ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)
- Sınav.. Sınav.. Sınav.. diyerek etrafta hoplamaya başladı şamdanlar. Kendi etraflarında dans eder gibi dönüyor, sanki hareket edebilmenin tadını çıkartıyorlardı. Ardından durdular ve Cleo'ya baktılar.
- Ne eğlenceli di miiiiiii? diye sordular bir ağızdan.
Sonra bir şey anlamış gibi dikleştiler.
- Sen sihirbaz mısın? Aaaa ne güzellll. Seni yaratıcı mı gönderdi peki? Yaratıcı çok yaratıcıdır. Bak bizi yarattı, masayı yarattı, duvarları yarattı, yürüyenleri yarattı her şeyi yarattı yarattı yarattı. Ama aslanlar yaratıcıyı sevmez. Sen aslan diilsin di mi? Peki sen yaratıcıyı mı arıosun? O mu göndermişti seni? Ya sen kimsin? Neden burdasın? Napıyosun? Amacın ne? Neyin peşindesin?...
Cleo anlamıştı ki, şamdanlar gereken bilgileri söylenenler üzerine verme ve geçmişi unutma üzerine programlanmıştı. (Intelligence check:success) Ya da deliydiler...
- Ne eğlenceli di miiiiiii? diye sordular bir ağızdan.
Sonra bir şey anlamış gibi dikleştiler.
- Sen sihirbaz mısın? Aaaa ne güzellll. Seni yaratıcı mı gönderdi peki? Yaratıcı çok yaratıcıdır. Bak bizi yarattı, masayı yarattı, duvarları yarattı, yürüyenleri yarattı her şeyi yarattı yarattı yarattı. Ama aslanlar yaratıcıyı sevmez. Sen aslan diilsin di mi? Peki sen yaratıcıyı mı arıosun? O mu göndermişti seni? Ya sen kimsin? Neden burdasın? Napıyosun? Amacın ne? Neyin peşindesin?...
Cleo anlamıştı ki, şamdanlar gereken bilgileri söylenenler üzerine verme ve geçmişi unutma üzerine programlanmıştı. (Intelligence check:success) Ya da deliydiler...
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Casper bıçağını yerden alarak, çakatuka evinin bezden kapısını açtı ve içeri girerken durdu. Asker hala orada bekliyordu. Arkasını dönmeden.
- Yolu biliyorum. Sensiz daha hızlı oraya varırım.
Evinden içeriye girirnce tuzlayıp kuruttuğu etinden bir miktarını ve kaynaktan yeni doldurduğu matarasını aldı. Fazla yiyecek gereksizdi.
15 okluk ince sadağı her zaman doluydu ve yayının telinin temizleyiciside hep sadağın yanındaki cepkende bulunurdu. Deri zırhının üstüne, belinin etrafına bağladığı kemerinde bıçağı için ve fazladan yay teli için yer vardı. Orman yaşamı için gerekli bazı eşyaları ve az miktardaki yiyeceğini eskimiş sırt çantasına koydu. Bir kaç otuda kemerindeki yıpranmış para kesesi içine doldurduktan sonra artık artık gitmeye hazırdı.
Yol fazla uzun sürmezdi. Martin onu çağırmıştı.
- Yolu biliyorum. Sensiz daha hızlı oraya varırım.
Evinden içeriye girirnce tuzlayıp kuruttuğu etinden bir miktarını ve kaynaktan yeni doldurduğu matarasını aldı. Fazla yiyecek gereksizdi.
15 okluk ince sadağı her zaman doluydu ve yayının telinin temizleyiciside hep sadağın yanındaki cepkende bulunurdu. Deri zırhının üstüne, belinin etrafına bağladığı kemerinde bıçağı için ve fazladan yay teli için yer vardı. Orman yaşamı için gerekli bazı eşyaları ve az miktardaki yiyeceğini eskimiş sırt çantasına koydu. Bir kaç otuda kemerindeki yıpranmış para kesesi içine doldurduktan sonra artık artık gitmeye hazırdı.
Yol fazla uzun sürmezdi. Martin onu çağırmıştı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Celio'nun odayı tarayan gözleri odanın her bir ayrıntısını sindirmek istiyor gibiydi. Odanın duvarları ağır kırmızı kadife halılarla kaplıydı. Odanın ortasındaki yemek masası ve etrafındaki sandalyeler büyük bir özenle yerleştirilmişti. Üzerlerinde ise hiç toz yoktu. Odanın kapıdan uzak sağ tarafında, yerde ve tavanda, birer mazgal vardı. Camı olamayan odanın hava değişimi bu mazgallardan sağlanıyordu. Odanın dizaynı, sanki bir kulenin bir kenar odasıymış gibi bir izlenim veriyordu. Odanın sadece bir kapısı vardı. İncelemesi sırasında Cleo'nun gözüne kendisiyle ilgili de bir şey çarpmıştı. Sınav içinde yanına aldığı hiçbir şey yanında değildi.
şamdanlar Cleo'ya doğru başlarını kaldırdılar ve
- Yaratıcıya gitmek istioooo yaratıcıya gitmek istioooo diye dans etmeye başladılar. İlk başta sevimli gelen şamdanlar artık bir baş ağrısı gibiydiler.
- Eğer gitmek istiyorsan yol orası dediler ve kapıya doğru hareketlendiler.
şamdanlar Cleo'ya doğru başlarını kaldırdılar ve
- Yaratıcıya gitmek istioooo yaratıcıya gitmek istioooo diye dans etmeye başladılar. İlk başta sevimli gelen şamdanlar artık bir baş ağrısı gibiydiler.
- Eğer gitmek istiyorsan yol orası dediler ve kapıya doğru hareketlendiler.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Casper'ın sözü üzerine asker başıyla onaylayıp geri, ormanın içine dönüştü ve önden kalenin yolunu tutmuştu. Dük Martin'in bu isteği garip bir istekti zira daha önce hiç böyle bir talepte bulunmamıştı. Casper kendini bunu merak ederken buldu. Dük Martin ondan ne isteyecekti acaba?
Casper derme çatma evden ihtiyacına yarayacağını düşündüğü şeyleri topladı ve yola koyuldu. Evi, Crydee'ye uzak değildi zira kale ile şehir iç içe olduğundan yolculuğu kısa sürecekti. Casper bu yolları avcunun içi gibi biliyordu ve yol boyunca rahatça ilerlemişti. Üzerindeki deriler hareketini hemen hiç kısıtlamıyor, otların üzerinde rahatça hareket etmesini sağlıyordu.
Crydee gözlerine görünür olduğunda Casper yola çıkalı daha elli dakika civarında zaman geçmişti. şehri görünce biraz canının sıkıldığını hissetti zira şehirleri sevmezdi.
Casper şehre girdi. Etrafta bir çok insan vardı. Ne rahatsız edici bir durum! Ormanın huzurundan ve dinginliğinden burada eser yoktu. Bir liman kenti olan Creedy her ne kadar küçükte olsa işlek bir şehirdi. şavaşın üzerinden geçen 2,5 yılda savaş sırasında yakılan şehrin büyük bir kısmı onarılmıştı. Etraftaki tüccarların bağırtıları ve kalabalığın gürültüsü alışkın olmayan kulaklar için işkence gibiydi. Casper, Martin'in nasıl olupta böyle bir şehirde yaşamaya başladığını merak etti.
Casper kaleye yaklaştığından surların üzerinden kapıların açılmasına dair emirler verildiğini duydu ve kısa bir süre sonra da kapı açılmaya başladı. Casper kaleye vardığında kapı çoktan açılmıştı. Kapının arkasında Casper'ı bir asker bekliyordu. Asker, Casper'ı arkasına katarak kale koridorlarına soktu ve koridorlar boyunca yürttü. En sonunda ahşaptan başarıyla yaplmış bir kapıdan geçerek taht odasında girdiler. Tahtta Crydee Dük'ü Martin oturuyordu. Elinde bir mektup vardı. Casper'ın içeriye girdiğini gördüğünde mektupu tekrar rulo yaptı ve sağdıcına verdi. Martin tahttan kalktı ve Casper'a doğru ilerleyerek elini sıktı.
- Bizi yanlız bırakın. dedi odadakilere ve odadakiler de itaatkarca odadan çıktılar. Kapı dışarıdan kapandı.
- Bu asalet olayları ve zoraki emirlerden o kadar nefret ediyorum ki! dedi Martin bezginlikle. Casper kendisini Martin'in yerinde düşündü.
- Seni neden çağırdığımı merak ediyor olmalısın Casper. Açıkcası fazla açıklama yapmayacağım. Sadece sana ufak bir yolculuğa çıkacağını söylemem gerekiyor. Kardeşim Arutha'dan bir haber aldım. Seni Krondor'a gönderiyorum. şehir hayatından ne kadar nefret ettiğini biliyorum ama seni göndermem gerekiyor, nedenini sorma. dedi.
- Yarın sabah gemi ile yola çıkacaksın. Bu akşam burada kal. Odanı hazırlattım. Depoya da emir gönderdim. İhtiyacın olacağını düşündüğün her şeyi alabilirsin. Soracağın bir şey var mı? dedi.
Casper derme çatma evden ihtiyacına yarayacağını düşündüğü şeyleri topladı ve yola koyuldu. Evi, Crydee'ye uzak değildi zira kale ile şehir iç içe olduğundan yolculuğu kısa sürecekti. Casper bu yolları avcunun içi gibi biliyordu ve yol boyunca rahatça ilerlemişti. Üzerindeki deriler hareketini hemen hiç kısıtlamıyor, otların üzerinde rahatça hareket etmesini sağlıyordu.
Crydee gözlerine görünür olduğunda Casper yola çıkalı daha elli dakika civarında zaman geçmişti. şehri görünce biraz canının sıkıldığını hissetti zira şehirleri sevmezdi.
Casper şehre girdi. Etrafta bir çok insan vardı. Ne rahatsız edici bir durum! Ormanın huzurundan ve dinginliğinden burada eser yoktu. Bir liman kenti olan Creedy her ne kadar küçükte olsa işlek bir şehirdi. şavaşın üzerinden geçen 2,5 yılda savaş sırasında yakılan şehrin büyük bir kısmı onarılmıştı. Etraftaki tüccarların bağırtıları ve kalabalığın gürültüsü alışkın olmayan kulaklar için işkence gibiydi. Casper, Martin'in nasıl olupta böyle bir şehirde yaşamaya başladığını merak etti.
Casper kaleye yaklaştığından surların üzerinden kapıların açılmasına dair emirler verildiğini duydu ve kısa bir süre sonra da kapı açılmaya başladı. Casper kaleye vardığında kapı çoktan açılmıştı. Kapının arkasında Casper'ı bir asker bekliyordu. Asker, Casper'ı arkasına katarak kale koridorlarına soktu ve koridorlar boyunca yürttü. En sonunda ahşaptan başarıyla yaplmış bir kapıdan geçerek taht odasında girdiler. Tahtta Crydee Dük'ü Martin oturuyordu. Elinde bir mektup vardı. Casper'ın içeriye girdiğini gördüğünde mektupu tekrar rulo yaptı ve sağdıcına verdi. Martin tahttan kalktı ve Casper'a doğru ilerleyerek elini sıktı.
- Bizi yanlız bırakın. dedi odadakilere ve odadakiler de itaatkarca odadan çıktılar. Kapı dışarıdan kapandı.
- Bu asalet olayları ve zoraki emirlerden o kadar nefret ediyorum ki! dedi Martin bezginlikle. Casper kendisini Martin'in yerinde düşündü.
- Seni neden çağırdığımı merak ediyor olmalısın Casper. Açıkcası fazla açıklama yapmayacağım. Sadece sana ufak bir yolculuğa çıkacağını söylemem gerekiyor. Kardeşim Arutha'dan bir haber aldım. Seni Krondor'a gönderiyorum. şehir hayatından ne kadar nefret ettiğini biliyorum ama seni göndermem gerekiyor, nedenini sorma. dedi.
- Yarın sabah gemi ile yola çıkacaksın. Bu akşam burada kal. Odanı hazırlattım. Depoya da emir gönderdim. İhtiyacın olacağını düşündüğün her şeyi alabilirsin. Soracağın bir şey var mı? dedi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
- Krondor!
Casper, Martinin neden onunda gitmesini istediğini anlayamamıştı. Sadece tahminde bulunabilirdi. Krondor'a en hızlı yolculuk gemi yoculuğu ile olurdu. Bunu herkes bilirdi. Ancak eğer Krondor sadece ilk adım ise o zaman...
Martini onun ustalığını yapmış ve eski avcıbaşıydı. Bu onu diğer insanlardan daha çok sevmesi için bir sebepti. Ancak daha da ilerisi Martin kişiliği ile onu hep etkilemişti ve kararlarını hiç bir zaman sorgulamadı. O bir kahramandı ve belkide Casperın hayatının sonuna kadar göreceği olaylardan daha fazlasını şu yaşına gelinceye kadar sığdırmış biriydi. Eğer onun gitmesi gerekiyorsa o gidecekti, sebebini bilmesi gerekmiyorsa o zaman bilmesine gerek yoktu.
*Fakat Krondor!*
- Aslında senin herşeyiş yarın daha iyi açıklayacağını biliyorum ama hazırlık için sormalıyım. Martin, Krondordan sonra yolculuğum nereye ve nasıl olacak?
Casper, Martinin neden onunda gitmesini istediğini anlayamamıştı. Sadece tahminde bulunabilirdi. Krondor'a en hızlı yolculuk gemi yoculuğu ile olurdu. Bunu herkes bilirdi. Ancak eğer Krondor sadece ilk adım ise o zaman...
Martini onun ustalığını yapmış ve eski avcıbaşıydı. Bu onu diğer insanlardan daha çok sevmesi için bir sebepti. Ancak daha da ilerisi Martin kişiliği ile onu hep etkilemişti ve kararlarını hiç bir zaman sorgulamadı. O bir kahramandı ve belkide Casperın hayatının sonuna kadar göreceği olaylardan daha fazlasını şu yaşına gelinceye kadar sığdırmış biriydi. Eğer onun gitmesi gerekiyorsa o gidecekti, sebebini bilmesi gerekmiyorsa o zaman bilmesine gerek yoktu.
*Fakat Krondor!*
- Aslında senin herşeyiş yarın daha iyi açıklayacağını biliyorum ama hazırlık için sormalıyım. Martin, Krondordan sonra yolculuğum nereye ve nasıl olacak?
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
*Andaras*
Andaras'ın içinde duygular çarpışıyordu. İlk kez gerçekten işe yaradığını hissediyordu. Gerek kendine gerek arkadaşlarına "Neden o kadar gereksiz egzersiz yapıyoruz ki?" Diye yakınırdı. Gerçek birşeyler yapmak isterdi. Fakat şimdi anlıyordu. Savaş ölümle yüzyüze gelmek demekti. Öldürmek... Kuklalara vurmak gibi değildi. Fakat o bir Krondor muhafızıydı. Ã?oğu zaman dalga geçse de tekinler onun da içine işlemişti. Soğukkanlılığını böyle koruyordu...
Genelde eğitimlerde istenildiği kadar disiplinli olmamıştı. Bunun içi birkaç ceza almıştı. Fakat gerçek bir görevde ona güvenebileceklerini ispatlamıştı. şimdiye kadar hiçbir gereksiz davranışı olmamıştı. Aslına bakılırsa bunun komutanı şaşırttığı belli oluyordu. Fakat komutaların hep şaşırmaktan daha önemli işleri olurdu.
İşte Ellis kılıcını çekmişti. Bu noktadan sonra savaş kaçınılmazdı. Belki ilk kez ölüme bu kadar yakındı.(çocukken yaptığı birkaç yaramazlık ve ucuz atlattığı kazalar hariç) Atdından herkes gibi kılıcını kınından sessizce çekmeye çalıştı.
Görevin değişmesi onu biraz rahatsız etmişti. Fakat hep emirlerin sorgulanmaması gerektiğini söylemiyorlar mıydı? Zaten ne yapabilirdi ki. İçinde çatışmak isteyen yanın baskın çıkmasına izin verdi. Kazıklara bağlı insanlar sa onu daha kararlı yapmıştı. Derin bir öfke dalgası hissetti içinde. İşte şimdi kendini daha güçlü hissediyordu. Ve daha cesur.
HEnüz duygularını savaşta kontrol edebilecek kadar tecrübeli değildi fakat içgüdüler insanın işine yaraması içindi. Orklara doğru baktı. Çok zorlanacak gibi değillerdi. Aslında giç orklarla savaşmamıştı ki. Belki de zor olacaktı. Belki de ölecekti... Bilemiyordu. Fakat o askerdi. şimdilik sadece ilerliyordu.
Andaras'ın içinde duygular çarpışıyordu. İlk kez gerçekten işe yaradığını hissediyordu. Gerek kendine gerek arkadaşlarına "Neden o kadar gereksiz egzersiz yapıyoruz ki?" Diye yakınırdı. Gerçek birşeyler yapmak isterdi. Fakat şimdi anlıyordu. Savaş ölümle yüzyüze gelmek demekti. Öldürmek... Kuklalara vurmak gibi değildi. Fakat o bir Krondor muhafızıydı. Ã?oğu zaman dalga geçse de tekinler onun da içine işlemişti. Soğukkanlılığını böyle koruyordu...
Genelde eğitimlerde istenildiği kadar disiplinli olmamıştı. Bunun içi birkaç ceza almıştı. Fakat gerçek bir görevde ona güvenebileceklerini ispatlamıştı. şimdiye kadar hiçbir gereksiz davranışı olmamıştı. Aslına bakılırsa bunun komutanı şaşırttığı belli oluyordu. Fakat komutaların hep şaşırmaktan daha önemli işleri olurdu.
İşte Ellis kılıcını çekmişti. Bu noktadan sonra savaş kaçınılmazdı. Belki ilk kez ölüme bu kadar yakındı.(çocukken yaptığı birkaç yaramazlık ve ucuz atlattığı kazalar hariç) Atdından herkes gibi kılıcını kınından sessizce çekmeye çalıştı.
Görevin değişmesi onu biraz rahatsız etmişti. Fakat hep emirlerin sorgulanmaması gerektiğini söylemiyorlar mıydı? Zaten ne yapabilirdi ki. İçinde çatışmak isteyen yanın baskın çıkmasına izin verdi. Kazıklara bağlı insanlar sa onu daha kararlı yapmıştı. Derin bir öfke dalgası hissetti içinde. İşte şimdi kendini daha güçlü hissediyordu. Ve daha cesur.
HEnüz duygularını savaşta kontrol edebilecek kadar tecrübeli değildi fakat içgüdüler insanın işine yaraması içindi. Orklara doğru baktı. Çok zorlanacak gibi değillerdi. Aslında giç orklarla savaşmamıştı ki. Belki de zor olacaktı. Belki de ölecekti... Bilemiyordu. Fakat o askerdi. şimdilik sadece ilerliyordu.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Lanet Olsun![/b]
diye küfretti Cleo.Başı ağrımaya başlamıştı ve hiçbir eşyası yanında değildi.Bu şamdamlar sürekli konuşuyorlardı.
şamdanların gösterdiği kapıya ilerlemeye başladı - şamdanların hareketlerine dikkat ederek-.
Bu sınav hakkında bir çok not tutmak istemişti ama şimdi tutamayacaktı.Üstelik iksir ve parşomenleri de yoktu.Sadece büyüleri ve kendisi vardı.
şamdanları izledi.
diye küfretti Cleo.Başı ağrımaya başlamıştı ve hiçbir eşyası yanında değildi.Bu şamdamlar sürekli konuşuyorlardı.
şamdanların gösterdiği kapıya ilerlemeye başladı - şamdanların hareketlerine dikkat ederek-.
Bu sınav hakkında bir çok not tutmak istemişti ama şimdi tutamayacaktı.Üstelik iksir ve parşomenleri de yoktu.Sadece büyüleri ve kendisi vardı.
şamdanları izledi.
Martin Casper'a gülümseyen bir yüzle baktı. Uzun süre sonra kendisine adının önüne bir sıfat konulmadan seslenilmiş olması hoşuna gitmişti.
- Açık konuşmak gerekirse Casper, Arutha benden Krondor'daki bir kaç problem yüzünden yardım istedi. Mektubunda şimdi açıklayamayacağım gizli yerlerde var bu yüzden muhtemelen Krondor'dan sonra doğuda farklı yerlere de gideceğini söyleyebilirim. Ama dediğim gibi "muhtemelen". Arutha'nın insafına kalıyorsun.
Martin hafifçe hüzünlenerek devam etti.
- Biliyorsun Sethanon Savaşı'ndan bu yana geçen 1,5 yıl drowlar sessiz kalmıştı ama yavaş yavaş yeniden hareketlenmeye başladılar. Garret ve Charles bunu araştırmak için ormanın kuzeyinde bir kaç günlük yoldalar. Onlardan birini yollamam en azından bir hafta alır ama Arutha benden en hızlı şekilde birisini yollamamı istemiş. Biliyorum bu yolculuk fikri gözünde pek iyi şeyler uyandırmadı ama gördüğün gibi mecburuz. Ayrıca yeteneğine güveniyorum. Arutha'ya yardımının kusursuz olacağına eminim.
- Açık konuşmak gerekirse Casper, Arutha benden Krondor'daki bir kaç problem yüzünden yardım istedi. Mektubunda şimdi açıklayamayacağım gizli yerlerde var bu yüzden muhtemelen Krondor'dan sonra doğuda farklı yerlere de gideceğini söyleyebilirim. Ama dediğim gibi "muhtemelen". Arutha'nın insafına kalıyorsun.
Martin hafifçe hüzünlenerek devam etti.
- Biliyorsun Sethanon Savaşı'ndan bu yana geçen 1,5 yıl drowlar sessiz kalmıştı ama yavaş yavaş yeniden hareketlenmeye başladılar. Garret ve Charles bunu araştırmak için ormanın kuzeyinde bir kaç günlük yoldalar. Onlardan birini yollamam en azından bir hafta alır ama Arutha benden en hızlı şekilde birisini yollamamı istemiş. Biliyorum bu yolculuk fikri gözünde pek iyi şeyler uyandırmadı ama gördüğün gibi mecburuz. Ayrıca yeteneğine güveniyorum. Arutha'ya yardımının kusursuz olacağına eminim.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andaras bir ork kampına bir Ellis'e bakıyordu. Gecenin karanlığını bozan tek şey, ayın görünmediği bu akşamda, kamp ateşleriydi.
Yaklaşık kırk kişilik grup yavaşça kılıçlarını çekmeye çalışıyordu. Gecenin sessizliğinde bu mesafeden bunu başarmak çok zordu ama askerlerin hemen hepsi ufak bir çınlama dahi çıkarmadan kılıçlarını çekmişti. Her şey planlandığı gibi gidiyordu.... Taa ki.....
- Ã?ııınnnnnnn.... Ã?ııınnnnnnn....
Acemi askerlerden bir kaçı kılıçlarını sessizce çekmeyi başaramamıştı. Hatta nasıl becerdilerse daha çok ses çıkardıkları bile söylenebilirdi.
Sesi duyan sadece Krondor Muhafızları değildi. Orklar da başlarını kaldırmış ve açıklığa bakıyordu. Bir kaçı silahlarına hamle etmişti bile. Bunu gören Ellis,
- HÃ?CUUUUUUMMMMMMMMMM.... diyerek komutunu verdi ve kalkanı ile longsword'unu dengeleyerek orkların formaliteden nöbetçi diye bıraktığı ilk hatta doğru koşmaya başladı. Ellis'in emriyle beraber Krondor şövalyeleri atağa geçmişlerdi.
- PRENS İÃ?İİİNNNN..
- SALDIRIINNNN....
Havayı nağralar doldurmuştu. Krondor askerleri nöbetçi diye bırakılan ilk üç orka vardığında orklar daha silahlarına ulaşamamıştı bile. Ellis'in iki hareketi ve yandan başka bir askerin alttan savurduğu kılıç bu üç orkun sonu olmuştu.
Krondor askerleri ork kampına girmişti. Sayıca üstün olduklarından ork başına iki asker gibi savaşabiliyorlardı ama orklarında savaş konusundaki inanılmaz becerileri tartışılamazdı. Sayı ve beceri birbirini dengelediğinden iki taraftanda düşenler oluyordu.
Andaras kampa girdiğinde çatışmalar daha yeni başlamıştı. Hemen karşısında yerdeki bir muhafız bedeninin üzerinde duran vücudu kanlar içinde bir ork ona bakmaktaydı.
- WAAGGGHHHHHH... diye kükredi ork ve Andaras'a karşı saldırıya geçti.
Andaras heyecanı hiç bu kadar net hissetmemişti.
Yaklaşık kırk kişilik grup yavaşça kılıçlarını çekmeye çalışıyordu. Gecenin sessizliğinde bu mesafeden bunu başarmak çok zordu ama askerlerin hemen hepsi ufak bir çınlama dahi çıkarmadan kılıçlarını çekmişti. Her şey planlandığı gibi gidiyordu.... Taa ki.....
- Ã?ııınnnnnnn.... Ã?ııınnnnnnn....
Acemi askerlerden bir kaçı kılıçlarını sessizce çekmeyi başaramamıştı. Hatta nasıl becerdilerse daha çok ses çıkardıkları bile söylenebilirdi.
Sesi duyan sadece Krondor Muhafızları değildi. Orklar da başlarını kaldırmış ve açıklığa bakıyordu. Bir kaçı silahlarına hamle etmişti bile. Bunu gören Ellis,
- HÃ?CUUUUUUMMMMMMMMMM.... diyerek komutunu verdi ve kalkanı ile longsword'unu dengeleyerek orkların formaliteden nöbetçi diye bıraktığı ilk hatta doğru koşmaya başladı. Ellis'in emriyle beraber Krondor şövalyeleri atağa geçmişlerdi.
- PRENS İÃ?İİİNNNN..
- SALDIRIINNNN....
Havayı nağralar doldurmuştu. Krondor askerleri nöbetçi diye bırakılan ilk üç orka vardığında orklar daha silahlarına ulaşamamıştı bile. Ellis'in iki hareketi ve yandan başka bir askerin alttan savurduğu kılıç bu üç orkun sonu olmuştu.
Krondor askerleri ork kampına girmişti. Sayıca üstün olduklarından ork başına iki asker gibi savaşabiliyorlardı ama orklarında savaş konusundaki inanılmaz becerileri tartışılamazdı. Sayı ve beceri birbirini dengelediğinden iki taraftanda düşenler oluyordu.
Andaras kampa girdiğinde çatışmalar daha yeni başlamıştı. Hemen karşısında yerdeki bir muhafız bedeninin üzerinde duran vücudu kanlar içinde bir ork ona bakmaktaydı.
- WAAGGGHHHHHH... diye kükredi ork ve Andaras'a karşı saldırıya geçti.
Andaras heyecanı hiç bu kadar net hissetmemişti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Cleo şamdanları izlemeye başladı. Zaten daha önceki incelemesinde odanın sadece bir kapısı olduğunu farketmişti. şamdanlar dans ederek, zıplayarak, birbirlerine çarparak kapının önüne kadar ilerlediler ve Cleo'ya döndüler.
- Bu yol.. Sen kimsin, neden burdasın, amacın ne, ne yapmaya çalışıyorsun, seni yaratıcı mı gönderdi... diye yeninden saçmalamaya başladılar. Yine geçmişi unutmuşlardı.
- Bu yol.. Sen kimsin, neden burdasın, amacın ne, ne yapmaya çalışıyorsun, seni yaratıcı mı gönderdi... diye yeninden saçmalamaya başladılar. Yine geçmişi unutmuşlardı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Adun bağlandığı yerde sinir krizleri geçirmekteydi. Gözlerini kapatmış, kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu.
Birden havayı dolduran kılıç sesleriyle gözlerini açtı ve ileriye baktı. Açıklığın diğer tarafından askerler orklara saldırıyordu. İşte bu bir şans olabilirdi. Gecenin karanlığı üzerlerini sararken ortada yakılmış üç devasa ateş savaşı aydınlatıyor ve ortama vahşi bir görüntü veriyordu. Sabah bu bölgenin üzerini leş kuşlarının kaplayacağı ise kesindi.
Adun'un savaşa katılıp onları esir alan bu orklara karşı nefretini kusma isteği bedenini kavrıyordu. Diğer Hadatilerde aynı haldeydiler.
Savaş başladıktan kısa bir süre sonra Hadatilerin yanı başında iki şekil belirdi. Zırhlarının üzerlerinde Adun'a yabancı gelen mor bir yelek ve bir şahin arması vardı. İki asker işaret parmaklarını ağızlarına götürerek Hadatilere sessiz olmalarını işaret ettiler ve çıkarttıkları küçük bıçaklarla ipleri kesmeye başladılar.
İpler kısa sürede kesilmişti. Askerler sağ yanı gösterdiler. Adun, o tarafta, kendilerinden alınan silahların yığıldığını görebiliyordu. Kendi greatswordunun sapıysa yığının içinden çıkmış rahatlıkla görünebiliyordu.
Birden havayı dolduran kılıç sesleriyle gözlerini açtı ve ileriye baktı. Açıklığın diğer tarafından askerler orklara saldırıyordu. İşte bu bir şans olabilirdi. Gecenin karanlığı üzerlerini sararken ortada yakılmış üç devasa ateş savaşı aydınlatıyor ve ortama vahşi bir görüntü veriyordu. Sabah bu bölgenin üzerini leş kuşlarının kaplayacağı ise kesindi.
Adun'un savaşa katılıp onları esir alan bu orklara karşı nefretini kusma isteği bedenini kavrıyordu. Diğer Hadatilerde aynı haldeydiler.
Savaş başladıktan kısa bir süre sonra Hadatilerin yanı başında iki şekil belirdi. Zırhlarının üzerlerinde Adun'a yabancı gelen mor bir yelek ve bir şahin arması vardı. İki asker işaret parmaklarını ağızlarına götürerek Hadatilere sessiz olmalarını işaret ettiler ve çıkarttıkları küçük bıçaklarla ipleri kesmeye başladılar.
İpler kısa sürede kesilmişti. Askerler sağ yanı gösterdiler. Adun, o tarafta, kendilerinden alınan silahların yığıldığını görebiliyordu. Kendi greatswordunun sapıysa yığının içinden çıkmış rahatlıkla görünebiliyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Cleo kulaklarını şamdanların vızıldamalarına karşı kapayarak kapıya doğru ilerledi.
Oda da hiç bir şey dikkatini çekmemişti.Araştırmak gereklimi acaba diye düşünürken şamdanlara daha fazla katlanamacağı aklına geldi.
Kapının yanına doğru seyirdi.
tedbirli olmakta fayda var diye düşündü.
Bir iki söz söyledi(Open/Close kapıya doğru..
Oda da hiç bir şey dikkatini çekmemişti.Araştırmak gereklimi acaba diye düşünürken şamdanlara daha fazla katlanamacağı aklına geldi.
Kapının yanına doğru seyirdi.
tedbirli olmakta fayda var diye düşündü.
Bir iki söz söyledi(Open/Close kapıya doğru..
Cleo'nun ağzından sözcükler hızla döküldü ve kapı yavaşça geriye doğru açıldı. Kapının gerisinde başka bir oda görünüyordu. Oda geniş değildi ama tavanı çok yüksekti. şamdanların bulunduğu odayla bu oda arasında büyük bir tezat vardı. Odanın ilerisinde sağdan ve soldan çıkan iki spiral merdiven odanın hemen üstündeki bir balkona bağlanıyordu. Cleo buradan balkondaki kapıyı görebiliyordu. Odanın devasa sütunları arasına geniş kadife kırmızı perdeler çekilmişti. Odadaki pencereler yüksek tavanın hemen altından başladığı için dışarısı görünemiyordu ama pencerelerden içeriye güneş ışığı giriyordu. Yer mermerdendi. Etrafta herhangi özel bir arma, amblem vs. görünmüyor.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:

