KIYAMETİN AYAK SESLERİ(RP EKRANI)
Rivro bohçasından küreyi çıkartıp düzlem yerlilerine anlamadıkları dilde sözler sarfetmeye başlar başlamaz grubun başını çeken yerli şu gür sesiyle şu sözü sarfetti.
Haet ehr!!!
Sözlerle beraber yerli tek elini de ileriye doğru uzatmıştı. Rivro sözlerine yerlilerin anlamayacağı bir şekilde devam edince ellerin ucundan altıni birer ışık çıkıverdi, demetler halinde tek bir noktadan yayılan büyü tüm yerlileri içine alacak şekilde sarmaladı. Işık demetleri etraflarını sararaken diğer yerlilerde savunmaya geçmişlerdi ve hazır pozisyonda beklemede kalmışlardı.
Rivro başını sağa yatırıp sağ elini de başının yanına yerleştirmişti, sonra sol elindeki küreyi onlara uzatıp Bu senin demiş ve başını da olumlu anlamda heyecanla sallamıştı. Gördükleri ise inanılmaz derecede şaşırtıcıydı onun için!
Yerlilerin çevresini ne idüğü belirsiz bir kafes sarmıştı. Rivro içeridekilere neler olduğunu, içeride ne yapıyor olduklarını göremiyordu henüz.
Yerlilerin etraflarındaki altıni kafeste neyin nesiydi öyle?
Rivro...
Küre...
Tılsım...
Yoksa!!!
Buçukluğun gözleri bir anda daha önce hiç olmadığı kadar, adeta bir faltaşı gibi açılmıştı!
Haet ehr!!!
Sözlerle beraber yerli tek elini de ileriye doğru uzatmıştı. Rivro sözlerine yerlilerin anlamayacağı bir şekilde devam edince ellerin ucundan altıni birer ışık çıkıverdi, demetler halinde tek bir noktadan yayılan büyü tüm yerlileri içine alacak şekilde sarmaladı. Işık demetleri etraflarını sararaken diğer yerlilerde savunmaya geçmişlerdi ve hazır pozisyonda beklemede kalmışlardı.
Rivro başını sağa yatırıp sağ elini de başının yanına yerleştirmişti, sonra sol elindeki küreyi onlara uzatıp Bu senin demiş ve başını da olumlu anlamda heyecanla sallamıştı. Gördükleri ise inanılmaz derecede şaşırtıcıydı onun için!
Yerlilerin çevresini ne idüğü belirsiz bir kafes sarmıştı. Rivro içeridekilere neler olduğunu, içeride ne yapıyor olduklarını göremiyordu henüz.
Yerlilerin etraflarındaki altıni kafeste neyin nesiydi öyle?
Rivro...
Küre...
Tılsım...
Yoksa!!!
Buçukluğun gözleri bir anda daha önce hiç olmadığı kadar, adeta bir faltaşı gibi açılmıştı!
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Rivro olanları anladığında ne yapacağını bilemedi. Bu küre... bu küre büyü yapmıştı. Büyüyü sadece büyücüler yapardı. Masallardaki büyücüler Nergos gibi. Ama bu eşya eşya da büyü yapmıştı. Bir eşya nasıl büyü yapabilirdi ki... Ama yapıyordu. Yapıyordu.. Bu bu tılsım denen şey eşyalara büyü .......... büyü mü yaptırıyordu yoksa... Rivro gerçeği kabullenmeyi bir türlü başaramıyordu. Ama bu gerçek olmalıydı. Ã?etedeki tüm tılsımlı eşyalar büyü yapıyordu demek. Olamazdı.
Ama gerçek ne olursa olsun küre büyü yapmıştı. Ve yerlileri bir hapisanenin içine koymuştu. Rivro bunu kaldırmaya çalıştı. Küreyi salladı. Ve kaldır şunu şu hapisaneyi kaldır dedi. Bir yandan da büyücü hikayelerinde duyduğu gibi zihninden o kafesin kalktığını düşünmeye çalışıyordu.
Ama gerçek ne olursa olsun küre büyü yapmıştı. Ve yerlileri bir hapisanenin içine koymuştu. Rivro bunu kaldırmaya çalıştı. Küreyi salladı. Ve kaldır şunu şu hapisaneyi kaldır dedi. Bir yandan da büyücü hikayelerinde duyduğu gibi zihninden o kafesin kalktığını düşünmeye çalışıyordu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Cüce yerlilerin konuştuğu dili anlamaya çalışıyordu. (knowledge planes eğer gerekli ise) Bir yandan onları dikkatle dinlerken diğer yandan grubun diğer elemanlarına gözatıyordu. Fazlasıyla hevesli buçukluk öne atılmıştı bile. Yinede bu pozitif enerji diyarında doğuştan kötü yaratıkların olacağını sanmadığı için normalde diğerlerine oranla daha temkinli olan buçukluğun konuşmasına karışmamıştı.
Buçukluk birşeyler geveledikten sonra elinde belli belirsiz birşeyleri karşılarındakilere uzatmıştı.
Tam karşılarındakilerin tepkilerini göreceği sırada bir anda etraflarını altın renginde bir kafes sarıvermişti!
Tanrılar adına buçukluk ne yapıyorsun sen? Cüce hiddetini dizginlemeye çalışsa da sakallarının ucuna kadar titreyip, zor görünen suradı morumsu bir renk almıştı. Ancak buçukluğun suradındaki şaşkınlığı farkedince düşünceleri yerine oturuvermişti. Onu efsunladı, lanet olasıca büyücünün işi bu!
Hiddeti katlanarak artan cücenin yüzü yeni bir renk alırken dişlerini gıcırdatarak büyücüye döndü. Ne yaptığını sanıyorsun sen haa ?
Buçukluk birşeyler geveledikten sonra elinde belli belirsiz birşeyleri karşılarındakilere uzatmıştı.
Tam karşılarındakilerin tepkilerini göreceği sırada bir anda etraflarını altın renginde bir kafes sarıvermişti!
Tanrılar adına buçukluk ne yapıyorsun sen? Cüce hiddetini dizginlemeye çalışsa da sakallarının ucuna kadar titreyip, zor görünen suradı morumsu bir renk almıştı. Ancak buçukluğun suradındaki şaşkınlığı farkedince düşünceleri yerine oturuvermişti. Onu efsunladı, lanet olasıca büyücünün işi bu!
Hiddeti katlanarak artan cücenin yüzü yeni bir renk alırken dişlerini gıcırdatarak büyücüye döndü. Ne yaptığını sanıyorsun sen haa ?
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
"Kara Kraliçe"nin kafaları aşkına!"
Necros, buçukluğun birden yaptıkları karşısında afallayarak bir adım geri çekilmeye çalıştı ama boyutun özelliği sayesinde aslında yerinden kıpırdayamamıştı. Ağzı açık bir halde Rivro"nun eserine ve yerlilere bakıyordu. Buçukluk bunu nasıl yapmıştı?!
Başbüyücü, buçuklukta görünenin fazlası olduğunu düşünmekte haklıydı görünüşe göre. O da mı bir büyücüydü acaba? Eğer öyleyse kendisini gerçekte lanetlemediğini anlamış olmalıydı ve bu durumda kendisine numara yapıyordu. Tabi Başbüyücü fazla paranoyak düşünüyor da olabilirdi. Elindeki küreden kaynaklanıyor da olabilirdi. Sonra cüce öfkeyle dönüp Necros"a söylenip onu suçladığında, Başbüyücü gözlerinden ateşler saçarak cüceye döndü.
"Neler saçmalıyorsun sen cüce? Büyü yapmış gibi bir halim mi var? Nasıl olduysa bunu buçukluk yaptı." Necros bakışlarını tekrar Rivro"ya yöneltti. "Ve bunu nasıl yaptığını gerçekten merak ediyorum." diye mırıldandı gözlerini hayra alamet olmayacak şekilde şüpheyle kısarak. Bir yandan da cücenin, buçukluğu tehdit ettiğini duyup duymadığını merak etmeye başladı.
Necros, buçukluğun birden yaptıkları karşısında afallayarak bir adım geri çekilmeye çalıştı ama boyutun özelliği sayesinde aslında yerinden kıpırdayamamıştı. Ağzı açık bir halde Rivro"nun eserine ve yerlilere bakıyordu. Buçukluk bunu nasıl yapmıştı?!
Başbüyücü, buçuklukta görünenin fazlası olduğunu düşünmekte haklıydı görünüşe göre. O da mı bir büyücüydü acaba? Eğer öyleyse kendisini gerçekte lanetlemediğini anlamış olmalıydı ve bu durumda kendisine numara yapıyordu. Tabi Başbüyücü fazla paranoyak düşünüyor da olabilirdi. Elindeki küreden kaynaklanıyor da olabilirdi. Sonra cüce öfkeyle dönüp Necros"a söylenip onu suçladığında, Başbüyücü gözlerinden ateşler saçarak cüceye döndü.
"Neler saçmalıyorsun sen cüce? Büyü yapmış gibi bir halim mi var? Nasıl olduysa bunu buçukluk yaptı." Necros bakışlarını tekrar Rivro"ya yöneltti. "Ve bunu nasıl yaptığını gerçekten merak ediyorum." diye mırıldandı gözlerini hayra alamet olmayacak şekilde şüpheyle kısarak. Bir yandan da cücenin, buçukluğu tehdit ettiğini duyup duymadığını merak etmeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Diğerlerinin aksine Kami bu büyünün karşı grubun sözcüsünün bir marifeti olduğunu düşünmüştü. Buçukluğun yanında duran Kami, altın kafese doğru avuç içi kafese bakacak şekilde sağ elini kaldırdı. Bu yabancıların her yerde kabul gören bu barış işaretini anlamasını umuyordu. Onlar içeriyi göremese de, içerdekilerin onları görmesi Kami'ye göre yüksek bir olasılıktı. Sol elini şaşkın buçukluğun omzuna koyan Kami, küreyi tekrar çantasına koymasını işaret etti. Umut ettiği gibi karşıdaki grup kafesi kaldırırsa, onlarla iletişime geçecekti.
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Rivro omzunda o uzun... sessiz uzunun elini hissettiğinde bir rahatlama hissetti. Bu uzun nasılsa biliyor gibiydi. Sanki ne olduğunu ve ne yapılması gerektiğini biliyordu.
Küre hala kafasını kurcalıyordu. Tılsım bu muydu? Tılsım büyü yapabilen eşyalar mıydı?
Ama şimdi vakti değildi bunun. Hobbit. Küreyi iki eliyle sıkıca sanki bir şeyler yapmasını engellemek ister gibi kavradı. Bir süre öyle tuttu. Sonra tek eliyle tutup bir eliyle boyçayı öne çekti. Ve küreyi tekrar bohçaya koydu. Sonra sanki dışarı çıkmasını engellemek ister gibi sıkıca bağladı bohçayı.
Sonra sessiz uzun Kimi ye baktı. Hala ne yaptığından ve neler olacağından emin olamıyordu.
Küre hala kafasını kurcalıyordu. Tılsım bu muydu? Tılsım büyü yapabilen eşyalar mıydı?
Ama şimdi vakti değildi bunun. Hobbit. Küreyi iki eliyle sıkıca sanki bir şeyler yapmasını engellemek ister gibi kavradı. Bir süre öyle tuttu. Sonra tek eliyle tutup bir eliyle boyçayı öne çekti. Ve küreyi tekrar bohçaya koydu. Sonra sanki dışarı çıkmasını engellemek ister gibi sıkıca bağladı bohçayı.
Sonra sessiz uzun Kimi ye baktı. Hala ne yaptığından ve neler olacağından emin olamıyordu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Rivro önce küreye odaklandı, ters giden işin yeniden düzelmesini istiyordu. Bozuk konsantrasyonu ile bunu yapmayı denedi. Fakat ne kadar uğraşsa da istediği konsantrasyona ulaşamadı. Aklı hep önünde ve gerisinde olanlardaydı. Nitekim sonradan, gerisinden gelen Kami'ye takıldı aklı, küreyi tekrar bohçaya soktu, sıkıca bohçayı bağladı.
Bu esnada Kami elini ileri doğru uzatmıştı. Bir süre karşıdan hiçbir tepki gelmedi. Düzlem yerleşiklerini sarmış iplikler büyülü bir şekilde hem parıldayıp hem çevrelerinde bir ağ gibi çapını daraltmaksızın sürekli hareket ediyordu.
Sonra kızıl işlemeli cüppeye sahip birisi ağın dışına çıktı. İlerisindeki grubu izledi.
Hyanda ultor anmen! Eid asher thai!
Sözlerle beraber grubun olduğu noktaya doğru uçarak hareketlenmişti. Temkinle ilerisindekileri izliyordu.
Gruba yaklaştıkça dışgörünüşü daha da belirginleşmişti yerleşiğin. Kızıl cüppenin kenar ksıımlarına altıni rünik işlemeler dokunmuştu. Boyu 1,75 lerinde atletik görünümlü birisiydi gruba yaklaşan. Düzlem yerleşiğinin göz bebeği yoktu ve gözlerin üzeri sanki perdeyle örtülmüş gibi düz altıni renkteydi. Ten rengi olabildiğince açık olmakla beraber adamın yakışıklı bir yüzü vardı.
Yerleşik gruba yaklaşmaktayken sağ elindeki asasını öne doğru uzatmış ve havaya hayali bir şekil çizmişti.
şekil önce bir çember ile başladı, sonra çemberin tepesinden aşağısına doğru bir çizgi çekildi. Ve son olarak çemberin merkezinden sağ ve sol alta doğru çaprazlamasına birer çizgi daha eklendi.
Bu esnada Kami elini ileri doğru uzatmıştı. Bir süre karşıdan hiçbir tepki gelmedi. Düzlem yerleşiklerini sarmış iplikler büyülü bir şekilde hem parıldayıp hem çevrelerinde bir ağ gibi çapını daraltmaksızın sürekli hareket ediyordu.
Sonra kızıl işlemeli cüppeye sahip birisi ağın dışına çıktı. İlerisindeki grubu izledi.
Hyanda ultor anmen! Eid asher thai!
Sözlerle beraber grubun olduğu noktaya doğru uçarak hareketlenmişti. Temkinle ilerisindekileri izliyordu.
Gruba yaklaştıkça dışgörünüşü daha da belirginleşmişti yerleşiğin. Kızıl cüppenin kenar ksıımlarına altıni rünik işlemeler dokunmuştu. Boyu 1,75 lerinde atletik görünümlü birisiydi gruba yaklaşan. Düzlem yerleşiğinin göz bebeği yoktu ve gözlerin üzeri sanki perdeyle örtülmüş gibi düz altıni renkteydi. Ten rengi olabildiğince açık olmakla beraber adamın yakışıklı bir yüzü vardı.
Yerleşik gruba yaklaşmaktayken sağ elindeki asasını öne doğru uzatmış ve havaya hayali bir şekil çizmişti.
şekil önce bir çember ile başladı, sonra çemberin tepesinden aşağısına doğru bir çizgi çekildi. Ve son olarak çemberin merkezinden sağ ve sol alta doğru çaprazlamasına birer çizgi daha eklendi.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Rivronun kafası adamın hapisaneden çıkmasıyla daha da karıştı. Büyü bozulmamıştı. Ama adam kafesten çıkabilmişti.
Ama bir süre sonra düşünce kafasında oturmaya başladı. Zaten tılsım denen şeyin eşyalara büyü yaptırdığı çok da mantıklı değildi. Hem eğer büyüyü yapan eşya ya da ya da kendisi olsaydı. Adam kafesten nasıl çıkmıştı ki..
Büyüyü adam yapmıştı her halde.. Ama nasıl yapmıştı. Büyü yapılırken söylenen garip sözcükleri söylememişti adam. Ya da söylemiş miydi?
Bir yandan da tılsımın ne olduğu da hobbitin zihninin derinlerine gömülen bir soru olarak kaldı.
Ne olursa olsun. Kimi şu anda öndeki sarı uzunlara ne denmesi gerektiğini biliyor gibiydi. Rivro geriye doğru iki adım attı. Ve onu güneşin içindeki sarı uzunlarla nasıl konuşacağını merak ederek izlemeye başladı.
Ama bir süre sonra düşünce kafasında oturmaya başladı. Zaten tılsım denen şeyin eşyalara büyü yaptırdığı çok da mantıklı değildi. Hem eğer büyüyü yapan eşya ya da ya da kendisi olsaydı. Adam kafesten nasıl çıkmıştı ki..
Büyüyü adam yapmıştı her halde.. Ama nasıl yapmıştı. Büyü yapılırken söylenen garip sözcükleri söylememişti adam. Ya da söylemiş miydi?
Bir yandan da tılsımın ne olduğu da hobbitin zihninin derinlerine gömülen bir soru olarak kaldı.
Ne olursa olsun. Kimi şu anda öndeki sarı uzunlara ne denmesi gerektiğini biliyor gibiydi. Rivro geriye doğru iki adım attı. Ve onu güneşin içindeki sarı uzunlarla nasıl konuşacağını merak ederek izlemeye başladı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Yabancılar Kami'de barışçıl bir izlenim bırakmıştı. Asasıyla havaya garip bir şekil çizen liderlerinin korumaya yönelik yahut, iletişim kurmalarına yarayacak bir büyü olduğunu düşündü. Adamın hareketini bitirmesini beklerken, saldırgan bir tavırda bulunması ihtimaline karşı da tetikteydi. Adam yaptığı işlemi bitirdiğinde bir süre bekleyecek sonra iletişime girmeye çalışacaktı.
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Rivro sıkılmıştı. Belki dakikalar boyunca kimse hiçbir şey yapmamıştı. Belki Kimi o sarı adamın aklına bir şeyler söylüyordur diye düşündü. Kendisi ile de öyle garip bir şekilde konuşmuştu. Ne olursa olsun. Garip bir bekleyişti. Ve bir parça da onu korkutuyordu. Hobbit biraz olsun aklını başka bir şeye verebilmek için çevreyi incelemeye başladı. Etrafta neler var diye bir çevresine baktı. İleride gördüğü bir yeri daha iyi inceleyebilmek için o yöne ilerledi.
Biraz uçtuktan sonra döndü. Kafese ve konuşan Kimiye baktı. Araya bir parça mesafe girmişti. Olsundu. Bu şekilde Rivro grubu ve adamı daha iyi inceleyebilecekti.
Sarı adama bakıp onun üzerinde görebileceği her ayrıntıyı görmeye çalışacaktı. Ancak bakışları o yöne doğru da olsa aynı zamanda arada büyücünün olduğu yöne de kısa bakışlar atıp onun da görünüşünü üzerindekileri anlamayı deneyecekti.
Biraz uçtuktan sonra döndü. Kafese ve konuşan Kimiye baktı. Araya bir parça mesafe girmişti. Olsundu. Bu şekilde Rivro grubu ve adamı daha iyi inceleyebilecekti.
Sarı adama bakıp onun üzerinde görebileceği her ayrıntıyı görmeye çalışacaktı. Ancak bakışları o yöne doğru da olsa aynı zamanda arada büyücünün olduğu yöne de kısa bakışlar atıp onun da görünüşünü üzerindekileri anlamayı deneyecekti.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
Rivro geriye uçup uzaklaşırken, Necros rahat bir soluk aldı. En azından şimdi bir görüşme yapılabilirdi...ya da birisi bir şeyler yapsaydı bir görüşme olabilecek ortam vardı. Ama kimseden bir ses çıkmayınca Başbüyücü gözlerini devirdi ve onlarla nasıl ilatişim kurabileceklerini düşündü.
Ã?ne çıkan yerleşiğin çizdiği şekil barış sembolüydü. En azından burada problem çıkmayacaktı.
Kaşlarını biraz çattıktan sonra Necros, Kami"nin Rivro ile telepatik bir iletişim kurabildiğini fark etmişti. Acaba yine yapabilir miydi bunu? Bazı güçler bir gün içinde sınırlı sayıda kullanılabilirlerdi. Ã?ünkü vücut, o gücün maksimum o kadar kez kullanılabilmesine müsaade ederdi. Eğer daha fazla zorlanılırsa vücut anormal tepkilerde bulunabilirdi. Acaba Kami bu limiti doldurmuş muydu?
Necros ileri süzülerek Kami"nin yanına geldi. Sağ elini avuç içi ileri bakacak şekilde kaldırarak öne çıkan yerleşiği selamladı. Sonra yine sağ elini yumruk yaparak kalbinin üzerine vurdu ve barışçı olduklarını anlatmaya çalıştı. Ardından Kami"ye doğru eğilip fısıldadı Başbüyücü.
"Rivro ile zihinsel bir iletişim kurmuştun. Aynısını bunlarla da yapabilir misin?"
Ã?ne çıkan yerleşiğin çizdiği şekil barış sembolüydü. En azından burada problem çıkmayacaktı.
Kaşlarını biraz çattıktan sonra Necros, Kami"nin Rivro ile telepatik bir iletişim kurabildiğini fark etmişti. Acaba yine yapabilir miydi bunu? Bazı güçler bir gün içinde sınırlı sayıda kullanılabilirlerdi. Ã?ünkü vücut, o gücün maksimum o kadar kez kullanılabilmesine müsaade ederdi. Eğer daha fazla zorlanılırsa vücut anormal tepkilerde bulunabilirdi. Acaba Kami bu limiti doldurmuş muydu?
Necros ileri süzülerek Kami"nin yanına geldi. Sağ elini avuç içi ileri bakacak şekilde kaldırarak öne çıkan yerleşiği selamladı. Sonra yine sağ elini yumruk yaparak kalbinin üzerine vurdu ve barışçı olduklarını anlatmaya çalıştı. Ardından Kami"ye doğru eğilip fısıldadı Başbüyücü.
"Rivro ile zihinsel bir iletişim kurmuştun. Aynısını bunlarla da yapabilir misin?"
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Andero uzun süredir ne hareket etmiş ne de konuşmuştu. Grubu izlemeyi sürdürmek ona daha mantıklı geliyordu zira buradan kaosa yarar bir şeyler çıkabilirdi. Onları iyi analiz etmeliydi. Nasıl olsa onun sahip olduğu yeteneklerle boy ölçüşemeyecekleri için aslında bu problem de değildi. şimdiye kadar kendisine diz çöktürebilen tek şey bir tanrı olmuştu ve bunun bozulmasını sağlayacak bir şey de etrafta göremiyordu.
Yaşadıkları onun tecrübesine sahip birisini bile bir miktar da olsa şaşırtmıştı. O ki bir insan paladini ve bir undead ölüm şövalyesini bir yarı iblis samurayın bedeninde toplayabilmiş seçilmiş bir kutsal savaşçıydı. Pandemonium'un sınırsız karanlığını arşınlamış, iblislerle savaşmış, en sevdiklerini öldürmek zorunda kalmış, ailesinin neredeyse gözü önünde ölüşünü izlemiş, cehennemin sonsuz savaşlarını görmüş biriydi. Yine de bu tarz bir enerji dönüşümü ilk kez yaşıyordu. Tekrar eski formuna döndükten sonra karar verdi ki, ayakları üzerinde durmak her zaman tercih edeceği şeydi.
Karşıdan yaklaşan şekiller görmek onu rahatsız etmişti. Acaba girdikleri yer belirli bir ırkın yada topluluğun arazisi miydi? Eğer öyleyse barışçıl olmalarını diledi zira Kirathor hakkında herhangi bir bilgi edinene kadar kendisini tehlikeye atmayı pek düşünmüyordu. Kendisini bir kez daha bu işin Apocalypse'e nasıl bağlanacağını merak ederken buldu. Kendini Ali Olan olarak isimlendiren belli ki onun asıl amacını biliyordu. O halde?
Andero karşıdakiler yaklaşırken grubun arkasına doğru çekildi ve kollarını eski bir insan alışkanlığı olarak göğsünde bağladı. Normalde bu tarz konuşmaları hep kendisi yapardı çünkü grup liderliği girişkenliği gerektirirdi. Nitekim şu anda lider olmak gibi bir amacı yoktu ve diğerlerinin kendilerini göstermesini engellemek gibi onursuzca bir davranışta bulunmayı da düşünmüyordu. Aslında kendisi de gruptakilerin yeteneklerini görmek istiyordu. Buna iletişim becerileri de dahildi.
Yarı iblis grubun yaşadığı "iletişim" ikilemini görünce dudak büktü. Bu kadar zayıfını beklemiyordu. Burada herkes sorumluluk almaktan kaçar gibiydi. Kaos içinde sorumsuzluğun ölüme götüren bir yol olduğu kesindi, ama yine de, eğitilebilirlerdi, yada, dayatmayla çalışabilirlerdi. Bu konuda iyi olduğu kesinlikle söylenebilirdi.
Katliam'ın Eli'nin yüzü acımanın ardından dehşetle çarpıldı. Bu yerden bitme beyinsiz ne yaptığını zannediyordu? Başlarına iş açacaktı. Bu tarz saçma sapan hareketlerde bulunmamayı ona tembihlemeyi aklının bir köşesine yazdı. Bu ufak halk bir işe yaramazdı.
Ardından hobbitin sırtından çıkarttığı küreye kaydı gözleri. Adamların sözlerini anlayamamıştı. O kadar önemli de değildi aslında. Ortada bir tehdit olmadığı sürece büyük bir problem yoktu. Bir an kaşları çatıldı. Acaba buradaki bu yerliler Kirathor diye birini tanıyorlar mıydı.
Kısa bir süre sonra uzun zamandır bu kadar şok üst üste olmamış olduktan sonra bunları yaşamanın verdiği şokla hobbit küreyi uzattıktan sonra oluşan kafese baktı. Bunu hobbit mi yapmıştı? Görünürde yapan başka birisi yok gibiydi. Hobbit bir büyücü olamazdı zira beyinden eser taşımıyordu. O halde... Yarı iblisin gözleri küreye odaklandı. Belki de onu kendisi için alıp büyüsünü araştırması için Efla'ya verirdi. Gereksiz bir şey olma ihtimali yüksekti ama Andero ele geçen fırsatları kaçırmayı sevmezdi.
Hobbit'in küreyi geri sokuşunu ve kafesin içinden birinin çıkışını gözlemledi. İşte bu, kürenin büyüsünün zayıf olduğunun göstergesiydi. Aslında bunun nedeni kullanan da olabilirdi. Yine de onu almayı denemeyi aklının bir köşesine yazdı ve o an kendilerine yaklaşan adama odaklandı. Bir büyü yapıyor gibi görünüyordu. Açıkcası Andero bunu pek umursamadı. Büyüye karşı dayanıklı bedeninin onu koruma ihtimali yüksekti. Bu olsa olsa böyle basit bir kabilenin shamanı olmalıydı. Ne kadar güçlü olabilirdi ki? Yine de içinde bir rahatsızlık baş göstermişti. Herhangi bir bariz tehdit altına girmedikçe bu yeni adamları öldürememeye karar verdi ve olacakları bekledi.
Yaşadıkları onun tecrübesine sahip birisini bile bir miktar da olsa şaşırtmıştı. O ki bir insan paladini ve bir undead ölüm şövalyesini bir yarı iblis samurayın bedeninde toplayabilmiş seçilmiş bir kutsal savaşçıydı. Pandemonium'un sınırsız karanlığını arşınlamış, iblislerle savaşmış, en sevdiklerini öldürmek zorunda kalmış, ailesinin neredeyse gözü önünde ölüşünü izlemiş, cehennemin sonsuz savaşlarını görmüş biriydi. Yine de bu tarz bir enerji dönüşümü ilk kez yaşıyordu. Tekrar eski formuna döndükten sonra karar verdi ki, ayakları üzerinde durmak her zaman tercih edeceği şeydi.
Karşıdan yaklaşan şekiller görmek onu rahatsız etmişti. Acaba girdikleri yer belirli bir ırkın yada topluluğun arazisi miydi? Eğer öyleyse barışçıl olmalarını diledi zira Kirathor hakkında herhangi bir bilgi edinene kadar kendisini tehlikeye atmayı pek düşünmüyordu. Kendisini bir kez daha bu işin Apocalypse'e nasıl bağlanacağını merak ederken buldu. Kendini Ali Olan olarak isimlendiren belli ki onun asıl amacını biliyordu. O halde?
Andero karşıdakiler yaklaşırken grubun arkasına doğru çekildi ve kollarını eski bir insan alışkanlığı olarak göğsünde bağladı. Normalde bu tarz konuşmaları hep kendisi yapardı çünkü grup liderliği girişkenliği gerektirirdi. Nitekim şu anda lider olmak gibi bir amacı yoktu ve diğerlerinin kendilerini göstermesini engellemek gibi onursuzca bir davranışta bulunmayı da düşünmüyordu. Aslında kendisi de gruptakilerin yeteneklerini görmek istiyordu. Buna iletişim becerileri de dahildi.
Yarı iblis grubun yaşadığı "iletişim" ikilemini görünce dudak büktü. Bu kadar zayıfını beklemiyordu. Burada herkes sorumluluk almaktan kaçar gibiydi. Kaos içinde sorumsuzluğun ölüme götüren bir yol olduğu kesindi, ama yine de, eğitilebilirlerdi, yada, dayatmayla çalışabilirlerdi. Bu konuda iyi olduğu kesinlikle söylenebilirdi.
Katliam'ın Eli'nin yüzü acımanın ardından dehşetle çarpıldı. Bu yerden bitme beyinsiz ne yaptığını zannediyordu? Başlarına iş açacaktı. Bu tarz saçma sapan hareketlerde bulunmamayı ona tembihlemeyi aklının bir köşesine yazdı. Bu ufak halk bir işe yaramazdı.
Ardından hobbitin sırtından çıkarttığı küreye kaydı gözleri. Adamların sözlerini anlayamamıştı. O kadar önemli de değildi aslında. Ortada bir tehdit olmadığı sürece büyük bir problem yoktu. Bir an kaşları çatıldı. Acaba buradaki bu yerliler Kirathor diye birini tanıyorlar mıydı.
Kısa bir süre sonra uzun zamandır bu kadar şok üst üste olmamış olduktan sonra bunları yaşamanın verdiği şokla hobbit küreyi uzattıktan sonra oluşan kafese baktı. Bunu hobbit mi yapmıştı? Görünürde yapan başka birisi yok gibiydi. Hobbit bir büyücü olamazdı zira beyinden eser taşımıyordu. O halde... Yarı iblisin gözleri küreye odaklandı. Belki de onu kendisi için alıp büyüsünü araştırması için Efla'ya verirdi. Gereksiz bir şey olma ihtimali yüksekti ama Andero ele geçen fırsatları kaçırmayı sevmezdi.
Hobbit'in küreyi geri sokuşunu ve kafesin içinden birinin çıkışını gözlemledi. İşte bu, kürenin büyüsünün zayıf olduğunun göstergesiydi. Aslında bunun nedeni kullanan da olabilirdi. Yine de onu almayı denemeyi aklının bir köşesine yazdı ve o an kendilerine yaklaşan adama odaklandı. Bir büyü yapıyor gibi görünüyordu. Açıkcası Andero bunu pek umursamadı. Büyüye karşı dayanıklı bedeninin onu koruma ihtimali yüksekti. Bu olsa olsa böyle basit bir kabilenin shamanı olmalıydı. Ne kadar güçlü olabilirdi ki? Yine de içinde bir rahatsızlık baş göstermişti. Herhangi bir bariz tehdit altına girmedikçe bu yeni adamları öldürememeye karar verdi ve olacakları bekledi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Yerleşiği şimdi grubun yanına varmıştı. dik bir şekilde grubun karşısında durdu, ellerini iki yana açtı, kalın cüppesinin katları kenarlara doğru açıldı. Üzerinde görülebilecek herhangi bir silahı yoktu adamın. Sonra coşkulu bir korodan geliyormuş gibi gür bir sesle konuşmaya başladı adam.
"Estuar Quarion. Hyinna thum?"
"Hes timar Quarion. Khisz hen?"
"Ugrean tur Quarion. Zhalle un ganz?"
Yerleşik belli aralıklarla bu sözleri tekrarladı. Gözleri grubun tamamını izliyor gibi gözüküyordu. Birilerinin anlamasını umuyordu.
RP DIşI NOT;
"Estuar Quarion. Hyinna thum?"
"Hes timar Quarion. Khisz hen?"
"Ugrean tur Quarion. Zhalle un ganz?"
Yerleşik belli aralıklarla bu sözleri tekrarladı. Gözleri grubun tamamını izliyor gibi gözüküyordu. Birilerinin anlamasını umuyordu.
RP DIşI NOT;
Code: Select all
Birinci cümle Yerleşiklerin kendi dillerine ait. Grubun hiçbir üyesi ne dendiğini bilmiyor.
Celestial bilenler için ikinci cümle, "İsmim Quarion, sizler kimsiniz?".
Draconic bilenler için üçüncü cümle aksanı oldukça bozuk. "Ad Quarion. Sen ne oluyosun?"Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Andero'nun eli katanasının üzerinden gevşedi ve yüzüne hafif bir sırıtış yerleşti. Varlığın adını söylemesi ve onlardan karşılık olarak kendilerini tanıtmasını istemesi arada bir problem olmayacağının bir göstergesiydi. En azından şimdilik... Onun istediği de zaten buydu. Göreve zarar verecek şeyler yol üzerinde bulunmamalıydı.
Demek ismi Quarion'du. Bildiği herhangi bir isme benzediğini söyleyemezdi. Acaba ırklarının adı neydi? Bu konuyla ve ırkla ilgili kütüphanelerinde kesinlikle bir bilgi olmalıydı. Bunu araştırabilmeyi istedi. Burada işlerine yarayabilirdi.
Aslında adamın yaptığı Andero'ya yeni bir şans doğurmuştu. Söylenenlerin, en azından Draconic olan kısmını anladığı halde herhangi bir tepki de bulunmadı. Grup içinde bu yabancıların dillerini bilen birileri olup olmadığını merak ediyordu, yada en azından kadim Draconic dilini. Bu da bir eleme sayılabilirdi. Sessizce grup içinden birisinin cevap vermesini bekledi.
Demek ismi Quarion'du. Bildiği herhangi bir isme benzediğini söyleyemezdi. Acaba ırklarının adı neydi? Bu konuyla ve ırkla ilgili kütüphanelerinde kesinlikle bir bilgi olmalıydı. Bunu araştırabilmeyi istedi. Burada işlerine yarayabilirdi.
Aslında adamın yaptığı Andero'ya yeni bir şans doğurmuştu. Söylenenlerin, en azından Draconic olan kısmını anladığı halde herhangi bir tepki de bulunmadı. Grup içinde bu yabancıların dillerini bilen birileri olup olmadığını merak ediyordu, yada en azından kadim Draconic dilini. Bu da bir eleme sayılabilirdi. Sessizce grup içinden birisinin cevap vermesini bekledi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Cüce buçukluğun sabırsızca etrafta dolanmasını izliyordu ve büyücü en azından şimdilik doğru söylüyor gibiydi. Bunu kafasının bir yerine yazan Ransar öne çıkan yeni yerleşiğin kendilerine yaklaşmasını izledi. Konuştuğunda sesinin tonu cüceyi gerçekten etkilemişti.
"Hes timar Quarion. Khisz hen?"
Bir çok sefer göksel yaratıklarla iletişimde bulunmuştu ancak bu lisanın her zikredilişinde aynı arınma duygusunu hissederdi. Bu duygularından ardından gözlerini gelen adama kenetledi ve öne doğru süzülmeye başladı. Bunu yaparken bir yandan ellerini hafifçe gruba doğru kaldırarak işaret etti.
Hes timar Ransar, gebr Quarion. Hen fresse quansa marri loc`ernd. Cüce lafının bu kısmında durarak diğer yerleşikleri içine alan kürenin olduğu yeri gösterdi. Hsaz maerdullyn khisz germ, delas shun eo hussyn felas gveim rakzain dulien. Grois en`u talab feilh.
Yeniden duraksayan Ransar büyücüye dönerek seslendi.
şu kafesle ilgilen büyücü her ne yaptıysanız geri çevirin yerleşiklerle ilgili problem olmayacaktır.
Tekrardan Quarion`a dönen Ransar eliyle geniç bir hareket yapıp etraflarını gösterdi. Soullas cheesz vrny Guottanin. Fveesa huol helserien. Themml devly suorp tye kuorp. Velsamyn chrem fe esz?
"Hes timar Quarion. Khisz hen?"
Bir çok sefer göksel yaratıklarla iletişimde bulunmuştu ancak bu lisanın her zikredilişinde aynı arınma duygusunu hissederdi. Bu duygularından ardından gözlerini gelen adama kenetledi ve öne doğru süzülmeye başladı. Bunu yaparken bir yandan ellerini hafifçe gruba doğru kaldırarak işaret etti.
Hes timar Ransar, gebr Quarion. Hen fresse quansa marri loc`ernd. Cüce lafının bu kısmında durarak diğer yerleşikleri içine alan kürenin olduğu yeri gösterdi. Hsaz maerdullyn khisz germ, delas shun eo hussyn felas gveim rakzain dulien. Grois en`u talab feilh.
Yeniden duraksayan Ransar büyücüye dönerek seslendi.
şu kafesle ilgilen büyücü her ne yaptıysanız geri çevirin yerleşiklerle ilgili problem olmayacaktır.
Tekrardan Quarion`a dönen Ransar eliyle geniç bir hareket yapıp etraflarını gösterdi. Soullas cheesz vrny Guottanin. Fveesa huol helserien. Themml devly suorp tye kuorp. Velsamyn chrem fe esz?
Code: Select all
Benim adım Ransar, efendi Quarion. Yanımdakiler benimle beraberdirler. (duraksama ve küreyi işaret) İnsanlarınıza zarar vermek istemedik ancak buçukluk yada yanımızdaki cübbeli şahıs bir şekilde onları kafese kapattı. Yinede çözülemeyecek birşey olduğunu sanmıyorum. (duraksama Necrosla konuşma ve devam etme) Bir şekilde Pozitif düzleme gelmiş bulunmaktayız ve bir arayışımız var. Sizler varoluşun ve yaşamın yaratılarısınız. Korkarım bizim halklarımız yokoluş ve ölümün pençesinde. Belki de bize bir yol gösterirsiniz?