Kahramanlarımız yaklaşık 5 gündür beraber seyahat etmekteydiler. Zorlu bir yolculuk sonunda dünyanın omurgası adı verilen yüksek dağlardaki zorlu geçitlerden geçmiş ve buz yeli vadisine ulaşmışlardı.
Kimini korku, kimini hüzün kimini de inanç bu topraklara getirmişti. Fakat belki de beklemedikleri kadar güzel bir görüntü karşılarındaydı. Yemyeşil uzanan bir düzlük, parıl parıl parlayan iki göl, karşılarında duran heybetli bir dağ. Hafif bir yamaçtan bu görüntüyü süzüyorlardı. Yaz ayları olmasına rağmen acı bir rüzgar suratlarını yalıyordu. Rüzgar kimi yerlerde kayalara çarparak korkutucu sesler çıkarıyordu fakat bu ses gördükleri görüntüye kesinlikle uymuyordu. İlerde, daha önceden adını duydukları On kasabayı seçebiliyorlardı. Ã?nlerindeki yaylaya yayılmış on tane küçük yerleşim birimi.
Karavan liderleri yaşlı, beyaz uzun sakallı ve sivri şapkalı bir insandı, ismi Orthas'dı. Sır gibi sakladığı aracında ne taşıdığını kahramanlarımız öğrenememişlerdi hala, belli ki önemli bir şeydi taşıdığı ki, yanına bunca koruma alarak yola çıkmıştı.
Bu güzel ve kusursuz görüntüyü bozan bir şey vardı. İki gölün ortasındaki diğerlerine göre nisbeten daha büyük olan kasaba yanıyordu! belli ki büyük bir yangındı, duman neredeyse gökyüzünü kaplayacak gibiydi.
Uzun zamandır ulaşmaya çalıştıkları kasaba olan Bryn Shander yanıyordu! Uzun yol gelmişti kahramanlarımız, sadece bu yangını görmek için mi?



