CÖCE GORATH'IN HAYATI

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: CÖCE GORATH'IN HAYATI

by Gorath » Tue Feb 21, 2006 8:15 pm

BÃ?LÃ?M 16: FİRBLE'IN DÃ?NÃ?şÃƒ?

Bir yol bulmalıydım. Acılar ruhumu parçalara bölerken böylece duramazdım. Kendime karşı duyduğum bu intikamı yok etmeliydim. Firble"ı geri getirmeliydim...

Düşüncelerimle boğuştum günlerce. Lord Azalin bana ne demişti? Orenin elinden Firble"ın ruhunu kurtar. Ruh onun ellerinde miydi? Baltam ruhu çektikten sonra Unholy tarafından ruhun serbest bırakıldığını düşünmüştüm. Ruh serbest değil miydi? Ruh zaten hiç mi serbest kalmamıştı?

Acılar, beni savurdular... Ruhumu kavurdular. Her gece yaşadım, her gece diyara gelişimden gidişime kadar olanları yaşadım. Majenta ve dostları ile barda tanışmamı ve onlarla bir ifrite karşı savaşmamı hatırladım. O zaman ifrit düşmanımdı şimdi ise dostum...
Kendime karşı duyduğum nefreti biliyorum artık. İlerinin en düz giden yol olduğunu biliyorum....
Her geceydi savrulmam. Acılar içinde olmam. Firble her gece kulağıma seslenmişti. O beni almıştı çadıra. Bir kenderi öldürdüğümde sinirimi denetlememi o sağlamıştı. Bana doğru olanı gösterebilmiş miydi? Hayır! Ama bana gerçek dostluğun ne olduğunu göstermişti. Ben ise cehennemde yıllar geçirdim. Yıllar. Unholynin peşinden girdim o azap dolu dünyaya ve orada yıllarca acı çektim. Ruhumu erittim ve yeniden dövdüm. Ruhumdaki her acıyı kendi kalkanım olarak kullanmak için yeniden bütünleştirdim. Yenilmez gibiydim orada. İçeriye girdiğimde savaşıyordum ama onurla. İçeriye girdiğimde savaşıyordum ama dostlarımın anısıyla. Ben o zaman geçmişin ve geleceğin cücesiydim. Halkımın gurur kaynağıydım. Sonra oren geldi içime kaosu saldı. Benim erittiğim ve yeniden dövdüğüm acılarımı bana karşı kullandı. Benim çektiğim acıları dindireceğini söyledi. Benimle konuştu. Benim ruhuma kaosu aşıladı. Aslında her zaman ruhumda bir parça Kaos vardı. Bunu itiraf etmek zorundayım. Ben ortalığı karıştırmayı seven bir cüceyim. Ben bir zamanlar kraldım. Halkını terk eden bir kral... Onlar geçmişte kaldılar. şimdi sadece bir cüceyim. Oren geldi ve beni Kaos cücesi yaptı. Onu takip ettim ve eskiden dostlarımla birlikte hiç çekinmeden savaştığım İfritlerle şimdi ben dost oldum. Aslında dış görünüşüm dışında bende bir ifrit olmuştum. Ölümü ellerinde tuttuğunu sanan bir ifrit...

Bir dağın yamacındayım karlar dağı kaplamış ve ben bata çıka ilerliyorum. Bir an için bakışlarımı kaldırıyorum ve aşağıdaki şehre bakıyorum. Kaosun tapınağı takılıyor gözüme. Bana huzur veren yerlerden birisi. "Lordum!" diyorum ama onu zaten hissetmiyorum artık ruhumda. Gitti artık o. Neresi olduğu belli olmayan diyarlara gitti artık o... "Bir yanım her zaman sizinle." diyorum. Bunu biliyor ve hissediyorum. "Siz beni yapıcaklarımdam dolayı asla affetmeyecek olsanız da ben her zaman yanınızda olacağım." diyorum. Sonra kaldırıp elimdeki flüde bakıyorum. Firble"ın flüdü. Bunu saklamalıyım. Gittiğim yerde zamanın kendisine ait bir flüd beni riske atabilir.

Firble"ın ruhumu nerde..? Bunu kimse benden iyi bilemez. Onun ruhu şu anda benim ruhumun hapsedilmiş olduğu yerde! Cehennemde...
Onu öldürdüğüm o anda Firble"ın ruhu ile kendi ruhumu da hapsettim. Lordum beni cehennemden getirdiğinde ona Firble"ın bana defalarca belirttiği gibi bir minnet ile bağlandım. Minnetimi ise onun istediğini yapıp Firble"ı öldürerek ödedim. şimdi hiçbir minnetle lorduma bağlı değilim ama ruhumun bir parçasının hâla ona ait olduğunu hissediyorum.

Cehennemin girişini fazla aramama gerek yok. Artık orayı biliyorum. Dağa, karlara bata çıka tırmanıyorum ve en sonunda istediğim o noktaya ulaşıyorum. Burası olduğunu biliyorum. Lordumun kapıyı nasıl açtığını bildiğim gibi kapının burada açıldığını da biliyorum. Kapının açılması için büyük bir güç dağılımı yapmam gerektiğini de biliyorum.

Elimi baltama götürüyorum ve üzerinde takılı olan ziyneti kuvvetli bir çekişle çıkarıyorum. Bu ziynet çok kudretli. Bu ziynet cehennemin kapısını açacak kadar değerli. Etrafıma bakıyorum ve devasa ağacı görüyorum. Üzeri karlarla kaplı. Unholy"nin bana vermiş olduğu ziyneti ağacın önüne götürerek yerdeki ufak bir kayanın üzerine koyuyorum. Burası daha önce beni buraya getiren kapının lordum tarafından açılmış olduğu nokta. Her şey buna bağlı. Her şey bu kumara bağlı.

Ziynete son bir kes bakıyorum ve elimdeki baltayı kaldırıyorum. Bu kapıyı açacak olan gücü açığa vurabilir. Kapı açılabilir yada dışarıya yayılacak olan güç beni öldürebilir. Ben bir kralım ve bundan daha büyük risklere de girdim. Halkımı yeni yaşam alanına götürürken ölüme bir çok kez yaklaştım ama asla yılmadım. Buda beni yıldıramaz.

Baltam hızla iniyor...

Ziynet büyük bir vakumla kırılırken geriye kaçıyorum ve önümde havanın tek bir noktaya doğru çekildiğini görüyorum. Rüzgârında bu noktaya doğru çekildiğini görüyorum ve o noktadaki tüm karların erimeye başladığını fark ediyorum. Suratımda tatmin olmuş bir ifade ile geriye çekiliyorum. Boyutsal kapı serbest kalan büyük güçten etkilenerek açılıyor. Yer sallanmaya başlıyor ve dağdan büyük bir ses geliyor. Bir yerlerden çığ düşüyor olmalı, aldırmıyorum.

Kapı açılıyor ve ben kızıl renkli boyut kapısına bakıyorum. On yılımı geçirdiğim ve bir daha asla geriye dönmek istemediğim bu cehennem boyutunun yeniden önümde belirmesi içimde bir nefret uyandırıyor. Yer yeniden sallanırken bir an tereddüt ediyorum ve dağın üzerime doğru bir çığı salmasını fark ediyorum. Kapıdan girmezsem çığın üzerime boşalacağını anlıyorum. Ama bu artık umurumda değil. Birkaç adım atıyorum ve kapıdan içeriye giriyorum. Ã?ığ arkamdan boşalıyor ve ben suratıma vuran ölümcül alevleri hissediyorum. Artık geriye dönüş kapısının da kapalı olduğunu anlıyorum ve kulağımda yankılanan ölümle dolu çığlıklarla baş etmeye çabalıyorum. Istırap içinde cehennem kuyularında yanan ruhlara bakıyorum ve "işte yeniden buradayım!" diyorum.

İlerliyorum saatlerce. Burayı biliyorum ve burası da beni biliyor. Beni izleyen gözler olduğunu biliyorum. Ama bana hiçbirisinin saldırmadığını da biliyorum. İşte o zaman önceki gelişimde burada yaşadıklarımın ne kadar yalanlarla dolu olduğunu anlıyorum. Lordumun isterse beni burada öldürebilecek olduğunu da biliyorum. O beni öldürmek istemiyordu, bana gerçekte nereye ait olduğumu göstermek istiyordu. Artık bunu da biliyorum... Ben savaşa aidim.

Bu sefer baltam ellerimde savaşa hazır değil. Kimsenin bana saldırmayacağını biliyorum. Beni tanıyorlar. Cehennem lordları ile olan dostluğumu biliyorlar ve benden korkuyorlar. Onları önceki gelişimde teker teker üstüme salan lordumdu. Benim için bir eğitimdi bu ama şimdi ben onlardan birisiyim...

İlerliyorum. Korkusuzca, duygusuzca...

Bir alev sunağının yanından geçiyorum ve ilerlemeye devam ediyorum. İlerlemek ve bu yaratıklar tarafından saldırıya uğramamak. Burası son gelişimden beridir hiç değişmemiş...

Bir an sonra karşımda bir figür beliriyor ve bana "Geriye geldin!" diyor.
"Geriye geldim!" diyorum. "Seninle görüşmem gerekli." Bu cehennem lordlarından birisi ona ismi ile hitap etmemden hoşlanmıyor. Bende o ismi azıma almaktan hoşlanmıyorum zaten.

Boynuzları ve ateşten toynakları ile karşımda şekil alıyor. Devasa bedenin yanında bir gnome gibi kalıyorum. Ona bakıyorum ve "Beni esir ruhların kuyusuna götür!" diyorum.
Bana kaşlarını çatarak bakıyor. Bu isteyim ona ilginç gelmiş olacak. Kararsız. Buda benim içimi rahatlatıyor tabi. Demek ki lord Orenin varlığı burada da tam anlamı ile hissedilmiyor.
"Ben burada Lord Orenin Başrahibi Burock adı ile bulunuyorum!" diyorum. "Beni derhal esir ruhların kuyusuna götür."
Bu sözler üzerine son bir kez tereddüt ediyor ama en sonunda onu takip etmemi istiyor. Takip ediyorum ve sadece birkaç adım sonrasında garip bir şekilde esir ruhların kuyusunun önünde durduğumu fark ediyorum. Ama buna alışkınım. Burada yolculukların boyut yaşayanları tarafından düşünceler ile yapıldığını biliyorum. Ben ise burada istediğim yere ulaşmak için onlara muhtacım...

Kuyunun içine bakıyorum ve alevlerin içinde acı çekmekte olan ruhu görüyorum. Orada süzülmekte olan bir çok ruhun arasında çığlıklar atan Gnome"un ruhunu görüyorum ve bir kez daha kendim ile savaşmak durumunda kalıyorum. Surat ifademi denetlemek için çok büyük çaba sarf ediyorum. Neyse ki cehennem lordu bu tereddüdümü fark etmiyor.

Elim ile Gnome"un acı çeken ruhunu gösteriyorum ve "O diyorum!" benimle geliyor.
Cehennem lordu bir kez daha kaşlarını çatıyor ve bana bakıyor. "O ruh Oren tarafından kesin emirle hapsedildi!" diyor. "Kendisi istemeden oradan çıkaramayız."
Sırıtıyorum. Onlar bu sırıtışı tanırlar. "Bunu Lord Oren bizzat istedi." diyorum. "şimdi onu oradan çıkart."

Cehennem lordu bana nefretle bakıyor ama bir an sonra ruhu serbest bırakacak sözleri söylüyor. Ben ile ruha beni takip etmesini emrediyorum. Acılar içinde ki ruh beni istemeden de olsa takip ediyor. Firble"a onu kurtarmak için burada olduğumu söylemek istiyorum ama bunu söylersem planımın tehlikeye gireceğini biliyorum.

Cehennem lorduna dönüyorum ve "Geldiğim yol kapandı!" diyorum. "Bana dış dünyanın yaşayanlarının seyahat etmesini sağlayan bir çıkış göster."
Lord bir an için tereddüt ediyor ama sonunda yine kendisini takip etmemi istiyor ve bende onu izliyorum. Yine birkaç adımda gitmek istediğimiz bir yere varıyoruz. Bir alev çukurunun önünde duruyoruz. Firble"ın acı çeken ruhu benimle birlikte. Onun ruhunun bana bağlandığını hissediyorum. Sanki ikimiz bir ruh gibiyiz.

"Kapıyı açacak gücün var mı?" diye soruyor bana cehennem lordu. İşte şimdi her şeyin boşa olduğunu hissediyorum. Buradan çıkmak için yapabileceğim en büyük şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Ama bu bilmezlik uzun sürmüyor. Elimde duran baltamı kaldırıyorum. Onu cehennemde edinmiştim. Bir çok güçle donatılmış. Hayatımda değer verdiğim belki de tek şey. Hayatıma anlam katan tek varlığım. Ã?ukura yaklaşıyorum ve son bir kez baltama bakıyorum. Gözlerimden bir damla yaş geliyor. Baltamdan ayrılmak acı olacak ama bu benim dostumun ruhunu ve kendi kimi kurtarmak için son şansım. Baltayı çukura atıyorum. Balta hızla taklalar atarak düşerken dudaklarımdan sadece bir kelime çıkıyor:

"Elveda!"

Cehennem lordu bu kelimeleri duymakta gecikmiyor. Gözlerimdeki yaş ise onun şüphelerini doğruluyor. Hızla ileriye atılıyor ama ben bir anda önünden kayboluyorum ve dışa açılan bir kapıdan düşüyorum.

Kendimi şehirde bir ara sokakta buluyorum. Hanımın kapısının yanındaki ara sokakta. şimdi hanımı kurduğum bu yerin beni neden bu kadar çok çektiğini anlıyorum. Burası cehenneme açılan bir diğer boyut kapısı.

Yer sarsılıyor. Tüm şehir bir depremle sarsılıyor. Ayaklarımın altında bir hareketlenme var. Bakışlarımı kaldırıyorum ve dağdan çığ düşmekte olduğunu görüyorum. Ã?ığın şehre bir zararı olmayacak ama bu çığ bana zamanı anlatmaya yetiyor. Ben sadece birkaç saniye buradan yok oldum. şimdi ise Firble"ın ruhu ile yeniden buradayım.

by Gorath » Tue Feb 07, 2006 6:13 pm

BÃ?LÃ?M 15: AZALİN'İN GÃ?REVİ

Gorath... Yalnızsın... Dostların yok... Terk edilmiş...

Cüce ruhundaki acılarla savaşamayacağını anlamadan önce Ölü Ruhlar Hanı'nın içinde kendisine ayırmış olduğu odasının ortasında, yerde öylece yatıyor ve çaresizlik tüm bedenini sarıyordu. Bu acılara han binasının içinde hapsolmuş o ruhların binlerce haykırışı da eklenince ruhu acıdan oluşmuş bir kafesin içinde sürekli kurtulmak için titreşiyordu.

Ama sonra... günlerdir kendi dışkısı içinde yattığı o yerde ki kafesten kurtulma çabasından sonra her şeyi anladı. Acılar artık onun bir parçasıydı. O kafesden kurtulamazdı ama kefesi kendisi ile birlikte var edebilirdi. Acıları ile birlikte varolabilirdi.

Acıları kabullendiğinde ruhunda ki titreşim gerçek oldu ve Lord Azalin'in oradaki varlığına doğru zihnen uzandı.

"Buraya gelebilirsin!" dedi Azalin. "Yanıma gelebilirsin ve kararını kendin verirsin..."

Gorath zorlukla odasında ilerledi ve banyoya yöneldi.

Banyodan çıktığında halen güçsüzdü ama eskisine göre daha temizdi. Azalin onu bekliyordu. Bir tapınakta... yeni oluşmuş Acının, Korkunun ve İntikamın tapınağında...

Eli ile odanın kapısını açtı ve dışarıya çıktı. Bir an sonra hanın dışında ilerliyordu ve yine ona bir an gibi gelen bir sürenin sonunda kendisini Azalin'in Tapınağında buldu.

İşte her şey o zaman başladı...

Azalin sadece ona bir kez baktı ve bu ufak varlığa "Artık yeter!" dedi. "Varlığımı tanıyor ve kabulleniyorsun görüyorum ki..."

Gorath içinde kabullenme dolu bir sesle "Evet..." dedi. "Evet Yüce Azalin..."

Gorath içini kaplayan bir acı dalgası ile kuşanırken gözlerinin önünden o göz yaşı damlası geçti ve damla zihnine düştü. "Kabulleniyorsan sana görevini veriyorum..."

by Gorath » Tue Feb 07, 2006 3:17 am

BÃ?LÃ?M 14 - KISKIVRAK YAKALANAN

O günler acılarla doluydular... Lord Oren bilinmeyen bir nedenden dolayı gitmişti ve diyara bir huzur çökmüştü. O âna kadar görülmemiş olan bir huzur. Kaos'un yokluğunu getiren huzur...

Ama Kaos'un bu yokluğunda ortamı boş bulanlarda oldu.

Azalin bilinmeyen ya da normal insanların bilemeyeceği şekilde normal hayatında bir mertebeye yükseldi. Bir yarı tanrı oldu. Acının, korkunun ve intikamın tanırısı Azalin... Ah insanlar ondan korktular. Tüm diyarda o gece korku dolaştı. Tüm kulaklarda. Azalinin gelişini haber veren bir korkuydu bu. Onun gelişini ve diyarda yer edinişini.

Tanrı Dragonfire, Tanrı Orenden büyük bir darbe yemişti ve inananlarının büyük kısmını kaybetmişti. Oren ise artık yoktu. Bilinmeyen bir sebepten dolayı gitmişti...

O gece bilinmeyen bir şekilde yücelen Azalin'in çığlıkları tüm kulakları doldurdu. Gerçekten acı çekmeye değer olanlar, gerçekten intikam isteyenler ve acıları yüreklerinde derin olanlar en önemlisi ise korkanlar onu daha fazla hissettiler...

Tanrı Azalin'in gelişini haber veren o çığlıklar duyulurken Gorath handa ki yatağından delicesine fırladı ve çığlıklara engel olmak istercesine kulaklarını kapattı. Ama bu sesleri kapanan kulaklar durduramazdı. Ã?ünkü o hem acı çekiyordu, hem korkuyordu hem de... hem de intikam istiyordu...

İşte Gorath'ın kıskıvrak yakalanması bu duygu karmaşası içinde, Tanrısının yokluğunda oldu. Gorath'ın yataktan fırladığı o gece artık her şeyin değişme zamanıydı.

Gorath hızla yataktan aşağıya kaydı ve her zamankisi gibi elinde olan ve kızıl ışığı ile parlayan baltasını yere dayadı. Derin nefesler alıp verirken ruhunda o sesi duydu.

"Takıl ol! Tanık olun! Acının, Korkunun ve intkamın yükselişine tanık olun!"

Gorath bir Tanrının karşısında ki o ufacık varlığı ile "Asla!" dedi. Tanrısı artık yokken, o çok uzaklardayken bir Tanrıya böylesine meydan okumak... Böylesine ona haykırmak...

"Aslaaaaaa...!"

Gorath terleyen kısa sakallarının arkasından yutkundu ve ayağa kalkmaya çabaladı ama birden ruhunu kaplayan o derin yara anında bedeninin güçsüz kalmasına neden oldu.

Öldü..

Öldü...

Öldü....

Firble...

Kahretsin Majenta! Eski dost!

Kahretsin Firble! Neden? Neden benim ellerimde öldün?


Ne yapabilirim?

Boylu boyunca yere uzanmış yatan Gorath haykırdı "Aslaaaaaaa!"

Bir anda ruhunu saran acılar arttı ve artık o acıların ordan hiç ayrılmayacağını fark etti Gorath. Acının Tanrısı tüm nefretini üzerine kusarken Gorath artık aklından çıkmayacak olanı düşündü. Yok ettiklerini, koybolmasına neden olduklarını düşündü ve ağladı...

Hıçkırıklar... Hıçkırıklar bir cücenin odasını doldururken Azalin diyardaki tahtına oturmuş kahkahalar atıyordu...

by Gorath » Thu Jan 13, 2005 4:08 pm

BÃ?LÃ?M 13- Ã?LÃ? RUHLAR HANININ RUHLAR!

Gorath yıkıntılarla dolu binaya yaklaştı ve bakışlarını binanın üzerinde gezdirerek "Yaşamın olmadığı yer!" dedi. "Neden yaşam ve ölüm bir yerde birlikte olmasın. Neden içtiğimiz bir bardak biranın içinde her ikisinide yaşamayalım?"

Binanın kapısına yöneldi ve biran sadece kapısına dokunarak gözlerini kapattı. 'Binlerce ruhun çığlığı!' Hissediyordu ruhların çığlıklarını hepsinin nasılda oraya hapsolduklarını hissediyordu. Ruhlar onunla konuşuyordu. Hepsi, her birisi onunla konuşuyordu.

Kapıya bir tekme attı ve kapı sonuna kadar açıldı ayaklarınn altında. Gorath baltasını ilk defa sırtına yerleştirdi ve kızıl parlayan gözler yıkıntı binanın içindeki karanlığı delerken içeriye girdi. İçerideki her santimetreyi görebiliyordu ve ruhlarıda artık hissetmekten çok görüyordu. Kimseye görünmeyen, ölmüş dünyanın ruhlarıydı bunlar ve şimdi hepsi ona görünüyorlardı.

"Yaşam!" dedi. "Yeniden arzuladığınız yaşama ulaşmak sizin için çok zor dostlarım biliyorum. Etin ve tenin o tatlı kokusunu özlediniz cennet ve cehennemden kovulmuşlar."

Bir uğultu duydu kulaklarında ve başını olumlu şekilde salladı. Duyamaması gerekeneri artık çok rahat duyuyordu.

Bitmeyen bir tutku ile etrafına baktı ve ruhların sözleri arasında "Sanırım burayı sizin için etin ve tenin o tatlı huzuru ile doldurabilirim. Yaşayanları sizin çıkamadığınız bu lânetli binanın içerisine çekebilirim."

Ruhlardan bir çok farklı uğultu yükseldi ama ne dedikleri umurunda değildi. Ona zarar veremezlerdi. O artık yeni evini bulmuştu. Hızlı bir şekilde işine başladı ve tüm binayı hızla temizledi. Tüm ruhunu bu işe verdi ve ölü ruhların her yerde onu izlediklerinin bilincindeydi. Kısa süre sonra ise bina temizlenmişti. Cücenin hiç uyumadığı dört gün vardı bu kısa sürenin içerisinde ama önemli olan bitmesiydi.

Elinde özel olarak hazırllattığı tabelaya baktı ve gülümseyerek yavaşça binanın kapısına gitti ve oraya yerleştirmiş olduğu merdivene çıkarak suratında geniş bir sırıtışla tabelayı yerine astı.

"Ã?LÃ? RUHLAR HANI!"

Merdivenden indi. Tabelanın düzenine son bir kez daha baktı ve yavaşça arkasına dönerek karşı sokakta tüm haşmeti ve güzelliği ile durmakta olan Ã?atlak Kazana baktı. "Biraz rekabet eski dost ve yeni düşman Majenta!" dedi. "Herkese iyi gelir."

Hana yeniden girdiğinde gözleri heryeri sarmış olan alevlerle acıdı ve bir an elleri ile gözlerine siper etmek zorunda kaldı. Yeniden bakabildiğinde hanın duvarlarının alevlerle kaplanmış olduğunu gördü. Oysa Gorath gölgeleri severdi ama bunada alışabileceğini düşünerek etrafına baktı ve alevlerin ruhlarla kaplı ihtişamını gördü. Alevlere ilerledi ve korkusuzca elini uzatarak duvara dokundu. "Sadece bir ilizyon!" dedi. Alevler olmayandan geliyordu.

Ertesi sabah karşı hanın kapısında durmakta olan bir tüccar gördü ve hızla adam daha çatlak kazana girmeden o tarafa yönelerek "Seninle görüşmem lazım tüccar!" dedi. Baltası her zamankisi gibi ellerindeydi. "Ölü ruhlar için taze biraya, fıçılar dolusu bira ve şarapa ihtiyacım var."

Ertesi gün hanın mahzeni doluydu ve ondan sonraki gün bir Minatour, arkasında iplerle bağlamış olduğu köle kızları çekerek getiren bir tacir, içeriye girdi ve Gorath ile güzel bir iş yaptıktan sonra çıktı. Handa çalışacak olan kızlarda hazırdı ve herbirisi Gorath'a büyük bir saygı ile bakıyorlardı.

by Gorath » Sun Dec 26, 2004 9:56 pm

BÃ?LÃ?M 12- FİRBLE! LÃ?NET OLSUN SANA FİRBLE!

Elf kızı tapınağa rahibe adayı olarak geldiğinde ve daha önünde nice, zorlu sınavlar olduğunu öğrenmeden önce oradaydı işte! Oturuyordu güzeller güzeli kız çeşmenin kenarında. Bir aşk şarkısı söyler gibiydi. O güzel gözler, o güzel saçlar... Bir cücenin bir elfe aşık olması mümkün müydü?

Zaman havuzuna baktı Gorath ve rahibenin ruhunu anladığını düşündü. Kendisine Lord Dragonfire'ın yolunu seçtiyse ona karışamazdı. Asla ona karışamazdı. Hem daha doğru düzgün tanımıyordu bile!

Cüce Gorath kendinden geçmiş bir şekilde elf leydisinin yanına ilerledi ve oraya gelince havuzun yanında durmaya başlayarak havuza baktı. "Çok güzelsiniz leydim!" dedi istemeyerek. Bu hanımda onu etkileyen bir şeyler vardı ve buna kapılmış gidiyordu. Buna mani olamıyordu. Leydim suyun güzelliği sizin güzelliğiniz yanında hiçbir şey!"

Bakışlarını elf leydisine kaldırdı ve bu gözlerde bu sefer alevler değil yaşlar vardı. Durdurulmaya çalışılan yaşlar. Sonra cüce hızla kendisini toparladı ve bakışlarını hızla elf leydisinden havuza çevirdi. Havuz bile ona güzel gözükmüyordu. Sanki içindeki tüm kötülük bu kızın görüntüsü karşısında erimiş gibiydi.

Lysana ona baktı ve "İltifatlarınız için teşekkürler Sayın Cüce!" dedi. Yavaşça Zamanın havuzunun kenarında oturduğu yerden kalktı ve tapınağın içerisine doğru yöneldi.

Kızın ona sırtını dönerek uzaklaşması ile Gorath'ın içerisinde bir kaç tel koptu sanki ve gözleri yeniden alevlerle doldu. Asla olamayacak bir aşkın renkleriydi bu kızıl alevler. Asla ama asla olamayacak...

"Zaman adına buradan git kaosun gücü!" dedi bir ses arkasından cücenin.

Gorath karşısında durmakta olan bir görüntü ile şaşkın bir şekilde bakakaldı. Unholy geliyordu kendisine doğru ama Ölümün şövalyesinde bir değişiklik vardı. Artık kaosa ait değildi. Üzerinde bir kum saati taşıyordu. Kol yenlerinde kum saati vardı.

Gorath ona gözlerinde alevlerle bir kere baktı ve "Bunu olmuş bir Unholy!" dedi. şimdi içinde Lorduna ihanet eden adama karşı büyük bir nefret vardı. şimdi gidiyordu ama bir gün geriye...

"Ve sakın geriye dönme cüce!" dedi Unholynin donuk sesi. "Emin ol bu kapılardan bir kez daha girersen seni öldürürüm." Donuk ses bir anda cücenin ruhunu sardı. Cüce olanları Lorduna bildirmek üzere geriye döndü ve Ölümün tapınağına yöneldi. Korkmuyordu ama bunların Ölümün karargahına bildirilmesi gerekliydi.

Ölümün karargahına girdi ve zaten tapınağın büyük kaybını hissetmekte olan Kaos Rahibi Burock'a kaybı doğruladıktan sonra onun gözlerine baktı. Burock ona bir parşömen uzattı ve Gorath parşömeni açarak ona baktı. Parşömenin içinde yazan yazılar onu sarstı.

Cüce Gorath hızla tapınaktan çıktı. Sanki parşömendeki her söz kulaklarında yankılanıyor gibiydi. Bunlar Firble'ın sözüydü:

"Diyarın son ufak varlığına kalsın benim güzel hanım. Onu şarkıları ile bezesin, yaşatsın sonsuza kadar."

"Firble!" dedi Gorath on kasabaya doğru yolda hızlıca yürürken. "Lânet olsun sana Firble! Demek öleceğini, benim ellerimde öleceğini bile bile tapınağa geldin. Kaybını bile bile kendini ölüme attın." İçinde bir ateş yanıyordu ve o anda sözleri hatırladı. Burock'un sözleriydi bunlar. "Git ve zamana ait olan orayı yok et!"

Gorath baltasını tekrar tekrar hana savururken gözlerinde yaşlar vardı. Han üzerine devrildi ve Gorath bir insan dişisi gibi ağladı hanın altında ama hanın altından çıkarken kendisini toparlamıştı ve şimdi gözlerinde yeniden o kızıl ışıklar parlıyordu. şimdi savaş verecekti. Artık bir güç için değil. Tüm güçler için savaş verecekti. Ölen dostu ona çok şeyi anlatmıştı!

by Gorath » Thu Dec 23, 2004 6:40 pm

BÃ?LÃ?M 11- SESSİZ BİR BIÃ?AK

Kara bir kaderdi bu! Firble ölmş, Paldney karanlık ve kaosla dolmuş, Gorath ise kaosun hizmetkârlarından birisi olmuştu. Elindeki ruh emen baltası ile her seferinde daha cürretkâr daha korkutucu oluyordu. O eski dost gitmiş, yerinde sadece tüm herkesin düşmanı kalmıştı... Diyar iyiliği kaybediyor, kötülük artıık her zerresi ile ağır basıyordu. Orenin ruhu güçlendikçe güçleniyordu...

Aslında böylemiydi? Yoksa biz mi öyle sandık? Kötülük güçleniyor gibi görünürken aslında kendisini mi yok ediyordu?

Unholy her şeye rağmen onuru için Firble'ın cesedini kavramış ve bir tören yapmıştı. Firble'ın külleri kavonoza konulmuştu. Unholy ölümün şövalyesiydi, ama bir şövalyeydi. Ölümün yanında da olsa o bir şövalyeydi.

Elindeki küllerle birlikte lordunun hiç bir ekilde onayını almadan ufak çadıra doğru ilerledi ve içeriye girdi. Ölümün şövalyesi onuru adına ölüme gidiyordu. Zamanın kendisi ile dolu olan ve hiçbir şekilde Lord Orenin elinin uzanamayacağı tek yere giriyordu Unholy, Lord Dragonfire'ın zamanın ve büyünün gücü ile en güçlü olduğu yerdi burası. Elinde ise Firble'ın küllerini içinde barındıran o kavanoz vardı.

şimdi düşündükçe bile insan bu kadar büyük ve acınası bir onur anlayışına üzülüyor. Onur bâzı zamanlarda hediyedir bâzı zamanlarda ise bize verilen en büyük ceza...

Ölümün şövalyesi Unholy yavaşça tapınağa girdi ve elindeki kavanozu başının üzerine kaldırarak "Başrahibin küllerini görevim üzere getirdim!" dedi. "Bu küller ait olması gereken yere getirildiler."

Tapınağın içinde gölgelerden gelen genç bir adama ait olduğu belli olan bir ses "Lütfen şövalye!" dedi. "Beni izleyin."

şövalye elinde olmadan adamı takip ettiğini fark etti. Ellerinde sıkıca tuttuğu kavanozu ile adamın peşinden gitti. Bir süre sonra ise tapınağın arka kapısından çıkıyordu. Tapınağın arka kapısı arkasından kapanırken sadece son bir kez Unholy'nin donuk gözleri görüldü...

Sonra ise zamanın tapınağında fısıltılar vardı. Kınından sıyrılan ve yavaşça düşmanın derisinin içine işleyen bir hançere dair fısıltılardı bunlar. İyilik başrahibinin ve kayıplarının intikâmını almıştı...

Gorath, Ölümün şövalyesinin nereye gideceğini biliyordu. Sadece izledi ve ardından tapınağın kapısından içeriye girdi. Tapınağın kutsallığını hissediyordu ama bunu ruhunda bir zehir olarak hissediyordu. O eskiden onun evi gibi olan bu yerde şimdi sanki her saniye ölüyordu.

İçeriye girmişti ki altın saçların büyüsü ile karşılaştı. İşte o anda gördü o güzel, büyülü elfi. Elf kızının ismi Lysana idi ve bir rahibe olmak için gemişti tapınağa. Gözler kısıldı ve bir çeşmenin kenarına oturan rahibe üzerinde donup kaldı.

by Gorath » Mon Dec 20, 2004 12:31 am

BÃ?LÃ?M 10- İYİ BİR DOST, BÃ?YÃ?K BİR DÃ?şMAN: GELECEKTE GÃ?RÃ?şMEK ÖZERE FİRBLE!

Firble'ın hakaretleri Lord Oren üzerine dökülüyordu. Firble kayıplarını biliyor ve bundan acı duyuyordu. Diyar Dragonfire inananlarını kaybediyordu. Bir bir hepsi gidiyordu...

"Buradayım Gorath karşıma çık!" diye haykırdı Gnome ozan karargahın kapısının önünden.

Gnome Ozan kapıda beklerken kapının altından yavaşça bir sis süzüldü dışarıya ve tam Gnome Ozan'ın önünde sisler bir bedene büründü. Kırmızı Ejderha Pulundan yapılmış zırhını, bir ejderha kafası şeklinde işlenmiş miğferi süslüyordu Siluetin beyaz saçları rüzgarda dalgalandı ve mezar kadar donuk ses yavaşça yayıldı. "Kimdir bu şekilde Karargahın önünde bağıran Cüce Gorath'ı arayan..."

Ölümün şövalyesi Unholy'nin gözleri Gnome Ozan'a odaklandı ve ses daha da ürpertici bir hal alarak yayıldı. "Hoş geldiniz Rabip Firble gelişinizi daha resmi bir hava ile bekliyordum... En azından Karargahın kapısında bağırmanızı değil! İtediğiniz nedir? Cüce Gorath dinlenmeye çekildi istediklerinizi benimle konuşabilirsiniz..."

"Gorath ile görüşmek istiyorum!" dedi Gnome ozan. "Ayrıca şövalye Paldney'inde burada olduğunu duydum. Ona bir hediyem olacak. Onu lordundan ve bağlılığından azat edecek bir hediye!"

Firble o anda tüm hayatı boyunca ilk defa tehditkâr gözüküyordu. Kayıparı çok büyüktü ve bunu biliyordu.

"Unholy... Lord Oren bende açabileceği en büyük yarayı açmışş durumda... Yoksa sizce bu umutsuz çabaları gösterir miydim??? Bedenimi parçalayıp ruhuma sonsuza kadar işkence etmesini bu duruma tercih ederdim... Unholy... Bu yaptığı..... bundan bile daha... Neyse... Gorath bana burada görüşmek istediğini söylemişti buradayım..

Ayrıca.. Lorduma inancının yok edilmesini isteyen şovalye de kendisini tutan bağlardan kurtulacak." Gnome rahip tüm itirafları ve nefreti ile konuşmuştu ve hemen ardından da bazı sözler mırıldanmaya başlamıştı:

"Verilen sözler unutulsun.
Zamanında inanan
Adı Paladeeyn olan
Kutsadığı zamanın ve büyünün
Artık borçlu değil efendisine
Büyünün ve Zamanın
Bir şovalye değil artık
Kısıtlamıyor Prensipleri
şovalyeliğin onu
Ve özgür bir defa daha
İstediğini yapma
Ve istediğini seçme konusunda"

Paldney'in bedeni mavi ve sarı ışıklarla kaplanırken bir güç aurası bedeninden boşaldı. Bir an sonra tüm kutsanmışlık yok oldu. Büyünün ve zamanın kutsaması kaybolmaktaydı. Artık o şövalyeliğini yitirmiş bir savaşçıdan başka bir şey değildi. "İstediğini seçmekte özgürsün!" dediği duyuldu Firble'ın...

Zamanında şövalye ile rahip arasında kurulmuş olan telepatik bağı son kez kullanmaktaydı Firble ve "Yolunu çizdin şovalye sana seçenek sunulduğu halde Bir şovalyeden beklenileni yerine getiremedin. Artık bir şovalye değilsin. Bu en baştan senin seçimindi. Seçtiğin yolda sana başarı dilerim." diyerek bağı kopardı.

Arından Unholy'e dönen ozan "Cüce Gorath benimle görüşecek durumda mı?" diye sordu.

Unholy kayıtsız bir ifade ile dikkatle ozanın yaptıklarını izliyordu ve hiç bir tepki vermiyordu. Yavaşça kılıcını çekti ve ışığı yansıtmayan kılıç kınından sıyrıldı. Bir kaç kadim söz mırıldanan Unholy'nin sesi tapınakta yankılanmaya başlamıştı.

"Paldney artık bir tapınak şövalyesisin. Lord Oren artık efendindir ve her sözüm emir, her kareketim emirdir. Bizler öğretmenleriniz..."

Gözlerini Gnome'unkilere odakladı ve ses ürperti verici havası ile yankılandı.

"Gidebilirsin Başrahip Firble! Tapınağın kudretine büyün ile zarar vermene rağmen gitmene izin veriyorum. Git ve bir daha döneme!"

"Yaptığım büyü ben ve zamanında aynı inancı paylaştığım şövalye arasındaydı Unholy ve buraya seninle değil Gorathla görüşmeye geldim. Gorathla daha fazla oyun oynamaya devam edecek misiniz? Ã?yleyse onu son bir teste sokun... Hiç tanımadığı birine karşı... Hareket etmesi zor değildir. Pekiyi daha önce dostu olan birine karşı savaşırkende sadakâtini koruyabilecek mi?" Firble tapınağa baktı ve bağırmaya başladı. "Gorath, Gorathhhh! Ölümün savaşçısı Gorath'a meydan okuyorum! Bana karşı savaşacak cesaretin var mı Gorath?" Firble'ın ince olan ama o anda her yerde bariton bir tonda yükselen sesi tapınak boyunca yankılandı.

"YETER!" diye gürledi Ölümün şövalyesi ve kapının iki yanında duran iskelet savaşçıların suratları acı ile çarpıldı. Unholy'nin çevresinde sisler toplanmaya başladığında gözlerindeki hiddet kılıcına yansıdı.

Unholy'nin gürlemesi tüm tapınakta yankılandı. "Senin oyunlarından bıktım. Tapınağında mızmızlanabilirsin, karargahında hayıflanabilirsin ama burada asla ve asla bunu yapamazsın... şimdi defol git buradan yoksa Rahip Firble tüm nezaketimi kaybedeceğim..."

"Ã?yle ise şovalye son bir numaram var..." dedi Firble.

Firble elini kaldırır ve karargahtaki zaman durdu. Aynı anda gnom acı ile sendeledi. Bu büyü onu çok zorlamaktaydı. Bir Dragonfire başrahibi için bile Orenin iradesini temsil eden karagahta zamanı uzun süre durdurmasına imkanı yoktu. Zorlukla... Gorath'a bir şans verecek son büyü sözlerini söyledi...

"Baltadaki ruh aktarılsın flüde
Her ölüm yaratsın ve güçlendirsin yaşamı
Artık canlı olan flüt sessiz kalsın beklesin
Zamanı geliceye kadar son savaşının cücenin
O an gelince yardım edecek ona..
Savaşacak içindeki aydınlık yanın yanında
Son bir umud verecek
Zamanında aydınlığın yanında olana..."

Gorathın baltasının arkasındaki flüt baltaya akrtarılan ruhların gücü ile yaşam buldu. Bu eğer farkedilirse yok edilebilecek bir büyüydü ama son bir umuttu aynı zamanda.

Gnom acı ile dizlerinin üstüne çöktü. İçindeki enerjiyi sonuna yaklaşacak kadar tüketmişti. Bir daha büyü yapmadan önce en az iki hafta dinlenmesi gerekliydi. Oysa bu süre yoktu. Karşısındakilere bakıp gülümsedi. Birkaç saniye vardı. Gnom zamanın fısıltısını fırlattı ve "Lordum onu geri al!" diye bağırdı. Flüt kayboldu. Gnom artık onun Lord Dragonfire ın boyutunda olduğunu bilmenin rahatlığı içinde son gücünü toplayıp ayağa kalktı. "Evet cezam ne olacaksa çekmeye hazırım." Sonra gülümseyerek ekledi. "Eğer bu cezayı Gorath verise... Ayrıca memnun olacağımı bildir, tabii seçim sizin..."

Rahip Firble tüm bunları yaparken, tüm gücünü ve konsantrasyonunu toplamışken herşeyin iyiye gittiğine inanırken, tek göz ardı ettiği nokta Tapınak Komutanının, Unholy'nin tüm karargahta zamanın durmasına rağmen onu izliyor olmasıydı. Büyü onun üzerinde bir etki göstermemişti. Anlık bir kırmızı aura oluştuğunda üstünde büyünün dışında kaldı ve Firble'ı izledi. Tüm o zaman boyunca...
Günlerdir bu ana hazırlanmıştı. Rahiplerin büyüleri ve kendi duaları ile donuk ifadesi hiç yer değiştirmedi. Dikkatle olanları izledi ve Firble'ın büyüyü bitirmesini bekledi..Firble söylediklerinden sonra donuk sesi yankılandı.
"Bitti mi?"

Firble bir an şaşırır ancak bunun umutsuz bir girişim olduğu zaten belliydi. Ã?aresizce onurunu korumaya çalışarak ayağa kalktı.

"Bitti Unholy, Ölüm şovalyesi. Artık karşınızda zamanın ve Büyünün rahibi yok. Sizin karşınızda sadece Ozan Firble olarak duracağım. Sizin ve tüm karagahın karşısında. Ancak..." Gnom kendini zorlayarak gülümsedi. "Sanırım Gorath'ın yapılması gerekeni yapacak cesareti yok... O halde..."
Sözler havada kaldı. Ozanla savaşçının gözleri kilitlendi.

"Yanlış... Benim karşımda hala Rahip Firble var. Lord Oren'in karargahının kutsallığını bozan ve buraya hakaret eden bir Başrahip var. Neden Başrahip neden bunu yaptınız olanları kaldıramadığınız için mi?" diye sordu Unholy.

Gnome'un etrafından bir tur döndü Ölümün şovalyesi bastığı her yerde bitkiler yavaşça soluyor ve yaşamlarını yitiriyordu. Kılıcının üzerinden havaya yükselen sis kılıcın iradesinin dışa vurumunun bir parçasıydı.

"Sizi Lord Oren'in kutsal adaletine bırakıyorum. Eğer bu iş benim ellerimde olsa sizi öldürmek için tereddüt etmezdim Başrahip, eğer kiliseniz bir savaş istiyorsa ki sizin hareketleriniz bunu gösteriyor Lord Oren izin verirse bunu alacaksınız."

Ellerini kaldırdı ve yavaşça sisler avucunda toplanmaya başladı. Sisler tüm karargahtan geliyordu, her karanlık köşeden her kuytu yerden, bir kaç kadim söz mırıldandı ve Firble'a baktı. Avucundaki sisler bir flüte dönüştü. Siyah bir flüte...

"Yaşam verdiğin flüt artık senindir. Balta ile bir bağı olmayacak, cüce Gorath'ın her çaldığı ruh bu flüte can katacak."

Gorath sessizce olanları izliyordu. Bir köşeye, karargahın duvarlarının etrafındaki gölgelere sığınmış vücudundaki titremelerle kendisi için hayatını feda etmeye hazır eski dosta bakıyordu. İçinde bir nefret uyanıyordu. Bunca gün çekilen acılar boyunca asla yanında olmayan bir dosttu bu. Onu cehennemde unutan bir dost! Meydan okumayı duyduğunda daha o anda açığa çıkacak ve buna karşılık verecekti ama kutsal bir güç kendisini tutuyordu. Bu güö Lord Orendi. Lordunun gücü onu etkisi altına almış, sıkı sıkı yerinde kalması için onu bağlıyordu. Lordunun planları vardı...

Etrafta yankılanan bir haykırış şeklinde şu sözcükler duyuldu:

"YETER!"
SEN RAHİP FİRBLE, NE CÃ?RETLE GELİP KARARGAHIMDA BÃ?YÃ? YAPIYORSUN VE BUNU İKİNCİ KEZ TEKRARLIYORSUN?
BİR MÖZİK ALETİNİN BİR SAVAş ALETİYLE HİÃ?BİR BAğI OLAMAZ FİRBLE!
SAVAşA GİDERKEN Ã?ALAN TEK TEY SAVAş DAVULLARIDIR, TA Kİ SAVAş ALANINA KADAR!
SAVAşTA KILIÃ?LAR şARKI SÃ?YLER, SOğUK METALİN EZGİSİ, HAYKIRIşLAR VE Ã?IğLIKLAR!
SAVAş SÃ?RERKEN MUZİK Ã?ALMAZ!
BİTTİğİNDE İSE KAZANANLARI ZAFER EZGİLERİ KAYBEDENLERİ CENAZE MÖZİKLERİ BEKLER!
AMA İKİSİNİNDE SAVAşA SAYGISI VARDIR!
AMACIN NE FİRBLE?
BİR RAHİP NASIL SENİN KADAR SORUMSUZ VE BENCİL OLABİLİR?"

Lordunun yargılayan haykırış sesi tapınağı sararken Gorath omuzlarını dikleştirdi ve güvenle doldu. O anda tamda ne yapacağını bilemezken lordu işe müdahale etmişti.

Ama işte her şey o anda olmuştu. Gorath'ın ruhundaki bağlar koptu ve onu serbest bıraktı. "Git ve senden bekleneni yap!" dedi bir ses. Gorath bir anda serbest kalınca şaşırdı ama sonra olanlara kendisini her ne kadar hazır hissetmesede harekete geçti.

Elindeki baltaya bakar ve yeniden karargah binasına dönerek elindeki baltayı bir an için bırakabileceği bir yer arar. Onu güvenle bırakabileceği bir yere ihtiyacı vardır. Bu güne kadar hiç ellerinden bırakmadığı baltasını yeniden döndüğünde bulabileceği bir yer. Onu kimseye emanet edemez çünkü hiçkimseye güveni yoktur.

Gözlerini kısar ve baltayı tüm gücü ile fırlatır. Balta döne döne ilerler ve karargah binasına derin bir şekilde saplanır. Sadece cücenin çıkartabileceği bir şekilde saplanmıştır. Bir saniye bile kaybetmeden arkasına dönerek Firble'a ilerler ve önüne gelerek Gnome'un suratına bakar. "Sana bir ceza vermek bana düşüyor o zaman!" der. "Bunu lordum için seve seve yaparım."

İşeyaramaz rahibin elini kapar ve parmaklarını kendi iri yumruğu içine alarak arkaya doğru kıvırır. Karargahın içinde büyük çığlıklar yankılanır. Tüm izleyen elfler dehşet içinde gözlerini kapatırlar ve Gorath sırıtmaktadır. Parmaklar arkaya bükülmüşlerdir.
Firble çığlıklar ve acı içinde yere düşerken, elfler gözlerini kapatmış ağlarlarken cüce hızla geriye döner ve baltasının saplı olduğu duvara ilerleyerek sapını kavrar. Hızla çeker ve balta duvarın içinden sıyrılarak ellerine geriye döner.

Gözlerinde alevlerle dönen cüce yerde acı içinde kıvranmakta olan Firble'a bakar ve "Artık şarkılarında fülüdünü asla kullanamayacaksın rahip!" der.

Gnom acıyı içine dolan nefretle yok etmeye çalıştı ve Gorath a döndü. "Ölüm tanrısının savaşçısı daha fazlasını yapacak cesaretin yok mu? Söyle! Eski bir arkadaşına karşı sadece bu kadarını yapabiliyorsun demek! Demek bu kadar korkaksın. Ben sana meydan okudum cüce ölümüne bir dövüş içindi. Tabii beni öldürecek cesaretin varsa... Ama pek sanmıyorum..." Gnom meydan okuyan bir bakışla Gorath'a bakmaya çalışır. "Sen de o cesaretin kırıntısı bile yok... Ölüm tanrısının savaşçısısın ama öldürmekten korkuyorsun. Gnom karşısındaki cüceye güler... "Cüce.. Parmaklarımı kestin. Sesimi de yok etmen gerekecek. Öldürmekten korkan ölüm tanrısının savaşçısının öyküsünü yaymamı önlemek için. Ve şunu da unutma ki eğer beni serbest bırakırsan sesimi de parmaklarımı da geri kazanacağım. Ve onları seni meşhur yapacak şarkıyı yayarak kullnacağım cüce... şimdi kararını ver. Tabii bunu yapacak cesaretin varsa!"

Cüce Gorath arkasını dönmüştü ki rahibin acı dolu inlemeleri arasında neler söylediğini duydu. Suratında büyük bir öfke dolaştı. Bedenindeki tüyler kabardı. Tüm nefreti vücudunu sardı. "Seni öldürebilirim rahip!" dedi. "Ama bunu yapmayacağım. Acılar içinde yaşamak ölmekten daha zordur. Gerektiğinde öldürmek benim işimdir ama şu anda gerekmiyor. Bana kırık parmaklarınla nasıl müzik çalacağını söyle." Arkasını döndü ve acılar içindeki Gnome'u kavradı. "Bu tanrım içindi rahip!" dedi. "Tanrıma bir daha dil uzatmaman içindi."

Suratında büyük bir sıkıntı ile Gnome yere bıraktı ve arkasını dönerek lorduna seslendi. "Lordum ne yapmalıyım?" diye bağırdı. "Onu öldürmelimiyim. Eğer öldürmem gerekliyse bunu hemen şimdi yapacağım!"

"Beni öldüremezsin cüce çünkü bunu yapacak cesaretin yok!" Gnom acı içinde sendeler ve tekrar kalkmaya çalışır.
"Hem ayrıca karar veremeyecek kadar da korkaksın. Bir daha ki sefere düşmanın kılıcını kafana indirmeden de tanrına onu öldürmen gerekip gerekmediğini sormayı unutma."

Cüce Gorath gözlerinde yanan alevlerle arkasını döndü...

Son sözler üzerine bedenini kaplayan büyük nefret tüm benliğini ölüm isteği ile doldurmuştu...

Ölüm zamanı gelmişti...

Gorath yeniden alevler içinde parlamaya başlayan baltasına baktı ve baltayı her zamankisinden daha sıkı kavradı. Balta elinde bir tüy kadar hafifti. Tüm nefret baltanın içine akmış ve onuda adeta ateşlemişti.

Cüce Gorath sol eli ile rahibi yakaladı ve geriye fırlattı. Firble yerde yuvarlandı. Gırath hiç durmadan yanına gitti ve onu yakaladığı gibi savaş karargahının duvarına vurdu. Duvarda kemiklerin kırılma sesleri geldi. Yeniden cücenin iri ellerinde havalanan Firble duvarlarla buluştu ve Gorath onu bir kez daha duvara vurduktan ve kemik seslerinin çıkardığı sesi büyük bir mutlulukla dinledikten sonra omuzunun üzerinden geriye fırlattı.

Firble yerde yuvarlandı ve hızla kırılan bir çok kemik sesi daha duyuldu. Cüce Gorath ölüm gibi ilerledi ve elindeki baltaya son bir bakış attıktan sonra baltayı yavaşça kaldırdı. "Elveda eski dostum!" dedi ve baltayı büyük bir güçle indirdi. Beden baltanın altında ikiye ayrılırken bir çok elf dehşet içinde bayıldı.

Firbledan son bir acı haykırışı duyulmuştu ama bunun hemen sonunda karargah ölümün sessizliğine bürünmüştü.

Balta derhal harekete geçti ve Firbleın göçmekte olan ruhunu çekmeye başladı. Beyaz bir ışık baltanın etrafında dolaştı ve bedenden akmakta olan enerji baltaya doldu. Ruh baltaya hapsoldu. Cüce Gorath öldürmenin zevkine birkez daha vardı. Balta zevkle ışıldadı ve cüce baltayı bedenden çıkararak baktı. Baltanın kızlı alevleri dahada artmıştı ve şimdi Firbleın ruhunuda hissedebiliyordu. Firble'ın ruhu ebedi hapse mahkûm olmuştu...

Komutan Unholy tüm olanları büyük bir soğukkanlılıkla izlemişti. Yüzyıllar boyunca ölümler görmüş, ölümler yaşatmıştı. Yüzündeki donuk ifade hiç bozulmadan Rahip Firble'in bedeninin iki ayrılmasını izledi.
Yavaşça ilerledi hareketleri bir heykelden farksızdı, duygusuz ve ifadesiz... Yerdeki cesede baktı ve Gorath'a döndü, sol elini baltanın üzerine koydu. Kadim dilde bir kaç söz mırıldandığında baltanın ziynetinden kırmızı bir ışık parıldadı. Yavaşça Rahip Firble'in silueti var oldu karargahın içinde.

"Özgürsün Ruh seni Lord Oren'in adı ile lanetliyorum. Asla bir ölüm inananı seni duymayacak ve görmeyecek. Dragonfire inananları seni görecek ve acını hissedecek..."

Ruh yavaşça karargahtan uzaklaştı sisler eşliğinde. Tapınak Komutanı yavaşça cesede doğru ilerledi ve eğildi.

"O bir Rahip gereken saygıyı hak ediyor. Ona bir cenaze töreni yapılacak ve bedenini yakılacak!"

Cesedin iki parçasını yavaşça kucakladı. Üzerine bulaşan kan ve et parçalarına aldırmadan cesedi, karargah dışında ölen savaşçıları yakmak için kurulan sunağa götürdü. Cesedin parçalarını sunağa yerleştirdi ve mırıldandı.

"Ölüm ile el ele yürüyeceğiz dünya varlığını yitireceği ana dek. Ölümün yanında duracak ve Ölenleri karşılayacağız. Her birimiz bir toprağa karışacağız. Küller küllerre..."

Sesi gittikçe alçaldı ve bir Elfin ona meşale getirmesi ile birlikte Rahip Firble'ın cesedini aleve verdi. Kemikleri eriyinceye dek ufalanıp küller kalıncaya dek başında bekledi. Rahip Firble'in cesedinin külleri sislerle birlikte diyarın her bir yanına dağıttı...

Gnome ozanın ruhu yeniden özgür kaldığı anda bir şarkı duyulmaya başlamıştı tapınakta. Rahibin son şarkısıydı bu:

Ölümün hizmetinde
Ve korkuyor öldürmekten
Soruyor titreyerek tanrısına
Her ölümden önce
Bunu da öldürmem gerekiyor mu diye

Haddini bildiremiyor
Kendisine en yakıcı sözleri söyleyene
İnancı testeden en zorlu sınavdan
Geçmesi zor gibi görünüyor bu ikinic seferde de...

Cüce Gorath donuk bir ifade ile son şarkıyı duydu kulaklarında ve yine donuk bir ifade ile düşmanının Unholy'nin kucağında dışarıya çıkarılmasını izledi.

Dizlerinin üzerine attı kendini ve yanan bedenin yükselen dumanlarına baktı. Balta elinden kurtuldu ve yere düştü. İri eller yumruk oldu ve yumruklar yeri dövmeye başladı. Lanetler havada dolaştı ve Cüce Gorath kendisinden nefret ettiğini fark etti.

"Yine kendimi denetliyemedim." diye bağırdı gökyüzüne doğru. "Yeniden nefretimin ve sinirimin kurbanı oldum!"

Derin bir nefes aldı ve baltasını kavradığı gibi ayağa kalktı. Eski bir dostunu öldürmüştü. Lorduna hakaret eden eski bir dostunu. Ayağa kalktığında dumanlara bakmaktan başka bir şey yapamadı. Bu dumanlar Firble'ın uçan hayatını simgeliyordu. Sessizce lorduna onun için dua etti. Sessizce gökyüzündeki dumanları seyretti. Bir sonraki seferde kendisine hakim olması gerekliydi...

by Gorath » Thu Sep 09, 2004 5:56 am

BÃ?LÃ?M 9- ONUR VE DOSTLUK ÖZERİNE GORATH"DAN SÖZLER!

Paldney aldanmıştı. Ruhunda kaos olan bir tanrı ile anlaşma yaptığı anda aldanmıştı. O yenilmeye mahkûm bir şövalyeydi. Aslında dostu için onurunu bir kenara atmıştı. Kudretli bir ruhu vardı ve bu ruhun ödeyeceği bedel gerçekten çok yüksekti. O zaten seçimini yapmış
olan benim gibi bir ruhu yolundan saptırabileceğini düşünerek aldanmıştı. Belki Lord Orenin kaosu bu şekilde yayılıyordu. Ã?nce ruha, sonra bedene ve en sonunda yaşama...

Beni yanında götürmek için çok fazla diretti ve bende en sonunda lordumun bana vermiş olduğu emirle peşinden gittim. Beni ikna etmesi biraz zor olmuştu haliyle...

Beni majentenın yeniden yaşam verdiği ağacın yanına, karargâha götürdü. Hımmm... Hatırlıyorum dün gibi. O ağaç yaşamla dolmuştu ve ben buna sevinmiştim. Sonuçta onun ölüm nedeni de bendim. Unholy'i karargâha almak gibi bir hata yapmıştım... Her neyse bu çok geride kaldı. şimdi yaşama o kadar ilgi duymadığımı düşünüyorum. En azından paldney beni zamanın karargâhına götürdüğünde o şekilde düşünüyordum.

şövalye bana geçmişte yaşadığımız -en azından benim geçmişimde, onlar sadece günler önce yaşamışlardı bu olayları- olayları anlatıyordu. Bende ilgisizce dinledim ve en sonunda bir kahkaha atarak şövalyeye artık asla zamana dönmeyeceğimi söyledim. O anda oldu her şey! şövalye Paldney kaybetti tüm sahip olduklarını. Ortaya koyduğu onuru bile kayboldu. Artık zamana ait bir şövalye değildi Paldney. Artık lord Orenin bir oyuncağından başka bir şey değildi...

Aslında şimdi düşünüyorum da biz zaten hep birer oyuncaktık..!

Kaosun çağıydı o zamanlar! Lord Oren çok fazla müttefik topluyor ve diyarda diğer tanrılara fazlasıyla üstün gelmeye başlıyordu. O çağda "kaos" tanrıları bile ele geçiriyor gibiydi. Lord Dragonfire sadece müttefiklerine görünürken Lord Oren tüm inananları ile birebir ilgileniyordu. Malovan ve Mask Corax tarafından öldürülmüştü o çağın en başlarında. Zaten kaos çağı da iki tanrının ölümü sonucunda başlamamış mıydı? Diğer tanrılar ise sessizliklerini koruyorlardı. Neyse bunlar başka hikâyeler! Ben size kendi hikâyemi ve Firble'ı... Ah sevgili Firble..! Benim için neler yapmadı ki o Gnome Ozan..? Sevgili dostum seni asla unutamam...

Paldney yüreğindeki bir umutsuzlukla Kaosun karargâhına giriyordu ki olanların haberi zamanın başrahibi Firble'ın kulağına gitti. Firble ruhunda bir acı hissetti kaybettiği iki dostu için. Belki de asla geriye getiremeyecekti bu iki dostunu! Ama ne olursa olsun denemeliydi! İki dostunu geriye getirmek için her şeyi yapmalıydı. Ufak çadırdan (zamanın tapınağı) çıktığı gibi yöneldi ölümün karargâhına... Aslında bir zamanlar benim düşüncelerim farklıydı. O zamanlar Firble"ın beni kaybettiği müttefiklerinden birisi olarak gördüğünü ve zamanın kaybetmesine dayanamadığı için beni geri istediğini düşüyordum.

Unholy, Gorath'ı büyük bir saygı ile karşılamıştı karargâhta. En sonunda kendisine güçlü bir müttefik bulduğunu düşünüyordu Unholy. Gorath ise büyük bir hışımla karargâha girmiş ve onun şaşkın bakışları arasında yanından geçerek karargâhta esir tutulan elflere doğru
ilerlemişti. Elindeki kan isteyen baltanın kan tutkusu ve kendi kan tutkusu birleşmişti ve Gorath'ın kızıl parlayan gözleri delilikle doluydu...

Bir elf kızına hızla yaklaştı ve büyük bir kudretle savruldu hiç elinden düşmeyen kızıl baltası. Balta elf kızına saplandı ve büyük bir çığlık koptu esir kızın dudaklarından karargâhta...

Gorath içine dolan öldürme zevki ile kavrulurken Unholy dikkatle arkasından yaklaştı ve çok fazla görünen bu öldürme zevkini tatmin etmesi için Gorath'a bir güç verdi. Baltanın üzerine yerleşen bir ziynet tüm öldürme isteğini çekip alıyordu cücenin. Ziynet aynı zamanda baltanın ve Gorath'ın öldürmüş olduğu ruhları büyük acılar içinde içine hapsediyordu. Ruhlar çığlıklar atarken Gorath haz duyuyor ve bir daha öldürmek istemiyordu. En azından bir süre için...

İşte o zaman girdi başrahip Firble tapınağa, Gorath"ın ve tanrısı Lord Orenin büyük yükselişinin o anında"

by Gorath » Fri Aug 13, 2004 7:05 pm

BÃ?LÃ?M 8-BÃ?YÃ?K ANLAşMA-2-

Majenta şaşkınlık içinde arkasını döndü ve Maeglinin sözlerini anlayarak bakakaldı. Maeglin ise yerden kalkmak için hiç bir gayrette bulunmadan olanları izleyen Gorath'a ilerleyerek elini uzattı. Gorath bu anlamsız daveti eli ile savuşturdu ve ayaa kalkarak lorduna doğru ilerledi. "Lordum, neler oluyor?" diye sormak üzereyken bir ses tüm karargahı sardı...

Diyarlarda kudretli bir ses duyuldu. Tüm diyar bakışlarını gökyüzüne kaldırdı ve sesin kaynağını bilmeden dinledi.

"Bir anlaşma yapıldı ve tüm diyar buna şahit olsun! Yeni bir değişim için yapılan kudretli mühre tüm diyar tanık olsun!"

Lord Oren ile Paldney'in başka bir düzlemde yaptıkları o kimsenin bilmediği konuşma gözler önüne serilmeye başladı:

"Seni dinliyorum şövalye! Benimle özel konuşmak istediğini belirtmiştin."

"Lord Oren, ben Gorath'ın içinde hâla iyilik olduğunu düşünüyorum."

"Buna o kadar güvenme Maeglin!"

"Sizinle bir anlaşma yapalım Lord Oren!"

"..."

"Cüce Gorath'a yaşadıklarını hatırlatalım! Ona bizim gerçeklerimizi gösterelim. Madem onun içinde hiç iyilik kalmadığını düşünüyorsunuz."

"şÃƒ?VALYE! Düşünmüyorum zaten öyle. Anlaşmamız şu o halde şövalye. Siz Gorath'a eski günleri hatırlatın ve istediğiniz kadar uğraşın..."

"Eeee."

"Ne hissettirmek istiyorsanız hissettirin. Ama eğer Gorath size geriye dönmezse..."

"Dönmezse ne?"

"O zaman sen lordundan ayrılıp bana bağlılığını sunacaksın ve ben size hiç karışmayacağım. Ne diyorsun?"

"Bir düşünmeliyim! Tamam o zaman süre var mı?"

"Süre mi? Bana oyun oynama Maeglin. Bu işe Zaman karışmayacak. Bu işte sadece sen ve Majenta olacaksınız. Majentanın rahiplik güçlerini kullanmaması şartı ile."

"On yıl olsun Oren. Onun on yılda bu hâle geldiğini belirtmiştiniz. Senden bunu değiştirecek olan on yıl istiyorum."

"On yıl mı? O zaman tamam ama unutma Lordunuz bu işe karışmayacak ne de başka birisi. Bir tanrının gücü iyiyi kötüye çevirmeye rahatıkla yeter."

"O zaman on yıl!"

"Dediğim gibi Maeglin zaman sınırlamaları yok. Bireysel olarak siz ilgileneceksiniz. Sadece Majenta ve Sen!"

"O zaman tamam. Lord Oren bu anlaşmaya sadık kalabilecek misiniz?"

"Siz anlaşmaya sadık kaldığınız sürece bu anlaşmaya sadık kalacağıma yemin ederim Maeglin."

Anlaşmanın maddeleri birbir dökülürken tüm diyar dinledi ve sonunda sesler sustuğunda Gorath şövalyeye dönerek "Başarısız olacağını biliyorsun!" dedi.

şövalye suratında geniş bir sırıtışla "Sanırım yollarımız her halükarda birleşiyor zamanın şövalyesi!" diye beyan etti.

Majenta içinde kendisininde bulunduğu anlaşmaya karşı donakalmış ve tepkisizce orada duruyordu. Bu anlaşma ile ruhunda bir bağ hissediyordu ve Lord Orenin nasıl kudretli bir mühür ile anlaşmayı mühürlediğini merak etmeye başlıyordu. Açıkçası artık Gorath'ın geriye dönmesinin imkânsız olduğunu düşünüyordu. Belkide böyle düşünen ilk kişiydi.

by Gorath » Wed Aug 11, 2004 5:12 pm

BÃ?LÃ?M 7-BÃ?YÃ?K ANLAşMA-1-

Paladin karargaha girdi ve gözlerini kısarak Gorath'a baktı. Bakışları Gorath'ın elinde kızıl parlayan baltaya ve oradanda aynı derecede bir kızıllığa sahip gözlere gitti. şaşkınlık sardı şövalyeyi ve cüce ye içinden baktığı ilahi varlığa kaldırdı bakışlarını. "Burada neler oluyor Lord Oren?" diye sordu. "Zamanın savaşçısının senin karşısında, daha doğrusu senin yanında ne şi var?" Her şeyi anlamıştı aslında ama dar beynine bazı şeyleri sokabilmek için uğraşası gerekiyordu. Sonuçta o bir şövalyeydi. O Zamanın şövalyesi Maeglindi. Bazı dostları kendisine Paldney derdi ama onun onurlu bir ismi ve bu ismin arkasında yaşayacak cesareti vardı.

Lord Orenin sesindeki zevk tüm tapınakta yankılandı. "İçinizden birisi doğru yolu buldu. Sende bulmaya hazır mısın Maeglin?"

Maeglin sinirlerini aynsıtan nefret bakışlarını kaos Lordundan Gorath'a çevirdi. "Hain!" dedi.

Kızıl parlayan gözler alevlendi ve Gorath'ın elindeki baltasının yaydığı kızıl ölüm ışığı daha da alevlendi. Balta daha sıkı kavrandı ve Cüce Gorath kendisini tutun ruhsal bağı kırarak Lord Orenin ilahi varlığının içinden geçti. O anda bağlarını aslında kırmamış olduğunu fark etti. Asla bir tanrının iradesine karşı gelemezdi. Lord Oren tarafından bizzat serbest bırakılmıştı. Diyara kaos yayacak olan bir davranışı tetiklemek için bizzat Maeglinin üzerine salınmıştı ve kaosun özü sadece izlemeye çekilmişti.

Gorath sırıttı ve kılıcını çoktan kınından çekmiş olan Maeglin önünde durdu. Kendi kaosunu kendi özgür iradesi ile yayacaktı. Arkasını döndü ve Lord Oren'e baktığında onunda suratında bariz bir memnuniyet olduğunu gördü. "Beklediğim gibi davranıyorsun cüce!" dedi. İlahi varlık yeniden ileriye atıldı ve yeniden Gorath'ın içinden geçerek adım adım gerileyen Paldney'in tam önünde durdu.

"Gorath doğru yolda Maeglin!" dedi orenin bariton yükselen sesi. "Başa bir sorun yoksa buradan gitmelisin."

Paldney, Lord Orenin söylediklerinle ilgilenmiyordu bile. Sanki bir zaman savaşçısı olarak onun ezici varlığınıda hissetmiyordu. Gözleri ve düşünceleri ise tek bir noktaya odaklanmıştı. Gorath'ın kızıl gözlerine ve daha derinlere. Anlamaya çabalıyor ama o kıt zekâsı ile anlayamıyordu. Düşünmüyordu her zamankisi gibi...

O konuşma anında sanki tüm tapınak sessizleşmişti. Ama o noktada bir kımıldama oldu yan taraftan. Rahip Majenta günlerdir Lord Orenin konuğu olarak Kaos tapınağında bulunuyordu. Lord orenin yüce varlığı o günlerde her nedense diyardaki tüm elfleri tapınağa gelmeye sevk ediyordu. Tüm bu konuşma anında olanları sessizce dinlemiş ve daha bilgece çalışan bir beyinle olayları değerlendirmişti. Sadece son kez eski dostu Gorath'ı görmek için yaklaşmıştı. Fark edileceğini biliyordu ve buna aldırmıyordu. Tapınak bir güç kaybetmişti. Onu ilgilendiren tek şey buydu. şimdide orada bulunan ikinci tapınak şövalyesinin kaybına göz yumamazdı.

Gorath eski dostu Majentay fark ettiği anda olduğu yerde dondu ve ona bakakaldı. "Hayır!" dedi şaşkınlık içinde. İşte o anda ilk defa fark etmişçesine bakışları bir insan olan Paldneye kaydı ve Maeglinin yüzünde hiç bir yaşlanma belirtisi olmadığını gördü. On yıl insanı dokunmadan bırakamazdı. Bir elf için bu doğal olabilirdi ama bir insan savaşçısı hâla nasıl bu denli genç olablirdi.

şövalye Paldney şaşkın bakışları gördüğünde kıt düşünceleri yanlış tarafa kaydı ve düşüncelerle sözler hızla Lord Orene yöneldi. "Seninle özel görüşmek istiyorum Lord Oren!" dedi yükselen ses. Hâla Gorath'ın içinde bir şeyler kalmış olabilir miydi? Gorath yaşadıklarını hatırlamıyor olabilir miydi? şövalyenin o anda düşündüğü tek sorular bunlardı. Gorath'ın bunlarla yakından uzaktan alakası olmadığını nereden bilebilirdi ki?

Kaos sardı tapınağı ve bir anda binlerce dehşetin bir bedende toplanmış olduğu bir diyarda buldu Maeglin kendisini. Sanki diyar yaşayan ölümün kendisiydi. şövalye elindeki kılıcını daha sıkı tutarak düşüncelerini sabitlemeye çalıştı. Katı Paladin disiplinini hatırladı ve kendisini ona bağladı.

Gorath ve Majenta aynı anda fark ettiler Meaglin ile büyük lordun yerlerinde olmadığını. Majenta hiçbir şey yapamamanın verdiği dehşet haykırışını patlatırken Gorat'ın hâla kızıl parlamakta olan gözleri kısıldı. Burun kıvırarak baktı Majentaya "Bırak başkaları seçimlerini kendileri yapsınlar!" dedi homurdanarak.

Majenta sinirle kaplanmış bakışlarını ona çevirdi ve "Anlat bana neler oluyor? Neler yaşadın?" diye sordu.

Gorath suratında büyük bir sırıtışla "Cehennem yapılan on yıllık yolculuktan başka ne insanı bu denli değiştirebilir ki?" diye sordu.

Majenta bir anlık bir şaşkınlıkla ona baktı ve sonunda suratında anlaşılmaz bir ifade ile bakışlarını onun üzerinde gezdirdi. İşte şimdi şaşırma sırası ondaydı. "Yaşlanmışsın!" dedi. "Eski Gorath değilsin."

"En sonunda birisi anladı." Gorath homurdandı. "İnan bana Majenta cehennemde geçen on yıl yüzyıl gibidir!"

Majenta "Lordumuzdan yardım istemedin mi? Bizimle iletişim kurmayı denemedin mi?" diye sordu.

Gorath'ın kızıl gözleri adeta alev aldı ve "İnan bana Majenta her şeyi denedim!" diye haykırdı. "Lordum bana yardım etmedi. Lordumu her çağırdığımda yerine Lord Oren bana yardım teklif etti. Size ulaşmamın hiç yolu yoktu. Lordum ise orada bana asla ulaşamazdı. Lordumun bir yerde güçsüz olduğunu gördüm Majenta ve bu beni memnun etmiyor."

Majenta bakışlarını yere indirdi ve "Yazık!" dedi. "Senin için üzüldüm."

Gorath ileriye atıldı ve boşta olan eli ile Majentayı yakasından kavrayarak havaya kaldırdı ve "Benim için bir daha üzülürsen bu senin ölümün olur Majenta!" dedi sıktığı dişlerinin arasından.

Majentanın gözünden bir tek damla yaş aktı ve güçlü bir akım büyük bir vurgun dalgası olarak etrafa yayıldı. Gorath geriye doğru savrulurken Majenta zarifçe yere inerek ona baktı ve "Senin için gerçekten üzgünüm Gorath!" dedi. "Artık ruhunu kurtarmak için çok geç!" Arkasını döndü ve ilk defa onu tapınağa çeken baskın güce karşı gelerek tapınaktan dışarıya doğru ilerlemeye başladı. Bir an olduğu yerde durarak yerde sersem bir şekilde yatmakta olan Gorath'a omzunun üzerinden baktı ve "Görüyorsun ki Lordum hâla heryerde güçlü!" dedi.

Gorath baltasını sıkıca kavradı ve doğrulmaya başladı ama aynı anda yeni bir gücün varlığını hissetti. Bir anda Maeglin ve Lord Oren henüz tamamen yerden kalkmamış olan Gorath'ın önünde belirdiler. "Lord Oren!" diyordu Maeglin. "Bu anlaşmaya sadık kalabilecek misin?"

Lord Orenin güçlü, ilah sesi sardı ortalığı. "Siz anlaşmaya sadık kaldığınız sürece bu anlaşmaya sadık kalacağıma yemin ederim Maeglin."

by Gorath » Wed Aug 11, 2004 12:10 am

BÃ?LÃ?M 6-GERİYE DÃ?NÃ?ş

Soğuk hava bir kez daha gelmiş, karlar heryeri kaplamıştı. Kış tüm şiddeti ile varlığını hissettiriyordu. Ama bir farkla! Kış bu sefer her zamankisinden daha şiddetliydi. Havada büyük bir titreşim oldu. Dalgalanma dünyanın duvarında başladı ve elektriksel titreşimler tüm çevreyi sardı. Kıvılcımlar uçuştu. Tütreşimin olduğu bölgede çok büyük bir sıcaklık yayıldı ve neredeyse tüm karlar eridi. Yerdeki beyazlık alev rengi ile noktalandı. Kırmızı renk eskiden beyazın hakim olduğu tüm alana hakim oldu. Havada açılan boyutsal bir kapı, bir koridor alev rengi ile doldu ve başka bir boyutun görüntüleri kapının içinden gözüktü:

Heryer alev alevdi diğer boyutta. Ã?eşitli şeytanlar vardı çevrede. Heryerde acı çeken ve alevler içinde yanan ruhlar duruyordu. Cehennemin binlerce boyutundan birisiydi burası. Cehennem boyutlarından birisiydi. Kapının içinde küçük bir gölge belirdi. Kızıl gözler çıktı ortaya. Sonrada ufak beden kapıdan geçti. Cüce Gorath gözleri kızıl kızıl parlayarak kapıdan geçti ve kendi dünyasına girdi. Elinde alevler içinde parlamakta olan baltasını tutuyordu. Gözlerinden ise şeytanlık okunuyordu.

Dehşet ile bakan gözler kısıldı ve çevreyi koloçan etti. Bir kahkaha havada yankılandı. "Yıllar sonra yeniden buradayım! "dedi haykırarak.

Aradan geçen on yıl cüceden çok şey götürmüştü. Götürdüklerinin yerini yenileri almıştı. O kapkara sakallar şimdi kıpkızıl parlıyordu. O bilgiç bakan gözler şimdi kızıl bir şeytanlıkla bakıyordu. Elindeki balta bile ölüm istiyormuş gibi duruyordu. On yıl onu değiştirmişti. Aradan geçen yıllar onun ruhunu değiştirmişti.

Yıllarca savaşmış ve en sonunda pes etmişti. Kendisini düşmanlarının ellerine bırakmıştı. Düşman onun tarafsızlıkla dolu ruhunu yeniden işlemiş ve kötü yolun kudretli bir yolcusu haline getirmişti. Cehennem boyutlarından birisinde kötülük onu ele geçirmiş ve içine işlemişti.

Etrafına baktı ve "Lord Oren!" dedi. "Beni neden geriye getirdin?"

(Yukarıda yaşananlar Bal Likörü Salonunda ki Cüce Gorath'ın Dönüşünden alıntıdır!)

"Kim bilir Gorath!" dedi Lord Orenin beliren kaos vari şekli. "Belki sadece artık doğru yolu bulduğun için belki de tüm zamanda çözüm arayanlara örnek olman için." şeytani ses büyük bir tonla yükseldi. "şimdi en azından gerçek bir savaşçı olmuşsun!" dedi bir kahkaha ile karışık.

Gorath saygısını sunmak için yeni lorduna doğru ilerlerken şekil bir anda önünden kayboldu ve arkasında sadece bir ses yankısı kaldı. "Seni tapınakta bekliyorum Gorath!"

Gorath etrafına baktı ve sıkıntı içinde kendisini cehenneme girdiği andaki gibi yalnız hissetti. Yalnızlığı düşünmemeye çabalayarak hızla dağdan aşağıya doğru inmeye başladı. Ellerinde hiç bırakmadığı baltasını tutuyordu ve bu ona güven veriyordu. Sonuçta artık yalnız olmadığını biliyordu. Bu balta sayesinde hiç bir zaman yalnız kalmayacaktı. O anda içinde bir sinir dalgası gezdi ve öldürme isteği ile yanıp tutuşmaya başladı. Gözlerinin önünde nefret ettiği elf kızları gidip geliyordu. Tüysüz yosmalardan bir tanesini eline geçirecek olsa...

Dağdan şehre inerken gözleri kızıl alevlerle parlıyordu ve nefret tüm bedenini sarmıştı. Nereye gideceğini bilmiyordu. Daha önceden Lord Orenin tapınağına hiç gitmemiş olmasına rağmen sanki yolu biliyordu. Oysa eskiden bu diyarda söylenen bir söz vardı. Sadece ruhunda kaosu taşıyanlar Lord Orenin tapınağını bulabilirlerdi.

şehirden geçerken dehşet bakışları ona çevriliyor ve yer yer herkes onu izliyordu. O anda bir handan çıkmakta olan bir gözde onu gördü ve dehşet içinde donakaldı. Gorath hızla ilerleyip şehirden geçerken peşine takılmak için acele etmesi gerekti.

Gorath önüne piramit şeklindeki Lord Oren tapınağı çıktığında hiç şaşırmadı ve direk içeriye girdi. O anda içeride kurt adamlar ve vampirler birbirleri ile konuşuyorlardı ki bu görüntü daha şimdiden ona cehennemi hatırlattı. Büyük bir rahatlama duygusu ile ilerledi ve bahçede duran lordunun yanına giderek "Beni savaşçınız olarak kabul edin lordum!" dedi. Bunu söylerken başını dahi eğmemiş, kızıl gözlerini lordunun üzerinde tutarak elindeki baltayı daha da sıkmıştı. Cehennemde yıllarca savaşmıştı ve artık bu güvenmez davranışlar reflexel bir hal almıştı.

Lord Oren ona baktı ve "Artık benim savaşçımsın Gorath!" diye beyan etti.

O sırada tapınağın kapısından içeriye koşarak zırhlı bir beden girdi ve Gorath ile lord Orene baktı. Gorath hızla silahını kaldırmıştı ama her nedense yerinden kımıldayamıyordu. Lord Orenin varlığı önünde duran Gorath'ın bedeninin içinden geçerek hızla yeni gelenin karşısına çıktı ve "Ne istiyorsun Zamanın şövalyesi Paldney?" diye sordu.

by Gorath » Sun Aug 01, 2004 4:19 am

BÃ?LÃ?M 5-İşKENCE SAATLERİ
Benim ölümlü bedenim cehennemdeki mesafelere uyum sağlayamıyor. Düşüncelerim ile kendimi yönlendiremiyorum. İşte bu yüzden cehennemde bir yerden başka bir yere giderken cehennem lorduna yada rahip dostuna ihtiyacım oluyor. Onların sınırları beni cehennemde ihtiyacım olan yere götürebiliyor.
Lord Orene inanmaya başladığım o günden bu yana tek bir yaratığın saldırısına uğramadım. Her nedense hepsi benden korkar oldular. Yakınıma bile yaklaşmıyorlar. Ama ben kendimdeki bir değişikliğin daha farkına vardım. Artık öldürmeden duramıyorum. Baltamı saplayacak bir beden bulamadan duramıyorum. İşte bu yüzden karşıma çıkan her cehennem yaratığı ile savaşıyorum. Bu onların hoşuna gitsin yada gitmesin...
Bir ateş mağarasında gerçekten güçlü bir cehennem yaratığının yaşadığı haberini aldım. İki dostum bana bu yaratığın çok güçlü olduğunu belirtmekten çekinmediler. Belki de benim onu yenemeyeceğimi düşünüyorlardı. Yada ben konuşmalarından bunu sezdim ama böylesine küçük düşürücü bir olaya tahammül edemem. Ben güçlüyüm ve gücümü göstermek için o yaratığı yenmeliyim.
Onlar beni mağaranın olduğu bölgeye bıraktılar. Israr etmek ve baltamı göstermek zorunda kalmadan yaptılar. Bazı yaratıkları öldürürken onların onayını almadığım için bana kızıyorlar ama bazılarını öldürdükten sonra onların takdirini kazanıyorum. Dost ile düşman ayrımının cehennemde bile olduğunu işte bu yüzden anlıyorum. Ben bu aralar sadece bir ölüm ve kaos makinesiyim. Bir süre birilerini öldürmeden yaşayamıyorum. İşte bu yüzden o mağaranın girişindeyim.

Kaosun cücesi kızıl gözlerle mağaranın girişini süzdü ve her ne kadar içeriye bir an önce girmek ve o yaratığı öldürmek istese de bunu yapmadı. Sadece baktı. Bu sefer yaratık güçlüydü. Bir cehennem yaratığı ile karşılaşacaktı ve bununla ilgili tüm hazırlıklarını yapmıştı. Buraya gelmeden önce iki dosttan yaratıkla ilgili tüm gerekli bilgileri almıştı. Dikkatle ve yavaşça içeriye doğru yürüdü. Bu kadar dikkat bir cüceye göre oldukça fazlaydı.
Bir an sonra dövüş başlamıştı ve Gorath yaratığa sırtından saldırmıştı. Bir an sonra ise gerçekten güçlü olan yaratık yerde yatmaktaydı. Gorath"ın baltası bir çok açıdan yaratığı parçalara bölmüştü ve son olarak yaratığın sırt bölgesinde saplı kalmıştı. Gorath tatmin olmuştu. Bu yaratığın ölümü onu tatmin etmişti. Gözlerindeki kızıl ve ölümcül ışıklar sönmeye başladıklarında Gorath yerde yatan cesede baktı ve şaşkınlıkla cesetten baltasına bir güç akmakta olduğunu gördü. Kızıl güç sarmallar çizerek baltayı sardı ve bir an sonra balta kızıl bir ışıkla parlamaya başladı. Öldürdüğü yaratığın bedensel gücü baltada toplanmıştı. Gorath dikkatle yaratığa baktı ve bu gücün yaratığı öldürmeden son anda yaratığın yapmaya çabaladığı güç olduğunu fark etti.
Balta ellerinde canlıymışçasına titriyor ve kendi üzerindeki gücü Gorath"a aktarıyordu. Gorath her an kendisini daha güçlü ve daha yenilmez hissediyordu. Baltasını sıkı tuttuğu her anda birilerini öldürmek için can atıyordu. Balta ölüm istiyor ve ölüm için Gorath"ın ruhunda çığlıklar atıyordu. Balta ve Gorath ölüm için yaşayan iyi bir ikili olmuşlardı.
Gorath arkasından gelen bir feryatla hızla o tarafa döndü ve şaşkınlıkla bir elf kızının görüntüsüne baktı. Elf kızı ölü değildi. Yaşıyordu ve canlıydı. Nasıl burada olabilirdi? Titreyen kız eli ile yerde yatmakta olan canavarı göstererek "Beni buraya getirdi!" dedi. "Beni kaçırarak bu cehennem boyutuna getirdi." Sonra bakışları Gorath"ın üzerinde dolaştı. Gorath ise kayıtsızca onu izliyordu. "Ve sen beni kurtarmak için buraya geldin. Beni kurtarmak ve beni bu cehennem boyutundan götürmek için..."
Kaosun cücesi ilk defa sıkıntı ile ona baktı. Yaşayan bir nefesti karşısında duran. Yıllardır cehennemde gördüğü tek yaşayan canlıydı. Nefes alıyor ve Gorath"a evindeki insanların nasıl canlılar olduğunu hatırlatıyordu.
Sonra kızın bakışları Gorath"ın elindeki baltaya kaydı ve parmaklar titreyerek onu işaret etti. "Elinde... Elinde ölüm için yaşayan bir balta var!" dedi. Titreyen parmaklar balta üzerindeydi ama gözler Gorath"ın gözlerine çevrilmişlerdi. "Yok et onu!"
Gorath bu sözlerle irkildi ve baltasını yok etme düşüncesi bile onun dehşete düşmesine sebep oldu. Can dostunu yok etmek mi?
Gözler aniden kızıl ışıklar saçmaya ve ölüm istemeye başladılar. Gorath"ın vücudu titremelerle sarsıldı ve balta ellerine daha sıkı yapıştı. Bu elf kızı ne diyordu böyle. O anda elf gözüne nefret ettiği bir cehennem yaratığı gibi gözüktü. Herhangi bir cehennem yaratığı gibi değil sadece nefret ettiği bir cehennem yaratığı gibi. Balta daha sıkı kavrandı ve elf kızı dehşet içinde geriledi.
"Sen beni kurtarmaya gelmedin!" dedi elf kızı başını iki yana sallayarak. Gözleri Gorath"ın kızıl parlayan gözlerinin deliciliğinden kaçıyordu. Gerilerken ayağı bir taşa takıldı ve kız arkası üstü yere düşerek Gorath"a baktı. Bu cüceden korkuyordu. Halkının yanına geriye dönmek istiyordu ama bunu yapması için önce hayatta kalması gerekliydi ve bu cüce onu korkutuyordu. Belki onu yakalayan yaratıktan bile fazla korkutuyordu bu cüce onu...
Gorath kızın korku dolu suratına baktı ve gözleri uzun kulaklarına kaydı. Ne kadar uzun kulaklardı onlar. Cehennemde bu kadar uzun kulaklı bir varlık dolaşabilir miydi? Cüce Gorath ilerledi ve eli ile kızın kulağını sıkıca kavradı. Dudaklarında şeytani bir gülümseme gezindi. Balta ölümcül bir kavis çizdi ve cehennemin derinliklerinden gelen binlerce acı dolu ruhun çığlığını bastıran bir çığlık etrafı sardı. Kanlar cüce Goarth"ın üzerine aktı ve baltası bu kanların tadı ile Gorath"a haz verdi. Elf kızının acı haykırışı ve yerde kıvranışı cüce Gorath"ın gözlerindeki deliliğe yansıdı ve Gorath eğilerek elf kızını kaldırdı. Tek omzuna atarak taşımaya başladı. Dostlarının kendisini izlediğine adım gibi emindi ama onlara böylesi bir avı veremezdi. Onlara Gorath"a yaşamı yeniden hatırlatan böylesi bir avı veremezdi. şimdi dostlarının neden onu oraya sokmaya çabaladıklarını anladı ve sırıtması tüm suratına yayıldı. Elflerden zaten nefret ederdi ve şimdi bu nefreti kat kat artmıştı. Bu elf kızı ona yaşayanların gereksiz dünyasını hatırlatıyordu. Bundan sonra gördüğü her elfe işkence edecekti. Onları ölüm ve kaos ile buluşturacaktı.
Elf kızının kulağından akan kan arkasında bir şerit gibi süzülürken yürüdü. Yürüdü ve yine yürüdü. Elf kızı hayattaydı ve kanama durmuştu ama baygınlık onu ellerine almıştı. Cüce Gorath o anından büyük bir haz duyuyordu ve elf kızına daha fazlasını yaşatmak için yanıp tutuşuyordu.
Gitmek istediği yere ulaşması bile cehennem lordu ile Oren rahibinin etrafında olduğunu kanıtlıyordu ona. Ã?ünkü Gorath cehennemde istediği yere yalnızken asla ulaşamazdı.
Ã?nünde boş bir kazık vardı. Elf kızını omzundan kaldırdı ve kazığa sıkıca yasladı. Bir an sonra bağlamaya başladı. Suratındaki büyük sırıtışla elf kızına bir an için baktı ve ne kadarda savunmasız diye düşündü. Yıllardır bu anı beklemiş gibiydi Gorath. Onu bağladı. Kazıkta bağlıydı artık. Dik bir şekilde duruyor ve ölü gibi solgun suratı aşağıya düşüyordu.
Gorath kızın uyanmasını beklemek için yere oturdu ve düşünmeye başladı. Yöntemler aklından birbir akıyordu. Cehennemde yıllardır aradığı o eğlenme yöntemleri zihninden geçiyor ve ona mutlu homurdanmalar bahşediyordu.
Kız kendisine geldiğinde Gorath ayağa kalktı ve ona baktı. Düşüncelerle doluyken kızın uyanması çabuk olmuştu. Ã?atık kaşlarla kıza doğru yaklaştı ve onu tamamen uyandırmak için saçlarından çekerek başını geriye yatırdı. Kızın çığlıkları cehennemde yeniden yankılandı. Ama o anda tüm işkence dolu ruhların sesi kesildi. Sanki tüm cehennem orayı izliyor gibiydi. Böylesine bir ıstırap orada yaşayan tüm yaratıklara haz verecek nitelikteydi. Gorath gözlerini açmaya çabalayan kıza baktı ve bir daha asla gözlerini açmamasına karar verdi. Baltasını belki de yıllardır ilk defa elinden bıraktı ve başparmaklarını kızın gözüne yaklaştırdı. Parmaklar daha o badem gözleri deşmeden kız çığlıklar atmaya başlamıştı. Cehennemdeki sessizlik yaşayan bir bedenin ıstırap dolu çığlıkları ile boğuldu.
Gorath ellerini çekti ve iki başparmağındaki kana bakarak sırıttı. Yerdeki baltasını alırken diğer elindeki kanın tadına baktı. Gerçketen bu işten hoşlanmaya başlamıştı...
Cehennem sanki o anki kadar huzur bulamamıştı hiç. Binlerce yaratık bu ıstırabın gücünden haz duyuyor gibiydi.
Kız yeniden baygınlıktan çıktığında Gorath kızın saçını geriye çekti ve kızın kulağına "Artık görmek istemediğin hiçbir şey yok!" dedi. Kız suratına tükürdü ve Gorath suratındakileri silmeye bile tenezzül etmeden sırıttı. Dudakları araladı ve kızın dilini parmakları ile yakalayarak dışarıya çekti. O anda kızın dilsiz kalmasına karar vermişti. Kız acı içinde bağırırken Gorath kızın dilini de kesti...

O an için işkence etmek benim için mutluluk ötesi bir şeydi. Bana geldiğim dünyayı hatırlatan o yaşayan bedeni yavaş yavaş yok etmek o kadar güzel bir duyguydu ki anlatamam. şimdi bazı zamanlarda bu bana sıkıntı veriyor ve düşüncelerimde bununla savaşıyorum ama o kıza verdiğim acıları asla unutamam. Sonrasında pişman oldum mu diye sorarsanız; Hayır olmadım! Hâla elf kızlarına karşı büyük bir nefret besliyorum ve hâla onlara acı çektirmekten zevk alıyorum. Bazı zamanlar onları bir darbede öldürerek kendimi tatmin ediyorum bazı zamanlar ise onları kendime aşık ederek tek taraflı bir aşk yaşamalarını sağlıyorum. O elf kızını asla unutmam. Aynı şekilde bir diğerini unutamadığım gibi. Ama bunların hepsi bir hikaye! Benim unutmadığım tek bir elf kızı var. Rahibeliği ile dalga geçtiğim ve kendime sonuna kadar bağladığım elf kızı olan Lysana...

Acı dolu çığlıklar cehennemde yankılanırken Gorath işine devam etti. Elf kızına ölene kadar işkence etti...

by Gorath » Mon Jul 05, 2004 7:09 pm

BÃ?LÃ?M 4-GERÃ?EK DOST
Ateşler sarmıştı her yanını. Gorath hayatında ilk defa öleceğini düşündü. Ölecek ve kesinlikle bundan kimsenin haberi olmayacaktı. O burada ölecekti, cehennemin derinliklerinde ölüm ile buluşacaktı...
Kızıl ateşlere baktı ve ölüm düşüncesini aklından atmaya çabaladı. Son günlerde üzerindeki kıyafetler bile ateşin sıcaklığında erimeye başlamışlardı. Cehennemin o sonsuz sıcaklığı sürekli olarak onu vurmuştu. Belki her gün dua etmiş ve her dua ettiğinde Dragonfire yerine Oren ile karşılaşmıştı. Dragonfire diyordu çünkü artık onu tam olarak lordu olarak görmüyordu. O onu duymuyordu. Belki Oren... Hayır! Başını iki yana sallayarak bu düşünceyi uzaklaştırdı ve kendisine gelmeye çabaladı. Asla böyle bir şey olamazdı. O kaosa ait olamazdı. Her ne kadar şu anda kaosla dolu bir dünyada olsa da o kaosa ait değildi. Gözlerinde bir an kızıl alevler belirdi ama cüce bunları hızla yok etti. Kaos değildi istediği. İstediği zamandı. O krallık tacını bulacak ve oğluna geriye götürecekti. Bunu yapması için gerekli olan tek şey ise zamandı. Ama kaos değildi...
Etrafını saran alevler değildi korktuğu. Korktuğu tek şey yenik düşmekti. Onun gibi bir gücün böylesi bir yerde ölmesi ve unutulmasıydı. Unutulmak... Unutulmak korkunç bir kavramdı onun için. Bir kral olarak kalsaydı her zaman yaptıkları ile hatırlanırdı ama bir kral olarak kalmamıştı.
Baltasını sımsıkı kavradı ve önünde süzülmekte olan canavara baktı. Yarasa kanatlar sürekli ileri geri hareket ederek yaratığı havada tutuyorlardı. Açtığı ağzından ateşler dökülüyordu ve cehennem yaratığı Gorath"ı öldürmek için ateşleri sürekli ahreket eden cücenin arkasından gönderiyordu. Gorath yavaştı ama böylesi bir yaratığın alevlerine yakalanmayacak kadar hızlıydı. Sürekli olarak yer değiştiriyordu ama yaratıkta bir an sonra ona dönük oluyordu.
Gorath gözlerinde yeniden parlayan alevlerle cehennem yaratığına baktı ve dudaklarında "Kolay bir avsın!" kelimeleri şekillendi.
Savunmasız kalmak uğruna baltasını fırlattı ve cehennemde geçen onca yıla rağmen keskinliğini bir an olsun kaybetmemiş balta yaratığın kanadını yararak geçti. Cehennem yaratığı yere düşerken Gorath hızla koştu ve dev cehennem kuşunun üzerine atladı. Ağzını açmasın diye gırtlağını sıkıca yakaladı ve sıkmaya başladı. Bir an sonra yaratığa yorgana dolanmış gibi dolanmıştı. Yaratık dev pençelerini koluna geçiriyor, Gorath ise onun boynunu kopartmak için tüm gücü ile sıkıp çekmeye devam ediyordu. Gorath"ın kolunda devasa üç tırnak izleri çıkmaya başlamıştı. Kolay kolay iyileşmeyecek olan tırnak izleriydi bunlar ama yinede Gorath o kadar tehlikeli yaralar olmadığını biliyordu bu yaraların. Daha kötüsünü görmüştü...
Yaratık bir süre sonra gevşedi ve saldırmayı kesti ama Gorath o kadar kolay boğazlamayı kesmezdi. Bu sinsi yaratıkların ne kadar tehlikeli ve ölümcül olduklarını biliyordu. şu anda ellerinde olan yaratığında rol yapmakta olduğunu bildiği kadar biliyordu bunu. Elini bir santim çekecek olsa ölümünü hazırlardı. O çeneden binlerce ateş üstüne boşalırdı. Bir an sonra yaratık bunu kanıtlarcasına yeniden kımıldamaya başladı. Tepindi, tepindi ve bu sefer gerçekten öldü.
Gorath bir an daha gırtlağı sıktı ve o anın sonunda ellerini gevşetti. İşte o anda vücudunda hiç güç kalmamış olduğunu fark etti. Ellerini yeniden birleştirdi ve yeniden tanrısına, Dragonfire"a dua edecekti ki bunun iyi bir fikir olmadığını karar verdi. Oren yine gelecekti ve o Orenin onu bu şekilde görmemesinde kararlıydı. Bu şekilde yaralıyken Orene gözükmemeliydi. Oysa ki Orenin onu her an gördüğünü biliyordu. İlahi varlık onun dualarını neden istiyordu ki. O kadar inanan arasından onun dualarına neden ihtiyaç duyuyordu. Yoksa gerçektende tek amacı ona yardım etmek miydi. Hayır! Yeniden başını iki yana sallayarak bu fikri uzaklaştırdı ve aynı anda kızıl bir ışıkla parlamaya başlamış o gözler yeniden eski haline döndüler.
Yaratığın üzerinden kendisini zorlukla itti ve nefes nefese ayağa kalktı. Oren onu öldürmek isteseydi çoktan öldürürdü. Ã?yleyse neden, neden üzerine teker teker yaratıklarını salıyordu. Bir keresinde sormuştu bu soruyu ona ve Orenin verdiği ve Gorath"ın anlayamadığı bir cevap vardı. "Gerçekler, gerçekleri görmen için Gorath!" Gorath gerçektende bunu anlayamıyordu.
Baltasının düşmüş olduğu yeri gördü ve zorlukla yürüyerek o tarafa yöneldi. Baltasına ulaşmaya çalıştı ama sanki her saniye vücudunun bir bölgesi daha kımıldayamıyor gibiydi. Kolundaki üç tırnaklı yaraya baktı ve yaranın garip bir şekilde yeşil renge dönmüş olduğunu gördü. Bu ona garip geldi ama bunu düşünebilecek durumda değildi. Tek yapması gereken baltasına, can yoldaşına ulaşmaktı. Dizlerinin tutmadığını hissetti ve tek dizinin üzerine düşüverdi. O ayağı birdenbire kımıldamamaya başlamıştı. Oynatamıyordu işte. Neden, neden oynamıyordu. Hissetmiyordu bile o ayağını. Ama bu onun umurunda bile değildi. Can yoldaşı onu bekliyordu ve o oraya ulaşmalıydı. Tek ayağından destek alarak sürünmeye çabaladı ve o anda yaralı kolunu da hissetmediğini fark etti. Neden hissetmiyordu? Sol tarafını komple hissetmediğini fark etmesi uzun sürmemişti.
Süründü, süründü, süründü... Diğer bacağı? O neredeydi? Hissetmiyordu? Tek kolu ile itmeye başladı ama vücudunun kımıldamadığını fark etti. Başını zorlukla oynatarak ileriye baktı ve baltasının hemen önünde olduğunu gördü. Tek kullanabildiği kolunu, sağ kolunu ileriye uzattı ve baltanın sapının ucuna değdiğini fark etti. Evet... Baltasına değdiği anda rahatlamıştı. Bir adım daha. Sol kolu ile tüm gücünü kullanarak kendisini çekti ve baltasının sapını sıkıca yakaladı. Artık ölürken bile bırakmayacaktı. Baltasını kendisine çekti ve ona sıkıca sarıldı. O onun ölümde bile yoldaşıydı. Gözler kapanmaya başladı ama bu kadarla kalmadı. Büyük bir acı fırtınası onu vurdu ve sarsıldı. Titredi ve inledi. Ağzından kan geldi. Vücudu kasılıyordu. Nefes, nefes alamıyordu. Bir damla hava yok muydu? Bir damla hava için neler vermezdi? Cehennemin o kükürt dolu havası bile olsa bir damla hava için neler vermezdi.
"Lordum!" dedi ruhu acı içinde. "Lordum!" diye şekillendirdi dudaklar biraz geçte olsa. "Bana yardım et Lord Oren!" Gözler sonsuzluğa kaydı ve yokluk cüceyi sardı.
Bir güç geldi, beden gücün varlığı ile sarıldı ve koldan büyük bir akım dışarıya doğru akmaya başladı. Cüce Gorath derin bir nefes aldı. Boğazını kavradı ama bir eli baltayı tutmayı bırakmadı. İnlemeler yerini soluk alış veriş seslerine bıraktılar. Koldaki yaralar bir başka tırnak yerlerinden geçermiş gibi kapanmaya başladılar. Beden aynı anda bir aura ile sarsıldı. "Çok inatçı!" diyen bir ses duyuldu ve iri beden bir kuştüyü yastıkmış gibi yerden kaldırıldı. Ateş gibi sıcak eller onu sardı ve "Onu bunca zamandır ayakta tutan bu inatçılığıydı!" dedi bir başka ses.
"Keşke hepiniz onun kadar inatçı olsanız!" dedi bir diğeri.
Ölüm gibi kokan bir nefes burnuna geldi ve Gorath gözlerini sonuna kadar açtı. Artık kızıl bir ışıkla parlayan gözler etrafına baktılar ve hiçbir şey göremediler. Seslerin sahipleri yok olmuşlardı. şimdi bir yokluk vardı yerlerinde. Gorath hızla yerinden fırladı ve sesin sahiplerini araştırdı. Kimseyi göremedi. Kimse yoktu. Yıllardır ilk defe duyduğu ve bir insana ait olduğuna emin olduğu o sesler hiçliğe karışmışlardı adeta.
Gorath ellerinde sımsıkı tutmakta olduğu baltaya baktı ve gülümsedi. Can yoldaşı yanındaydı. O zaman yenilmemişti ve hâla ayaktaydı. Can yoldaşı yanında olduğu zaman yenilmezdi. Sadece bitkin düşmüştü ve uykuya dalmıştı. Bakışları bedenine kaydı ve dehşet içinde tamamen çıplak olduğunu gördü. Bedeninde bir parça kıyafet kalmamıştı. Nasıl olur? Yaratığın ateşleri tüm kıyafetleri bu kadar eritmiş olabilir miydi? Hayatında ilk defa kendisini savunmasız hissetti.
"Gorath!" dedi karanlıklardan bir ses ve Gorath bakışlarını hızla o tarafa çevirdi. İşte o zaman ilk defa Orenin dua etmediği bir anda orada olduğunu gördü. "En sonunda doğru yolu gördün Gorath!" dedi Oren ona bakarak.
Cüce çalı gibi kaşlarını çatarak ona baktı ve "Ne oldu?" diye sordu.
Oren ona baktı ve "Ölüm anında bana bağlılığını sundun!" dedi. "Bunun bilinçli yapılmış bir bağlılık olmadığını düşünerek sana yardım etmeyebilirdim ama ruhunda bunun bilinçli olarak yapılmış olduğunu gördüm."
Gorath o anda Lord Orenin için dua etmesini hatırladı. Bu gerçektende bilinçli yapılmıştı. O acı anda bile cücenin bilinci yerindeydi.
"Sen zamana ait değilsin Gorath!" dedi Oren ona bakarak. "Asla olmadın. Sen her zaman Kaos ve savaş doluydun."
Gorath bir an için Orene baktı ve tek söylediği "Bana istediğimi verebilir misin?" oldu. O anda elinde bir ağırlık hissetti ve şaşkınlık içinde bakışlarını baltasının olmadığı eline indirdi. İşte oradaydı. Yıllardır aradığı, en azından aramak için yola çıktığı krallık tacı oradaydı. "Sen... sen bunu nereden bildin?"
Orenin iki yanındaki karanlıklardan iki şekil belirdi ve devasa bir cehennem lordu Gorath"ın karşısında durdu. "Lordum diyeceksin!" dedi. "Sana hayatını veren kişiye bu şekilde mi teşekkür ediyorsun?" Gorath devasa cehennem lordunun ellerine baktı ve orada yanmakta olan ateşleri gördü. Tüm vücudunda yanmakta olan ateşler gibi orada da ateşler yanmaktaydı. şimdi Gorath"ı kimin kaldırdığı ve kıyafetlerinin neden yerinde olmadığı anlaşılıyordu. Bu cehennem lordu onu daha güvenli bir yere taşımış olmalıydı.
"İnatçı olduğunu söylemiştim!" dedi Lord Orenin yanında duran bir diğer şekil. Bu bir insandı ama üzerinde bir cüppe vardı. Bir rahip olmalıydı. Bir Oren rahibi...
"Keşke hepiniz onun kadar inatçı olsanız demiştin!" diye bildirdi Cehennem lordu. şeytani bakışlar cüppeli insana döndü ve Gorath o bakışlarda nefret görmesine rağmen baltasını daha sıkı kavrayamadı. Bu cehennem lordunun kendisinden çokta farklı olmadığını düşünmeye başladı.
"Altı yıl Gorath!" dedi Oren bu konuşmaya son noktayı koymak istercesine. "Cehennemde geçen altı yılın sonunda bana bağlılığını sundun..."
Gorath lorduna baktı ve gözlerindeki kızıl ışık bir an için söndü. Dizlerinin üzerine çökmedi sadece baktı ve "O zaman öyle olsun!" dedi.
Cüppeli insan ona baktı ve "İnada devam!" dedi. Gorath o anda ilk defa arkasında durmakta olan bir ateş kuyusunu fark etti. Ateş kuyusundan alevler yükselmiş ve ilk defa olarak cüppeli adamın suratını göstermişti. Bu adam canlı değildi. Suratında çürümüşlüğün izleri vardı ve bu diyarda varlığını sürdüren bir ruhtan ibaretti. O zaman neden bu adamın cehennemde gördüğü insanlığa en yakın kişi olduğunu anladı. Ölü bir adamın ruhu olmalıydı.
Cüce Gorath sonraki dört yılını geçireceği yeni dostlarla bu şekilde tanıştı. Lordunun ona sunduğu yepyeni dostlarla... O anda her şeyi unuttu. Ait olmadığı bir düzlemde varlığını sürdürmek için bir cehennem lordu ve ölü bir rahip ile birlikte yaşadı. Ama tüm bunlara rağmen hâla en yakın dostu baltasıydı.

by Gorath » Tue Jun 29, 2004 11:48 pm

BÃ?LÃ?M 3-CEHENNEM YILLARI
Cehennem... Kapıdan girip cehenneme girdiğimde kendimi ilk defa yalnız hissettim. Orası cehennem boyutuydu, yalnızlık boyutu! Yıllarca dost olduğum kişilerin hiç birisi artık yanımda yoktu. Sanki hiç dostlarım olmamış gibiydi. Sıcaklık o kadar yüksekti ki hiç anlatamam. Sakallarımın altında, suratımdan aşağıya terler aktığını hissedebiliyordum. Oysaki ben yıllarca Horndras madenlerinde maden ocaklarında çalışmış bir cüceyim ve bunun beni etkilememesi gerekli. Burada sıcaklık çok yüksek.

Cüce Gorath arkasında kapanan kapıya ve az önünde kapanan bir diğer kapıya bakarak olduğu yerde durdu. Sessizlik vardı bir an ama bir an sonra her yerden acı çeken çığlıklar yükseldi. Gorath acı çekenlerin yerini bulmak için etrafına bakındı ve yerini saptamaya çabaladı ama çığlıklar sanki her yönden geliyorlardı. Gözlerinde kızgın bakışlar belirdi. Birilerinin yardıma ihtiyacı vardı ama o yardım etmek için gidemiyordu.
Tereddütle bir yöne doğru birkaç adım atmayı denedi ve aniden önünde beliren bir çukura dehşet içinde baktı. Bir adım daha atsaydı devasa çukura düşecekti. Az önce bu çukur burada değildi. Peki şimdi nereden gelmişti?
Gorath sıkıntı ile arkasına döndü ve bir diğer tarafa doğru adımını attı. Tereddütle önüne baktı ve bir çukur olmadığını görünce rahatladı. Yürümeye başladı. Gözlerinin ona oyun oynadığını düşünüyordu. Sıcaklığın getirdiği ıslaklık vücudunun her tarafından aşağıya ter olarak süzülmeye başlamıştı. Kalın dersinin ateşler içinde yanması gibi bir şeydi bu. En azından Gorath"a öyle geliyordu.
İlerliyordu ama gidebileceği hiçbir yer yok gibiydi. Sessizlik vardı sadece. Yol sonsuz muydu. Burası neresiydi? Burası hangi düzlem, hangi boyuttu?
Bir anda tüm tüyleri diken diken oldu ve reflekssel olarak baltasını ellerine aldı. Bir an sonra balta savruluyordu. Hayatında ilk defe gördüğü ve ne olduğunu anlayamadığı boynuzlu bir yaratıkla dövüşmeye başlamıştı. Baltasını saplıyordu ama yaratıktan bir damla olsun kan akmıyordu. Balta saplanıyor ve yaratığı öldürüyor gibiydi ama bir an olsun ona zarar verdiğini hissedemiyordu. Sanki balta her saplandığında bir boşlukta asılı kalıyor sonra geriye çekiliyordu ama bir an sonra yaratığın bir inleme ile yere düştüğünü gördü. Yaratığın cansız bedeni yere düşerken derin bir nefes aldı ve baltası her savaştan sonra olduğu gibi sırtına doğru gitti. Durdu! Baltasını sırtına koymadı. Yeniden ellerinde sımsıkı tutarak ilerlemeye başladı. Bu sefer hisleri onu kurtarmıştı ama bir dahaki saldırıda o hisler geç kalabilirdi.
Cüce Gorath ilerlemeye başladı ve ilk birkaç adımından sonra durarak arkasına baktı. Dehşet içinde ölü bedenin orada olmadığını gördü. Gözleri ona oyun mu oynuyordu. Elindeki baltaya baktı ve bir anda baltada hiçbir şey olmadığını gördü. Ne kan vardı nede az önce bir savaş olduğunu gösteren bir iz. Gorath sessizce elindeki baltaya baktı ve "delirdim mi?" diye düşünmeye başladı. Az önce devasa bir yaratık öldürmüştü ama şimdi öldürmediğini düşünüyordu yada gerçekten öldürmemişti.
Sıkıntı içinde ilerlemeye devam etti ve kulaklarına çığlıklar doldu. Acı çeken canlıların çığlıkları. Seslerin yeniden her yönden geldiğini duydu ve kulaklarının ona oyun oynadığını düşünmeye başladı. Deliriyordu. Sadece ilerledi. Kulaklarındaki sesleri zihninden dışarıya atmaya çabaladı. Onları duymazdan gelmeye uğraştı ve kısa sürede bunda başarılı oldu ama hâla çığlıklar etrafındaydı...
Bir an sonra bir çukur daha gördü. Aşağıdan alevler fırlıyordu. Yakıcı alevler her tarafı sarıyordu. Gorath alevlere baktı ve başka bir yöne döndü. Sıkıntı ile ilerledi. Baltası elinde gevşemeye başlamıştı. Artık bir yaratık öldürmediğini düşünmeye başlamıştı.

Yakıcı güneş altında ilerliyorum. Yakıcı güneş mi? Bakışlarımı kaldırıyorum ve gökyüzünde yakıcı bir güneş olmadığını fark ediyorum. O zaman bana gökyüzünden gelen o sıcaklığın kaynağı ne? Benim suratıma vuran sıcaklık nereden geliyor?
Krallığımı ilk defa özlüyorum. Neden orayı terk ettim. Yalnızım. Bu boyutta başka kimse var mı? Bilmiyorum ama dostlarımın hiç birisi burada değil. Ben onları düşünüp merak ediyorum ama onlar beni düşünüyorlar mı? Beni merak ediyorlar mı? Burası sıcak! Lordum bana yardım et!

Cüce Gorath dizlerinin üzerine çöküyor ve lorduna dua ediyor. Yıllardır hiç bu kadar korkmamıştı. Yalnızlık onu hiç bu kadar sarmamıştı. Deliriyor muydu? Anlayamıyor.
Dualar şekil bulmuşçasına gökyüzünde bir bulut oluşmaya başlıyor ve Gorath Dragonfire"ın ortaya çıkmasını bekliyor. Hayır! Bu olamaz! Bulutun içinde rüyalarında gördüğü o cisim var. Lord Oren karşısında beliriyor ve "Dragonfire seni duyamaz Gorath!" diyor.
Gorath, Lord Orenin karşısında diz çökmüş görünmemek için ayağa kalkmaya çabalıyor ama bunu başaramadığını fark ediyor. Aç ve yorgun olduğunu ilk defa hissediyor. "Sana inanmıyorum!" demeyi başarıyor. "Lordum beni her zaman duyabilir."
Lord Oren sadece "O seni duyamaz!" diyor.
Gorath zorlukla ayağa kalkıyor. Ama kalkması ile dizlerinin üzerine çökmesi bir oluyor. Varlık ne kadar kutsal ve kudretli diye düşünüyor. O ne kadar yüce bir varlık. O bir tanrı. Onun önünde ayağa kalkamıyorsun bile...
"Cehennem boyutundasın Gorath!" diyor Oren ve Gorath ilk defa nerede olduğunu bilmenin verdiği dehşeti yaşıyor. Ağzından sadece bir inleme çıkıyor. "Sana yardım edebilirim Gorath!" diyor Oren ama bu sözlerin anlamı bile Gorath"ın yeniden yerden kalkmaya çabalamasına yetiyor. Orenin varlığı burada dünyada olduğundan daha kutsal. Bunu hissedebiliyor. O yerden kalkmaya çabalarken Oren konuşmaya devam ediyor. "Sana yardım edebilirim Gorath ama bunu benden sen istemelisin."
Gorath ter içinde yerden kalkmaya çabalıyor ama bunu başaramıyor. Dudaklarından çıkan o tek kelime ise zorlukla şekilleniyor. "Hayır!"
Orenin varlığı anında yok oluyor. Gorath istemediği sürece Orenin ona hükmedemeyeceğini biliyor. O hâla Fragonfire"a hizmet ediyor. O hâla zamanın cücesi olarak yaşıyor.

Orada ilk defa zorunlu bir ikileme düştüm ki bu cehennemde yaşadığım süre boyunca belki de sürekli düşeceğim bir ikilemdi. Halkımı terk ederken bu benim anında verdiğim bir karardı. Yaralı Gnome"u çadıra sokarken bu benim anında verdiğim bir karardı ama ben orada "Hayır!" derken bile bir karar vermedim. Bu benim sadece söylemiş olmak için söylediğim bir sözcüktü. Benim seçimim henüz sonuçlanmamıştı. Ben henüz benim için olabilecek doğru yolu bulamamıştım.
Cehennemde ilerlemeye devam ettim ve her attığım adımda yorgunluk ile savaş verdim. İlk defa açlığın ne demek olduğunu anlıyorum sanırım. Ben daha acıkmadan yemek yiyen bir cüceyim. Yemek neredeydi ben oradaydım bundan önce ama şimdi açlıkla savaşıyorum.
Gece olmasını ve sıcağın biraz olsun azalmasını bekledim. Ama gece olmadı. Orada gece yoktu. Orada gündüzde yoktu. Orası cehennem boyutlarından birisiydi ve ben orada sürekli bir ateş içinde yürüyordum.
Savaşım hayal değildi. Bunu ikinci savaşımda ve ikincinin hemen arkasından gelen bir üçüncüsünde anladım. Baltam her saldırıda öldürüyordu ama ölüm onlar için yalandan ibaretti. Düşen her yaratık anında yok oluyordu. Ben delirmiyordum. Tamam belki deliriyordum ama kendi düşündüğüm şekilde değildi bu. Ben gerçekleri görüyor ve o çığlıklarla birlikte gerçekleri duyuyordum. Ã?ığlıklar gerçektende her yerden geliyorlardı.

Gorath az önce yendiği bir yaratıktan daha uzaklaşarak koşmaya başladı. İçinden o cehennem kuyularından birisinin daha önüne çıkmasını ve onu kapıp yutmasını dilemeye başlamıştı ama çıkmıyordular işte. Nedense istediğinde orada değildi o kuyular.
Bir anda önüne çıkan ürkütücü bir görüntü ile donakaldı. Koşmayı kesmişti ve nefes dahi alamıyordu. Baltası elinden düştü ve korku ile yere diz çökerek görüntüye baktı. Bir kazığa bağlanmış acı içinde bir ruhtu bu. Etrafında alevler vardı ve ruh çığlıklar atıyordu. Acılar içinde bağırıyordu. Suratında bire korku ifadesi vardı. Ölümü anında o şekilde kalmış olmalıydı o ifade. Asla silinmeyecek olan bir ifade.
Gorath ellerini kavuşturdu ve Lord Dragonfire için bir dua okudu ama neredeyse anında önünde Lord Oren şekillendi. Gorath yeniden dizleri üzerinde olduğunu fark etti ama yeniden ayağa kalkamadı. Burada gerçektende Oren en yüce varlıktı. "İstemen yeterli!" diyordu Oren ona. "İstersen sana yardım edebilirim." Bana nasıl yardım edecek diye düşünmeden edemedi Gorath. Ben kayboldum. Ben eve dönmek istiyorum. Dostlarımın yanına dönmek istiyorum ama bunun için Oren son yardım isteyebileceğim kişi. Yeniden "Hayır!" kelimesi döküldü dudaklarından ve Gorath Orenin yeniden kaybolduğunu görünce ayağa kalktı.
Acı çeken ruha baktı ve "Cehennemde yanıyorsan bunu hak etmişsindir!" dedi. Bu sözlere karşılık ruhtan acı bir çığlık yükseldi ve Gorath ruhun onu gayet rahat duyabildiğini fark etti. Yerde, ayaklarının dibinde durmakta olan baltasını kaptığı gibi koşmaya başladı. Kulaklarını kapatmaya çabalıyordu ama bir yandan da baltasını bırakmamaya kararlıydı. Artık karşı koymaya kararlıydı. Burada ölmemeye ve savaşmaya, kendi yolunu kendisi bulmaya kararlıydı...

Orada savaştım. Sayısını hatırlamadığım kadar çok yaratıkla savaştım. Ama hepsi karşıma tek tek geldiler. Savaş sırasında etrafıma baktığımda karanlıklardan gözlerin beni izlediğini görebiliyordum. O gözler zevkle bizim savaşımızı izliyorlardı. Ben o zaman anlamıyordum beden izlediklerini? Neden sadece izlediklerini? Neden onlarda savaşa katılıp beni öldürmek için birlikte olmuyorlardı? şimdi biliyorum. Ben orada kendimi bir çeşit arenaya çıkmış gibi hissediyordum ve gerçektende öyleydi. Yolda giderken yolumun üzerinde yiyecekler buluyordum ve bu yiyecekleri hiç düşünmeden yemek zorunda kalıyordum. Bunları oraya Lord Orenin koyduğunu bilmiyordum. Sanırım o zamanlar Lord Orenin koyduğunu bilseydim yemezdim ve ölürdümde. Ne kadar salakça bir düşünce ama öyle. O bana yardım etmek isterken ben ona düşmanca yaklaşıyordum sanırım. Ama bu kadar değil. Ben bu kadar değilim.

Cüce Gorath ayaklarının altında yatmakta olan yaratığa baktı ve dudaklarında bir sırıtış şekillendi. "Güçlüydün!" dedi. "Ama benim kadar güçlü değildin!" Bakışlarını etrafında onu izlemekte olan binlerce göze çevirdi ve "Bir sonraki düşmanım kim?" diye sordu. "Onun karşıma gelmesine hazırım!"

O zamanlarda Orenin amacı beni öldürmek değildi. Bana doğru yolu göstermeye çabalıyordu. İşte o yüzden yaratıklara üzerime teker teker saldırmalarını emrediyordu. Beni öldürmek isteseydi anında öldürürdü. Ama ben onun sayesinde doğru yolu görüyordum...

by Gorath » Sat Jun 26, 2004 1:36 am

BÃ?LÃ?M 2-ZAMANIN CÃ?CESİ
Miğferin gücü buçukluğu cehennem yaratıklarından birisine çevirirken içeriye girmişti Gorath. Buçukluğun ufak vücudu hızla büyüyor ve şekil değiştiriyordu. Alevler çıkıyordu her yerinden, nefret akıyordu bedeninden. Gorath hızla baltasını, can yoldaşını ellerine aldı ve buçukluğa baktı. Ufak buçukluk bir anda devasa bir İfrite dönüşmüştü. İşte bu Gorath"ın diyara gelişiydi.
Ã?atlak kazanın kapısından içeriye girişi ve ileride kendisine düşman olacak dostlarla karşılaşmasıydı. Kara elf Justarius -bu kara elfe handan önceki çıkışında laf atmıştı- kılıçlarını çekmiş ifrite saldırmaya hazırlanıyordu ve Majenta zamanın gücüne sahip olmasına rağmen tezgahın arkasında saklanacak yer arıyor gibiydi. Yada en azından o anda cüceye o şekilde gözükmüştü. Efla ise ifrite büyülenmiş şekilde bakıyordu. Cüce o anda bunların hepsinin nedeninin miğferi olduğunu anladı. Babasının söylediklerini hatırladı. Bu miğferi cüce olmayan kimsenin takmamasına dair gelen uyarıyı...
İleriye atıldı ve baltası ifrite saplanırken justarius kılıç dansına başladı. Kılıçlar elinde dönüyordu ve İfritten parçalar alıyordu ama cücenin ölümcül baltası her saplanış ile şaşkın ifriti ölümüne yaralıyor gibiydi. Efla bir büyü yapmaya kalkıştı ama ifrit acı içinde ona doğru gerileyince çığlıklar atarak kaçtı. Büyüye başlayamamıştı bile. Majenta ise tezgahın altına girdi ve dua etmeye başladı. İfritin dev, alevli yumruklarından birisi geriye doğru savrularak Justariusa çarparak onu yere düşürürken Gorath ileriye atıldı ve baltasını sapladı. Justarius ellerinden fırlayan kılıçlarına aldırmadan ayağa kalktı ve vücudunun bir çok bölgesinde asılı olan hançerleri fırlatmaya başladı. Majentanın tezgah altından gelen dua sözleri hanı sardı ve bir an içinde handaki tüm zaman durdu. Lord Dragonfire Majentanın dualarına cevap vermişti.
Cüce Gorath kendisini boşlukta savaşır gibi hissediyordu. Justariusun bıçakları ifrite doğru uçarken o vızıltıları çıkartmıyordu artık. Gorath baltasını bir çok kez sapladı ve çıkardı. İfrit hızla arkasını döndü ve ona yöneldi. O anda Justarius kılıçlarını alabilecek kadar zaman bulabilmişti. Kılıçlar elinde ifritin arkasından saldırdı ve Cüce Gorathta aynı şekilde önden saldırdı. Eflanın yıldırımlarından birisi ifriti vurdu ve ilk defa Efla cücenin dikkatini çekti. "Büyücüler!" dedi sadece. Baltası bir kez daha saplandı ve ifrit acı bir haykırışla yere düştü.
Majenta tezgahın arkasından bakışlarını çıkardı ve ifritin yere düştüğünü gördü. Hızla tezgahın altından fırladı ve koşarak ifritin sırtına atladı. Orada zıplamaya başladı. "Seni adi yaratık. En sonunda yendim seni!" diye bağırmaya başladı.
Gorath, Justarius ve Efla ona garip garip baktılar. Daha doğrusu üzerinde zıpladığı şeye garip bir şekilde baktılar. Majenta onların neye baktıklarını görmek için bakışlarını yere indirdi ve bir buçukluğun üzerinde zıplamakta olduğunu gördü. Buçukluğun yanında, yerde bir miğfer durmaktaydı.
"Sanırım bir buçukluk yakalamışsın!" dedi Gorath Majentaya sırıtarak.
Efla ilerledi ve miğferi yerden aldı. Onu tezgâhın altına kaldırdı. O gün Gorath için o şehirdeki ilk dostluk bu şekilde başlamış oldu. Majentanın bir buçukluğu yenmesi ile başlayan bir dostluk...

Han güzel ve rahattı ama Gorath bu şehirde yaşamak istiyorsa kendisine sürekli kalabileceği bir yer bulması gerekiyordu. Ertesi sabah handan ayrılırken ücreti ödemek için etrafına baktı ve garip bir şekilde Majentanın handa olmadığını gördü. Eflaya selam verdi ve miğferin verdiği zararla birlikte ücreti ödedi. Miğferi geriye alabilirdi ama onun babasından kalan, ona Horndrası hatırlatan bir anı olduğunu düşününce bundan vazgeçti.
Handan çıkarak ilerledi ve şehri dolaştı. Bir an sonra dışarıdan gelen çığlıklar ve inlemeler duydu ve hızla o tarafa yöneldi. Yerde yatan yaralı bir Gnome görünce hızla koşarak onu yerden kaldırdı. Bakışlarını yerden kaldırması ile birlikte daha önce orada olduğunu görmediği bir çadır ile hemen yanında bir piramit gördü. İkisinin görünüşü de sanki bulanık gibiydi ve ikisi de sanki onu çağırır gibiydiler. Gorath bir an daha durdu ve sonra elindeki Gnome"un inlemeleri ile kendisine gelerek hızla seçtiği bir tanesine yöneldi. Ã?adıra girdi...
Ã?adıra girerek "Yardım edebilecek kimse yok mu?" diye bağırdı ve şaşkınlık içerisinde burasının bir tapınak olduğunu fark etti. Az önce dışarıdan gördüğü çadıra hiç benzemiyordu. İçeride bir Gnome başrahip gördü ve başrahip hızla ona yöneldi. Gorath yaralı Gnome"u yere bırakarak başrahibe baktı. Dualar sözcüklerden ruha döküldüler ve yerde yatan Gnome"un içine işlediler. Gorath ise sadece izledi ve bir an sonra yaralı Gnome"un rahat nefes almaya başladığını görünce bakışlarını ondan etrafına çevirdi. O anda burasının ona garip bir şekilde huzur verdiğini hissetti. Bakışlarını yeniden yere çevirdi ve şaşkınlık içinde hiçbir şeyin olmadığını gördü. Sadece önünde Gnome başrahip duruyordu. Bakışlarını ona çevirdi ve "Nereye gitti?" diye sordu.
"Seçimini yaptın mı Gorath?" dedi başrahip Firble.
Gorath içinde bir huzur dalgası hissetti. Bu sesteki rahatlatıcı tınıyı fark etti ve dizlerinin üzerine çöktü. Ruhundaki kargaşaya aldırmadan hayatındaki ilk duasını etti. Dragonfire adına dua etti...

Sessiz sokaklar vardı o zamanlar. şehir yeni hareketlenir gibiydi. İlk o zaman tanıdı Lord Oreni. Ona yanlış yolda olduğunu söyleyen o sesin sahibini. Kaosun efendisini....
Aldırmadı o zaman bu sözlere. O zamanın cücesiydi o zamanlar. Ama bu ona yetmezdi. Gorath gücü severdi. O savaşmayı seven bir savaşçıydı ve sadece savaşmak için yaşardı. Yeniden tapınağa gitti ve Firbledan bir istekte bulundu. Ondan tapınak için savaşçı olmayı istedi ve bu isteği ile tarihteki ilk şövalye cüce olmaya aday oldu. İnsan şövalye Paldneey tarafından eğitim alması gerektiği söylendi. Ama o zaman şimdi olduğu gibi içini kemiriyordu. Sadece bir öğrenci...
Zamanın karargâhında eğitimine başlamak üzereydi ama bir kender ile olan hesaplaşması o zaman başladı. Kenderin kestiği sakallarının intikamını aldığı için kenderi öldürdü. İçine o anda kendere karşı bir nefret dolmuştu. Kenderin ölümü ile bir şövalye olamayacağını anlamıştı ama kısa süre sonra şövalye olarak Paldneey ile birlikte karargahın başındaydı. Yeni gelen bir öğrenciyi eğitmek için görevlendirildi. Unholy isimli asi bir öğrenciyi. En azından o zamanlar asi bir öğrenci gibi gözüküyordu cücenin gözüne. Unholy eğitimleri kabullenemeyerek içindeki hırsa yenik düştü ve zamanı terk etti. Unholy, Lord Orene yani kaosa geçti...
Kısa sürede Unholy cüce Gorath"a karşı büyük bir nefret beslemeye başladı. Hayatında her şeyden çok Gorath"ı öldürmek ister hale geldi ve Lord Orenin rızası ile onu düelloya davet etti. Gorath bir şövalye olmasına rağmen düello teklifini reddetti. O şövalyelik kavramına bağlı onur ahlakını bir türlü anlayamıyordu. şövalyeler gibi düello yapmaktan hoşlanmıyordu ve ona saldıracak kişi açık bir şekilde saldırmalıydı. Unholy düello reddine rağmen öldürme isteğinde devam ediyordu.
Bir gün Gorath"a olan saldırma isteği ile zamanın karargahına geldi ve bir ağaca saldırdı. Ağacı yıktı ve hayatına son verdi ağacın. Aynı anda rahip Majenta zaman karargahında şekillendi ve ağacın yerinde yeni bir ağaç büyümeye başladı. Filizlendi ve yükseldi. Dallandı ve budaklandı. Yeni bir yaşam hayat buldu. Zaman kaosa o anda baskın geldi.

Ozan Firble Cüce Gorath"ın şarkı söylediğini duydu ve bir gün handayken baltasını çaldı. Cüce Gorath peşinden koştu ve üst kata çıktı. Gnome"un hangi odaya girdiğini bulmak için araştırdı ve en sonunda kapısı kilitli bir oda buldu. İçeriden alet sesleri geliyordu. Kapı büyük bir gürültü ile parçalara ayrıldı ve içeriye Gorath girdi. Ã?nünde duran Gnome"a saldırmak üzereydi ki Gnome"un ona baltasını uzattığını gördü. Hızla baltayı çekerek aldı. Bu baltasına kendisi dışında dokunan ilk kişiydi. Ufak Gnome dostu olabilirdi ama bir dost bile o baltaya dokunamazdı.
Gnome baltanın arkasına flüt takmıştı ve ondan çalmasını istiyordu. Bu Gorath"ı sinirlendirdi. Her şeyden önce ondan izinsiz yapılan bir davranıştı ve ayrıca Gnome onun baltasına dokunmuştu ama o bunları düşünürken flütün dudaklarına gittiğini fark etti. Ezgi döküldü ve Gorath sıkıntı ile bir baltaya bir Gnome"a bakarak ezgiyi çaldı. Bir şarkı mırıldandı ve baltayı indirdi. Baltanın arkasındaki flüt kapağını adeta mühürlercesine sıkıca kapadı. Sonuçta bir yaratığa vururken flüt sesi gelsin istemiyordu.
Bu flüt sadece bir kere işine yaradı. Lord Dragonfire için ölümsüz bir duada çadır ve çevresindeki tüm alana huzur aktarmakta. Flüt ile birlikte tanrısı için ilahiler söylemekte. O andan sonra ise her şey başladı. Artık belki de zamanın cücesinin son zamanlarıydı. Artık diyarda bir zamanın cücesi olmayacaktı...

Unholy diyarı terk ediyordu ve cüce Gorath ilk defa bir düşmanına kendisini yakın hissetti. Bunun nedenini anlayamadı. Unholy"nin ruhunu anlayabiliyordu ve o bunu bilmiyordu. O adamdaki hırsı ve yönelimin nedenini anlayabiliyordu.
Unholy"nin önünde bir koridor açıldı ve adam içine girdi. Gorath onun içeriye girdiğini gördü ve hızla peşine düştü. Açılan kapıdan girdi ve Unholy"i yakalamak için elini uzattı. Büyük bir sıcak yüzüne vururken arkasındaki kapı kapandı ve Unholy az ileride beliren yeni bir kapıdan girerek kayboldu. Gorath başka bir boyutta tek başına kalmıştı...
Etrafına baktı ve burasının hangi boyut olduğunu merak etti. Bu konuda fazla bilgisi yoktu ama burasının hangi boyut olduğunu hemen anladı. Cehennem boyutu! Burası cehennem boyutlarından birisiydi...

Top