“Uyumadan önce kiminle nerede olduğumu nasıl bilebilirsin ki? Sen sadece bir rüyasın…”
Ama bu sırada girdikleri dehliz bitmiş, açık havayı ve rüzgârı hissetmeye başlamışlardı. şimdi küçük bir koruluğa çıkmışlardı, ileride küçük bir göl vardı. Ağaçların arasındaki açıklıkta taşlardan dizayn edilmiş, küçük bir sunağa benzeyen bir çember vardı. Jarenek daha kızı tutamadan hızla bu çemberin içine koşmuştu.
Çok bir zaman geçmeden yanına yetişmişti. En ortadaki sunağın üzerinde tuhaf bir yüzük vardı. Yüzük anca bir kızın parmağına girecek kadar küçüktü. Üzerinde beyaz parıldayan taşlardan iki melek kanadı dizaynı vardı…
Raven Jarenek’e fısıldadı…
“Rüyalarımda hep bu yüzüğü taktığımı görüyordum… Gerçekten ne kadar hoş değil mi?”
Raven güzel bir şey görmüş olmanın heyecanıyla hiç düşünmeden elini yüzüğe uzattı. Ama parmakları yüzüğe değdiği gibi başının yanından bir ok geçti. Ne olduğunu almak için dönüp baktıklarında bir satyrin taş çemberin kenarında durmuş gerdiği yaya yeni bir ok taktıklarını gördüler… Belinde ise Jarenek’in hep rüyalarında gördüğü defneyaprağı şeklindeki kılıç vardı…
“Siz insanların veya kara elflerin buradan geçip gitmesi umurumda değil ama koruduğum kutsal emanete el uzatırsanız kim olduğunuzu dinlemem bile. Uzaklaşın oradan yoksa o kızın emanetime uzattığı elini oklarım…”
( öncelik sırası; 1; Jarenek, 2; Satyr, 3; Raven )



