by Almondit » Fri May 26, 2006 9:12 pm
Bölüm 1 - Rüzgâr
Rüzgâr, bu soğuk kış gecesinde sıcak bir yaz yeli olarak güneyden hafif bir esinti olarak başlamıştı. İçin için yanan bir ocağın kızgın alevlerini taşıyordu. Unutulmuş olan ile çok iyi bilinenin arasındaki tuhaf bir yerden doğmuştu. Tanrılar diyarının yüreğinden koparılmış, olmaması gereken bir yerden sürülmüştü. Kadim ve ingin bir havası vardı. Beklenmeyen davetsiz bir misafir gibi dolanıp duruyor kendine bir yer arıyordu. Yeniydi ve noksan, kötücül bir his uyandırıyor, geçtiği yerlere bulaşıp tekinsiz bir hava veriyordu. Rüzgâr acı bir hevesle dönüp bir yön arıyormuşçasına savrulup, arkasında tedirginlik bırakarak kuzeye doğru esmeye başladı.
Genç bir çoban, çetin geçen kışın etkisini azaltmak için ahırın çatısına bir gayretle çıkmış kırık dökük yerleri onarmaya çalışıyor bir yandan da bilindik bir şarkının sözlerini mırıldanıyordu. İçeride, yeni doğmuş bir inek yavrusu samanların yanına büzüşmüş annesinin sıcak karnına iyice sokulmuştu. Arada bir karnını doyurmayı bırakıp, yukarıdan gelen gürültüye kafasını kaldırarak parlak siyah gözleriyle karşılık veriyordu. O sırada çatıdaki kırık yerden içeriye bir rüzgâr doldu. Sıcak olmasına rağmen savunmasız yavru huzursuzca kıpırdandı. Annesi korumak istercesine onu sıkıca karnına doğru bastırdı. Ã?oban, yukarıda şaşkınca etrafına bakınıyor gözleriyle bu tuhaf esintinin geldiği yönü tarıyordu. Elindeki balta hafif bir şekilde nemlenmiş, elinden kaymaya başlamıştı. Aynı zamanda kendisinin de terlediğini ve elbisesinin acayip bir sıvıyla yapış yapış olduğunu fark etti. Huzursuzluğu daha da arttı. Yavaşça çatıya dayalı olan ve üzeri nemle parlayan merdivene doğru uzanıp sıkıca kavradı. Sonra esinti sessiz sedasız ılık bir nefes gibi yok oldu ve geriye sadece soğuktan hemen kurumaya başlayan bir ıslaklık kaldı.
Civardaki başka bir köyde, meydanın hemen ortasındaki su kuyusunun başında toplanmış genç kızlar birbirleriyle şakalaşıyorlar günün getireceği sıkıntıları bir nebze olsun unutmaya çalışıyorlardı. Sırası gelen kuyuya sarkıtılmış ipi çekip kendi kovasına su dolduruyordu. Evdeki sıkıcı işleri düşünmeden rahatça vakit geçiriyor, bir önceki gün neler yaptıklarını birbirlerine anlatıyorlardı. O sırada rüzgâr kızların eteklerini hafifçe savurdu. Kuyunun başındaki konuşmalar ve gülüşmeler aniden kesildi. şimdi şaşkın ve soran gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Ã?oğunun yüzünde korkuyla birlikte bir iğreniş belirdi. Ã?abucak nemlenen ellerini ve yüzlerini önlüklerine silip yerdeki kovaları – boş veya dolu olmasına bakmadan – kaptıkları gibi rüzgardan kaçarcasına koşar adımlarla evlerinin yollarını tuttular.
Daha kuzeyde, rüzgâr ağaçların arasından savrulup geçerken ağaçların yaprakları ve kabukları nemleniyor kısa bir süre sonra kuruyordu. Bir ağacın yüksek dalları üzerine çıkmış genç ve yakışıklı bir elf sessizce oturmuş ormanın kendine has sesini dinliyordu. Rüzgâr onu da yalayıp geçince elf bir an durup elini sadağına doğru ani bir hareketle uzatıp bir ok çekti. Gözle görünemeyecek bir hızda ok adeta uçarcasına yayın kirişine geçmiş ve gergin bir şekilde bu beklenmedik rüzgârın nedenini sabırsızca aramaya başlamıştı. Heyecanlanan elf etrafı dikkatlice gözlüyor bu sırada da nemlenen yayına ve ellerine bir anlam vermeye çalışıyordu. Rüzgar geldiği gibi aniden yok oldu. Elf bir süre daha gergince durdu. Sonra yayını hafifçe gevşeterek şaşkınca başını salladı. Yavaşça ağaçtan aşağı inmeye başladı.
Bir başka ormanda da yapraklar, esen kara rüzgârın sıkıntısı ile kıvrılıp yapış yapış oluyorlardı. Aşağıda, ormanın içinde, patikanın yanında bir grup kara elf sessizce oturmuş çok uzaktaki ağaç kümelerine bakıyorlardı. Bir an için, tuhaf bir şekilde rahatsız edici olan bu ılık ve ıslak rüzgârın kaynağını ararcasına güneye baktılar. Patikaya en yakın olan yeni gelmişti. Ormanın diğer tarafındaki gruptan ayrılalı pek olmamıştı. Uğursuz bir şekilde peydahlanan bu rüzgârdan rahatsız oldu. Ã?abucak yere çömelip kısa hançerini çekti. Bir süre tetikte bekledikten sonra yavaşça hançerini kınına soktu. Diğerleri hala huzursuzca etrafı gözlüyor bir yandan da yeni gelen haberleri dinlemek için sabırsızlanıyorlardı. Rüzgâr ağır ağır da olsa dağılırken yapraklar ve altlarındaki kara elfler hala huzursuzdu.
Madenlerde kendini işine vermiş bir cüce elinde sıkıca kavradığı çekiçle önündeki örsün üzerine yatırdığı demiri dövüyordu. Gerginleşmiş kol kasları mağaranın açık girişinden içeriye dolan soğuğa karşı umursamaz görünüyordu. Ã?nünde alev alev yanan ocaktan yayılan harıltılar cücenin çekici örse her vurduğunda çıkan çınlamalarla değişik bir melodi oluşturuyordu. Ocakta hafif bir alazlanma olup içeriye sıcak bir hava dalgası dolduğunda cücenin dağılan dikkati, uzun uğraşlar sonucu şekil verdiği demire yanlış bir vuruş yapmasına sebep oldu. Tüm emeği bir anda yok olmuştu. Tehdit altında olduğunu sezen hiddete düşmüş cüce bir eliyle çekici daha da sıkı kavradı. Ã?bür elinde maşayla tuttuğu bir ucu kor halindeki demiri de havaya kaldırıp kendini savunmaya çekti. Sessizce bulunduğu yere göz gezdirdi. Etrafta kimsecikler yoktu. Sadece odada ve kendi etrafında dolanıp duran belli belirsiz bir esinti vardı. Ã?ekiç ve demir tutan elleri hafifçe ıslanmaya başlamıştı. Ocaktan yayılan ışık çekicin ve demirin üzerinde oluşan su damlalarından garip bir şekilde yansıyordu.. İki ayağını da yere sıkıca sabitleyen cücenin ağzından tehditkar bir hırlama çıktı. Rüzgâr odada hızlıca dönmeye başladı. Sonra yoğunlaşıp bir bedene bürünürmüş gibi oldu ve aniden dağılarak geldiği ocağa dalarak ateşin şiddetle yanmasını sağladı. Cüce, bir süre şaşkın gözlerle ocağa baktı. Yerdeki su kovasını alıp ateşin üzerine dökmeyi düşündü. Sonra çabucak bu düşünceden vazgeçti. Elindeki çekici ve şekli bozulmuş demir parçasını yere atıp homurdanarak dışarı çıktı.
Daha kuzeyde, rüzgâr bir şehrin sokaklarında esiyor herhangi bir sebepten dolayı sokağa çıkmış olanları yalayıp geçtiğinde bir an durmalarına ve huzursuzca etraflarına bakmalarına sebep oluyordu. Geriye ıslak bir şaşkınlık bırakıp insanları daha da huzursuz ediyor sonra sessizce diniyordu. Rüzgâra maruz kalanlar anlık duraksamadan sonra adımlarını daha da hızlandırıp yürümeye devam ediyorlar, işlerini bırakmış olanlar da endişelerini gizlemeden isteksizce işlerine devam ediyorlardı.
Bir başka şehrin yakınlarında, korunaklı ve soğuk geçirmeyen bir alanı kendine kamp yeri olarak seçmiş yaşlı bir kişi ateşin başında oturmuş düşüncelere dalmıştı. Ortada bir kasvetin varlığından haberdardı ve buna bir anlam veremiyordu. Ã?özüm ise henüz kaynağını bulamadığı bu açmazın içinde saklıydı. Pelerinin şapkasını arkaya doğru atmıştı. Omuzlarından aşağı dökülen gri saçları hafifçe dalgalanıyordu. Bazen aklına bir şey gelmiş gibi torbasını karıştırıyor oradan bir kitap çıkarıyordu. Sayfalarına şöyle bir göz gezdirdikten sonra kafasını olumsuz anlamda sallayarak kitabı tekrar yerine koyuyordu. Aniden kendisini huzursuz hissetti. Sakince ayağa kalkarak etrafına göz gezdirdi. Ateş bir iki titreştikten sonra harlamaya başladı. Yaşlı adamın ağzından birkaç sözcük çıktı elinin hafif bir hareketi ile ateşi aniden söndürdü. şimdi tehlikenin farkındaydı. Az önce yanmakta olan ve artık iyice sönmüş odun parçalarına baktı. Etrafta uğursuzca dolaşan ılık bir ıslaklık vardı. Anlamsız duyulmayacak bir şeyler mırıldandı ve elini hafifçe havaya kaldırdı. Esinti durmuştu. Merakla etrafına bakınan yaşlı adam eğilerek çantasını topladı. Kendisinden beklenmeyecek bir hızla yola koyularak şehre doğru gitmeye başladı.
[color=red]Bölüm 1 - Rüzgâr[/color]
Rüzgâr, bu soğuk kış gecesinde sıcak bir yaz yeli olarak güneyden hafif bir esinti olarak başlamıştı. İçin için yanan bir ocağın kızgın alevlerini taşıyordu. Unutulmuş olan ile çok iyi bilinenin arasındaki tuhaf bir yerden doğmuştu. Tanrılar diyarının yüreğinden koparılmış, olmaması gereken bir yerden sürülmüştü. Kadim ve ingin bir havası vardı. Beklenmeyen davetsiz bir misafir gibi dolanıp duruyor kendine bir yer arıyordu. Yeniydi ve noksan, kötücül bir his uyandırıyor, geçtiği yerlere bulaşıp tekinsiz bir hava veriyordu. Rüzgâr acı bir hevesle dönüp bir yön arıyormuşçasına savrulup, arkasında tedirginlik bırakarak kuzeye doğru esmeye başladı.
Genç bir çoban, çetin geçen kışın etkisini azaltmak için ahırın çatısına bir gayretle çıkmış kırık dökük yerleri onarmaya çalışıyor bir yandan da bilindik bir şarkının sözlerini mırıldanıyordu. İçeride, yeni doğmuş bir inek yavrusu samanların yanına büzüşmüş annesinin sıcak karnına iyice sokulmuştu. Arada bir karnını doyurmayı bırakıp, yukarıdan gelen gürültüye kafasını kaldırarak parlak siyah gözleriyle karşılık veriyordu. O sırada çatıdaki kırık yerden içeriye bir rüzgâr doldu. Sıcak olmasına rağmen savunmasız yavru huzursuzca kıpırdandı. Annesi korumak istercesine onu sıkıca karnına doğru bastırdı. Ã?oban, yukarıda şaşkınca etrafına bakınıyor gözleriyle bu tuhaf esintinin geldiği yönü tarıyordu. Elindeki balta hafif bir şekilde nemlenmiş, elinden kaymaya başlamıştı. Aynı zamanda kendisinin de terlediğini ve elbisesinin acayip bir sıvıyla yapış yapış olduğunu fark etti. Huzursuzluğu daha da arttı. Yavaşça çatıya dayalı olan ve üzeri nemle parlayan merdivene doğru uzanıp sıkıca kavradı. Sonra esinti sessiz sedasız ılık bir nefes gibi yok oldu ve geriye sadece soğuktan hemen kurumaya başlayan bir ıslaklık kaldı.
Civardaki başka bir köyde, meydanın hemen ortasındaki su kuyusunun başında toplanmış genç kızlar birbirleriyle şakalaşıyorlar günün getireceği sıkıntıları bir nebze olsun unutmaya çalışıyorlardı. Sırası gelen kuyuya sarkıtılmış ipi çekip kendi kovasına su dolduruyordu. Evdeki sıkıcı işleri düşünmeden rahatça vakit geçiriyor, bir önceki gün neler yaptıklarını birbirlerine anlatıyorlardı. O sırada rüzgâr kızların eteklerini hafifçe savurdu. Kuyunun başındaki konuşmalar ve gülüşmeler aniden kesildi. şimdi şaşkın ve soran gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Ã?oğunun yüzünde korkuyla birlikte bir iğreniş belirdi. Ã?abucak nemlenen ellerini ve yüzlerini önlüklerine silip yerdeki kovaları – boş veya dolu olmasına bakmadan – kaptıkları gibi rüzgardan kaçarcasına koşar adımlarla evlerinin yollarını tuttular.
Daha kuzeyde, rüzgâr ağaçların arasından savrulup geçerken ağaçların yaprakları ve kabukları nemleniyor kısa bir süre sonra kuruyordu. Bir ağacın yüksek dalları üzerine çıkmış genç ve yakışıklı bir elf sessizce oturmuş ormanın kendine has sesini dinliyordu. Rüzgâr onu da yalayıp geçince elf bir an durup elini sadağına doğru ani bir hareketle uzatıp bir ok çekti. Gözle görünemeyecek bir hızda ok adeta uçarcasına yayın kirişine geçmiş ve gergin bir şekilde bu beklenmedik rüzgârın nedenini sabırsızca aramaya başlamıştı. Heyecanlanan elf etrafı dikkatlice gözlüyor bu sırada da nemlenen yayına ve ellerine bir anlam vermeye çalışıyordu. Rüzgar geldiği gibi aniden yok oldu. Elf bir süre daha gergince durdu. Sonra yayını hafifçe gevşeterek şaşkınca başını salladı. Yavaşça ağaçtan aşağı inmeye başladı.
Bir başka ormanda da yapraklar, esen kara rüzgârın sıkıntısı ile kıvrılıp yapış yapış oluyorlardı. Aşağıda, ormanın içinde, patikanın yanında bir grup kara elf sessizce oturmuş çok uzaktaki ağaç kümelerine bakıyorlardı. Bir an için, tuhaf bir şekilde rahatsız edici olan bu ılık ve ıslak rüzgârın kaynağını ararcasına güneye baktılar. Patikaya en yakın olan yeni gelmişti. Ormanın diğer tarafındaki gruptan ayrılalı pek olmamıştı. Uğursuz bir şekilde peydahlanan bu rüzgârdan rahatsız oldu. Ã?abucak yere çömelip kısa hançerini çekti. Bir süre tetikte bekledikten sonra yavaşça hançerini kınına soktu. Diğerleri hala huzursuzca etrafı gözlüyor bir yandan da yeni gelen haberleri dinlemek için sabırsızlanıyorlardı. Rüzgâr ağır ağır da olsa dağılırken yapraklar ve altlarındaki kara elfler hala huzursuzdu.
Madenlerde kendini işine vermiş bir cüce elinde sıkıca kavradığı çekiçle önündeki örsün üzerine yatırdığı demiri dövüyordu. Gerginleşmiş kol kasları mağaranın açık girişinden içeriye dolan soğuğa karşı umursamaz görünüyordu. Ã?nünde alev alev yanan ocaktan yayılan harıltılar cücenin çekici örse her vurduğunda çıkan çınlamalarla değişik bir melodi oluşturuyordu. Ocakta hafif bir alazlanma olup içeriye sıcak bir hava dalgası dolduğunda cücenin dağılan dikkati, uzun uğraşlar sonucu şekil verdiği demire yanlış bir vuruş yapmasına sebep oldu. Tüm emeği bir anda yok olmuştu. Tehdit altında olduğunu sezen hiddete düşmüş cüce bir eliyle çekici daha da sıkı kavradı. Ã?bür elinde maşayla tuttuğu bir ucu kor halindeki demiri de havaya kaldırıp kendini savunmaya çekti. Sessizce bulunduğu yere göz gezdirdi. Etrafta kimsecikler yoktu. Sadece odada ve kendi etrafında dolanıp duran belli belirsiz bir esinti vardı. Ã?ekiç ve demir tutan elleri hafifçe ıslanmaya başlamıştı. Ocaktan yayılan ışık çekicin ve demirin üzerinde oluşan su damlalarından garip bir şekilde yansıyordu.. İki ayağını da yere sıkıca sabitleyen cücenin ağzından tehditkar bir hırlama çıktı. Rüzgâr odada hızlıca dönmeye başladı. Sonra yoğunlaşıp bir bedene bürünürmüş gibi oldu ve aniden dağılarak geldiği ocağa dalarak ateşin şiddetle yanmasını sağladı. Cüce, bir süre şaşkın gözlerle ocağa baktı. Yerdeki su kovasını alıp ateşin üzerine dökmeyi düşündü. Sonra çabucak bu düşünceden vazgeçti. Elindeki çekici ve şekli bozulmuş demir parçasını yere atıp homurdanarak dışarı çıktı.
Daha kuzeyde, rüzgâr bir şehrin sokaklarında esiyor herhangi bir sebepten dolayı sokağa çıkmış olanları yalayıp geçtiğinde bir an durmalarına ve huzursuzca etraflarına bakmalarına sebep oluyordu. Geriye ıslak bir şaşkınlık bırakıp insanları daha da huzursuz ediyor sonra sessizce diniyordu. Rüzgâra maruz kalanlar anlık duraksamadan sonra adımlarını daha da hızlandırıp yürümeye devam ediyorlar, işlerini bırakmış olanlar da endişelerini gizlemeden isteksizce işlerine devam ediyorlardı.
Bir başka şehrin yakınlarında, korunaklı ve soğuk geçirmeyen bir alanı kendine kamp yeri olarak seçmiş yaşlı bir kişi ateşin başında oturmuş düşüncelere dalmıştı. Ortada bir kasvetin varlığından haberdardı ve buna bir anlam veremiyordu. Ã?özüm ise henüz kaynağını bulamadığı bu açmazın içinde saklıydı. Pelerinin şapkasını arkaya doğru atmıştı. Omuzlarından aşağı dökülen gri saçları hafifçe dalgalanıyordu. Bazen aklına bir şey gelmiş gibi torbasını karıştırıyor oradan bir kitap çıkarıyordu. Sayfalarına şöyle bir göz gezdirdikten sonra kafasını olumsuz anlamda sallayarak kitabı tekrar yerine koyuyordu. Aniden kendisini huzursuz hissetti. Sakince ayağa kalkarak etrafına göz gezdirdi. Ateş bir iki titreştikten sonra harlamaya başladı. Yaşlı adamın ağzından birkaç sözcük çıktı elinin hafif bir hareketi ile ateşi aniden söndürdü. şimdi tehlikenin farkındaydı. Az önce yanmakta olan ve artık iyice sönmüş odun parçalarına baktı. Etrafta uğursuzca dolaşan ılık bir ıslaklık vardı. Anlamsız duyulmayacak bir şeyler mırıldandı ve elini hafifçe havaya kaldırdı. Esinti durmuştu. Merakla etrafına bakınan yaşlı adam eğilerek çantasını topladı. Kendisinden beklenmeyecek bir hızla yola koyularak şehre doğru gitmeye başladı.