince aranmıştı.Gülümsedi.
Zarfı kurcaladı ve:
"Elveda dostum!" diyerek asistana yola koyuldu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Genç ninja, gülümseyerek binadan çıktı.Binanın önünden metro yolunu takip etmeye başladı.
Başındaki kukuleta kaşına kadar geliyordu.Başını öne eğmişti, yüzü pek görünmüyordu.İleriye doğru bakmak için gözlerini kaldırması gerekiyordu.
şemsiyesi yoktu, yağmur yağıyor ve o bundan hoşlanıyordu.
Metro durağına gelmişti.Gülümseyerek içeri girdi.O sırada kapıyı tutmuş bir gıcık, yüzünü çekmeye çalıştı, gizlice yapmaya çalışmıştı fakat gizlilikten anladığı yoktu.Tam flaşa basacakken, Miyamoto şık bir el hareketiyle hem yüzünü örtmüş, hem de merceğin tamamını el hareketiyle kapatmıştı.Flaş patlamıştı ve hobisini icra etmeye çalışan gencin yüzünde iğrenç bir hava oluşmuştu.
Başındaki kukuleta kaşına kadar geliyordu.Başını öne eğmişti, yüzü pek görünmüyordu.İleriye doğru bakmak için gözlerini kaldırması gerekiyordu.
şemsiyesi yoktu, yağmur yağıyor ve o bundan hoşlanıyordu.
Metro durağına gelmişti.Gülümseyerek içeri girdi.O sırada kapıyı tutmuş bir gıcık, yüzünü çekmeye çalıştı, gizlice yapmaya çalışmıştı fakat gizlilikten anladığı yoktu.Tam flaşa basacakken, Miyamoto şık bir el hareketiyle hem yüzünü örtmüş, hem de merceğin tamamını el hareketiyle kapatmıştı.Flaş patlamıştı ve hobisini icra etmeye çalışan gencin yüzünde iğrenç bir hava oluşmuştu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Miyamoto yürüyerek neredeyse bomboş olan metrode en arkada bir yere oturdu, oturmadan önce üstündeki ceketi çıkartıp camın kenarına, koltuğu ıslatmayacak bir yere koymuştu.
Yol nihayet bittiğinde -ki ninja şehir ortamına yeni geldiği için hâlâ alışkın değildi bu metrolara- Musaşi metrodan indi.Ceketini tekrar giymiş üstüne ve kukuletasını başına geçirmişti.
Gümrük şirketine ulaştığında içeri girerken hoş bir kurutma sistemiyle karşılaşmıştı, hâliyle üstündeki ceketi çıkartmak zorunda kalmamıştı.Gerçi güvenlik görevlisi -az bir istekle- başındaki kukuletayı çıkarttırmıştı ama başını öne eğince Miyamoto, yüzünü yine de saklayabiliyordu.
Kapıdan girerken asistanın kendisini durdurmasını bekledi ama Miyamoto'nun geleceğini bilen bu asistan bile başını adam gibi kaldırmadı.
İçeri nezaketle girdi.
"Ben Miyamoto Musaşi"
Sonra ekledi:
"Sizi dinliyorum."
Yol nihayet bittiğinde -ki ninja şehir ortamına yeni geldiği için hâlâ alışkın değildi bu metrolara- Musaşi metrodan indi.Ceketini tekrar giymiş üstüne ve kukuletasını başına geçirmişti.
Gümrük şirketine ulaştığında içeri girerken hoş bir kurutma sistemiyle karşılaşmıştı, hâliyle üstündeki ceketi çıkartmak zorunda kalmamıştı.Gerçi güvenlik görevlisi -az bir istekle- başındaki kukuletayı çıkarttırmıştı ama başını öne eğince Miyamoto, yüzünü yine de saklayabiliyordu.
Kapıdan girerken asistanın kendisini durdurmasını bekledi ama Miyamoto'nun geleceğini bilen bu asistan bile başını adam gibi kaldırmadı.
İçeri nezaketle girdi.
"Ben Miyamoto Musaşi"
Sonra ekledi:
"Sizi dinliyorum."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
dışarda yağmur dinmişti, artık damlaların çıkardığı ritmik ses duyulmuyordu.
Tsukiyama, dik saçlı, siyah çerçeveli gözlüklere sahip olan, yirmili yaşlarında bir gençti.
Bu kadar genç birinin böyle bir pozisyonda olması ilginç bir durumdu. iki saniye sonra Miyamoto, böyle birinin neden bir pozisyonda olduğunu tahmin edebilecekti.
Tsukiyama her şeyden önce ödevine iyi çalışmıştı.
- Buyrun oturun saygın Miyamito.
Sonra sessiz bir şekilde çay ikramına başladı.
Bu şekilde eski geleneklerini sürdüren japonlar pek kalmamıştı dünyada, Tsukiyama sırf bu özelliğiyle bile Kenashinin gözüne girebilirdi. Ã?ay ikramı bittikten ve çaylar içildikten sonra konuşmaya başladı.
- Size gönderdiğim zarftakileri inceleme fırsatı buldunuz mu?
dedi.
Tsukiyama, dik saçlı, siyah çerçeveli gözlüklere sahip olan, yirmili yaşlarında bir gençti.
Bu kadar genç birinin böyle bir pozisyonda olması ilginç bir durumdu. iki saniye sonra Miyamoto, böyle birinin neden bir pozisyonda olduğunu tahmin edebilecekti.
Tsukiyama her şeyden önce ödevine iyi çalışmıştı.
- Buyrun oturun saygın Miyamito.
Sonra sessiz bir şekilde çay ikramına başladı.
Bu şekilde eski geleneklerini sürdüren japonlar pek kalmamıştı dünyada, Tsukiyama sırf bu özelliğiyle bile Kenashinin gözüne girebilirdi. Ã?ay ikramı bittikten ve çaylar içildikten sonra konuşmaya başladı.
- Size gönderdiğim zarftakileri inceleme fırsatı buldunuz mu?
dedi.
"Evet, biraz bakınmıştım."
Diye söze başladı genç suikastçı.
"Fakat tam olarak ayrıntıları ile inceleyemedim.Ama benim için gerekli olan her şeyin olabileceğini tahmin edebiliyorum efendim."
Japon gelenekleri Miyamoto'nun en sevdiği şeydi.Aslında zaten adını aldığı kişi de en meşhur Samurai idi.Miyamoto Musaşi de yola bu niyetle çıkmıştı.Fakat yolunda onurdan sapmıştı.
Diye söze başladı genç suikastçı.
"Fakat tam olarak ayrıntıları ile inceleyemedim.Ama benim için gerekli olan her şeyin olabileceğini tahmin edebiliyorum efendim."
Japon gelenekleri Miyamoto'nun en sevdiği şeydi.Aslında zaten adını aldığı kişi de en meşhur Samurai idi.Miyamoto Musaşi de yola bu niyetle çıkmıştı.Fakat yolunda onurdan sapmıştı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
