Occlo'nun Karanlık Sokakları

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Occlo'nun Karanlık Sokakları

Post by feanin »

Arkadaşlar,bunu ilk bi ultima online sitesinin forumnda yazdım,aldığım tepkiler genelde iyiydi,bide daha çok frpyle ilgilenen insanlara okutma kararı aldım,okuduktan sonra eleştirirseniz sevinirim.

Gecenin karanlığında,ıssız bir sokakta tek başına yolunu bulmaya çalışıyordu.Bu çevrede yaşayan herkes onun buraya yabancı olduğunu söyleyebilirdi.Çok fazla tedirgindi,nasıl olmasındı ki,Occlo"nun sokaklarının gece zamanı hakkında pek çoklarından korkunç hikayeler işitmişti,şimdi ise o korkunç sokaklar da tek başına yürüyordu.Her yer zifiri karanlıktı ve kendi kendini yargılamaya başlamıştı.
Değermiydi? İki kese altın sikke için canını tehlikeye atmaya değermiydi?Sokağın karanlık köşelerinde mutlaka izleyen birileri vardır diye düşünüyordu,her adımını dikkatle atıyordu,fakat tedirginlestikçe daha dikkatsiz olmaya başlamıştı.Birşeyler hissediyordu,yanlış olan bişey vardı. Derken aniden kılıç kınının olması gereken yerde olmadığını fark etti ve biran,sadece küçük biran durdu.
Fakat bu an Mytre Dart'he için yeterli bir andı.
Adamın sırtına arkadan bir hançer dayandı,aynı anda karanlıktan sanki yoktan varolurmuşçasına bir el çıktı ve adamın ağzını kapatıp onu karanlığa çekti.Adam hiçbirşey göremiyordu,nerde olduğunu bile bilmiyordu,haykırmak istedi ama ağzindaki el bunu yapmasını engelledi.Derken bir ses duydu :
-Sadece keseleri bırak ve defol burdan
Adam ne yapacağını şaşırmıştı,çaresizce elini kesesine doğru götürdü,keseleri kemerindeki asılı oldukları yerden alıp omzunun üstünden arkasındaki adama doğru uzattı,Mytre hançeri adamın böbreklerinden çekmeden keseleri aldı ve pelerinindeki sayısız ceplerinden birine koydu,sonrada hançerinin kabzasıyla adamın kafasına vurup adamı bayılttı.
Adam gözlerini açtığı zaman kendini Occlo'nun ıssız sokaklarında,kaldığı hanın olduğu sokağın başında buldu.Talihsiz adam Occlo"ya geldiği güne lanet ederken,bir daha buraya dönmemeye yemin etti.
şehrin başka bir köşesindeyse,"Savaş Alanı" isimli tavernaya giren siluete kimse dikkat etmemişti.Bu kişi kukuletasını gözlerini birazcık kapatıcak kadar çekmiş ,ki bu görmesini hiç engellemiyordu,sırtında pelerini olan,1.74 boyunda bir insandı.İnsan sıkışık tavernada ilerlemeye çalışırken bir yandanda elleri çalışıyordu.Birçoğu körkütük sarhoş olan pis kokulu ve bir o kadarda dikkatsiz ahmakların keselerini bir bir cebine atıyordu.Bu şekilde tavernanın en güzel yerinde,şöminenin yanında,hikaye anlatmakta olan dostu Kazansky Xhelenga"nın yakınına kadar geldi.Kazansky çok kudretli bir savaşçıydı.Pek tecrübeliydi ve birçokta savaş görmüştü.O artık buranın müdavimlerindendi.Haftanın iki günü buraya gelir,aynı şömine başındaki yerine oturur, insanlar biraz bekledikten sonra başına toplanır ve "Kazansky'nin bugün bize anlatacak neyi var?" diye sormaya,onu sıkıştırmaya başlarlardı.Kazansky çok iyi bir hikaye anlatıcısıydı.O hikayelerini anlatmaya başladığında insanlar kendilerini kaybeder,onun anlattigi maceralarda yeralmayı dilerler,hayran hayran onu izlerlerdi.O gecede aynen böyle oluyordu.Kazansky hikayesini anlatıyor,insanlar pür dikkat onu dinliyorlardı.Kazansky hikayeyi anlatırken içeri giren silueti farketmişti ve suratına bir gülümseme yerleşti.İçeri giren onun genç dostu Mytre Dart'he idi.
Kazansky hiç bozuntuya vermeden hikayesini anlatmaya devam etti.Bu sırada genç dostu hafif elleriyle ve hançeriyle ise koyulmuştu bile.Hikaye dinleyenler kendilerlini o kadar kaptırmışti ki keselerinin kemerlerine olan bağlarının teker teker kesildiğini farketmediler bile.Olayın tek farkında olan Kazansky idi.Mytre bu işte gerçekten iyiydi ve ortağı Kazansky onu takdir ediyordu.Bu pek sık yaptıkları bir şey değildi aslında. İki ayda bir,bazen üç ayda bir, sadece çok paraya ihtiyaç duydukları zamanlar.İşte bu yüzden dikkat çekmiyorlardı.Gecenin sonunda Kazansky ve Mytre ayrı ayrı zamanlarda mekanı terketmişler ve birbirlerini hiç tanımıyor gibi yapmışlardı.
Kazansky evine girdi,kapıyı kapattı,ve sırtını kapıya verip on"a kadar saydı.
"Tık Tık tıktıktık Tık TIK"
Kazansky kapıyı açtı.Karşısında tavernaya giren siluet duruyodu.
-Hemen gir,seni görmesinler. dedi endişeli bir sesle.
-Merak etme,ben istemediğim sürece beni bir Drow* bile göremez! diye yanitladi Mytre.
İçeri girip Mytre'nin iyi bir iş çıkardığından bahsettiler,daha sonrada bu geceki ganimeti saymaya başladılar.Paranın çok fazla olmadığını görünce Kazansky "ah lanet olsun! Occlo"dan nefret ediyorum! bütün bir tavernayı soyduk,ama hala o lanet silahı alıcak param yok!" diye söylendi.Bunun üzerine Mytre,Kazansky'nin suratına baktı ve çarpık bir şekilde gülümsedi,elini pelerininin içindeki sayısız cepleriden birine attı ve iki kese çıkardı."Bu yeterli olurmu?" Kazansky hemen keseleri aldı ve içlerini açtı,sonrada Mytre ye bakıp gülümsedi ve "evet,fazlasıyla hemde!" diyip keselerden birini Mytre'ye geri fırlattı...



*Drow: karaelf,yeraltında yaşayan bu ırk,ısı görüşüyle algıladıkları için,gizlenmeye çalışan kişileri çok rahat tespit edebilirler,aynı zamanda gizliliğin gerçek ustalarıdır.
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by feanin »

Kazansky Xhelenga,hakkında çok sey duyduğu "Drelyus'un kibri" isimli katanayı* ,ki bu katana vanquising* olmasının yanında pek çok büyülü özelliğede sahipti ,satın alacağı kişilerle irtibata geçmek için belirledikleri yere uzun bir yürüyüşün sonunda varmıştı.Yanında çok fazla para bulunduğu için fazlasıyla tedirgindi,biran önce bu işin hallolmasını istiyordu.Gittiği yer Occlo'nun en sevilmeyen yerlerinden biriydi.Buraya genelde birşeylerden kaçan korsanlar gelir,herzaman bir olay çıkartıp burdan giderlerdi.Ah Kazansky onlardan nasılda nefret ediyordu!Mümkün olsa hepsini öldürürdü,hemde her birini! Fakat şuanda onlara ihtiyaci vardi,zira alacağı katana onlardaydı,ve bu katanayı inanılması güç bir şekilde "ucuz"a satıyorlardı!
Kazansky tavernadan içeri girdi ve birden herkes dönüp kapıya baktı.Kazansky görünüşü itibariyle çok heybetliydi,ama insanların ona bakmasının sebebi bu heybetli görünüşü değil,bariz bir şekilde buraya ait olmayışıydı.Yavaş yavaş tavernada yürürken,bir yandanda adamlarını seçmeye çalışıyordu,derken Kazansky adamını farketti.Tıpkı kendisine anlatıldığı gibi,ayağında çizmeleri,gözünde bir göz bandı,kafasında bir korsan şapkası,üzerinde yeşil,pek çok yırtığı olan bir gömlek vardi.Kazansky adımlarını o tarafa doğru yöneltti ve adamın oldugu masaya oturup "uth lathes jud losso"* dedi.Adam hemen kafasını kaldırdı ve "benle gel" dedi.Ayağa kalkmalarıyla 2 yanlarındaki masada oturan 4 kişide ayağa kalktı ve hepsi beraber tavernadan dışarıya çıktılar.Kazansky etkilenmemişti,zira o masadan kalkan 3 adamla tek basina dövüşebilir,ve çok büyük bir ihtimallede kazanırdı.Korsan sadece kendi çapında bir önlem almak istemişti,öyle olsundu,Kazansky katanayı elde etmeyi o kadar arzuluyodu ki,böyle bir şeyi kabullenebilirdi.
Arkalarından siyah pelerinli bir siluetin çıktığını farketmediler.
Kazansky ve beş korsan gecenin karanlığında ilerliyorlardı.Kazansky bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu,muhteşem savaşçı iç güdüleri ona takip edildiklerini söylüyordu.Kazansky arkasına baktı,fakat gecenin karanlığından başka birşey göremedi.Derken arada kuytu bir sokağa girdiler.Burda daha çok korsan vardı.Kazansky birden durdu ve "Yeter!katanayı satıyormusunuz,satmıyormusunuz?"dedi.Korsanlarin lideri, ki adi Karhas idi, "biraz sabırlı ol güçlü dostum,istediğin şey bizde,sadece güvenli bir teslimat olmasını istiyoruz" dedi.Bunun üzerine Kazansky biraz daha sabretmeye karar verdi.
Mytre Dart'he tavernadan çıkarken çok dikkatli davranmıştı.İçerdeyken hiç kimsenin,buna Kazansky de dahildi,onu farketmemesi için kılık değiştirmiş,ve kapıdan çıkmadan hemen önce,gecenin kendisi kadar kara olan pelerinini iyice üstüne sarmisti.O civarı kontrol altında tutan bir loncadan satın aldığı bilgiye göre,ki bu çok güvenilir bir bilgiydi,önündeki altı kişilik grubu takip etmeye koyuldu ve bir süre sonra kendi yolunu kendi belirlemek için bir gölge kadar sessiz bir şekilde yanındaki binanın çatısına tırmandı.Burdan görüntü daha netti.
Adamları takip etmekten vazgeçmişti.Varacakları yeri bildiği için,direk oraya varıp,önceden hazırlanmak istedi.
Vardığında orda altı adamın kendi aralarında konuştuğunu duydu.Adamlar bu gece ki işin kolay para olduğundan söz ediyorlardı.Mytre konuştuklarını daha iyi anlayabilmek için yakınlaşmaya karar verdi.Adamlara hiç farkettirmeden bulunduğu çatıdan aşağı inen Mytre,karanlık sokakta saklanmak için biryer bulmakta zorlanmadı.Birden gözüne korsanların arkalarındaki sarılı nesne,ki bunun sarılı olmasına rağmen bir katana olduğu belliydi, gözüne çarptı.Üstün yeteneği ve çocukluğundan bugüne kadarki hırsızlık tecrübeleri sayesinde,korsanlara hiç farkettirmeden katananın olduğu tarafa süzüldü.Katanaya yaklaştı ve kılıçtaki o üstün gücü hissetti.Ne kadarda güçlü bir his veriyordu!Ah o katana daha yakınındayken böyle bir hissi ona veriyorsa,eline aldığında kim bilir nasıl muhteşem bir güç hissi yaşatırdı ona!Hayır,o katanayı burda bu kokuşmuş korsanlara bırakamazdı.Elini uzattı ve katanayı alıp tekrar sokağın karanlık ucundaki yerini aldı.Altı adam oraya vardığında korsanlar katananın kaybolduğunu hala anlamamışlar,ve hatta burda kalan korsanlar katanayı gerçekten Kazansky Xhelenga'ya satacaklarını düşünüyorlardı.
Ama liderleri Karhas, ve hatta Mytre Dart'he öyle düşünmüyordu.
Kazansky beklemekten bunalmış bir şekilde tam tekrar konuşacakken,bir his ona birşeylerin yanlış olduğunu söyledi ve birden bire elini kılıcının kabzasına gitti.Ã?nde duran ve Kazansky"ye eşlik eden beş korsan,aniden Kazansky"ye saldırmaya başlamıştı.Kazansky çok iyi bir dövüsçüydü ama o kadar korsana karşı tekbaşına pek az şansı vardı.Yinede Kazansky canı için dövüşmeye başlamıştı.Korsanlar saldırıya daha geçemeden Kazansky kılıcını çekmiş,ilk saldırıları savuşturabilmek için hazır bekliyordu.
Karanlığın içinde,elindeki güce dalıp gitmiş olan Mytre,Ã?eliğin çeliğe vurma sesiyle birden kendine geldi.Gizlice olanlara bir göz attı ve tam tahmin ettiği gibi,korsanların Kazansky'ye saldırdığını gördü.Mytre Dart'he,Kazansky'nin bu savaşı tek başına kazanamayacağını anladı.
Karanlığın içinden süzülerek arkada kalan altı korsandan kendisine en yakın olana yaklaşıp,önce son derece sessiz bir şekilde korsanın kılıç kınını tutup,kemerinden kesti ve korsanın sırtına,omurgasının tam ortasına hançerini saplarken aynı anda elindeki kılıcı yanındaki korsanların dikkatini kısa bir süre dağıtabilmesi umuduyla fırlattı.Dikkatleri pekte dağılmamış olan korsanlar,daha çok şaşkındı.Yanlarındaki arkadaşlarına ne olduğunu pek anlamamışlardı.
Mytre bu fırsattan yararlandı.
Anında kolunda gizlenmiş olan hançerlerden ikisini,iki korsana ayrı ayrı fırlattı ve korsanların boğazlarını acı içinde tutuşlarını büyük bir keyif alarak seyretti.Derken öteki korsanlar palalarını çekmiş bir vaziyette önünde pozisyon aldılar.Mytre'nin bir gözü savaş ustası arkadaşı Kazansky'ye kaydı.Ordaki dövüş pek iyi gitmiyor gibi görünüyordu.Mytre önce bu korsanları halledip Kazansky'ye yetişemezdi.Zihninde bir ses duydu:
"KULLAN BENİ"
Mytre bunun,güçlü katananın iradesi olduğunu çabucak anlamıştı,fakat kendisi kılıç kullanımında başarılı olmadığı için,daha çok küçük silahlar ve fırlatma silahlarında eğitimi vardı, katanayı Kazansky'ye doğru fırlattı.
Kazansky birden sağ tarafından birşey yaklaştığını gördü,çok kısa bir süreliğine o tarafa baktı ve hemen hemen aynı anda kendine fırlatılan kılıcı havada kaptı.Artık çift silah dövüşen Kazansky korsanlar için dahada zor bir rakip oluvermişti.Korsanlar zaten pek organize değillerdi ve pek kılıç ustasıda sayılmazlardı.Hareketleri birbirini tamamlamıyor,Kazansky'ye gayet beceriksiz gibi görünüyorlardı.Birden Kazansky ne olduğunu tam anlayamadan hersey yavaşladı.Korsanlar ve etraftaki hersey,hatta gecenin kendisi bile, Kazansky'ye o kadar yavaş gelmisti ki! Kazansky 3 adim geri gidip elindeki katanaya baktı ve "Drelyus'un Kibri" deyip gülümsedi.
Karşısında üç düşman bulunan Mytre gayet temkinliydi.Daha öncede üç kişiyle savaşmıştı,yo hayır aslinda hiç böylesi bir savaş değildi.Hiç bir zaman elinde uzun kılıçları* olan üç kişiye karşı dövüşmemişti ve biraz endişelenmeye başlamıştı.Korsanlar çok kısa aralarla üstüne saldırdılar.Mytre elindeki hançeri inanılmaz hızlı bir şekilde bir paladan ötekine vuruyor,fakat aynı anda geri çekilmek zorunda kalıyordu.O bir savaşçı değildi,ve şimdi Kazansky'yi ve kendini karşılaştırınca bunun farkına gayet iyi varıyordu.Birden Kazansky aklına geldi ve göz ucuyla ordaki dövüşe baktı.
Gözlerine inanamıyordu.
Kazansky öyle hızlıydı ki,sanki birileri ona hızlanması için büyü yapmış ve bu büyüyü birkaç kere daha arttırmışlardı.Kazansky'nin rakipleri birbir düşerken,Mytre kendi önündeki rakiplere odaklanması gerektiğini hatırladı.Fakat kendi rakipleride aynı şeye odaklanmış,ve savunmaları gayet açık duruyorlardı.Mytre çok hızlı bir şekilde hançerini sol eline alıp,soldaki korsanın tam göğüs kafesinin ortasına sapladı ve saat yönünün tersine dönüp ortadaki korsana,soldakinden hançeri çıkartmadan bir dönen tekme salladı,tekmenin yerine oturduğunu hissettikten sonra,pelerinini üçüncü korsanın görüşünü engelleyecek şekilde savurdu ve hançerini saplı olduğu yerden çıkartıp yerde sol omzunun üstünde bir takla atarak üçüncü korsanın hemen ayaklarının dibine yuvarlandi.Korsan gayet şaşkın ve korkmuş bir şekilde ölen arkadaşına bakarken Mytre hançerini korsanın tam midesine hızlı bir şekilde soktu ve içerde çevirdi.Korsan aci içinde haykırıp yere yuvarlanırken Mytre'nin yanından çok hızlı birşey geçti.
Kazansky tekmeyi yiyip sonradan ayağa kalkan ve Mytre'ye doğru hamle yapmış olan korsanın,çok hızlı hamlelerle önce kolunu, sonrada kafasını bedeninden ayırdı.
Mytre ayağa kalktığında Kazansky'nin suratindaki tatmin ifadesini gördü.Kazansky"nin elindeki katanaya baktı ve "söylediğin kadar varmış" dedi çarpık bir gülümsemeyle.Kazansky ona döndü ve "evet evlat,şimdiii,burda harcanmamış birçok kese altın var.Ne yapalım dersin?!!" dedi.Mytre müstehcen bir edayla "Yeryüzü cennetine gitmeye ne dersin?" dedi.Kazansky yüksek sesli bir kahkaha koparttı ve "pekala,sanırım bunu hakettin" dedi ve beraber yeryüzü cenneti adındaki,bol paralı erkeklerin dünyevi zevklerini tatmin etmeye gittiği mekana doğru yola koyuldular...





*Katana:Bir çeşit kılıç,samurailar tarafından eski dönemlerde kullanılırdı,aşırı keskin olmasıyla bilinir.
Vanquising:Ultima evrenindeki en kudretli büyülü silahlara verilen genel isim.

*Uth lathes jud losso: korsanların kendi aralarında kullandıkları ortak bir lisanda olan bu cümle,"aradığınız adam benim" anlamına geliyor.
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by feanin »

...Ve sonunda gitmişti işte.En yakın dostu çok uzun zamandır ailesini görmek istediğinden,küçük kardeşlerini ne kadar özlediğinden bahseder dururdu.Her zaman " birgün gidip onlari tekrar görücem" derdi.Bunu okadar sık söylerdi ki,artık kimse onun gideceğine inanmıyordu ama gitmişti işte.Kazansky Xhelenga Britannia"ya doğru yola çıkalı onbeş gün oluyordu. "Varalı üç gün olmuştur herhalde" diye aklında geçirdi Mytre.Hava deniz yolculuğu için uygundu ,bu kadar zamanda varmış olmalıydı.
Mytre"nin hayatı boyunca pek az dostu olmuştu,yaşadığı hayat dost edinmesine izin vermemişti.Hayatında dostum diyebileceği tek kişi Kazansky"ydi.Onunla tanıştığında henüz çömez bir hırsızdı.Hırsızlık yaparken yakalanmış,üç kisi tarafından bir ara sokakta hırpalanırken Kazansky olanları görüp ona yardım etmişti.Kazansky gençkende yetenekli bir savaşçıydı.Adamların üçüyle aynı anda savaşıp üçünüde yaralamıştı,adamlar kaçmışlardı ve böylece tanışmış oldular.
Mytre eski günleri şimdiden özlemeye başlamıştı.Tavernada hala hırsızlık yapıyordu,fakat Kazansky"nin hikayelerini dinlerken kendinden geçen ahmakları soymak kadar zevkli olmuyordu bu.Artık yanlızca geçimini sağlamak için hırsızlık yapıyordu.Bu yüzden çok boş zamanı oluyordu.O boş zamanlarda hançer tekniğini geliştirmeye başlamıştı.O bir savaşçı değildi,fakat hançeri arasıra gerekiyordu,ve hançeri,yakın dövüşte kullandığı tek silah olduğundan onda iyi olması gerektiğine karar vermişti.Bu kararda en son dövüşünde birkaç yeteneksiz korsana karşı bile etkisiz kalmasının büyük etkisi vardı.Hem bir hırsızın pek çok düşmanı olurdu,herzaman tetikte olması gerekirdi,bu hayatta kalabilmesi için en önemli şarttı.

-o-
Adam yine Occlo"nun karanlık sokaklarında dolaşıyordu,ama daha öncekinden rahattı,ara sokaklara bile korkusuzca dalıyor,sanki birilerini arıyordu.Bir sokağı gördü,ve o sokağa girdi,yolun çeyreğinde durdu.Burayı çok iyi hatırlıyordu.Burası o küstah hırsızın,ona haince pusu kurup onu soyduğu yerdi.Adam intikam almak için yanıp tutuşuyor heryere hiç korku duymadan dalıyordu.Adam gölgelerin içindeki gözleri,herzamanki gibi, farketmedi.Genç hırsız uzun zamandır adamı izliyordu.Bu kadar dikkatsiz davranan bir adamın kolay av olacağını düşünüyordu,kim düşünmezdiki!Lanet adam çok ses çıkartıyor,bir Verbeeg"in* bile kolayca saklanabileceği kadar karanlık sokaklara dalıyordu.Genç hırsız cesaretini toplayabildiği ve uygun olduğunu düsündüğü an, adama doğru sessizce hareketlendi,yaklaştı,yaklaştı,iyice sokulmak istiyordu,adamla arasında beş metre vardı ve adam onu yinede farketmemişti.Adam arkasını dönünce genç hırsız durdu.Bu ahmak adam onu görmeden kımıldayabilirdi belki,ama henüz kendine bu kadar güvenmiyordu.Adam tekrar ona sırtını döndüğünde adama doğru tekrar hareketlenmeye çalıştı fakat kımıldayamıyordu! Adeta felç olmuştu! Ne olduğunu anlayamadan adamın kahkahasını duydu ve adam "bitirin işini" derken son derece eğlenmiş gibiydi. Ağzını bile açamayan genç hırsız sadece korku hissediyordu,etrafta kimse yoktu! Nasıl böyle birşey olabilirdi!Sonra yanında bir beden maddeleşti.Hırsız artık korkunun doruk noktasındaydı.Maddeleşen bedene bakıyordu,fakat siyah cüppesi ve kafasını örten kukuletasıyla adam hakkında pek birşey anlaşılmıyordu,yanlızca bir büyücü olduğunu düşünebilmişti,ama adam hakkında birşeyler çıkarmaktan daha önemli sorunları vardı.Adamın ellerinde birden iki mükemmel katana belirdi.Katanalar o kadar hızlı hareket ettiki,hırsız canının yandığını geç anladı.Hırsızın cansız bedeni yere düşerken katanaların hafifçe sürttüğü duvardan birkaç parça taşta cesedin yanına düştü.Adam cesedin yanina geldi ve suratına baktı,"hayır,bu o değil"dedi.Kendisini soyan hırsızı tam olarak görememişti,fakat kim olduğunu bilmesede,en azından kim olmadığını biliyordu ve yerdeki ceset kesinlikle o değildi.
Mytre Dart"he"de o gece sokaktaydı.Aslinda dolaşmak için çıkmıştı,fakat gizli dolaşmaya o kadar alışkındı ki,yine gölgelerden,ihtiyatlı adımlarla yürüyordu.Sayısız insan soyduğu bir sokağa girdi.Bu sokağın karanlığı hırsızların ekmeğine yağ sürüyordu.Occlo"nun yerlileri bu sokaktan özellikle kaçınırdı.Genellikle yabancılar bu sokaktan geçerdi.Occlo"nun kötü şöhrete sahip karanlık sokakları arasında en kötüsüydü bu ve Mytre"nin bu kötü üne büyük katkısı olmuştu.Duvarın dibinden sessiz ve dikkatli bir biçimde ilerlerken,yerde yatan biri dikkatini çekti.Ölüm kadar sessiz bir biçimde yerdeki kişiye yaklaşti.Yerdeki kişiyi tanıyordu,en azından eskiden tanıyordu,bu genç hırsız Thor"du.Mytre buna inanamıyordu! Bu civarlarda en gelecek vadeden hırsızdı Thor,Mytre zaten hırsızların en iyilerindendi,Thor"un hayal edebileceği en üst noktalardaydı şuanda,ve hırsızlık teşebbüsünde farkedilse bile kişi henüz silahına davranamadan tabanları yağlamış olurdu.Fakat şuanda yerdeki ceset ona aitti kuşkusuz.Yere eğildi ve yaraları incelemeye başladı."İnanilmaz!" dedi kendi kendine."Daha önce hiç bukadar temiz yara açan bir silah görmemiştim". Silahların kestiği açıdan katana olduklarını düşünüyordu,fakat şimdiye kadar gördügü hiç bir katana,hatta büyülüler bile, bu kadar temiz kesmiyordu.Cesedi incelemeyi bitirdiğinde,gözüne duvardaki kesik çarptı."Kutsal Olidammara*!önce bir insan bedenini sonrada arkasındaki duvarı kesebilen bir kılıç!! Bunu bir vanquising bile yapamaz!" dedi ve artık daha ihtiyatli olması gerektiği sonucuna vardı.O acemi bir çocuk değildi,fakat yerde yatan acemi çocukta acemilerin en iyisiydi.Kibirli davranmanın,insanın mahvına yol açacağını bilecek kadar bilge biri olan Mytre,pelerinini etrafına sararak iyice karanlığa girdi ve bu işi kimin yaptığını bulmak için Occlo sokaklarında dolaşmaya devam etti.Artık daha çok,hırsızların mesken tuttuğu mekanlara gitmeye karar vermişti.
Mytre tam olarak doğru yerdeydi.Bu sokakta her karanlık kösede mutlaka bir çift göz olurdu.Mytre çoğunu görebiliyordu,fakat tecrübesiz ve nereye bakacağını bilmeyen gözler için onlar kesinlikle görünmez adamlardı.Sokakta bir yabancı,son derece kendine güvenir bir şekilde yürüyordu.Mytre adamın birazdan basına geliceklerden sonra kendine bidaha bu kadar güvenip güvenemeyceğini aklından geçirip eğlendi.Adamın üstünde silah bile yoktu!Mytre adamı izlemeye devam etti.Biraz daha yaklaştı,ve adamı tanıdı! Bu ahmak herifi daha önce soymuştu,Drelyus"un kibrini alabilmek için bu adamı soymuş,fakat korsanların ihaneti sonrası Drelyus"un kibrini almak için paraya ihtiyaç duymadığından o parayı yeryüzü cennetinde harcamıştı.Adam hala bir ders almamış,hatta dahada ahmaklaşmış gibi görünüyordu.Mytre"nin dikkatini adama yaklaşmakta olan bir gölge çekti.Mytre büyük keyif alarak,gölgeyi izledi.Gölge adama henüz yaklaşamadan oldugu yerde kaldı.Adam arkasını döndü,gölgenin yanına gitti,suraıina baktı ve "buda değil!neyse öldürün gitsin" dedi.Gölgedeki adamın sadece gözleri oynuyordu ve onlarda dehşete kapılmış şekilde bakıyorlardı.Mytre ne olduğunu anlayamadan bakıyordu.Adam yoksa Mytre onu soyduktan sonra aklınımı yitirmişti?! Kendi kendine konuşmasından öyle gibi görünüyordu.Mytre tam gülmeserken,dona kalmış gölgedeki adamın yanında siyah cüppeli bir adam belirdi ve iki katana çıkarttı.Katanalar Britanniadaki bir karnaval kadar ışık saçıyordu!Fakat bu sokağın karanlığını aydınlatmak için daha fazlası gerekliydi.Cüppeli adam marifetli bir hareketle hırsızı üç parçaya böldü.Mytre anlamıştı.Adam kendisini arıyordu.Kendisini bekleyen feci bir son vardı ve adam hiçte vazgeçicek gibi görünmüyordu.Konuşmasına bakılırsa yanında bu adam gibi birkaçı belkide bir ordu vardı!Anlamasının bir yolu yoktu.Mytre hızlı düşünmeye başladı,dehşete kapılmıştı.Burda kaldığı sürece güvende olamayacaktı ve kararını verdi;kendisine yardım edebilecek tek kişiye gidecekti:tek dostu Kazansky.
Eve nasıl geldiğini bilmiyordu,çok hızlı hareket etmişti,çatıdan çatıya bir kedi kadar sessiz hareket ederek ilerlemişti,gecenin karanlığı ona yardım etmişti.Evine gelince hemen eşyalarını toplamaya başladı.Yarın bulabildiği ilk gemiyle Occlo"yu terk ediyordu.


*Verbeeg: Bir çesit dev,Bknz:buzyeli vadisi üçlemesi 1. kitap Kristal Parçası
*Olidammara: Dungeons and Dragons hırsızların tanrısı,Mytre ona çok şey borçlu olduğunu düşünür ve sık sık ona dua eder
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by feanin »

Karanlık sokakta kendisini herzamanki gibi güvende hissediyordu.Occlo"nun bu taraflarında onu gizlendiği zaman farkedebilecek bir canlı yaşamıyordu.Kendisine eğlenmek için soyabileceği bir hedef arıyordu.Ana cadde üzerinden bir sürü insan geçiyordu,onlardan birini bu sokağa çekerek bu ıssız yerde kimse onu farketmeden birilerini çok rahat soyabilirdi ve bu plan ona gayet iyi gibi göründü.Cadde üzerinde zengin görünümlü yabancı birini gözüne kestirdi,çok şanslıydı,adam ona doğru yürüyordu.Adam fazla ona doğru yürüyordu,hatta adam direk gözlerinin içine bakıyordu.Korktu.Bu korku,acemi bir hırsızın yakalandığı zaman hissetiği korkuyla aynıydı.Bu korkuyu hissetmeyeli o kadar uzun zaman olmuştuki!Birden heryerini bir panik sardı,ne yapacağını bilemiyordu,kaçmayı düşündü,evet karanlıkta çok rahat ve kolayca kaçabilir hatta saklanabilirdi!Kaçmak için hareketlenmek istedi fakat yapamadı."Olidammara adına!! Neler oluyor?" diye geçirdi içinden,çünkü artık konuşamıyordu bile!Birden bire iki beden önünde maddeleşti.Bunlar birer büyücüydü,giysilerinden dolayı bunu anlamak pekte zor değildi zaten, korkusu birden dehşete dönüştü,büyücülerin ellerinde katanalar okadar hızlı belirdiki,sadece rüzgarından bile bayılıckamış gibi hissetti kendini.Bişiler yapması lazımdı fakat kımıldayamıyordu!!Adamlar son derece yavaş harekete geçtiler,hırsızın acı çekmesini istiyorlardı.Katanalarını karşılarında çaresizce duran hırsızın bedenine yavaş yavaş soktular.Her bir milimetresinden zevk alıyorlardı,Mytre bukadar acı çekebileceğini hayatı boyunca düşünmemişti.Katanaların açtığı delikler inceydi,fakat kılıçların büyüsü yüzünden kavrayamadığı şekilde inanılmaz acı çekiyordu.

Bir an nefes alamaz oldu.

Denizden aniden gelen büyük dalgayla uyanan Mytre ilk başta ne olduğunu kavrayamadı.Ã?ksürdü ve hançerine davrandı,fakat daha sonra ağzından çıkan tuzlu suyun acılığıyla gemide olduğunu farketti ve rahatladı.Yaklaşık yedi gündür yoldaydı ama deniz onlara Kazansky"ye davrandığı kadar iyi davranmıyordu.Daha ilk günlerinden hiç beklenmedik bir fırtınaya yakalanmışlardı ve bu fırtınada gemi hasar görmüştü.Fırtına dinene kadar bir koya sığındılar ve fırtına dinince gemilerini tamir edip tekrar yola koyuldular.Yedi günde ancak iki günlük yol katedebilmişlerdi ve bu Mytre"yi çok huzursuz etmişti.Yolculuğu boyunca kabuslar görüp duruyordu ve kabuslar herseferinde aynıydı; öldürülmek üzere işkence çekiyordu ve tam acının doruk noktasına ulaştığı an uyanıyordu.Beşinci günde uyumamaya karar vermişti fakat insan bedeninin zayıflığına yenik düşerek güvertede bir köşede sızmıştı.Ta ki nerden geldiği belli olmayan ve Mytre"yi ızdırap dolu uykusundan uyandıran o büyük dalgaya kadar.
Mytre dalgaya minnettar oldu,etrafına bakındı,uykusunu dağıtıcak birşeyler aradı,fakat gemicilik ona göre değildi,Mytre güçlü bir insan sayılmazdı,denizciliktende anlamazdı,gemide yapabileceği pek birşey bulamadı,ve hançer çalışmasına yardımcı olucak birilerini aramaya karar verdi.Denizciler ona pek güvenmiyordu,ne de olsa o bir hırsızdı,bu yüzden onunla hançer çalışmayı bırak,ona selam bile vermiyorlardı.Ã?oğu Mytre"ye kötü bakışlar fırlattılar ama Mytre onlara pek aldırış etmiyordu.Daha öncede yapmış olduğu gibi kaptanın kamarasına doğru yola koyuldu.Mytre kaptanı sevmişti.En azından o zeki bir insandı ve Mytre"nin tamamen yabancı olduğu ve kaçabileceği hiçbiryer olmayan bir ortamda hırsızlık yapmayacağını biliyordu.
Kaptan ,iri yapılı,uzun boylu,sarışın, yani tam bir kuzeyliydi.İyi bir kılıç ustasıydı.Denizlerde geçirdiği yıllarla edindiği tecrübeyle gelmişti ustalığı.Bir kaptanın bazı zamanlar gemisini savunması gerekirdi,ve o zamanlarda kaptan ustalığını konuştururdu.Ama şuanda Mytre"yle sadece vakit geçirmek için uğraşıyordu.Mytre"yi kılıca karşı hançerle dövüşmekte ısrar ettiği için çok ahmak buluyordu.En acemi dövüşçü bile bilirdiki kısa silahların uzunlar yanında hiç bir avantajı yoktu.Fakat Mytre öyle düşünmüyordu.Kaptanın henüz şahit olmadığı bir çok yeteneği Mytre"ye savaşlarda hançerle pek çok yarar sağlayabilirdi,silahın küçüklüğünün dezavantajını,kendi üstün yetenekleriyle kapatabilirdi ve hatta küçük silahı bir avantaj haline getirebilirdi."Hazırmısın?başlayalım mı?"dedi kaptan ve Mytre sadece kafasını evet dercesine salladı.Kaptan bir dizi seri hareketle dövüşe başladı,bir sağdan bir soldan aşağıdan yurkarıya doğru hamleler yapıyordu.Mytre bu hamleleri kolayca savuşturuyor,fakat bunu yaparken geriye doğru çekiliyordu.Kaptan Mytre"nin kendisi karşısında bukadar aciz kalmasına içinden gülüyordu,ve saldırırken Mytre"ye "o küçük silahla dövüşmek istediğinden hala eminmisin? Savunmadayken kendini çok yoruyosun ve sürekli geri çekiliyosun,iyi bir kılıç ustası seni çok kısa bir sürede parçalara ayırabilir" dedi.Mytre kaptan konuşurken etrafta daha rahat yuvarlanabileceği biryere doğru gerilemeye başlamıştı.Savaş alanını kendi lehine çevirmeyi umuyordu,bu şekilde kaptana daha rahat yaklaşıp ona küçük silahların ne kadar etkili olabileceğini gösterebilecekti.
Birden gemi şiddetle sallandı.
Sarsıntı tahta çatırtısı sesleriyle gelmişti.Ã?arpmanın etkisiyle Mytre kamaranın duvarına yapıştı,kaptan kılıcını elinden düşürmüştü ve Mytre içinden gülümsedi "ufak silahın bir avantajı daha" diye geçirdi içinden ve sonra kalkıp son sürrat güverteye çıktılar.Güvertede çatışma vardı.Bir gemi burundan kendi gemilerine girmişti ve kendi gemilerinde ağır hasar olmasına rağmen öteki gemide en ufak bir çizik dahi yoktu.Mytre koca geminin farkedilmeden nasıl yanlarına geldiklerini düşünürken kaptan çoktan karşıdaki gemide iyi bir büyücü olduğunu anlamıştı ve adamlarına emirler yağdırmaya başlamıştı.Kaptan çok umutlu değildi,çünkü büyücü gerçekten güçlüydü.Koskoca bir gemiyi görünmez yapıp, burun kısmınıda şiddetli bir çarpışmadna koruyabiliyorsa, kimbilir daha neler yapabiliyordur diye aklından geçirdi kaptan.
Mytre kaptanın yanına geldi ve durumlarının ne olduğunu sordu ve kaptan "karşımızdaki geminin güçlü bir büyücüsü var,büyük ihtimalle geminin kamaralarının olduğu kısımda açık hedef olmaktan çok uzak bir şekilde biryerden bizi gözetleyip o lanet büyülerini hazırlıyordur" dedi.
Yanına baktığında Mytre"yi göremedi.
Mytre kaptan hala konuşurken Gölgelerin arasına girdi ve geceninde yardımıyla iyice görünmez oldu.Hedefini kafasına koymuştu;Geminin büyücüsünü öldürmesi gerekliydi.O bunu düşünürken,yanındaki denizci birden bire yerden varolan insan boyundaki alevler arasında kayboldu.Mytre büyücü işini tekrar düşündü ve dahada dikkatli olması gerektiğine karar verdi.
Düşman gemisine bir sineğin çekeceğinden çok daha az dikkat çekerek tırmandı.Geminin güvertesinde gölgeden gölgeye ilerledi,hiç dikkat çekmemeye çalışıyordu,gerçi bunun için pek uğraşmasına gerek kalmıyordu.Geminin kamaralarının olduğu kısımlara doğru ilerlemeye başladı.İçeriye girdiğinde bir odadan anlamadığı bir dilde sesler duydu.Ölümün kendisi kadar sessiz bir şekilde o odanın kapısına doğru süzüldü.Kapının deliğinden içeri baktı ve içerde aradığı hedefi gördü;geminin büyücüsü ordaydı.Bu iş gerçekten kolay olucak gibiydi.Büyücü kendinden geçmiş bir şekilde büyü yapıyordu,konsantrasyon,büyüsü için çok önemliydi.Mytre bu fırsatı içeri sessizce girip büyücüyü hızlıca sırtından hançerleyip gemiyi terketmek için kullanabilirdi.Tam kapıyı açıcaktıki,aklına kilidi incelemek geldi.Ah kahretsin!! Tıpkı acemi bir hırsız gibi davranmıştı!Tabi yaa,bu kadar kolay olamazdı,kapı tuzaklarla korunuyordu.Kapıyı incelediğinde ustaca yerleştirilmiş parmak boyunda arbaletler gördü.Bu arbaletler zehirli oklar taşıyordu.Tuzakları etkisiz hale getirmesi biraz uzun sürebilirdi,o yüzden hızla işe koyuldu.
Tüm tuzaklar çözüldüğünde Mytre içeriye tekrar baktı,büyücü hala büyü yapmakla uğraşıyordu.Kendini şanslı hissetti ve içeriye sessizce girdi.büyücüye sessizce yaklaşırken büyücü büyüyü tamamladı ve arkasını dönmeden "bende seni bekliyordum" dedi.Mytre dehşetten olduğu yerde dona kaldı.Bu nasıl olabilirdi!!herhangi bir insanın onu duymasının imkanı yoktu,özellikle bir savaş sırasında!"Lanet büyücüler!" Diye geçirdi içinden ve hala avantajlıyken çok hızlı bir şekilde sola doğru yuvarlanıp büyücünün kolunun altına doğru hançeriyle saplama hamlesi yaptı fakat hançer saplanmadı!!
Büyücü kahkaha attı.
"Seni ahmak!o kadar kibirlisin ki,bir savaş büyücüsünü arkasından sessizce yaklaşıp öldürebileceğini düşünüyorsun!!" dedi.Mytre adama gerçekten büyük bir saygı duymaya başladı.Adam haklıydı.Mytre gerçekten ahmak gibi hissediyordu.Fakat adamda benim kadar ahmak diye düşündü Mytre,benim onu küçümsediğim kadar beni küçümsüyor!Mytre arka arkaya iki saplama hamlesi daha yaptı fakat bu hamlelerde saplanmadı.Büyücünün kendisine sağladığı koruma muazzamdı,fakat aşılamaz değildi.Sadece biraz sabır gerektiriyordu.Mytre Kazansky"nin daha önce anlattığı hikayelere şükretti,yoksa şuanda ne yapcağını bilemezdi.Bu büyüye karşı vur-kaçla kalkanı zayıflatması gerekiyordu,çünkü o kalkanı zayıflatmadan büyücünün büyü yapmasını engelleyemezdi.Tabi Mytre daha yaratıcı bir insandı.
Odada ne bulursa büyücünün üzerine fırlatmaya başladı,eline ne geliyorsa fırlatıyordu,ve çok hızlı davranıyordu,bir noktada iki-üç saniyeden fazla sabit kalmıyodu.Büyücü fazla güçlü bir büyüye hazırlanıyor gibiydi,dar alanda bu kadar çevik bir insanla fazla uğraşmak istemiyor,mümkünse bir kerede işini bitirmek istiyordu.Büyücü büyüsüne konsantre olmuşken Mytre sürekli atıcak birşeyler arıyordu,sonunda büyücünün yanına yuvarlanıp hançerini çok seri bir şekilde savurmaya başladı,o kadar hızlı vuruyorduki,bir insan o kadar darbeyi alsa şuanda parçalanırdı.Fakat büyücünün üstündeki muazzam büyü,nekadar zayıflamaya başlamış olsada onu hala koruyordu.
Büyük bir enerji patlaması oldu.Mytre büyücünün hemen yanında olduğu için kaçamadı ve kamaranın öteki tarafına kadar uçtu.Kendini berbat hissediyordu,büyü çok güçlüydü,fakat kendini toparlayabildi ve ayağa kalktı.Büyücünün hesaba katmadığı birşey olmuştu,Mytre çok yakında olduğundan,büyünün çoğu kendi kalkanını etkilemiş,ve kalkanını ortadan kaldırmıştı.Bunun farkına varan büyücü hemen kalkan büyüsünü yeniden yapmaya başladı.Mytre de bunu farketti ve büyücü konsantre olmuşken hızla yanına sokuldu ve büyü malzemelerinin olduğu keseyi son derce rahat aldı,ve büyücü elini attığında keseyi orda bulamayıp büyük bir konsantrasyon bozukluğu yaşadı.
Gülme sırası Mytre"deydi.
Yüzüne çarpık bir gülümseme koyan Mytre,hançerini yerine geri koydu.Büyücünün hamlesini bekledi,büyücü sağ el bileğindeki gizli yeriden bir hançer çıkarttı ve Mytre"ye doğru hızlı bir hamle yapmaya çalıştı,fakat boğazında ve kalbinde hissettiği çeliğin soğukluğu hızlı hareket etme arzusunu sona erdirdi.Mytre fırlatma bıçaklarını geri alıp geminin güvertesine çıktı.Burdaki savaş iyi gitmişti,kendi kaptanı çok tecrübeli bir adamdı ve pek çok savaş görmüştü,gemisini nasıl savunacağını biliyordu,büyücününde ortadan kalkmasıyla savaş onların lehine dönmüştü ve savaşı kazanmışlardı.Gemilerindeki hasarları tamir etmeleri uzun zamanların alıcaktı ama düşmanlarının gemileri yanlarındayken bu pekte büyük bir sorun yaratmıycaktı.
Denizciler Mytre"ye hala güvenmeselerde,artık daha bir saygıyla bakıyorlardı.Mytre ne kadar uyumak istemesede,birkaç saat sonra geminin başka bir köşesinde huzursuzca uykuya daldı...
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by feanin »

Kendini çok huzursuz hissediyordu.Bu sokaklara yabancıydı ve etrafı inceliyecek yeterli vakti olmamıştı.Zaten olsaydıda pek faydalı olmazdı,başkentin her sokağı aydınlatılmıştı ve heryerde şehir muhafızları dolaşıyordu.Böyle bir ortamda çalışması çok zordu."Ne kadar ironik"diye düşündü Mytre,görevi şehirdeki huzuru sağlamak olan muhafızlar onu huzursuz ediyolardı.
İçindeki huzursuzluğu gizlenicek karanlık olmamasına bağlayan Mytre,sakinleşmeye çalıştı.Uzun deniz yolculuğu üzerinden üç gün geçmiş olmasına rağmen hala kendini yorgun hissediyordu.En iyisi gidip dinlenmek diye geçirdi içinden.
Kaldığı yer şehrin dışında,orman yolunu kullanarak gidilen,karanlık ve sessiz bir yerdi.Fazla uzun olmasada pek güvenli sayılmazdı.

Yani tam Mytre"ye göreydi.

Bu yolda birseferinde birilerini soymuştu,ve gelir kaynağının burdan geliceğini düşünüyordu,çünkü yol soyguna fazlasıyla müsaitti ve Mytre kadar usta bir hırsız bu fırsatı kaçırmazdı.
Düşüncelere dalmış evine doğru yürürken,ileride yanlız başına bekleyen bir kadın gördü.Aklından "tam aradığım fırsat" diye geçirip sessizce kadına yaklaştı,kadın son derece zengin görünüyordu.Kesinlikle bir soylu olmalıydı,ama bir soylu kadının bu saatte böyle bir yerde tek başına ne işi olabilirdi ki?Biraz daha yaklaşmaktan hiçbir zarar gelmez diye düşünüp,aynı anda harekete geçti.Amacı kadını incelemek,değerli eşyalarını çalmak, ve sonunda onu "güvende" olacağı biryere bırakmaktı.Çalıların arkasından dikkatli ve sessizce kadına doğru yaklaştı,kadının tam arkasında duruyordu.Yaşayan hiçkimsenin onu görmesine imkan yoktu,çünkü Mytre sessizlik yöntemlerini çocukluğundan beri geliştiriyordu.
Mytre kadının yüzünü göremesede,ellerinden kadının teninin çok beyaz olduğunu farketti,ama üzerinde pek durmadı,bunu kadının soylu olmasına bağladı*. Mytre kadını hala izlerken,kadın gülmeye başladı.

"Seni ahmak!Hala anlamadın değilmi?"

Kadın yüzünü Mytreye döndü,suratında kurnaz bir gülümseme vardı,ve kadının yüzüne bakmak bile Mytrenin kanını donduruyordu.Aslında güzel sayılabilecek bir yüzü vardı,fakat suratı tıpkı bir ölününki gibi solmuştu.

"Neyi anlamadım?" diye sordu Mytre,fakat içgüdüleri birşeyin yanlış olduğunu ve hemen ordan ayrılması gerektiğini söylüyordu,sonradan farkedeceği gibi,aslında içinde öncedende hissettiği huzursuzluk bu uğursuz varlıkla ilgiliydi.

Kadın durdu,şaşırmış görünüyordu,bu insan gerçekten bukadar ahmak olabilirmiydi?

"Ormanı bir dinle" dedi kadın Mytre"ye.

Ormandan hiç ses gelmiyordu.

Mytrenin tüyleri ürperdi,kadına dönüp "nesin sen?" diye sorunca,kadın bir kahkaha attı.Bunu bilinçli olarak yapmıştı,sırf bu zavallı insan onun ne olduğunu anlayabilsin ki beslenme daha eğlenceli geçsin diye.
Mytre kadının ağzındaki normal bir insanda olamayacak dişleri görünce karşısındaki mahlukatla aynı rengi aldı!Karşısındaki bir vampirdi!Mytre vampirlerin sadece Kazansky"nin anlattığı efsanelerde olduğunu zannederdi,doğrusu Kazansky"de öyle düşünüyordu,fakat şuanda bişeyleri "zan" etmekten daha acil işleri vardı,Mytre hiç düşünmeden ormana daldı ve koşmaya başladı.Nereye gittiğini ne yapacağını veya bu tehditten nasıl kurtulacağını bilmiyordu.

Ve av başladı.

Vampir gerçekten keyif alıyor gibi görünüyordu.Kurbanı çaresizce ormana doğru koşarken,o bir ağacın tepesine sıçradı,burdan kurbanını daha rahat görebiliyordu.Korkan ve çırpınan kurbanlar adrenalin salgıladığı için kanları daha lezzetli oluyordu,ama böyle birşey olmasa bile sadece eğlence için kurbanlarını korkuturdu.Kurbanın biraz uzaklaşmasına izin verdikten sonra harekete geçti,o ağaçtan ötekine,adeta uçarcasına zıplıyor,bir ok kadar hızlı hareket ediyordu.

Mytre vampirin kendisi takip etmediğini görüp biraz soluk aldı,arkasına sürekli bakıyordu,fakat hiçbirşey göremiyordu,hızlanmasını yada sakinleşmesini sağlayan tek şey,içinde hissettiği dehşet duygusuydu.Vampirin kendisiyle resmen kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığını biliyordu,fakat içindeki yaşama içgüdüsü,yinede kaçmasını sağlıyordu.
Vampir sık sık Mytre"nin dibine giriyor,çok yakınından geçiyordu.Bu insanda göründüğünden fazlası vardı.Gerçekten inanılmaz çevikti.Normalde kurbanlarının yanında geçerken onlara vurur,onları yorar,bundan zevk alırdı.Fakat Mytre"ye henüz hiç vuramamıştı.Ã?evik hırsız,hemen her hamleden kaçıyor,aynı zamanda koşmaya devam ediyordu.Vampilere özgü görüş yeteneği olmasaydı Mytre"yi bu karanlıkta yakalaması hemen hemen imkansız gibiydi.Fakat bütün bunlara rağmen vampir,Mytre"den çok üstündü.Sonunda onu yakalayacak ve önce sihirli sesiyle hipnotize edip,sonra lanetli bedenini Mytre"nin kanıyla doyuracaktı.

Mytre herzamanki gibi arkasına bakarken,vampir bu oyunu artık bitirme zamanının geldiğini düşündü ve Mytre"nin önüne geçip arkasına bakarak koşan kurbanının kendisine çarpmasına izin verdi.Vampire çarpmasıyla bütün vücudunu titreme kaplayan Mytre,sertçe yere düştü,ve aynı hızda yerden kalktı,vampir,Mytre"nin gözlerine baktı ve beslenmek için kullanacağı dişlerini açıp öyle bir tısladıki,Mytre"nin adeta kanı dondu.Mytre artık arkasına bakmadan kaçıyordu,ve hala nereye gittiğini bilmiyordu.

Birden Sırtında bir ağırlık hissetti!

Vampir,Mytre"nin sırtına uçarcasına atlamış,bacaklarını beline dolamış ve boğazına doğru bir hamle yapmıştı,işte tam o ısırığı alıcakken,Mytre vampirin hızı ve ağırılığından yere kapaklandı,bu vampirin sadece kısa biran duraklamasına sebep oldu.

Ve o kısa anda Mytre hançerine ulaştı.

Sadece yaşama içgüdüsüyle hareket eden Mytre,hançerini vampirin güzel yüzüne,tam sol gözünün altına sapladı ve çevirdi.Vampir acıyla,tiz bir çığlık attı ve Mytre"den uzaklaştı.Bunu fırsat bilen Mytre koşmaya devam etti.Aklında sadece güvenli biryer bulmak ve bu lanetli yaratığa yemek olmamak vardı.Fakat böyle bir durumda güvenebileceği hiçbirşey yoktu;
hemen hemen hiçbirşey.

Vampir aldığı büyük yaradan ölmeyecekti.Fakat yaranın iyileşmesi uzun sürücekti ve iyileşebilmesi için beslenmesi lazımdı.Daha az enerji harcamak için yarasa formuna döndü.Mytre"yi bu şekilde takip edicekti.Yüksekten uçarak varlığını fazla hissettirmedi.Bu onun için kolay yoldu ve bu yolu zorunda kalmadıkça kullanmazdı.
Mytre sonunda içindeki dehşetin azaldığını hissedip bir ağaca yaslandı.Soluk soluğaydı.Daha nekadar koşabilirim diye kendi kendine düşünüyordu.O sırada kovalamaca boyunca hiç olmayan bişey oldu.

Ormandan bir karga sesi geldi.

Yarasa formundaki vampir,Mytre"yi tam görüş alanına almıştı,ve vampir zayıflamış olduğu için varlığı öteki canlılar tarafından fazla hissedilimiyordu.Yarasa tam Mytre"ye yapışmaya hazırlanmıştı ki,birden nerden geldiğini görmediği bir darbe aldı.
Yarasa Mytre"nin önüne düştü ve Mytre olduğu yerden sıçrayıp,tekrar koşmaya başladı,yarasadan gelen tiz çığlıkları duyduğunda irkildi fakat,arkasına bakma ihtiyacı bile hissetmedi. Hemen arkasında nereden geldiği belli olmayan simsiyah tüylü br karga,yarasayı parçalıyordu.

İçindeki kaçma aruzusu sona eren Mytre,adımlarını yavaşlattı,fakat hemen sonra zihninde karşı koyulamaz güçte bir kadın sesi duydu;

"Ey hırsızlarımın en yeteneklisi!Bana gel!!"

Mytre,tam anlamıyla konsantre olmuş şekilde tekrar koşmaya başladı,fakat bilinci yerinde değildi,ne yaptığını yada nereye gittiğini bilmiyordu,hatta görmüyordu bile.
Zihnindeki sesten koşmayı bırakması buyrulduğunda,yorgunluktan olduğu yerde düştü ve uyudu.
Uykuya dalmadan hemen önce başrahip Serric"in melodik sesini duydu;
"Artık rahat uyu çocuğum,yuvandasın." ....



*Mytrenin kadının beyazlığını "Soylu" olmasına bağlamasının sebebi,soylular herzaman şatolarda yaşarlar,ve kalın perdeler arkasında oldukları için ciltleri sıradan halktan daha beyazdır,bu tarihi bir gerçektir,hollywood vampirlerinin ortaya çıkış öykülerinden biridir.
"Sadece zayıflar,büyülü eşyalara ihtiyaç duyarlar"

Raistlin Majere
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by feanin »

...Tam bu sırada şehre dört nala bir asker daldı. “Komutan Kazansky’e bir mektup var” diye bağırıyordu. Kazansky’nin subayları askeri karşıladı ve komutanlarının yanına götürdü. Kazansky mektubu aldı ve okumaya başladı. Mektupta “Diadora’nın babası Kral Nenharma’nın lord Britsh’e karşı geldiği ve trinsic’e savaş açıldığı” ayrıca” Kazansky’e Diadora’yı Lord’una teslim etmesi” emrediliyordu.Kazansky zihninde o tanıdık sesi duydu.Ses karşı konulması çok güçtü ve zaman ilerledikçe Kazansky’nin iradesi sese dahada zor karşı koyuyordu.Hatta çoğu zaman sesin söyledikleri Kazansky’ye mantıklı gelmeye başlamıştı. “Lord British Küstahın teki!! Nasıl senden hakkınla sahip olduğun karını ister!!!Senin adamların var,güçlü bir ordun var!! Lord Britishin bu küstahlığına dur deme vaktin geldi artık!” Kazansky öfkesinden mektubu yırttı. Mektubu getiren askeri tek yumrukla yere serdi ve “Bunu British’e ilet” dedi.

Büyük savaşlar verilmiş,Kazansky yüksek bir mevkiye gelmişti.Savaştaki yeteneği yadsınamazdı,hiç kimse savaşırken bir yara aldığını görmemişti,ama günler geçtikçe daha acımasız bir insan olmaya başlamıştı.Bu acımasızlığı pek çok insanın ondan korkmasına hatta saygı duymasına sebep oldu.Günler geçtikçe güçlendi Kazansky,hergün onu takip edecek insanların sayısı artıyordu.Ve en sonunda,Kazansky gidebileceği en ileriye gitti,Kendini Moonglow’un Kralı ilan edip İmparatorluğa açıkça meydan okudu.

Bütün bu olaylar sırasında o ses herzaman Kazansky’yle beraberdi.Sosoria’nın birkaç büyük şehri daha Kazansky’ye bağlanmıştı.Herşey yolunda gidiyor gibiysede Kazansky kendini hiçbir zaman huzurlu hissedemiyordu.Hep o ses vardı, o lanet ses,o güçlü,Kazansky’yi bile zaman zaman kontrol edebilen ses. Ve Kazansky biliyorduki, eğer o sesin kaynağı olmasaydı,bugün bu kadar güçlü bir konumda,bu kadar rahat bir şekilde oturamaz,bunca zafer kazanmış olamazdı.Sesin kaynağı güçlüydü,Sosoria’yı üç çağ önce terketmiş olan çok kudretli büyücüler tarafından yapılmıştı.Bu büyücüler kimileri tarafından elfler olarakta adlandırılıdı.Aslında tam olarak elf sayılmazlardı,elf kanına sahiptiler,ama elflerin daha yozlaşmış bir haliydiler,daha kötücül,daha yaratıcı.Ne büyü sanatında,ne yakın dövüş sanatında nede demircilikte elfler kadar iyi değillerdi.Ama Yaratıcılıkları sayesinde Elfleri Sosoriadan sürmüşler,farklı diyarlara gitmelerine yol açmışlardı...

İşte sesin kaynağı bu çağlardan kalan,eski insanların elfler olarak tanımladığı bu ırktan insanlara,aralarında kaos yaratmak amacıyla hediye edilmiş bir hediyeden geliyordu.İlk adı hatırlanmayan bu silah,sahbinin mahvına sebep olduktan sonra “Drelyus’un kibri” olarak anılmaya başlanmıştı.Drelyus bir kontun oğluydu ve soyluydu.Toprakları zamanın imparatorunun sahip olduğu topraklardan sonra en geniş topraklardı.şuanda Drelyus’un kibri olarak anılan kılıç kendisine hediye edildikten kısa süre sonra kendine bir ordu toplamaya başlamış ve savaşa girmişti.İmparatorluk o zamanlar şimdiki halinden çok daha güçlüydü,fakat bu büyük savaşlarda imparatorluğun onaramıyacağı büyük yaralar açıldı,Elfler olarak bilinen ve zaten sayıları çokta fazla olmayan ırk Sosaria üstünden silindi ve Drelyus kazandığı herşeyi birbir kaybetti,tek sahip olduğu şey büyük bir yıkımdı,ve en sonunda Drelyus imparatorluk ordusu tarafından kendi kalesinde tek başına kalmışken çevrelendi.Kafasının içinde devamlı dolanan ses yüzünden Drelyus kendini kaybetmişti.Üçyüzellibin askerden oluşan imparatorluk ordusuna tek bşaına meydan okuyup yaklaşık üçyüz askeri öldürdükten sonra fiziki olarak mücadeleye devam etme imkanı kalmayıp oracıkta parçalanarak can verdi.Kılıcına imparator şahsen el koyup insanların yükselebileceği en yüksek mertebeye erimiş,en bilge büyücüye götürdü ve silahın korunmasına karar verildi.

Aradan yüzyıllar geçti ve pek çok şey unutuldu,pek çok insan öldü,buna ikibindörtyüzdoksansekiz yıl yaşayan büyücüde dahildi.Büyücünün ölümünden sonra,kılıç kulesine girmeye cesaret edebilecek kadar cesur,yada ahmak, hırsızlar tarafından çalındı,ve işte yüzyıllar sonra Kazansky’nin elindeydi.Sadece elinde değil zihnindede varlığını sürdürüyordu kılıç.

Aradan birkaç binyıl geçmiş olmasına rağmen kılıç hala eski yapımcılarını hatırlıyor,ve kendisine yüklenen görevi yerine getirebilemk için fırsat kolluyordu.Kazansky’nin ordusunun yetersiz olduğunu Kazansky kadar iyi görebiliyordu.İşte bu yüzden kendi güçlü yaratıcılarının binyıllar önce henüz yeryüzünde dolaşırken kullandıkları sanatı Kazansky’ye öğretmeye,warlock ismi verilen ve yüzyıllarca önce unutulmuş olan bu eski sınıfı tekrar yükseltmeye karar verdi.

Moonglow’un kütüphanesi yüzyılların bilgisine sahipti,ama burdaki kitapların pek çoğu Drelyus’un kibrine göre çok gençti.Kazansky kütüphaneye girdiğinde etrafındaki rafların hiçbiriyle vakit kaybetmedi.Kafasının içindeki ses ona nereye gideceğini zaten söylüyordu.Kütüphane Kazansky’nin askerleri tarafından boşaltıldıktan sonra Kazansky kendisine söylenen yere doğru gitmeye başladı,kütüphanenin iki kat altına indikten sonra kafasında yine sesi duymaya başladı “ Yerde... yaratıcılarımın muazzam gücünün son kalıntılarıda burda,yerde insan gözleri tarafından görülemiyecek olan bu kapının altında” Kazansky aklından haklı olarak hangi kapı diye geçirirken,kılıç herzamanki gibi bu düşünceleri sanki sesli söyleniyorlarmışçasına duydu ve Kazansky’yi şok eden hamlesini yaptı; vücudunun kontrolünü eline aldı.Kazansky inanılmaz bir direnç göstermeye başladı,vücudunun yaptığı herharekete direniyordu,fakat kendini durduramadı,dizleri üstüne çöktü,ve eliyle varlığını hiç göremediği hatta hissedemediği kapının kollarını tuttu ve yukarı doğru kaldırdı.Kapı,menteşelerin itiraz çığlıklarıyla biraz zorlanarak açıldıYüzlerce yıl önce buraya yerleştirilmiş bu kapı sanki yerleştirildiği günden beri açılmamış gibiydi.Kazansky tozlu basamaklardan aşağıya doğru inerken meşalenin ışığına ihtiyaç duymadı; Ses ona yolunu söylüyordu...

(bu hikayede başka bir hikayeden alıntı vardır)
"Sadece zayıflar,büyülü eşyalara ihtiyaç duyarlar"

Raistlin Majere
feanin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 85
Joined: Mon Sep 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by feanin »

...Kadın varolabileceğini düşündüğünden daha güzeldi.O kadar güzeldi ki,kadının adımlarındaki hafifliği farketmedi,kadının elinin kesesine gittiğini farketmedi,kadının onu öptükten sonra yüzündeki garip ifadeyi farketmedi.Bunların hepsini kadın ona göz kırpıp aniden yok olduğunda farketti,ama artık herşey için çok geçti.Mytre kendi kendine nasıl böyle birşey olabileceğini düşündü,kendisi muhteşem yetenekli bir hırsızdı,ve bir kadın tarafından soyulmuştu!!

Uyandı.

Odanın taş duvarlarının,sanki oda yüzlerce yıldır burdaymış gibi bir havası vardı.Rutubet çok fazlaydı ve duvarlar yosun tutmuştu.Bir süre nerde olduğunu anlamaya çalıştı.Odanın karanlığı buna pek yardımcı olmuyordu.Gözlerinin karanlığa alışmasını bekledi.Sonra farketti ki etraf aydınlık olsaydıda nerde olduğunu bilemeyecekti.Birden eşyalarını kontrol etmek aklına geldi.Hançeri dışında herşeyin yerinde olduğunu gördü.Bu onu pekte şaşırtmamıştı.Odanın ağır tahta bir kapısı vardı,kapıya doğru yavaşça ilerledi.Ã?nce tuzak olup olmadığını araştırdı.Temiz olduğunu farkedince yavaşça kapıyı açtı.Uzun bir koridor vardı önünde, ve koridorun değil öteki ucu, iki metre ilersi bile görünmüyordu.Sessiz adımlarla ilerledi.Bu ortam onun yaşamını sürdürmesine yardımcı olan ortamdı.Karanlık,sessiz.Kendini Britania sokaklarındakinden daha huzurlu hissediyordu.

Ama bu huzurun kaynağının karanlık olmadığını bilmiyordu.

Karanlık,rutubetli ve tozlu mabedde,başrahip Serric her zamanki gibi dua ediyordu.Olidammara çok az bilinen bir tanrıydı ve çok az müridi vardı.Çok uzun zaman önce unutulmuş,yada reddedilmişti.Başrahip Serric’te bu gizli mabedi yanlışlıkla bulana kadar dinsiz ve başıboş gezen bir adamdı.Burayı bulduğu gün hayatı değişmişti.Artık burda yaşıyor ve Olidammara’nın onu bir amaç için seçtiğine inanıp bütün hayatını ona adıyordu.
şu anda dua ederken önünde duran hançer,Olidammara’nın en büyük kutsamalarından biriydi.Olidammara’nın kutsal hançeri.Hançerin kabzası karga şeklindeydi.Karganın ağızının içinden hançerin keskin kısmı bir yılan gibi süzülerek,zikzaklarla çıkıyordu.Bu eğim hançeri dahada ölümcül yapıyordu.Hançer aynı zamanda inanılmaz derecede hafifti,sanki ağırlığı yokmuş gibi,ama son derece keskin,inanılmaz dengeli bir hançerdi.Ve hançer,yeni sahibinin varlığını hissetmişti.

O tatlı huzurda bile ihtiyatı elden bırakmadan,en gölge yerlerden,en sessiz şekilde geçiyordu.Koridor soğuktu,üstünde pelerini olmasına rağmen soğuk.Kim bilir kaç yüzyıldır ayakta bu bina diye düşündü kendi kendine.O sırada ilerden bir ışık gördü,belli belirsizdi,ama sanki onu çağırıyordu.Hissettiği huzurla ışığa doğru yürüdü.O yaklaştıkça ışık parlıyordu.Daha parlak daha da parlak...

Ve odaya girdiğinde önceden tanıdığını hissetiği sesi duydu ;

“Hoşgeldin Ã?ocuğum,seni bekliyorduk”

Mytre sesin geldiği yöne doğru baktığında kısa beyaz saçlı,siyah cüppeli,altmışlı yaşlarının ortalarında bir rahip gördü.Rahibin cüppesi sadeydi,ve desensizdi.Rahibin üstünde en dikkat çeken şey boynundaki simsiyah ama parlak olan karga kolyesiydi.Mytre rahibi iyice süzerken,Serric gözleriyle hançeri işaret ederek “Hançeri al,al ki rituel tamamlansın” dedi.Mytre bunların ne anlama gelebileceğini hiç düşünmeden o hançere,o muhteşem bir his veren hançere uzandı.Eline aldığında çok şaşırdı,hançer hem çok hafifti,hemde sanki kendi eli için üretilmişti!
Işık birden kayboldu.Mytre’nin hançeri almasıyla ışık tamamen gitmişti.Mytre bunun anlamını sorar gibi rahip’e döndü.Büyülü silahları daha öncede görmüştü ve bu kadar iyi bir silahın kesinlikle büyülü olduğunu biliyordu.

Ama yanılıyordu.

Serric,Mytre’yi izledi,hançeri alışını,ışığın kayboluşunu,ve Mytre’nin şaşkın ifadesini.Hepsini izlemişti,şimdi konuşma zamanıydı.Ã?nce kendini tanıttı;
“Merhaba çocuğum,ben başrahip Serric,seninle konuşmamız gerekenler var.”
Mytre hala hançer için bir cevap bekliyordu,ama mekanın verdiği huzur ve rahibin samimiyeti onu o kadar rahatlatmıştı ki,neler olup bittiğini soramadı.

Mabedin farklı bir odasına girdiler.Burda da mabedin tüm öteki odaları gibi ışık yoktu.Serric Mytre’ye oturmasını işaret etti.Kendini ayakta kaldı ve anlatmaya başladı ;

-Tanrılara inanırmısın çocuğum?
-Olidammara tanrıçamdır,ötekilere inanmam
-Peki ona niçin inanıyorsun?
-İhtiyacım olduğunda hep yanımdaydı ondan.

Serric düşündü,en doğru sözleri aradı,sonunda karar kıldı ;

“Ã?ocuğum,Olidammara çok yüce bir görev için seni uygun gördü.”

“Olidammara mı?dalgamı geçiosun ihtiyar?”

“Bunun doğru olduğunu biliyorsun çocuğum,bunu içinde hissediyorsun,ve hançer,ah evet o elindeki muhteşem hançer,ancak büyülü silahların böyle muhteşem olabileceğini düşünüyorsun değilmi? Ama o silah büyülü değil”

“Bu silaha dokunan herkes bunun büyülü olduğunu anlayabilir”

“O silaha herkes dokunamaz çocuğum,o silah Olidammara tarafından bizzat kutsandı,ve sadece senin için gönderildi.”

“Peki rahip,seni dinliyorum...”

Serric ona kendisinin Olidammara’nın başrahibi olduğunu,bu mabedi nasıl bulduğunu,nasıl hayatının değiştiğini anlattı,Mytre dinledi,yalnızca dinledi,etkilenmiş gibi görünmemeye çalışıyordu,ama etkilendiği açıktı.Ama en sonunda rahip sadede gelip ondan isteneni söylediğinde Mytre şok olmuştu ;

“Moonglow komutanı yanlış birşeyler yapıcak,hepside kafasındaki o lanetli ses yüzünden.Tanrıçanın senden isteği Moonglow komutanının kılıcını çalman çocuğum.”

Mytre’nin kafasından sanki kaynar sular inmişti.En yakın dostu,hatta tek dostu, Kazansky’nin alması için beraber çalıştıkları,en kıymetli varlığı olan o muhteşem kılıcı ondan çalmasını,inandığı tanrıçanın bilinen,hatta sadece kendisinin bildiği, başrahibi buyuruyordu!!Hiddetlendi,tek hissettiği öfkeydi,hançerini çıkardı ;

“Söyle rahip,dostluğumu satmam için tanrıçanın tek gönderdiği şey bumu?bu küçük ...”
Küfür edicekti,ama hançere bakınca bunu yapamadı,o sırada boşluğu değerlendiren rahip araya girdi;

“Ã?ocuğum,bu hançer sana rüşvet olarak gönderilmedi,dostun artık senin bildiğin kişi değil,çok yanlış bir şey yapıcak,çok tehlikeli,bunu önlemenin tek yolu kılıcını çalman,o lanetli kılıç dostunu yavaş yavaş ele geçiriyor,ona karşı vereceğin gizli savaşta sana destek olması için gönderildi bu hançer.”

Anlatılanları sindirmeye çalışan Mytre,tek dostuna karşı savaş verme fikrine bir türlü ısınamıyordu,ama rahibin anlattıkları ona doğruymuş gibi geliyordu,bir huzur,evet içindeki huzur hissi,burda huzurluydu,burası gerçektende Olidammara’nın mabediydi,bunu hissediyordu,burda duydukları gerçek olmalıydı,bunlara inandı,ve hepsini sindirdi.Aklında tek bir soru vardı ;

“Kazansky bu kadar tehlikeli olabilecek ne yapıcak ki?”

Tam bu soruyu sorduğu sırada Serric’in artık orda olmadığını gördü.İçini birden bir huzursuzluk kapladı.Mabedten çıkmak için hareketlendi,artık kendi yoluna gitmeliydi.
Ã?ıkışı buldu,gecenin karanlığında ormana çıktı,biraz ilerledi,fakat içindeki huzursuzluk gittikçe artıyordu,kaçmak,koşmak,bağırmak,yardım istemek istiyordu ama hiçbirini yapamadı.

Kıpırdayamıyordu,ve birden gördü,önünde iki beden maddeleşmişti,çift katana kullanan siyah cüppeli iki siluet,ve o zaman anladı...
"Sadece zayıflar,büyülü eşyalara ihtiyaç duyarlar"

Raistlin Majere
Hildorien
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 189
Joined: Tue May 31, 2005 10:00 am
Location: Ayvalık
Contact:

Post by Hildorien »

Tebrikler çok güzel olmuş.Yaklaşık 6-7 sene önce yazmış oldugum ve uo dan anıların oldugu hikayelerim vardı benimde.Ama artık yok ne yazıkki..
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests