Bizim bahsettiğimiz aslında bu dünyadan kedimizi soyutlamak değil bu dünyanın sıkıntılarından sıyrılıp rahat edebileceğimiz bir yeri bulmak. Burasıda FRP ortamı oluyor. Yeni tür Ağ üstünden bilgisayar oyunlarında dahi, artık gerçek dünyanın mücadeleleri gibi mücadeleler girdi. Hep bir kısıtlamalar ve ekonomi yapmalar. Hep yeni yeni hesaplamalar, mücadeleler. Anlatmak istediğimiz bu yani. Dünyanın aslında zevkli olan taraflarını bize kapattıkça başkaları bizde yeni kapıları hayal gücümüz ile açıyor FRP ile paylaşıyoruz demek istedim ben.
Ayrıca arres demiş dünya eskiden de hep kötüydü diye. Evet dünya acımasızdı, bildiğimiz insanların geldiği anda ise kötü odu. Dünya belkide hep kötüydü bizim bildiğimiz tarihe göre ancak şimdi kötülükler o kadar oturdu, o kadar yayıldı, o kadar kendine yer etti ve bir arada çalışmaya başladıki, dünya çok daha bunaltıcı bir yer haline geldi.
Bizim kaçtığımız ise belkide o kadar kötü olan değil aksine nötr olan yani sistem.
FRP zaten aslında böyle demek değil, böyle olsaydı demek.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Gerçek konusundaki görüşlerimi daha önce başka bir başlık altında uzun uzun yazdım. Kısaca özetlemek gerekirse bizim gerçek dediğimiz şey duyularımız dediğimiz küçük elektrik akımları ve bu akımlar sonucunda oluşan basit protein zincirleri (ki bu da hafızamız oluyor.)
Gerek protein zincirleri, gerekse elektrik akımları dış etkenlerden dolayı çok kolay bir şekilde etkilenip bozulabilirler...
Durum bu olunca güncel hayatımızda gerçek dediğimiz şey otoritenin kurallarından ibarettir. şu anda neredeyse fantastik edebiyat muamelesi görmeye başlamış Yunan Mitolojisi bir zamanlar okullarda okutulan "gerçek" idi... Homeros'un kitapları ders kitapları olarak kullanılıyordu ve orada yazanlar gerçek kabul ediliyordu. Lepriconlar gerçekti, vampirler hatta kurt adamlar bile dünyada bir süre için bile olsa gerçektiler... Burada "gerçek" derken insanların ve onların otaritelerinin de bu yaratıkları tanıdığını kastediyorum. Yoksa gerçekten var olup olmadıklarını bilmiyorum... Ama önemli de değil çünkü benim gerçeklik konusunda bir tezim var.
Kaynak göstermeden tezimi söyleyeceğim çünkü tek bir filozofun bakış açısından çok pek çok filozofun tezinin bir sentezi. Bence etrafımızda gördüğümüz, düşündüğümüz, hissettiğimiz ya da daha güzeli, adı olan her şeyin içinde mutlaka "gerçek" olan bir pay vardır.
Hiç bir şekilde var olmamış bir şey bana kalırsa düşünülemez ve ona bir isim verilemez. Tezimi bozabilmek için daha önce hiç kimsenin düşünmediği bir şey düşünmeye çalışın... (Madde, yaratık, kainat sistemi, bitki vs..) Başaramazsınız. Ne bulursanız bulun içinde mutlaka çok küçük de olsa bir şey daha önce gördüğünüz, fikir veya maddesel olarak var olan bir şeye bağlantılı olacaktır.
İşte bu yüzden durum gerçekten kaçmak, bize gerçek diye yutturulan şeyden kaçmak, kendi gerçeğimizi kovalamak değil...
Orta çağ engizisyon mahkemesinde dünya yuvarlaktır diyen birisi hayalperest bir insan olarak algılanyordu... Ã?ünkü herkes biliyor du ki Dünya tepsi gibi düz bir yerdi! Ancak şimdi bir oyun hazırlayıp bütün Astrofiziği yıkarak düz dünyada oyun oynatan bir DM'e otorite "hayalperest" diyor...
İşte bu yüzden Poe'nun sözlerine şapka çıkartıyorum. Gündüz rüya (hayal kurmayı kastediyor) gören insanlar sadece gece rüya görenlerden daha "Farkındalar"...
Ã?ünkü bana göre hayal kurmak gerçeği sorgulamaktır. Otoritenin kurallarını sorgulamaktır. Ve ancak gerçekleri sorgulayarak daha farkında bir insan oluruz.
Peki gerçeği neden sorgulama ihtiyacı duyarız? İlk postumda dediğim gibi gerçeğin sorgulanması ancak karnımız tokken ve hayati tehlikemiz yokken gerçekleşebilecek bir şeydir...
Ã?ünkü insan evrimi boyunca karnı açken, ateşte yanıyorken, bir uçurumdan aşağı düşerken, kafasının içinden bir kurşun geçerken vs. gerçeği sorgulayamadığını fark etmiştir... Bunların dışındaki tüm zamanlarda gerçek sorgulanabilir.
Peki gerçeği neden sorgularız? Neden hayal kurarız? Gerçek bize gerçek gibi gelmediği zaman.
Günde 10 saat çalışan bir insan gerçeği sorgular. Hayatta kalması için neden 10 saate ihtiyacı olduğunu sorgular. Ve akabinde hayal kurmaya başlar. Frodo yüzüğü taşımaz ise dünya onun bildiği şekliyle bir daha asla var olmayacaktır. Skywalker bütün dengeyi alt üst eder, Picard dünyada daha önce kimsenin görmediği gezegenleri ve yaratıkları görür. Frodo'nun yaptığı iş ve sorumluluk gerçekten önemlidir. Skywalker'ın yaptıkları dünyanın kaderini değiştirir. Önemlidir. Picard kimsenin görmediklerini görür, bilginin yaratıcısıdır yani...
Peki real'de ki kasiyerin, bankadaki veznedarın, borsacının, üretim bandındaki işçinin hangisi yukarıdaki gibi birisidir? Bilgi ona 1000. elden gelir, o gün işe gitmez ise yerine bir başkası alınır ve ne yaparsa yapsın çeviridiği civata "the one screw" olmayacaktır...
İşte bu yüzden bir kaçış veya uyutma değildir diyorum hayal kurmak için. Hayal kurmak gerçeği sorgulamaktır. Hayatta kalmak için civata sıkmamız gerektiği, para üstü hesaplamamız gerektiği, finans grafiklerini takip etmemiz gerektiğinin sorgulamasıdır.
Bir afet olduğunu ve dünyada 200.000 kişi kaldığımızı düşünelim. (Bu sayı insanın gerçekten bir hayvan olsa doğada bulunma sayısının tahminidir.) Sİzce gerçeklerimiz bu günkü gerçekler mi olurdu? 200.000 kişilik bir dünyada finans grafikleri takip edilir miydi? Birisi para değiştirmek için bir camın arkasında beklermiydi? Civatası sıkılması gereken bir otomobil olur muydu? Yoksa hayatta kalmaya mı çalışırdık?
Mühendis gibi düşünün (Bir şeyin doğruluğunu ve geçerliliğini +/- sonsuz limitde sorgulamak)... Ya 10 kişi kalsaydı? O zaman gerçekten bilgi siz olurdunuz, türün devamı, denge'nin devamı siz olurdunuz... Siz dünyadaki en önemli 10 insandan biri olurdunuz.
O yüzden Hero'lar biz oluyoruz oyunlarda... NPC'ler ise kasiyer, bakkal, şoför ve işçi. Ã?ünkü biz bu dünyada NPC olmaktan sıkıldık ve hayallerimizde bize giydirilen bu gerçeği sorguluyoruz.
İşte bu yüzden hayal kurmak bir kaçış değildir. Belki bir afyondur çünkü gerçeği sorguladığımızda kendimizi mutlu hissederiz. Neden? Ã?ünkü o sorgulanabilir bir şeydir! Biz aslında gerçekten de 10 saat işe gitmez ise yok olup gitmeyecek insanlar olma ihtimalimiz vardır ve eğer durum bu ise nasıl bir hayatımızın olduğunun hayalini kurabiliriz.
Birer yaşam paketleridirler çünkü bir insana emekli oluncaya kadar ki yaşamında 35 sene boyunca günde 10 saat, yılda 15 gün izinle yaşayacağını söylerseniz o adam intihar eder! Ama o adama kurt adamları, vampirleri, frodo'yu ve hayal kurma yemlerini (milli piyango, bireysel emeklilik, kim 500 milyar ister, vs..) verirseniz o adam biraz da iyi niyetle 35 yıl günde 10 saat yılda 15 gün izin ile çalışır.
7 milyarlık dünyamız neden hayalperestlik akımına yöneldi? Ã?ünkü artık gerçeği sorguluyoruz. Ve hayal gördükçe gözlerimiz gerçekliğe daha da çok açılıyor. Ã?ünkü daha önce hiç hayal görmeye bu kadar ihtiyacımız olmamıştı. Doyuruluyoruz ve hayatta tutuluyoruz ama hayatımızdan memnun değiliz, bize biçilen rollerden memnun değiliz. Ben bir kurt adam olabilirim... Ama Endüstri Mühendisi olduğumu kesinlikle zannetmiyorum.!
Blmem ne demek istediğimi anlatabildim mi? Daha çok konuşurum ama okuyucuları da korkutmak istemiyorum.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Zamana göre bazı sistemler değişir ama gerçekler değişmez. Bir insan dünyada kalan son 100 kişiden biri de olsa, milyarlarca kişi yaşarken yaşasa da bu dünyada bir dağı tek eliyle kaldıramaz, bir aslan topluluğunu tek başına çıplak elleriyle öldüremez. Ancak insanların kendi yaşamları için oluşturdukları sistemler, insanların sayıları gibi daha pek çok girdi ile değişebilir. Bu gerçeğin değişmesi değildir.
FRP oyunu ise işte gerçeği sorgulamaktan çok sistemden kaçıştır. Elbetteki bir sistemden kaçış için bazı gerçeklerin değiştirilmesi gerekir. Bu değişiklikte ya dünyada olmayan bir şeyin koyulması, yada olan bir şeyin kaldırılmasıdır. Ã?rneğin büyüyü koyup ölümü kaldırmak bunların en başlıcalarıdır.
Bazı insanların buldukları gerçek ne kadar gerçektir işte bu sorgulanabilir çünkü insanların bazı gerçekleri sitemin dayatmasıdır. Hatta sistem artık bazı gerçekleri yaratmaktadır. Sistem acımasızdır ve insanlar bu sistemin ne kadar güçlendiğini görüp bundan kurtulmak için bir kurtuluş yolu yaniş bir kaçış yolu aramaktadır. Fantastik filimler, fantastik diziler, fantastik kitaplar ve fantastik rol oyunları işte burada varlardır. Buların başka diğer yararları ise kafa dağıtmaktır. Sistemin bunalttığı kafaları dağıtmak ve rahatlamak.
Ancak insanın yeni şeyleri fark etmesi, güçsüz ve önemsiz olarak görüğü şeylrin aslında ne kadar önemli olduklarını anlamaları, bir sistemin sarsılmasına ve belkide çökmesine sebep olacaktır. Ancak tüm hayatımızın aslında bir hayal olduğunu ve gerçeklerin aslında tamamen farklı olduğunu düşünmek, sadece kendisinin varlığının değersizliğini benimsemek, var olmadığını düşünmektir. Yada her şeyin kendisinde var olduğunu ve bu varlığın kendisiyle yok olacağını. Bu insanın yok oluşuna kadar gider.
FRP ise bir var oluştur. Sadece sistemi değişmiş bir oluşum içinde var olma çabasısıdır.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Kafamdakileri toparlamak pek zor. Genel olarak aşağıda belirtilen 4 tane önemli nokta üzerinde durmak istiyorum.
Limitli Kullanıcılar
Kılıfına Uydurmak
Elimden Gelen Bu
Hayalperest
"İnsanoğlunun vücudu -- yaratılmış veya evrilmiş -- bir harikadır. Hareketlerimiz, solunumumuz, boşaltımımız ya da dolaşımımız inanılmaz bir uyum içerisindedir. Doğa gibi. Ya da saf olan diğer herşey. Kendi haline bıraktığınızda evrilenler ve bu evrim sonucu hayatta kalabilenler. Bizler mükemmeliz. Hükmetmek için varız." diyorlar genel olarak. Bense pek katılmıyorum.
Evet harika olabilirdik, mükemmel olabilirdik. Uyum içinde yaşayabilirdik. Daha önemlisi hükmedebilirdik ! Ama ya evrimimiz, ya da yaratılışımız sonucunda ulaştığımız bir nokta var. Bizler sınırsız özgürlükler diyarında birer limitli kullanıcıyız. Bunun iki sebebi var. Biri kalbe sahip olmamız, diğeri ise zaman'a mahkum olmamız.
Saçma gelebilir kalbimiz ile olan alakası. Ancak inkar edilmesi zor birşeydir. İnkar etmek bile aslında kalp ile olan ilişkiyi anlatır. Limitimiz de burda biraz da. Hayallerimizdekileri, üzüntümüzü, sevincimizi, korkularımızı, kısaca yapmak istediğimiz şeyleri yapamamamızı sağlayan bir etkendir kalbimiz. Limit koyar hayatımıza. İstediğimiz gibi yaşamamızı engeller. Yani bizi kılıfına uydurur.
Hep düşünmüşümdür. Bazen piyasada olmaması gereken şeyler satılır. Tıbbi ilaçlardır, bazı reklamlardır, karşı konulamayan(!) eylemlerdir vs. Bu tarz şeylerin piyasadan kaldırılmamasının sebebi de bu pazarın çok büyük olmasıdır. Uyuşturucuyla baş edemez polisler çünkü pazarı çok büyüktür. İzin vermezler. Uyuşturucu pazarı, polis pazarından büyüktür. İşte aynı, kalbimiz, hayallerimizden büyük bir pazara sahip. O yüzden kaptıramıyoruz kendimizi. Hayallerimizi gerçek kılamıyoruz, bu yüzden de hayal olarak kalıyorlar. Ve biz, karşımıza çıkan sorunlarla mücadele ederken tek yaptığımız şey, elimden gelen bu demek oluyor.
Demek oluyor... İnanç ile gerçek arasındaki fark ta, hayal ile yaşananlar arasındakiyle aynı. Bir şeyden emin değilseniz, ona sadece inanabilirsiniz. Tanrının varlığına ancak inanabilir insanlar. Yarın öleceğine inanabilirsin. Veya dün doğduğuna. Bu, gerçek değildir. Olabilir belki, ama gerçek olması için yaşanmış olması gerekir. Hayallerde böyle. Yarın ölceğinin hayalini kur sen, veya dün doğmuş olduğunun. Bunun hakkını bize vermedikleri sürece limitli olmaya devam edeceğiz.
Darkgnome... dünyada değişmeyen gerçek neredeyse kalmadı. Bugün dünyanın en güçlü vincinin operatörü tek eliyle ne kadar ağırlık kaldırıyor? Bu çağın gerçeği ile 100 yıl öncesinin gerçeği bu konuda aynı mı?
Atom bombasını bırakan manivelayı çalıştıran pilot? Bence çıplak eliyle bir insan topluluğunu yok etmiştir. (Evet çıplak eliyle derken ne demek istediğini anlıyorum ve ona rağmen çıplak eliyle yok etmiştir diyorum! Ã?ünkü ben çıplak elden sıradan bir insanın kas gücü ile yapabileceği, elde edebileceği ve kullanabileceği bir gücü anlıyorum. Eğer sen dünyadaki herkesi atom bombasının manivelasını kullanabilir kılarsan bunun çıplak elden, hadi abartalım 10 yaşındaki bir çocuğun elinden farkı kalmaz.)
Ben diyorum ki, biz gerçeğin ne olduğunu bilmiyoruz.
Bilmediğimiz için de günlük hayatımızda gerçek dediğimiz otoritenin bize gerçek dediğidir.
FRP oyunu gerçekten kaçıştır demişsin... O zaman bu oyunun neden sistemleri insanı çatlatacak kadar 15 feet radius, falling damage, bashing, slashing damage, critical hit vs vs ile doldurulmuş?
FRP oyunu günümüz mühendisliğinden, fiziğinden ve matematiğinden o kadar çok yararlanıyor ki... (Otoritenin gerçekleri)
Gerçekten kaçmak isteyen bir oyun neden olasılık hesaplarını bu kadar etkin kullanır?
FRP'nin amacı tekrar söylüyorum gerçeği sorgulamaktır. Ölüm örneğini vermişsin. Bir insanı ölümden büyü ile döndürdüğünde ölümden kaçmış mı oluyorsun? Hayır! Ölümün bizim boyutumuzdaki mutlak gerçekliğini sorgulamış oluyorsun.
Nasıl sorguluyorsun? Ölümden dönüş olsaydı nasıl olurdu? Dönebilseydik nasıl davranırdık? Kimler dönebilirdi? Dönmenin zararları ne olurdu? Herkes dönebilseydi bu nasıl kontrol altına alınırdı? Vs vs vs...
Tüm bu soruların cevabı ölüm gerçeğinin sorgulanmasıdır. Ölüm gerçeğinden kaçış değildir. Ã?ünkü bunları düşünürken pek ala ölebilirsin... Ölümden veya ölüm gerçeğinden kaçtığın yok. Sadece bu gerçeği sorguluyorsun.
Eskiden paslı bir demirin kestiği yara ölüm demekti ve dönüşü yoktu. Bugün tetanoz aşısı var.
FRP dünyasında tetanoz aşısı yok. Ama gariptir tetanoz mikrobu da yok. Ã?ünkü bizim dünyamızın gerçeğinde bu çoktan unutulmuş. Aslında biz ölümden belki de hayatımızda en az bir iki defa kurtulduk ama haberimiz yok.
Neden yok? Ã?ünkü günümüz gerçeğinde paslı demir ölümcül değil. Ölümden dönmenin süreçlerini hiç düşünmedik ama... Neden? Ã?ünkü günümüz gerçeğinde dediğim gibi paslı demir ölümcül değil. Bu yüzden nüfusumuzun artması, daha doğrusu nüfusumuzun artmasını sağlayan, paslı demirin ölümcüllüğünün kalkması gibi gelişmeler bizim gerçeklerimizi değiştiriyor. Dünyanın artan nüfusu dünyanın gerçeklerini değiştiriyor.
Ve yarın öbürgün tek elimizle dağı da kaldıracağız, insan topluluklarını yok etmeye devam da edeceğiz.
Gerçek olması için bir şeyin yaşanmış olması gerektiğine inanmıyorum. Ben bir insanı dış hayata kapalı bir köyde tanrı olduğuna günümüz teknolojisi ile inandırabilirim ve o adamın algısında gerçeklik kendisinin tanrı olduğudur. Dünyada ki 6 küsür milyar insan için gerçeklik o adamın tanrı olmadığı iken o insan için gerçeklik kendisinin tanrı olduğu olabilir. şizofren bir insanın yaşadıkları senin benim kadar gerçektir ona soracak olursan.
Tekrar söylüyorum. Kimse gerçeğin ne olduğunu bilmiyor. Ama gerçek olarak adlandırdığımız bir kavram var. Bu ikisini de karıştırmak istemiyorum.
Gerçeğin ne olduğunu bilmediğimiz bir ortamda ne yaparsak yapalım gerçekten kaçamayız. Biz gerçekten kaçtığımızı sanarken aslında gerçeği söylüyor bile olabiliriz çünkü... (Belki de dünyada orc'lar vardı ve dinazorlar ejderha idi??)
Gerçekten kaçamadığımıza göre hayal kurmak tek bir anlama geliyor. O da gerçeği sorgulamak. Mevcut düzene alternatif düzenler düşünmek...
Haydi bir şekilde üzerimize sihirli bir değnek vuruldu ve gerçekten kaçmanın bir yolunu bulduk. Bunu yapabilmek için bile gerçeği sorgulamak gereklidir...
Belki sorgulama kavramını kendi anladığım gibi anlatamadım... Demek istediğim gerçeğin ne olduğunu bildiğimizi ispatlayamadığımız bir ortamda değişmediğini de ispatlayamayız.
Fantastik filmler ve kitaplar kafa dağıtıyor mu? Evet dağıtıyor. Zaten onlara "afyon" dedim. Darkgnome'un dediği gibi eğer bunlar üzerinde sadece onları seyrederken kafa yoruyorsanız bu bir kaçıştır... Yani Star Wars'u ışıklar yanıncaya kadar seyrediyoranız evet bu bir kaçıştır, çünkü beyin aynı anda en fazla yedi veri ile ilgilenebilir... Sen bunu iyice köreltip arka arkaya geçen görüntüleri seyrederek algını ve muhakemeni film bitinceye kadar meşgul tutuyorsan bu belki gerçeklikten kaçıştır ama bu bile ışıklar yandığında son bulur. Eğer sen filmde geçen "denge"nin ne olduğnu sorguluyorsan, iyilik ve kötülük gibi bariz ve vücutta deformasyon yapabilen tarafların ne anlama geldiğini sorguluyorsan, "Force"'un alegorik anlamlarını düşünüyorsan işte o zaman gerçeği sorgulamaya başlarsın...
Benim kastettiğim sorgulama da budur. Force diye bir şey yoktur, amma saçma film diyen bir insan gerçeği (ona öğretilmiş olan) sorgulayamayan bir insandır. Force'u gerçek sanıp hemen düşünerek pipeti eğmeye çalışan insan biraz iyi niyetli, biraz da çocuk ruhlu bir insandır. Ama oturup Force'un ne olduğunu düşünürsen, nasıl ? sorusunu sorarsan o zaman gerçeği sorgulamaya başlarsın. Benim dediğim hayalperestlik işte budur.
Kristal küre bir zamanlar hayalperestlikti... Büyü idi... Gerçeklik dışıydı. Ama o zamanlar kristal küreye hayal diyenler, gerçeklik zamanla değişmez diyenler, bugünün LCD'lerini, canlı yayınlarını, paralı kanallarını görselerdi herhalde kristal küreyi düşünen beyine sen de amma sıkıcı bir şey hayal etmişsin derdi...
Kıssadan hisse... Ölüm gerçeği halen değişmedi... Ama erteledi, uzatıldı ve kapsamları daraltıldı. Bir gün kalkacak da...
Daha konuşmadan bırakıyorum, çünkü konunun ayrı bir bölümüne girmeden başka fikirler de duymak iserim...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
O zaman doğum gerçeği de kaldırılacak, çünkü dünyaya sığmayacağız. O zaman terör de kalkacak, o zaman tecavüz, işkence, cinayet, hırsızlık da kaldırılacak. Olay şudur ki o teknolojiyi yapan beyinler, hala bizim küçük beyinlerimizden korkuyorlar. Daha yapacak bir şey kalmadı bana göre. Artık yepyeni bir şey yok, çünkü insanların hayal güçlerini harcadı o büyük beyinler, yararlanabilecekleri bir şey kalmadı...
Saygılarımla...
And i still wonder if you ever wonder the same!...
Hayır Bogus, sen yazdıklarımı yanlış anlamışsın ve kelimelere takılmışsın. Aynı şeklide sen gerçeğe de takılmışsın. Gerçek vardır ve insanın bir sınırı da vardır.
Atom bombasını adam çıplak elleriyle yada tek başına değil bir topluluk olarak atmıştır. Atom bombasını bulan adamdan, atom bombasını yapana ve hatta atom bombasında kullanılan her bilgiyi bulan kişiden bunların esinlendiği ve bilgilerini kullandıkları kişilere kadar herkesin emeği bilerek yada bilmeyerek vardır. Ancak o adamın bastığı düğme öyle bir mekanizmayı çalıştırmıştır ki, en küçük vidasına kadar herkesin yaptığı o makine mükemmel çalışmış ve atom bombasını atmıştır. Bu gerçektir. Ancak öylesine muhteşem ve öylesine büyük bir bilgi birikimi sonunda insanlara ne getirmiştir, ölüm ve acı ve tarihe kara bir leke. İşte, sistem de budur. Yani gerçek zaten olmuş yada değiştirilemeyen şeylere verilen isimdir ve gerçeklerin birleşimlerini insanların şekillendirmesi yada yol vermesi ise sistemdir. Umarım bu sefer daha açıklayıcı olabilmişimdir.
Sistem bu dünyada insanların inandıkları şeylerdir. Yani bize dayatılanlar. Büyü gerçekten varsa ve bu gerçekse biz gerçeği sorgulamıyor aslında sistemi sorguluyoruzdur. Gerçeği bilmediğimiz için gerçeği sorgulama gibi bir lükse sahip olamayız. Ancak bazı gerçekleri zaten bulmuşuzdur. Mesela bir kasın ne kadar enerji üretebileceğini ve bu kas ile en fazla ne kadar ağırlık kaldırabileceğimizi. Başka bir şekilde bir kişinin zıplayarak ne kadar yukarı sıçrayabileceği aşağı yukarı bilinir ve onun bu bacağındaki kas gücüyle, zıplaya zıplaya aya ulaşamayacağı bir gerçektir.
Tetanoz aşısının gerçeğini ise kimse sorgulamaz. Tetanoz olduğunda öleceksindir sana ilaç verilmezse, yani tek başına kalırsan. Ancak çıkan ilaç sayesinde hayatta kalırsın çünkü sistem değişmiştir. Bu çok somut bir sistem değişimidir ancak gerek hala aynıdır, değişmemiştir.
Dağın birinde tek başına yaşayan bir adamı tanrı olduğuna inandırırsan o kendi çapında yinede tanrı olmayacaktır. Ã?ünkü ona tanrı diye gösterdiğin şey bizim tanrımız olamaz. Sadece inanarak yaralarını iyileştiremez, uçamaz, görünmez olamaz bu adam. Eninde sonunda o da anlayacaktır aslında tanrı olmadığını yada başka biri ile karşılaştığında aslında tanrılığı o olmadığını. Ancak bir insanın dağda tek başına yaşaması onun sistemden ayrı olması ve hatta onun tanrı olduğunun inandırılması onun sistemden ayrı farklı bir sistem oluşturmasıdır kendisne. Peki bu sistemden ne kadar ayrılabilir? Çok fazla değil. Ã?ünkü değişmez gerçekler onu da kapsamaktadır bizi de.
İlk mesajımda da değindiğim gibi, artık bilimkurgu ile fantastik filmleri birbirinden ayırt etmek oldukça zorlaştı. Ã?ünkü şu anda dünya üstünde ne olursa olsun en hızlı gelişen ve en fazla gelişmiş olan bilim felsefedir. Sonrasında ise soyutları belli bir sisteme sokmaya uğraşan matematik gelir. Matematikten sonra ise gittikçe somuta doğru ilerleyen diğer bilimler gelmektedir.Dikkat ettiysen öncelikler bir sistemden geçmiştir gerçeğimiz ancak gerçek sisteme uymadığı için sistemin tıkandığı yerlerde gerçekler ölçülmektedir. İşte bu sebeple termodinamiğin üstünde, bir kinetik; fiziğin üstünde, faz diyagramları vardır.
Yine ilk mesajımda değindiğim üzere D&D'a kızmam bundandır. Aslında onu FRP olarak görenlere de kızmam bundandır. FRP bir sistemden kaçarken başka bir sisteme yani D&D'a tutulmak değildir. Sistemden kaçmak, kendi öz sistemini kurmak ve bunu istediğin gibi değiştirmektir. Yani bilmeden bir tanrıyı oynamak ancak asla tanrı gibi hissetmemek, tanrısı olduğun sistemde insan olmanın zevkini çıkartmaktır. Siteye ilk girdiğim andan itibaren insanlara söylemek istediği, onca tartışmaya girdiğim asıl konu budur.
Hayal gerçeği sorgulamaz, ondan güç alır. Hayal sistemden kaçar ve kendi sistemini yaratır. FRP ise bir araçtır ve birden fazla insanın hayallerini bir araya getirerek herkesi memnun edecek bir sistem kurma oyunudur. Bu değişken sistem kurulduğunda ise kişiler bu sistemde insan olmanın zevkini çıkartmaya başlarlar.
Bir kişi sürekli olarak hayal kuramaz çünkü bu sistemin toplamsal temelini insanlar kurmuştur. FRP’de de kendi sisteminden ödün verdiğin gibi insanlar içinde yaşıyorsan da ya sisteminden ödün verirsin ve herkesin kabul ettiği sisteme dahil olursun yada kendi körpe sistemin içinde kaybolursun. Ancak ne zaman istersen o sistemden kendini soyutlar hayallerin içinde kurduğun sistemine kaçarsın ve orada zaman geçirirsin. Dikkat edersen bir FRP oyunu da ne kadar dünyamızdaki gerçekleri alırsa toplamsal sistemi de ona benzemektedir. Bu sebeple bir yıldız savaşları filmi benim için ışık yandığında başlar ve ışık söndüğünde biter. Ancak bir yıldız savaşları hayali hep benimledir ve hatta güç olayı sürekli düşüncelerimdedir. Ancak kalkıp da 10. kattan atlayıp güç sayesinde hala hayatta kalacağını düşünmüyorsan benden daha fazla sorgulamıyorsundur, sende benim gibi kaçıyorsundur. Sadece kaçmayı, bir sorgulama olarak hayal ediyorsundur.
İnsanların bir ders konusunda da gelişimi aslına hemen hemen aynıdır. Birden her şeyin anlaşılmaya başlanması. Bu sayede geçmişte okuyup da anlayamadığınız konular size bir anda anlaşılır gelmeye başlar. Albert Einstain ne demiş "Hayal etmek bilgiden daha önemlidir!" İnsanlarda hala hayal etme gücü var ancak artık yeni gelişmelere o kadar çok alıştık ki ve yeni gelişmeler o kadar hayatımıza girdi ki, ve büyük gelişmeler insanların ihtiyaçlarının o kadar dışına çıktı ki, biz belli bir gelişim patlaması yaşanmadığı sürece bunu fark edemeyeceğiz.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
İnsanın sınırı vardır derken belli konularda demek istedim bu ardaa. Zaman insanlara sınır koyduğu gibi zamanın ilerlemeside insanların sınırlarını zorlamasına sebep olur.
Ayrıca insaların "world of warcraft" tarzı şekillerde artık hayal güçlerini yitirip sistem içinde kendilerine yer edinme alışkanlığı edindirilen oyunlara tepki olarak insanlar daha fazla hayalperestliğe kaçmaya başlamışlardır. Bu psikolojik bir reflekstir ve umarım bu gidişe bir dur diyebilir.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Aslında ikimizde aynı şeyden bahsetmişiz ama sen bunu kaçmak olarak tanımlıyorsun, ben ise sorgulamak olarak.
(Bir filmde gördüğü için camdan atlayınca uçabileceğini sanan insanları hayal görüyorlar, gerçekten kaçıyorlar vs vs. gibi şeylerle sınıflandırmam asla. Onlar sadece içinde bulundukları ve hayatta kalmalarını sağlayan ortamı muhakeme edememiş insanlardır bana göre.)
Gerçeklik konusunda ise tam olarak fikirlerimiz uyuşmuyor... Ancak konu gerçeklik üzerine olunca zaten kimse haklılığını ispatlayamaz. En azından bu konuda hem fikiriz.
Sen gerçeğin ne olduğunu bilmediğin bir yerde sorgulama lüksün olamaz demişsin, ben ise asıl gerçeğin ne olduğunu bilmediğim için sorgularım diyorum. Bir şeyin gerçek olduğunu bilsem ne diye sorgulayayım.
Mage oyununda teknokratlar büyüyü kontrollü bir şekilde "teknoloji" adı ile insanlığın kullanımına sunarlar. Eskiden doğal bir yetenek olarak büyü yapabilen insanlar, büyü teknokratlar tarafından bir sisteme, teknolojiye, dönüştürülünce bu güçlerini kaybederler. Bu yüzden de artık "Uyuyanlar" olmuşlardır... Teknokratlar bize içten yanmalı motorların bulunmasını, yakıt olarak dünyada sınırlı bir kaynak olan benzinin kullanılması gerektiğini, bunu elde edebilmek için insanların çalışıp, Henry Ford'dan para karşılığında araba alması gerektiğini söyler... Halbuki dünyadaki bütün insanlar uyanıp arabanın suyla gittiğini düşünürlerse o araba pek ala benzin yerine suyla da gider... Ã?ünkü burada asıl büyü kendi kendine giden, kas gücü gerektirmeyen bir taşıtdır... Uçan halının ve bir Mercedes'in hareket etme prensibi aslında aynıdır. Dünyadaki 7 milyar insan arabanın içine benzin koyunca arabanın gittiğini düşünürlerken uyanışı yaşamış bir insan üstüne bindiği bir halının uçabileceğine inanırsa veya uçtuğunu düşünürse o halı uçar...
Yukarıda anlattıklarım gerçek mi? Bilmiyorum. Sen buna gerçekten kaçmak diyorsun, ben ise gerçeği sorgulamak diyorum. Olabilir... İkimizin de kendimize göre haklı sebepleri var.
Uzun bir teknolojik gelişim sürecinin ve binlerce insanın emeğinin ardından elinin bir hareketiyle toplumları yok edebilen bir insan ile süper güçler, tanrısal kutsanma veya büyülü bir yüzük ile aynı şeyi yapabilen bir insan arasında bence hiç bir fark yok. Ã?ünkü toplumları yok etme süreci bir tanesinde teknolojik gelişim olarak adlandırılırken diğerinde fantastik güç olarak adlandırılıyor.
"Gerçek" dediğimiz hayatta teknolojinin insanları yok etmesini fantastik dünyada benzer bir şekilde sorguluyoruz. Ya da senin değişinle kaçıyoruz.
" Yani gerçek zaten olmuş yada değiştirilemeyen şeylere verilen isimdir ve gerçeklerin birleşimlerini insanların şekillendirmesi yada yol vermesi ise sistemdir. Umarım bu sefer daha açıklayıcı olabilmişimdir. "
Yukarıdaki sözlerinde gerçekliği olmuş ya da değiştirilemeyen şeyler olarak tanımlamışsın. Bunu doğru kabul edersek bence "gerçek" kavramını çok sınırlarız. Dünyada değiştiremeyeceğimiz şeyler olduğunu düşünebiliriz ve de diyelim ki olduğunu da ispatladık. Peki bunları doğru algıladığımızı bilebilir miyiz? Bence hayır. Bu yüzden yine benim istediğim gerçeklik tanımlanmış olmuyor. Gerçek kavramına illaki de dogmatik bir tanım vermek istiyorum diyorsan o zaman ben de "Gerçek armudun sapıdır." diyebilirim mesela... Bir diğer değişle kas gücünün kapasitesi bana göre gerçek değildir ve gerçeği ispatlamaz. Neden mi? Haydi uzatayım...
Bir vinç operatörü kas gücü ile 500 ton kaldırabilir. Bir insan kas gücü ile hiç bir alet kullanmadan diyelim ki 100 kilo kaldırabilir. Bilim steroidlerle insanın sınırlarını zorlar ve diyelim ki insan 150 kilo kaldırabilir. Her iki gücün girdisi beyin'in "kaldır" komutudur. O halde vinç ile kasın çok fazla farkı yoktur. Vinç ile kaldırabileceğimiz en fazla ağırlık nasıl gerçeği ispat etmez ise kolumuz ile kaldırabileceğimiz en fazla ağırlık da gerçeği ifade etmez.
Boşlukta bir vinci taşıdığı 500 tonla beraber kas gücümüzle kaldırabiliriz.... Senin bütün gerçekliğin dünya üzerine kurulu, ben ise gerçekliği bilmem kaç boyutlu kainatta arıyorum. Her ikisinde de değişmeyen, benim tasavvufumda tek bir güç var. İster boşlukta, ister dünyada bir şeyi kaldırmak için öncelikle ama öncelikle düşünme gücüme ihtiyacım var. Kas, vinç, kaldıraç vs.. benim bulunduğum ortama göre değişiyor... (Ya da ben öyle sanıyorum.)
Yarın öbürgün vincin çalışması için kas gücüne de ihtiyaç duymayacağız. İnsanların düşüncesini anlayabilen bilgisayarlar yapıldı. Bu teknolojinin çok geliştiğini düşün. Vincin kolumuz ve onun kasından ne farkı kalacak? Daha da zorla, vinç bize çıplak el olarak gelmeye başlamayacak mı?
Eğer gerçeği dünya ortamına ve insanın anatomik vasıflarına indirgemek istiyorsan ve bu şekilde tanımlarım diyorsan o zaman yukarıda yazdıklarına katılırım. Ama benim zihnimdeki gerçek sadece bu iki şeyle sınırlı değil.
Konudan uzaklaştığımı biliyorum. Bu fikir tokuşturmanın bir kazananı veya kaybedeni olmalı gibi bir düşüncem kesinlikle yok ve gerçekten acaip keyifli bir şey bana göre... Düşünmek, hayal kurmak, kaçmak, sorgulamak... Ne dersek diyelim şu anda saksıyı çalıştırıyoruz... Bence amaç dogmatik bir cevap bulmak değil, daha güzel sorular bularak daha fazla şeyi kavramaya çalışmaktan ibaret olmalı. Sonra herkes kendisine göre bir cevap bulur. Zaten bu yüzden insanız...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Zaten bu FRPyi öldürüyor mühendislik. Neden? Ã?ünkü FRP içinde boşta kalan çok fazla şey var ama mühendislik o küçücük ayrıntılarıyla bunu dolduruyor. Aslında hiç bir şeyin göründüğü kadar basit olmadığını görüyorsun. Ben dünyadaki gerçekliğin içinde aslında daha büyük bir gerçeklik olmasını istiyorum ve arada sırada gerçekten kaçıyorum. Sen ise gerçeğin içinde başka bir gerçeklik olduğuna inanıyorsun ve gerçeği sorguluyorsun. Yani aslında biz aynı değil, düz mantıktan bakarsan birimiz mühendis, diğerimiz sanatçı oluyor. Ama ben bu gerçekliğin dışında bir gerçeklik olmasını çok fazla istiyorum ve bu beni en sanatsal olarak düşündüğüm elektronik mühendisliğine getiriyor senin ise bu kadar yazıyı uçlara kaçmadan yazman senin gerçek gerçeklik yada tam gerçeklik olayına kendini fazla kaptırmadığını ve en mühendis sanatçı olan mimar olduğunu gösteriyor. (Hadi matrix'i yapalım felan demiyeceğim, korkma)
Mage the Accesion zamanındayken okumuştum anlattığın olayları ve benimde çok hoşuma gitmişti. Oluşumuna başladığım sistemimde ilk koyduğum kural buydu. İnsanların inandıkları ve gerçeğin inandıklarına göre değişmesi. Ancak bunun o kadarda mümkün olmadığını gördüm. Dünya ne yazıkki sadece insan zihninden oluşmuyor yada insanın zihni başka zihinlerin güçleri yanında çok sönük kalıyor. Bu sebeple tüm dünya bir kişinin uçabileceğine inansa o kişi yinede uçamayacaktır. (Ancak başka ürlü olabileceğini umut ediyorum)
Vinç konusuna gelince, orada ağırlığı kaldıran insanın kolu değildir. Orada kol yada vinç bozulsa insan kası istediği kadar kasılıp gevşesin o ağırlık kalkmayacaktır. Ağırlığı kaldıran insanın istemesi değildir vinçin kullandığı yakıtın oksijen ile patlaması sonucu oltaya çıkan inanılmaz itme güçünün yönlendirilmesidir. Ancak yakıt olmazsa o vinç hareket etmeyecektir. İleride vinçler insan zihniyle kontrol dahi edilse, insanın bir parçası olmayacaktır çünkü insan tüm uzuvlarına giden yakıtı kendi yediklerinden kendi içindeki organların oluşturduğu reaksiyon sonrası üretmektedir ancak vinç için gereken enerjiyi ve türünü bir insan öretememektedir.
Seninde söylediğin gibi Bogus bende zevk aldım bu sohbetten ama konudan gittikçe uzaklaşmaya başlıyoruz ve ben diğer insanlarında bu gidişhattı fark edip etmediklerini ve bu konu üstünde neler düşündüklerini çok merak ediyorum.
Son mesajlarda sadece Artemis ve Saco bize dayanabildi ve onalra konuyu hala canlı tutupta bizim gibi kendilerini dalgalara bırakmadıkları için teşekkür ve saygılarımı iletiyorum. Anladım ki biz sıkıcı konuşmalar yapan sıkıcı insanlarız ve Bogıusçum bu bir gerçektir.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Kesinlikle katılmıyorum Darkgnome... Sıkıcılık tamamen göreceli bir kavramdır ve göreceli bir şeyi kesinlikle gerçek diye....
şaka yaptım.. Ha ha ha... Kesinlikle sıkıcı konuşmalar yapan sıkıcı insanlarız. Baksana etrafta kimse kalmamış... Hatta konunun başlığını da:
"Bunak ve inatçı keçiler Darkgnome ve Bogus'un ipe sapa gelmez saçmalıkları"
olarak değiştirirsek ancak o zaman konudan uzaklaşma derdimiz olmaz...
Bu arada ben bir Endüstri mühendisiyim... Yani bir nevi sistem mühendisi. Ve merak etme yazdığın vinç-insan cevabına elbette benim de bir cevabım var ama artık insanların ensesinde boza pişirmek istemiyorum...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
İkinizin de düşüncelerinizi savunuş biçiminize hayranım ve zevkle okuyorum. Biz arada sacoyla atlıyoruz kusurumuza bakmayın. (:
Bogus'un şimdiye kadar gördüğüm ufak bir problemi var aslında darkgnome buna değinmiş. Gerçek sözcüğüne takılmak. Türk dil kurumunun sitesinde gerçek yazdığımız zaman zaten pek çok kavram çıkıyor karşımıza ama bence en güzel açıklama 5. şık ta yapılmış. "Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan.." Bogus senin zihnindeki gerçek, yani senin gerçeğin ise, bu sözlük anlamlarının hepsinin dışında. Yani aslında ben anlıyorum senin ne demek istediğini ama sen sokaktaki birine gerçek dediğin zaman seni anlaması için her seferinde benim kafamdaki gerçek demen gerekiyor. En azından bizim dilimizde böyle tanımlanmış olan bir sözcük olduğu için.
Yoksa tabi, gerçekte neyi tam olarak bilebiliriz ki?
Gerçeğin ne olduğu ve ne olmadığı sorgulanabilir. Hatta içinde yaşadığımız Dünya hayal ürünü gibi de gelebilir. Ancak her gün tüm duyularımızın algılayıp içinde yaşadığımızı belirttiği bir Dünya var. Bu Dünya yı reddedip başka bir Dünyada var olduğumuzu varsaymanın hele belli bir dozu aştığı zaman sorun yaratabileceğini düşünüyorum.
Bundan kötü olan insanların kendi hayalleri yerine başkalarının hayallerini yaşamaya başlaması. Tıpkı mahalle futbol maçında çocuğun kendini Sergen gibi görmesi gibi ya da Rüştü ya da Hakan şükür ( Trabzonspordan futbolcu tanımıyorum : ) ) Aslında bu hep vardı. Kendini Dart Vader , Battal Gazi Vs. olarak görmek.... Ancak bu karakterlere ( futbolcular dahil) hep bir şeyler katıyorduk. Ancak arkadaşları ile korsancılık oynama ( yaptık yine yaparım) saklanbaç lego kumdan bir şeyler yapma gibi oyunlardan çok film bilgisayar oyunu hatta kitaba ağırlık verenler bu oyunların katacaklarından mahrum kaldılar. Nice insanlar biliyorum ki bir tartışmada adeta kitaptan alıntı yapar gibi düşüncelerini savunuyorlar ki bence bu çok kötü bir şey.... İnsanların desteklerdikleri fikirlere bile kendilerinden bir şeyler katmaları gerektiğini düşünüyorum. Aynı durum bilimde de ne yazık ki böyle... Konu dışı ama Feodal Toplumdan Komunist Topluma nasıl geçileceğini düşündüğünü sorduğum bir siyaset bilimcisi ( ki bu alan tam da bu konuları araştıran bu konularda yeni fikir ve bilgi üreten alan) bana kitap ismi önermişti. Bir bilimadamının bile yeni bilgi keşfetmek yerine kitaplara bağımlı kalması beni çok rahatsız etmişti. Benzer durum hayallerde de geçerli.... Birçok insan televizyonlarda insanlara dikte edilenhayal ve hedefleri benimsiyor. Bunlara kendiliğinden bir şey bile katmıyor. En azından benim çevremde... ( Mühendislik okuyup MBA ( işletme yüksek lisansı ama herkes MBA yapma terimini kullanıyor. ) yapmak gibi)
FRP aslında bence tam arada.... Aslında kendi karakterlerini yaratıp hayal kurmayı öğretebilir. Ancak DnD sistemi ya da belki de bunu bağnazca uygulayanlar en en basit yaratıcılık olan karakter yaratmayı bile yaratıcılık olmaktan çıkarıyorlar. Bir karakter yaratılırken hangi güçlerin verilmesi "GEREKTİğİ" konusunda bana fikri veren arkadaşlarım vardı ve bu da beni çok rahatsız etmişti. Ben frp yi bir şeyleri belli şekillerde yapmak gerektikçe sevmiyorum. Benzer durum ırk tanımları ve Dünya konusunda da geçerli... Bana biraz kendimiz bir şeyler yaratmak yerine yaratılmış bir Dünyada oynanıyor gibi geliyor. O nedenle bir noktadan sonra tüm yaratılmış sistemler tepkimi çekmeye başladı. şu da var FRP nin her durumda bir zararlı yanı ( hadi buna yan etki diyelim) yaşadığımız Dünyadan bizi uzaklaştırmak ve belli bir dozajın üstünde ilk bu etki insanlara zarar veriyor. Ancak hayal kurma gücü vermesi ( korsancılık oyunundaki düzeyde olmasa da ) bu yan etkiyi belki göze alabilecek kadar önemli bir katkı. Ancak bu katkı da yok olursa o zaman......
Biraz da bu nedenle ille de yaratılmış bir Dünyada oynayacaksın, bunun Fearundu Krynndi, falandı filandı gibi Dünyalar yerine hiç değilse kendi Dünyamız olması gerektiğini ciddi ciddi düşünüyorum.
Ne gerçek ne değil daha çok tartışılır. Biz zamanında bunu bir yıl boyunca tartışılır. Benim kabulüm şudur. Yaşadığım Dünyanın bir gün altüst olabileceğini hep aklımın bir köşesinde tutsamda, içinde yaşadığım Dünyada algılarımın gözlemlerimin ve mantığımın ( belki bir de da duygularımın) ilettiği gerçekler temeli üzerinde yaşamımı kurmayı tercih ediyorum. Tabii olasılıklar hep bakidir.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
- Ben hayattan kaçmıyorum.. FRP bir oyun ve hayatımın bir parçası. Eğlenceli bir parçası.
- Hayatımda NPC falan değilim. Tek PC benim. DM de istemiyorum.
FRP hayattan kaçmak yorumlarına inanılmaz bozuluyorum, yapanları 48 saat boyunca türk kadın programı izlemeye mahkum olmalarını istiyorum, veya kedime veresim geliyor.
FRP hayattan kaçmakmış.. Bu şu demek: Hayat = Zorluk, sıkıcılık, mücadele,... bilimumum kötü şey. Ne arabesk yaklaşım yav.. acıların çocuğu hikayesi.. PEH.
Anchorite- Ã?evresindeki insanların sıkıcı(hareketsiz) olmasından nefret ediyor, bu insanların 80'lerin Emrah filmlerinde yaşaması gerektiğini düşünüyor.
(\__/) This is Bunny. Copy and paste bunny into your
(='.'=) signature to help him gain world domination.
(")_(")