ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

*Andaras*
Neler oluyordu ilerde?

Hafif bir gülümsemeyle yaklaşarak izledi Andaras. Görünüşe bakılırsa yine bir serseri saraya girmeye uğraşıyordu. Muhafızlar böyleleriyle uğraşmaya alışkın olmalıydı. Karşılaştıkları en heyecanlı şeylerden biri olmalıydı. Ne sıkıcı...

Durumu kontrol altına aldıklarını görünce acele etmesinie gerek olmadığını düşündü.Başkasının işine burnunu sokmayı sevmezdi. Aslına bunun sebebi kendi işine burun sokulmasını sevememesiydi...

Sadecekapıdakilere kendini tanıtıp bir an önce içeri girmek istiyordu. Heyecanı pek azalmış sayılmazdı. Hatta saraya yaklaştığı her adım biraz daha artıyor gibiydi...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Kelepçe kısa sürede gelmiş ve Jax'in uzattığı ellerini kavramıştı. Askerler Jax'in ortalığa savurduğu sözlere yan gözle bakıyor ve olaya karışmamış olanlar kahkahalarını gizlemeye çalışırken diğerleri iğrenerek Jax'i izliyordu. Devasa savaşçıyı kısa sürede kontrol altına aldılar ve saray kapısından içeri sokarak direk olarak sağa çevirdiler.

Sıkı güvenlik ağı ilerledikçe Jax'in gözlerine batıyordu. Bir paralı asker olarak bu tarz güvenlik ağlarının problem olmadıkça kurulmayacağını bilecek kadar tecrübe sahibiydi.

Jax ufak bir kulübeye sokuldu ve bir sandalyeye oturtularak ayakları sandalyenin bacaklarına bağlandı. Elleri ise arkadan sandalyenin sırt kısmndan çıkmayacak şekilde yerleştirildi.

Kısa süre sonra odaya üzerinde Krondor Muhafız Birliği üniforması olan bir adam girdi. Jax'in karşısına geçti. Ellerini beline koydu ve ardından karşısındaki mahkumu süzdü.

- Söyle bakalım genç. Sen Krondor Sarayı'na hangi hakla elini kolunu sallaya sallaya girmeye çalışıyorsun bakalım.

Adamın cümleleri sevecen gibiydi ama ses tonunda bir şeyler adamın yanlış cevapları sevmediğini Jax'e anlatıyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Andaras olaya karışmayıp dışarıdan izledikten sonra askerlerin biraz durulmasını bekledi. Ardından ön muhafızlara giderek, kendisini tanıttı. Muhafızlardan biri içeri doğru,

- Andaras Altınsaban. diye bağırdı. Kısa bir süre sonra da içeriden dışarı,

- Geçiş izni var. İçeri alın. diye bir cevap geldi.

Sarayın kapıları Andaras'ın önünde açıldı ve asker içeri girdi. İçeri girdiğinde hemen bir asker yanına geldi ve,

- Selam. Adım Manuel. Sana saraya kadar eşlik edeceğim. dedi ve Andaras'ı alarak saraya soktu.

Asker etrafında gördüğü ihtişamdan etkilenmişti. Krondor sarayı gerçekten adına layıktı.

Manuel Andaras'ı saraya soktu ve bir kaç kat yukarı çıkarttı. Bir koridora girdiler ve ilerlemeye başladılar. Andaras ileride bir kapının önünde bekleyen iki muhafız görebiliyordu. Muhafızların üzerinde, Andaras'ın sadece elit kraliyet askerleri için özel olarak yapıldığını bildiği plaka zırh vardı. Plaka zırhların arkasından sarkan mor kraliyet pelerini de bu muhafızların Özel Kraliyet Muhafız Birliği'nden olduğunu gösteriyordu. Bir asker için ulaşılacak en üst mertebelerden biri...

Manuel Andaras'ı kapıdaki muhafızlara teslim ederek geri döndü. Muhafızlar Andaras'ı içeri soktu ve kapıyı arkadan kapattı.

İçeride iki özel muhafız daha vardı. Oda aslında küçük sayılabilirdi. Sol ve sağ taraftaki dolaplar kitaplar ve raflarla doluydu. Tam karşıdaki masa da ise otuzlarında görünen, orta boylu, ince bir adam oturuyordu. Andaras Prens Arutha'yı en son taç giyme töreninde görmüştü ve o zamandan bu yana gerçekten inanılmaz bir yaşlanma göstermiş olduğunu söyleyebilirdi.

- Andaras değil mi? dedi Arutha Krondor Muhafız Birliği kıyafetlerini görünce.

- Geç, şöyle otur. Diğerlerini bekleyelim. dedi ve karşısındaki sandalyelerden birini gösterdi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Casper kendisini odadan dışarı fırlatmış ve hizmetkarın görüş alanı dışına çıkınca rahatlamıştı. Zavallı adam, büyük ihtimalle bir süre sadece odayı eski haline getirmekle uraşacaktı. Aslında komik bir durumdu.

Casper sarayda geçirdiği bir kaç gün gitmesi gerekli yerleri öğrenebilmişti. Prens Arutha'nın odası da bunlara dahildi. İlerlemeye başladı. O an yanında bir kapı açıldı ve Casper'ın gözlerine Cleo takıldı. İkili selamlaştılar ve saray koridorları boyunca sohbet ederek ilerlediler.

Prensin odasının olduğu koridora geldiklerinde üstlerine yeniden çekidüzen verdiler ve kapının önündeki muhafızların yanına kadar ilerlediler. Muhafızlar artık ikiliyi tanıdıklarından rahatça içeri girdiler.

Cleo ve Casper içeriyi daha önce de görmüşlerdi. Küçük odanın içi bir kitap ve parşömen yığınıydı. Arutha masasında oturuyordu. Karşısında ise bir asker vardı (Andaras).

- İçeri buyrun beyler. dedi Arutha Cleo ve Casper'ı görünce. Oturun. dedi ve sandalyeleri gösterdi. Ardından konuşmaya başladı.

- Aslında beklediğim biri daha vardı ama sanırım gecikti. Sizi bekletmek istemem. dedi ve içerideki muhafızlara dışarı çıklamalarını işaret etti. Muhafızlar çıkınca da devam etti.

- (Andaras'ı göstererek) Sen hariç, diğer herkes burada gece şahinleri ile uraştığımızı biliyor. E sen de öğrenmiş oldun. dedi ve sanki son derece normal bir şeymiş gibi devam etti.

- Evet. İstihbarat ajansım gece şahinlerinin bir kolunu bulduğunu düşünüyor. Fakir mahallede üç katlı bir bina. Genelde kullanılmıyormuş ama oraya arada sırada giren belirli tipler olduğunu ve size söyleyemeyeceğim daha başka şeyleri de bildirerek bu kanıya varmamızı sağladılar. Sizlerden istediğim bu yapıyı kontrol etmeniz. Bir an durdu ve ardından tekrar devam etti.

- Gece şahinleri orada iseler kesinlikle yanlarında bir baş olacaktır. Eğer ele geçirebilirseniz onu canlı geçirin. Zira şimdilik hiçbirini canlı ele geçiremedik. Sorgulanacak birisi fena olmaz. Ayrıca fazla gürültü çıkartmanızı da istemiyoruz. Bu sebeple o akşamki fakir mahalle nöbetlerini bizzat belirledim. Bütün nöbetçilerin hareketinizden haberi olacak. Sadece hareket edeceğiniz zamanı bana belirtin. dedi ve Andaras'a bir kağıt uzatarak,

- Burayı biliyorsundur sanırım. dedi.

Andaras elindeki krokisel çizime baktı. Fakir mahallenin bu tarafını bilirdi. Binayı bulmak zor olmayacaktı.

- Geceşahinlerine bir darbe vurmak zorundayız artık beyler. Sizlere güveniyorum. Sormak istediğiniz bir şey var mı? dedi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Sabah sabah başına gele olaylar onun ne kadarda şehir ve sarayın adamı olmadığını aklına getirdi. Herhalde arkasından ya söyleniyor yada gülüyordu adam. Bu düşüncelerle yoluna devam ederken Cleo ile karşılaştı. Onun dün yaşadığı umutsuz arayışından sonra onunda şehirden çok memnun kalmadığını anlamıştı ve bu Cleo'yu daha yakın hissetmesini sağlamıştı. Ayrıca onunda mutsuz olacağını düşündüğünden, ki yüzünden bu anlaşılıyordu, kendini daha mutlu hissetmişti.

Arutha'nın odasına girdiğinde hala siniri yatışmış değildi. Hatta girdiğinde askerlerin ve Arutha"nın kulağına kadar çarşaf olayının şekilde iletilip iletilmediğini kontrol etti. Bakışlarda bir değişim yoktu. Askerler hala somurtuyorlar ve parlak zırhları içinde...

Diğer muhafızlardan değişik armalı biri daha vardı orada. Bir asker olduğu duruşundan giysilerine kadar fark ediliyordu. Ancak diğerlerinden daha farklıydı bu, daha farklı bir havası vardı.

Her ne olursa olsun onun zaten sinirli ve tedirgin havasına birde bir de bu bilinmezlikler eklenince aksilik üstüne düşmüştü. Karşısında bir prens olduğunu biliyordu ve ona karşı konuşmadan önce iki kere düşünmesi gerektiğini de biliyordu. Belki 3 yada 4 kereye de çıkartması gerekebilirdi.
Andero wrote:- Evet. İstihbarat ajansım gece şahinlerinin bir kolunu bulduğunu düşünüyor. Fakir mahallede üç katlı bir bina. Genelde kullanılmıyormuş ama oraya arada sırada giren belirli tipler olduğunu ve size söyleyemeyeceğim daha başka şeyleri de bildirerek bu kanıya varmamızı sağladılar. Sizlerden istediğim bu yapıyı kontrol etmeniz.


*Ne yani oraya elimi kolumuzu sallayarak girmeyeceğiz hehal de. şehirdeki muhafızlar bize hiç karışmayacakmı*
Andero wrote:- Gece şahinleri orada iseler kesinlikle yanlarında bir baş olacaktır. Eğer ele geçirebilirseniz onu canlı geçirin. Zira şimdilik hiçbirini canlı ele geçiremedik. Sorgulanacak birisi fena olmaz. Ayrıca fazla gürültü çıkartmanızı da istemiyoruz. Bu sebeple o akşamki fakir mahalle nöbetlerini bizzat belirledim. Bütün nöbetçilerin hareketinizden haberi olacak. Sadece hareket edeceğiniz zamanı bana belirtin....


*Hımm!...Bu askerlerden biri başkasına haber verdiyse ne olacak peki? Birde bütün sorunlar yokmuş gibi adamı canlı ele geçirecekmişiz. Bunu nasıl yapmamızı bekliyor.*
Andero wrote:...dedi ve Andaras'a bir kağıt uzatarak,

- Burayı biliyorsundur sanırım. dedi..
*O biliyorsa ben bilmiyorum! Ben ne yapacağım peki orada? saklanacağım gizleneceğim yerleri bilmeden mi gideceğim bütün o insanları arasına. Asıl benim bilmem gerekirdi burayı. Gündüz gözüyle "Beni oraya götürüp bir gezdirirmisin?" mi diyeceğim!*
Andero wrote:...Andaras elindeki krokisel çizime baktı. Fakir mahallenin bu tarafını bilirdi. Binayı bulmak zor olmayacaktı.

- Geceşahinlerine bir darbe vurmak zorundayız artık beyler. Sizlere güveniyorum. Sormak istediğiniz bir şey var mı? dedi.
Krokisel çizime somurtan gözlerle Casper da bir göz attı. Aslında anlaşılması zor bir çizimdi ve haritalar hakkında bilgisi olsa da şehir haritalarını anlamak coğrafi haritaları anlamaktan daha zordu. Yinede oradaki çarpık yapılanma gözüne çarpmıştı. Nede olsa fakir mahallesiydi.

Ã?arpık yapılanmanın James'in dolaştırmaları sırasında ne demek olduğunu anlamıştı. Bir sürü girinti çıkıntı ve bir sürü saklanacak yer. Birde terk edilmiş bina olduğuna göre etrafında da çok fazla kalan olmayacak gibiydi. Oraları gündüz gözüyle görmeden anlaması zordu ve bu konuda James'in yardımına ihtiyaç duyacak gibiydi. Ancak yinede umudu oldukça artmıştı.

Ancak kafasını kurcalayan bir soru daha vardı. O saklanacak yerleri bulsa dahi oraları çok iyi bilen şehir avcıları, yani katiller ve hırsızlar ondan daha iyi saklanacaklardı. Böyle bir toplanma olacaksa da demek ki her gölgeye bir kişinin koyulması oldukça mümkündü.

"Benim var... efendim. Acaba konuşmamızı dinleyen askerle isimlerimizi bilemenin bir sakıncası mı var?"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

*Andaras*
Herşey öylesine hızlı olmuştu ki. Saraya yaklaştığı her adımda artan heyecanı alevlenmişti. Kapıya geldiğinde beklendiği gibi içeri alındı ve beklediği zevki yaşadı. şimdi ise saraya giriyordu. Daha öce hiç görmediği yerlerden gitti. Lanet olsun saraydakiler nasıl yaşanması gerektiğini biliyorlardı.

Açıkcası doğrudan Prens'in kendisiyle karşılaşmayı beklemiyordu. Bekletileceğini düşünüyordu. Ã?yle ya Prens'in hep işi olurdu. Sonra hep birisi gelip prens sizi bekliyor derdi. Onun da beklediği tam olarak buydu. Fakat kendini birden prensin karşısında buldu. Fakat beklediği kadar zor değildi. Böyle görmek prensin de bir insan olduğunu hatırlattı ona. Tamam hergün prens görmüyordu ama bu da çok garip bişey değildi. asıl garip olan onca asker arasından onun seçilmiş olmasıydı. Prense selamını verdikten sonra dinledi. Üzerine askerliğin verdiği disiplini takındı.

Konu çok ciddiye benziyordu. Prens beklediğinden daha aceleci davranmıştı.

Gece şahinlerinden bahsediyordu. Bazen bunu duymak bile tüyler ürpertmeye yeterdi. Neden bu kadar gizli tutulduğuysa açığa kavuşmaya başlamıştı. Ã?ğrenilmesi sadece operasyonun sonu olmazdı. Muhtemelen operasyona katılacak oan herkesin sonu olurdu. şehrin herhangi biyerinden geçerken kendilerini tamamen başka bir dünyaya göç ederken bulablirlerdi... Bunun olmazsını kimse istemezdi.

şimdiye kadarki tek ciddi deneyimi orklarla olmuştu. Tama orkar güçlüydü. Ama en azından savaş savaş alanında biterdi. şimdi ise her an ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği bir körevi üstlenmek üzereydi. Reddedebilirdi belki... Canını kurtarırdı... Hayır yapamazdı. Yapmazdı da. Bu şimdiye kadar ona öğretilen herşeyle ters düşerdi. Hayatını kurtarmak onurunu kaybetmek olurdu. Prense göz attı birkez. Bu mevkiinin altında dışardan ne kadar rahat gözükse de ne tehlikeli bir iş yaptığını anladı. Onun öldüğünü görmek için herşeyi yapabilecek biryığın insan vardı dışarda. Hayır tereddüt etmesi bile saçmalıktı.

Prensi dinledi söylediklerini gerektiği yerlerde hareketleriyle onayladı. Krokiyi dikkatle inceledi. Evet burayı biliyordu. Düşünceleri yabancının sözleriyle bölündü.

-Bence bir sakıncası yok. dedi bakışlarını kaldırarak. Ardından elini uzattı.
-İsmim Andaras...Andaras Altınsaban...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

*Bence yokmuş! Bencede yok zaten. Arutha'ca var mı acaba! Hıh! verdiği tepki olmadığına göre demekki sorun yok. Kim takar Aruthayı zaten!*

Prens Arutha'nın çarşafını yırtmak gerçektende rahatsız etmişti onu. Onun canını sıkan çarşaflar prens Arutha'nın oluncada, sıkılmasının sebebi o oluyordu. O yüzden Arutha'ya canını sıktığı için biraz kızgındı, yada kendine kızgındı. Ama bunu düşünmek istemiyordu.

"Casper!"

Dedi kendisine uzatılan ele bakarak. Askeride sevmemeişti. Ormanını özlüyordu. Ormanda en bilgili olan o olurdu. Ormanda yatak aralarına sıkıştırılmış çarşaflar ve gölgeler saklanmıiş hırsızlar olmazdı. Ormanda her zaman için Avcı olan oydu ama şehirde kendisini av gibi hissetmekten öteye gidemiyordu.

Oradaki binaya avcı olarak gittiklerini düşünüyorlardı ama Casper orada aslında av olmalarının daha büyük bir ihtimal olduğunu biliyordu. Ã?evresine uyum sağlamayan, av dahi olmayı hak etmezdi doğada ve şehirde de aslında doğa kanunlarının değişik bir tipi yürümekteydi.

"O kroki benim için çok bir şey ifade etmiyor. Benim için orayı kendi gözlerimle görmek önemli."

"Ayrıca bu gecenin ne zaman olduğunu söyler misiniz? Hazırlıklar ve plan için ne kadar zamanımız var?"

Bir süre sustu. şimdi herkes ona bakıyordu emindi. Arutha'ya karşı saygısızlık etmemeliydi. Ancak çarşaflar hakkında olnları uyarabilirdi!

"Prensim, hayvanları avlamak için dahi doğru an ve doğru plan çok önemlidir. Ancak burada hayvanlarıda değil insanlardan bahsediyoruz. Hayvanlardan daha beklenmeyecek çok daha çeşitli davranışlara sahip... varlıklar."

Konuşmanın sonuna kadar gittikçe daha da heyecan ve kinle anlatırken "varlıklar" kısmını, önce nefes almadan geçirdiği yarım saniye sonunda son nefesini verek söylemişti. Her insan onun aslında varlıklardan başka bir şey demeyi istediğini biliyordu.

Bundan prensinde haberdar olduğunu biliyordu ama bunu onun söylemesini istiyordu. Ona olan güveni bunu zaten bildiği ve bunun üstünde düşündüğünü söylemesiydi. Emin olduğu bir şey vardı ki, herkesin gözünde lider Arutha'ydı. şimdi liderliğinin haklı bir mevki olduğunu kanıtlama vakti gelmişti. Arutha, hala savaşlar zamanındaki büyük lider olduğunu kanıtlamalıydı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Cleo, Casper ve Andaras'ın gözlerinde Arutha'nın yüzünden bir anda farklı bir ifade geçti. Bu bi sinir ifadesiydi ama onlara karşı değil. Geçmişe karşı bir sinir... Casper'ın soruları Arutha'ya eskilerden bir şeyler hatırlatmış olmalıydı.

Arutha elini masanın alt tarafına uzattı ve metalin metale sürtünme sesi bir anlık odayı doldurdu. Prens elinde tuttuğu Scimitar'ı masaya yatay olarak kaldırdı ve adamlara gösterdi. Casper'ın gözleri bir anda kabzaya takıldı zira orada oyulu duran Crydee armasını rahatlıkla görebiliyordu.

- Kılıç ne zaman keskindir beyler? diye sordu. Ardından cümlesini güçlendirmek için eliyle kılıcın kesici kısmını altından geçerek belirtti.

- Bir savaşta çok kılıç sallanır ama onların sadece bazıları keser. En "doğru" kesen kılıcın sahibi de her zaman ayakta kalır. Doğru kesmek için doğru bir hamle gerekir. Doğru bir hamlenin altında da çevrenin bilincinde olma, düşmanının gücünü doğru tahmin edebilme, kendi sınırlarını bilme, zamanı kollama, stratejini başarılı kurma ve sonuçları irdeleme yatar. Bunların hepsinin ardından kılıç ne zaman keser? Zırhın açık yerini bulduğunuzda.

- Gece şahinleri üzeri plaka zırhla kaplı bir düşman gibi. şu an yaptığımız şeyse o plaka zırhta bulduğumuz ufacık bir delikten kılıcımızı sokmak olacak. Eğer bu hamlenin düşmana zarar vermesini istiyorsak, eğer hamlemizin kesmesini istiyorsak, operasyon yapacağımız alanı bilmeli, binayı inceleyerek barındırabileceği adam sayısını tahmin edebilmeli, kahramanlıklara kalkışmamalı, etrafı ayağa kaldırmamalı, doğru taktikle hareket etmeli ve en sonunda da, dua ediyorum ki, bir rehine ele geçirebilmeliyiz. İşte bunların hepsini yaparsak soktuğumuz kılıcı daha derinlere itebiliriz.

- Gördüğünüz gibi bu zor bir iş olacak. Bu sebeple ben size bir hafta zaman veriyorum zira istihbaratım bu binayı yaklaşık altı aydır gözlüyor ve altı aydır binanın aynı rutinliği sürüyor. Bu sebeple konum değiştirmyeceklerine inanıyorum. Andaras size binayı gösterecektir. Güzel olan, hiçbiriniz bu şehirde pek tanınmıyorsunuz. Gözlere sakınmadan ilerleyebilirsiniz. Sonuçta Krondor'da yabancılar doğal varlıklar. dedi ve hafifçe gülümsedi.

- İstiyorsanız size istihbaratımdan bir rapor hazırlatabilirim. Ha bir de unutmadan, rehine dedim ama yapabilirseniz rehine alın. Çalışanlarımın canı bir rehineden daha önemlidir her zaman. Hayatınızı tehlikeye atmayın bu yüzden. Tabii ki, binadan kimsenin kaçmaması gerektiğinin de farkındasınızdır sanırım. Böyle bir olay operasyonun sonu olabilir.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

*Andaras*
Eli öylece havada kalakalmıştı. Göslerini biraz kısarak "Casper" diyen yabancıyı tepeden aşşağıya süzdü. Avlanmaktan bahsediyordu... Hah medeniyetten uzak olduğunu çoktan ispatlamıştı bile. Hala kendi ormanında gibi davranıyordu. Burası Krondordu... Yabanda gezenlere karşı bir gıcığı hiçbir zaman olmamıştı fakat saygısızlığa yoktu. Birşeyler söylemek için ağzını açtı. Sonra tekrar geri kapattı. Hayır prensinin yanında değil... Bu ona saygısızlık olurdu. Sıkışmak için uzattığı eli önce bir yumruk oldu daha sonra aşşağıya indi yeniden. Görünüşe göre bir takım ruhu yakalamak oldukça güç olacaktı.

Eli gergin olunca istemsizce kılıcına gidiyordu. Tekrar kabzasına dokundu. Fakat yine sabretti. Askerler fazla konuşmazdı... Sadece gerektiğinde. Prens yeterli bir cevap vermişti. Neden bir lider olduğunu anlamak pek güç değildi. Andaras pek kindar biri değildi. Eğer prens bu kolcuyu göreve kabul ettiyse onunla iyi çalışmak için elinden geleni yapacaktı. Krondor'un kaderini etkileyecekti bu... Fakat bir ön yargı çoktan oluşmuştu. Soğuk biri olduğunu düşünüyordu.

-Orayı memnuniyetle gösteririm efendim.(Casper'a ufak bir bakış atarak) Sanırım bir rapor bay Casper'ı da memnun edecektir. Sizin de söylediğiniz gibi zırhın en zayıf yerini bulmalıyız. Plan neredeyse kusursuz olmalı... Fakat bu görevde kimlerle olacağımızı bilmek beni memnun ederdi.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Beckett
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 523
Joined: Wed Oct 19, 2005 10:00 am
Location: underworld

Post by Beckett »

Jax hızlı adımlarla yanında yürüyen askerleri kendine uyduruyordu.Yanından geçen ve onu tebessümle izleyen insanlara pis pis bakıyor ve keskin bakışlar atıyordu.

Sonra genç savaşçıyı bir kulübeye getirdiler.Ellerini yana savurarak adamları iktirdi ve koltuğa oturdu.Sonra önüne gelen askeri süzdü.Ona genç diye hitap etmesinden hoşlanmamıştı.Askerin gözlerinin içine bakarak konuştu,sesi gür bir şekilde çıkıyordu.İçinde asla korku yoktu,sesini duyan biri bunu rahtlıkla anlayabilirdi.

"Birincisi;ben kimseye saygısızlık yapmadım,senin iyi eğitilmemiş askerlerin meseleyi çözemediler.Eğer ben bir düşman olsaydım.şuanda askerlerinin ailelerine taziye gönderiyor olurdun...*yaşlı adam*"

"İkincisi,buraya görevim olduğu için geldim.Ben bir paralı askerim,kötü bir insan değil.Belki sen bunu anlıyamıyorsun ama görev olduğu için geldim.Eğer bilmiyorsan sana paralı asker nedir tanımlıyabilirim?" dedi ve askerin yüzüne pis bir sırıtış attı,arkasından devam etti;

"İyi giyinimli yaşlı biri bana peşin para verdi ve Krondor sarayına gitmemi söyledi.Sadece bu,*gitmek*.Bende bu görevi merak ettim ve kabul ettim.Aslında bugüne kadar aldığım en kolay iş olacaktı.Bir yere gitmek,başka bir ayrıntı verilmedi.Herşey bu *yaşlı adam*,artık meseleyi kavramış gözüküyorsun.En azından suratında deminki o aptal ifade yok" dedi ve kısa bir kahkaha attı.Mağrur bir edayla askere dik dik bakmaya başladı.
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

- Pekala o zaman. dedi Arutha.

- Raporların akşam, en geç ise yarın elinizde olmasını sağlarım. İsterseniz incelersiniz. Herkesin savaş stratejisi farklıdır. Bu sebeple size önerilerde bulunmayacağım. Sizi seçenlerin kararlarına güveniyorum. Yeterki az önce söylediklerimi kulak ardı etmeyin. dedi ve,

- Evet beyler. Bana göreve gideceğiniz günü de söylemeyi unutmayın ki nöbetçileri yerleştirebileyim. şimdi izninizi istemek zorundayım. Başka işlerim de var. dedi ve kılıcı tekrar kınına yerleştirerek ayağa kalktı. Kapıya doğru ilerledi ve kapıdaki askerlere bir şeyler fısıldadı. Askerlerden biri başıyla onaylayarak odadan çıktı. Arutha ardından tekrar üçlüye döndü ve,

- Akşam yemeğinde yeniden birlikte olalım. O zamana kadar düşünün belki aklınıza bir şeyler gelir. dedi ve üçlüyü odada bırakarak ayrıldı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Muhafız Jax'e gülümseyen gözlerle baktı. Ah, şu arada çıkan kendini bilmezler de olmasa ne kadar sıkıcı olurdu saray nöbetleri. Jax muhafızın sözlerinden eğlendiğini anlayabiliyordu, bir şey daha görmüştü o gözlerde, paralı asker sözü geçtiğinde parlayan bir iğrenme ve/veya aşağılama. Saray muhafızları işte.

- Bu adamı nezarete atın. dedi Jax'le konuşan muhafız ve,

- Bir kaç gün orada kalsın da prensin sarayına elini kolunu sallayarak girmek neymiş öğrensin. dedi ve odadan ayrıldı.

Muhafızlar Jax'i sandalyeye bağlayan bağları çözdüler ve kollarına girerek barakadan çıkartıp, saray bahçesinde ama saraydan uzak tarafa doğru ilerletmeye başladılar.

- HEY! DURUN ORDA! diye bir sesle hem Jax hem de muhafızlar irkildiler bir anda. Sesin geldiği yöne baktıklarında üzerinde plaka zırh giyen ve sırtından mor bir pelerin sarkan bir askerin bu yöne doğru ilerlediğini gördüler.

Jax'in koluna girmiş askerler bir anda kasıldılar ve Jax'i bırakmadan selam pozisyonu aldılar. Asker dümdüz onlara doğru ilerledi ve Jax'i göstererek,

- Saraya gelmesi istenen paralı asker sen misin? diye sordu.

Jax'in onayını alınca askerlere,

- Buradan sonra benim kontrolümdedir. dedi. Askerler başlarıyla onayladı.

- Adamı çözün. dedi muhafız ve askerler isteksizce isteneni yaptılar. Ardından muhafız Jax'e,

- Beni takip et. dedi ve dönerek saraya doğru ilerlemeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Casper şimdi bir oh çekebilirdi. Arutha odadan ayrılınca artık asabiyetide azalmıştı. Belkide asabiyet ile tedirginliği karıştırıyordu şu anda ama emin olduğu bir şey vardıki Arutha oda da olmayınca daha rahattı.

Daha deminki askere neden bu kadar soğuk davranmıştıki. Aslında sanki şehirlilerin ona davrandığı gibi o da askere davranmıştı. Ayrıca gereksiz sinirini Arutha'dan çıkartamadığından askereden çıkarttığını fark etti. Utana sıkıla askerin yanına kadar geldi. Ancak konuşmasında bu pişmanlığı belli edemeyecek kadar grurlu yada beceriksizdi. Yinede elini uzatmayı bilmişti.

"Casper Altınyay. Crydee'den gelen bir avcıyım ve bir avcının şehirde ne aradığını sorma, bunu bande tam anlayamadım. Elimden geldiğince Arutha'ya yardıma çalışıyorum."

Elini bir süre hava tutacaktı ve karşılık gelmezse askere davranışının gayet haklı olduğuda ortaya çıkacaktı. En azından kendi düşüncesi buydu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

*Andaras*
Arutha'nın çıkmasını bekledi. Ve onu bir selamla uğurladı. Yemekte mi demişti? Evet yemekte demişti... şimdi Prensle aynı masada yemek mi yiyecekti. Kahretsin bunu kimseye anlatamayacaktı. Hem anlatsa bile... Belki bu iş bittiğinde tanınan biri ya da ona benzer birşey olurrdı. Aslında terfi almayı bekliyordu ama bunu terfi için yapmadığı kesindi. şimdiden şehirdeki askerlerin çok azının bildiği(belki kimsenin bilmediği) birşey biliyordu ve güvenilir olduğunu ispatlamaya kararlıydı. Bunları düşünürken avcının yanına yaklaştıığını gördü. Sıkkın olduğu her halinden belliydi. Yaptığına pişman olmuş gibi duruyordu. şimdi ise o kaldırıyordu elini...

Bir an tokalaşmamayı düşündü intikamı alınmış olacaktı. Ama bu hiç de onun tarzı değildi. Biraz daha mizahi yaklaşmak gerekirdi olaylara:

Zaten yüzünde olan ciddi ve biraz da asık bir ifadeyle baktı avcının gözlerine kafasını biraz yana eğmişti. Onun elini sıkmayacağını düşünmesini için. Fakat bunu yapmazsa o zaman önceden avcı için düşündüğü medeniyetten uzak sıfatını kendi üzerine almış olurdu. Kinci biri olsa belki yaparsdı ama değildi. Yüzüne bir gülümseme yerleşti. Ve havada kalan eli tuttu ve tokalaştı.

"Prense yardım hepimize yardım demektir dostum. O sana güveniyorsa ben de güveneceğim."

O kadar da kötü birine benzemiyordu. Sadece... düşünce yapısı biraz farklıydı belki. Ya da geç algılıyordu. hah kendi yaptığı espiriye kendisi gülmüştü. Ses çıakrtmadan ve dışarıya belli etmeden. O dane biçim gülmekse... Ciddi olan ortamı biraz yumuşatmak iyi olabilirdi. Andaras insanlarla iyi geçinirdi. Bu onun tarzıydı.

"Soyadın ne kadar da benimkine benziyor dostum. Eminim baba mesleğini yapıyorsundur. Benim babam çiftçi... yani... çiftçiydi" bir an durgunlaştı gözleri donuklaştı fakat neşesinin yerine gelmesi bir saniyeden fazla sürmemişti.
"Onun babasıda çiftçiymiş ve onun babası da. Benim de o işi yapmam gerekirdi belki. Ama ben bu yolu seçtim."

Saniyelik bir sessizlik oldu. Ardından sessizliği bozan yine Andaras'tı:
"Herneyse...Umarım seni bunaltmamışımdır. Bazen çenem düşüveriyor."
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Asker gülmüştü. Acaba onamı gülmüştü. Onun el tokalaşılmayacak kadar vahşi olduğunu düşünerekmi gülmüştü. Ancak bu kadarda alıngan olmanın zamanı değildi.

"Baba mesleğini yapıyorsun sanırım" sorusu geldiğinde ise yüzü biraz karardı. Bir süre sesiz kaldı ve askerin bir şeylerden daha bahsetmesini dinledi. Sonunda konuşmaya başladı.

"Hayır, babamın mesleğini yapmıyorum."

Geldikleri kapıya baktı ve odasının şu anda ne halde olduğunu düşündü.

*Keşke adama bundan kimseye bahsetmemesini söyleseydim. şimdi gidipte yardım edersem belki...*

"Benim acele bir işim ve bu suskun arkadaşımızda Cleo. Aslında şu ankinden daha fazla konuşur."

Cleonun solgun suratına endişeyle baktı. Acaba düşünceleri bu dünyadamı diye düşündü. Oysaki buraya gelene kadar en azından bir kaç söz söylemişti. Ancak bunları düşünemeycek kadar acelesi vardı. Odadan çıktı ve kendi odasının yoluna düştü. Zaten yemeğe kadar hala biraz zamanı vardı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Locked