içebakış

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: içebakış

by Efla » Mon Jun 11, 2007 12:32 am

Ben kimim önce onu bir özet geçeyim.
İnsanların bir kısmının artık önem bile vermediği zevkler içinde yaşadığı diğer bir kısmının da açlıktan kıvrandığı bir dünyada Orta halli bir ülkede dünyaya gelen ve bu ülkenin orta halli vantandaşlarından biri oalrak dünyaya gelen biriyim. Bu yüzden kendimi şanslı sayaibilirim doğrusu. Ã?ünkü varolma kaygısından başka şeylerden kaygı duyma lüksüm var. Yarın ne yiyeceğini bilmeyen bir insan için klasik anlamda gelecek kaygısı oldukça lüks olsa gerek.

Tabi böylesine bir dünyada zaman zaman üste çıkmak için zaman zaman olduğun yerden aşşağı kaymamk için sürekli mücadele etmen gerekiyor. Bu bakımdan çocukluktan beri bir mücadele içindeyim. 5. sınıfta orta3. sınıfta lise son sınıfta öyle yarış atı gibi koşturulup kendi yaşıtlarımla yarıştırıldım. Allahtan başarısız bir yarışçı da sayılmam. şimdi en azından geleceğim için dayanak oluşturabilecek bir yerde okuyorum. Ama iş tamamen bende bitse ne ala... Yaşadığım o orta halli ülkenin gelecekteki durmunun nice olacağı da bir muamma. Yani yaşamım bir fantastik hikayedeki kadar tehlikeli değil karşıma hiç garip yaratıklar da çıkmıyor. Ama kendine göre bir "savaşçı" olmama yetti.

Ã?ocukluktan beri de hep anlatılanları dinliyorum, okuyorum izliyorum. Tarih anlatılıyor. Başka yerlerde şu anda olan olaylar anlatılıyor. Olmamış olabilecek olaylar anlatılıyor. Bi de tabi hiç olamayacak şeyler var. Yüzüklerin Efendisidir, Ejderha Mızrağıdır, Kırmızı başlıklı kızdır, Dedekorkut hikayeleridir, Binbirgece masallarıdır...

şimdi Tutup da ejderha mızrağı beni uyutuyor dersem diğerlerine gerçektan haksızlık yapmış olabilirm. Ã?oğumuzhala sevecenlikle karşılanan o masallarla büyümüş ve "uyutulmuşken" Tutup da sadece bu fantastik eserlerin bir kısmına patlarsam haksızlık yapmış olurum. Binbir Gece masalları dünya çapında bir klasik olarak kabul ediliyor ve sayılıyorken diğer romanlara "uyutuyor" demek de haksızlık. Fantastik kurgu olayında biraz anlam karmaşası yaşıyoruz sanırım. Evet arkadaşlar o küçükken dinlediğimiz masallar, efsaneler de fantastik kurgudur. Onları bunun dışında tutmak hemfantastik kurguya hem o eserlere haksızlık olur. Zaten onlar bile zengin bir adamın hayatını anlatan romandan çok daha fazla uzak değil bizler için...

Haa ama şöyle de birşey vardır. Eğer yaptığınız birşeyi hayatın gerçeklerinden kaçmak için yapıyorsanız. Ve yaparken çevrenizde olup bitenleri umursamamayı beceriyorsanız duruma göre derhal o yaptığınız şeyi ya azaltmalısınız ya da bırakmalısınız. Tabi fantastik kurgu da bunun yapan bir öğe olabilir zaman zaman. FAkat Farkedilmese de Çalıştığımız işler, okuduğumuz okullar, ya da herhangi başka bir hobimiz de bunu yapabiliyor. Yani olay ne yaptığından çok Nasıl yaptığınla ilgili.

Bir yandan fantastik kurgu eserlerini okuyup, oynarken diğer yandan da kendi ilgilendiğim konularda kendimi geliştirmek de amacım. İlerde belki Savaşları durduramayacağım ama en aından Kendi çevremi kendim ve çevremdekiler için daha "yaşanabilir" bir yer yapmak amacım. Ve etki ettiğim çevreyi de imkanım dahilinde genişletmek. Arkadaş çevrem, kurumum, ülkem, dünyam... Bunu yapmak için de tek yapmam gereken çalışmak çalışmak da değil. Hatta sadece bunu yapmak da hiç yeterli olmaz. Gerçekten yaratıcı olmaya ihtiyacımız var, parlak fikirlere. Biraz da hayal gücünün sınırlarını zorlamamız ilham almamız lazım. Bunun için de dayanak noktam yine çok farklı bişey değil. Bu yüzden buradayım ve bu olayı "öcü" gibi gösterilmesini istemiyorum. Hayattaki temel amaçlarımızdan birisi "mutlu olmak"ken insanların kendini mutlu yapan bir hobiden büsbütün mahrum bırakılması da iyi olmaz.

Hayal görmek için uyumak gerkmez arkadaşlar. Eğer uyumadan hayal edebiliyorsak ne mutlu bize...

Saygılaaar, sevgiler...

by darkelven » Sun Jun 10, 2007 10:07 pm

şu anda Dünya'da soğuk savaş var.Milattan beri hiç bu kadar uzun süre sessizlik olmadı dünyada.Barış bu kadar uzun sürmedi.Ki aslında hala sürmüyor.Irak, Fİlistin hepsi acı çekiyor.
belki de sorun savaş açıp ülkekelere tecavüz etmenin adının, barış ve demokrasi getirmek olarak ad değiştirmesinden, daha doğrusu tüm dünyanın gözüne bunun böyle sokulmasından kaynaklanıyordur.

İnsanların güçlü olan devlete karşı boyun eğmesi ve ekonomik olarak bağımlı olması ne yazık ki, değer yargılarını da o seviyede etkiliyor.Dünyada döndükçe sürecek olan, ama başlangıçtan beri hiç bu kadar büyümemiş bir tehditle karşı karşıya ülkemiz.yine de bunu anlamamakta ısrar ediyorlar ve şu :schemes: biçimdeki bir müttefiğe sığınıyorlar.Herkes kendi altın kesesini düşünüyor ve kimse sorunlara dikkat etmiyor, o devletten korkuyorlar çünkü kendiçıkarları tehlikeye giriyor ona baş kaldırırlarsa.Ve işte yine bu yüzden dün yine bir binbaşı, bir yarbay ve bir er şehit oldu.Sizce o ülkenin aşağısındaki latin amerika ülkelerinden biri böyle bir terör eylemi yapsa ve o devletin iki komutanı ve bir askeri ölse, ne olurdu dersiniz?Büyük ihtimalle o ülkeyi haritadan silerlerdi.İSrail`in yaptığı da aynı şey değil miydi?Artık ne savaşlar eskisi gibi ne insanlar, her şey adileşiyor.

Ve keşke savaşlar eskisi gibi barbarca ve vahşi olsa, o ilkel savaşlarda bile, günümüzde olduğu kadarahlaksız ve sinsi mücadele edilmiyor, insanlar onurlarıyla savaşıyorlardı.İnsanlar, 'insanlaştıkça' ve 'uygarlaştıkça' o kadar sapıtıyorlar galba.

by Edmond » Wed Apr 25, 2007 8:06 pm

Ben kimim?

Kütahya'da doğdum ancak doğduğumda, annem de babamda öğrenciymiş.(Ã?niversite)Sonra annem İTU'ye gitmiş.Babam Askere.Ben de yaklaşık 3 yıl, babaannemgilde, anneannemgilde oradan oraya büyüdüm.Sonunda 3 yaşında Andırın'a (KahramanMaraş) taşındık.Yaklaşık 8 yıl kürtlerin arasında büyüdüm.O yüzden biraz sertimdir.Dayak yiyerek büyüdüğüm için şimdi biraz kavgacıyım.

Bu benim hikayem

Kendimi anlatayım.Aşık Veysel, Karaca oğlan, Yunus Emre, Mevlana gibi insanların sözleriyle şiirleriyle büyüdüğüm için, içimde biraz onlar gibi olma isteği var.

Türkiye'ye bakalım.şu anda neden bilmem Türkiye'nin durumu fazla hoşuma gitmiyor.Etrafımda herkes siyaset konuşuyor.Yahu siz aranızdaki meseleyi halledene kadar 3 Dünya Savaşı çıkacak.O zaman görürüz sizin siyasetinizi.Ã?ncelikle devleti adam gibi bir hale getirin.Sonra tartışın siz siyaseti.

şu anda Dünya'da soğuk savaş var.Milattan beri hiç bu kadar uzun süre sessizlik olmadı dünyada.Barış bu kadar uzun sürmedi.Ki aslında hala sürmüyor.Irak, Fİlistin hepsi acı çekiyor.

içebakış

by shalafi666 » Wed Apr 25, 2007 10:00 am

Ã?nce kim olduğumuza bir göz atalım.

Ben bir tarafından tanrıcıların çekiştirdiği,öbür ucunu özgürlükçülerin pörsüttüğü bir zamana doğdum.anneannem bir dizi dua öğretti,dedem zamanının en önemli politikacısın ve döneminin kahramanının inancı ile yetiştirdi beni.

Çok kavga ve savaş hikayesi duydum gelişirken.önemli bir kısmına da şahit oldum.gün itibarıyla iki bin yedi yılının ilkbahar aylarında ülkeme sınır komşusu bilmediğim bir evrende günde iki yüz insan ölüyor galiba ortalama.eh o yüzden edebi eksikliğimi,yapmamın çok mümkün olduğu gramer yada imla hatalarını bir kenara bırakıp canımın istediğini yazma özgürlüğünü tek seçmenli halk oyuyla kendime veriyorum

şahsen dostlarımla hoşca vakit geçireceğim fantastik kurgu bir hikaye yazmayı tercih ederdim.ben hayatımdaki gerçeklerden oraya kaçıyorum.düşünmek,hazmetmek zor olduğunda asla var olmamış bir diyarda bir cüce savaşçı yada insafsız bir kender olarak burası olmayan herhangi başka biryerde kafamı meşgul eden birisini oynamayı tercih ediyorum.

Galiba böyle gidersem bir gün sıra bana da gelecek.sıranın bana gelmesini istemiyorum beni es geçsin ne halt ederse etsin istiyorum ama galiba istediğim gibi de olmayacak.

Birde libidom çok yüksek ve tatmin edilmemiş,hormonlarım değil,sevme güdüm,sevilme ihtiyacım,o kadar güçlü ki acı çekiyorum.hep devasa bir boşluğun doldurulamayan bir tatminsizliğin içinde yaşıyorum.ve bu derdimin bu yüzyıl içerisinde bir derman bulabileceğine inanmıyorum.

Belki bu yüzden bir aşık olarak kabul görebilirim.çağını anlamaya çalışan ve şiir de yada namede çözümü bulamamış bir virane.

Ben deyip duruyorum değil mi?ben.ne kadar ayıp oysa ne kadar sığ bir o kadar da ahlaksız bir düşünceye başlama şekli.

Askeri yemekhanelerde bir resim asılıdır,birleşmiş milletler yardım kampına ulaşmaya çalışırken çölde sürünen Afrikalı bir çocuğun resmi.bir şehir efsanesine göre resmi çeken fotoğrafçı gazetecilik ilkelerine uyarak olaya müdahale etmemiş ve yıllar sonra bunu hazmedemeyip intihar etmiş.çocuk ölmüş tabi.yüzlercesinden biri.

Ã?nce kim olduğumuza bir bakmamız lazım,kim olmak istemiştik onu hatırlamak,kime benzememek istediğimizi de net bir şekilde bilmek mi?

Hafızam çok güçlü olmasa da iki bin yedinin sonbaharını unutmam pek mümkün değil.

Kar İstanbul da çamur olarak birkaç gün takılmış ve trafiği rahatsız etmişti sadece.tüm beklentilerin ötesinde ılık bir yaz ardından gölgede elli dereceye varan sıcaklıkları getirdi. Hepimiz Akdeniz sarhoşluğuna bulanmış umursamaz gözlerle ufku izledik yapı iznini kimin verdiğini düşünmeyi bıraktığımız gökdelenler arasından.hava her gün biraz daha ısındı,biz artık bu kadar daha çok ısınamaz dediğimiz günler serinliğini özlediğimiz hoş hatıralara dönüştü.

Kuraklığın farkına musluklardan gelen havanın tısss sesi ile vardık ve ondan çok sonra o sesin musluklardan duyacağımız son ses olduğunu kabul ettik.
Anadolunun çeşitli yerlerinden kuraklık haberleri Avrupa yakasını izlermişcesine uzaktaydı başta.manavdaki sebze fiyatları tavan yapınca sebebini araştırmaya başladık.ürün yoktu,toprağın artık bize verebileceği bir şeyi kalmamıştı,biz toprağa su veremiyorduk ve televizyon tanrının bize su vermediğinden yakınan ilahiyatçılar ile doluydu.

Biraz daha oyalandık,nasılsa geçer di.nasıl olsa bir çözümü bulunur.

Meğerse bilim adamlarımızı küstürmüşüz,meğer bizden medet ummayı bırakıp bilimlerinin para getirdiği başka medeniyetlere hizmet etmeye gitmişler kör anlarımızda.yani su gelmedi.

Toprak kurudu,Anadolu şimdi üç tuz zengini,balıksız denizin ortasında kurak bir çöl.

Ben susuzlukta çatırdayan bu toprağın ahh ını işitiyorum,bana çok geç diyor.bende cebimden onkez okuduğum bir kitabı çıkarıp yeniden okumaya başlıyorum,tasselhoff burfoot gölgesinde flint in dinlendiği ağacın altına doğru yürür:flint burada seninle oturabilirmiyim ?galiba aşağıda işler hiç iyi gitmiyor ve ben çok yoruldum ve sıkıldım da galiba.bir daha oraya dönmek istemiyorum.

Top