Ölüm Zamanı 2: Karanlığın Hizmetkarı (Tan

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Ölüm Zamanı 2: Karanlığın Hizmetkarı (Tan

by Firble » Tue May 05, 2009 3:32 pm

Ayrıntılara çok dikkat edilmişti öncelikle. Düğün sahnesi muhteşemdi. Ölmüş dağılmış onca insanın yeniden ortaya çıkması ilk başta beni oldukça şaşırttı. Hatta ilk başta sanki ileriye değil de geriye dönmüşüz gibi hissettim. Alperenle ilgili ayrıntılar da ayrıca hoşuma gitti. : ) ) ) )

Tam herşeyin bittiği zannedilen noktada insanların kafasını kesinlikle karıştırmayı başaran bir bölümdü üstelik de bunu oldukça hoş bir üslupla yapan bir bölümdü. Açıkçası ben sevdim...

Bir kere daha çok güzel bir bölüm oldu catboy....

by Edmond » Mon May 04, 2009 7:04 am

Azrail şeytanla anlaşma yaptı ve Serdar'ı yaşattı? Olabilir mi acaba, Meral Hanım ile yaptığı anlaşma sayesinde Serdar yaşıyor? Kısmen :D

Son bölüm (veya ikinci kitabın tamamı) çok güzeldi. Özellikle zamanı geri alış sistemine bayıldım :D Aslında bütün bunların bir rüya olacağını zannetmiştim, onun yerine paralel zaman dilimiymiş :D Gittikçe ilginçleşiyor hikaye. Sanırım 3. kitapta Serdar'ı gördüğümüz kadar şeytan'ı da görücez.Ya da Serdar değil de asıl adıyla mı seslensek? 3. kitapta görücez :D

by Illyra » Sun May 03, 2009 5:14 am

uzun bir zamandan sonra ölüm zamanının ikinci sezonunun sonunda geldik...

şimdi pek anlayamadım. asıl geçmiş hangisiydi ? serdar ve sevginin evlendiğimi, yoksa ilk bölümden beri okuduklarımız mı ? her halükarda artık olan ve değişen aynı çizgi üzerinde kaynamış gibi gözüküyor. bu kaynaşma ise benim fikrimce cidden çok iyi olmuş. hikayeye büyük bir derinlik ve farklılık katmış durumda. ikinci sezonun tamamı için şunu söylemek istiyorum; olaylar hızla ve güzel gelişti, ayrıca tabir biraz kaba kaçacak ama bomba gibi bitti. zaten sezonun içinde de bu bombanın tiktakları belli oluyordu. son bölüm beni şok etti diyebiliriz. zaman hikayenin içine karıştığında, kulağa saçma gelecek ama her şey daha fazla yerli yerine oturdu diyebiliriz.

düğün sahnesi özellilke güzeldi. sevginin içinde bir melek mi var :| ? yoksa o ashriel in ta kendisi mi :roll: ?

siyah inciler için teşekkür edeirm, sevdiğim şeyleri çok iyi biliyorsun sen :-P

bu arada ikizlerin şeytan isimleri çok karizmatik.

sezonun en sonunda cebrail i ilk defa görüyoruz. o kadar karizmatik bildiğimiz vangelis pek bir ezik kalıyor, kem küm ediyor :embarrass:

çok eğlenerek okudum. iki sezon içinde emeğine sağlık. umarım en kısa zamanda üçüncü sezona kavuşuruz :wink:

by catboy » Sat May 02, 2009 11:16 am

lütfen arkadaşlar ölüm zamanı 2'nin final bölümünü de yazdım. yorumlarınızı bekliyorum. toptan tüm geneliyle ilgili de bir yorum yapabilirseniz çok sevinirim. ölüm zamanı 2 nasıldı? :)

by dwaxer » Tue Apr 21, 2009 10:17 pm

.
Hikaye özet haline sıkıştırıldığında bence sürükleyici dilini kaybediyor. Bu uzun, romana benzer bir öykü olduğundan, olayları özet geçmek uygun düşmemiş bence. Özet yaparken daha da kısa tutup, olayları anlatmadan, sadece entrikalar, gizemler, ilişkiler vs hakkında küçük dokunuşlarla yetinseydin bence daha şık olurdu. Ã?rneğin, "elindeki iğneyle öbürüne saldırdı!" gibi detayları vermeyip, "çıkan çatışmada şu öldü, bu yaralı olarak kurtuldu," gibi...

Bir de bunu hocana vereceksen, üniversite profesörü bile olsa, hocanın bir takım kişisel özelliklerini bilmen gerekir. Bazı kişiler, (en aydın gözükenler bile) böyle içinde "şeytan, tarikat, 666, melek, Azrail, vs geçen eserlere karşı rahatsızlık derecesinde hoşgörüsüz olabilirler. Hocanın bu konudaki kafa yapısından eminsen göster böyle eserlerini derim ben.

.

by Firble » Tue Apr 21, 2009 3:01 am

Kardeş öncelikle başları oldukça güzel olmuş... Sonlara doğru sözcükleri doğru seçemeyebilirim ama sanırım her şeyi anlatmaya çalışmışsın o nedenle bazı şeyler biraz karışmış, yani biraz uslubun hikayedeki usluba dönmüş.

Ancak her şeyden önce bence şöyle bir başlangıç yazısı yaz. Hikayenin genel tarzı geçmişten geleceğe ilerleyen düz bir öykü şeklinde değil farklı zamanlarda geçen olayları karışık şekilde anlatan ( işte daha güzel kelimeler bulursun yapboz gibi mesela ) bir tarz olduğu için geçmişteki olaylara da ileride eklemeler yapılabilir, o nedenle buraya kadar anlattığım olaylara bir takım eklemeler getirilebilir ileriki bölümlerde... ( tabii üçüncü bölümü yazmayı düşünüyorsan )

Bunun dışında belki belirli bilgileri önceden yazarsan daha iyi olur. Mesela Hsoul aşamalarını başta ayrı bir madde ile yazabilirsin. Böylece biz okumaya başlamadan aşama aşama neler olacağını biliriz ve her aşama gerçekleştiğinde ne derece ilerlendiğini anlarız. Bunun dışında belki belirli karakterleri önceden tanıtman özet akışı sırasında akışa bir karakteri tanıtmak için ara vermeni engelleyebilir.

Ancak sonuç olarak bunu hocana teslim ediyorsan ve hocanla aran iyi ise bu şekilde de verebilirsin. Sonuçta o sana kendi önerilerini yapacak kendi bakış açısı ile iyi kötü yanlarını belirtecektir.

Ne derse desin moralin bozulmasın. Unutma yazarın kendini geliştirmesi için iki şey gerekir, yazmak ve eleştirilmek... İlkini zaten yapıyorsun. İkincisini de olabildiğince farklı bakış açısından insanların yapmasında fayda var.

by Firble » Tue Apr 21, 2009 2:39 am

Catboy izninle sana bir eleştiri getireyim. Elbette hikayeyi yazarken senin kafanda bir arka plan vardır. Bu arka planın yanısıra ayrıca anlatmak istediğin bir şey vermek istediğin bir anlam vardır hikayeye...

Ancak hikaye bir defa elinde çıktıktan sonra her okuyanın zihninde bazen onu değerlendiren bütün okurlar camiasının gözünde bambaşka bir anlamlar kazanır.

Bu senin başarısız değil tam aksine çok çok çok başarılı olduğunu gösterir. Ã?yle bir an olur ki yorumlara bakarsın ve yahu ben şunu anlatmak için yazmıştım ama meğer zihnimde şu şu da varmış dersin.

Bu açıdan bu tür senin anlatmak istediğine ters değerlendirmelerle karşılaştığında benim tavsiyem onları düzeltmeye hele hele arka planı anlatmaya çalışma. Mesela Tolkien in oğlunun Yüzüklerin Efendisinin arka planını babasının notları üzerinden yayınlaması ticari olarak doğru da olsa bence edebi olarak yanlış bir karardı.

Elbette bütün bu yazdıklarım sadece benim bakış açım. Edebiyatta doğru bakış açısı yoktur. Tüm bakış açıları yazarların ve okurların gözünde doğru ya da yanlış hale gelir. O açıdan bunları sadece bir tavsiye olarak gör... Sonuç olarak en son neyin doğru olduğunu hissediyorsan onu yap.

by catboy » Tue Apr 21, 2009 2:11 am

Ölüm Zamanı: Gerçeğe bir o kadar yakın, bir o kadar da uzakken!

Burada öykümü özet halinde yazdım, aslında amacım üniversitedeki hocama öykümün ilk iki bölümünün yanında bir özet ilave eklemekti. Buradaki özet kitabın şeklinde değil de kronolojik bir sırayla ilerliyor. İlk kısmı yayınlıyorum. Yorumlarınızı bekliyorum.

şeytan, İkizler ve Tarikat:

şeytan, İkizler diye bilinen karanlık varlıkları kendi oluşturacağı düzene önderlik etmeleri için dünyaya yollamıştı. şeytan’a inanan bir tarikat ise düzenin geleceği zaman dilimini belirlemek için liderleri Henry Soul’un ortaya attığı “hsoul” diye bilinen aşamalara göre hareket ediyorlardı. Bu tarikatın her ülkeden bir sürü üyesi vardı, çoğunluğunun bilim adamı, siyasetçi ve iş adamının oluşturduğu.

İkizler dünyaya gönderildiğinde normal bir insandan bir farkları yoktu, bebek olarak gelmişlerdi ve insanlar gibi büyüyeceklerdi. Bu yüzden tarikat zamanları gelene kadar ikizleri birbirinden ayırdılar ve güvendikleri tarikat üyelerinden ikisine evlatlık olarak verdiler.

Bunlardan biri Kimya Profesörü Hasan Seçkin’di. Üzerinde çalıştığı bir kimyasal madde sayesinde ikizlerin kanlarında yer alan şeytan’ın onlara armağanı olan ve onlara insanüstü güçler bahşeden yabancı maddenin etkinliğini durdurabileceklerdi. İkizler vakitlerinden önce normal insanların yapamayacağı eylemlerde bulunmaya başlarlarsa Tarikat bu kimyasal maddeyi kullanmalarını emretmişti.

Hasan Bey’in eşi Meral Hanım, bir ay önce doğum yapmıştı. Oğlunun adını Serdar olarak koymuştu. Ama tarikat, Hasan Bey’den kendi öz oğlunu tarikatın bulduğu bir yabancı aileye evlatlık vermesini emretmişti. Hasan Bey, emirlere uyduktan sonra ikizlerden biriyle kucağında eve döndüğünde Meral Hanım, onu kendi oğlu sanmıştı. Bu yüzden Hasan Bey’in evlatlık aldığı ikizlerden birinin adı Serdar olarak bilindi.

Kendi öz oğlu ise tarikatın liderliğini yapan Soul ailesine evlatlık verilmişti. Hasan Bey bu gerçeği bilmiyordu, kendi öz oğlunun bir daha tarikatın işlerine karıştırılmamasını istemişti. Benjamin Soul, evlatlık oğlunun adını ölen babası Henry Soul’un adını koydu. Eşi ünlü Türk iş adamlarından birinin kızı Zeliha’ydı. Birkaç sene sonra da Soul ailesinin bir kızları olmuştu. Zeliha her ne kadar kızının ismini Gökçe olarak koymak istese de Benjamin buna izin vermemiş ve kızın adı Emily olmuştu.

Diğer ikiz ise Hasan Bey’in en yakın arkadaşı olan Doktor Kerem Bey’e emanet edilmişti. Tarikat’a sıkı sıkıya bağlı olan Kerem Bey, hsoul’da belirlenen ilk aşama gereği eşi Yeşim Hanım’ın kurban edilmesine bile ses çıkartmamıştı. Tabi ki bunda eşinin Benjamin Soul ile olan yasak ilişkisini öğrenmesinin de etkisi olmuştu.

Kerem Bey, evlatlık aldığı ikize Emre ismini koymuştu. Yıllar geçtikten sonra Emre de insanlarda görülmeyen özellikler ortaya çıktı. Mesela yaraları normalden daha hızlı iyileşiyordu. Tarikat’ın emirleri gereği Kerem Bey, Emre’ye Hasan Bey’in üzerinde çalıştığı kimyasal madden vermeye başladı. Gerçekten de bir süre sonra kimyasal madde işe yaramıştı, ama bu sefer de yan etkiler Emre’nin bedenini mahvetmişti. Saçları dökülmüş ve sık sık burnu kanar olmuştu.

Hasan Bey ise hiçbir zaman kendi buluşu olan ilacı Serdar’ın üzerinde kullanmamıştı. Sevgi’nin her şeyin ilacı olduğuna inanan Hasan Bey gerçekten de düşüncelerini kanıtlamıştı zaman geçtikçe. Serdar, Emre gibi vaktinden önce insanüstü özellikler göstermemişti çocukluk hayatı boyunca.

Dönüm Noktası:

Seçkin ailesinin hayatı Hasan Bey’in akciğer kanserinden ölmesinin ardından değişmeye başlamıştı. Serdar ilk defa babası bildiği Hasan Bey’in öldüğü gün insanüstü yeteneklerini farkında olmadan kullanmaya başlamıştı. Hasan Bey öldükten sonra onunla konuşan ve ona veda eden Serdar, bu olayın sadece bir rüya olduğunu düşünüp pek üstünde durmamıştı.

Meral Hanım eşi ölmeden önce dindar bir kadındı, ama eşinin kaybettikten sonra hayatına falcıları ve büyücüleri sokmaya başladı. İntihar etmeye kalkan Meral Hanım, Aziz Bey ismiyle tanınan ölüm meleği ile ilk kez karşılaştı. Ondan eşi Hasan Bey’i geri getirmesi karşılığında kendi ruhunu öneren Meral Hanım, Aziz Bey’den oğlu Serdar’ın özel biri olduğunu ve vakti gelene kadar annesinin korumasına ihtiyacı olduğunu öğrendi. Bu olaydan sonra Meral Hanım fal ve büyüyle daha fazla ilgilenmeye başladı. Baktığı fallarda hep oğlunun kaderinde ölüm olduğunu görüyordu. Hülya isimli bir falcıdan ölüm meleğini engelleyebileceği bir büyü kapanı yapabileceğini öğrenen Meral Hanım, bu iş için Kerem Bey’den yardım istediğinde ondan bir takım gerçekleri öğrenmeye başlamıştı. Oğlu Serdar’ın özel olduğunu anlayan Meral Hanım, onu ölümden kurtarmak için her şeyi yapacağına dair yemin etmişti. Ama onu hala öz oğlu sanıyordu.

Henry Soul’un Anıları:

Benjamin Soul’a evlatlık olarak verilen Seçkin ailesinin asıl oğlu ise Henry Soul ismiyle yaşamını sürdürüyordu. Kız kardeşi Emily ile arası çok iyiydi. Onunla zaman geçirmeyi çok seviyordu. On yaşlarındayken Benjamin ve Zeliha Soul arasındaki bir konuşmaya kulak misafiri olmuştu ve bu sayede kendisinin onların üvey oğlu olduğunu öğrenmişti. O gün bu gerçeğin acısıyla ağlarken karşısına çıkan bahçıvanları Aziz Bey ile olan konuşmasında kendisinin bir gün kötülük ve iyilik mücadelesinin tam ortasında yer alacağını ve kim onu kendi tarafına çekebilmeyi başarırsa mücadelesini başarıya ulaştırabileceğini öğrendi. Aziz Bey aslında ölmüştü ve bedenini ölüm meleği olan Azrail kullanıyordu. Henry onun bahçıvanları olmadığını anlayıp adını sorduğunda Azrail, Aziz Bey ismini sevdiğini söyleyip bir daha dünyada hep bu isimle anılacağını belirtmişti.

Henry Soul, üvey babası Benjamin Soul’un büyüdükçe fabrikaları ve bankalarının başına geçmeye başlamıştı. Dünyada büyük bir iş adamı olarak tanınıyordu. İzmir’deki şubesinde çalışanlarından biri olan Necdet Ersoylu’nun kızı Sevgi ile yasak bir ilişki yaşıyordu. Sevgi’nin en büyük hayali büyük bir müzisyen olmaktı, ama ailesi onun isteklerine önem vermedikçe o da ailesinden soğumaya başlamıştı ve uyuşturucu bağımlısı olmuştu.

Aziz Bey ile bir konuşmasında Henry, Sevgi’nin ölünce işlediği günahlar için Cehennem’e gideceği gerçeğini öğrenince tüm hayatını etkileyecek bir karar verdi.

Tarikat Henry’i Soul ailesinin üvey evladı olduğu için hemen yanlarına kabul etmemişti. Bu yüzden yavaşça yükselmesi gerekiyordu.

Benjamin, Kerem Bey’in evlatlık olarak yanına aldığı Emre üzerinde yaptığı çalışmalardan ikizlerin kanının sıradan bir insana verildiğinde insanda da sıra dışı yeteneklerin ortaya çıkabileceğini öğrenmesiyle kendine on yedi defa kandan enjekte edince bir sürü farklı yetenek kazanmıştı, ama bu durum bedeninin hastalıklı gibi görünmesine yol açmıştı. Benjamin Soul ise kendini ölmüş gibi göstererek Tarikat’ın liderliğini daha rahat bir şekilde yürütmeye başlamıştı. Onun hala yaşadığını sadece ailesi ve tarikatın seçkin üyeleri biliyordu.

Henry ise hem meleklerin hem de tarikatın emirlerine uyarak ikili oynamaya başlamıştı. Tarikat ondan hsoul’un sıradaki aşamalarını yerine getirmesini istemişti. Henry ise Aziz Bey ile Sevgi’nin Cennet’e gitmesi için bir anlaşma yapmıştı. Melekler, insanların bedenlerini kullandıklarında kullandıkları insanların bedenlerinin herhangi bir yerinde kilidi andıran bir işaret oluşurdu. Bu işaretin anlamı, o kişinin Cennet’e günahlarına bakılmaksızın alınacağıydı.

Sevgi’nin babası Necdet Bey ise, çalıştığı bankada yolsuzluklar yapıldığını iddia ederek Henry’i mahkemeye vermeye hazırlanıyordu. Henry hızlı davranarak Sevgi’yi çalıştığı barın çıkışında vurdu. Aziz Bey’in çırağı olan Ashriel, Sevgi’nin bedenini kullanmaya başladı. Bu sayede Sevgi, anlaşma gereği Cennet’e gidecekti. Sevgi’nin bedenine yerleşen Ashriel ise hem Ersoylu ailesinin istediği gibi bir kız olarak yaşamaya başlamış hem de Sevgi’nin hedefi olan müzik hayatına kendini adamıştı. Ersoylu ailesini kızlarının aslında öldüğünü hiçbir zaman bilmemişti, Ashriel’i kendi öz kızları sanmışlardı. Necdet Bey de Henry’e açtığı davayı kızının başına gelen olaydan sonra geri çekmişti.

Henry bu olaydan sonra yaptığının aslında doğru olup olmadığını düşünüp durdu. Bir gün Kerem Bey’in ofisine girip Emre’nin kanını kendine enjekte etti ve bu ona insanüstü bir takım güçler kazandırdı. Artık insanların hafızalarıyla oynayabiliyor veya onların hafızalarını silebiliyordu.

Daha fazla hırslanan Henry, Emre’ye Kerem Bey ve Meral Hanım arasında geçen bir konuşmanın kaydını dinletti. Kayıtta Kerem Bey ve Meral Hanım, birinin kız kardeşinden bahsediyorlardı. Henry bahsi geçen kız kardeşin, Emre’ninki olduğuna dair inandırmıştı ve ona hayatıyla ilgili gerçekleri öğrenmek istiyorsa kız kardeşini bulması gerektiğini söylemişti. Kız kardeşin kim olduğunu ve nerede bulabileceğini söyleyeceğini belirten Henry, Emre’den birkaç şey yapmasını istemişti.

Kızkardeş:

Gerçekte Meral Hanım ile Kerem Bey’in konuşmasında bahsi geçen kız kardeş Ashriel’di. Melekler arasında insanlardan daha sıkı bir kardeşlik bağı vardı. Zamanları gelince usta meleklerden biri yanına bir çırak alırdı ve bu çırakla arasında bir kardeşlik bağı oluşurdu. Ashriel de Aziz Bey’in yani Azrail’in kız kardeşiydi. Meral Hanım oğlunu ölümden kurtarmak istiyorsa sadece Azrail’i değil kız kardeşini de durdurmaları gerektiğini biliyordu.

Emre’nin ilk görevi:

Emre’nin Henry’den aldığı ilk görev Henry’nin Sevgi’yi öldüreceğiyle ilgili bir konuşmaya kulak misafiri olan bankanın tır şoförü Hamdi Bey’i susturmasıydı. Emre, Hamdi Bey’in küçük kızı Aslı’yı öldürdü. Bu olaya şahit olan Hamdi Bey’in büyük kızı Ahu ise olayın sorumluluğunu ailesine attı ve bir daha ailesiyle görüşmemeye başladı.

Kwan Juon:

Kwan Juon, tarikatın Kore’deki üyelerini temsil ediyordu. İkizlerin dünyaya gönderildiği ilk ana tanıklık etmişti. Kang-Dae şirketinin de başında olan dünyaca ünlü iş adamı Kwan Juon, tarikatın verdiği emirleri Henry Soul’a bizzat kendisi götürüyordu. Hamdi Bey’in kızı Ahu’yu da asistanı olarak yanında çalıştırmaya başlamıştı.

Kwan Juon, Henry Soul’a artık hsoul’un sıradaki aşamasının vaktinin geldiğini bildirince Henry hem melekleri hem tarikatı memnun edecek hem de kendi çıkarlarına uygun bir plan yaptı.

Beklenmedik Karşılaşma:

Serdar, Ege Ã?niversite’nde en yakın arkadaşı Ali ile karşılaştığında Ali’nin aslında ölmüş olduğunu bilmiyordu. Aynı yıllar önce babasıyla konuştuğu gibi onunla da konuşmuştu. Ali ile konuşmasının ardından Sevgi ile karşılaştı. Sevgi’nin yere düşen öğrenci kartını ona vermek için koşturan Serdar, ona yetişemedi. Sevgi’nin bindiği otomobilden atılan bir kâğıt parçası sayesinde Serdar’ın yolu Hsoul Bankası’na düştü. Orada ilk defa Henry Soul ile karşılaştı. Ama Henry, planına uygun olmayan bu karşılaşmayı Serdar’ın hafızasından sildi. Bu yüzden durakta Sevgi’nin bindiği otomobil yaklaşıp otomobilin sürücüsü ona yol tarifi sorduğunda onu hatırlayamadı.

Ersoylu ailesi, Serdar’ı arabalarına bindirmişti. Böylece hem Serdar onlara daha rahat yolu gösterebilecekti hem de yağmur yağmadan önce Serdar evine varabilecekti.

Bir süre sonra bir kamyonla çarpıştı otomobil ve büyük bir trafik kazası gerçekleşti. Böylece Hsoul’un ikinci aşaması da gerçekleşmiş oldu.

Trafik Kazasının Ardından:

Kamyonu kullanan Hamdi Bey’di. Yolcu olarak yanına Emre’yi almıştı, ama Emre Hamdi Bey’i öldürerek kazaya sebep olmuştu. Henry, Emre’yi bu olayın sonunda kız kardeşiyle karşılaşacağına inandırmıştı.

Serdar, otomobile binmeden önce durakta onu gözleyen Aziz Bey ise durumdan şüphelenerek Henry’nin telefonunu uyarı olarak 666 numaralı bir hattan çağrı bıraktı. O esnada Henry, tarikatın üyelerinden Kwan Juon ve Kerem Bey ile toplantı yapıyordu.
Aziz Bey kazadan sonra Serdar’ın yanına giderek gerçekleri anlattı. Ona ikizlerden biri olduğunu ve şeytan’ın planlarının bozulması için diğer ikizini yok etmesi gerektiğini anlattı.

Hesaplaşma:

Serdar, hastane morguna kaldırılan Sevgi’nin yanına Emre’yi buldu. Emre, kız kardeşi olduğuna inandığı Sevgi’yi yeteneğini kullanarak iyileştirmişti. Aslında Sevgi’nin bedeninin Ashriel kullanıyordu ve Emre’nin onun kız kardeşi olduğuna inandığını fark edince zaman kazanmak için yalanı sürdürmeye çalışıyordu.

Serdar, Sevgi’ye saldırdığını zanneden Emre’ye doğru öfkeyle ilerleyince Emre, Sevgi’nin kız kardeşleri olduğunu anlattı ve sıradaki hsoul aşaması gereği ikizlerden birinin yok olacağını belirtti. İlaçlar yüzünden bedeni harap olan Emre, Serdar’ın kanının onu iyileştireceğini düşünerek ona saldırınca parlak bir ışık Emre’nin bedenini kavurdu ve Emre baygın bir halde yere düştü.

Serdar, Sevgi’nin bedeninin aslında bir melek tarafından kullanıldığını yeteneği sayesinde fark etmişti. Ashriel, Serdar’a meleklerin düzeninden bahsederken Emre tekrar ayağa kalktı. Bu sefer tüm güçleri tamamen geri gelmişti ve kendini iyileştirebiliyordu. Son anda Serdar, Aziz Bey’i düşünerek kendisi ve Ashriel’i onun yanına ışınlamayı başardı.

Büyü Kapanı:

O sırada Meral Hanım’ın Kerem Bey’in yardımlarıyla yaptığı büyü kapanında tutsaktı Aziz Bey. Meral Hanım Kerem Bey’i de öldürmeye kalkmasıyla, ikisi birden birbirlerini öldürüverdiler.

Ölüm Zamanı:

Emre, kız kardeşi olduğu yalanını söyleyen Henry’yi bankasının odasında yakaladı ve onu ağır yaraladı. Emre’yi durdurmak için Hasan Bey’in yıllar önce bulduğu kimyasal maddeden temin etmek için Henry Soul’un bankasına giden Serdar ve Ashriel, Henry’i ağır yaralı bir halde buldular. Henry, ölürken Serdar ve Ashriel yanındaydı.

Elçinin Konuşması:

Ardından ne yapacaklarını bilmeyen Serdar ve Ashriel, Konak Meydanı’nda Kwan Juon ve Henry Soul’un düzenlediği bir davetin yapılacağını öğrendiler. Dördüncü aşamada şeytan’ın bir elçisi yeşil ışıkların ardından mesajını iletecekti. Davette yeşil ışıklarla bir lazer gösterisinin de yer aldığını öğrenen Serdar ve Ashriel yola çıktılar.

Kwan Juon’un ofisine sinsice giren Serdar ve Ashriel, Kwan Juon’un asistanı Ahu Hanım ile karşılaştılar. Serdar yeteneğini kullanarak onu ikna etti ve Ahu Hanım onlara kaçmaları için arabasını ödünç verdi.

Gösterinin yapıldığı platformda konuşmasını yaparken Kwan Juon, tarikatın izniyle kendine enjekte ettiği kan sayesinde uçabiliyordu. O sırada Emre bir taraftan, Serdar ve Ashriel de bir taraftan platforma çıktılar.

Ahu Hanım, kız kardeşini öldüren katili tanıdı ve Emre’yi güçsüz bırakacak ilacı içeren iğneyle ona saldırdı. Kwan Juon’un bedenini kullanmaya başlayan şeytan’ın iblislerinden biri olan elçi ise Ahu Hanım’ı öldürdü. Ardından Ashriel’i de Sevgi’nin bedeninden kovan elçi, Serdar’ın bedenini kontrol etmeye kalktı.

Aziz Bey, platformun kenarından olayı çeken Alperen isimli bir kameramanın bedenini kullanarak Serdar’a yardım etmeye çalıştı, ama başaramadı. Elçi, Serdar’ın bedenini kullanmaya başladı ve şeytan’ın mesajını bağırarak insanlara iletti.

Zihninin karanlık mahzenlerinde kendini bulan Serdar, annesi bildiği Meral Hanım ve Emre sayesinde tekrardan bedenini kontrol etmeyi başardı. Emre ile birlik olarak bedensiz bir halde dolaşan elçiyi hakladılar.

1. Kısmın Sonu…

by catboy » Mon Apr 20, 2009 8:12 am

şimdi söyle bir durum var, toparlamak adına bunları bir yazayım kısaca: Henry Soul aslında Meral ve Hasan Seçkin çiftinin oğluydu, Tarikat'ın emirleri gereği Hasan Bey oğlunu Soul ailesine evlatlık verdi onların Tarikat ile olan bağlantılarını bilmeden. Henry Soul'un asıl adı Serdar'dı, ama Tarikat'ın Hasan Bey'e evlatlık verdiği şeytanın yarattığı ikizlerden birine, Meral Hanım kendi öz oğlu sandığı için de Serdar ismi verildi.

şimdi doğal olarak söyle bir durum var. İkizler Serdar ve Emre'nin asıl adıları bunlar değiller. Bu isimler evlatlık olarak verildiği aileleri verdi. şeytan'ın onlara yani oğullarına verdiği isimler başka ve asıl isimlerini yakında öğreneceğiz.

Yani Zeliha Soul'un Henry'e bahsettiği şey buydu. İkizlerden biri olan Serdar, Henry'nin hayatını çalmıştı. Ã?ünkü Henry asıl Meral Hanım'un oğluydu, ama ikizlerden biri onun hayatını çaldı. Anlatabildim mi? Yani Henry Soul şu anda hayatını karartan, onun yaşaması gereken hayatı yaşayan adamla karşı karşıya ama bir fark var. Serdar yaşlanmış mı?

Bu durumda Zeliha Hanım'ın Egemen ile olan sohbetine dönecek olursak Egemen, Zeliha'nın kızı Gökçe'yi hedefinin yakınında bulduğunu anlatmıştı. Egemen'in hedefi neydi, bunu daha bilmiyoruz daha.

Neyse şu an için toparlayabildim mi yazımla? Umarım faydalı olmuştur... :)

by Firble » Sun Apr 19, 2009 4:19 am

Vay be Catboy cidden yepyeni bir boyut değişikliği yaratmayı başarmışsın... Serdar... Asıl şeytanın oğlu o değil miydi başından beri... Henry miydi ya da .... Ne bileyim kafam benim karıştı...

Bu arada ufak Emre yi çok sevdim.. Tıpkı beklediğim gibi yine pragmatik yani faydacı bir veletmiş... Annesini ilk gördüğü an üzerine yığılan taşları düşünebiliyor.

En son anda her şeye rağmen her zaman aklını değil duygularını da dinlediğini gösterdi sanırım.. Ã?ykünün son bölümünde sanırım doğaüstü güçler biraz daha geri plana itilip asıl kavga insanların ( Emreyi de biraz o saflarda görüyorum. ) arasına indirgendi.

Ki bu kavgayı bence daha heyecanlı yapıyor. İnsanlar arasında olan kavgalar bana var olabilecek tüm savaşlardan daha vahşi gelir nedense...

by catboy » Wed Apr 15, 2009 2:40 am

Bu arada sezon finali yaklaşmışken bu sezonun en önde karakteri sizce hangisiydi ve neden? bir de en akılda kalan sahne hangisi oldu bu öyküde sizin?

Haftaya yazmayı planlıyorum final bölümünü bu arada :)

by Illyra » Wed Apr 15, 2009 2:38 am

bakalım düğün tasvirleri nasıl olacak, ay çok merak ettim acaba güzel bir kır düğünümü olur yoksa böyle resmi şaaşalı bir şey mi. ashirel söz konusu olunca her şeyi merak ediyorum.. vangelis e gelince, onu zaten her zaman merak ediyorum. cidden final bölümü ne zaman ?

by catboy » Wed Apr 15, 2009 2:28 am

Zeliha Soul'un Egemen isimli gizemli bir adamla olan konuşmasında Egemen, Zeliha'nın kızı Emily yani Gökçe ile beraber birini yakaladığını belirtmişti. Bu bir ipucu olsun. :)

Gelecek bölümde olacaklar:
- Serdar Seçkin ve Sevgi Ersoylu'nun düğününe konuk olacağız, Meral Hanım, Hasan Bey, Kerem Bey de düğünde yer alıyorlar hem de!
- Ashriel'in karanlık yönleriyle tanışacağız!
- Emre, Benjamin Soul'dan reddedemeyeceği bir teklif alacak!
- Vangelis, ustası olan Cebrail'den bir emir alacak ve Aziz Bey ile İkizler'in geçmişiyle ilgili çok önemli bir sırrı öğrenecek!

Hepsi, Ölüm Zamanı 2: Karanlığın Hizmetkarı'nın final bölümü olan Ölümün Yükselişi'nde! şok edici final bölümü çok yakında frpworld'de!

Tahminlerinizi bekliyorum... :)

by Illyra » Wed Apr 15, 2009 2:21 am

Biraz uzundu ama güzel bir bölümdü. geçmiş - günümüz bağlantısı çok iyiydi. Bu henry nin 9 canı olduğuna eminim, şimdilik üçünü kullandı kaldı altısı :D her seon bir kere daha ölecek dersek, üç sezonda geçitğinde göre ölüm zamanı yazılmışlarla beraber dokuz sezon mu olacak acaba ?

zeliha soul aniden çıktı ortaya felç edici bir darbe yaptı. serdar yaşlı mı ? neden yaşlı olsun ki ? bu çok kafamı kurcaladı....

by Edmond » Tue Apr 14, 2009 1:48 am

Ã?f, ne bölümdü ya :D Göz gezdirmek için açayım dedim, hâlbuki işim vardı, bitmiş :D

Ã?ncelikle sonu çok hoş bitti sanki, böyle sezon finali heyecanındaydı.Ayrıca niye yaşlı o lavuk Serdar.Ayrıca Emre'nin şeytanı tepmesi çok hoştu.Henry Soul'un dirilişi de.

Top