by Alenthas » Wed May 28, 2008 3:54 am
Louis bir kaç gülüşme sesiyle doğruldu olduğu yerden. Bir kaç asker ona bakıp bir şeyler söyleyerek gülüyorlardı. Bir atlının yaklaştığını duyduğunda gülüşen askerler sessizleşerek Louis'in önünü açtılar. Güneş atlının tam arkasından Louis'in suratına vurduğundan dolayı atlının kim olduğunu göremiyordu.
"Sen...o ozanlardan birisin değil mi?" dedi tanıdık bir ses. Bu ses Timur'a aitti.
Louis ayağa kalktı. Güneşten dolayı gözlerini yere çevirerek "Evet efendim," dedi olabildiğince sert bir sesle.
"Senin adını sormayı unutmuştum. Adın nedir?"
"Adım...a-Ahmet efendim."
"Ahmet demek? Peki söyle bakalım Ahmet, adını mı unuttun? Tereddüt etmişsin gibi geldi de.."
Louis'in etrafındaki askerler gülüşmeye başladılar. Fakat bu gülüşmeler birden kesildi. Muhtemelen Timur askerlere sert bir bakış atmıştı.
"Hayır efendim, sadece biraz heyecanlanmıştım."
"Heyecanlandın demek. Yemekte o kadarda heyecanlı görünmüyordun? Hadi ama, ismini soruyorum sadece."
"Adım Luyis efendim. Gerçek adımı kullanmayı fazla sevmiyorum efendim."
"Luyis? Garip bir isim. Nerelisin Luyis?"
"O-osmanlı efendim." Boğazını temizleyerek devam etti "Alperen çocukluk arkadaşım sayılır."
"Osmanlı mı? Hiç de Osmanlılı bir isme benzemiyor. Ayrıyetten bir Osmanlılıyada benzemiyorsun."
"Evet efendim. Ailem farklı bir isim vermek istemiş ve akıllarına bu aptal isim gelmiş. Ve ailemiz içerisinde kimseye benzemediğim söylenir. Hâlâ kime çektiğimi kararlaştıramadılar bir türlü."
"Anlıyorum. Bana bak Luyis."
"Bakamıyorum efendim. Güneş gözlerimi yakıyor."
"Sana ne emrediyorsam onu yap."
"Emredersiniz," dedikten sonra gözlerini Timur'a dikti.
"Görüyor musun ozan efendi. Bunun hakkında bir şiir yazmanı istiyorum. Ne demek istediğimi anladın mı?"
"Evet efendim. şiirimde sizin ne kadar yüce biri olduğunuzu ve Tan...Allah'a olan sadakatiniz ile ilgili yazmamı istiyorsunuz?"
Timur "Zeki bir adamsın Luyis," dedi ve uzaklaşmaya başladı.
Timur'un ayrılışından sonra askerlerde uzaklaştılar. Louis bir an önce buradan ayrılmak için Krotis ve Alperen'i aramaya çıkmıştı ki fazla zaman geçmeden Krotis'i buldu.
Yanında bir adam vardı. "Bir çok dilden anlıyorsun. Belki ne yazdığı hakkında bir bilgin vardır?" dedi Krotis elindeki mektubu uzatarak.
Yazılanlar muhtemelen bir saldırı hakkındaydı. Kendi ülkesinin yapacağı saldırıyı açığa çıkartmak doğru olur muydu bilmiyordu, tabii öyle bir şey varsa.
"Ona güvenmiyorum," dedi Louis askere bakarak. "O gitmeden hiç bir şey yapamam."
Adam itiraz edecek gibi oldu ama sonra arkasını dönerek biraz uzaklaştı.
"Bölük pörçük yazılmış, tam olarak anlaşılmasa da bir çeşit tapınaktan bahsediyor. Ve şövalyeler. Sanırım papanın isteği doğrultusunda toplanmış şövalyeler bunlar. İkinci satırda bir sığınaktan bahsediyor. Askerlerin saklandığı bir yer sanırım. Tahminimce bu askerler Eskişehir adında bir yerdeler ya da oraya gidiyorlar."
Louis bir kaç gülüşme sesiyle doğruldu olduğu yerden. Bir kaç asker ona bakıp bir şeyler söyleyerek gülüyorlardı. Bir atlının yaklaştığını duyduğunda gülüşen askerler sessizleşerek Louis'in önünü açtılar. Güneş atlının tam arkasından Louis'in suratına vurduğundan dolayı atlının kim olduğunu göremiyordu.
"Sen...o ozanlardan birisin değil mi?" dedi tanıdık bir ses. Bu ses Timur'a aitti.
Louis ayağa kalktı. Güneşten dolayı gözlerini yere çevirerek "Evet efendim," dedi olabildiğince sert bir sesle.
"Senin adını sormayı unutmuştum. Adın nedir?"
"Adım...a-Ahmet efendim."
"Ahmet demek? Peki söyle bakalım Ahmet, adını mı unuttun? Tereddüt etmişsin gibi geldi de.."
Louis'in etrafındaki askerler gülüşmeye başladılar. Fakat bu gülüşmeler birden kesildi. Muhtemelen Timur askerlere sert bir bakış atmıştı.
"Hayır efendim, sadece biraz heyecanlanmıştım."
"Heyecanlandın demek. Yemekte o kadarda heyecanlı görünmüyordun? Hadi ama, ismini soruyorum sadece."
"Adım Luyis efendim. Gerçek adımı kullanmayı fazla sevmiyorum efendim."
"Luyis? Garip bir isim. Nerelisin Luyis?"
"O-osmanlı efendim." Boğazını temizleyerek devam etti "Alperen çocukluk arkadaşım sayılır."
"Osmanlı mı? Hiç de Osmanlılı bir isme benzemiyor. Ayrıyetten bir Osmanlılıyada benzemiyorsun."
"Evet efendim. Ailem farklı bir isim vermek istemiş ve akıllarına bu aptal isim gelmiş. Ve ailemiz içerisinde kimseye benzemediğim söylenir. Hâlâ kime çektiğimi kararlaştıramadılar bir türlü."
"Anlıyorum. Bana bak Luyis."
"Bakamıyorum efendim. Güneş gözlerimi yakıyor."
"Sana ne emrediyorsam onu yap."
"Emredersiniz," dedikten sonra gözlerini Timur'a dikti.
"Görüyor musun ozan efendi. Bunun hakkında bir şiir yazmanı istiyorum. Ne demek istediğimi anladın mı?"
"Evet efendim. şiirimde sizin ne kadar yüce biri olduğunuzu ve Tan...Allah'a olan sadakatiniz ile ilgili yazmamı istiyorsunuz?"
Timur "Zeki bir adamsın Luyis," dedi ve uzaklaşmaya başladı.
Timur'un ayrılışından sonra askerlerde uzaklaştılar. Louis bir an önce buradan ayrılmak için Krotis ve Alperen'i aramaya çıkmıştı ki fazla zaman geçmeden Krotis'i buldu.
Yanında bir adam vardı. "Bir çok dilden anlıyorsun. Belki ne yazdığı hakkında bir bilgin vardır?" dedi Krotis elindeki mektubu uzatarak.
Yazılanlar muhtemelen bir saldırı hakkındaydı. Kendi ülkesinin yapacağı saldırıyı açığa çıkartmak doğru olur muydu bilmiyordu, tabii öyle bir şey varsa.
"Ona güvenmiyorum," dedi Louis askere bakarak. "O gitmeden hiç bir şey yapamam."
Adam itiraz edecek gibi oldu ama sonra arkasını dönerek biraz uzaklaştı.
"Bölük pörçük yazılmış, tam olarak anlaşılmasa da bir çeşit tapınaktan bahsediyor. Ve şövalyeler. Sanırım papanın isteği doğrultusunda toplanmış şövalyeler bunlar. İkinci satırda bir sığınaktan bahsediyor. Askerlerin saklandığı bir yer sanırım. Tahminimce bu askerler Eskişehir adında bir yerdeler ya da oraya gidiyorlar."