by Alenthas » Fri Mar 14, 2008 10:24 am
Kerdox olan biten neredeyse hiç bir şeye anlam verememişti, Donaef, Truan ve Huor aralarında bir şeyleri satmaktan bahsedip duruyor ve bu esnada da arada sırada gülüşüp bazense tedirginleşiyorlardı. Kerdox şu uzunlara bir türlü anlam veremiyordu, kadınlardan hiç bir farkları yoktu yahu! Tabii en azından cüce kadınları daha anlaşılır ve aklı başındaydılar. Ve tabii ki de daha güzel.
Sonra ork kadının elindeki ziynetlere baktı. Üzerinde garip bir aura vardı. Sanki içerisinde hem kötülüğü, hemde iyiliği barındırıyordu. Bu garip aura Kerdox'un başının dönüp, miğdesinin bulanmasına sebep oldu. "Ã?ek şu aptal taşları önümden, bu...çok rahatsız edici..." diyebildi Kerdox. Ork kadınıysa saçma sapan bir lanetten bahsedip duruyordu.. Ne yani, laneti sadece o ve Glim mi çözebilirdi? Yok artık! Hayatında bu kadar saçma bir söz duymamıştı. Hem taşlarda başını döndürüyordu, bir daha görüp görmemek istediğine bile emin değildi.
Mızmızlanan cüce zayıf bir ses tonuyla "Sana niye güvenecek mişim ki," diyecekti ki arkadaşlarının ona sert bakışlarını görüp sustu. Kerdox yenilgiyi kabul ederek "Pöh! Ver bakayım şu taşları," dedi ve elini kahinin elindeki taşlardan birine attı...
******
Karanlıktı...
"Merhabalar Battlehammer klanından Kerdox Thunderfist, " dedi bir kadın sesi.
"Ha? Kimsin? Neredesin?" dedi Kerdox şaşkınlığını gizlemeye çalışarak "Ortaya çık da seni göreyim sefil korkak."
Kerdox'un bu lafının ardından karanlığın içerisinden bir vücudun belirmeye başladığını gördü. İlk önce ayaklar çıkmıştı, sonra kişi Kerdox'a biraz daha yaklaşarak tamamen göründü. Bu bir elf kadınıydı, çok güzel vücudunun üzerinde beyaz ipekten yapılmış sade bir giysi vardı. "Diyarıma hoş geldin cesur savaşçı, " dedi elf kadını.
"Burası neresi? Sen kimsin kadın! Konuş, yoksa dilini kopartırım!" dedi Kerdox blöf yaparak.
"Burası bir kapı ve bende bu kapının bir gardiyanıyım, " dedi elf sakin bir tavırla.
"Neyin kapısı?"
Elf kadını omuz silkerek "Sorularının cevaplanacağı bir kapı. "
"Ne sorusuymuş bu yahu?"
Kadın tekrar omuz silkti "Neleri merak ediyorsan onların cevabını alacağın bir kapı. "
"Pöh, böyle bir şeye gerçekten ihtiyacım yok. şimdi buradan nasıl çıkacağımı söylersen eğer..." derken kadın sözünü böldü.
"Buradan ancak testi alırsan çıkabilirsin usta savaşçı. "
"Ne testiymiş bu? Ben test felan anlamam! Bırakta çıkayım!"
"Buradan ancak testi alırsan çıkabilirsin, " diye tekrarladı elf kadını sabırlı bir şekilde.
"Nasıl bir test bu?"
Kadın tekrar omuz silkti "Bilemem, hiç gitmedim ki... "
"Pöh, peki bakalım neymiş bu saçma test. Umarım Mithril Salonundaki gibi kafamı bir yerlere vurmam gerekmiyordur."
Kadın güldü "Pekâlâ savaşçı, bir daha görüşmemek üzere, " dedi ve tekrar her şey karanlığa gömüldü.
******
Kerdox ziynetlerden bir tanesini eline aldığında aniden yere düşmüştü. Ziyneti sıkıca tutuyor, zırhsız elindeki damarlarını korkutucu bir şekilde belli ediyordu. Arkadaşları elini açıp ziyneti almayı denemişselerde başaramamışlardı. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsın Kerdox öylece yerde kalmıştı. Bazen ağzından burnundan kan akıyordu, ama yaşamaya nasılsa devam etmekteydi.
Kerdox olan biten neredeyse hiç bir şeye anlam verememişti, Donaef, Truan ve Huor aralarında bir şeyleri satmaktan bahsedip duruyor ve bu esnada da arada sırada gülüşüp bazense tedirginleşiyorlardı. Kerdox şu uzunlara bir türlü anlam veremiyordu, kadınlardan hiç bir farkları yoktu yahu! Tabii en azından cüce kadınları daha anlaşılır ve aklı başındaydılar. Ve tabii ki de daha güzel.
Sonra ork kadının elindeki ziynetlere baktı. Üzerinde garip bir aura vardı. Sanki içerisinde hem kötülüğü, hemde iyiliği barındırıyordu. Bu garip aura Kerdox'un başının dönüp, miğdesinin bulanmasına sebep oldu. "Ã?ek şu aptal taşları önümden, bu...çok rahatsız edici..." diyebildi Kerdox. Ork kadınıysa saçma sapan bir lanetten bahsedip duruyordu.. Ne yani, laneti sadece o ve Glim mi çözebilirdi? Yok artık! Hayatında bu kadar saçma bir söz duymamıştı. Hem taşlarda başını döndürüyordu, bir daha görüp görmemek istediğine bile emin değildi.
Mızmızlanan cüce zayıf bir ses tonuyla "Sana niye güvenecek mişim ki," diyecekti ki arkadaşlarının ona sert bakışlarını görüp sustu. Kerdox yenilgiyi kabul ederek "Pöh! Ver bakayım şu taşları," dedi ve elini kahinin elindeki taşlardan birine attı...
******
Karanlıktı...
"[i]Merhabalar Battlehammer klanından Kerdox Thunderfist,[/i] " dedi bir kadın sesi.
"Ha? Kimsin? Neredesin?" dedi Kerdox şaşkınlığını gizlemeye çalışarak "Ortaya çık da seni göreyim sefil korkak."
Kerdox'un bu lafının ardından karanlığın içerisinden bir vücudun belirmeye başladığını gördü. İlk önce ayaklar çıkmıştı, sonra kişi Kerdox'a biraz daha yaklaşarak tamamen göründü. Bu bir elf kadınıydı, çok güzel vücudunun üzerinde beyaz ipekten yapılmış sade bir giysi vardı. "[i]Diyarıma hoş geldin cesur savaşçı,[/i] " dedi elf kadını.
"Burası neresi? Sen kimsin kadın! Konuş, yoksa dilini kopartırım!" dedi Kerdox blöf yaparak.
"[i]Burası bir kapı ve bende bu kapının bir gardiyanıyım,[/i] " dedi elf sakin bir tavırla.
"Neyin kapısı?"
Elf kadını omuz silkerek "[i]Sorularının cevaplanacağı bir kapı.[/i] "
"Ne sorusuymuş bu yahu?"
Kadın tekrar omuz silkti "[i]Neleri merak ediyorsan onların cevabını alacağın bir kapı.[/i] "
"Pöh, böyle bir şeye gerçekten ihtiyacım yok. şimdi buradan nasıl çıkacağımı söylersen eğer..." derken kadın sözünü böldü.
"[i]Buradan ancak testi alırsan çıkabilirsin usta savaşçı.[/i] "
"Ne testiymiş bu? Ben test felan anlamam! Bırakta çıkayım!"
"[i]Buradan ancak testi alırsan çıkabilirsin,[/i] " diye tekrarladı elf kadını sabırlı bir şekilde.
"Nasıl bir test bu?"
Kadın tekrar omuz silkti "[i]Bilemem, hiç gitmedim ki...[/i] "
"Pöh, peki bakalım neymiş bu saçma test. Umarım Mithril Salonundaki gibi kafamı bir yerlere vurmam gerekmiyordur."
Kadın güldü "[i]Pekâlâ savaşçı, bir daha görüşmemek üzere,[/i] " dedi ve tekrar her şey karanlığa gömüldü.
******
Kerdox ziynetlerden bir tanesini eline aldığında aniden yere düşmüştü. Ziyneti sıkıca tutuyor, zırhsız elindeki damarlarını korkutucu bir şekilde belli ediyordu. Arkadaşları elini açıp ziyneti almayı denemişselerde başaramamışlardı. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsın Kerdox öylece yerde kalmıştı. Bazen ağzından burnundan kan akıyordu, ama yaşamaya nasılsa devam etmekteydi.