ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)
Gemi arkada artık iyice büyümüştü. Kaptan Abraham bütün heybetiyle kıç kısmına bir miktar uzak bir yerde ellerini belinde birleştirmiş ve bacaklarını iki yana açmış bekliyordu. Casper kaptan Abraham'a baktığında karşısında adeta bir güç simgesi vardı. Abraham'ın çelik gibi gözleri ve uzamış sakalı, 1,90 boyuna tam oturan geniş kasları ve dik duruşu, tayfaya güven aşılıyordu. Casper Abraham'ın belinde, daha önce hiç görmemiş olduğu kadar geniş bir scimitar görebiliyordu. Tek sorun, kaptanın fazla düşünceli oluşuydu.
Geminin görülüşünün üzerinden yaklaşık 40 dakika kadar bir zaman geçmişti. Casper geminin yay menziline girdiğinin farkındaydı. Arkalarındaki gemi, Deniz Aslanı'na direk olarak yaklaşmayı kesmiş ve başını yaklaşık 8 derece kuzeye kırmıştı. Bu sayede kadırga Deniz Aslanı'nın yanına gelebilecek ve bu sayede korsanlar gemiye borda edebileceklerdi.
- Hay bin fahişe... dediğini duydu Casper kaptanın. Kaptan tayfasının hala silahlanmadığını fark etmişti.
- SİZİ KÃ?Ã?Ã?K DENİZ KÃ?PEKLERİ! Ã?ABUK SİLAH BAşINA! HER şEYİ BEN Mİ SÃ?YLEMELİYİM SİZE HA! diye bağırdı gemicilere. Tayfa arkadaki kadırga göründüğünden beri gemiyi hızlandırmaya çalışıyordu ama hiçbirinin kılıç kuşanmaması ilginçti.
Tayfa silahlarını kapmak için aşağı kata koştururken Abraham Casper'ın kulağına eğildi.
- Bak genç, bu tayfa genç ticaret köpeklerinden oluşuyor. Savaşmayı bilmezler. Eğer o kadırga buraya borda ederse, eh, emin ol liman fahişelerini bir daha göremezsin. Kadırganın kıçındaki dümenciyi görüyor musun? diye sordu. Casper dikkatlice baktığında dümenciyi görebiliyordu.
- Onu vurabilir misin? diye sordu Abraham.
Geminin görülüşünün üzerinden yaklaşık 40 dakika kadar bir zaman geçmişti. Casper geminin yay menziline girdiğinin farkındaydı. Arkalarındaki gemi, Deniz Aslanı'na direk olarak yaklaşmayı kesmiş ve başını yaklaşık 8 derece kuzeye kırmıştı. Bu sayede kadırga Deniz Aslanı'nın yanına gelebilecek ve bu sayede korsanlar gemiye borda edebileceklerdi.
- Hay bin fahişe... dediğini duydu Casper kaptanın. Kaptan tayfasının hala silahlanmadığını fark etmişti.
- SİZİ KÃ?Ã?Ã?K DENİZ KÃ?PEKLERİ! Ã?ABUK SİLAH BAşINA! HER şEYİ BEN Mİ SÃ?YLEMELİYİM SİZE HA! diye bağırdı gemicilere. Tayfa arkadaki kadırga göründüğünden beri gemiyi hızlandırmaya çalışıyordu ama hiçbirinin kılıç kuşanmaması ilginçti.
Tayfa silahlarını kapmak için aşağı kata koştururken Abraham Casper'ın kulağına eğildi.
- Bak genç, bu tayfa genç ticaret köpeklerinden oluşuyor. Savaşmayı bilmezler. Eğer o kadırga buraya borda ederse, eh, emin ol liman fahişelerini bir daha göremezsin. Kadırganın kıçındaki dümenciyi görüyor musun? diye sordu. Casper dikkatlice baktığında dümenciyi görebiliyordu.
- Onu vurabilir misin? diye sordu Abraham.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Vuramam demenin hiç bir anlamı olmayacaktı, denerim dümeninde gereksizliğini biliyordu.
"Vurabilirim!"
Vurabilirdi daha önce yapmadığı bir şey değildi. Ama ormanda gizlice saldırdığında yaptığı bir iş. Adamın olduğu yere göz ucuyla baktı. Abraham"ın adamı parmağıyla göstermemesinin bir sebebi olduğunu biliyordu. Ormanda yaptığı gibi uzun süreli nişan alma sadece fark edilmesine sebep olurdu, ama anında kaldırıp ateş etmesi de rast gele bir atışa sebep olacaktı. Adama bir süre baktı bu aslında uzun süreden beri yaptığı bir şeydi. Ama bu sefer geminin bütünü değil dümen başındaki adama baktı. Ustasının sözleri aklına geldi.
*"Her şeyi unut. Iskalamayı, zamanlamayı, başarısızlığı. Sadece hedef ve okunun ucu. Attıktan sonra dahi gözünü okun başından çevirme çünkü artık sen artık hedefine giren oksun. Ok çıktıktan sonrada senin yönlendirmeni bekler."*
Bakmaya devam etti askere doğru ve geminin sallanışına kendini bıraktı. Ardından yayını doğrulttu çok kısa bir nişan alma zamanı ve adama doğru giden ok. Kendini gerçektende ok gibi hissediyordu.
*Kaptanın sevgilerle!*
Diye geçirdi içinden. Daha deminki ruh halinden okla birlikte uzaklaşmıştı. Döngü yaşamın bir parçasıydı ama hayatta kalma savaşı da öyle.
Ok daha havadayken refleks olarak elini sadağındaki başka bir oka götürdü. Gözleri dümencinin üstünden ayırmadı yapabilirse ikinci bir atış daha yapacaktı.
"Vurabilirim!"
Vurabilirdi daha önce yapmadığı bir şey değildi. Ama ormanda gizlice saldırdığında yaptığı bir iş. Adamın olduğu yere göz ucuyla baktı. Abraham"ın adamı parmağıyla göstermemesinin bir sebebi olduğunu biliyordu. Ormanda yaptığı gibi uzun süreli nişan alma sadece fark edilmesine sebep olurdu, ama anında kaldırıp ateş etmesi de rast gele bir atışa sebep olacaktı. Adama bir süre baktı bu aslında uzun süreden beri yaptığı bir şeydi. Ama bu sefer geminin bütünü değil dümen başındaki adama baktı. Ustasının sözleri aklına geldi.
*"Her şeyi unut. Iskalamayı, zamanlamayı, başarısızlığı. Sadece hedef ve okunun ucu. Attıktan sonra dahi gözünü okun başından çevirme çünkü artık sen artık hedefine giren oksun. Ok çıktıktan sonrada senin yönlendirmeni bekler."*
Bakmaya devam etti askere doğru ve geminin sallanışına kendini bıraktı. Ardından yayını doğrulttu çok kısa bir nişan alma zamanı ve adama doğru giden ok. Kendini gerçektende ok gibi hissediyordu.
*Kaptanın sevgilerle!*
Diye geçirdi içinden. Daha deminki ruh halinden okla birlikte uzaklaşmıştı. Döngü yaşamın bir parçasıydı ama hayatta kalma savaşı da öyle.
Ok daha havadayken refleks olarak elini sadağındaki başka bir oka götürdü. Gözleri dümencinin üstünden ayırmadı yapabilirse ikinci bir atış daha yapacaktı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Hava yavaş yavaş kararır ve kara bulutlar gökyüzünü kaplarken Casper dümenciyi rahatça görebiliyordu. Queg kadırgasının üzerindeki bir kısmı traşlı yada kirli sakallı ama çoğu uzun, haşmetli sakallara sahip korsanlar ellerinde farklı çeşit silahlarla Deniz Aslanı'na borda etmeyi bekliyorlardı. Deniz Aslanı'nın tayfaları kamaralardan silahlarıyla beraber çıkmış ve beceriksizce tuttukları kılıçlarla düşmanı izliyorlardı. Casper heyecanlarını rahatça hissedebiliyordu.
Casper Kaptan Abraham'ın kendisinden isteği üzerine elini sırtına götürdü ve yayına bir ok gerdi. Eğildi ve sadece hedefine odaklandı. Casper'ın kendisini gereksiz hissettiği bu gemide işte kendisini kanıtlama fırsatıydı.
Yay gerildi ve ince bir sesle oku saldı. Ok, korkunç bir hızla havayı yardı ve dümenci daha ne olduğunu anlayamadan göğsünün sol kısmından, kalbine yakın bir yerden içeri girdi ve saplanıp kaldı. Dümencinin neredeyse ölü bedeni acıyla dümenin üzerine düştü ve dümenin yönünü değiştirdi. Dümenin içe doğru kırılmasıyla Queg kadırgasının artık yaklaşık 6 derceye düşmüş açısı birden yaklaşık 60 dereceyi buldu ve kadırga bu yönde hareket etmeye başladı. Görünebildiği kadarıyla kadırganın üzerindeki yaklaşık 30 kişinin yarıya yakını beklenmedik bu yön değişimi sonucu dengelerini koruyamamış ve yere devrilmişlerdi. Olayı gören kaptan Abraham neşeyle,
- HAYDİ DENİZ KÃ?PEKLERİ! VURALIM GEMİMİZİ KRONDORA! YELKENLERİ AÃ?IN! diye bağırdı ve bir an önce savaşmayı bekleyen gemiciler şimdi yeni komutlarla geminin süratini koruma çabasına giriyorlardı. Biliyorlardı ki, kadırga her ne kadar yönden çıkmış olsa ve kendisini toparlaması zaman alacak da olsa peşlerine yeniden düşecekti ve onları yeniden yakalayabilirdi.
Casper yaptığıyla gurur duyuyordu. Onu ilk kutlayan Kaptan olmuştu. Gemide dururken tayfaların onu tebrik edişleri ilginç bir histi. Bu adamlar hayatlarını onun tek bir atışına borçluydular.
Casper güvertede durduğu sürece havanın bulutlanmaya başladığını fark etmişti. Fırtınalar yılın bu mevsiminde pek sık görülmese de hiç görülmeyen şeyler değillerdi. Casper içini sıkıyordu bu hava.
Kaptan Abraham bir süre geminin kıç tarafını gözlemlemişti. Queg Kadırgası kendisini umulandan biraz daha geç bir süre de toparlamıştı ve peşlerine yeniden takılmıştı ama yeni kovalamaca çok kısa sürdü. Kadırga, nedense, yön değiştirerek geri doğru yol almaya başladı.
Kadırganın yön değiştirişinden bir saat kadar sonra geminin üzerini kara bulutlar kaplamıştı. şimşekler ve gökgürültüleri gökyüzünü doldurmuş, rüzgar hafifçe hareketlenmeye başlamıştı.
Casper bu ortama alışık olmadığı için ayakta durmakta zorlanıyordu ama şimdilik üstesinden gelebilmişti. Kaptan Abraham ona güçlü birilerinin gerekebileceğini bu yüzden ayrılmamasını istediğini bildirmişti. Deniz Aslanı fırtınanın içine giriyordu.
Casper Kaptan Abraham'ın kendisinden isteği üzerine elini sırtına götürdü ve yayına bir ok gerdi. Eğildi ve sadece hedefine odaklandı. Casper'ın kendisini gereksiz hissettiği bu gemide işte kendisini kanıtlama fırsatıydı.
Yay gerildi ve ince bir sesle oku saldı. Ok, korkunç bir hızla havayı yardı ve dümenci daha ne olduğunu anlayamadan göğsünün sol kısmından, kalbine yakın bir yerden içeri girdi ve saplanıp kaldı. Dümencinin neredeyse ölü bedeni acıyla dümenin üzerine düştü ve dümenin yönünü değiştirdi. Dümenin içe doğru kırılmasıyla Queg kadırgasının artık yaklaşık 6 derceye düşmüş açısı birden yaklaşık 60 dereceyi buldu ve kadırga bu yönde hareket etmeye başladı. Görünebildiği kadarıyla kadırganın üzerindeki yaklaşık 30 kişinin yarıya yakını beklenmedik bu yön değişimi sonucu dengelerini koruyamamış ve yere devrilmişlerdi. Olayı gören kaptan Abraham neşeyle,
- HAYDİ DENİZ KÃ?PEKLERİ! VURALIM GEMİMİZİ KRONDORA! YELKENLERİ AÃ?IN! diye bağırdı ve bir an önce savaşmayı bekleyen gemiciler şimdi yeni komutlarla geminin süratini koruma çabasına giriyorlardı. Biliyorlardı ki, kadırga her ne kadar yönden çıkmış olsa ve kendisini toparlaması zaman alacak da olsa peşlerine yeniden düşecekti ve onları yeniden yakalayabilirdi.
Casper yaptığıyla gurur duyuyordu. Onu ilk kutlayan Kaptan olmuştu. Gemide dururken tayfaların onu tebrik edişleri ilginç bir histi. Bu adamlar hayatlarını onun tek bir atışına borçluydular.
Casper güvertede durduğu sürece havanın bulutlanmaya başladığını fark etmişti. Fırtınalar yılın bu mevsiminde pek sık görülmese de hiç görülmeyen şeyler değillerdi. Casper içini sıkıyordu bu hava.
Kaptan Abraham bir süre geminin kıç tarafını gözlemlemişti. Queg Kadırgası kendisini umulandan biraz daha geç bir süre de toparlamıştı ve peşlerine yeniden takılmıştı ama yeni kovalamaca çok kısa sürdü. Kadırga, nedense, yön değiştirerek geri doğru yol almaya başladı.
Kadırganın yön değiştirişinden bir saat kadar sonra geminin üzerini kara bulutlar kaplamıştı. şimşekler ve gökgürültüleri gökyüzünü doldurmuş, rüzgar hafifçe hareketlenmeye başlamıştı.
Casper bu ortama alışık olmadığı için ayakta durmakta zorlanıyordu ama şimdilik üstesinden gelebilmişti. Kaptan Abraham ona güçlü birilerinin gerekebileceğini bu yüzden ayrılmamasını istediğini bildirmişti. Deniz Aslanı fırtınanın içine giriyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
O ana kadar gereksiz bir yolcu olan kişi şimdi bir kahraman gibiydi. Vurmuştu insanların hayatını kurtarmıştı... ve bir insan canı almıştı, doğru yerde doğru zamanda dahi olsa bir insan.
Yine de içinde öylesine bir coşku vardı ki burukluğunu içinde bulunduğu sevinç çabuk bastırmıştı. Kaptan Abrahamın gür sesindeki daha deminki keder gitmişti ve tayfalar daha istekli daha umutlu çalışıyorlardı sanki. Yada belki de Casper'a öyle geliyordu.
Kötü havanın habercisi olan kara bulutlar daha ilk çıktıklarında Casper'ın içi sıkıldı.
Azgın ve anında çıkan fırtınalar görülmemiş şeyler değildi Crydee'de. Hatta insanlar bazı dönemlerde bunu oldukça normal karşılarlardı. Ama gerçek bir fırtınanın bu alabildiğine ağır gemiyi bu kadar sallaması Casper'ı dehşete düşürmüştü. Bunun gördükleri yanında önemsiz bir fırtına olduğu düşünülürse daha büyüklerine nasıl dayanacağını bilemiyordu.
Ancak sanki hava her an daha da kötüye gidiyordu. Fırtınayı ileride görebiliyordu. Gemi burada bu kadar sallanıyorsa içeride acaba başıma neler gelecek diye düşündü. Kaptan Abraham gibi bir kaptan acaba daha kaç kere böyle bir fırtına atlatmış olmalıydı ki, bu kadar sakin durabiliyordu. Belki de korktuğu kadar kötü olmayacaktı, belkide kaptan bunun olacağını zaten biliyordu. En azından Casper'ın umduğu buydu.
Yine de içinde öylesine bir coşku vardı ki burukluğunu içinde bulunduğu sevinç çabuk bastırmıştı. Kaptan Abrahamın gür sesindeki daha deminki keder gitmişti ve tayfalar daha istekli daha umutlu çalışıyorlardı sanki. Yada belki de Casper'a öyle geliyordu.
Kötü havanın habercisi olan kara bulutlar daha ilk çıktıklarında Casper'ın içi sıkıldı.
Azgın ve anında çıkan fırtınalar görülmemiş şeyler değildi Crydee'de. Hatta insanlar bazı dönemlerde bunu oldukça normal karşılarlardı. Ama gerçek bir fırtınanın bu alabildiğine ağır gemiyi bu kadar sallaması Casper'ı dehşete düşürmüştü. Bunun gördükleri yanında önemsiz bir fırtına olduğu düşünülürse daha büyüklerine nasıl dayanacağını bilemiyordu.
Ancak sanki hava her an daha da kötüye gidiyordu. Fırtınayı ileride görebiliyordu. Gemi burada bu kadar sallanıyorsa içeride acaba başıma neler gelecek diye düşündü. Kaptan Abraham gibi bir kaptan acaba daha kaç kere böyle bir fırtına atlatmış olmalıydı ki, bu kadar sakin durabiliyordu. Belki de korktuğu kadar kötü olmayacaktı, belkide kaptan bunun olacağını zaten biliyordu. En azından Casper'ın umduğu buydu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Ellis Adun'un cümlelerini dinledi ve kısa bir süre düşündü.
- Hadatilerin krallığa yardımları herkesce bilinir. Biz buradan Krondor'a doğru hareket edeceğiz. Eğer isterseniz bize katılabilirsiniz. Yeterli erzağımız var. Zaten Yüksekşato'dan da erzak tazeleyeceğiz. ama önce defin işlemlerini gerçekleştirmeliyiz. dedi ve
- Krondor Muhafızları... Kardeşlerinizi kutsayın ve onların huzurlu bir uyku çekmelerini sağlayın. dedi. Bütün muhafızlar kılıçlarını kalkanlarına veya zırhlarına vurdu ve hava çınlamalarla doldu. Bu, sanki giden arkadaşları için bir tarz uğurlamaydı. Ardından askerler dağılarak ikişerli üçerli gruplar halinde arkadaşlarının cesetlerini gömmek için çukular açmaya başladılar. Ellis,
- Ã?ukurları kapatırken düzleştirmeye dikkat edin. Birinin gömülü olduğu belli olmamalı. Dostlarımızın bedenleri zarar görmemeli. diyerek askerlerine yapmaları gerekenleri anlattı.
Hadatilerden bir kaçı da Krondor Muhafızlarına yardım ediyorlardı. Alana herhangi bir simge dikilmeyecekti ve burada gömülü olanları kimse bilmeyecekti ama bedenler huzur içinde uyuyacaktı.
Ellis defin işlemleri bitince Adun'a yaklaştı ve,
- Geliyorsanız hazırlanın. Yarım saat içinde yola çıkıyoruz. dedi ve ardından muhafızlara dönerek,
- YARIM SAAT İÃ?İNDE YOLA Ã?IKIYORUZ BEYLER. DİNLENİN. diye bağırdı.
- Hadatilerin krallığa yardımları herkesce bilinir. Biz buradan Krondor'a doğru hareket edeceğiz. Eğer isterseniz bize katılabilirsiniz. Yeterli erzağımız var. Zaten Yüksekşato'dan da erzak tazeleyeceğiz. ama önce defin işlemlerini gerçekleştirmeliyiz. dedi ve
- Krondor Muhafızları... Kardeşlerinizi kutsayın ve onların huzurlu bir uyku çekmelerini sağlayın. dedi. Bütün muhafızlar kılıçlarını kalkanlarına veya zırhlarına vurdu ve hava çınlamalarla doldu. Bu, sanki giden arkadaşları için bir tarz uğurlamaydı. Ardından askerler dağılarak ikişerli üçerli gruplar halinde arkadaşlarının cesetlerini gömmek için çukular açmaya başladılar. Ellis,
- Ã?ukurları kapatırken düzleştirmeye dikkat edin. Birinin gömülü olduğu belli olmamalı. Dostlarımızın bedenleri zarar görmemeli. diyerek askerlerine yapmaları gerekenleri anlattı.
Hadatilerden bir kaçı da Krondor Muhafızlarına yardım ediyorlardı. Alana herhangi bir simge dikilmeyecekti ve burada gömülü olanları kimse bilmeyecekti ama bedenler huzur içinde uyuyacaktı.
Ellis defin işlemleri bitince Adun'a yaklaştı ve,
- Geliyorsanız hazırlanın. Yarım saat içinde yola çıkıyoruz. dedi ve ardından muhafızlara dönerek,
- YARIM SAAT İÃ?İNDE YOLA Ã?IKIYORUZ BEYLER. DİNLENİN. diye bağırdı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Yağmur damlaları Casper'ın yüzünü dövüyordu. Casper kendisine verilen bir iple kendini Kaptan Abraham'ın isteği üzerine dümene yakın bir direğe bağlamıştı. Son bir saatte korkunç bir şiddete ulaşan fırtınayla kabaran deniz, geminin hareketleriyle güverteyi sırılsıklam etmişti. Kaptan Abraham dümencisinin yanında fırtınayı gözlemliyor, tayfalara emirler yağdırıyor, gemisini bir virtüözün çalışı gibi yönetiyordu.
Gemiyi döven sert dalgalar geminin rotasını zorluyordu. Zaten savrulmamak için yelkenleri kapatmışlardı. Bu sebeple şu an dümeni doğru açıda tutarak en çabuk yoldan fırtınadan kurtulmak temel amaçlarıydı.
Bir süre fırtınaya tartışılmaz bir mükemmellikle dayanmışlardı. Ama bir anda gemi yükselmeye başladı. Yükselen güçlü bir dalganın üzerindeydiler ve kısa süre içinde dalganın üstünden aşağı kaydılar. Geminin ön kısmı büyük bir gayırtıyla suya girdi ve ardından yukarı doğru yükseldi. Ardından geminin arkası suya doğru yaklaştı ve o anda koca bir çatlama sesi kulakları doldurdu. Dümen, dümencinin kontrolünden çıktı ve dümenin tutma yeri dümencinin kafasına çarptı. Zavallı adam kanlar içinde yere yığıldı. Dümen çılgınca dönüyordu.
Görüntüyü gören Kaptan Abraham kendisini dümene doğru fırlattı ve vücudunu belinden kırarak dönmekte olan dümeni durdurabildi ama dümenin yön değiştirişiyle gemi fırtınaya yan dönmeye başlamıştı. Aşağıdan gelen bağırtı duyuldu...
- KAPTANNN! KIÃ?TAN SU!!!
Abraham bir şeyler geveledi ve ardından,
-YAMAYIN O ZAMAN! diye bağırdı. Tayfaların bir kısmı daha aşağı koştu.
Abraham dümeni tekrar eski haline getirebilmek için bütün vücuduyla yüklendi ama dümeni kımıldatamamıştı bile. Hemen orada kendisini belinden bağlamış olan Casper'a baktı ve
- YARDIM ET EVLAT YOKSA HEPİMİZ TUZLU SUYU BOYLARIZ! diye bağırdı.
Casper'ın ipi rahatlıkla dümene yetişebilirdi. Kalbi deli gibi atıyordu. Ölüm uzak değildi.
Gemiyi döven sert dalgalar geminin rotasını zorluyordu. Zaten savrulmamak için yelkenleri kapatmışlardı. Bu sebeple şu an dümeni doğru açıda tutarak en çabuk yoldan fırtınadan kurtulmak temel amaçlarıydı.
Bir süre fırtınaya tartışılmaz bir mükemmellikle dayanmışlardı. Ama bir anda gemi yükselmeye başladı. Yükselen güçlü bir dalganın üzerindeydiler ve kısa süre içinde dalganın üstünden aşağı kaydılar. Geminin ön kısmı büyük bir gayırtıyla suya girdi ve ardından yukarı doğru yükseldi. Ardından geminin arkası suya doğru yaklaştı ve o anda koca bir çatlama sesi kulakları doldurdu. Dümen, dümencinin kontrolünden çıktı ve dümenin tutma yeri dümencinin kafasına çarptı. Zavallı adam kanlar içinde yere yığıldı. Dümen çılgınca dönüyordu.
Görüntüyü gören Kaptan Abraham kendisini dümene doğru fırlattı ve vücudunu belinden kırarak dönmekte olan dümeni durdurabildi ama dümenin yön değiştirişiyle gemi fırtınaya yan dönmeye başlamıştı. Aşağıdan gelen bağırtı duyuldu...
- KAPTANNN! KIÃ?TAN SU!!!
Abraham bir şeyler geveledi ve ardından,
-YAMAYIN O ZAMAN! diye bağırdı. Tayfaların bir kısmı daha aşağı koştu.
Abraham dümeni tekrar eski haline getirebilmek için bütün vücuduyla yüklendi ama dümeni kımıldatamamıştı bile. Hemen orada kendisini belinden bağlamış olan Casper'a baktı ve
- YARDIM ET EVLAT YOKSA HEPİMİZ TUZLU SUYU BOYLARIZ! diye bağırdı.
Casper'ın ipi rahatlıkla dümene yetişebilirdi. Kalbi deli gibi atıyordu. Ölüm uzak değildi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
*Andaras*
Büyük bir hiddetle orkun karnına doğru kılıcını salladı. Ork bu darbeyi yedikten sonra kasılmıştı fakat Andaras'ın acıyacak hali yoktu. Kılıcını orkun kafasına doğru sallayadı.. Kıılıç Orkun kafasını koparmıştı. Andaras artık orklara karşı hiçbir acıma duymuyordu. Yerde yatan muhafızları gördükçe daha fazlasınnı yapabilmiş olmayı diledi kendi kendine. İlk savaş deneyimi sona ermişe benziyordu. Ã?nce etrafında mücadele edecek hiçbir ork kalmadığını farketti. Daha sonra acıyla savaşın bilançosunu gördü. Krondor muhafızları muzafferdi. Fakat ölen herbir muhafız için ayrı ayrı üzüldü Andaras. İşte savaşın gerçek yüzü buydu.
Komutanının sözleiyle kılıcını kalkanına vurdu. Birdaha... birdaha... Her bir çınlama içini ürpertiyor ve tüylerini diken diken ediyordu. Hem keder, hem bir hüzün tablosu... Bu kadar duygusal olduğu bir anı daha hatırlamıyordu. Belki birdaha olmayacaktı da. Ağlamadı. şehit olan askerleri bir asker gibi uğurladı.
Ölenleri defnetmek işin belki de en acı verici kısmıydı. Ã?oğunu daha önce görmüştü. Bir kısmıyla beraber antremanlara katılmıştı. Hatta içinde arkadaşları bile vardı. FAkat onlar askerdiler. Hep göyle denirdi. Kendisinin sonunun da bir sonraki savaşta aynı olamayacağını kim bilebilirdi ki... Kılıçlar kalkanlar yere inmiş eller küreklere sarılmıştı. Küreklerle çukuru açarken Andaras yorulduğunun farkına varmaya başladı. SAvaşın aneviyle insan ne yorgunluk ne de acı hissediyordu. Acısı şimdi çıkmaya başlamıştı. Fakat gidecek yolları vardı daha.
Yarım saatlik bir mola. Durmak düşünmek ve dinlenmek için... Andaras önce bir bezle kabaca yüzündeki ve zırhındaki ork kanlarını sildi. Hala belli oluyorlardı fakat şimdilik idare ederdi. Sonra kılıcı ve kalkanını yanıbaşına koyarak yere oturdu. SAvaş anlatıldığı gibi değildi. Hikayelerdeki gibi değil. Yaşamadıkça değil... Savaş tek başına bir anlam ifade etmeyen hayatların mücadelesiydi. Daha yüce sayılan bir amaç uğruna. Neydi bu amaç? Hayır daha fazla düşünemiyordu. Bedeni gibi beyni de yorulmuştu. Zafer düşündüğünden daha muhteşem bir duyguydu. Ama düşündüğü gibi bir coşku vermemişti. Savaş ölüm demekti, ölümse hüzün... Buna alışması vakit alabilirdi. Ona verilen vakti yalnızbaşına oturarak düşünerek geçirdi. Ve duyduğu eski bir savaş türküsü döküldü ağzından...
Büyük bir hiddetle orkun karnına doğru kılıcını salladı. Ork bu darbeyi yedikten sonra kasılmıştı fakat Andaras'ın acıyacak hali yoktu. Kılıcını orkun kafasına doğru sallayadı.. Kıılıç Orkun kafasını koparmıştı. Andaras artık orklara karşı hiçbir acıma duymuyordu. Yerde yatan muhafızları gördükçe daha fazlasınnı yapabilmiş olmayı diledi kendi kendine. İlk savaş deneyimi sona ermişe benziyordu. Ã?nce etrafında mücadele edecek hiçbir ork kalmadığını farketti. Daha sonra acıyla savaşın bilançosunu gördü. Krondor muhafızları muzafferdi. Fakat ölen herbir muhafız için ayrı ayrı üzüldü Andaras. İşte savaşın gerçek yüzü buydu.
Komutanının sözleiyle kılıcını kalkanına vurdu. Birdaha... birdaha... Her bir çınlama içini ürpertiyor ve tüylerini diken diken ediyordu. Hem keder, hem bir hüzün tablosu... Bu kadar duygusal olduğu bir anı daha hatırlamıyordu. Belki birdaha olmayacaktı da. Ağlamadı. şehit olan askerleri bir asker gibi uğurladı.
Ölenleri defnetmek işin belki de en acı verici kısmıydı. Ã?oğunu daha önce görmüştü. Bir kısmıyla beraber antremanlara katılmıştı. Hatta içinde arkadaşları bile vardı. FAkat onlar askerdiler. Hep göyle denirdi. Kendisinin sonunun da bir sonraki savaşta aynı olamayacağını kim bilebilirdi ki... Kılıçlar kalkanlar yere inmiş eller küreklere sarılmıştı. Küreklerle çukuru açarken Andaras yorulduğunun farkına varmaya başladı. SAvaşın aneviyle insan ne yorgunluk ne de acı hissediyordu. Acısı şimdi çıkmaya başlamıştı. Fakat gidecek yolları vardı daha.
Yarım saatlik bir mola. Durmak düşünmek ve dinlenmek için... Andaras önce bir bezle kabaca yüzündeki ve zırhındaki ork kanlarını sildi. Hala belli oluyorlardı fakat şimdilik idare ederdi. Sonra kılıcı ve kalkanını yanıbaşına koyarak yere oturdu. SAvaş anlatıldığı gibi değildi. Hikayelerdeki gibi değil. Yaşamadıkça değil... Savaş tek başına bir anlam ifade etmeyen hayatların mücadelesiydi. Daha yüce sayılan bir amaç uğruna. Neydi bu amaç? Hayır daha fazla düşünemiyordu. Bedeni gibi beyni de yorulmuştu. Zafer düşündüğünden daha muhteşem bir duyguydu. Ama düşündüğü gibi bir coşku vermemişti. Savaş ölüm demekti, ölümse hüzün... Buna alışması vakit alabilirdi. Ona verilen vakti yalnızbaşına oturarak düşünerek geçirdi. Ve duyduğu eski bir savaş türküsü döküldü ağzından...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Hayatında bu kadar sallandığını hatırlamıyordu ve bu midesine kramplar girmesine sebep oluyordu. Yağmur olmasa belki de kendinden geçebilirdi. Ama 1 kere kustuktan sonra bu sallantıya alışabilmişti. Kendisi iple bağlı olduğundan daha rahattı ama tayfaların hiç biri bağlı değildi. İşlerini yapmaları için gerekli olan buydu.
Tayfalardan bazıları aşağıdan gelen bir sesle aşağıya doğru koşmaya başladılar. Dümenci ise gemiyi kontrol için...
*Dümenci*
Adam dümeni kontrol edememiş ve dümenle birlikte dönmeye başlamıştı. Adını bildiği, sesini duyduğu ve hatta bir kere konuştuğu biriydi. şimdi önünde kafasından kanlar akarken yerde sessizce yatıyordu.
*Peki şimdi ne olacak!*
diye düşünürken Kaptan Abraham'ın dümenin başına geçtiğini duydu.
Adımlarını yere sağlam bastı ve etrafta tutunabileceği sabit gemi parçalarına tutunarak Kaptan Abraham"ın yanına kadar gitmeye çalıştı.
*Daha hızlı, daha hızlı olmalıyım!*
Soğuğun etkisiyle donmuş yüzüne vuran yağmur damlaları, bir sürü iğne batıyormuşçasına acıtıyordu. Ama dümene kadar gidecekti, o dümeni tutacak ve gemiyi kurtaracaktı.
Tayfalardan bazıları aşağıdan gelen bir sesle aşağıya doğru koşmaya başladılar. Dümenci ise gemiyi kontrol için...
*Dümenci*
Adam dümeni kontrol edememiş ve dümenle birlikte dönmeye başlamıştı. Adını bildiği, sesini duyduğu ve hatta bir kere konuştuğu biriydi. şimdi önünde kafasından kanlar akarken yerde sessizce yatıyordu.
*Peki şimdi ne olacak!*
diye düşünürken Kaptan Abraham'ın dümenin başına geçtiğini duydu.
- KAPTANNN! KIÃ?TAN SU!!!
Aşağıdan gelen ses demek ki geminin çatladığını gösteriyordu. Kaptan Abraham bunun sağlam bir gemi olduğunu söylemişti demek ki sular bu kadar güçlü vuruyordu. Kendinin suya düştüğünü hayal etti ve ipine daha sıkıca sarıldı.-YAMAYIN O ZAMAN! diye bağırdı. Tayfaların bir kısmı daha aşağı koştu.
Casper elini ipten çekti. O dengesini kaybetse de ip onu tutacaktı. Ama eğer kaptan dümeni tutamazsa ip onun gemiyle birlikte dibe gitmesine sebep olacaktı.- YARDIM ET EVLAT YOKSA HEPİMİZ TUZLU SUYU BOYLARIZ! diye bağırdı.
Adımlarını yere sağlam bastı ve etrafta tutunabileceği sabit gemi parçalarına tutunarak Kaptan Abraham"ın yanına kadar gitmeye çalıştı.
*Daha hızlı, daha hızlı olmalıyım!*
Soğuğun etkisiyle donmuş yüzüne vuran yağmur damlaları, bir sürü iğne batıyormuşçasına acıtıyordu. Ama dümene kadar gidecekti, o dümeni tutacak ve gemiyi kurtaracaktı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Cleo kendi şapşallığına kızdı içten içe.Uzun bir süredir sakin bir hayat yaşıyordu ve böyle heyecan verici bir günün ardından neden dikkatini toplayamamasını ve yeterince iyi düşünememesini anlayabilmek pek te zor değildi.
Neyse.Daha kendimi kanıtlamak için çok fırsatım olacak.
Cleo Yüce güce karşı duyduğu korku,duyduğu saygının yanında bir hiçti.Ama gene de yaratıcıdan feci şekilde korkuyordu.Ã?nünde dikkatli bir şekilde eğilerek ve sesinin titremesini engellemeye çalışarak :
Tecrübesizliğimi bağışlayın.Hiç bir zaman hayat yoketmedim Yaratıcı Olan.Ve hiçbir zamanda yoketmeyi düşünmüyorum.Hayat vermeyi yeğlerim.
Kalbi yerinden fırlayacaktı adeta.
Biraz daha böyle durursam ölürüm herhalde. diye düşündü.
Yüce Yaratıcı'nın cevabını beklemeye başladı.
Neyse.Daha kendimi kanıtlamak için çok fırsatım olacak.
Cleo Yüce güce karşı duyduğu korku,duyduğu saygının yanında bir hiçti.Ama gene de yaratıcıdan feci şekilde korkuyordu.Ã?nünde dikkatli bir şekilde eğilerek ve sesinin titremesini engellemeye çalışarak :
Tecrübesizliğimi bağışlayın.Hiç bir zaman hayat yoketmedim Yaratıcı Olan.Ve hiçbir zamanda yoketmeyi düşünmüyorum.Hayat vermeyi yeğlerim.
Kalbi yerinden fırlayacaktı adeta.
Biraz daha böyle durursam ölürüm herhalde. diye düşündü.
Yüce Yaratıcı'nın cevabını beklemeye başladı.
Casper yüzüne vuran yağmur damlalarının sertliğini hissederken geminin sallantılarına rağmen ilerlemeye çalışıyordu. Islak zemin ayakta durmayı iyice güçlendiriyordu. Casper trabzanlara tutunarak dümene doğru ilerlemeye çalışıyordu. Birden ayağı kaydı ve dengesini kaybeder gibi oldu (balance check=failed) ama üstün çevikliği ve trabzanlardan aldığı destek sayesinde kendisini toparlayabildi (reflex check=success).
Casper dümene doğru ilerlerken Abraham dümeni tutabilmek için adeta bir savaş veriyordu. Kaptanın koca kasları kasılıyor, kasıldıkça şişiyor ve vahşi bir görüntü sergiliyordu. Kaptan her ne kadar dönen dümeni dengeleyebilmiş olsa da onu tekrar rotaya çekecek kadar çevirmeyi başaramıyordu. Bu Abraham'ı çileden çıkartıyordu çünkü bu bölgeler rastgele sürüklenilmemesi gereken bölgelerdi.
Casper sonunda dümene ulaştığında Abraham dümeni tek başına dengelemekten yorulmaya başlamıştı. Casper elini dümene doğru uzattı ve dümeni kavradı.
- Ã?EK GEEENÃ?! Ã?EEEEEK! DÖZELT DÃ?MENİİİİ! CANIN İÃ?İNNN! diye bağırdı Abraham.
Abraham dümeni alttan itiyor, Casper'sa üstten çekiyordu. Dümen yavaş yavaş dönmeye başladı. Abraham hiç durmadan bağırıyor, istekliliğini havaya haykırıyordu.
- Ã?EK EVLATTT! Ã?EEEK! CANIN İÃ?İN Ã?EEEKK! SAHİL FAHİşELERİ İÃ?İN Ã?EEK! CRYDEE İÃ?İN Ã?EEEK! KRALLIK İÃ?İN Ã?EEEK! Ã?EK şUNU LANET OLASI Ã?EEEK!
Abraham gülmeye başlamıştı. Abraham'ın kahkahalarını duyan Casper da kendini tutamadı ve kahkahayı patlattı. Arada sırada ellerinden kurtulup tekrar özgürce dönmeye çalışan dümeni iki adam sıkıca tutmuş kahkahalar içinde düzeltmeye çalışıyorlardı......
Casper için ara zaman tam bir soru işaretiydi. Yüzüne vuran güneş ışığı onu kendisine getirdi. Kasları ağrıyordu. Elleri hala dümenin üzerindeydi. Parmak boğumları mosmor olmuştu. Kaptan Abraham gibi...
Abraham Casper'a baktı.
- Git ve dinlen. Ölümün çılgınlığını hissettin. Artık gerçek bir adamsın. dedi ve dümenin başına tam anlamıyla geçerek gemiyi Krondor rotasında ilerletmeye devam etti.
Casper dümene doğru ilerlerken Abraham dümeni tutabilmek için adeta bir savaş veriyordu. Kaptanın koca kasları kasılıyor, kasıldıkça şişiyor ve vahşi bir görüntü sergiliyordu. Kaptan her ne kadar dönen dümeni dengeleyebilmiş olsa da onu tekrar rotaya çekecek kadar çevirmeyi başaramıyordu. Bu Abraham'ı çileden çıkartıyordu çünkü bu bölgeler rastgele sürüklenilmemesi gereken bölgelerdi.
Casper sonunda dümene ulaştığında Abraham dümeni tek başına dengelemekten yorulmaya başlamıştı. Casper elini dümene doğru uzattı ve dümeni kavradı.
- Ã?EK GEEENÃ?! Ã?EEEEEK! DÖZELT DÃ?MENİİİİ! CANIN İÃ?İNNN! diye bağırdı Abraham.
Abraham dümeni alttan itiyor, Casper'sa üstten çekiyordu. Dümen yavaş yavaş dönmeye başladı. Abraham hiç durmadan bağırıyor, istekliliğini havaya haykırıyordu.
- Ã?EK EVLATTT! Ã?EEEK! CANIN İÃ?İN Ã?EEEKK! SAHİL FAHİşELERİ İÃ?İN Ã?EEK! CRYDEE İÃ?İN Ã?EEEK! KRALLIK İÃ?İN Ã?EEEK! Ã?EK şUNU LANET OLASI Ã?EEEK!
Abraham gülmeye başlamıştı. Abraham'ın kahkahalarını duyan Casper da kendini tutamadı ve kahkahayı patlattı. Arada sırada ellerinden kurtulup tekrar özgürce dönmeye çalışan dümeni iki adam sıkıca tutmuş kahkahalar içinde düzeltmeye çalışıyorlardı......
Casper için ara zaman tam bir soru işaretiydi. Yüzüne vuran güneş ışığı onu kendisine getirdi. Kasları ağrıyordu. Elleri hala dümenin üzerindeydi. Parmak boğumları mosmor olmuştu. Kaptan Abraham gibi...
Abraham Casper'a baktı.
- Git ve dinlen. Ölümün çılgınlığını hissettin. Artık gerçek bir adamsın. dedi ve dümenin başına tam anlamıyla geçerek gemiyi Krondor rotasında ilerletmeye devam etti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Güneş gözüne iliştiğinde artık hissedemez durumdaki elleri hala dümeni sıkıca tutmaya çalışıyordu. Sanki hayatı boyunca sanki nefes alır gibi bunu yapması gerekiyordu. Güneş"in çıkışıyla acaba cennet mi? diye düşünce geçti aklından. Eğer zihni ile bedeni arasındaki bağ kopmamış olsaydı ellerini bırakıp güneşe doğru gitmek isteyecekti. Ama Kaptanın sesiyle cennete değil sadece güneşe baktığını anladı. Aradaki kara bulutlar gidince güneş Casper"a daha güzel gelmeye başlamıştı.
Sıkıca tuttuğu dümeni bırakması bira zor oldu. Ancak bıraktığı zaman hissetmeye başlamıştı ellerinin, kollarının, belinin ve bütün vücudunun ağrısını. Abraham"a baktı ve şaşkınlığını gizlemeye çalışmadı. Her yolculuğunda bunları yaşıyor muydu? Her seferinde bunları yaşayabileceğini ve tek bir şansız hareketle ölebileceğini bilerek hala denizciliğe bu kadar bağlımıydı. Ã?ocukken hayalini kurduğu denizcilikler şimdi karşılaştığı manzara çok farklıydı ama aynı olan bir şey vardı,
*Gerçektende çok eğlenceliydi.*
"Hayır! Burada biraz daha durup güneşin keyfini çıkartmak istiyorum. Dinlenip gücümü topladıktan sonra bir bak bakalım etrafına, benim yapabileceğim bir iş bulabilecek misin. Oturduğu yerde hiçbir şey yapmadan durmak bir "Orman adamı" için ne kadar zor bilemezsin."
Casper bağlı olduğu direğe zorlukla yürüdü ve kendini tutan düğüme baktı. şimdilik onu çözmese de olurdu. Direğin yanına çöktü ve yüzüne güneşin vurmasına izin verdi.
*Çok eğlenceliydi*
Sıkıca tuttuğu dümeni bırakması bira zor oldu. Ancak bıraktığı zaman hissetmeye başlamıştı ellerinin, kollarının, belinin ve bütün vücudunun ağrısını. Abraham"a baktı ve şaşkınlığını gizlemeye çalışmadı. Her yolculuğunda bunları yaşıyor muydu? Her seferinde bunları yaşayabileceğini ve tek bir şansız hareketle ölebileceğini bilerek hala denizciliğe bu kadar bağlımıydı. Ã?ocukken hayalini kurduğu denizcilikler şimdi karşılaştığı manzara çok farklıydı ama aynı olan bir şey vardı,
*Gerçektende çok eğlenceliydi.*
Casper oturduğu yerden kalktı. Ã?özülmüş dizlere söz geçirmesi zordu ama imkansız değildi. Yüzünü güneşe çevirdi ve gözlerini kapattı. Ã?yle yaptığında güneşi daha çok hissedebiliyordu.- Git ve dinlen. Ölümün çılgınlığını hissettin. Artık gerçek bir adamsın. dedi ve dümenin başına tam anlamıyla geçerek gemiyi Krondor rotasında ilerletmeye devam etti.
"Hayır! Burada biraz daha durup güneşin keyfini çıkartmak istiyorum. Dinlenip gücümü topladıktan sonra bir bak bakalım etrafına, benim yapabileceğim bir iş bulabilecek misin. Oturduğu yerde hiçbir şey yapmadan durmak bir "Orman adamı" için ne kadar zor bilemezsin."
Casper bağlı olduğu direğe zorlukla yürüdü ve kendini tutan düğüme baktı. şimdilik onu çözmese de olurdu. Direğin yanına çöktü ve yüzüne güneşin vurmasına izin verdi.
*Çok eğlenceliydi*
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
" Bu benim tek başıma verebileceğim bir karar değil ulu muhafız, hadati kardeşlerime sormama izin ver..."
Adun arkasını döndü ve seslendi..
"Kardeşlerim yanıma toplanın.."
Hadatiler meraklı bakışlarla adun un yanına gelmişlerdi...
"Muhafızlar Kondor a gittiklerini söylediler, onlarla birlikte seyahat edeceksek hazırlanmalıyız.. siz ne diyorsunuz??"
Adun arkasını döndü ve seslendi..
"Kardeşlerim yanıma toplanın.."
Hadatiler meraklı bakışlarla adun un yanına gelmişlerdi...
"Muhafızlar Kondor a gittiklerini söylediler, onlarla birlikte seyahat edeceksek hazırlanmalıyız.. siz ne diyorsunuz??"
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
- Yazık... Çok yazık... dedi Yaratıcı sessizce.
- Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun Cleo. Yazık... Gerçekten çok yazık... dedi.
Birden odanın uzak sütunlarından alevler parlamaya başladı ve Cleo devasa odanın duvalarında inanılmaz güçte ışık verebilen meşaleler oluştuğunu gördü. Odanın aydınlanmasıyla beraber Cleo aslında odanın duvarlarından birine yakın olduğunu fark etti. Yakın olduğu duvarda, odadaki yegane eşya olan dağılmış tozlu eski taş bir taht duruyordu.
İnce şekil Cleo'ya arkasını döndü ve giderek tahta oturdu. Cleo şeklin beyazımsı teninin zar zor kapladığı incecik parmakları siyah cüppenin kenarından görebiliyordu. Ne dehşet!
- Acaba problemin içindeki gücü keşfedememiş olmaları mı? Ya da onu senin keşfedememiş olman? Ha Cleo? Sana öğretilen dogmalar, anlatılan dar fikirli saçma sapan şeyler, söylesene, bunlar sendeki gücü açığa çıkarabilir mi gerçekten?
- Gücümü hissedebiliyor musun Cleo? Hissettiğine eminim. Peki benim bu gücü nasıl elde edebildiğimi sormuyor musun kendi kendine? Herkes gücü ister, gücü arar. Onu bulanların sayısı ise sadece bir kaç tanedir.
Yaratıcı tahtında biraz öne kaykıldı ve cübbesinin başlığını geri attı. Cleo yaratığın sivri dişlerini, bembeyaz gözlerini ve beyazımsı tenindeki yer yer boşlukları görebiliyordu.
- Bana katıl Cleo. Seni ben eğiteyim. Sana gücü tattırayım. Yıldızlimanını, hocalarını, sana eziyet edenleri, seni hor görenleri, senden korkan; seni kuvvetlendirmek istemeyenleri, hepsini yok edebileceğin gücü vereyim sana.
- Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun Cleo. Yazık... Gerçekten çok yazık... dedi.
Birden odanın uzak sütunlarından alevler parlamaya başladı ve Cleo devasa odanın duvalarında inanılmaz güçte ışık verebilen meşaleler oluştuğunu gördü. Odanın aydınlanmasıyla beraber Cleo aslında odanın duvarlarından birine yakın olduğunu fark etti. Yakın olduğu duvarda, odadaki yegane eşya olan dağılmış tozlu eski taş bir taht duruyordu.
İnce şekil Cleo'ya arkasını döndü ve giderek tahta oturdu. Cleo şeklin beyazımsı teninin zar zor kapladığı incecik parmakları siyah cüppenin kenarından görebiliyordu. Ne dehşet!
- Acaba problemin içindeki gücü keşfedememiş olmaları mı? Ya da onu senin keşfedememiş olman? Ha Cleo? Sana öğretilen dogmalar, anlatılan dar fikirli saçma sapan şeyler, söylesene, bunlar sendeki gücü açığa çıkarabilir mi gerçekten?
- Gücümü hissedebiliyor musun Cleo? Hissettiğine eminim. Peki benim bu gücü nasıl elde edebildiğimi sormuyor musun kendi kendine? Herkes gücü ister, gücü arar. Onu bulanların sayısı ise sadece bir kaç tanedir.
Yaratıcı tahtında biraz öne kaykıldı ve cübbesinin başlığını geri attı. Cleo yaratığın sivri dişlerini, bembeyaz gözlerini ve beyazımsı tenindeki yer yer boşlukları görebiliyordu.
- Bana katıl Cleo. Seni ben eğiteyim. Sana gücü tattırayım. Yıldızlimanını, hocalarını, sana eziyet edenleri, seni hor görenleri, senden korkan; seni kuvvetlendirmek istemeyenleri, hepsini yok edebileceğin gücü vereyim sana.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Hadatiler Adun'un etrafında sessizce toplanmışlardı. Bazıları az önceki savaştan dolayı aldıkları yaralar nedeniyle hala kızgın görünüyordu ama hiçbirinin üzerinde ağır yaralar yoktu.
Adun'u sessizce dinlediler. Bir kaçı arada sırada Krondor Muhafızlarına baktıları. Adun sözlerini bitirince bir an birbirlerine baktılar ve daha sonra içlerinden birisi sanki anlaşmışlar gibi,
- İnsanların zararını görmedik Adun. Bizim de hedefimiz Krondor'du ama Ebube ölünce gitmemiz için bir neden kalmadı zira esas davetli o idi. Bu sebeple biz yurdumuza geri döneceğiz kardeşim. Ama kan yolculuğunda seni tüm kalbimizle destekleyeceğimizi bil. dedi ve elini Adun'un omzuna koyarak,
- Ölülerimizin ruhları seni kutsasın Deon'lu Adun. diye konuşmasını tamamladı. Diğer Hadatiler'de başlarıyla onayladılar ve tek tek Adun'a şans dilediler. Ardından silahlarını sırtlarına asarak Krondor Muhafızları'na selam verdileri ve ork kampının kurulu olduğu alandan çıkmak üzere hareketlendiler.
Ellis Adun'un yanına ilerledi ve,
- Sen ne yapacaksın Hadati? diye sordu.
Adun'u sessizce dinlediler. Bir kaçı arada sırada Krondor Muhafızlarına baktıları. Adun sözlerini bitirince bir an birbirlerine baktılar ve daha sonra içlerinden birisi sanki anlaşmışlar gibi,
- İnsanların zararını görmedik Adun. Bizim de hedefimiz Krondor'du ama Ebube ölünce gitmemiz için bir neden kalmadı zira esas davetli o idi. Bu sebeple biz yurdumuza geri döneceğiz kardeşim. Ama kan yolculuğunda seni tüm kalbimizle destekleyeceğimizi bil. dedi ve elini Adun'un omzuna koyarak,
- Ölülerimizin ruhları seni kutsasın Deon'lu Adun. diye konuşmasını tamamladı. Diğer Hadatiler'de başlarıyla onayladılar ve tek tek Adun'a şans dilediler. Ardından silahlarını sırtlarına asarak Krondor Muhafızları'na selam verdileri ve ork kampının kurulu olduğu alandan çıkmak üzere hareketlendiler.
Ellis Adun'un yanına ilerledi ve,
- Sen ne yapacaksın Hadati? diye sordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
