by occultsearcher » Fri Feb 20, 2004 8:45 pm
Nefesi Kuvvetli Hacı Abdurrahim evinden çıkarak camiye doğru ilerlemeye başladı. Sincan sokaklarında yürürken bir yandan besmele bir yandan da tesbih çekiyordu.
Yolda, arkadaşı İbrahim'in dükkanına uğradı, her gün yaptığı gibi. Nedense alışkanlık edinmişti bunu. Zaten o hacı olduktan sonra İbrahim'in işleri de epey açılmıştı. Ne alakaysa, hacı olan oydu, işleri açılan İbrahim...
"Merhaba, İbrahim. Nasılsın bugün? İyisindir umarım?"
"O, merhaba, şeyhim"
"şeyh deme bana!.. Ben şeyh şıh filan değilim. Ben sadece hacıyım!"
"Pardon, hacı. Eh, iyiyim. Siz de afiyettesiniz inşallah?"
"İyiyim, iyiyim. Bizim eve 2 ekmek, bi de gazte göndersene bir zahmet"
"Tabii, hacı. Nasıl istersen."
"İyi o zaman, camiden dönerken tekrar uğrarım, biraz sohbet ederiz. Hadi işlerin rast gitsin!.."
Bu son cümleyi söylediğinde, her gün olduğu gibi, etrafında bir an bir dalgalanma hissetti ve her zamanki gibi bunu tansiyonuna yordu.
Hacı Abdurrahim dilinde Allah'ın adları, elinde tesbihi gözü insanların üzerinde yürüyordu. Ve her gördüğü insanda umutsuzlanıyordu da, herkesin bir sağlık sorunu vardı. Bunun nasıl olduğunu bilmiyordu, ama görüyordu işte. İsterse onları iyileştirebilirdi de, Allah'ın adıyla tabii, ama bu canını yakıyordu. Bunun da neden olduğunu bilmiyordu? Acaba Allah neden kullarını iyileştiren birini cezalandırsındı ki? Yoksa, kızıyor muydu, kendi işine karışıldığı için?
"Töbe töbeeeeeeeeeee! Hiç Allah-u teala kuluna yaptığı aptallık için kızar mı? Ama cezalandırır tabii!"
Bu düşüncelerle vardı hacı camiye, her zamanki gibi, her zamanki saatinde ve düşünmeden içeri girdi...
Nefesi Kuvvetli Hacı Abdurrahim evinden çıkarak camiye doğru ilerlemeye başladı. Sincan sokaklarında yürürken bir yandan besmele bir yandan da tesbih çekiyordu.
Yolda, arkadaşı İbrahim'in dükkanına uğradı, her gün yaptığı gibi. Nedense alışkanlık edinmişti bunu. Zaten o hacı olduktan sonra İbrahim'in işleri de epey açılmıştı. Ne alakaysa, hacı olan oydu, işleri açılan İbrahim...
"Merhaba, İbrahim. Nasılsın bugün? İyisindir umarım?"
"O, merhaba, şeyhim"
"şeyh deme bana!.. Ben şeyh şıh filan değilim. Ben sadece hacıyım!"
"Pardon, hacı. Eh, iyiyim. Siz de afiyettesiniz inşallah?"
"İyiyim, iyiyim. Bizim eve 2 ekmek, bi de gazte göndersene bir zahmet"
"Tabii, hacı. Nasıl istersen."
"İyi o zaman, camiden dönerken tekrar uğrarım, biraz sohbet ederiz. Hadi işlerin rast gitsin!.."
Bu son cümleyi söylediğinde, her gün olduğu gibi, etrafında bir an bir dalgalanma hissetti ve her zamanki gibi bunu tansiyonuna yordu.
Hacı Abdurrahim dilinde Allah'ın adları, elinde tesbihi gözü insanların üzerinde yürüyordu. Ve her gördüğü insanda umutsuzlanıyordu da, herkesin bir sağlık sorunu vardı. Bunun nasıl olduğunu bilmiyordu, ama görüyordu işte. İsterse onları iyileştirebilirdi de, Allah'ın adıyla tabii, ama bu canını yakıyordu. Bunun da neden olduğunu bilmiyordu? Acaba Allah neden kullarını iyileştiren birini cezalandırsındı ki? Yoksa, kızıyor muydu, kendi işine karışıldığı için?
"Töbe töbeeeeeeeeeee! Hiç Allah-u teala kuluna yaptığı aptallık için kızar mı? Ama cezalandırır tabii!"
Bu düşüncelerle vardı hacı camiye, her zamanki gibi, her zamanki saatinde ve düşünmeden içeri girdi...