Alevdişi'ni Avlarken - Oyun Ekranı
Alevdişi'ni Avlarken - Oyun Ekranı
Maldobar Faerun'un kuzeyine yakın küçük bir çiftçi kasabasıdır. Burada yaşan insanların çoğu çiftçilikle uğraşır ve günlerini huzur içinde geçirirler. Ã?evrenin yeşili ile gayet uyumlu bir yaşam şekli..
Ama bu sene tam kış bastırmak üzereyken - yani iki gün önce -
olanlar hiç kimse de huzur ya da mutluluk kırıntısı bırakmamıştı.
Gerideki dağların birisinde yaşayan kırmızı ejderha Alevdişi
kasabalarına saldırmış, bir sürü yıkıma yol açıp bir çok değerli
canın kaybedilmesine yol açmıştı. Maldobar'daki yaşlılar konseyi iki gündür halkın acısını dindirmeye çalışıyor, onlara yardım ediyor ve bir çözüm bulmaya uğraşıyorlardı.
Haklın korkusu ise önlerine tek bir çözüm fikri getiriyordu...
Başka seçenek yoktu...
***
Saldırıdan tam iki gün sonra, güneş batmak üzereyken yaşlılar konseyinin başı olan Meldrod, Maldobar'da ki herkesden meydanda toplanmasını istemişti. Gerçekten meydan kalabalıktı, kasabadaki herkes, hatta kasaba dışından bir kaç kişi bile vardı. Kuzeye yaptıkları yolculuk sırasında ejderhanın saldırısını duyan üç elf yardım edebilmek umuduyla Maldobar'a gelmişti.
Tam alacakaranlık çökerken kalabalık mırıldanmaya başlamıştı. Herkes meydanda ejderhanın saldırısı sırasında yanmış olan meclis binasının çevresinde geniş bir halka oluşturmuştu. Binanın çoğu dayanamayacağı alevler karşısında kül olmuş, iskeleti bile çökmüştü.
Kalabalık iyice hareketlendiğinde beyaz cüppeli Meldrod, tam meclis binasının önüne geldi ve bir kaç saniye boyunca öyle sessizce durdu. Meldord çok yaşlı bir adamdı, kısacık kesilmiş beyaz saçları ve insanın ruhuna işleyen parıltılı yeşil gözleri vardı. Sakalları özenle kesilmişti. En önemlisi yüzündeki ifadeydi, hüzünle doluydu ve anlayışla.
Bir kaç kere öksürdüğünde bütün kalabalık sessizleşti. Herkes yaşlı adamın neler konuştuğunu duymak için can atıyordu.
"Bildiğiniz gibi, güzel kasabamız iki gün önce büyük bir felakete uğradı. Bu felaketi elbet bir gün unutacağız ama bu sırada kaybedilen önemli yaşamları asla unutmayacağız. Yaşlı Thoma, henüz bir kız çocuğu olan Emma..."
İsimleri saydıkça kalabalık arasında hıçkırık sesleri yükseldi.
Meldrod sessizce ailelerini kaybeden insanların sakinleşmelerini bekledi.
"İşte bu yüzden yaşlılar konseyi bir karara vardı... Alevdişi öldürülmeli!"
Kalabalık arasında destek çığlıkları yükseldi. İnsanların bazıları hala ağlıyor, bazıları yumruklarını sıkmış haykırıyorlardı. Meldrod bir süre daha bekledikten sonra kalabalıktan konuşmak için izin istedi.
"Ama bir ejderhayı öldürmek kabul edilmeli ki kolay değildir. Kaybedilen yaşamları düşünün... Bu yüzden Alevdişi'ni avlamak için kimlerin uygun olacağını düşündük... şimdi bu kişileri açıklayacağım. Katılıp katılmamakta tamamen serbestsiniz. Kabul ediyorsanız kalabalıktan öne çıkın yeter..."
Herkes sessizleşti. Gençleri çoğu hevesle kimi korkuyla bekliyordu...
"Ã?ncelikle kasabamıza yardıma gelen Elf grubundan bu partiye katılmasını rica ediyoruz. Elf Silmarwen, Calin ve Aramil..."
Meldrod gözleriyle kalabalığı taradıkran sonra devam etti.
"Kasabamızın yiğit genci Aegron, bileği kuvvettli Laeros, bir ejderhanın büyülerini anlayabilecek Safiel, bilge Hermann... Seçilenler sizlersiniz.."
Kalabalığa derin bir sessizlik çökmüştü.. Bütün korkulardan kurtulma umudu ile yeni yaşamların yitirileceği endişesi insanları düşünceler içinde derin bir sessizliğe gömmüştü...
Ama bu sene tam kış bastırmak üzereyken - yani iki gün önce -
olanlar hiç kimse de huzur ya da mutluluk kırıntısı bırakmamıştı.
Gerideki dağların birisinde yaşayan kırmızı ejderha Alevdişi
kasabalarına saldırmış, bir sürü yıkıma yol açıp bir çok değerli
canın kaybedilmesine yol açmıştı. Maldobar'daki yaşlılar konseyi iki gündür halkın acısını dindirmeye çalışıyor, onlara yardım ediyor ve bir çözüm bulmaya uğraşıyorlardı.
Haklın korkusu ise önlerine tek bir çözüm fikri getiriyordu...
Başka seçenek yoktu...
***
Saldırıdan tam iki gün sonra, güneş batmak üzereyken yaşlılar konseyinin başı olan Meldrod, Maldobar'da ki herkesden meydanda toplanmasını istemişti. Gerçekten meydan kalabalıktı, kasabadaki herkes, hatta kasaba dışından bir kaç kişi bile vardı. Kuzeye yaptıkları yolculuk sırasında ejderhanın saldırısını duyan üç elf yardım edebilmek umuduyla Maldobar'a gelmişti.
Tam alacakaranlık çökerken kalabalık mırıldanmaya başlamıştı. Herkes meydanda ejderhanın saldırısı sırasında yanmış olan meclis binasının çevresinde geniş bir halka oluşturmuştu. Binanın çoğu dayanamayacağı alevler karşısında kül olmuş, iskeleti bile çökmüştü.
Kalabalık iyice hareketlendiğinde beyaz cüppeli Meldrod, tam meclis binasının önüne geldi ve bir kaç saniye boyunca öyle sessizce durdu. Meldord çok yaşlı bir adamdı, kısacık kesilmiş beyaz saçları ve insanın ruhuna işleyen parıltılı yeşil gözleri vardı. Sakalları özenle kesilmişti. En önemlisi yüzündeki ifadeydi, hüzünle doluydu ve anlayışla.
Bir kaç kere öksürdüğünde bütün kalabalık sessizleşti. Herkes yaşlı adamın neler konuştuğunu duymak için can atıyordu.
"Bildiğiniz gibi, güzel kasabamız iki gün önce büyük bir felakete uğradı. Bu felaketi elbet bir gün unutacağız ama bu sırada kaybedilen önemli yaşamları asla unutmayacağız. Yaşlı Thoma, henüz bir kız çocuğu olan Emma..."
İsimleri saydıkça kalabalık arasında hıçkırık sesleri yükseldi.
Meldrod sessizce ailelerini kaybeden insanların sakinleşmelerini bekledi.
"İşte bu yüzden yaşlılar konseyi bir karara vardı... Alevdişi öldürülmeli!"
Kalabalık arasında destek çığlıkları yükseldi. İnsanların bazıları hala ağlıyor, bazıları yumruklarını sıkmış haykırıyorlardı. Meldrod bir süre daha bekledikten sonra kalabalıktan konuşmak için izin istedi.
"Ama bir ejderhayı öldürmek kabul edilmeli ki kolay değildir. Kaybedilen yaşamları düşünün... Bu yüzden Alevdişi'ni avlamak için kimlerin uygun olacağını düşündük... şimdi bu kişileri açıklayacağım. Katılıp katılmamakta tamamen serbestsiniz. Kabul ediyorsanız kalabalıktan öne çıkın yeter..."
Herkes sessizleşti. Gençleri çoğu hevesle kimi korkuyla bekliyordu...
"Ã?ncelikle kasabamıza yardıma gelen Elf grubundan bu partiye katılmasını rica ediyoruz. Elf Silmarwen, Calin ve Aramil..."
Meldrod gözleriyle kalabalığı taradıkran sonra devam etti.
"Kasabamızın yiğit genci Aegron, bileği kuvvettli Laeros, bir ejderhanın büyülerini anlayabilecek Safiel, bilge Hermann... Seçilenler sizlersiniz.."
Kalabalığa derin bir sessizlik çökmüştü.. Bütün korkulardan kurtulma umudu ile yeni yaşamların yitirileceği endişesi insanları düşünceler içinde derin bir sessizliğe gömmüştü...

Kalabalık arasından öne çıkmıştı. Hiç sesini çıkarmıyordu. Elleri arkadaydı. Omzunda bir uzun yay asılıydı. Ağlayan kalabalığı izlerken içi nefretle dolmuştu. Ejderhalara karşı zaten içinde olan bir nefret vardı. Bu onu daha da körüklemişti. Bir korucuydu. Ormanın aşığı. Hayvanlarla arası iyiydi, ama ejderhalarla değil. Tabii onları hayvan olarak saymak gerçekten büyük bir aşağılama olurdu. Onların kudretini biliyor ve saygı duyuyordu. Ama şimdi biriyle savaşacaktı. Ejderhanın alevlerinin içinde yok mu olacaktı? Büyük midesine küçük aperatif mi olacaktı? Ya da gözlerini oklarıyla şişleyecek miydi? Bilmiyordu.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Genç -en azından kendi ırkına göre- Silmärwen, hafif seri adımlarla öne çıktı. Kendisi yıllarını büyüyle geçirmiş olmasının da etkisiyle, bir ejderhanın gücünü çok kişiden daha iyi biliyordu.
Kalabalıktan ayrıldığında, sağ elini yumruk yaparak kalbine koyup, hafifçe öne eğildi.
Kalabalıktan ayrıldığında, sağ elini yumruk yaparak kalbine koyup, hafifçe öne eğildi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Aramil Nailo, etrafındaki ağlayan insanların ortasında suratında multu bir ifadeyle duruyordu. Adı söylenince, öne çıktı. Ve kalabalığa dönüp konuştu.
"Ölüm doğanın bir parçasıdır. Dostlarınızın arkasından üzülmemelisiniz."
Gözlerini kırptı.
Platforma çıktı.
"Ölüm doğanın bir parçasıdır. Dostlarınızın arkasından üzülmemelisiniz."
Gözlerini kırptı.
Platforma çıktı.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Meldrod yüzündeki hafif umutlu bir ifadeyle kalabalığın önüne çıkan elflere ve gençlere baktı. Tüm kalabalık sessizleşmişti. Sonunda Meldrod öksürdü.
"Hermann nerede acaba?"
Bu sırada kalabalığın arasından sessizce bir kız sıvışıp Laeros'un yanına geldi. Calin, Silmärwen ve Aramil kızın kim olduğunu bilmese de, Aegron, Laeros ve Safiel kızı gayet iyi tanıyordu. Jenn onlarla aynı kasabada büyümüş ve sonunda bir korucu olmuştu.
Jenn ayağa kalkması için Laeros'u dürtükledikten sonra, Meldord'a döndü.
"Ben Hermann'ı çağmaya gidebilirim."
Meldrod başı ile onayladığında Jenn yeniden kalabalığın arasına karışıp tepeye doğru yol almaya başladı.
şimdi herkes Meldrod'a bakıyordu. Yaşlı adam boğazını temizledi.
"Ã?yleyse, Maldobar'ın dualarıyla birlikte yarın sabah yola düşeceksiniz. Yolunuz uzak göreviniz zor. Ama başarma umudunuz olduğu için sizleri seçtik. Bizi hayal kırıklığına uğratmayacağınızı biliyoruz."
Halktan başka bir tezarühat koptu. İntikamın tadını alan ve kendilerini rahat hissetmeyi isteyen insanlar bu konseyin seçtiği kişilere övgü dolu bağırışlar atıyordu. Sonunda Meldrod bunun saatler süreceğini anladığında, son bir konuşma yaptı.
"Artık evlerinize gidip dinlenin. Daha fazla endişelenmenize gerek yok."
Maldobar dağılmaya başladığında, kalabalığın içinden iyi giyimli, siyah kısa saçlı bir çocuk yaşlı adamın yanına geldi.
"Onları şimdi mi götürmemi istersiniz?"
"Evet şimdi uygun olur."
Arkadaşlara dönüp bir kere içini çekti.
"Üzerinize çok büyük bir sorumuluk yüklediğimin farkındayım. Sizlerden tüm casertinizi, becerilerinzi ve belki de hayatınızı istiyorum. Ama anlamalısınız. Maldobar'ın güvenliği için... şimdi gidin. Tel size lazım olacak bir kaç şeyi sağlayacak."
Meldrod, Maldobar'ın karanlığında karıştığında, Tel onlara döndü.
"Neden beni takip etmiyorsunuz?"
Tel'in öncü adımları yola koyulmuştu bile...
****
Hermann kulubesinde akşam yemeğinden artan tabakları yıkarken derin düşüncelere dalmıştı. Bu yüzden bir süre çalan kapıyı duymadı.
Sonunda ince bir kız sesi kapının dışından yankılandı. Kızın sesini tanımıştı, bu hep kasabanın etrafında dolaşan korucu Jenn olmalıydı.
"Bay Hermann. Meldrod yaşlılar konseyinin ejderhayla savaşması için bir grup seçtiğini söyledi. Sizinde bu grupta olmanızı istiyorlar. İstemezseniz katılmayabilirmişsiniz. Haber vermek için gelmiştim."
Hermann tabii ki saldırıdan haberdardı, ama kasabanın eteğinde tek başına bir kulubede yaşadığı için son gelişmelerden habersizdi...
"Hermann nerede acaba?"
Bu sırada kalabalığın arasından sessizce bir kız sıvışıp Laeros'un yanına geldi. Calin, Silmärwen ve Aramil kızın kim olduğunu bilmese de, Aegron, Laeros ve Safiel kızı gayet iyi tanıyordu. Jenn onlarla aynı kasabada büyümüş ve sonunda bir korucu olmuştu.
Jenn ayağa kalkması için Laeros'u dürtükledikten sonra, Meldord'a döndü.
"Ben Hermann'ı çağmaya gidebilirim."
Meldrod başı ile onayladığında Jenn yeniden kalabalığın arasına karışıp tepeye doğru yol almaya başladı.
şimdi herkes Meldrod'a bakıyordu. Yaşlı adam boğazını temizledi.
"Ã?yleyse, Maldobar'ın dualarıyla birlikte yarın sabah yola düşeceksiniz. Yolunuz uzak göreviniz zor. Ama başarma umudunuz olduğu için sizleri seçtik. Bizi hayal kırıklığına uğratmayacağınızı biliyoruz."
Halktan başka bir tezarühat koptu. İntikamın tadını alan ve kendilerini rahat hissetmeyi isteyen insanlar bu konseyin seçtiği kişilere övgü dolu bağırışlar atıyordu. Sonunda Meldrod bunun saatler süreceğini anladığında, son bir konuşma yaptı.
"Artık evlerinize gidip dinlenin. Daha fazla endişelenmenize gerek yok."
Maldobar dağılmaya başladığında, kalabalığın içinden iyi giyimli, siyah kısa saçlı bir çocuk yaşlı adamın yanına geldi.
"Onları şimdi mi götürmemi istersiniz?"
"Evet şimdi uygun olur."
Arkadaşlara dönüp bir kere içini çekti.
"Üzerinize çok büyük bir sorumuluk yüklediğimin farkındayım. Sizlerden tüm casertinizi, becerilerinzi ve belki de hayatınızı istiyorum. Ama anlamalısınız. Maldobar'ın güvenliği için... şimdi gidin. Tel size lazım olacak bir kaç şeyi sağlayacak."
Meldrod, Maldobar'ın karanlığında karıştığında, Tel onlara döndü.
"Neden beni takip etmiyorsunuz?"
Tel'in öncü adımları yola koyulmuştu bile...
****
Hermann kulubesinde akşam yemeğinden artan tabakları yıkarken derin düşüncelere dalmıştı. Bu yüzden bir süre çalan kapıyı duymadı.
Sonunda ince bir kız sesi kapının dışından yankılandı. Kızın sesini tanımıştı, bu hep kasabanın etrafında dolaşan korucu Jenn olmalıydı.
"Bay Hermann. Meldrod yaşlılar konseyinin ejderhayla savaşması için bir grup seçtiğini söyledi. Sizinde bu grupta olmanızı istiyorlar. İstemezseniz katılmayabilirmişsiniz. Haber vermek için gelmiştim."
Hermann tabii ki saldırıdan haberdardı, ama kasabanın eteğinde tek başına bir kulubede yaşadığı için son gelişmelerden habersizdi...

"E takip edelim o zaman?"
diyerek takip etmeye başladı?
diyerek takip etmeye başladı?
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
kapısının çalındığını duyan Hermann yavaş hareketlerle kapıya doğru yürüdü, sakalına kalann ekmek kırıntılarını şöyle bir sıvazladı. sonra usulca kapıyı açtı.
40'larının sonuna gelmiş fakat dinç bir adamdı. Yumuşak bakışları vardı. Yaşanan olaylar sanki onu hiç etkilememiş, uzak diyarlarda gerçekleşmişler gibiydi. Üzerindeki yeşil paspal cübbesinden yer yer yemek artıkları, delikler gözüküyordu. Cübbesinin kimi yerleri aşınmıştı ama hermann bunu hiç umursamazdı. Traşlı halini hatırlamıyordu, uzun siyah sakalı hafif olan göbeğine kadar uzanmıştı. Uzun, yaklaşık 10 santim kalınlığındaki bir dal parçasını sol elinde baston niyetine elinde tutuyordu.
Jenn'e hafif bir gülümsemeyle baktı.
"bu da soru mu kızım?" dedi. sesinde yaşlı amcalara özgü tonton bir tını vardı.
Sol elindeki sopayı yere dik bir şekilde kendisine yer açmak istercesine öne çıkardı, kapıdan çıktı ve ardından kapıyı kapattı.
40'larının sonuna gelmiş fakat dinç bir adamdı. Yumuşak bakışları vardı. Yaşanan olaylar sanki onu hiç etkilememiş, uzak diyarlarda gerçekleşmişler gibiydi. Üzerindeki yeşil paspal cübbesinden yer yer yemek artıkları, delikler gözüküyordu. Cübbesinin kimi yerleri aşınmıştı ama hermann bunu hiç umursamazdı. Traşlı halini hatırlamıyordu, uzun siyah sakalı hafif olan göbeğine kadar uzanmıştı. Uzun, yaklaşık 10 santim kalınlığındaki bir dal parçasını sol elinde baston niyetine elinde tutuyordu.
Jenn'e hafif bir gülümsemeyle baktı.
"bu da soru mu kızım?" dedi. sesinde yaşlı amcalara özgü tonton bir tını vardı.
Sol elindeki sopayı yere dik bir şekilde kendisine yer açmak istercesine öne çıkardı, kapıdan çıktı ve ardından kapıyı kapattı.

Tel birazda heyecanlı adımlarla arkadaşlara ve elflere yol gösteriyordu. Kasabanın en kuzeyine giderek, genelde yetiştirilen meyve ve sebzelerin deposu olarak yere vardıklarında, deponun yanından dolşarak küçük bir kulubeye girdiler. Elflerin ve Safiel'in bu konu hakkında bir fikri yoktu ama Aegron ve Laeros nereye gittiklerini anlamıştı.
Silah deposuna!
Küçük kulubenin yer tahtaları arasındaki eski halkayı çeken Tel kare bir yer kapağını açtı. Elindeki meşaleyi bir kaç denemeden sonra yakında, aşağı doğru uzanan deliğe doğru tuttu. İp merdiven deliğin altına doğru uzanıyordu. İlk kendisi aşağı indi, sonra yukarıdaki herkes.
Burada bir çok zırh ve silah meşalenin ışığı ile parıldıyordu. Hepsinin bakımlı olduğu ve bir gram bile paslanmadığı belliydi. Tel'in yüzünde istemsizce bir gülücük belirmişti. Burada olmak kendisine büyük zevk veriyor gibiydi. Meşalesini her köşeye doğru tuttu.
"Evet, burdan istediğinizi seçebilirsiniz.. Sonra da... Ama sizi sıkıştırmayayım. Ã?nce istediklerinizi alın..."
Raflarda duran eşyalar;
Zırhlar;
3 adet fullplate
2 adet chainmail
4 adet chainshirt
2 adet padded leather
6 adet leather armor
2 adet scale mail armor
5 adet helm
Silahlar;
2 adet spear
9 adet dagger
8 adet long sword
4 aet short sword
3 adet bastard sword
2 ader great sword
5 adet bow
4 adet axe
3 adet double axe
3 adet poleaxe
4 adet crossbow
6 adet çekiç
10 adet rapider
6 adet scimitar
4 adet flail
Diğer;
Bir kaç sadak ve bir dolu ok
Zırh eldivenler ve botlar
Deri eldivenler ve botlar
Bir kaç değişik pelerin
Kilitli büyük bir sandık?
***
Hermann'ın kendisini takip ettiğini bilen Jenn, yavaş yürümeye çalışıyordu. Ama yine de adımları toprağın üzerinde hızla ilerliyordu. Uzaktan meydana baktı ama boşaldığını gördüğünde, Tel'in diğerlerini nereye götürdüğünü bildiğinden kasabanın kuzeyine döndü. Arada bir arkasını dönüp yaşlı adamı kontrol ediyordu, tuhaf tepsi vermişti doğrusu. İtiraf etmek istemese de o sakal da korkuyordu...
Kuzeye depoların yanına gelip küçük kulubenin kapsını açık görünce yetişmiş olduklarını anladı. Hermann gelip yanında durunca, açık kapaktan aşağı sarkan ip merdivenleri gösterdi.
"Tel ve diğerleri silah deposunda. Herkese gitmeden önce lazım olacak şeyleri tedarik ediyorlar."
***
Hangi silahları alacakların düşünüp çevrelerine bakarken, yukarıdan Jenn'İn sesi duyuldu.
"Tel ve diğerleri silah deposunda. Herkese gitmeden önce lazım olacak şeyleri tedarik ediyorlar."
"Heh" dedi Tel kendi kendisine. "Son adamımızda geldi."
Sonra yukarı seslendi.
"Bay Hermann aşağı gelebilirmisiniz?"
Jenn Hermann'ın kendisine bir şey demesine fırsat bırakmadan koşarak Meldrod'un evinin yolunu tutmuştu bile...
Silah deposuna!
Küçük kulubenin yer tahtaları arasındaki eski halkayı çeken Tel kare bir yer kapağını açtı. Elindeki meşaleyi bir kaç denemeden sonra yakında, aşağı doğru uzanan deliğe doğru tuttu. İp merdiven deliğin altına doğru uzanıyordu. İlk kendisi aşağı indi, sonra yukarıdaki herkes.
Burada bir çok zırh ve silah meşalenin ışığı ile parıldıyordu. Hepsinin bakımlı olduğu ve bir gram bile paslanmadığı belliydi. Tel'in yüzünde istemsizce bir gülücük belirmişti. Burada olmak kendisine büyük zevk veriyor gibiydi. Meşalesini her köşeye doğru tuttu.
"Evet, burdan istediğinizi seçebilirsiniz.. Sonra da... Ama sizi sıkıştırmayayım. Ã?nce istediklerinizi alın..."
Raflarda duran eşyalar;
Zırhlar;
3 adet fullplate
2 adet chainmail
4 adet chainshirt
2 adet padded leather
6 adet leather armor
2 adet scale mail armor
5 adet helm
Silahlar;
2 adet spear
9 adet dagger
8 adet long sword
4 aet short sword
3 adet bastard sword
2 ader great sword
5 adet bow
4 adet axe
3 adet double axe
3 adet poleaxe
4 adet crossbow
6 adet çekiç
10 adet rapider
6 adet scimitar
4 adet flail
Diğer;
Bir kaç sadak ve bir dolu ok
Zırh eldivenler ve botlar
Deri eldivenler ve botlar
Bir kaç değişik pelerin
Kilitli büyük bir sandık?
***
Hermann'ın kendisini takip ettiğini bilen Jenn, yavaş yürümeye çalışıyordu. Ama yine de adımları toprağın üzerinde hızla ilerliyordu. Uzaktan meydana baktı ama boşaldığını gördüğünde, Tel'in diğerlerini nereye götürdüğünü bildiğinden kasabanın kuzeyine döndü. Arada bir arkasını dönüp yaşlı adamı kontrol ediyordu, tuhaf tepsi vermişti doğrusu. İtiraf etmek istemese de o sakal da korkuyordu...
Kuzeye depoların yanına gelip küçük kulubenin kapsını açık görünce yetişmiş olduklarını anladı. Hermann gelip yanında durunca, açık kapaktan aşağı sarkan ip merdivenleri gösterdi.
"Tel ve diğerleri silah deposunda. Herkese gitmeden önce lazım olacak şeyleri tedarik ediyorlar."
***
Hangi silahları alacakların düşünüp çevrelerine bakarken, yukarıdan Jenn'İn sesi duyuldu.
"Tel ve diğerleri silah deposunda. Herkese gitmeden önce lazım olacak şeyleri tedarik ediyorlar."
"Heh" dedi Tel kendi kendisine. "Son adamımızda geldi."
Sonra yukarı seslendi.
"Bay Hermann aşağı gelebilirmisiniz?"
Jenn Hermann'ın kendisine bir şey demesine fırsat bırakmadan koşarak Meldrod'un evinin yolunu tutmuştu bile...

Genç büyücü ilerleyip, gözüne hoş görünen bir mızrağı aldı.
"Aslında muhtemelen kullanmayacağım ama, alayım yine de."
Ve gidip savaş sırasında hiç olmazsa bedenine gelebilecek bir oku yavaşlatabilecek bir zırh seçti kendine.
"Aslında muhtemelen kullanmayacağım ama, alayım yine de."
Ve gidip savaş sırasında hiç olmazsa bedenine gelebilecek bir oku yavaşlatabilecek bir zırh seçti kendine.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Üstünde oku vardı ama zırh ve ok tedarikli gelmemişti. Bir tane chainshirt aldı ve ok dolusu sadak aldı. Üstüne zırhı geçirdi. Oturup oturmadığını kontrol etti. Yeşil renkte(varsa) bir pelerin seçti kendine. Ve kenarda gördüğü deri eldivenide incelerken eline taktı. Sonra bir sandık gözüne çarptı.
"Bunun içinde ne var?" diye sordu Tel'e.
"Bunun içinde ne var?" diye sordu Tel'e.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein

