KIYAMETİN AYAK SESLERİ(RP EKRANI)
Cüce tartışmaları metanetle izledikten sonra haklı olabileceklerine karar vermişti. Odak alabilecekleri tek nokta orası ise oraya gidilecekti. Gür kızıl saç ve sakalları arasından farkedilmesi güç bir kaç çatmanın ardındsan konuştuğunda sesi buz gibiydi. Ufaklığı rahat bırak büyücü, bırakta hangi lanet büyülerin varsa onlara odaklan! Büyücünün tepkisini beklemeden diğerlerine döndü. İlerliyormuyuz?
Bunu söylerken bir yandan, yavaşça o yöne doğru süzülmeye başlamıştı bile...
Bunu söylerken bir yandan, yavaşça o yöne doğru süzülmeye başlamıştı bile...
Andero'nun bu konuda daha fazla düşünmeye ihtiyacı yoktu. Büyücünün bariz bir şekilde kendi öğretilerine kayan tavrı dikkatini çekmişti. Onun dışında ise şu anda gözüne batan birileri yoktu. Sadece şu suskun adama karşı biraz mesafeli durmayı tercih etmeyi aklının bir köşesine yazdı. Bu gruba alınan herkesin er yada geç açığa çıkacak bir görevi olduğu barizdi. Drowlarla olan basit savaşta düşünmeden ileri atılması da, suskun kişiliğinin altında bir şeyler sakladığına dair bir göstergeydi. Onun dışında herhangi birisi yarı iblisi düşündürmüyordu zira işine yaradıkları sürece durmalarında bir problem yoktu.
Andero'nun iri bedeni grupla beraber ilerlemeye başladı.
Andero'nun iri bedeni grupla beraber ilerlemeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
Cüceler!
Neden? Yani neden CÃ?CE? Başka hiçbir ırk yok muydu? Tüm Multiverse"de sayısız ırk varken NEDEN cüce?!
Necros içinden cüce hakkında rengarenk küfürler sıralamaya başlamıştı ama hiçbirini dile getirmedi. Bunları söylemesi, daha fazla karmaşaya neden olacaktı ve şu anda en son ihtiyacı olan şey daha fazla kargaşaydı.
Buçukluğun en sonunda söz dinlemesi işine gelen Başbüyücü, bıyık altından gülümsedi. Buçukluğun lanetlendiğine inanması, gerçekten lanetlenmesinden daha iyiydi. Kendilerini oyalayacak hareketler yapmadığı müddetçe buçukluğa göz yumabilirdi, ama artık lanetlendiğine inandığı için grubu oyalamayacaktı.
Yine de biraz fala konuşuyordu. Fısıltıları duyulabilirdi. Aslında lanetlenmediğinin ortaya çıkması pek de iyi olmazdı.
Az önceki mesaj büyüsünün etkisi hala devam ettiğinden, Başbüyücü dudaklarını hafifçe kıpırdatarak buçukluğa yönelik konuştu.
"Kes sesini. Olağan davran. Bu konuda kimseye en ufak bir söz bile söyleme. Eğer yeterince uslu durursan, laneti kaldırırım çocuk. Aferin Rivro. şimdi bizimle gel bakalım."
Necros yüzünü güneşe döndü ve ilerlemeye odaklanarak güneşe doğru süzülmeye başladı.
Neden? Yani neden CÃ?CE? Başka hiçbir ırk yok muydu? Tüm Multiverse"de sayısız ırk varken NEDEN cüce?!
Necros içinden cüce hakkında rengarenk küfürler sıralamaya başlamıştı ama hiçbirini dile getirmedi. Bunları söylemesi, daha fazla karmaşaya neden olacaktı ve şu anda en son ihtiyacı olan şey daha fazla kargaşaydı.
Buçukluğun en sonunda söz dinlemesi işine gelen Başbüyücü, bıyık altından gülümsedi. Buçukluğun lanetlendiğine inanması, gerçekten lanetlenmesinden daha iyiydi. Kendilerini oyalayacak hareketler yapmadığı müddetçe buçukluğa göz yumabilirdi, ama artık lanetlendiğine inandığı için grubu oyalamayacaktı.
Yine de biraz fala konuşuyordu. Fısıltıları duyulabilirdi. Aslında lanetlenmediğinin ortaya çıkması pek de iyi olmazdı.
Az önceki mesaj büyüsünün etkisi hala devam ettiğinden, Başbüyücü dudaklarını hafifçe kıpırdatarak buçukluğa yönelik konuştu.
"Kes sesini. Olağan davran. Bu konuda kimseye en ufak bir söz bile söyleme. Eğer yeterince uslu durursan, laneti kaldırırım çocuk. Aferin Rivro. şimdi bizimle gel bakalım."
Necros yüzünü güneşe döndü ve ilerlemeye odaklanarak güneşe doğru süzülmeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Rivro son sözlerle daha çok sarsıldı . Adam uslu olmasını söylüyordu. Ã?etenin başındaki adamın da anlattığı birçok hikayede uzunlar kötü şeyleri yapmadan böyle söylüyorlardı.
Gruptakiler şimdilik bir şey anlamamışlardı. Ya da belli etmiyorlardı. şimdilik o güneşe uçmak en doğrusu gibiydi. Ama sonrasında ne olacaktı Rivro bilmiyordu. Düşünmeliydi. İyi düşünmeliydi.
Bir an için etrafına bakmaya çalıştı. İsimsiz oğlan bir çeşit değerli taş bulmalarını istemişti onlardan. Bir an Rivro tanrılar hakkında söylenilenleri hatırladı. En sessizce söylenen sözleri bile duyduklarını hatırladı. Acaba isimsiz olan onları duyuyormuydu. Ama içinde bir his sanki onun burada olmadığını söylüyordu.
Cennet hissi sonunda gitmişti. Hatta ilk başta uzunların arasında kalmanın verdiği duygudan bile daha kötüydü yaşadıkları. Bir büyücünün o dehşet verici uzunlardan birinin eline düşmek üzereydi.
Gruptakiler şimdilik bir şey anlamamışlardı. Ya da belli etmiyorlardı. şimdilik o güneşe uçmak en doğrusu gibiydi. Ama sonrasında ne olacaktı Rivro bilmiyordu. Düşünmeliydi. İyi düşünmeliydi.
Bir an için etrafına bakmaya çalıştı. İsimsiz oğlan bir çeşit değerli taş bulmalarını istemişti onlardan. Bir an Rivro tanrılar hakkında söylenilenleri hatırladı. En sessizce söylenen sözleri bile duyduklarını hatırladı. Acaba isimsiz olan onları duyuyormuydu. Ama içinde bir his sanki onun burada olmadığını söylüyordu.
Cennet hissi sonunda gitmişti. Hatta ilk başta uzunların arasında kalmanın verdiği duygudan bile daha kötüydü yaşadıkları. Bir büyücünün o dehşet verici uzunlardan birinin eline düşmek üzereydi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Büyücü Rivro diye bağırdıktan sonra Kami dikkatini o tarafa yöneltmişti. Necros'un söylediklerini kısmen de olsa duymuş olan Kami bunlardan hiç de memnun kalmamıştı. Diğerlerinin arkasından güneş benzeri yapıya süzülmeye başlamadan önce rünlerin gücünü sınamayı denedi. İsimsiz Olan onlara araştırmalarında kolaylık sağlayacak güçler vereceğini söylemişti. Söz konusu araştırma bouytlarda geçtiğinden hareket kolaylığı da bunlardan biri olabilirdi. Kami en önde ilerleyen Rivro'nun biraz ilerisindeki bir noktayıa kilitlendi ve konsantre oldu. Zihninde orada bulunduğunu canlandırdı fakat sonuç sıfırdı. Rünlerin bu şekilde işlemediğini gördükten sonra grubun arkasında güneşe doğru süzüldü. Hareketlerini tamamladıklarında yapacağı ilk şey o büyücü ile konuşmak olacaktı...
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Uçuyor uçuyor uçuyordu. Güneşe sanki hiç ulaşamayacaklarmış gibi geliyordu Rivro ya. O anın yarattığı gerginlik durumunu daha da zorlaştırıyordu. Grup üyelerinin hepsi onu izliyor gibiydi.
Nergos un onu nanetlediğini ya duymamışlardı ya da henüz duymuyor gözüküyorlardı. Rivro nanetlenmenin ona ne yapacağını bilmek isterdi. Ne olursa olsun kötü bir şey olduğundan çok az şüphe ediyordu.
Biraz geride kalıp Nergos a incelemeye onu bireaz daha iyi tanımaya çalıştı. Üzerinde sadece yırtık pırtık dilenci cübbesi vardı. Onun altında da harfler. Yüzünü ve vucudunu tam göremiyordu.
Bir büyücü olup olmadığından bile tam emin olmamalıydı belki. Henüz hiç büyü yapmamıştı. Ama bu politik enerji dünyasını epey bi anlatmıştı onlara. Hobbit burayı cennet sanarken onun da sözlerinden şüphe etmemişti. Ama ona sözlerini duyurabildiğine göre büyücüydü her halde.
Hobbit güneşe tekrar baktı. Küçükken güneş onu ısıttığından güneşe yaklaşınca sıcak olması gerekir gibi gelirdi ona. Ama yüksek tepelere çıkıldığında soğuk oluyordu. şimdi de hava soğuyacak mıydı acaba? ? ?
Nergos un onu nanetlediğini ya duymamışlardı ya da henüz duymuyor gözüküyorlardı. Rivro nanetlenmenin ona ne yapacağını bilmek isterdi. Ne olursa olsun kötü bir şey olduğundan çok az şüphe ediyordu.
Biraz geride kalıp Nergos a incelemeye onu bireaz daha iyi tanımaya çalıştı. Üzerinde sadece yırtık pırtık dilenci cübbesi vardı. Onun altında da harfler. Yüzünü ve vucudunu tam göremiyordu.
Bir büyücü olup olmadığından bile tam emin olmamalıydı belki. Henüz hiç büyü yapmamıştı. Ama bu politik enerji dünyasını epey bi anlatmıştı onlara. Hobbit burayı cennet sanarken onun da sözlerinden şüphe etmemişti. Ama ona sözlerini duyurabildiğine göre büyücüydü her halde.
Hobbit güneşe tekrar baktı. Küçükken güneş onu ısıttığından güneşe yaklaşınca sıcak olması gerekir gibi gelirdi ona. Ama yüksek tepelere çıkıldığında soğuk oluyordu. şimdi de hava soğuyacak mıydı acaba? ? ?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Grup karanlığın içersinden dev yıldız parçasını izlerken zihinlerini onun bulunduğu noktaya yönlendirerek ilerlemeye devam etmekteydiler. Etraftarındaki sürekli değişim ve meydana gelen yeni yıldızlar, ışık motifleri gruba yaşamın ve doğumun evrenselliğini göstermekteydi. daima süregelen pozitif güç onların muhteşem adaptasyonları ile birleşiyor ve yepyeni oluşumları da beraberinde getiriyordu.
Mael'in bedenindeki insan büyücüsü yoğun bir karanlığın içersinde etrafı izleken kendi işlerinin yolunda gitmemiş olduğunun farkına varması uzun sürmedi. Sigil de olması gerekirken bu ışıyan düzlemde bulmuştu kendisini. Yanına aldığı eşyalarda yoktu şimdi üzerinde. Nerede olduğundan da emin değildi. Olan biten onu bir anda sinirlendirmişti. Kafatası Limanı'nda en son neyin olup bittiğine dair bir fikri de yoktu. Odasında büyüsüne odaklanmış ve Sigil'de en zengin tüccarlara satacağı eşyalar yanındayken bir anda arkasından büyücüye yaklaşan bir kıpırtı duyuvermişti. Büyünün bozulmaması ve işlerin berbat olmaması için konsantrayonunu tekrar toparlamay çalışmıştı ki her ne olduysa oldu. şimdi de buradaydı işte, iki olay arasında ise büyük bir boşluk vardı. Genelde bilememek onda büyük bir kaygı yaratırdı.
Rasnar ise Necros'un büyü sözlerini duymuştu. zihninde canlanmaya çalışan rünler ona belli beirsiz birşeyler anımsatıyordu ama bu daha önce gördüğü tarzda bir büyü değildi, ya da sözler zihnindeki tariflere uymamıştı. Sonra cücede güdülerini yıldıza yönlendirdi, hızla ilerlemeye başladı.
Rivro daha önce bu güneşi görmüştü. Bir süre oraya odaklandıktan sonra burasını rüyalarından birinde görmüş olduğunu hatırladı. Evet, evet, burası orası olmalıydı!
Maltyr gölünün yukarıdan aşağıya dönen ince iplikler kadar zarif bir şekilde aheste aheste indiği, toriklerin, palamutların iştah kabartıcı tombul vücutlarını birbirleri üzerinden zorlana zorlana atlatarak yüzmeye uğraş verdikleri, aşağıda kendisininde elindeki kısa olta ile balıkları avladığı anı tekrar hatırlamıştı. Rüyanın devamında oltayla balık avlamanın gereksizliği üzerine düşünen Rivro kollarını açarak göle atlamış ve balıkları kucaklayarak yakalamaya çalışmıştı. Rüyanın sonrlarına doğru bunun diğer balıklar gibi yüzmek ve güneşin sapsarı berraklığını üzerinde taşımak kadar zevk verici olmadığını düşünen Rivro tombul balıklara katılarak yüzeye başlamıştı.
Hatırına ilişen bu düşünce Rivro'nun dudaklarının kıvrılmasına, içinde yeniden bir hazzın kabarmasına yol açmıştı.
Ve grubun gitgide yaklaşmakta olduğu yıldızda tıpkı böyleydi. Üzerine yarım daire şeklinde yerleştirilmiş dev bir kalkan varmışta görünebilen tüm ışıkların kaynağı kendisiymiş gibi etrafa sıradan bir gözün asla odaklanamayacağı müthiş parlak ışık demetleri saçıyordu. Etrafında ise sürekli bir hareketlilik vardı. boşluğa yayılmış ince demetler zaman zaman bariz patlamalara sebep oluyor ve ince iplikler etrafa saçılıyordu.
Seçilmiş grubu adaya yalaştıkça üzerlerinde bariz bir değişimin meydana geldiğini farkettiler. Herkesin birden kolları ve bacakları uzamaya, sarmallaşmaya başladı. Gözler kayboldu, bunun yerini salt bir hedefe yönelim ve güdülenme aldı.
Yıldıza biraz daha yaklaştıklarında ise grup üyeleri madde formlarını tamamiyle kaybettiler, yıldızın etrafa saçtığı ışık demetlerinden bütünleşik birer parça haline geldiler. Bu olduğunda süratleri inanılmaz arttı, kilometrelerce ilerideki yıldıza çok kısa bir süre içersinde vardılar. Fakat duyularını nasıl kullanacaklarını henüz keşfedememişlerdi.
Ve bu olduktan sonra grup üyeleri birer birer altıni bir görünüme sahip yıldızın bombeli kalkanından difüzyon ile geçerek içeri girdiler...
Kusursuz adaptasyon buydu işte. Kami'nin aklına ilk bu gelmişti!
Mael'in bedenindeki insan büyücüsü yoğun bir karanlığın içersinde etrafı izleken kendi işlerinin yolunda gitmemiş olduğunun farkına varması uzun sürmedi. Sigil de olması gerekirken bu ışıyan düzlemde bulmuştu kendisini. Yanına aldığı eşyalarda yoktu şimdi üzerinde. Nerede olduğundan da emin değildi. Olan biten onu bir anda sinirlendirmişti. Kafatası Limanı'nda en son neyin olup bittiğine dair bir fikri de yoktu. Odasında büyüsüne odaklanmış ve Sigil'de en zengin tüccarlara satacağı eşyalar yanındayken bir anda arkasından büyücüye yaklaşan bir kıpırtı duyuvermişti. Büyünün bozulmaması ve işlerin berbat olmaması için konsantrayonunu tekrar toparlamay çalışmıştı ki her ne olduysa oldu. şimdi de buradaydı işte, iki olay arasında ise büyük bir boşluk vardı. Genelde bilememek onda büyük bir kaygı yaratırdı.
Rasnar ise Necros'un büyü sözlerini duymuştu. zihninde canlanmaya çalışan rünler ona belli beirsiz birşeyler anımsatıyordu ama bu daha önce gördüğü tarzda bir büyü değildi, ya da sözler zihnindeki tariflere uymamıştı. Sonra cücede güdülerini yıldıza yönlendirdi, hızla ilerlemeye başladı.
Rivro daha önce bu güneşi görmüştü. Bir süre oraya odaklandıktan sonra burasını rüyalarından birinde görmüş olduğunu hatırladı. Evet, evet, burası orası olmalıydı!
Maltyr gölünün yukarıdan aşağıya dönen ince iplikler kadar zarif bir şekilde aheste aheste indiği, toriklerin, palamutların iştah kabartıcı tombul vücutlarını birbirleri üzerinden zorlana zorlana atlatarak yüzmeye uğraş verdikleri, aşağıda kendisininde elindeki kısa olta ile balıkları avladığı anı tekrar hatırlamıştı. Rüyanın devamında oltayla balık avlamanın gereksizliği üzerine düşünen Rivro kollarını açarak göle atlamış ve balıkları kucaklayarak yakalamaya çalışmıştı. Rüyanın sonrlarına doğru bunun diğer balıklar gibi yüzmek ve güneşin sapsarı berraklığını üzerinde taşımak kadar zevk verici olmadığını düşünen Rivro tombul balıklara katılarak yüzeye başlamıştı.
Hatırına ilişen bu düşünce Rivro'nun dudaklarının kıvrılmasına, içinde yeniden bir hazzın kabarmasına yol açmıştı.
Ve grubun gitgide yaklaşmakta olduğu yıldızda tıpkı böyleydi. Üzerine yarım daire şeklinde yerleştirilmiş dev bir kalkan varmışta görünebilen tüm ışıkların kaynağı kendisiymiş gibi etrafa sıradan bir gözün asla odaklanamayacağı müthiş parlak ışık demetleri saçıyordu. Etrafında ise sürekli bir hareketlilik vardı. boşluğa yayılmış ince demetler zaman zaman bariz patlamalara sebep oluyor ve ince iplikler etrafa saçılıyordu.
Seçilmiş grubu adaya yalaştıkça üzerlerinde bariz bir değişimin meydana geldiğini farkettiler. Herkesin birden kolları ve bacakları uzamaya, sarmallaşmaya başladı. Gözler kayboldu, bunun yerini salt bir hedefe yönelim ve güdülenme aldı.
Yıldıza biraz daha yaklaştıklarında ise grup üyeleri madde formlarını tamamiyle kaybettiler, yıldızın etrafa saçtığı ışık demetlerinden bütünleşik birer parça haline geldiler. Bu olduğunda süratleri inanılmaz arttı, kilometrelerce ilerideki yıldıza çok kısa bir süre içersinde vardılar. Fakat duyularını nasıl kullanacaklarını henüz keşfedememişlerdi.
Ve bu olduktan sonra grup üyeleri birer birer altıni bir görünüme sahip yıldızın bombeli kalkanından difüzyon ile geçerek içeri girdiler...
Kusursuz adaptasyon buydu işte. Kami'nin aklına ilk bu gelmişti!
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Rivro rüya önlenemez bir şekilde aklına gelmeye başladığında bir an kendisinin tekrar rüyada olduğunu düşündü. Büyücü ve onun yarattığı tehlike aklını hala zorlasa da görüntünün yarattığı o rüyanın etkisi çok fazlaydı. O kadar etkileyici bir görüntüydü ki bu. vucudundaki değişimin farkına varmadı. Sonsasında üzerindeki değişikliği hissetse de önündeki görüntünün güzelliğiyi ve rüyasında yaşadığı mutluluğun anısı onu esir aldı.
Güneşin içine girerken Rivro rüyanın ve güneşin yarattığı duyguların etkisi altındaydı.Bu iki duygu onu güneşin içinde onu neyin beklediğini ise düşünemeyecek kadar sarhoş etmişti.
Güneşin içine girerken Rivro rüyanın ve güneşin yarattığı duyguların etkisi altındaydı.Bu iki duygu onu güneşin içinde onu neyin beklediğini ise düşünemeyecek kadar sarhoş etmişti.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Grup difüzyon ile yıldızın içersine girdikten sonra formları yavaş yavaş tekrar değişmeye başladı, yıldızın ağır kimyasal karakteristik gösterdiği noktalardan uzaklaştıklarında hızları da azaldı.
Ve sonra grubun her bir üyesi birer birer ruhani bir forma büründüler. Etraflarındaki ışıklardan biriymiş gibi, tıpkı birer silüet halinde.
Sonra uçma hızı iyice yavaşladı, madde düzlemi ile hemen hemen aynı hıza geldi.
Grup yeniden biraradaydı ve birbirlerini ışıyan siluetler hainde görmelerinden kısa süre sonra kendilerine uçarak yaklaşmakta olan bir grup daha farkettiler. Üzerlerinde geniş cüppeler ve asalar tutan bir grup düzlem yerlileri gruba doğru yaklaşıyordu. Hepsi de maddesel formdaydılar ve ilk anda altıni saçları göze çarpıyordu.
Ve sonra grubun her bir üyesi birer birer ruhani bir forma büründüler. Etraflarındaki ışıklardan biriymiş gibi, tıpkı birer silüet halinde.
Sonra uçma hızı iyice yavaşladı, madde düzlemi ile hemen hemen aynı hıza geldi.
Grup yeniden biraradaydı ve birbirlerini ışıyan siluetler hainde görmelerinden kısa süre sonra kendilerine uçarak yaklaşmakta olan bir grup daha farkettiler. Üzerlerinde geniş cüppeler ve asalar tutan bir grup düzlem yerlileri gruba doğru yaklaşıyordu. Hepsi de maddesel formdaydılar ve ilk anda altıni saçları göze çarpıyordu.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Hobbit çevresine duyduğu hayranlık bir parça azalıp yeni bedenini farkedince bir parça ürperdi. Sonra grup arkadaşlarını ve gruba katılan onu tuzağa düşüren kötü büyücü Nergos u görünce bu yeni görüntünün ne kadar güzel olduğunu düşündü. Burası bu cennete benzeyen yer onları muhteşem bir şeye dönüştürmüştü.
Cennet değildi kötü uzunlar da girebiliyordu buraya ama ne olursa olsun çok güzel bir yerdi.
Işıltılı başka kişilerin onlara yaklaştığını görünce heyecanlandı. Burada başkaları vardı. Yalnız değillerdi.
Uzun sopaları ve yine uzun yerlere değen giysileri ile kasabaya arada gelip yola devam eden garip uzunları andırıyorlardı. Saçları sarıydı. Maltyr da bir iki defa sarı saç görmüştü Rivro.
Hobbitköy de daha fazla sarı saçlı vardı. Ne olursa olsun bu güneşin içinde yaşayan kişileri merak etmişti.
Selam dedi adamlara doğru ilerleyerek o olağnüstü yolculuğun verdiği cesaretle Ben Rivro yum. Bizim İsimsiz oğlan diye birisi gönderdi. Jani gibi birinin kalbi ismindeki bir değerli taşı bulmamız için. Ben arkadaşlarım Kimi, Anro, ve şey diğerlerini hatırlamıyorum. Onlarla geldim.
Büyücü Nergos... O nasıl geldi bilmiyorum... Siz kimsiniz baylarım...
Cennet değildi kötü uzunlar da girebiliyordu buraya ama ne olursa olsun çok güzel bir yerdi.
Işıltılı başka kişilerin onlara yaklaştığını görünce heyecanlandı. Burada başkaları vardı. Yalnız değillerdi.
Uzun sopaları ve yine uzun yerlere değen giysileri ile kasabaya arada gelip yola devam eden garip uzunları andırıyorlardı. Saçları sarıydı. Maltyr da bir iki defa sarı saç görmüştü Rivro.
Hobbitköy de daha fazla sarı saçlı vardı. Ne olursa olsun bu güneşin içinde yaşayan kişileri merak etmişti.
Selam dedi adamlara doğru ilerleyerek o olağnüstü yolculuğun verdiği cesaretle Ben Rivro yum. Bizim İsimsiz oğlan diye birisi gönderdi. Jani gibi birinin kalbi ismindeki bir değerli taşı bulmamız için. Ben arkadaşlarım Kimi, Anro, ve şey diğerlerini hatırlamıyorum. Onlarla geldim.
Büyücü Nergos... O nasıl geldi bilmiyorum... Siz kimsiniz baylarım...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Vücudundaki inanılmaz değişimler Kami'yi şaşırtmakla birlikte bu kudretli rünlere de hayran bırakmıştı. Kami hayranlık içinde kendini ve grubun diğer elemanlarını ve bulundukları yeri süzerken, karşıdan gelen grubu farketti. Kim oldukları ve burada nasıl bulundukları hakkında hiçbir fikri olmadığından Rivro'nun yanına doğru ilerledi ve gelenleri incelemeye başladı. İlk fırsatta Rivro'ya amaçları hakkında konuşmamasını öğütlemeyi aklının bir kenarına yazıp, gelenlerin cevabını beklemeye koyuldu.
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Düzlem yerlileri gruba hızla yaklaşmaktayken Rivro da biraz daha öne çıkmış konuşmaya başlamıştı. Yerliler onun konuştuğunu duydular mı -eğer duymuşlarsa anladılar mı- bilinmiyordu. O konuşurken düzlem yerlileri gruba biraz daha yaklaşmıştı.
Ã?ne çıkan biri gür ve coşkulu bir sesle konuşmaya başladı.
Este quante elhem nir ahl! Elum past ihrnem delade!
Düzlem yerlileri gruba yaklaşmaya devam etti...
Ã?ne çıkan biri gür ve coşkulu bir sesle konuşmaya başladı.
Este quante elhem nir ahl! Elum past ihrnem delade!
Düzlem yerlileri gruba yaklaşmaya devam etti...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Hobbit köyde masallarda ne sözyledikleri anlaşılmayan insanların yaşadığı ülkelerden bahsedilmişti.
Zaten Firble o tepeye çıktığından beri bir masal içinde yaşıyor gibi değil miydi?
Nasıl anlaşacağını düşündü? Buradaki insanlara kendi geldiği dünyayı nasıl anlatacaktı? Bunu belki sonraya bırakmak daha doğruydu.
Hobbit daha da ilerledi. Bir parmağı ile kendisini gösterdi ve Rivro dedi. Sonra uzunlara doğru yürüdü. Elini uzatabileceği mesafede durdu. Yine kendini gösterip Rivro dedi. Sonra parmağını uzuna doğru uzatıp sen dedi sen kimsin?
Zaten Firble o tepeye çıktığından beri bir masal içinde yaşıyor gibi değil miydi?
Nasıl anlaşacağını düşündü? Buradaki insanlara kendi geldiği dünyayı nasıl anlatacaktı? Bunu belki sonraya bırakmak daha doğruydu.
Hobbit daha da ilerledi. Bir parmağı ile kendisini gösterdi ve Rivro dedi. Sonra uzunlara doğru yürüdü. Elini uzatabileceği mesafede durdu. Yine kendini gösterip Rivro dedi. Sonra parmağını uzuna doğru uzatıp sen dedi sen kimsin?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
Tuhaf kişiler yaklaşırken Necros meraklı gözlerle onları izliyordu. Böyle birileri hakkında bilgi sahibi değildi. İlk defa görüyordu bunları. Belki onlar da kendileri gibi bu boyuta yabancılardı. Ama Necros"un içindeki bir ses onların bu boyuta ait olduklarını söylüyordu. Başbüyücü temkinli bir ilgiyle gelenleri izlerken onlara nasıl tepki verilmesi gerektiğini düşünüyordu ki Rivro öne atladı.
Necros ağzı bir karış açık halde Rivro"nun adamların yanına gidişini ve bütün planları anlatışını izledi ve gözlerini devirip kendi alnına bir şaplak attı.
"Keşke onu gerçekten lanetleseydim."
Necros tekrar öne döndüğünde yerlilerin hala ilerlediğini gördü. Rivro"ya herhangi bir tepki vermemişlerdi. Belki de Ortak Lisan"ı bilmiyorlardı.
Yerlilerden birisi öne çıkıp bir şey dedi. Ya sözcüydü yada liderleri. Necros ne dendiğini anlayamadı ama birisinin öne çıkıp onlarla konuşması gerektiğini düşündü. Bu gibi durumlarda genelde hemen konuşmaya atlardı. Lakin üzerindeki paçavralar yüzünden rezalet görünüyordu. Dönüp gruba baktı. Kim olabilirdi?
Andero? Hayır, yarı iblis muhtemelen kanının gereği olarak tehditkâr davranırdı. şu anda buna ihtiyaçları yoktu. Ã?nce niyetlerini öğrenmeleri gerekiyordu.
Kami? O en iyisi önce konuşmayı öğrensindi!
Rasnar? Cüce eğer onlara, Necros"a verdiği tepki gibi davranacaksa görüşmeler herhalde başlamadan biterdi.
Drow? Onun daha ne olduğunu bile anlayamamıştı ki Necros.
Rivro? Başbüyücü boğazını keserdi daha iyiydi.
Ve tam onu düşünürken Rivro kendilerini rezil edecek hareketlerine devam etti. Necros aceleyle diğerlerine döndü. Kendisi konuşmayı deneyebilirdi ama önce onaylarını alması daha iyi olurdu.
"Pekala, kim konuşmak istiyor? Herhalde bu işi buçukluğa bırakmayı düşünmüyorsunuzdur."
Necros ağzı bir karış açık halde Rivro"nun adamların yanına gidişini ve bütün planları anlatışını izledi ve gözlerini devirip kendi alnına bir şaplak attı.
"Keşke onu gerçekten lanetleseydim."
Necros tekrar öne döndüğünde yerlilerin hala ilerlediğini gördü. Rivro"ya herhangi bir tepki vermemişlerdi. Belki de Ortak Lisan"ı bilmiyorlardı.
Yerlilerden birisi öne çıkıp bir şey dedi. Ya sözcüydü yada liderleri. Necros ne dendiğini anlayamadı ama birisinin öne çıkıp onlarla konuşması gerektiğini düşündü. Bu gibi durumlarda genelde hemen konuşmaya atlardı. Lakin üzerindeki paçavralar yüzünden rezalet görünüyordu. Dönüp gruba baktı. Kim olabilirdi?
Andero? Hayır, yarı iblis muhtemelen kanının gereği olarak tehditkâr davranırdı. şu anda buna ihtiyaçları yoktu. Ã?nce niyetlerini öğrenmeleri gerekiyordu.
Kami? O en iyisi önce konuşmayı öğrensindi!
Rasnar? Cüce eğer onlara, Necros"a verdiği tepki gibi davranacaksa görüşmeler herhalde başlamadan biterdi.
Drow? Onun daha ne olduğunu bile anlayamamıştı ki Necros.
Rivro? Başbüyücü boğazını keserdi daha iyiydi.
Ve tam onu düşünürken Rivro kendilerini rezil edecek hareketlerine devam etti. Necros aceleyle diğerlerine döndü. Kendisi konuşmayı deneyebilirdi ama önce onaylarını alması daha iyi olurdu.
"Pekala, kim konuşmak istiyor? Herhalde bu işi buçukluğa bırakmayı düşünmüyorsunuzdur."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Hobbit arkadaki arkadaşlarının da kendilerini tanıtmalarını bekledi. Her halde çekiniyorlardı. Belki de yorgunlardı. Aslında o da epey yorulmuştu. Konuştuğu uzunlar da o kadar süre kadar hiç cevap vermemişlerdi.
Hobbit ne yapacağını düşündü. Belki bu sarı saçlı uzunlar onları biraz uyayacakları bir yere götürebilirlerdi.
Ã?eteden ayrılırken kızın bohçesina koyduklarını hatırladı. Bohçaya ilk defa baktı. Konulanların hepsi... nasıl deniyordu.. Tılsımlı şeylerdi.
Bu sözcüğü çete lideri onlara öğretmişti. Genelde değerli şeyleri çalarlardı. Ama hem değerli hem tılsımlı şeyleri çete lideri daha çok seviyordu. Tılsımın ne olduğunu bilmiyordu. Ama değerli şeylerin neler olduğunu öğrendiği gibi tılsımlı şeylerin nasıl göründüğünü de öğrenmişti.
Tılsımlı gibi görünen bir küreyi bohçadan çıkardı. Bohadaki üç eşyadan biriydi.
Sonra iki elini birleştirip başını yatırıp gözlerini de kapatarak uyuyor gibi yaptı. Sonra parmağını ileri uzatıp sen dedi. Arkadakilerle kendini gösterip bizi dedi. Uyuma işareti yapıp uyuyacak yere götür diye cümlesini tamamladı.
Daha sonra küreyi parmağı ile gösterip bu senin dedi.
Susup beklemeye başladı.
RP dışı Not: Eldarin birkaç büyülü eşya koycam demişti. Sayı söylememişti. Ben yuvarlayıp üç dedim. Sayı değişebilir. Küredeki büyünün ne olduğunu da Eldarin e bırakıyorum.
Hobbit ne yapacağını düşündü. Belki bu sarı saçlı uzunlar onları biraz uyayacakları bir yere götürebilirlerdi.
Ã?eteden ayrılırken kızın bohçesina koyduklarını hatırladı. Bohçaya ilk defa baktı. Konulanların hepsi... nasıl deniyordu.. Tılsımlı şeylerdi.
Bu sözcüğü çete lideri onlara öğretmişti. Genelde değerli şeyleri çalarlardı. Ama hem değerli hem tılsımlı şeyleri çete lideri daha çok seviyordu. Tılsımın ne olduğunu bilmiyordu. Ama değerli şeylerin neler olduğunu öğrendiği gibi tılsımlı şeylerin nasıl göründüğünü de öğrenmişti.
Tılsımlı gibi görünen bir küreyi bohçadan çıkardı. Bohadaki üç eşyadan biriydi.
Sonra iki elini birleştirip başını yatırıp gözlerini de kapatarak uyuyor gibi yaptı. Sonra parmağını ileri uzatıp sen dedi. Arkadakilerle kendini gösterip bizi dedi. Uyuma işareti yapıp uyuyacak yere götür diye cümlesini tamamladı.
Daha sonra küreyi parmağı ile gösterip bu senin dedi.
Susup beklemeye başladı.
RP dışı Not: Eldarin birkaç büyülü eşya koycam demişti. Sayı söylememişti. Ben yuvarlayıp üç dedim. Sayı değişebilir. Küredeki büyünün ne olduğunu da Eldarin e bırakıyorum.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
