ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Adun o pis yeşillerin kokusunu ve kanını üzerinden çıkarmak için derisini yırtarcasına sabunladı kendini, bu işi bitirdikten sonra şehri merak etsede, o taş yapılar ona ne kadar ilginç bir o kadar da ürkütücü gelsede burda kalıp dinlenmeyi tercih etmişti..sanıyorduki bu kararında sıçak banyonun da payı büyüktü..
kendini yatağa bıraktı ve gözlerini yumdu..
kendini yatağa bıraktı ve gözlerini yumdu..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Uyku Adun'u çok çabuk pençelerine almıştı. Yorgun bedeni, aslında alışık olmadığı yatağı çabucak kabullenmişti ve uzun süredir tatmadığı bir dinginliğin tadını çıkartıyordu.
Rüyalarındaki karanlıklar Adun'a oyunlar oynuyordu. Adun önce kovaladığı bir tavşan gördü. Ardından tavşan ufak bri deliğe girdi. Adun'un bu deliğe girmesi imkansızdı. Bedenini büyük bir öfke kaplamıştı. O tavşanı avlamalıydı. O tavşan avlanmalıydı. Adun deliğin hemen üzerindeki tepe boyunca koştu. Tepenin arka tarafına kaydı ve deliğin çıkışını gördü. Tavşan çoktan delikten çıkmış ve tepe boyunca aşağı koşmaktaydı. Adun'da peşinden koştu. Kovalamacaları bir süre devam etti. Toprak çoraklaşmaya, ağaçlar seyrelmeye, güneşin gücü azalmaya başlamıştı. Birden Adun'un karşısında devasa bir kule belirmişti. Taştan yapının etrafı bembeyaz karlarla kaplıydı. Kış olmalıydı...
Adun kapının açılış sesiyle uyandı. Hizmetkar kapıda bekliyordu.
- Efendim, Prens Arutha sizinle görüşmek istiyor. dedi ve Adun'un hazırlanmasını bekledi.
Adun odadan önünde hizmetkarla beraber çıktı ve sarayın karmakarışık koridorlarına daldı bir kez daha. Hizmetkar Adun'u uzun bir merdivenler dizisine getirdi ve sarayın beyaz duvarlarının çevrelediği merdivenler boyunca yukarı çıkarttı. Muhafızların koruduğu bir koridordan içeri girdiler ve bir kaç oda sonra hizmetkar bir kapıyı açarak Adun'a içeriyi işaret etti.
Oda Adun'un muhtemelen beklediğinden çok daha sadeydi. Küçük odanın ortasında bir masa vardı. Masanın arkasındaki camlar ağır kırmızı kadife perdelerle örtülmüştü. Sağ ve sol taraftaysa dolaplar vardı ve dolaplar kitaplarla doluydu. Burası bir çalışma odası olmalıydı.
Masanın başında Krondor'un mor renkleriyle bezenmiş bir pelerin giyen orta boylu genç biri oturuyordu. Adun'un Prens Arutha'nın yaşı hakkında herhangi bir bilgisi yoktu ama adam otuz beş yaş civarında görünüyordu. Genç bir yönetici...
Arutha başını kaldırdı ve önündeki kağıtları kenara iterek hadatiye karşısındaki sandalyeyi gösterdi.
- Otur lütfen. dedi.
- Ben Arutha genç hadati dostum. Anlat bakalım. Peki sen kimsin? Kimin nesisin?
Rüyalarındaki karanlıklar Adun'a oyunlar oynuyordu. Adun önce kovaladığı bir tavşan gördü. Ardından tavşan ufak bri deliğe girdi. Adun'un bu deliğe girmesi imkansızdı. Bedenini büyük bir öfke kaplamıştı. O tavşanı avlamalıydı. O tavşan avlanmalıydı. Adun deliğin hemen üzerindeki tepe boyunca koştu. Tepenin arka tarafına kaydı ve deliğin çıkışını gördü. Tavşan çoktan delikten çıkmış ve tepe boyunca aşağı koşmaktaydı. Adun'da peşinden koştu. Kovalamacaları bir süre devam etti. Toprak çoraklaşmaya, ağaçlar seyrelmeye, güneşin gücü azalmaya başlamıştı. Birden Adun'un karşısında devasa bir kule belirmişti. Taştan yapının etrafı bembeyaz karlarla kaplıydı. Kış olmalıydı...
Adun kapının açılış sesiyle uyandı. Hizmetkar kapıda bekliyordu.
- Efendim, Prens Arutha sizinle görüşmek istiyor. dedi ve Adun'un hazırlanmasını bekledi.
Adun odadan önünde hizmetkarla beraber çıktı ve sarayın karmakarışık koridorlarına daldı bir kez daha. Hizmetkar Adun'u uzun bir merdivenler dizisine getirdi ve sarayın beyaz duvarlarının çevrelediği merdivenler boyunca yukarı çıkarttı. Muhafızların koruduğu bir koridordan içeri girdiler ve bir kaç oda sonra hizmetkar bir kapıyı açarak Adun'a içeriyi işaret etti.
Oda Adun'un muhtemelen beklediğinden çok daha sadeydi. Küçük odanın ortasında bir masa vardı. Masanın arkasındaki camlar ağır kırmızı kadife perdelerle örtülmüştü. Sağ ve sol taraftaysa dolaplar vardı ve dolaplar kitaplarla doluydu. Burası bir çalışma odası olmalıydı.
Masanın başında Krondor'un mor renkleriyle bezenmiş bir pelerin giyen orta boylu genç biri oturuyordu. Adun'un Prens Arutha'nın yaşı hakkında herhangi bir bilgisi yoktu ama adam otuz beş yaş civarında görünüyordu. Genç bir yönetici...
Arutha başını kaldırdı ve önündeki kağıtları kenara iterek hadatiye karşısındaki sandalyeyi gösterdi.
- Otur lütfen. dedi.
- Ben Arutha genç hadati dostum. Anlat bakalım. Peki sen kimsin? Kimin nesisin?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Adun sandalyeyi yabancılıyarak oturdu..
"Ben Adun, beni buraya muhafzlarınız getirdi. Adı Ellis olan. Onlarla karşılaştığımızda bir gurup orc savaşcısının esiriydik. Bizim hayatımızı ayrıca da benim kan avımı kurtardılar. Bunun için size ve onlara minnettarım.
orclarla karşılaştığımızda ise Başımız Ebube ile şehrinize gelmekteydik. Orclar Ebube yi öldürdüğünden yanımdaki diğer hadatiler geri döndü ama ben avımın peşindeyim, kısa bir süre önce kabilem katledildi.."
Adun sözlerini çabuk ama anlaşılır bir şekilde tamamladı ve adamın tepkisini bekledi..
"Ben Adun, beni buraya muhafzlarınız getirdi. Adı Ellis olan. Onlarla karşılaştığımızda bir gurup orc savaşcısının esiriydik. Bizim hayatımızı ayrıca da benim kan avımı kurtardılar. Bunun için size ve onlara minnettarım.
orclarla karşılaştığımızda ise Başımız Ebube ile şehrinize gelmekteydik. Orclar Ebube yi öldürdüğünden yanımdaki diğer hadatiler geri döndü ama ben avımın peşindeyim, kısa bir süre önce kabilem katledildi.."
Adun sözlerini çabuk ama anlaşılır bir şekilde tamamladı ve adamın tepkisini bekledi..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
*Andaras*
Krondor'a geldiği için mutluydu. Aslında bu şehrin her türlü halinini bilirdi. Arka sokakları fakirleri dilencileri, hırsızları... Bütün bunlara rağmen seviyordu burayı. Olduğu gibi seviyordu. Ve artık kendini Krondor'a adamış sayılırdı. Krondor için kan dökmüştü artık. Nedenleri sonuçları yolculuk boyunca düşünmüştü. En sonunda düşünmenin pek fayda getirmeyeceği kanaatine varmıştı. İlginç bir şekilde yaptıkları ona normal bile gelmeye başlamıştı. İlk günkü gibi yatmadan gözünün önüne imgeler gelmiyordu. Hatta şimdi yaptığından gurur duyduğu söylenebilirdi.
Pek sevdiği bir uygulama olmasa da arkerlerin parça parça şehre sokulmasını mantıklı bulduğunu beklemek zorunda kalsa bile iltiraf edebildi. şEhirde bir istila havası yaratmaya gerek yoktu. Ayrıca insanlar onca askeri bir arada gördüklerinde hep en kötü senaryoları düşünürlerdi. Huzuru korumaksa Krondor Muhafızları'nın göreviydi. Ona öyle denmişti hep... Ã?ncesinde pek memnun olmadığı eğitim aslında onu memnun etmişti. Onca şeyle dalga geçtikten sonra bunu sözle söylemek hala zordu. Fakat yapılan çoğu şeyde gerekli bir yan vardı. Ama hala sabah uykusunun sabah antremanından daha yararlı olduğuu söyleyebilirdi kendince...
iki saat boyunca her zaman gittiği hana gidebilirdi. Orada biraz eğlenebilirdi. Dışarda geçen onca günden sonra iyi gelirdi. Ama hala üzerinde üniforması vardı ve mesai saatlerindeydi. Karargaha sadece bir bira içip gitmenin bile ağır cezası olabileceğini öğrenmişti bir keresinde. Akşam gitmeyi daha mantıklı buldu bu yüzden... şimdi ise gerçek bir yatağın hasretini çekiyordu. Fakat 2 saat uyumak için kısıtlı bir süreydi. uykusunun bölünmesinden hiç hoşlanmazdı. Sıcak bir banyo... işte bu gerçekten iyi olabilirdi.
-------------------------------------------------------
NOT: Krondor muhafızlarının barınma olanakları hakında pek bildim yok. O yüzden yazıyı açık bıraktım...
Krondor'a geldiği için mutluydu. Aslında bu şehrin her türlü halinini bilirdi. Arka sokakları fakirleri dilencileri, hırsızları... Bütün bunlara rağmen seviyordu burayı. Olduğu gibi seviyordu. Ve artık kendini Krondor'a adamış sayılırdı. Krondor için kan dökmüştü artık. Nedenleri sonuçları yolculuk boyunca düşünmüştü. En sonunda düşünmenin pek fayda getirmeyeceği kanaatine varmıştı. İlginç bir şekilde yaptıkları ona normal bile gelmeye başlamıştı. İlk günkü gibi yatmadan gözünün önüne imgeler gelmiyordu. Hatta şimdi yaptığından gurur duyduğu söylenebilirdi.
Pek sevdiği bir uygulama olmasa da arkerlerin parça parça şehre sokulmasını mantıklı bulduğunu beklemek zorunda kalsa bile iltiraf edebildi. şEhirde bir istila havası yaratmaya gerek yoktu. Ayrıca insanlar onca askeri bir arada gördüklerinde hep en kötü senaryoları düşünürlerdi. Huzuru korumaksa Krondor Muhafızları'nın göreviydi. Ona öyle denmişti hep... Ã?ncesinde pek memnun olmadığı eğitim aslında onu memnun etmişti. Onca şeyle dalga geçtikten sonra bunu sözle söylemek hala zordu. Fakat yapılan çoğu şeyde gerekli bir yan vardı. Ama hala sabah uykusunun sabah antremanından daha yararlı olduğuu söyleyebilirdi kendince...
iki saat boyunca her zaman gittiği hana gidebilirdi. Orada biraz eğlenebilirdi. Dışarda geçen onca günden sonra iyi gelirdi. Ama hala üzerinde üniforması vardı ve mesai saatlerindeydi. Karargaha sadece bir bira içip gitmenin bile ağır cezası olabileceğini öğrenmişti bir keresinde. Akşam gitmeyi daha mantıklı buldu bu yüzden... şimdi ise gerçek bir yatağın hasretini çekiyordu. Fakat 2 saat uyumak için kısıtlı bir süreydi. uykusunun bölünmesinden hiç hoşlanmazdı. Sıcak bir banyo... işte bu gerçekten iyi olabilirdi.
-------------------------------------------------------
NOT: Krondor muhafızlarının barınma olanakları hakında pek bildim yok. O yüzden yazıyı açık bıraktım...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Cleo için burası Cennet gibiydi.Uzun bir süre yolculuk yapmıştı ve şimdi şu Marshall'ın söyledikleri ona bir arpın tellerinden çıkan melodi gibiydi.
Marshall'a teşekürlerini ilettikten sonra sıcak suyun gelmesini bekledi.Hizmetliler sıcak suyu ve sabunu getirince Cleo'nun keyfi tamamen yerine gelmişti.Güzel ve uzun bir duş aldıktan sonra özenle saçlarını taradı ve akşam yemeğinin saatini bekledi.
Marshall'a teşekürlerini ilettikten sonra sıcak suyun gelmesini bekledi.Hizmetliler sıcak suyu ve sabunu getirince Cleo'nun keyfi tamamen yerine gelmişti.Güzel ve uzun bir duş aldıktan sonra özenle saçlarını taradı ve akşam yemeğinin saatini bekledi.
Arutha Adun'un karşısında oturmuş genç Hadati'yi izliyordu. Adun'un anlattıkları üzerine canının sıkıldığı belliydi. Arutha dalgınca masasına bakmakta ve eliyle, belki de farkında olmadan, kısa top sakalını karıştırmaktaydı. Bir süre düşünür gibi bir görüntü verdi ve ardından sandalyesinde doğrularak Hadati'ye baktı.
- Atalarının mekanı atalarının yanı olsun. dedi Arutha Hadati usulünce kaybedilen kabileye atfen.
- Demek Ebube öldürüldü. diyerek devam etti. Bu haberin canını sıktığı belliydi.
- Seninle açık konuşacağım Hadati. Ebube aslında Krondor'a bana yardımcı olmak için geliyordu. şehrimde bir süre önce bastırılmış bir takım olaylar yeniden baş göstermeye başladı. Bu sebeple farklı yerlerden farklı yardımlar istedim. Ebube'de bunlardan biriydi.
- Birazdan akşam yemeği için aşağı ineceğim. İstersen sen de bana katıl. Yemek sırasında bu konu üzerinde diğerleriyle de konuşacağız. Eğer kabul edersen senin de yardımını istiyorum. Bir süre Krondor'da kal. Üstelik bildiğini tahmin ettiğim üzere Krondor bu dünyadaki belki de en kozmopolit şehir. Avın hakkında burada bilgi toplayamayacaksan başka bir yerde toplayamazsın. Eğer elindeki bilgileri bana verirsen ben de sana yardımcı olmaya çalışırım. dedi ve ayağa kalktı.
- Geliyor musun ?
- Atalarının mekanı atalarının yanı olsun. dedi Arutha Hadati usulünce kaybedilen kabileye atfen.
- Demek Ebube öldürüldü. diyerek devam etti. Bu haberin canını sıktığı belliydi.
- Seninle açık konuşacağım Hadati. Ebube aslında Krondor'a bana yardımcı olmak için geliyordu. şehrimde bir süre önce bastırılmış bir takım olaylar yeniden baş göstermeye başladı. Bu sebeple farklı yerlerden farklı yardımlar istedim. Ebube'de bunlardan biriydi.
- Birazdan akşam yemeği için aşağı ineceğim. İstersen sen de bana katıl. Yemek sırasında bu konu üzerinde diğerleriyle de konuşacağız. Eğer kabul edersen senin de yardımını istiyorum. Bir süre Krondor'da kal. Üstelik bildiğini tahmin ettiğim üzere Krondor bu dünyadaki belki de en kozmopolit şehir. Avın hakkında burada bilgi toplayamayacaksan başka bir yerde toplayamazsın. Eğer elindeki bilgileri bana verirsen ben de sana yardımcı olmaya çalışırım. dedi ve ayağa kalktı.
- Geliyor musun ?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
--- NOT: Andaras son mesajında yaptıklarını asker toplanmasından sonra yaptığını varsayıyorum. ---
Ellis dağıtım emrini verdikten sonra Andaras kamp günleri kullandığı barakaya doğru ilerledi. Askerler için tahsis edilmiş barakaya gittiğinde kendi odasına girdi ve eşyalarını toparlamaya başladı. Krondor barakalarında her bir oda sekiz kişi için dizayn edilirdi.
Andaras bir hafta sonra geri geleceği için fazla bir şey toparlamadı. Askeri alana yakın olan ve kendilerine krallık tarafından teslim edilen ufak evinde geçirilecek bir hafta ona iyi gelebilirdi. Belki biraz deniz kenarındaki kadın satıcılarına da gider biraz eğlenirdi. Evet güzel bir hafta onu bekliyordu.
/// NOT: Bu bir hafta için istediğin şekilde bir RP atabilirsin. Evini de bir oda bir tuvalet-banyodan daha kompleks olmamak kaydıyla keyfince düzenleyebilirsin.
Ellis dağıtım emrini verdikten sonra Andaras kamp günleri kullandığı barakaya doğru ilerledi. Askerler için tahsis edilmiş barakaya gittiğinde kendi odasına girdi ve eşyalarını toparlamaya başladı. Krondor barakalarında her bir oda sekiz kişi için dizayn edilirdi.
Andaras bir hafta sonra geri geleceği için fazla bir şey toparlamadı. Askeri alana yakın olan ve kendilerine krallık tarafından teslim edilen ufak evinde geçirilecek bir hafta ona iyi gelebilirdi. Belki biraz deniz kenarındaki kadın satıcılarına da gider biraz eğlenirdi. Evet güzel bir hafta onu bekliyordu.
/// NOT: Bu bir hafta için istediğin şekilde bir RP atabilirsin. Evini de bir oda bir tuvalet-banyodan daha kompleks olmamak kaydıyla keyfince düzenleyebilirsin.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Su sıcacıktı. Casper için bu rahat duş eşi bulunmaz bir güzellik olmuştu. Sıcak köpüklerin bedeninde dans edişini hissetmek gereçek tartışılmaz bir hazdı.
Duşu uzun sürdürmeyi ve sıcak suyun içinde kalabildiği kadar kalmayı planlamıştı ama su herhangi bir sistemle tazelenmediği için soğuması Casper'ın umduğundan daha kısa bir zaman almıştı. Oda, sabunun sahip olduğu güzel kokuyla buram buram sarılmıştı. Casper duştan çıkarak atletik bedenini kuruladı. Üzerini giyinerek yatağına uzandı ve yumuşacık yatakta, her ne kadar ilk başlarda biraz yadırgasa da, uzun süredir hiç hissetmediği bir huzur tattı.
Casper kapıya vurulma sesiyle uyandı. Kalenin doğusuna bakan odasının penceresinden artık çok az ışık geliyordu. Kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında ona hizmet için tahsis edilmiş hizmetkar vardı.
- Efendim, akşam yemeği için yaklaşık yarım saat var. Haber vermemi istemiştiniz. dedi ve arkadaki duş bölümünü görerek,
- İzninizle duş suyunuzu temizleyeyim diyerek içeri girdi.
Casper kendisine çeki düzen vermeye çalışırken hizmetkar duş haznesindeki suyu kovalara doldurdu ve odadan dışarı taşıdı. Yaklaşık yirmi dakika sonra her şey hazırdı. Hizmetkar,
- Lütfen beni takip edin efendim. dedi ve koridorda Casper'ın önüne düştü.
Taş duvarların çevrelediği uzun koridorlar boyunca ilerlediler ve merdivenlerden aşağı indiler. Bir alt kattaki koridorda ikinci sağa döndüler ve biraz daha ilerlediler. Hizmetkar karşılarına çıkan kapıyı açtı ve,
- Saygıdeğer Prens Arutha'da biraz sonra teşrif edecekler efendim. Lütfen keyfinize bakın. dedi ve dönerek uzaklamak üzere hareketlendi.
/// Not: Odandan çıkarken aldığın özel şeyleri belirtebilirsin.
Duşu uzun sürdürmeyi ve sıcak suyun içinde kalabildiği kadar kalmayı planlamıştı ama su herhangi bir sistemle tazelenmediği için soğuması Casper'ın umduğundan daha kısa bir zaman almıştı. Oda, sabunun sahip olduğu güzel kokuyla buram buram sarılmıştı. Casper duştan çıkarak atletik bedenini kuruladı. Üzerini giyinerek yatağına uzandı ve yumuşacık yatakta, her ne kadar ilk başlarda biraz yadırgasa da, uzun süredir hiç hissetmediği bir huzur tattı.
Casper kapıya vurulma sesiyle uyandı. Kalenin doğusuna bakan odasının penceresinden artık çok az ışık geliyordu. Kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında ona hizmet için tahsis edilmiş hizmetkar vardı.
- Efendim, akşam yemeği için yaklaşık yarım saat var. Haber vermemi istemiştiniz. dedi ve arkadaki duş bölümünü görerek,
- İzninizle duş suyunuzu temizleyeyim diyerek içeri girdi.
Casper kendisine çeki düzen vermeye çalışırken hizmetkar duş haznesindeki suyu kovalara doldurdu ve odadan dışarı taşıdı. Yaklaşık yirmi dakika sonra her şey hazırdı. Hizmetkar,
- Lütfen beni takip edin efendim. dedi ve koridorda Casper'ın önüne düştü.
Taş duvarların çevrelediği uzun koridorlar boyunca ilerlediler ve merdivenlerden aşağı indiler. Bir alt kattaki koridorda ikinci sağa döndüler ve biraz daha ilerlediler. Hizmetkar karşılarına çıkan kapıyı açtı ve,
- Saygıdeğer Prens Arutha'da biraz sonra teşrif edecekler efendim. Lütfen keyfinize bakın. dedi ve dönerek uzaklamak üzere hareketlendi.
/// Not: Odandan çıkarken aldığın özel şeyleri belirtebilirsin.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Cleo yatağın tavanına bakarak hizmetkarın gelişini bekliyordu. Sıkılmaya başlamıştı. Yaşayacaklarının belirsizliği bir yana, anın durgunluğu gerçekten can sıkıcı bir olaydı. Cleo bunları düşündükten kısa bir süre sonra kapı çalındı. Kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında Marshall vardı.
- Efendim, eğer hazırsanız yemeğe inelim. dedi ve eliyle Cleo'ya koridoru nazik bir şekilde gösterdi.
Cleo zaten hazır olarak beklediğinden odadan çıktı ve Marshall'ın peşine takıldı. Koridor boyunca ilerlediler ve merdivenlere geldiler. İki kat boyunca aşağı inerek yeniden, bu sefer başka bir koridor boyunca ilerlemeye başladılar. İkinci koridordan sağa döndüler ve bir süre daha ilerledikten sonra Cleo karşılarındaki uzun yemek masasını görebiliyordu. Masanın başında birisi vardı. Marshall Cleo'ya,
- Prens Arutha birazdan sizlerle olacak efendim. dedi ve ayrıldı.
/// Not: Odandan aldığın özel bir şey varsa belirtebilirsin.
Cleo ve Casper mesajlarınızın sonuna PS koyarak dış görünümlerinizi birbirinize tasvir ederseniz iyi olacaktır.
- Efendim, eğer hazırsanız yemeğe inelim. dedi ve eliyle Cleo'ya koridoru nazik bir şekilde gösterdi.
Cleo zaten hazır olarak beklediğinden odadan çıktı ve Marshall'ın peşine takıldı. Koridor boyunca ilerlediler ve merdivenlere geldiler. İki kat boyunca aşağı inerek yeniden, bu sefer başka bir koridor boyunca ilerlemeye başladılar. İkinci koridordan sağa döndüler ve bir süre daha ilerledikten sonra Cleo karşılarındaki uzun yemek masasını görebiliyordu. Masanın başında birisi vardı. Marshall Cleo'ya,
- Prens Arutha birazdan sizlerle olacak efendim. dedi ve ayrıldı.
/// Not: Odandan aldığın özel bir şey varsa belirtebilirsin.
Cleo ve Casper mesajlarınızın sonuna PS koyarak dış görünümlerinizi birbirinize tasvir ederseniz iyi olacaktır.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Cleo acıkmıştı ve Marshall'ın gelmesi gerçekten hoşuma gitmişti, çünkü artık karnını doyurabilecekti.
Odasından çıkarken hiçbirşey yanına almadı,sadece bir yemeğe gidiyordu.
Marshall'ı izlemeye başladı.Kalenin koridorlarında biraz dolaştıktan sonra yemek salonuna varmışlardı.Büyük yemek salonun asaleti dikkatini çekmişti Cleo'nun.Masa da birinin daha oturduğunu farketti.
En azından yalnız değilim.
Hafif adımlarla yürüyerek oturanın karşısındaki sandalyeye oturdu.
____________________________________
(İnce ve zayıf,orta boylu,mavi bir cüppe giyinmiş,gri gözlü,siyah uzun saçlı genççe bir insanoğluna bakıyorsun Casper.)
Odasından çıkarken hiçbirşey yanına almadı,sadece bir yemeğe gidiyordu.
Marshall'ı izlemeye başladı.Kalenin koridorlarında biraz dolaştıktan sonra yemek salonuna varmışlardı.Büyük yemek salonun asaleti dikkatini çekmişti Cleo'nun.Masa da birinin daha oturduğunu farketti.
En azından yalnız değilim.
Hafif adımlarla yürüyerek oturanın karşısındaki sandalyeye oturdu.
____________________________________
(İnce ve zayıf,orta boylu,mavi bir cüppe giyinmiş,gri gözlü,siyah uzun saçlı genççe bir insanoğluna bakıyorsun Casper.)
Gerçekten de buradaki yatak kendisininkinden daha dinlendiriciydi. Ancak daha fazla bağımlılık yaratacağı kesindi. Prens Arutha gibi yapacak işi fazla olmayan birinin bu gibi bir yatağında varlığıyla nasılda şişmanlayacağını düşündü. Küçükken hatırladığı kadarıyla oldukça zayıf olan prensin görüntüsüne bir göbek ekledi. O zamanlar çok küçük olduğundan yüzünü hatırlayamadığı için sadece hayal etti.
*Craydee'deki yatağı da belki bunun kadar rahattı*
diye geçirdi içinden. Belki de o kadar fazla kilo almamıştı.
Kapısı çalındı ve açtığında kendini buraya getiren hizmetkarla karşılaştı.
Casper kalakalmıştı. Adam odasına girmiş ve kendi kirli suyunu temizlemeye başlamıştı. Küçükken bunu yapan annesi aklına geldi. Bunu garipsemezdi ama ona efendim diyen bir yabancının bunu yapması biraz rahatsız olmasına yol açtı.
Yaklaşık yirmi dakikalık bir çalışma sonunda hizmetkar işini bitirene kadar Casper sakalını keskin bıçağı ile kesmeye başladı ve hizmetkarın garipseyen bakışlarını işini bitirdiğini düşündüğü zaman ancak fark etti.
Banyo olduktan sonra giysilerinden yayılan ter ve kir kokusunu daha fazla hisseder olmuştu. Kendisi alışabilirdi ama prensin karşına bu giysilerle çıkamazdı. Hizmetkarın kendine gösterdiği giysileri giymeye başladı.
Yeşil ve bacakları saran ancak üstüne oldukça güzel oturan yeşil bir tayt ile üstüne kendini biraz sıktığını düşündüğü oldukça cafcaflı kırmızı ve kahverengi bir giysiyi geçirdi. Giysilerin başka bir parçası olan mor ve yeşil renkteki yastık benzeri kabarık şapkayı ise gözü pek tutmadığından giymedi.
Sonunda kendi işi bittiğinde bir süre daha hizmetkarın işini bitirmesini bekledi.
*Acaba ona adını sormalı mıyım?*
diye düşündü. Ancak bu hareketinin yanlış yada farklı anlaşılmasından korktu. Daha önce zengin zümre içinde hiç bulunmadığını bir kere daha hatırladı.
Yanına ne alması gerektiğini düşündü. Bıçağı olmadan kendini gerçekten çıplak hissedecekti. Ancak onun olması prense karşı saygısızlık sayılabilirdi. Ã?antasını açarak 4 kere katlanmış haritasını çıkarttı. Bu harita istediği kadar ayrıntılıydı ve gerekli olan bilgileri bunun üstünde işaretleyebilirdi. Bilmediği bir yerde kaybolmanın ne demek olduğunu bilirdi.
Sonunda hizmetkarın işi bitti.
Kapı hizmetkarın arkasında kısa bir süre baktı ve derin nefesini çekerek içeri girdi.
RP dışı: Üstüme giydiklerimi zaten yukarıda yazdım. Vücut yapım hakkında söyleyebileceklerim ise şunlar;
Yanık bir tenim ve kahverengi gözlerim var. Siyah kısa saçlarım uzun zamandır taranmamış ve tamamen kazıtılıp sonra tekrar uzamaya bırakıldığından her yerinden aynı uzunlukta, dalgalı, gür ve şekilsiz. Ancak kısa olması taranmama sonucu dağınıklığın az olmasına sebep oluyor. Sakalım ise sanki 3 gün önce tıraş olmuşum gibi uzun.
Gözlerimin altlarında bazen sürekli kısılmadan doğmuş hafif bir kırışıklık yüzümün geri kalanındaki gençlik içinde fark ediliyor.
1.82 boyunda ve kaslı yapıda ve atletik yapıda bir vücuda sahibim. Kollarım üstümdeki giysiden fark edilmese de altımdaki tayt bacağımı sardığından bacak kaslarım oldukça belli.
*Craydee'deki yatağı da belki bunun kadar rahattı*
diye geçirdi içinden. Belki de o kadar fazla kilo almamıştı.
Kapısı çalındı ve açtığında kendini buraya getiren hizmetkarla karşılaştı.
- Tabii.- Efendim, akşam yemeği için yaklaşık yarım saat var. Haber vermemi istemiştiniz. dedi ve arkadaki duş bölümünü görerek,
- İzninizle duş suyunuzu temizleyeyim diyerek içeri girdi.
Casper kalakalmıştı. Adam odasına girmiş ve kendi kirli suyunu temizlemeye başlamıştı. Küçükken bunu yapan annesi aklına geldi. Bunu garipsemezdi ama ona efendim diyen bir yabancının bunu yapması biraz rahatsız olmasına yol açtı.
Yaklaşık yirmi dakikalık bir çalışma sonunda hizmetkar işini bitirene kadar Casper sakalını keskin bıçağı ile kesmeye başladı ve hizmetkarın garipseyen bakışlarını işini bitirdiğini düşündüğü zaman ancak fark etti.
Banyo olduktan sonra giysilerinden yayılan ter ve kir kokusunu daha fazla hisseder olmuştu. Kendisi alışabilirdi ama prensin karşına bu giysilerle çıkamazdı. Hizmetkarın kendine gösterdiği giysileri giymeye başladı.
Yeşil ve bacakları saran ancak üstüne oldukça güzel oturan yeşil bir tayt ile üstüne kendini biraz sıktığını düşündüğü oldukça cafcaflı kırmızı ve kahverengi bir giysiyi geçirdi. Giysilerin başka bir parçası olan mor ve yeşil renkteki yastık benzeri kabarık şapkayı ise gözü pek tutmadığından giymedi.
Sonunda kendi işi bittiğinde bir süre daha hizmetkarın işini bitirmesini bekledi.
*Acaba ona adını sormalı mıyım?*
diye düşündü. Ancak bu hareketinin yanlış yada farklı anlaşılmasından korktu. Daha önce zengin zümre içinde hiç bulunmadığını bir kere daha hatırladı.
Yanına ne alması gerektiğini düşündü. Bıçağı olmadan kendini gerçekten çıplak hissedecekti. Ancak onun olması prense karşı saygısızlık sayılabilirdi. Ã?antasını açarak 4 kere katlanmış haritasını çıkarttı. Bu harita istediği kadar ayrıntılıydı ve gerekli olan bilgileri bunun üstünde işaretleyebilirdi. Bilmediği bir yerde kaybolmanın ne demek olduğunu bilirdi.
Sonunda hizmetkarın işi bitti.
- Lütfen beni takip edin efendim. dedi ve koridorda Casper'ın önüne düştü.
Taş duvarların çevrelediği uzun koridorlar boyunca ilerlediler ve merdivenlerden aşağı indiler. Bir alt kattaki koridorda ikinci sağa döndüler ve biraz daha ilerlediler. Hizmetkar karşılarına çıkan kapıyı açtı ve,
- Saygıdeğer Prens Arutha'da biraz sonra teşrif edecekler efendim. Lütfen keyfinize bakın. dedi ve dönerek uzaklamak üzere hareketlendi.
Kapı hizmetkarın arkasında kısa bir süre baktı ve derin nefesini çekerek içeri girdi.
RP dışı: Üstüme giydiklerimi zaten yukarıda yazdım. Vücut yapım hakkında söyleyebileceklerim ise şunlar;
Yanık bir tenim ve kahverengi gözlerim var. Siyah kısa saçlarım uzun zamandır taranmamış ve tamamen kazıtılıp sonra tekrar uzamaya bırakıldığından her yerinden aynı uzunlukta, dalgalı, gür ve şekilsiz. Ancak kısa olması taranmama sonucu dağınıklığın az olmasına sebep oluyor. Sakalım ise sanki 3 gün önce tıraş olmuşum gibi uzun.
Gözlerimin altlarında bazen sürekli kısılmadan doğmuş hafif bir kırışıklık yüzümün geri kalanındaki gençlik içinde fark ediliyor.
1.82 boyunda ve kaslı yapıda ve atletik yapıda bir vücuda sahibim. Kollarım üstümdeki giysiden fark edilmese de altımdaki tayt bacağımı sardığından bacak kaslarım oldukça belli.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Oldukça gösterişli yemek salonunda tüm soğukluklar olduğu belli bir tepsi içinde yemekler duruyordu. Sıcaklar Aruthanın gelişiyle açılacaktı anlaşılan. Birde üstü kapalı bir tepsi vardı.
*Acaba altında ne var*
diye geçirdi içinden. Etrafına baktı ve kimsenin olmadığını gördü. Tepsinin altına baktı ve içinde soğumakta olan bir içeceği gördü. Geldiğinden beri susadığını şimdi hatırladı. Etrafına bir bakış daha attı ve yanındaki kulplu bardağı alıp içeceğin içine sokacağı sırada birilerinin daha geldiği duydu. Hemen tepsiyi eski haline getirerek bardağını eskiden bulunduğu yere koydu. İçinden kendisini buraya ne olduğunu dahi anlatmadan gönderdiği içinde Martine sövdü.
İki kişinin içeri girişiyle sırtında bir karıncalanma hissetti. Ormanda bir atmacayken burada bulunmak kendini bir serçe gibi hissetmesine yok açıyordu.
Adam yürüdü ve karşısındaki sandalyesine oturdu. Gözleri kesişti ve bu durumda ne yapması gerektiğini düşündü. Orta boylu, zayıf ve hastalıklı bir vücuda sahipti. Gri gözleri ve siyah özenle taranmış saçları vardı. Bu onun bir soylu olduğunu düşünmesine yol açtı. Karşısındakiyle konuşmaması yanlış anlaşılacaktı ancak konuşurken de yanlış yapmak istemiyordu.
*Ne demeliyim? "İyi günler. Ben Crydee'den Casper Altınyay. Sanırım sizde başka bir yerden geliyorsunuz." Hayır çok uzun! "İyi akşamlar. Casper Altınyay. Crydee'den Dük martin tarafından gönderildim." Olmaz gönderildim olmuyor! "İyi akşamlar. Casper Altınyay. Crydee dükü Martin'in elçisiyim. Siz?" Bir şey söylemeliyim. Ama ne. Bana bakıyor bir şey söyle."
"Meraba!"
*Acaba altında ne var*
diye geçirdi içinden. Etrafına baktı ve kimsenin olmadığını gördü. Tepsinin altına baktı ve içinde soğumakta olan bir içeceği gördü. Geldiğinden beri susadığını şimdi hatırladı. Etrafına bir bakış daha attı ve yanındaki kulplu bardağı alıp içeceğin içine sokacağı sırada birilerinin daha geldiği duydu. Hemen tepsiyi eski haline getirerek bardağını eskiden bulunduğu yere koydu. İçinden kendisini buraya ne olduğunu dahi anlatmadan gönderdiği içinde Martine sövdü.
İki kişinin içeri girişiyle sırtında bir karıncalanma hissetti. Ormanda bir atmacayken burada bulunmak kendini bir serçe gibi hissetmesine yok açıyordu.
Adam yürüdü ve karşısındaki sandalyesine oturdu. Gözleri kesişti ve bu durumda ne yapması gerektiğini düşündü. Orta boylu, zayıf ve hastalıklı bir vücuda sahipti. Gri gözleri ve siyah özenle taranmış saçları vardı. Bu onun bir soylu olduğunu düşünmesine yol açtı. Karşısındakiyle konuşmaması yanlış anlaşılacaktı ancak konuşurken de yanlış yapmak istemiyordu.
*Ne demeliyim? "İyi günler. Ben Crydee'den Casper Altınyay. Sanırım sizde başka bir yerden geliyorsunuz." Hayır çok uzun! "İyi akşamlar. Casper Altınyay. Crydee'den Dük martin tarafından gönderildim." Olmaz gönderildim olmuyor! "İyi akşamlar. Casper Altınyay. Crydee dükü Martin'in elçisiyim. Siz?" Bir şey söylemeliyim. Ama ne. Bana bakıyor bir şey söyle."
"Meraba!"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Cleo zarifçe yerine oturup güler yüzüyle karşısındaki adama baktı.Kahverengi gözlerinin yanında kırışıklıklar vardı bunun anlamı ya çok güleryüzlü yada çok sinirli biri olması diye düşündü.Taranmamış saçları kötü bir görüntü veriyor die düşündü ama bunu çokta önemsemedi.
Tam bir başlangıç konuşmaya yapmaya hazırlanırken Adam bir anda:
Meraba ben de Cleo.Yıldızlimanından gelen bir büyü kullanıcısıyım.Gerçekten sevdim Krondor'u.İlginç ve kalabalık bir yer.Sence?
Cleo içeri girerken bardağı yerine koymaya çalıştığı görmüştü Adamın.tekrar gülesi geldi ama tuttu kendimi saygılı bir biçimde.
Bu arada senin ismin nedir?
Tam bir başlangıç konuşmaya yapmaya hazırlanırken Adam bir anda:
Cleo gülmemek için kendini zor tuttu.Meraba derken amma zorlanmıştı adam.Darkgnome wrote:"Meraba!"
Meraba ben de Cleo.Yıldızlimanından gelen bir büyü kullanıcısıyım.Gerçekten sevdim Krondor'u.İlginç ve kalabalık bir yer.Sence?
Cleo içeri girerken bardağı yerine koymaya çalıştığı görmüştü Adamın.tekrar gülesi geldi ama tuttu kendimi saygılı bir biçimde.
Bu arada senin ismin nedir?
\\\PS: Bildiğim kadarıyla genetik olarak gri göz rengi oluşumu imkansız olduğundan bunu yakın olabilecek soluk maviye çekelim. Yanlış biliyorsam pm le uyarın gri olarak devam ederiz.BrokenBlade wrote:(...gri gözlü...)
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
