Shikaku-Mon (Oyun Ekranı)
Miyamoto sırıtarak arabaya bindi.Sonunda GERÃ?EK birer karı-koca olmuşlardı.
Gülümseyince fena olmadı hani
Diye geçirdi içinden Miyamoto (yo hayır, Miyamoto değil, Hiramata)
Arabaya bindi ve eşinin yanına geçmesini bekledi.Uzun bir yolculuk onları bekliyordu.
Gülümseyince fena olmadı hani
Diye geçirdi içinden Miyamoto (yo hayır, Miyamoto değil, Hiramata)
Arabaya bindi ve eşinin yanına geçmesini bekledi.Uzun bir yolculuk onları bekliyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Edmond
Genç,
- deniz yoluyla gideceksiniz, önce Le Havre'ye gidin, ordan stockholm'e feribotlar kalkıyor, çabuk gidin, kaçırmayın feribotu.
dedi.
Arabaya bindikten sonra, genç geldiği kapının yanındaki düğmeye bastı. ardından, aracın bulunduğu platform yükseldi ve bir garaj kapısının önüne geldiler.
Sonra garajın kapısı da açıldı.
Gün ışığı, güzel görünüyordu gerçekten. Pariş şehri, öğlen ışığıyla aydınlamıştı, sokaklar adeta parlıyordu. yansıyan ışıkalr miyamotonun bir anlığına gözünü aldı.
şehirden çıktılar, arabalarında uzun zaman idare edecek benzin vardı. Etraf, gerçekten de çok güzel ve muntazamdı. Kraliyet güçlerinin gösteri geçişi dışında herhangi bir aksamayla karşılaşmadılar.
Paris'ten çıkıp Le havre şehrine gittiler. Yollar geniş ve sakindi.

Gece Saat üç gibi vardılar, artık feribot'un nerden ve ne zaman kalkacağını bulmaları gerekiyordu.
Genç,
- deniz yoluyla gideceksiniz, önce Le Havre'ye gidin, ordan stockholm'e feribotlar kalkıyor, çabuk gidin, kaçırmayın feribotu.
dedi.
Arabaya bindikten sonra, genç geldiği kapının yanındaki düğmeye bastı. ardından, aracın bulunduğu platform yükseldi ve bir garaj kapısının önüne geldiler.
Sonra garajın kapısı da açıldı.
Gün ışığı, güzel görünüyordu gerçekten. Pariş şehri, öğlen ışığıyla aydınlamıştı, sokaklar adeta parlıyordu. yansıyan ışıkalr miyamotonun bir anlığına gözünü aldı.
şehirden çıktılar, arabalarında uzun zaman idare edecek benzin vardı. Etraf, gerçekten de çok güzel ve muntazamdı. Kraliyet güçlerinin gösteri geçişi dışında herhangi bir aksamayla karşılaşmadılar.
Paris'ten çıkıp Le havre şehrine gittiler. Yollar geniş ve sakindi.

Gece Saat üç gibi vardılar, artık feribot'un nerden ve ne zaman kalkacağını bulmaları gerekiyordu.

Miyamoto, yo yo, Miyamoto değil, Hiramata eşine (!) bakarak gülümsedi ve iskeleye doğru sürmeye başladı arabasını.İskelede soracaktı birilerine (resmi birilerine).
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Edmond
Miyamoto rıhtıma doğru aracını sürdü. Manyetik alanın üzerinde çok hızlı gidemiyordu araçlar. Büyük metal binalar, japonyada olduğu gibi rıhtımı çevreliyordu. Gecenin geç saati olmasından olsa rağmen etrafta bir çok kişi vardı. kiminin elinde bavullar, kiminde ise çantalar vardı. Yanındaki kadın donuk gözlerle ileriye bakıyordu, çocuklar ise hiç ses çıkarmamışlardı.
Yollar temiz ve bakımlıydı fakat etrafta çöp görebiliyordum Miyamoto, yolun ilerisinde sağ tarafta yanıp sönen bir tabela görmüştü. Tabela mavi ve sarı neonlarla aydınlatılıyordu. "La Havre Limanı". sağ arka tarafta büyük bir feribot görebiliyordu miyamoto.


fakat feribota binmeye çalışan arabalar kuyruk oluşturmuştu.
Miyamoto rıhtıma doğru aracını sürdü. Manyetik alanın üzerinde çok hızlı gidemiyordu araçlar. Büyük metal binalar, japonyada olduğu gibi rıhtımı çevreliyordu. Gecenin geç saati olmasından olsa rağmen etrafta bir çok kişi vardı. kiminin elinde bavullar, kiminde ise çantalar vardı. Yanındaki kadın donuk gözlerle ileriye bakıyordu, çocuklar ise hiç ses çıkarmamışlardı.
Yollar temiz ve bakımlıydı fakat etrafta çöp görebiliyordum Miyamoto, yolun ilerisinde sağ tarafta yanıp sönen bir tabela görmüştü. Tabela mavi ve sarı neonlarla aydınlatılıyordu. "La Havre Limanı". sağ arka tarafta büyük bir feribot görebiliyordu miyamoto.


fakat feribota binmeye çalışan arabalar kuyruk oluşturmuştu.

Edmond,
Miyamoto, 2 polisin yan taraftaki kalırımda yürümekte olduğunu gördü, sağ camı açıp onlara seslendi.
- İyi Akşamlar, Stockholm'e giden feribot nerden kalkıyor?
- Stockholm'e giden araçları oluşturduğu kuyruktur bu.
Kuyruk ilerliyordu, bir süre sonra biletlerin alındığı ve pasaport kontrolünün yapıldığı yere geldiler. Pasaport kontrolü sorunsuz geçti.
Yaklaşık 2 saat sonra miyamoto aracını feribotun içine parketmişti. Feribot kalabalıktı. Miyamoto şu anda restoranın olduğu ön taraftaydı, arka tarafta kamaralar bulunuyordu. Feribot hızlı ilerlediğinden güverteye çıkmak yasaktı.
Uzun yolculuk başlamıştı
Miyamoto, 2 polisin yan taraftaki kalırımda yürümekte olduğunu gördü, sağ camı açıp onlara seslendi.
- İyi Akşamlar, Stockholm'e giden feribot nerden kalkıyor?
- Stockholm'e giden araçları oluşturduğu kuyruktur bu.
Kuyruk ilerliyordu, bir süre sonra biletlerin alındığı ve pasaport kontrolünün yapıldığı yere geldiler. Pasaport kontrolü sorunsuz geçti.
Yaklaşık 2 saat sonra miyamoto aracını feribotun içine parketmişti. Feribot kalabalıktı. Miyamoto şu anda restoranın olduğu ön taraftaydı, arka tarafta kamaralar bulunuyordu. Feribot hızlı ilerlediğinden güverteye çıkmak yasaktı.
Uzun yolculuk başlamıştı

Edmond
3 günlük yolculuk boyunca kadın hiç konuşmadı, kadında bir gariplik olduğu kesindi, genelde çocuklarla birlikte gemiyi turluyorlardı. Soğuk baltık denizi sularına girdiler 2 gün sonra, etraf sisle kaplıydı. hızlı giden feribot dalgalara çarptıkça sallanıyordu. eski olduğu belli olan feribot sallandıkça bazı elektrik problemleri yaşanıyordu. ışıklar bir sönüp bir yanıyordu.
3. günün akşamı Stockholm'e yaklaştılar, Simsiyah gökdelenler sis bulutunun içinde kayboluyordu. deniz çok pisti, üzerinde zift tabakalarını yakşalık 30 metre uzaklıktan görebiliyordu Miyamoto. Kıyıda görünen bir kaç ışık bozulmuş gibi yanıp sönüyordu.
Yavaşça limana yaklaştı feribot. limanın yan tarafında bir nehir, denize pislik taşıyordu. bir süre sonra insanlar araçlarına doğru gitmeye başladılar. Miyamoto da vakit kaybetmeden aracına gitti, kadın ve çocuklar ordaydı. Arabayı çalıştırdı ve heyecanlı bekleyiş başladı.
Çok uzun süren bir bekleyişti bu, arabalar aranıyor olmalıydı. çok yavaş ilerliyorlardı.
yaklaşık 5 saat sonra 2 önlerindeki araca sıra gelmişti, köpekler araçları kokluyor, görevliler de bagajlara ve pasaportlara bakıyorlardı, her arabayla yaklaşık 10 dk uğraşıyorlardı.
Sıra Miyamoto'nun olduğu araca geldi, görevliler aynı titizlikle aracı kontrol ettiler, pasaportlarına baktılar. çocuklar polislerin iri köpeklerinden hiç te ürkmüşe benzemiyorlardı. Tombul ve sarı saçlı bir polis miyamotoya bakarak.
"siz, - işaret parmağıyla aşağı doğru işaret ederek- karakol gitmek, biz siz görmek" dedi bozuk japoncasıyla.
kontrol bittikten sonra yollarına devam ettiler, fakat nereye gideceklerdi, miyamoto için bu tam bir soru işaretiydi. her yer yıkılmış ve tekrar restore edilmeye çalışılmış gibiydi.
karanlık sokaklar, vadi oluştururcasına yükselen siyah binalar, yoldaki çukurlar ve yarım yamalak çalıştığı belli olan manyetik yollar, buranın dokusunu oluşturuyordu. yeryer çalışmayan sokak ışıklandırmaları bir çok karanlık nokta oluşturuyordu.
elindeki tek bilgi kara kaplan adında bir hacker çetesini bulması gerektiğiydi, nereden başlayacaktı. biraz sonra çalan telefon bu soru işaretlerini geride bıraktı. Arayan japon operatöründen bir numaraydı.
"Miyamoto, başın büyük belada, yanındaki kadın ve çocuk diye bildiğin şeyler seni öldürecekler, bir an önce onlardan kurtul ve Kenashiyi ara, bana güvenmek zorundasın başın belada diyorum" tedirgin bir erkek sesiydi telefondaki.
miyamoto o sırada pick-up'ını amaçsızca manyetik yollarda sürmekteydi.
3 günlük yolculuk boyunca kadın hiç konuşmadı, kadında bir gariplik olduğu kesindi, genelde çocuklarla birlikte gemiyi turluyorlardı. Soğuk baltık denizi sularına girdiler 2 gün sonra, etraf sisle kaplıydı. hızlı giden feribot dalgalara çarptıkça sallanıyordu. eski olduğu belli olan feribot sallandıkça bazı elektrik problemleri yaşanıyordu. ışıklar bir sönüp bir yanıyordu.
3. günün akşamı Stockholm'e yaklaştılar, Simsiyah gökdelenler sis bulutunun içinde kayboluyordu. deniz çok pisti, üzerinde zift tabakalarını yakşalık 30 metre uzaklıktan görebiliyordu Miyamoto. Kıyıda görünen bir kaç ışık bozulmuş gibi yanıp sönüyordu.
Yavaşça limana yaklaştı feribot. limanın yan tarafında bir nehir, denize pislik taşıyordu. bir süre sonra insanlar araçlarına doğru gitmeye başladılar. Miyamoto da vakit kaybetmeden aracına gitti, kadın ve çocuklar ordaydı. Arabayı çalıştırdı ve heyecanlı bekleyiş başladı.
Çok uzun süren bir bekleyişti bu, arabalar aranıyor olmalıydı. çok yavaş ilerliyorlardı.
yaklaşık 5 saat sonra 2 önlerindeki araca sıra gelmişti, köpekler araçları kokluyor, görevliler de bagajlara ve pasaportlara bakıyorlardı, her arabayla yaklaşık 10 dk uğraşıyorlardı.
Sıra Miyamoto'nun olduğu araca geldi, görevliler aynı titizlikle aracı kontrol ettiler, pasaportlarına baktılar. çocuklar polislerin iri köpeklerinden hiç te ürkmüşe benzemiyorlardı. Tombul ve sarı saçlı bir polis miyamotoya bakarak.
"siz, - işaret parmağıyla aşağı doğru işaret ederek- karakol gitmek, biz siz görmek" dedi bozuk japoncasıyla.
kontrol bittikten sonra yollarına devam ettiler, fakat nereye gideceklerdi, miyamoto için bu tam bir soru işaretiydi. her yer yıkılmış ve tekrar restore edilmeye çalışılmış gibiydi.
karanlık sokaklar, vadi oluştururcasına yükselen siyah binalar, yoldaki çukurlar ve yarım yamalak çalıştığı belli olan manyetik yollar, buranın dokusunu oluşturuyordu. yeryer çalışmayan sokak ışıklandırmaları bir çok karanlık nokta oluşturuyordu.
elindeki tek bilgi kara kaplan adında bir hacker çetesini bulması gerektiğiydi, nereden başlayacaktı. biraz sonra çalan telefon bu soru işaretlerini geride bıraktı. Arayan japon operatöründen bir numaraydı.
"Miyamoto, başın büyük belada, yanındaki kadın ve çocuk diye bildiğin şeyler seni öldürecekler, bir an önce onlardan kurtul ve Kenashiyi ara, bana güvenmek zorundasın başın belada diyorum" tedirgin bir erkek sesiydi telefondaki.
miyamoto o sırada pick-up'ını amaçsızca manyetik yollarda sürmekteydi.

Miyamoto sırıttı, galiba başı YİNE tehlikedeydi ve bu kez fıstık gibi bir kadın ve iki de ufaklık onu öldürmeyi düşünüyordu,
"Buna da şükür"
Diye geçirdi içinden.
"Güzel karıcım, söyler misin şimdi gitmemiz gereken yer neresi, buraları biliyor olman lazım?"
Sırıttı, eğer gitmeleri gereken yer neresi olursa olsun, ölüm kaçınılmaz sondu.
"Bana yolu tarif eder misin?"
"Buna da şükür"
Diye geçirdi içinden.
"Güzel karıcım, söyler misin şimdi gitmemiz gereken yer neresi, buraları biliyor olman lazım?"
Sırıttı, eğer gitmeleri gereken yer neresi olursa olsun, ölüm kaçınılmaz sondu.
"Bana yolu tarif eder misin?"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
"Ne güzel, bir de bir robot belası ha!"
Diye düşündü Miyamoto
Miyamoto arabanın yolunu o caddeye doğru çevirirken, çaktırmadan arabanın kilidini açmak istedi, çünkü bu kadını aşağıya en kısa yoldan atmayı düşünüyordu
Eğer kilit açıksa kadını aşağıya atacağım, eğer kilit açık değilse çaktırmadan arabanın kapılarının kilitlerini açmayı deneyeceğim.
Diye düşündü Miyamoto
Miyamoto arabanın yolunu o caddeye doğru çevirirken, çaktırmadan arabanın kilidini açmak istedi, çünkü bu kadını aşağıya en kısa yoldan atmayı düşünüyordu
Eğer kilit açıksa kadını aşağıya atacağım, eğer kilit açık değilse çaktırmadan arabanın kapılarının kilitlerini açmayı deneyeceğim.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Miyamoto ölüm saatinin yaklaşmasını sabırsızlıkla izlerken, bir an durakladı, arabayı hemen kenara çekti, kadın eğer bir ters yaparsa diye sol eli tetikteydi, eğer kadın sesini çıkarmazsa, arabayı durdurduktan sonra aşağıya inecek, bagaja gidip silahı alacak ve bütün bu sıralarda peşindekilerin ters bir hareket yapmaması için tetikte olacaktı.
Arabayı kenara doğru çekmeye başladı.Araba durunca bagaja gidip silah alacaktı.
"Kusura bakma karıcım, ileride karakol var, az önceki polisin söylediğini unuttun mu?Galiba tedbirli olmamız iyi olur, ben sana da silah vermeye iniyorum"
(Diplomacy Bluff ne ararsan var
)
Arabayı kenara doğru çekmeye başladı.Araba durunca bagaja gidip silah alacaktı.
"Kusura bakma karıcım, ileride karakol var, az önceki polisin söylediğini unuttun mu?Galiba tedbirli olmamız iyi olur, ben sana da silah vermeye iniyorum"
(Diplomacy Bluff ne ararsan var
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Miyamoto sırıtarak silahlardan birisinin şarjörlerine baktı, kadının karşısına boş şarjörle çıkıp rezil olmak istemiyordu.Fakat bu işlemi düzgün bir iş gibi yapmak zorundaydı:
"Ah, lanet olsun, silah sıkışmış, biraz beklersen karıcım, silahı çıkarttığım gibi getirteceğim."
"Ah, lanet olsun, silah sıkışmış, biraz beklersen karıcım, silahı çıkarttığım gibi getirteceğim."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury

