Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)

by Edmond » Sat Mar 29, 2008 2:42 am

Huor dikkatlice dinledi.Galiba şovalye talihsiz birisinden başka bir şey değildi.Hem de bir aşıktı.Huor iyi bilirdi aşkı.Bütün grubu adına öne atıldı.

*Pekâlâ, sizinle savaşacağız, hatta, aramızda tek başına gidip onu öldürebileceğine inandığımız arkadaşlarımız bile var,* dedi Donaef'e bakarak ve devam etti.

*Peki, sizden bir şey isteyebilir miyiz?Bu işin sonunda, bir kişiyi daha öldürmenizi istiyoruz, onu da bizim adımıza siz yapabilir misiniz?Bizim gücümüz ona yetmez!Zalim bir insan kral o, bir kuzgunu tutsak edip zorla evlenmeye çalıştı ve biz o kuzgunu buraya kaçırdık, sizin de izniniz varsa eğer, o kuzgun serbest kalsın, ve kral bir daha onunla uğraşamayacak hale gelsin?Eğer bize bu iyiliği yaparsanız, çok memnun oluruz.*

Sonra hafifçe sevindiğini belli etti.

by Tersyuz » Tue Mar 25, 2008 7:10 pm

"Oh!. Tamsanayaraşırbirdavranış! Ã?nceadamınburnunayumrukatsonra "Belaistemiyorum" de." Glimbell Kerdox'u konuşma hızı hariç mükemmel bir şekilde taklit etmişti.
"Buralarılanetliyerler, biranöncekendiülkemizedönsekiyiolaca..."
Glimbell lafını bitiremeden siyah bir duman içinden çıkarak kara şövalye belirdi.
"Siz gerçektende beklediğim kişilersiniz. Testi başarıyla geçtiniz."

Kılıcını önüne sapladı ve iki elini üstüne koydu.
"şimdi bütün aklınızı buraya vermenizi istiyorum. Size bir hikaye anlatacağım.

Eskiden bu diyarlarda kuvvetli ve dürüst bir kral vardı. Yüzyıllarca adaletli bir şekilde hüküm sürmüş halkı bolluk ve rahatlık içinde yaşıyordu. Genç ve güzel bir prensesle evlenmeye karar verdi. Prenses bu dürüst kralla evlenmeyi sevinçle kabul etti, taa ki onu sınırdan almaya gelen şövalyeyi görene dek. Bu şövalye kralın en sadık adamı ve sağ koluydu. O da prensesi görür görmez vurulmuştu ama şövalyelik prensipleri gereği hiç bir şey söylemedi.

Kral prensesle evlendikten sonra yardımcısı yılandilli vezir krala zehirini akıtmaya başladı. şövalye ile prensesin ilişkisi olabileceğine dair imalar. Adaletli kral sevgisi konu olunca adaletin terazisini şaşırttı. Prensesin yalvarmaları, şövalyenin yeminleri fayda etmedi. Prenses işkence edilerek şövalyenin gözü önünde öldürüldü. şövalye ise en kudretli büyücüler tarafından lanetlendi. O andan sonra yemin etti acımasız kraldan intikam almaya.

şövalye lanetini yanında taşıyordu gidip yerleştiği bölgede ne bir çiçek ne de bir ağaç yetişiyordu. Ölümün yürüyen temsilcisi olmuştu. Kendini kara büyüye verdi, lanetini güce çevirdi, kendi güçlendikçe lanetide güçleniyordu, bölgesi genişliyor ölüm yayılıyordu.

Kral normal bir orduyla şövalyeyi yenemeyeceğini anladı, kudretli büyücülerle anlaştı başka boyutlardan şeytanlar ve iblisler çağıracaklar. Sonrasında o iblisleri benim üstüme yollayacaklar. Fakat bilmediği o iblislerin geri dönmeyeceği, bütün dünyayı ele geçirecekler.

Benim istediğimse kralın ölmesi. Bunun için dünyanın yok olmasına gerek yok."

Durdu başını öne eğdi düşüncelere dalmış gibiydi. Sonra başını kaldırdı kırmızı gözleriyle onlara bakarken sordu:
"Benim için bunu yapar mısınız?"

by Alenthas » Tue Mar 25, 2008 5:06 am

Kerdox zırhının büyük bir kısmını yanında taşıyordu. Üzerine giymek istememişti. Yani elindeki o dikenli eldiveni takılı değildi. Bunun bilincinde Truan'a doğru koşturmakta olan Donaef'in suratına gönül rahatlığıyla bir yumruk indirdi. Yere yıkılan Donaef'in yanına tükürerek "Bela istemiyorum," dedi.

by Edmond » Tue Mar 25, 2008 3:40 am

Herkes kanını akıttığında, Martranna tahmin ettiği şeyleri görmüş ve yola devam etmelerini söylemişti.

Mabedin içlerine doğru giriyorlardı, Martranna korktuğu şeyin olmasını bekliyordu.Biliyordu ki olacaktı bu.Ardından tahmin ettiği gibi, Donaef'in elindeki tılsım ilk önce parlamaya başladı, ardından Donaef içinde kötü bir şeylerin harekete geçtiğini farketti, Martranna ne yapması gerektiğini biliyordu o zaman, Donaef tam kötülükten kudurduğu anda, Kerdox'a bağırarak, *Ã?ABUK DONAEF'İ DURDUR!ELİNDEKİ O şEYİ AL!ALMALISIN!ALMAK ZORUNDASIN!*

Kerdox zaten korkuyordu, ne yapacağını bilmiyordu.O sırada Donaef'in tüm gücüyle hançerini kılıfından çıkarıp rahibin üzerine saldırdığını farketti.


*KARA şOVALYE İÃ?İN!*

by CLiCKs » Tue Mar 25, 2008 2:19 am

Kerdox'un bir şeyler gizlediği çok belliydi ama kendisini hiç bu kadar şaşkın veya KORKMUş görmemişti. Bir cücenin korktuğu şey diğer insanların kalbini durdurabilir yaşamlarından alı koyabilirdi. Ne olduğunu öğrenmeye kararlıydı ama Kerdox'tan laf almak için bin dereden su getirmek lazımdı. Ne yapması gerekiyordu bir an düşündü ve aklına bir fikir geldi. Ã?nce sırıttı sonra normal davranmaya devam etti.

by Edmond » Sun Mar 16, 2008 7:09 am

Huor kan akıtma konusundan pek hoşlanmamıştı, o bir ozandı, kendi kanını dökmesi ne demekti!

Hemen sonra cebinden hançerini çıkarıp avcunun içine aldı ve hançeri sertçe çekti.Ardından elini açarak nehre doğrulttu ve kanını damlattı, ardından savaşmamaları için bir tembih de bulundu.

by Alenthas » Sun Mar 16, 2008 5:21 am

Kerdox kendine gelerek ayağa kalktı. Etrafına bakındığında Huor ve ork kadının gitmekte olduğunu ve diğerlerininde yanında durduğunu gördüğünde şaşırdı. Hepsi yüzüne "neler oldu" dercesine bakıyordu fakat Kerdox hiç bir şey söylemedi. Sonunda Donaef kendisini tutamayarak "Ne oldu kısa dostum Kerdox?" dedi endişeyle.

"Hiç...hiç bir şey olmadı, bayılmış olmalıyım," dedi ama hepsi bunun bir yalan olduğunu anlamıştı...

by CLiCKs » Sat Mar 15, 2008 3:19 am

"Ahh, kesin şu konuyu. Beni zabdetmek derken neye karşı zabdedeceksiniz? Kerdox'un o çok sevdiği iblislere mi dönüşeceğim yoksa kara şovalyenin içimden çıkıp çıkmadığına mı bakacaksınız? İsterseniz bir yerleri mi yarın da kara şovalyenindışarı çıktığınaemin olun ha?" dedi sinirle sonra bilinçli bir şekilde "Tamam şimdi de tam oldu. Beni sinirlendirmiş oldunuz ve gözünüzde zabdedilmesi gereken biriyim değil mi artık? Bosversenize..." dedi ve beş on metre uzaklıktaki bir kayanın üstüne oturdu.

Düşünüyor, düşünüyor ama bir anlam veremiyordu olanlara. Truan artık daha bilge biri olmuştu kara şovalyenin verdiği görevi yerine getirerek. Heralde o kara zımbırtının hediyesidir bu bilgelik dedi içinden ama içinde bir ses hala yankılanıyordu. Daha yeterince güçlü değilsin insan, daha zamanın var, daha değil...

Sıkıntıdan etrafa bakınıyordu ki Kerdox'un kaskatı yere düştüğünü gördü. Ayağa kalktı ve olayın olduğu yere doğru yürümeye başladı. Burnundan kanlar sızan Kerdox elindeki bir şeyle birlikte yerdeydi. "Elinde ne var onun?" dedi merakla. Martranna cevap olarak "Bir taş." dedi.Bu söz ona mantıklı gelmemişti. Bir taş bir cüceyi yere serecek ha? Sonra kendini mantıklı düşünmeye zorladı ve taşın büyülü olabileceği kanaatine vardı.

by Mark » Sat Mar 15, 2008 3:10 am

Martranna, Huor'un konuşmasını tatmin edici bulmuştu.
Boynundaki, kolyeyi tutuyor arada gözlerini kapatıp görüsünü izliyordu. Ã?nünde onun yürüyen bir kopyası vardı. Onu görüyordu. Ayak izlerini izledi. Koca taşlar yolu kapatmaya başladılar. Su sesleri gelmeye başlamıştı ki, koca kubbeli tavanının bir kısmı içeri çökmüş, muazzam mabedi uzaktan görmeye başladılar. Etrafındaki ağaçlar kurumuş, ölmüşlerdi. Karanlık mabede giden yokuşu çıktıklarında, etraflarını garip sesler sarmıştı.

Martranna'nın yürüyen kopyası, boynundaki kolyeyi bırakıp eline bıçağını aldı, ve kolunu kesti. Ne yapması gerektiğini biliyordu, tereddüt etmedi. Ã?nde ilerleyen ork, kolunu sıyırıp bıçağıyla kesti.

Suyun sesi sanki şimdi , daha net geliyordu. Ama gariplik vardı, bu seste. Büyük bir su çarpması sesi geldi.

" Beni izleyin. " Dedi, Martranna.

Tümseği geçtiler, karşılarında mezar taşlardan oluşmuş koca bir alan vardı. Sesiz mabed ilerde onları bekliyordu. Mezarın ortasında kandan oluşmuş, koca bir nehir vardı. Vucutlar içinde kıvranırken, kenarda gelenleri izleyen ölüler, arkadaşlarını koparıp nehirin içine atıyorlardı.

" Herkes biraz kanını buraya vermeli. Savaşmayın! "

by Edmond » Sat Mar 15, 2008 1:11 am

Huor Martranna'ya hak vererek, *Truan'ı zabdetmek lazım, haklısın.* dedi, fakat içindeki sinir yatışmamıştı.Sonra Paolel'e yaklaşarak kısık sesle:

*Sana bir şey söyleyeyim mi?şu an burada iki güçlü büyücü, bir kahin, iki savaşçı ve iki ozan var.Bir de küçük arkadaşımız ve senin kardeşinle savaştığımızda ilizyonunu öldürmeyi başardık.Eğer sen bizimle olursan ve biz onun sana büyü yapmasına engel olursak, onu öldürebiliriz.Ancak kahinimiz en iyisinin senin tanrının tapınağına gitmek olduğunu söylüyor çünkü...*

*Asla* diye söze başlayacakken Paolel, Huor beklenmedik bir şekilde çıkıştı.

*SUS VE BENİ DİNLE!* etraftaki herkes irkilmişti ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.Huor devam etti:

*Bak, kahinimiz onun sonunu görüyor, onun sonuna giden yolun, tapınaktan geçtiğini söylüyor, orada kötü anıların olduğunu bile biliyor!*

Adam anı lafını duyunca susup dinlemeye başlamıştı.Ã?ünkü anlamıştı kahinin gücünü.

*Pekâlâ gidebiliriz.*

Sonra Martranna en önde gitmeye başladılar.

by Alenthas » Fri Mar 14, 2008 10:24 am

Kerdox olan biten neredeyse hiç bir şeye anlam verememişti, Donaef, Truan ve Huor aralarında bir şeyleri satmaktan bahsedip duruyor ve bu esnada da arada sırada gülüşüp bazense tedirginleşiyorlardı. Kerdox şu uzunlara bir türlü anlam veremiyordu, kadınlardan hiç bir farkları yoktu yahu! Tabii en azından cüce kadınları daha anlaşılır ve aklı başındaydılar. Ve tabii ki de daha güzel.

Sonra ork kadının elindeki ziynetlere baktı. Üzerinde garip bir aura vardı. Sanki içerisinde hem kötülüğü, hemde iyiliği barındırıyordu. Bu garip aura Kerdox'un başının dönüp, miğdesinin bulanmasına sebep oldu. "Ã?ek şu aptal taşları önümden, bu...çok rahatsız edici..." diyebildi Kerdox. Ork kadınıysa saçma sapan bir lanetten bahsedip duruyordu.. Ne yani, laneti sadece o ve Glim mi çözebilirdi? Yok artık! Hayatında bu kadar saçma bir söz duymamıştı. Hem taşlarda başını döndürüyordu, bir daha görüp görmemek istediğine bile emin değildi.

Mızmızlanan cüce zayıf bir ses tonuyla "Sana niye güvenecek mişim ki," diyecekti ki arkadaşlarının ona sert bakışlarını görüp sustu. Kerdox yenilgiyi kabul ederek "Pöh! Ver bakayım şu taşları," dedi ve elini kahinin elindeki taşlardan birine attı...

******

Karanlıktı...

"Merhabalar Battlehammer klanından Kerdox Thunderfist, " dedi bir kadın sesi.
"Ha? Kimsin? Neredesin?" dedi Kerdox şaşkınlığını gizlemeye çalışarak "Ortaya çık da seni göreyim sefil korkak."

Kerdox'un bu lafının ardından karanlığın içerisinden bir vücudun belirmeye başladığını gördü. İlk önce ayaklar çıkmıştı, sonra kişi Kerdox'a biraz daha yaklaşarak tamamen göründü. Bu bir elf kadınıydı, çok güzel vücudunun üzerinde beyaz ipekten yapılmış sade bir giysi vardı. "Diyarıma hoş geldin cesur savaşçı, " dedi elf kadını.

"Burası neresi? Sen kimsin kadın! Konuş, yoksa dilini kopartırım!" dedi Kerdox blöf yaparak.
"Burası bir kapı ve bende bu kapının bir gardiyanıyım, " dedi elf sakin bir tavırla.
"Neyin kapısı?"
Elf kadını omuz silkerek "Sorularının cevaplanacağı bir kapı. "
"Ne sorusuymuş bu yahu?"
Kadın tekrar omuz silkti "Neleri merak ediyorsan onların cevabını alacağın bir kapı. "
"Pöh, böyle bir şeye gerçekten ihtiyacım yok. şimdi buradan nasıl çıkacağımı söylersen eğer..." derken kadın sözünü böldü.
"Buradan ancak testi alırsan çıkabilirsin usta savaşçı. "
"Ne testiymiş bu? Ben test felan anlamam! Bırakta çıkayım!"
"Buradan ancak testi alırsan çıkabilirsin, " diye tekrarladı elf kadını sabırlı bir şekilde.
"Nasıl bir test bu?"
Kadın tekrar omuz silkti "Bilemem, hiç gitmedim ki... "
"Pöh, peki bakalım neymiş bu saçma test. Umarım Mithril Salonundaki gibi kafamı bir yerlere vurmam gerekmiyordur."

Kadın güldü "Pekâlâ savaşçı, bir daha görüşmemek üzere, " dedi ve tekrar her şey karanlığa gömüldü.

******

Kerdox ziynetlerden bir tanesini eline aldığında aniden yere düşmüştü. Ziyneti sıkıca tutuyor, zırhsız elindeki damarlarını korkutucu bir şekilde belli ediyordu. Arkadaşları elini açıp ziyneti almayı denemişselerde başaramamışlardı. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsın Kerdox öylece yerde kalmıştı. Bazen ağzından burnundan kan akıyordu, ama yaşamaya nasılsa devam etmekteydi.

by Mark » Fri Mar 14, 2008 9:08 am

" şurda kenarda buldum. İşe yarar hale getirebilirsen, faydalanabiliriz. Burada ki, büyü gücü sandığımızdan çok farklı ve değişken. Aslında demek istediğimi biliyorsun. Lanetli! Senin işin, bu taştaki laneti kaldırmak. Bunu sadece senin yapabileceğini hissediyorum. Cevabını, hemen verme, nolur. "

Samimi görünüyordu, Martranna. Bu sözleri çok düşünmüş ve kararını vermiş gibiydi:
" Yeterince, seyirci kaldım, cüce efendi. " dedi herkese.

" Bunu yaparsan, bu lanetli dünyadaki laneti kaldırmanın yolunu bu taşları okuyarak görebilirim. Sadece laneti, üzerlerinden kaldır. Bir yolunu bulucağınıza inanıyorum." Glimbell ve cüceye hitap etmişti.

" Burdaki lanet, birçok yan boyutu etkilemiş. Hala karşı koyan küçük bir savaşçı grup var. "

Martranna, karnalığı arkasına almış yaklaşan paladini seyretti. Huor'un yanına vardı.

" Yaralanmış mı? "

Adama şöyle bir bakıyordu, huor'un cevabını biliyordu.

" Kutsal adamın dedikleri doğru. Kardeşin, çok büyük kötülükleri uyandırdı, Paolel. Hım. Bir süre Truan'a göz kulak olmalı, huor. Tavsiyemi dinle. Onda birşeyler değişti. "

Martranna uyarısına uyulacak mıydı, bilmiyordu.

" Hava aydınlanmicak. " Donaef'e bakarak, diğerlerine söyledi.

" Bunu zaten anladınız. Bu boyut kirletilmiş. Bunu düzeltmek bizim görevimiz, olmalı. Bunun için, kayıp tanrının mabedini bulmalıyız. "


Torbasından yiyecekleri çıkardı, yine. Huor'a bir kanat uzattı, yanına gidip. Sonra fısıldayarak konuştu.

" Paolel'den tanrısının mabedine bizi götürmesini istemek zorundasın. Yapmak istemicek. Orda hatırlamak istemediği çok şey var"

by Edmond » Fri Mar 14, 2008 4:42 am

Huor olayları izlerken sabrı tükenmişti, artık işlerin karıştığını hissediyordu, olaylara el atmalıydı.Ã?ncelikle eşyalara el değdirmeden örttü üzerlerini, korkuyordu aslında, tılsımdan, eşyalardan bu diyardaki her şeyden!

Sonra hiç değişmeyen gökyüzüne baktı Huor.Hep kızıldı, gece ya da gündüz farketmiyordu.Ve bu havada ilginç bir şekilde ileriden bir karaltı yaklaşmaya başladı.Yaklaştıkça bunun yaşayan bir insan olduğunu farkettiler.Yaşlanmış görünüyordu ve yıpranmış elbiseler giyiyordu.Her tarafı yara içerisindeydi.Uzun boylu ve kalıplı olmasına rağmen, çökmüştü, hafif kamburu bile çıkmıştı

*Tanrıya şükürler olsun!Sonunda yaşayanları buldum!Yaşayanlar, yaşayanlar...*

Ardından adam bayıldı.Ayılttıklarında adamın bir paladin olduğunu anladılar.Her nasılsa kara şovalyeden kurtulmayı başarmıştı.Güçlü birisine benziyordu, ve fazlasıyla bilgiliydi.Ã?nce söze Huor girdi yine.

*Paolel, (adamın adı Poelel'di öğrendiklerine göre) bu kara şovalye kim?Ne yapıyor buralarda, neden herkesi zombi yapıyor?*

Adamın yüzü bir anda karardı, korkmuştu belli ki.Huor adamı dinlendirmeden konuşturmaya çalıştığını farkedince, yaptığı şey için kendisine lanet okusa da, adam yine de konuşmaya başlamıştı.

*Birlikte büyümüştük onunla, fakat o kötü ilimleri seçti, tanrısını bırakıp gitti, ve insanları öldürerek buraya getirmeye başladı, sürekli güçlendi ve ordusunu büyülttü.Artık inanılmaz güçlü, büyü konusunda her zaman çok iyiydi.Fakat inanılmaz şekilde sinirli ve kibirli.Benimle yaptığı savaşı kaybedince beni zombiye çevirmedi, fakat beni bu diyara tutsak etti.Neyse ki siz geldiniz!*

by Tersyuz » Fri Mar 14, 2008 3:09 am

Glimbell ilgiyle Martranna'nın getirdiği metallere baktı. Bunlar antik dwarf rünleriydi.
demekki bu dünyada da cüceler vardı.
"Buradanearıyorbunlar?" Düşünmeden birini aline aldı. Kara şövalyenin görüntüsü zihninde canlanıverdi.
"İTAAT ET!"
Glimbel objeyi hızla elinden bıraktı.
"BueşyalarLANETLİ! Zamanındacücelerinyaptığıkesinamaşuandabaşkaamaçlariçinkullanılıyor.
Nerdenbuldunbunları?"

by Mark » Sun Mar 09, 2008 9:55 pm

" Arkadaşların haklı, insan. O kolyenin bir diğer adı da: şeytan Gözüdür. "

Martranna, ansızın karanlık geceden doğruca kampa girmişti.

" Uzun süredir kayıptı. Lanetlidir. Abyse'den geldiği söylenir. Takanı değiştirir. "

Kampa oturdu.

" Cüce, nerde! Ona bazı metaller getirdim. "
Cebinden garip metaller çıkardı. Glimbell de, cücenin de ilgisini çekmişti.

" Bunların ne olduğunu bildiğinizi düşündüm."

Top