ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Deniz Aslan'ı kısa bir süre önce Krondor Limanı'na demir atmıştı ve bir süredir saraydan gelecek olan eskortu bekliyorlardı. Bu fikir her ne kadar Casper'ın hoşuna gitmemiş olsa da yol hakkında hiçbir fikri olmadığından en az bir kişinin ona yol göstermesi zaten zorunluydu.

Son günlerdeki başarıları Casper'a güven vermiş, onu tayfa tarafından sevilen biri haline getirmişti. Casper Deniz Aslanı'ndaki son bir kaç gününü tayfaya yardım ederek geçirmiş ve denizcilik hakkında bir şeyler öğrenmişti. Her ne kadar bu bilgiler elbette ki bir gemiyi idare edebilmesini sağlayacak kadar iyi olmasa da tecrübesiz bir mürettebat sayılabilirdi artık.

Kaptan Abraham güvertede, yolcusunun yanında durmuş Krondor Limanı'na eski bir dostmuş gibi bakıyordu. Casper'ın gözleri ise aynı limanı şaşkınlıkla tarıyordu. şehir göz erimi boyunca uzanıyor ve daha kimbilir nerelere kadar genişliyordu. Casper daha önce hiç bu kadar büyük bir "canavar" görmemişti. Limanda bile yüzlerce insan çalışıyor, onlarca gemiye sürekli olarak bir şeyler taşıyor ya da gemilerden bir şeyler boşaltıyordu. Etraf arı kovanı gibiydi. Casper burada ne yapacağını merak etti. Eşyalarını toplamıştı. Sırt çantasını takmış, yayını asmış, gelecek eskortu bekliyordu.

Kısa süre sonra limana gelen caddelerin birinin çıkışından bir at arabası belirdi. Arabanın yanında ona eşlik eden iki Krondor'un mor-siyah renklerini giymiş muhafız vardı. Abraham arabayı görünce,

- İşte merasim taburun geldi genç. dedi.

- Krondor koca bir canavardır. Eğer ona kafa tutarsan seni yok eder. Eğer ona boyun eğersen seni kölesi eder. Ne yapacaksın acaba? dedi neşeli bir sesle ve ardından Casper'ın sırtına dostane bir şaplak vurduktan sonra,

- Kendine iyi bak orman adamı. Köpek balıklarına yem olma. dedi ve arkasını dönerek kamarasına gitti. Bu, belki de, Casper'ın yiğit kaptan Abraham'ı son görüşüydü.

Casper iskeleden indi ve arabanın yanına doğru ilerledi. Arabadan üzerinde çok şık giysiler olan traşlı bir adam indi. Adam Casper'ı şöyle bir süzdükten sonra hafifçe dudak büker gibi yaptı ve ardından,

- Ben Kont Volney. Prens Arutha sizi almam için beni gönderdi. şimdi lütfen arabaya buyurun. dedi ve arabanın kapısını açarak içeri girmesini işaret etti.

Casper'ın arabaya bindikten sonra araba dönerek geldiği caddeye girdi ve saraya doğru ilerlemeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
BrokenBlade
Süresiz Banlanmıştır
Posts: 441
Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
Location: GraveYard
Contact:

Post by BrokenBlade »

Cleo karşısındaki Yaratıcı Olan ' a baktı.Ne demek istiyordu bu adam?

Bana gücü verececeğini söylüyor.Ama yok etmeye yarayan gücü.

Cleo ilk kez böyle bir ikilem içinde kalmıştı.Gücü içten içe istiyordu,tüm insanların istediği gibi.Ama o hiç bir zaman kötü adam olmamıştı.Yoketmeyi gerçekten sevmiyordu.Karşısındaki yaratığın veya ölmeyenin güce sahip olduğunu biliyordu.Hem de gerçek güce.

Yaratıcı Olan 'a bir kez daha baktı.Gerçekten korku vericiydi görüntüsü.Korkmamak imkansız gibi bir şeydi.Ama Cleo ilk baştaki kadar korkmadığını hissetti.


Gerçek güç yaratma gücüdür.Herkes yokedebilir bir şeyleri,önemli olan yaratmaktır.Seçimimim bundan yana Saygıdeğer Yaratıcı.


Cleo seçimini yapmıştı.Kendi hayat felsefesini tekrar düşündü.

Hiçbir zaman yoketmeyeceğim.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

- Yazık... Cidden yazık... dedi yeniden yaratıcı. Tahtında geri yaslanmıştı.

- Keşke seni önce ben bulsaydım Cleo. O zaman emin ol çok eğlenebilirdik. dedi. Beyaz gözlerinin üzerindeki olmayan göz kapakları kısılmışmış gibi alnındaki bir miktar deri kırıştı.

- Ve biliyor musun Cleo? Reddedilmeyi hiç sevmem. dedi.

Birden Cleo'ya inanılmaz bir korku dalgası çarptı. Cleo dizleri üzerine çöktü. Hayatında hiç bu kadar korktuğunu hatırlamıyordu. Yaratıcı yavaşça ayağa kalktı ve Cleo'nun korkuları arasında şu sözleri söyledi.

- Demek asla yok etmeyeceksin ha Cleo. O zaman ilk öldürdüğünde beni düşün. Düşmanlarının kanları ellerinden ilk aktığında gözlerimi canlandır. Ve Cleo, ve sözlerimi asla unutma. Umut yalnızlıktır, yalnızlıksa karanlık... Senin geleceğinde yalnızlık var Cleo. Ya sonrası... İşte o zaman anlayacaks....

O an devasa odanın diğer yanından gümbürtüler gelmeye başladı. Yaratıcının başı o yöne doğru döndü. Sanki birisi bir kapıyı omuzluyordu. Gümbürtü bir kez geldi, sonra bir kez daha ve bir kez daha... Dördüncü seferde oda bir kırılma sesiyle doldu ve odanın uzak tarafında bir şekil belirdi. şeklin aslan şeklindeki kafası insanımsı bir vücutla birleşiyordu. şeklin taşıdığı devasa kılıçın beyazımsı parlaklığı bu mesafeden bile farkedilebiliyordu. Üzerindeki zırh sarı ve yeşil rünlerle parlıyordu.

Image

Yaratıcı aslanımsı yaratığı görünce bir an durdu. Ardından kollarını iki yana açarak bileklerinden ellerini salladı ve odanın iki yanındaki sütunlar sakladıkları gizli kapıları ortaya sererek açıldı. Her sütundan birer zombi çıkarak aslanımsı yaratığa ilerlemeye başladılar.

Cleo o an üzerindeki büyüsel korkunun kalktığını farketti. Her ne kadar ilk kez gördüğü bu vahşi görüntüler başlı başına bir korku nedeni olsa da Cleo içinde bir rahatlık hissediyordu. Birden zihnine fısıldanan şu sözleri duydu...

- Hareket etme. Seni oradan alacağım.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
BrokenBlade
Süresiz Banlanmıştır
Posts: 441
Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
Location: GraveYard
Contact:

Post by BrokenBlade »

Cleo karşısındaki aslan başlı insanımsıya inanmayan gözlerle baktı.O sırada üstünde bulunan korkununda geçip gittiğini hissetti.İşe bu kutsal bir varlık olmalıydı.Uzun zamandır ayaktaydı , feci yorgundu ama kendini bu canlının yanında güvende hissediyordu.

Zombilere bir şeyler yapmayı düşündü ama hafızasındaki büyüler azalmıştı ve aslan başlı insanımsı kendisine harekesiz kalmasını söylemişti.Üstelik Aslan baş rahatça düşmanlarını bertaraf edecek gibi görünüyordu.

İşte bu hoşuma gitti

Cleo'nun gözleri Yaratıcı'yı aradı.
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am

Post by Oren_Dautry »

Adun hadati kardeşlerine şöyle bir baktı, yanlızlık fikri iliklerini titretiyordu. Evet muhafızlarla birlikte olacaktı ama onlar adun un tanıdığı değildi onu anlayamazlardı. Sanki aynı dili konuşmuyorlardı...

"Yolunuz açık olsun o zaman kardeşlerim , tanrılar yolunuza ışık tutsun.. ben amacım için muhafızlarla gideceğim, umarım bu yolculuk beni huzura kavuşturur."

Sonra Ellis e döndü

"Ben hazırım istediğiniz zaman yola çıkabiliriz."
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Cleo kendisini rahat hissetmeye başlamıştı. Az önce delicesine hissettiği korku üzerinden kalkmış ve yerini güvene bırakmıştı.

Aslansı şekil devasa odaya girdikten sonra sütunlardan çıkan zombiler şekle doğru hareketlenmişlerdi. İnsanımsı şekil devasa bir kükreme saldı ortama. Oda kükremeyle inlemişti. Savaşçı en yakındaki zombiye doğru koştu ve beyaz kılıcını korkunç bir hızla savurdu. Cleo'nun gözleri önünde tek hamle düşmanını yere serebilmişti.

Cleo kara cüppeli şekli izliyordu. şeklin kendi kendine mırıldandığını duydu ama ne dediğini anlayamadı (listen check: failed). Kara cüppeli şekil ince ellerini kaldırdı ve ritmik iki hareket yaptı. Bir an sonra Cleo'nun gözleri büyücünün ellerinden çıkmış büyülü misilleri izliyordu. Misiller havayı aydınlatarak ilerledi ve aslansı şeklin göğsüne çarptı. şekil bir an duraksar gibi oldu ama ardından tekrar hareketlendi ve üzerine gelenleri yok etmeye devam etti.

Yaratıcının yüzü birden Cleo'ya döndü ve boş göz bebeklerinde kızıl küreler belirdi. Cleo, işte o an, büyüsel yolla olmadan, gerçekten korktu. Ardından etraf mavileşmeye başladı Cleo için.

Sahneler Cleo'nun önünden inanılmaz bir hızla geçiyordu. Beyaz bir kule... Üzerinde savaşanlar var haklarında hiçbir şey göremediği... Devasa bir deniz... Fırtınalarla dolu... Devasa ordular... Güçlü askerler... Derin bir karanlık... Morumsu bir renk... Her yerde...

Cleo gözlerini açtığında kendisini ufak bir odada buldu. Hemen karşısında üzerinde dağılmış parşömenler olan bir masa vardı. Cleo başını sol tarafına çevirdiğinde, üzerinde kahverengi cübbe olan bir adam gördü. Büyük bir sakala sahip adam kollarını yere indiriyordu ve Cleo adamın gözlerine baktığında daha önce hiç karşılaşmadığı bir kudret görüyordu. Cleo bu adamı tanıyordu. Yıldızlimanı başbüyücüsü Pug.

- Selamlar Cleo. dedi Pug masasına geçerken.

- Nasıl hissediyorsun kendini?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Adun'un ırkdaşlarına vedası acılı olmuştu. En azından kendisi için. Hayatında ilk kez tamamen yabancı insanlarla bir aradaydı artık ve bunun psikolojisi başlı başına baş edilmesi gereken bir problem yaratıyordu. Adun Hadatiler'in Krondor Muhafızları'nı selamlayışını ve kamp alanından ayrılışlarını izledi sessizce.

Ardından Ellis yanına gelmiş ve onlarla gelip gelmeyeceğini sormuştu. Adun'un cevabını dinledikten sonra,

- Güzel Hadati. 25 dakika içinde yola çıkacağız. Biraz dinlenebilirsin. dedi.

Krondor muhafızlarından kimi ölen arkadaşlarının ardından ölen askerlerin savaşlardaki yiğitliklerini anlatan türküler söylerken kimi oturmuş kılıcına bakıyor kimisi ise arkadaşıyla sohbet ediyordu. Eski ork kamp alanındakiler için yarım saat dinlenme gerçekten çabuk geçmişti. Alandakiler Ellis'in,

- KRONDOR MUHAFIZLARI! SIRANIZI ALIN! KRONDOR'A YOLA Ã?IKIYORUZ! ACELE ACELE! diye bağırdığını duydular. Elbetteki herhangi bir aceleleri yoktu ama komutan askerlerine disiplini kaybettirmek istemiyordu.

Kalan otuz muhafız ve bir hadati gecenin bu karanlık saatlerinde ilk duran olan Yüksekşato'ya doğru yola çıkmışlardı. Oradan da Krondor'a geçeceklerdi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Yavaşça hareket eden arabanın içinden Casper'ın gözleri etrafı süzüyordu. Krondor'un yüksek katlı taş binaları, düzensiz ve kalabalık sokakları ona dünyanın yeni doğmuş bir bebeğe geldiği kadar yabancı geliyordu. Her tarafta onlarca insan koşuşturuyordu ve bu koşuşturmaca hiç kimsenin birbirinden haberi yokmuşcasına sürüyordu.

Ahşap eski binalarla taştan yeni binaların iç içe girdiği caddelerden geçtiler. Casper göz uçlarıyla muhtemelen geniş bir pazar yerinin başlangıcı olan satış tenteleri görüyor, tentelerde satıcılarda pazarlık eden adamlar ve o sırada onlara arkadan yaklaşarak kendilerine biraz gelir sağlamaya çalışan hırsızlar... Krondor her tarz insana ev sahipliği yapıyordu.

Yaklaşık yirmi dakika sonra şehir yavaşça açılmaya başladı. Caddeler genişlemeye, insanlar azalmaya, görüntü modernleşmeye ve yeşillenmeye başladı. Bu değişimden kısa bir süre Casper Kraliyet Sarayı'nı görebiliyordu.

Sarayın önüne geldiklerinde surlardaki kapı açıldı ve araç geniş bir bahçeye girdi. Bahçenin ortasında büyük bir çeşme vardı ve yol bu çeşmenin etrafından iki yönlü dönerek devam ediyordu.

Araba sağ taraftaki yoldan ilerledi ve çeşmeyi geçerek tekrar tek yola girdi. Sağında ve solunda düzenli olarak yerleştirilmiş ağaç sıralarının arasından geçen yol ileride görülmekte olan tek yapıya gidiyordu. Yüksek taş bina Krondordaki çarpık yapılaşmanın getirdiği birbiriyle ilişkisiz onlarca yapıdan tamamen farklıydı. Bu bina da, Casper nasıl söylese, bir asalet vardı. Belki doğru kelime asalet değildi ama daha iyi bir kelime bulamamıştı.

Araba ilerledi ve Crydee kalesinin sadece avlu olarak kalacağı sarayın önünde durdu. Bir kadın ve bir erkek hizmetkar arabanın yanına geldiler ve kapıyı açtılar. Casper arabadan aşağı indi. Yüzüne güneşin sıcak ışığı düşüyor ve burnuna saray bahçelerinde yetiştirilen çiçeklerin kokuları geliyordu. Erkek hizmetkar,

- Hoşgeldiniz efendim. Prens Arutha sizinle akşam yemeğinde buluşacak. O zamana kadar izin verin size odanızı göstereyim. Eminim sıcak bir duşu yada uyumayı siz de istersiniz. dedi ve öne geçerek saraya girdi.

Taş duvarlar geniş sarayın sadece ufacık bir parçasını göstermişti Casper'a odasına giden yol boyunca. Halılar ve tablolarla süslenmiş duvarlardan ihtişam akıyordu. Sarayın pencere sistemi ise hiçbir yeri gölgede bırakmayacak şekilde tasarlanmıştı ve tasarımda kusur yoktu. Krondor sarayı adına yakışıyordu.

Erkek hizmetkar odanın kapısını açtı ve Casper odasına girdi. Crydee ormanında kendi kaldığı evden yaklaşık 1,5 kat büyük olan odanın içinde bir yatak, bir dolap, bir masa ve yanında sandalye, ortada duş almak için bir oyuk ve özel bir yazı masası vardı. Casper odanın eşyalarının kalitesine ve odadaki düzenliliğe şaşırmıştı. Kısa bir süre sonra kadın hizmetkar elinde duş için sıcak su, sabun ve havluyla geldi. Malzemeleri duş oyuğunun yanına bıraktı ve Casper'a selam vererek odadan çıktı. Erkek hizmetkar,

- Akşam yemeğinden yarım saat önce gelip size haber vereceğim efendim. Onun dışında herhangi bir isteğiniz yoksa izninizi istiyorum.
Last edited by Andero on Wed Nov 16, 2005 10:10 am, edited 1 time in total.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
BrokenBlade
Süresiz Banlanmıştır
Posts: 441
Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
Location: GraveYard
Contact:

Post by BrokenBlade »

Cleo kafası feci derecede karışmıştı.
Ne..Nerdeyim ben?

Karşısında başbüyücüyü görünce artık bu eziyete katlanamayacaktı.Kafası allak bullak olmuştu.Olaylar o kadar karışıktı ki...En son Yaratıcı'nın ona bir şeyle göstermeye çalıştığını hatırlıyordu.Aslan başlının zombileri biçtiğinide hatırlayabiliyordu.

Sonrasında bir şeyler daha hatırlamaya başladı.Yaratıcı'nın ona göstermeye çalıştığı şeyleri...Büyük bir savaşı,fırtınayı ve gemiyi...Ama bunlar üzerinde düşünmek başını ağrıtıyordu.Belkide sonra ilgilenmeliydi bunlarla..

Nasıl geldim ben buraya efendim?Kendimi,hmmm, biraz acayip hissediyorum.En son bir çeşit hayal gördüğümü hatırlıyorum,içinde savaş ve yıkım olan bir hayal,belki de bir illuzyon...

Sonra Başbüyücünün yüzüne bakarak aklına gelen diğer bir soruyu daha sordu.

Sınavı geçtim mi?
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Pug Cleo'nun yüzüne gülümseyerek baktı.

- Esas sınavın şimdi başlıyor Cleo. dedi ve masasına oturdu. Cleo'ya da karşısındaki sandalyeyi gösterdi. Cleo oturduktan sonra ciddileşerek devam etti.

- şimdi Cleo, öncelikle az önce yaşadığın her şeyi, ama her şeyi, unutmanı istiyorum. Onları ne anlat ne de onlar hakkında bir soru sor. Özür dilerim. Belki bir gün nedenini anlarsın. dedi ve boğazını temizleyerek elini masasının çekmecelerinden birine soktu ve bir zarf çıkarttı. Zarfın üzerinde Yıldızlimanı'nın siyah mührü vardı.

- Sanırım Krondor Prensi Arutha'yı duymuşsundur. Arutha yardımımı rica etti ve bende cevap olarak ona seni göndereceğim Cleo. dedi ve mektubu uzatarak,

- Bu mektubu ona ver. Arutha'ya ulaşmalı. Sana güveniyorum. dedi.

- Arutha'nın sana söylediklerini yap ve ona yardım et. İşin bittiğinde Yıldızlimanına geri gel. Yarın sabah bir gemi senin için kalkacak. Odana gidebilir ve yolculuk için eşyalarını toparlayabilirsin. Yarın yola çıkıyorsun. Sormak istediğin bir şey varsa şimdi sor Cleo. dedi.

\\\NOT: Odandan aldığın her şeyi rp içinde belirtirsen sevinirim.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
BrokenBlade
Süresiz Banlanmıştır
Posts: 441
Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
Location: GraveYard
Contact:

Post by BrokenBlade »

Cleo Başbüyücünün sözlerini dinledikten sonra odasına doğru yollandı.

Uzun bir yolculuk olacak.

Cleo'nun şimdi tek isteği deliksiz bir uykuydu.Kafası bu kadar karışık olmasa,düşünmesi gereken bir çok konu olmazı gayet rahat yatabilirdi belki de,ama şu an içinde bulunduğu durum bunların tam tersini yansıttığı için bir türlü uyuyamadı.

Güneşin Yıldızliman'ını aydınlatan ilk ışıklarıyla beraber , Cleo yatağından kalktı.Cüppesini giyinip yüzünü yıkadıktan sonra sandalyesine oturdu.Nelere gerek duyduğu konusununda biraz kafa yordu...

Ã?antasını açtı,içine gerekli bilgileri yazmasını sağlayacak kağıt parçalarını ve mürekkebini koydu,kuş tüyü kalemiyle beraber.Bir kaç boş şişeyi de tıktı çantasına.Küçük bir hançeri -bir şeyler kesebilmek için- kemerine sıkıştırdı.
Ateş yakmasını sağlayacak olan çakmaktaşı ve 3 m. uzunluğunda sağlam bir ipi de çantasına koydu.
Yanına soğuk günlerde onu sıcak tutabilecek kalın cüppesini aldıktan sonrada...
Artık hazır olduğunu düşünüyordu.

(Sahip olduğum büyü parşomenleri,iksirler veya değneklerle ilgili bir bilgim yok.Sanırım öyle şeylerim yok zaten.Eğer vasa örneğin şifa iksiri gibi onlarıda yanıma alıyorum.)
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Araba, rahat koltuklarına rağmen çok rahatsız gelmişti Casper"a. Çok yavaş ilerliyor ve taş döşeli yollarda sürekli olarak sallanıyordu. Daha da ilerisi böyle bir rahatlık onun rahatsız olmasına sebep oluyordu. Tahtadan sandalyesini çok özlemeye başlamıştı.

Pazar alanından geçerlerken kalabalığa hayret etti. Bir biri içine geçmiş kalabalık, karmaşa içinde ilerliyordu. Crydee"deki yaz ortası seçimlerinde ancak bu kadar büyük bir kalabalık toplanırdı. Ancak burada insanlar en güzel giysilerini giymiş çocuklar değil hepside birbirinden çok farklı yetişkin insanlardı.

Yaz ortası seçimleri aklına geldi. Onun Acılığa seçilmesi beklemediği bir olaydı. Babası onu son kaçışından sonra ok yapıcılığına zorlamamaya karar vermişti. Onun zaten kimse tarafından seçilmeyeceğini biliyordu, çünkü seçimlerde ustalar hep tanıdıkları kişileri alırlar ve eğitirlerdi. Ok yapımcısı Casper"ı ise hiç kimse tanımıyordu. Daha sonra bunun Martinin ayarladığını düşündü. Ã?ünkü Martin onu hiç tanımasa da oldukça yakın davranmıştı. Özelliklede babasının ölümünden sonra.

Casper bu düşüncelerden kurtulmak için gözlerini kalabalıktan hızla ayırarak arabanın içine baktı ve Kont Volney"in kaçıramadığı küçümseyen bakışı dışarıdaki alt dudağı ile karşılaştı. Casper"ın başını çevirmesini beklemeyen Kont Volney gözlerinde şaşkın bir ifade ve alt dudağı dışarıda bir süre kaldıktan sonra hiçte içten olmayan bir gülümsemeyle başını sallayarak Casper"a pencereden dışarıyı gösterdi. Casper da aynı kötü oyunculukla ve sırıtmaya kaçan bir gülümseyişle Konta güldükten sonra tekrar pencereden dışarı baktı ve kalabalığın oldukça azalmış olduğunu fark etti. İnsanların yerlerini ağaçlar almaya başlıyordu.

Az ilerleyip mavuzu geçtikten sonra taş binanın büyüklüğünü daha da kavradı Avcı.

*Bunca büyük bir yeri ne ile doldurmuş olabilirler ki?*

diye geçirdi içinden. Krondor gibi büyük bir yerin yaz ortası seçimleri için çok büyük bir salonu olabileceğini düşündü. Yaz ortası seçimi sadece Crydee"ye ait olmayabilirdi. Araba harika görünümlü taştan dev binanın karşısında durduktan sonra Casper"ı iki hizmetkar karşılamıştı. Ancak asıl güzel olan ve bütün düşüncelerini uzaklaştıran ciğerlerine dolan doğanın kokusu olmuştu. Uzun deniz yolcuğundaki hava yada şehrin havası asla ormanın taze havası ile karşılaştırılamazdı.
- Hoşgeldiniz efendim. Prens Arutha sizinle akşam yemeğinde buluşacak. O zamana kadar izin verin size odanızı göstereyim. Eminim sıcak bir duşu yada uyumayı siz de istersiniz. dedi ve öne geçerek saraya girdi.
Casper içeriden uzun yayını ve oklarından biri eksilmiş üç kirli sadağını aldı. Gemide de güzel anıları olmuştu.

Diğerlerinin yayına ve sadaklarına bakınca şaşırdıklarını görünce uzun yayını umutsuz bir saklama çalışmasına girişti ancak bu boyda bir silahın saklanması olanaksızdı. Odaya kadar başka birisinin daha yayını görmesinden oldukça korktu ama koca evde insanların yapacak başka işleri olmalı ki başka kimse karşısına çıkmadan odası olduğu söylenen yerin kapısına kadar gelebildi.

Ancak odasının kapısı açıldığında kendini tekrar çocukluğundaki gibi hissetti. Odanın çocukluğundaki evine benzemesinden değil ancak sadece küçük bir çocukken bir oda ona bu kadar büyük geldiği için.

*Onca alanı ne ile doldurdukları belli!*

Dedi içinden. Hizmetçi elinde sıcak su ve sabunla geldiğinde Casper sadece teşekkür ederim dedi. Gemideyken yıkanmaya ne zamanı nede gereği olmamıştı. Bir banyo gerçektende gerekiyor olsa gerek dedi.
- Akşam yemeğinden yarım saat önce gelip size haber vereceğim efendim. Onun dışında herhangi bir isteğiniz yoksa izninizi istiyorum.
-Hayır saol... Saolun.

Adam çıktıktan sonra perdelerini kapattı ve banyonun içine girdi. Su güzeldi temizlenmeyi bu kadar çok istediğinin farklına varmamıştı. Belki biraz uzun tutabilirdi bu banyo işini.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Krondor yavaş yavaş ufukta görünmeye başlamıştı. Devasa şehrin sadece bir kısmı Yüksekşato'dan gelen muhafız alayının bulunduğu mevkiden görülebiliyordu. Yaklaşık 3 haftadır yoldaydılar. Küçük grubun morali yerindeydi. Ã?apulcu çetesini etkisiz hale getirdikleri gibi yol boyunca herhangi bir problemle karşılaşmamışlardı.

Andaras'ın gözleri özlediği şehri süzüyordu. Yüksek binaların arasındaki alçak binalar çarpık yapılaşmanın en belirgin özelliklerini sergilediği halde burası onun şehriydi. Krondor... Rüyalar ülkesi... Krallığı kağıtta ikinci, ama herkesin bildiği gibi, en büyük şehri.

Adun ise karşısındaki manzaraya şaşkınlıkla bakıyordu. Kısa ömründe hiç böyle bir görüntüyle karşılaşmamıştı. Bu kadar çok taş bina onu şaşkına çevirmişti. Bu kadar bina kaç kişi içindi?

Grup, her zaman yapıldığı gibi, halkı korkutmamak amacıyla parçalanarak şehre yollanacaktı. Askerler onarlı on beşerli zaman aralıklarıyla şehre yollanacak ve kapılardan geçecek, ardından asker barakarında buluşacaklardı. Ellis Adun'a kendisiyle gelmesini söyledi ve asker gönderimi başladı.

Andaras şehre sekizinci olarak gönderilmişti. İki saat sonra barakalarda buluşulunacaktı. şu an için istediğini yapmakta serbestti.

Adun ise diğer askerlerin tamamının gidişini beklemek zorunda kaldı zira Ellis askerlerinin tamamının şehre gönderilişini beklemiş ve son askerle beraber ilerlemişti. Yanlarında Adun'da vardı.

Adun şehre yaklaştıkça şehrin büyüklüğü yüzüne dahada vuruldu. Kulelerle korunan devasa kapıları geçerek şehre girdiği zaman etrafını kuşatan taş yapılar onu boğuyor gibiydi zira böyle bir yapılaşma hiç görmemişti. Onların küçük kabilerinin yanında şehir anlaşılmaz bir canavar gibiydi. Her tarafında katları 2 ila 5 arasında değişen onlarca bina vardı. Binaların dışında şehrin tartışılmaz kalabalığı üzerine üzerine geliyordu. Ne çok insan! İyi giyimlisi, rüküşü, ellerinde poğaçalar bir tarafa koşturanlar, onların yanında açlıktan kıvrananlar... Bu kadar kozmopolit bir şehir... Hayal etmesi zordu.

Ellis yanında Adun'la beraber şehre girdikten kısa bir süre sonra bir fayton tuttu ve saraya doğru ilerlemesini işaret etti. Faytoncu Adun'a ve beyaz suratına bir an çekinerek baksa da Ellis'in üzerindeki Krondor Muhafız birliği armasını görünce tereddüt etmeden saraya yollandı.

Yaklaşık 25 dakika sonra sarayın önündeydiler. Adun devasa yapıya bakıyordu. Saray şehrin betonluğundan uzaktı. Etrafındaki çiçeklikler ve ağaçlardan gelen koku Adun'un burnuna doluyordu ama karşısında devasa yapı güzellikle birleşerek üzerine akıyordu.

Ellis Adun'u arkasına katarak sarayın girişinden girdi. Sağda ve solda nöbet bekleyen askerler Ellis'in geçişiyle silahlarını bedenlerine yaklaştırarak selam pozisyonu aldılar.

Kısa bir süre ilerlemişlerdi ki Ellis bir odaya girdi ve yanında bir hizmetçiyle çıktı. Adun'a hizmetçiyi göstererek,

- Bu adam bütün ihtiyaçlarınla ilgilenecek. şimdi sana bir oda verecekler ve varlığın prense bildirilecek. Kapında askerler bekleyecek. Bunun için kusura bakma Hadati ama Prens'in emri olmadan seni yanında askersiz bir yere gönderemem. Üç haftadır beraber hareket ediyoruz bu yüzden senin prensimize komplo kuracak bir şerefsiz olmadığına inanıyorum ama yine de görevim prensimi korumak. Umarım beni anlarsın. dedi.

- Ben barakalara asker teftişine gidiyorum. Prens varlığını karşılıksız bırakmayacaktır. dedi ve gitmeden,

- Yolculuğunda başarılar. diyerek döndü ve koridordan çıktı.

Hizmetçi Adun'u karışık koridorlardan geçirdi. Yanında biri olmadan yolu bulması imkansız gibi bir şeydi. En sonunda ahşap bir kapının önüne geldiler ve hizmetçi kapıyı açarak Adun'a içeriyi gösterdi. Oda Adun'un gördüğü en geniş odaydı. Bir ağaç ev kadar olduğu söylenebilirdi. Yan tarafta giysilerin olduğu bir dolap ve onun yanında geniş bir yatak vardı. Odanın karşı sol tarafında yere oyulmuş bir duş alanı vardı. Hizmetçi,

- Size sıcak su ve sabun göndereceğim efendim. Yoldan geldiniz. Eğer başka bir ihtiyacınız olursa kapıdaki nöbetçilere haber vermeniz yeterli. Hemen size yardımcı olurum. Ayrıca Prensimizin de varlığınızdan haberdar olmasını sağlayacağım. İzninizle. dedi ve çekildi.

Sıcak su ve sabun beş dakika içinde gelmişti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Cleo için Krondor yepyeni bir şehirdi. Yıldızlimanı'ndan ayrılışının üzerinden geçen dört gün boyunca sakin bir havada yolculuk yapmıştı ve sonunda karşısında koca şehri görebiliyordu. Geminin beyaz yelkenleri hafif rüzgarda sallanırken girmişlerdi Krondor sahil şeridine.

Cleo yaklaşık bir buçuk saattir gemide bekliyordu. Yanına aldığı kalemi, boş parşömenleri, dersleriyle ilgili notları bulunduran çantası sırtında asılıydı. Onun dışında giydiği kahverengi cüppe ile güvertedeydi. Yaklaşık on beş dakika sonra limana gelen sokaktan atlı bir araba döndü.

Atlı araba geminin önünde durdu. Cleo arabanın onunki olduğunu anlamıştı. Gemiden ayrıldı ve arabaya bindi. Atlı arabanın sürücüsünün oflayıp pufladığı gözünden kaçmamıştı.

Yavaşça hareket eden arabanın içinden Cleo'nun gözleri etrafı süzüyordu. Krondor'un yüksek katlı taş binaları, düzensiz ve kalabalık sokakları ona dünyanın yeni doğmuş bir bebeğe geldiği kadar yabancı geliyordu. Her tarafta onlarca insan koşuşturuyordu ve bu koşuşturmaca hiç kimsenin birbirinden haberi yokmuşcasına sürüyordu.

Ahşap eski binalarla taştan yeni binaların iç içe girdiği caddelerden geçtiler. Krondor her tarz insana ev sahipliği yapıyordu.

Yaklaşık yirmi dakika sonra şehir yavaşça açılmaya başladı. Caddeler genişlemeye, insanlar azalmaya, görüntü modernleşmeye ve yeşillenmeye başladı. Bu değişimden kısa bir süre Cleo Kraliyet Sarayı'nı görebiliyordu.

Araba saraya hızla yaklaşmış ve dış kapıyı geçerek iç kapının önünde durmuştu. İçeriden çıkan bir hizmetkar Cleo'yu karşıladı.

- Merhabalar efendim. Ben yardımcınız Marshall. Prens Arutha sizinle görüşene kadar ihtiyaçlarınızla ben ilgileneceğim. İsterseniz size öncelikle odanızı göstereyim. dedi ve Cleo'yu sarayın karmaşık koridorlarına soktu. Kısa süre sonra ahşap bir kapının önüne vardılar ve Marshall kapıyı açarak Cleo'yu içeri soktu. Odanın içinde bir yatak, bir dolap, bir masa ve yanında sandalye, ortada duş almak için bir oyuk ve özel bir yazı masası vardı. Odadaki eşyaların kalitesi tartışılmazdı.

- Prens sizinle akşam yemeğinde görüşecek. O zamana kadar belki biraz dinlenmek istersiniz efendim. Size sıcak su ve sabun göndereceğim. Belki duş almak istersiniz. Bir isteğiniz yoksa izninizi alayım. dedi ve odadan çıkmak üzere döndü.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Andero »

Andaras'ın şehirde geçirdiği iki saat zorlu yolculuğun ardından ilaç gibi gelmişti. Evet... Bu şehri özlemişti. Kalabalık sokaklarını, karmaşasını, gürültüsünü, içindeyken bıktığı her şeyi özlemişti. Herhalde sıla özlemi bu oluyordu.

İki saat boyunca Krondor sokaklarında dolandı ve yapmak istediklerini yaptı. Fakat o bir askerdi ve Ellis'in verdiği komut üzerine iki saat sonra sarayın yakınlarındaki kışlada yerini almıştı. Kışlanın kapısında nöbet bekleyen askerler Andaras'ı selamladılar ve Andaras geniş kışlaya girdi.

Kışlanın hemen girişindeki antreman alanlarında çalışan onlarca askerin kılıçlarından çıkan çınlamalar havayı dolduruyordu. Okçuların yaylarının vızıldamaları da bu çınlamalar arasında parça parça duyulabiliyordu.

Andaras antreman sahalarını geçti ve merkez binaya geldi. Ellis'le buluşacakları nokta burasıydı. Diğer askerlerde yavaş yavaş toplanmaya başlamışlardı. Andaras arkadaşlarının arasına katıldı.

Kısa süre sonra Ellis'te kışlaya gelmişti. Askerlerinin yanına geldi ve onları başarıları için bir bir kutladı. Ardından,

- Değerli yoldaşlarım, komutan William hepinize başardığınız bu zor görev için birer haftalık izin veriyor. Gidin ve dinlenin. Eşlerinizle, ailelerinizle, dostlarınızla vakit geçirin. Ama bir hafta sonra ufacık gevşemiş bir adam görürsem onu buradan elf ormanlarına kadar koştururum. İYİ TATİLLER ASKER! dedi ve askerlerinin dağılması için gerekli emri verdi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Locked