by feanin » Sat Dec 23, 2006 9:50 pm
...Kadın varolabileceğini düşündüğünden daha güzeldi.O kadar güzeldi ki,kadının adımlarındaki hafifliği farketmedi,kadının elinin kesesine gittiğini farketmedi,kadının onu öptükten sonra yüzündeki garip ifadeyi farketmedi.Bunların hepsini kadın ona göz kırpıp aniden yok olduğunda farketti,ama artık herşey için çok geçti.Mytre kendi kendine nasıl böyle birşey olabileceğini düşündü,kendisi muhteşem yetenekli bir hırsızdı,ve bir kadın tarafından soyulmuştu!!
Uyandı.
Odanın taş duvarlarının,sanki oda yüzlerce yıldır burdaymış gibi bir havası vardı.Rutubet çok fazlaydı ve duvarlar yosun tutmuştu.Bir süre nerde olduğunu anlamaya çalıştı.Odanın karanlığı buna pek yardımcı olmuyordu.Gözlerinin karanlığa alışmasını bekledi.Sonra farketti ki etraf aydınlık olsaydıda nerde olduğunu bilemeyecekti.Birden eşyalarını kontrol etmek aklına geldi.Hançeri dışında herşeyin yerinde olduğunu gördü.Bu onu pekte şaşırtmamıştı.Odanın ağır tahta bir kapısı vardı,kapıya doğru yavaşça ilerledi.Ã?nce tuzak olup olmadığını araştırdı.Temiz olduğunu farkedince yavaşça kapıyı açtı.Uzun bir koridor vardı önünde, ve koridorun değil öteki ucu, iki metre ilersi bile görünmüyordu.Sessiz adımlarla ilerledi.Bu ortam onun yaşamını sürdürmesine yardımcı olan ortamdı.Karanlık,sessiz.Kendini Britania sokaklarındakinden daha huzurlu hissediyordu.
Ama bu huzurun kaynağının karanlık olmadığını bilmiyordu.
Karanlık,rutubetli ve tozlu mabedde,başrahip Serric her zamanki gibi dua ediyordu.Olidammara çok az bilinen bir tanrıydı ve çok az müridi vardı.Çok uzun zaman önce unutulmuş,yada reddedilmişti.Başrahip Serric’te bu gizli mabedi yanlışlıkla bulana kadar dinsiz ve başıboş gezen bir adamdı.Burayı bulduğu gün hayatı değişmişti.Artık burda yaşıyor ve Olidammara’nın onu bir amaç için seçtiğine inanıp bütün hayatını ona adıyordu.
şu anda dua ederken önünde duran hançer,Olidammara’nın en büyük kutsamalarından biriydi.Olidammara’nın kutsal hançeri.Hançerin kabzası karga şeklindeydi.Karganın ağızının içinden hançerin keskin kısmı bir yılan gibi süzülerek,zikzaklarla çıkıyordu.Bu eğim hançeri dahada ölümcül yapıyordu.Hançer aynı zamanda inanılmaz derecede hafifti,sanki ağırlığı yokmuş gibi,ama son derece keskin,inanılmaz dengeli bir hançerdi.Ve hançer,yeni sahibinin varlığını hissetmişti.
O tatlı huzurda bile ihtiyatı elden bırakmadan,en gölge yerlerden,en sessiz şekilde geçiyordu.Koridor soğuktu,üstünde pelerini olmasına rağmen soğuk.Kim bilir kaç yüzyıldır ayakta bu bina diye düşündü kendi kendine.O sırada ilerden bir ışık gördü,belli belirsizdi,ama sanki onu çağırıyordu.Hissettiği huzurla ışığa doğru yürüdü.O yaklaştıkça ışık parlıyordu.Daha parlak daha da parlak...
Ve odaya girdiğinde önceden tanıdığını hissetiği sesi duydu ;
“Hoşgeldin Ã?ocuğum,seni bekliyorduk”
Mytre sesin geldiği yöne doğru baktığında kısa beyaz saçlı,siyah cüppeli,altmışlı yaşlarının ortalarında bir rahip gördü.Rahibin cüppesi sadeydi,ve desensizdi.Rahibin üstünde en dikkat çeken şey boynundaki simsiyah ama parlak olan karga kolyesiydi.Mytre rahibi iyice süzerken,Serric gözleriyle hançeri işaret ederek “Hançeri al,al ki rituel tamamlansın” dedi.Mytre bunların ne anlama gelebileceğini hiç düşünmeden o hançere,o muhteşem bir his veren hançere uzandı.Eline aldığında çok şaşırdı,hançer hem çok hafifti,hemde sanki kendi eli için üretilmişti!
Işık birden kayboldu.Mytre’nin hançeri almasıyla ışık tamamen gitmişti.Mytre bunun anlamını sorar gibi rahip’e döndü.Büyülü silahları daha öncede görmüştü ve bu kadar iyi bir silahın kesinlikle büyülü olduğunu biliyordu.
Ama yanılıyordu.
Serric,Mytre’yi izledi,hançeri alışını,ışığın kayboluşunu,ve Mytre’nin şaşkın ifadesini.Hepsini izlemişti,şimdi konuşma zamanıydı.Ã?nce kendini tanıttı;
“Merhaba çocuğum,ben başrahip Serric,seninle konuşmamız gerekenler var.”
Mytre hala hançer için bir cevap bekliyordu,ama mekanın verdiği huzur ve rahibin samimiyeti onu o kadar rahatlatmıştı ki,neler olup bittiğini soramadı.
Mabedin farklı bir odasına girdiler.Burda da mabedin tüm öteki odaları gibi ışık yoktu.Serric Mytre’ye oturmasını işaret etti.Kendini ayakta kaldı ve anlatmaya başladı ;
-Tanrılara inanırmısın çocuğum?
-Olidammara tanrıçamdır,ötekilere inanmam
-Peki ona niçin inanıyorsun?
-İhtiyacım olduğunda hep yanımdaydı ondan.
Serric düşündü,en doğru sözleri aradı,sonunda karar kıldı ;
“Ã?ocuğum,Olidammara çok yüce bir görev için seni uygun gördü.”
“Olidammara mı?dalgamı geçiosun ihtiyar?”
“Bunun doğru olduğunu biliyorsun çocuğum,bunu içinde hissediyorsun,ve hançer,ah evet o elindeki muhteşem hançer,ancak büyülü silahların böyle muhteşem olabileceğini düşünüyorsun değilmi? Ama o silah büyülü değil”
“Bu silaha dokunan herkes bunun büyülü olduğunu anlayabilir”
“O silaha herkes dokunamaz çocuğum,o silah Olidammara tarafından bizzat kutsandı,ve sadece senin için gönderildi.”
“Peki rahip,seni dinliyorum...”
Serric ona kendisinin Olidammara’nın başrahibi olduğunu,bu mabedi nasıl bulduğunu,nasıl hayatının değiştiğini anlattı,Mytre dinledi,yalnızca dinledi,etkilenmiş gibi görünmemeye çalışıyordu,ama etkilendiği açıktı.Ama en sonunda rahip sadede gelip ondan isteneni söylediğinde Mytre şok olmuştu ;
“Moonglow komutanı yanlış birşeyler yapıcak,hepside kafasındaki o lanetli ses yüzünden.Tanrıçanın senden isteği Moonglow komutanının kılıcını çalman çocuğum.”
Mytre’nin kafasından sanki kaynar sular inmişti.En yakın dostu,hatta tek dostu, Kazansky’nin alması için beraber çalıştıkları,en kıymetli varlığı olan o muhteşem kılıcı ondan çalmasını,inandığı tanrıçanın bilinen,hatta sadece kendisinin bildiği, başrahibi buyuruyordu!!Hiddetlendi,tek hissettiği öfkeydi,hançerini çıkardı ;
“Söyle rahip,dostluğumu satmam için tanrıçanın tek gönderdiği şey bumu?bu küçük ...”
Küfür edicekti,ama hançere bakınca bunu yapamadı,o sırada boşluğu değerlendiren rahip araya girdi;
“Ã?ocuğum,bu hançer sana rüşvet olarak gönderilmedi,dostun artık senin bildiğin kişi değil,çok yanlış bir şey yapıcak,çok tehlikeli,bunu önlemenin tek yolu kılıcını çalman,o lanetli kılıç dostunu yavaş yavaş ele geçiriyor,ona karşı vereceğin gizli savaşta sana destek olması için gönderildi bu hançer.”
Anlatılanları sindirmeye çalışan Mytre,tek dostuna karşı savaş verme fikrine bir türlü ısınamıyordu,ama rahibin anlattıkları ona doğruymuş gibi geliyordu,bir huzur,evet içindeki huzur hissi,burda huzurluydu,burası gerçektende Olidammara’nın mabediydi,bunu hissediyordu,burda duydukları gerçek olmalıydı,bunlara inandı,ve hepsini sindirdi.Aklında tek bir soru vardı ;
“Kazansky bu kadar tehlikeli olabilecek ne yapıcak ki?”
Tam bu soruyu sorduğu sırada Serric’in artık orda olmadığını gördü.İçini birden bir huzursuzluk kapladı.Mabedten çıkmak için hareketlendi,artık kendi yoluna gitmeliydi.
Ã?ıkışı buldu,gecenin karanlığında ormana çıktı,biraz ilerledi,fakat içindeki huzursuzluk gittikçe artıyordu,kaçmak,koşmak,bağırmak,yardım istemek istiyordu ama hiçbirini yapamadı.
Kıpırdayamıyordu,ve birden gördü,önünde iki beden maddeleşmişti,çift katana kullanan siyah cüppeli iki siluet,ve o zaman anladı...
...Kadın varolabileceğini düşündüğünden daha güzeldi.O kadar güzeldi ki,kadının adımlarındaki hafifliği farketmedi,kadının elinin kesesine gittiğini farketmedi,kadının onu öptükten sonra yüzündeki garip ifadeyi farketmedi.Bunların hepsini kadın ona göz kırpıp aniden yok olduğunda farketti,ama artık herşey için çok geçti.Mytre kendi kendine nasıl böyle birşey olabileceğini düşündü,kendisi muhteşem yetenekli bir hırsızdı,ve bir kadın tarafından soyulmuştu!!
Uyandı.
Odanın taş duvarlarının,sanki oda yüzlerce yıldır burdaymış gibi bir havası vardı.Rutubet çok fazlaydı ve duvarlar yosun tutmuştu.Bir süre nerde olduğunu anlamaya çalıştı.Odanın karanlığı buna pek yardımcı olmuyordu.Gözlerinin karanlığa alışmasını bekledi.Sonra farketti ki etraf aydınlık olsaydıda nerde olduğunu bilemeyecekti.Birden eşyalarını kontrol etmek aklına geldi.Hançeri dışında herşeyin yerinde olduğunu gördü.Bu onu pekte şaşırtmamıştı.Odanın ağır tahta bir kapısı vardı,kapıya doğru yavaşça ilerledi.Ã?nce tuzak olup olmadığını araştırdı.Temiz olduğunu farkedince yavaşça kapıyı açtı.Uzun bir koridor vardı önünde, ve koridorun değil öteki ucu, iki metre ilersi bile görünmüyordu.Sessiz adımlarla ilerledi.Bu ortam onun yaşamını sürdürmesine yardımcı olan ortamdı.Karanlık,sessiz.Kendini Britania sokaklarındakinden daha huzurlu hissediyordu.
Ama bu huzurun kaynağının karanlık olmadığını bilmiyordu.
Karanlık,rutubetli ve tozlu mabedde,başrahip Serric her zamanki gibi dua ediyordu.Olidammara çok az bilinen bir tanrıydı ve çok az müridi vardı.Çok uzun zaman önce unutulmuş,yada reddedilmişti.Başrahip Serric’te bu gizli mabedi yanlışlıkla bulana kadar dinsiz ve başıboş gezen bir adamdı.Burayı bulduğu gün hayatı değişmişti.Artık burda yaşıyor ve Olidammara’nın onu bir amaç için seçtiğine inanıp bütün hayatını ona adıyordu.
şu anda dua ederken önünde duran hançer,Olidammara’nın en büyük kutsamalarından biriydi.Olidammara’nın kutsal hançeri.Hançerin kabzası karga şeklindeydi.Karganın ağızının içinden hançerin keskin kısmı bir yılan gibi süzülerek,zikzaklarla çıkıyordu.Bu eğim hançeri dahada ölümcül yapıyordu.Hançer aynı zamanda inanılmaz derecede hafifti,sanki ağırlığı yokmuş gibi,ama son derece keskin,inanılmaz dengeli bir hançerdi.Ve hançer,yeni sahibinin varlığını hissetmişti.
O tatlı huzurda bile ihtiyatı elden bırakmadan,en gölge yerlerden,en sessiz şekilde geçiyordu.Koridor soğuktu,üstünde pelerini olmasına rağmen soğuk.Kim bilir kaç yüzyıldır ayakta bu bina diye düşündü kendi kendine.O sırada ilerden bir ışık gördü,belli belirsizdi,ama sanki onu çağırıyordu.Hissettiği huzurla ışığa doğru yürüdü.O yaklaştıkça ışık parlıyordu.Daha parlak daha da parlak...
Ve odaya girdiğinde önceden tanıdığını hissetiği sesi duydu ;
“Hoşgeldin Ã?ocuğum,seni bekliyorduk”
Mytre sesin geldiği yöne doğru baktığında kısa beyaz saçlı,siyah cüppeli,altmışlı yaşlarının ortalarında bir rahip gördü.Rahibin cüppesi sadeydi,ve desensizdi.Rahibin üstünde en dikkat çeken şey boynundaki simsiyah ama parlak olan karga kolyesiydi.Mytre rahibi iyice süzerken,Serric gözleriyle hançeri işaret ederek “Hançeri al,al ki rituel tamamlansın” dedi.Mytre bunların ne anlama gelebileceğini hiç düşünmeden o hançere,o muhteşem bir his veren hançere uzandı.Eline aldığında çok şaşırdı,hançer hem çok hafifti,hemde sanki kendi eli için üretilmişti!
Işık birden kayboldu.Mytre’nin hançeri almasıyla ışık tamamen gitmişti.Mytre bunun anlamını sorar gibi rahip’e döndü.Büyülü silahları daha öncede görmüştü ve bu kadar iyi bir silahın kesinlikle büyülü olduğunu biliyordu.
Ama yanılıyordu.
Serric,Mytre’yi izledi,hançeri alışını,ışığın kayboluşunu,ve Mytre’nin şaşkın ifadesini.Hepsini izlemişti,şimdi konuşma zamanıydı.Ã?nce kendini tanıttı;
“Merhaba çocuğum,ben başrahip Serric,seninle konuşmamız gerekenler var.”
Mytre hala hançer için bir cevap bekliyordu,ama mekanın verdiği huzur ve rahibin samimiyeti onu o kadar rahatlatmıştı ki,neler olup bittiğini soramadı.
Mabedin farklı bir odasına girdiler.Burda da mabedin tüm öteki odaları gibi ışık yoktu.Serric Mytre’ye oturmasını işaret etti.Kendini ayakta kaldı ve anlatmaya başladı ;
-Tanrılara inanırmısın çocuğum?
-Olidammara tanrıçamdır,ötekilere inanmam
-Peki ona niçin inanıyorsun?
-İhtiyacım olduğunda hep yanımdaydı ondan.
Serric düşündü,en doğru sözleri aradı,sonunda karar kıldı ;
“Ã?ocuğum,Olidammara çok yüce bir görev için seni uygun gördü.”
“Olidammara mı?dalgamı geçiosun ihtiyar?”
“Bunun doğru olduğunu biliyorsun çocuğum,bunu içinde hissediyorsun,ve hançer,ah evet o elindeki muhteşem hançer,ancak büyülü silahların böyle muhteşem olabileceğini düşünüyorsun değilmi? Ama o silah büyülü değil”
“Bu silaha dokunan herkes bunun büyülü olduğunu anlayabilir”
“O silaha herkes dokunamaz çocuğum,o silah Olidammara tarafından bizzat kutsandı,ve sadece senin için gönderildi.”
“Peki rahip,seni dinliyorum...”
Serric ona kendisinin Olidammara’nın başrahibi olduğunu,bu mabedi nasıl bulduğunu,nasıl hayatının değiştiğini anlattı,Mytre dinledi,yalnızca dinledi,etkilenmiş gibi görünmemeye çalışıyordu,ama etkilendiği açıktı.Ama en sonunda rahip sadede gelip ondan isteneni söylediğinde Mytre şok olmuştu ;
“Moonglow komutanı yanlış birşeyler yapıcak,hepside kafasındaki o lanetli ses yüzünden.Tanrıçanın senden isteği Moonglow komutanının kılıcını çalman çocuğum.”
Mytre’nin kafasından sanki kaynar sular inmişti.En yakın dostu,hatta tek dostu, Kazansky’nin alması için beraber çalıştıkları,en kıymetli varlığı olan o muhteşem kılıcı ondan çalmasını,inandığı tanrıçanın bilinen,hatta sadece kendisinin bildiği, başrahibi buyuruyordu!!Hiddetlendi,tek hissettiği öfkeydi,hançerini çıkardı ;
“Söyle rahip,dostluğumu satmam için tanrıçanın tek gönderdiği şey bumu?bu küçük ...”
Küfür edicekti,ama hançere bakınca bunu yapamadı,o sırada boşluğu değerlendiren rahip araya girdi;
“Ã?ocuğum,bu hançer sana rüşvet olarak gönderilmedi,dostun artık senin bildiğin kişi değil,çok yanlış bir şey yapıcak,çok tehlikeli,bunu önlemenin tek yolu kılıcını çalman,o lanetli kılıç dostunu yavaş yavaş ele geçiriyor,ona karşı vereceğin gizli savaşta sana destek olması için gönderildi bu hançer.”
Anlatılanları sindirmeye çalışan Mytre,tek dostuna karşı savaş verme fikrine bir türlü ısınamıyordu,ama rahibin anlattıkları ona doğruymuş gibi geliyordu,bir huzur,evet içindeki huzur hissi,burda huzurluydu,burası gerçektende Olidammara’nın mabediydi,bunu hissediyordu,burda duydukları gerçek olmalıydı,bunlara inandı,ve hepsini sindirdi.Aklında tek bir soru vardı ;
“Kazansky bu kadar tehlikeli olabilecek ne yapıcak ki?”
Tam bu soruyu sorduğu sırada Serric’in artık orda olmadığını gördü.İçini birden bir huzursuzluk kapladı.Mabedten çıkmak için hareketlendi,artık kendi yoluna gitmeliydi.
Ã?ıkışı buldu,gecenin karanlığında ormana çıktı,biraz ilerledi,fakat içindeki huzursuzluk gittikçe artıyordu,kaçmak,koşmak,bağırmak,yardım istemek istiyordu ama hiçbirini yapamadı.
Kıpırdayamıyordu,ve birden gördü,önünde iki beden maddeleşmişti,çift katana kullanan siyah cüppeli iki siluet,ve o zaman anladı...