by catboy » Thu Apr 30, 2009 1:18 am
Son Bölüm: Neirre’nin Sonu
Rexerfus uzun bir süre yeni gelenleri izlemişti. Ama onların kendisini fark etmemesi için kıpırdamadan takip etti sadece. Hayaletin ortaya çıktığını görmüştü. Artık onlar da burada hapsoldular, diye düşündü.
Ancak zaten bu karanlık yeri bir büyücüyle paylaşıyordu. şimdi beş kişi daha mı eklenecekti? Bunlardan kurtulması şarttı. Büyücüyü nerede bulacağını biliyordu. Onlar hayaletin etkisinde iken deprem olsa haberleri olmaz, dedi içinden ve büyücünün olduğu yere doğru yola çıktı.
Büyücü kendisine oda gibi bir yer yapmıştı. Ejderhayı görünce şaşırmamıştı; ama onunla konuşmasını garipsemişti.
“Benim seninle işim olmaz. şimdi beni yalnız bırak, Reks’in yaratığı.” dedi soğuk bir sesle büyücü.
“Seni de ilgilendiren bir sorun bu ama.” dedi Rexerfus ikna edici bir tonda.
“Ne oldu?” diye sordu birden meraklanan büyücü.
“Bir grup geldi, beş kişiler ve ben zaten daracık olan bu yeri daha fazla kişiyle paylaşmak istemiyorum. Onları defetmemiz lazım!” dedi ejderha öfkeyle.
“Uzun zamandır kimse buralara girmeye cesaret edemiyordu.” diye düşündü büyücü.
“Benim sırtıma binersen ikimizin gücüyle kimse baş edemez.” dedi ejderha hevesle.
Büyücü duvara dayadığı üç elmaslı asasını aldı.
“Ã?nce bakalım neyin nesiymiş bunlar?” dedi.
***
“Kimse bana büyücü ve ejderhayla aynı anda dövüşeceğimizi söylememişti.” diye homurdandı Nerd.
“Reks’in yarattığı ejderhalar kendi efendileri dışında kimsenin sırtlarına binmelerine izin vermemiştir. En azından tarih derslerinde bize böyle anlatılmıştı.” dedi şaşkınlıkla Caster.
“Demek ki tarih her zaman tekerrür etmiyormuş.” dedi Nerd sıkıntıyla.
Büyücü elindeki asayı ileri savurdu: “Lanetin etkisine girdiniz mi?” diye sordu sert bir sesle.
Cassia ileri atıldı: “Sen Muhteşem Safir olmalısın. Burtha’ya gidip orayı mühürleyen ve Safir Savaşı’nı sona erdiren büyücüsün sen. Yıllardır Reks ve Esten’in Neirre’de yaptığı kötülüklerle savaştın. şimdi bir ejderhayla ittifak kuruyorsun.” diye haykırdı.
“Zaman ne gerektirirse onu yapıyorum sadece. Gördüğün gibi lanetlendim ve yıllardır bu ucube yerde sıkıştım kaldım. Tek komşumun da bir ejderha olması da ne garip ama değil mi?” dedi Safiel asasını tehdit edercesine sallayarak.
Leoric kılıcına sıkıca yapışarak: “O zaman boş konuşma da saldır pis kokulu ejderhan ile.” dedi kararlı bir sesle.
Ejderha tüm nefesini içine çekip yapabildiği kadar alev püskürttü. Bu saldırı amaçlı değildi. Sadece rakibini korkutmak ve onun dikkatini dağıtmak içindi. Ama Leoric onurlu bir şövalyeyken iki defa ejderhalarla teke tek karşılaşmıştı. Birini yaralamayı başarmış ve sonunda mağlup etmişti. Diğerinde de uzun bir süre savaşıp ejderhayı yormuştu. Sonunda da ejderha kaçmıştı. şimdi ise eskisi gibi gücü olmasa da uzun süre teke tek bir ejderhayla savaşabilirdi. Belki onu yenemezdi. Ama onuruyla ölürdü en azından.
Safiel asasıyla parlak bir ışık oluşturdu. Hepsinin gözleri kamaşmıştı ve düşmanlarına bakamıyorlardı. Ama birden ışık söndü. Bunu yapan Safiel değildi. Caster düşmanın büyüsünü bozmaya yarayan bir büyü yapmıştı.
“Aferim, evlat. İşte gerçek büyü dediğin böyle olur.” dedi keyifle Nerd.
Safiel öfkeyle Caster’a döndü: “Seni acemi büyücü. Bakalım bu büyüden de kaçabilecek misin?” dedi öfkeyle.
Bir alev topu Caster’a doğru geliyordu. Caster konsantrasyonunu bozmamaya çalıştı ve alev topundan son anda ışınlanma büyüsüyle kaçtı.
“Sende büyük miktarda büyüye yatkınlık hissediyorum. İlerde muhteşem bir büyücü olabilirdin.” dedi Safiel, Caster’a acı bir bakış atarak.
Bu sözler Caster’ın hoşuna gitmişti, ama yine de Safiel’e soğuk bir bakış eşliğinde: “Senin gibi muhteşem bir büyücü olup tüm tanrıların unutmuş olduğu böyle kokuşmuş bir yerde çürümek mi? Ben almayayım eğer muhteşemlik tanımın buysa!” dedi.
O sırada Nerd, Silven’in ortalarda olmadığını fark etti. Ã?nce tam diğerlerini uyaracaktı ki sonra vazgeçti. Ortağıyla beraber bu işe girmişti artık. Silven’in yokluğunu diğerlerine ne kadar uzun bir süre hissettirmezse onun sandığı bulması için zaman sağlayabilirdi.
Gerçekten de Silven diğerleri Safiel ve ejderhayla uğraşırken sandığı aramaya gitmişti tek başına. Cüce ortağına güveniyordu. Ona söyleyememişti. Ã?ünkü diğerleri fark edebilirdi. Yine de önce onun kaybolduğunu Nerd fark ederse diğerlerini oyalayabilir umudu taşıyordu.
Bazen etraftan hayalet uğurtuları geliyordu. Ama hiç tedirgin etmiyordu onu bu durum. Meşalesini uzun bir süre yakmamıştı diğerleri görmesin diye; ama artık yakabilirdi.
Bir süre sonra aşağılara inen merdivenleri gördü ve hemen oradan inmeye başladı. İlerde kilitli bir kapı vardı. Üstünde bir sürü yazı vardı. Silven yazıları okuyup anlamakla uğraşmadı. Kilitleri açma konusunda uzmandı. Bir süre sonra kapı ona dayanamadı ve açıldı.
İşte sandık taştan bir masanın üstünde duruyordu. Silven keyifle: “Artık tanrıların hepsi benim kölem olacak.” dedi. Sandığa yaklaştı. Sandıkta herhangi bir kilit yoktu.
Kalbi fırlayacak gibiydi. Sandık ağır değildi. Tek başına kaldırabilirdi. Ama birden eli titredi ve sandık yere düştü. Kapağı da açılmıştı. Ardından etrafını siyah bir duman kapladı.
“Uzun süredir bu anı bekliyordum.” dedi bir ses sisin içinden.
“Seldir.” diyebildi Silven.
Sonra kendine gelerek: “Bana itaat et. Seni ben kurtardım.” diye bağırdı.
Sisin içinden kahkaha sesleri yükseldi: “Ben kimsenin kölesi değilim. şimdi uzun süredir beklediğim intikamımı alabileceğim. Neirre’nin sonu artık geldi!”
Ve sandıktan yayılan kara dumanın tamamı Silven’in ağzından içine girdi. Kara duman dağıldığında yerde Silven’in büyülü hançeri kalmıştı sadece. Cassia’nın ona lanetten korunmaları için verdiği hançerdi bu. Gün ışığını yansıtıyormuşcasına parlıyordu hala; ama bir süre sonra söndü ve bir daha hiç parlamadı.
***
Kara Duman şeklinde ilerlemesini sürdüyordu Seldir. Tanrılar Neirre’yi yarattıklarında evrenin yaratılmasında kullandıkları güçlerinden kalan son demden oluşmuştu. Bu tanrıların Neirre yaratıldıktan sonra Seldir’in ortaya çıkmasına verdikleri bir açıklamaydı, ama Seldir kendisini de bir tanrı olarak görüyordu. Ama hiç bir Tanrı onu kendisiyle aynı seviyede görmemiş ve hepsi güçlerini birleştirip onu zincirlemişlerdi. Sonra da Olevia’nın aynı zamanda kendi özel nesnesi olan Anka Tüyü’nün bulunduğu yere yakın bir madenin derinliklerinde bir sandığın içine hapsedilmişti.
Yemin etmişti sandığa sokulduğu o ilk zamanlarda. Buradan çıkacaktı belki de yüzyıllar sonra ama yine de çıkacaktı. O da derin uykuda beklemesini sürdürmüştü.
şimdi vakit gelmişti. Ã?nce madende kalanların icabına bakmalıydı yoksa Olevia’nın diğer tanrılardan gizlice yaptığı anlaşma gerçekleşebilirdi. Olevia, Seldir’in kapatıldığı sandığın kapağını açık bırakmıştı. Böylece Seldir de hiç bir tanrının bilmediği bir sırrı ona öğretmişti. Ama karşılığında sandıktan çıkmayacaktı. Zaten Olevia’nın bir gözü her zaman üzerinde olacaktı.
Olevia diğer tanrılara bu anlaşmayı anlatmamıştı. Sadece hizmetkarı yarı-tanrı Bakire Olof’a anlatmıştı. Ã?ünkü anlaşmanın geçerli olması için Neirre’ye ayak basabilmesi gerekiyordu Olevia’nın. Ama hiç bir tanrı yarattıkları evrene ayak basamıyordu. Bu yüzden iki tane yarı-tanrı hizmetkarı vardı her birinin.
Anlaşmaya göre eğer Seldir sandığından Neirre üzerinde yaşayan herhangi bir ırk tarafından kapağı açılarak çıkabilirse, yakınlarda ona inanan bir müridi varsa Olevia onun bedenini kullanıp Seldir’i durdurabilecekti. Seldir böyle bir olasılığı aklına getirmemişti bile. Ã?ünkü hiç bir Olevia rahibi ve rahibesinin bu madenlere gelebileceğini zannetmiyordu.
***
Derinlerden herkes Silven’in çığlıklarını duymuştu.
Safiel asasını yere indirdi: “Demek her şey buraya kadarmış.” dedi fısıltıya yakın bir sesle.
Nerd tüm yaptıklarına pişman olmuştu ve inandığı tanrı Hikker’e günahları yüzünden af dilemeye bile utanıyordu.
“Çalış ve hak et! İlk emrin buydu. Ama ben hep en kısa yoldan para kazanmanın peşindeydim. Senin öğütlerini dinlemedim. Beni affet, Hikker!” dedi içinden. Gözleri yaşlıydı. Silven için de dua ediyordu.
Cassia kolyesini sıkıca tuttu: “Olevia nuer tuhe meis.” diye dua etmeye başladı. Bir süre sonra kolyesi elinden kayıp düştü.
Karşısında beyaz gelinliğiyle Olevia’nın yüce bakiresi Olof vardı. Yüzü eskisi gibi gülümsemiyordu artık.
“Seldir’in gazabından korunmak için Olevia’ya yalvarıyorum. Lütfen bu kulunu yalnız bırakmasına müsaade etme. Tek amacım bağlı olduğum tarikatımın binasının yıkılması engellemekti. Bilmiyordum böyle bir kötülüğün ortaya çıkmasına yardım edeceğimi.” dedi Cassia acı içinde yere eğilerek.
Olof yavaşça Cassia’nın çenesini kaldırdı: “Sen bu grubun arasında en masum iki kişiden birisin. Merak etme. Tanrılar her zaman sizi izliyorlardı ve gözetiyorlardı. Olevia ona içten inanan kulunun ricasını asla geri çevirmez.” dedi. Sesi buruktu. Eskisi gibi yüzü genç ve güzel görünmüyordu artık.
“Peki kıyamet engellenebilir mi?” diye sordu Cassia umut dolu bir sesle.
“Sadece Neirre ve Tanrıların arasında kendi iradesinin gücüyle bir köprü kurabilme cesaretini gösterebilen kalbi iyilik için atan biri Seldir’in karşısına çıkıp onu geldiği karanlığa geri gönderebilir. Saf ve masum biri bunu yapabilir.” diye açıkladı Olof.
Cassia, mağaranın duvarına yaslanmış Seldir’in kıyamet planını harekete geçireceği anı yaşlı gözlerle bekleyen Caster’a baktı. O masumlardan biri kendisiydi, diğeri de oydu.
Leoric, babasının ona verdiği kılıcına baktı: “Baba seni utandırdım. İstediğin gibi onurlu bir şövalye olamadım. Kendime bile yalan söyledim. Ama artık günahlarımdan kaçamayacağımı anladım. Birlikten atılmama sebep olan suç üzerime atılmamıştı. Ben çalmıştım o kolyeyi. Yoksa bana emanet ettiğin kılıcı satmak zorunda kalacaktım. Lütfen beni affet.” dedi ve dizlerini üzerine çöküp ağlamaya başladı.
Ejderha sonunun geldiğinin bilincindeydi: “Bu büyük kötülük karşısında ne yapılabilir ki?” diye düşündü. Rahibenin kendi kendine konuştuğunu gördü. “Hayır, Tanrısıyla konuşuyor olmalı.” dedi içini acıtan bir sesle. O anda ilk defa onu yaratan Tanrısı Reks’e neden beni ve tüm ejderhaları yarattığını sormak istedi. “Bu dünyada yeteri kadar kötülük yok muydu?”
Birden yer sallandı ve gürültüyle tavan çökmeye başladı. Rexerfus birden öne atılıp Cassia’nın üzerine düşen kayayı engelledi. Ama kendisi ağır yaralanmıştı: “Beni merak etmeyin, rahibe. Sizin tanrınızla olan konuşmanızı duydum. Seldir’i durdurabilecek tek kişi sizsiniz. Acele edin.” diye bağırdı.
Safiel, ejderhanın ani hareketiyle yere düşmüştü. Ama çabuk toparlandı ve Caster’ı kayaların altında kalmaktan son anda onu ışınlayarak kurtardı. Caster mutlulukla: “Biliyordum. Sen kahraman Safir’sin.” dedi.
“Hiç bir kara büyü içimizdeki benliğimizi değiştiremezmiş. Ben dersimi aldım sonunda.” dedi yaşlı büyücü.
Etraflarını kara bir duman sarmaya başladı. Sisin içinden bir ses konuştu: “Tanrılarin neden sandığımın kapağını açık bıraktıklarını biliyor musunuz?”
Hiç cevap gelmeyince ses kendisi cevabını verdi: “Ã?ünkü beni daha fazla sinirlendirmek istemiyorlardı. Benden korkuyorlardı ve haklıydılar da.”
Cassia yerde düşen kolyesini buldu ve onu eline alıp öne çıktı: “Hayır. Tanrılar senden korkmuyorlardı. Sana bir fırsat tanımak istediler. Bu kadar muazzam güce sahip birisinin bunu anlamasını beklerdim. Sen tanrı değilsin. Olamazsın. Sadece ne olduğu bile belirsiz bir şeysin.” dedi kararlı bir sesle.
“şimdi Neirre’yi sonsuza kadar terk edeceksin ve bir daha dönmeyeceksin.” diye de ekledi bir süre sonra.
“Bana en son emir vermeye cesaret eden kişiye ne olduğunu bilmek ister misin?” dedi kahkahayla kara duman ve Cassia’nın etrafını kapladı. Ama Cassia’nın gözlerinden bembeyaz bir ışık saçıldı.
Kara duman kenara çekildi: “Olevia! Ama bu imkansız.”
“Rahibenin sözlerine kulak asacaktın, Seldir. Saf iyiliğin gücüne karşı kimse koyamaz. Artık kaçacak bir deliğin kalmadı.” dedi Cassia’nın içinden çıkan ışığımsı varlık.
Kara duman dağılırken Cassia’nın da içindeki ışık da solmuştu. Artık güzel rahibe hiç uyanmamacasına gözlerini kapamış ve yerde yatıyordu.
İlk başta kendine gelen Caster olmuştu. Yerde yatan rahibenin yanına koştu. Ona sarıldı ve ağlamaya başladı: “Lütfen gözlerini aç. Lütfen!”
Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Rexerfus ölen rahibeye bir kez daha baktı. O da yaraları sebebiyle daha fazla dayanamadı ve öldü. Ve böylece ilk kez Neirre’de yaşamış bir ejderha ölmeden önce bu kadar huzur doluydu.
Nerd, ejderhanın ölümünü izlerken kalbinin sızladığını fark etmişti. Ejderhanın bile ondan daha iyi bir yüreği vardı. Hiç düşünmeden rahibeyi kurtarmak için öne çıkmıştı. Nerd ise buraya Silven ile beraber sandığı almaya ve diğerlerini de bu çürümüş madenlerde bırakmaya niyetlenmişti. Ama Silven hırsına kurban olmuştu ve ölmüştü. Sonunda eğer buradan bir çıkabilirse daha emek isteyen bir işe girip hak ederek para kazanmaya karar verdi. şimdi ise hareket etmeye bile cesaret edemiyordu ve Caster’ın tüm Neirre’yi kurtarmak için kendini hiç düşünmeden feda edip ölen rahibeye sarılıp ağlamasını izliyordu.
“Ben dersimi aldım, Hikker. Bir daha seni hayal kırıklığına uğratmayacağım.” dedi fısıltıyla inandığı tanrısına cüce.
En sonunda herkesin aklında tek bir düşünce vardı:
“Hepimiz Neirre’ye tek bir amaçla yaratıldık. O da bu dünyaya bir anlam katmak.”
Herkesin inandığı tanrısıyla hesaplaşması sürerken Safiel, ölen rahibeye sıkıca sarılmasını sürdüren Caster’a yaklaştı ve yanına kendi asasını bıraktı. Caster yanında duran üç elmaslı asaya şaşkınlıkla baktı. Safiel, Caster’ın omzuna dokundu ve gülümseyerek: “Bu asayı taşıyacak dermanım kalmadı benim, oğlum. Artık bu asayı sana emanet ediyorum. Ama şunu bilki bu asayı elinde bulunduran kişinin başına bir sürü talihsiz olay gelir ve bu talihsizlikler hiç peşini bırakmaz. Yalnız bunun yanında sana iyi bir yoldaş olur ve sen istemedikçe seni bırakmaz! Umarım bu asanın değerini iyi bilirsin ve bu yükü taşımayı başarırsın” dedi.
Sonra Caster’ın konuşması için kendini toparlamasını beklemeden karanlığa doğru yol aldı ve bir daha hiç kimse tarafından Neirre’de görülmedi.
(1 yıl Sonra)
Olevia Tapınağı o gece çok sakindi. Büyücü, tapınağın arkasından dolaşıp mezarlığın yolunu bulmaya çalışıyordu. Sonunda aradığı mezarı bulmuştu. Olevia Rahibesi Cassia’nın mezarının üstündeki bir sürü güzel çiçek kokularıyla mezarlığa gelenlere garip bir huzur veriyordu.
Üç elmaslı asasını mezara dayayıp çiçekleri incitmeden onlara sevgiyle dokundu. Sonunda gözyaşlarına hakim olamadı Caster ve haykırmaya başladı: “Bu yük çok ağır. Keşke benle yine o sevecen sesinle konuşsan. Sana ihtiyacım var. Kimse senin bana gösterdiğin yakınlığı göstermemişti. Ne yapacağımı bilemiyorum. Lütfen bana yardım et!”
“Daha yapacakların bitmedi, Caster. Senin Neirre’de daha yapman gerekenler var.” diyordu Cassia yukarılardan sevecen sesiyle, ama Caster onu duyamıyordu.
Tapınaktan çıktıktan sonra Caster temiz havayı içine çekti ve yukarıdan parlayan yıldızlara baktı. Tapınağın girişinde belinde asılı bir kılıçla yerlere uzanmış kirli sakallı bir adama bir kaç bozuk para attı ve yoluna devam etti. Dilenci adam yerden parayı hemen kaparken belindeki kılıcın üstündeki Nairda yazısı ay ışığında bir an için parladı.
Son...!
Son Bölüm: Neirre’nin Sonu
Rexerfus uzun bir süre yeni gelenleri izlemişti. Ama onların kendisini fark etmemesi için kıpırdamadan takip etti sadece. Hayaletin ortaya çıktığını görmüştü. Artık onlar da burada hapsoldular, diye düşündü.
Ancak zaten bu karanlık yeri bir büyücüyle paylaşıyordu. şimdi beş kişi daha mı eklenecekti? Bunlardan kurtulması şarttı. Büyücüyü nerede bulacağını biliyordu. Onlar hayaletin etkisinde iken deprem olsa haberleri olmaz, dedi içinden ve büyücünün olduğu yere doğru yola çıktı.
Büyücü kendisine oda gibi bir yer yapmıştı. Ejderhayı görünce şaşırmamıştı; ama onunla konuşmasını garipsemişti.
“Benim seninle işim olmaz. şimdi beni yalnız bırak, Reks’in yaratığı.” dedi soğuk bir sesle büyücü.
“Seni de ilgilendiren bir sorun bu ama.” dedi Rexerfus ikna edici bir tonda.
“Ne oldu?” diye sordu birden meraklanan büyücü.
“Bir grup geldi, beş kişiler ve ben zaten daracık olan bu yeri daha fazla kişiyle paylaşmak istemiyorum. Onları defetmemiz lazım!” dedi ejderha öfkeyle.
“Uzun zamandır kimse buralara girmeye cesaret edemiyordu.” diye düşündü büyücü.
“Benim sırtıma binersen ikimizin gücüyle kimse baş edemez.” dedi ejderha hevesle.
Büyücü duvara dayadığı üç elmaslı asasını aldı.
“Ã?nce bakalım neyin nesiymiş bunlar?” dedi.
***
“Kimse bana büyücü ve ejderhayla aynı anda dövüşeceğimizi söylememişti.” diye homurdandı Nerd.
“Reks’in yarattığı ejderhalar kendi efendileri dışında kimsenin sırtlarına binmelerine izin vermemiştir. En azından tarih derslerinde bize böyle anlatılmıştı.” dedi şaşkınlıkla Caster.
“Demek ki tarih her zaman tekerrür etmiyormuş.” dedi Nerd sıkıntıyla.
Büyücü elindeki asayı ileri savurdu: “Lanetin etkisine girdiniz mi?” diye sordu sert bir sesle.
Cassia ileri atıldı: “Sen Muhteşem Safir olmalısın. Burtha’ya gidip orayı mühürleyen ve Safir Savaşı’nı sona erdiren büyücüsün sen. Yıllardır Reks ve Esten’in Neirre’de yaptığı kötülüklerle savaştın. şimdi bir ejderhayla ittifak kuruyorsun.” diye haykırdı.
“Zaman ne gerektirirse onu yapıyorum sadece. Gördüğün gibi lanetlendim ve yıllardır bu ucube yerde sıkıştım kaldım. Tek komşumun da bir ejderha olması da ne garip ama değil mi?” dedi Safiel asasını tehdit edercesine sallayarak.
Leoric kılıcına sıkıca yapışarak: “O zaman boş konuşma da saldır pis kokulu ejderhan ile.” dedi kararlı bir sesle.
Ejderha tüm nefesini içine çekip yapabildiği kadar alev püskürttü. Bu saldırı amaçlı değildi. Sadece rakibini korkutmak ve onun dikkatini dağıtmak içindi. Ama Leoric onurlu bir şövalyeyken iki defa ejderhalarla teke tek karşılaşmıştı. Birini yaralamayı başarmış ve sonunda mağlup etmişti. Diğerinde de uzun bir süre savaşıp ejderhayı yormuştu. Sonunda da ejderha kaçmıştı. şimdi ise eskisi gibi gücü olmasa da uzun süre teke tek bir ejderhayla savaşabilirdi. Belki onu yenemezdi. Ama onuruyla ölürdü en azından.
Safiel asasıyla parlak bir ışık oluşturdu. Hepsinin gözleri kamaşmıştı ve düşmanlarına bakamıyorlardı. Ama birden ışık söndü. Bunu yapan Safiel değildi. Caster düşmanın büyüsünü bozmaya yarayan bir büyü yapmıştı.
“Aferim, evlat. İşte gerçek büyü dediğin böyle olur.” dedi keyifle Nerd.
Safiel öfkeyle Caster’a döndü: “Seni acemi büyücü. Bakalım bu büyüden de kaçabilecek misin?” dedi öfkeyle.
Bir alev topu Caster’a doğru geliyordu. Caster konsantrasyonunu bozmamaya çalıştı ve alev topundan son anda ışınlanma büyüsüyle kaçtı.
“Sende büyük miktarda büyüye yatkınlık hissediyorum. İlerde muhteşem bir büyücü olabilirdin.” dedi Safiel, Caster’a acı bir bakış atarak.
Bu sözler Caster’ın hoşuna gitmişti, ama yine de Safiel’e soğuk bir bakış eşliğinde: “Senin gibi muhteşem bir büyücü olup tüm tanrıların unutmuş olduğu böyle kokuşmuş bir yerde çürümek mi? Ben almayayım eğer muhteşemlik tanımın buysa!” dedi.
O sırada Nerd, Silven’in ortalarda olmadığını fark etti. Ã?nce tam diğerlerini uyaracaktı ki sonra vazgeçti. Ortağıyla beraber bu işe girmişti artık. Silven’in yokluğunu diğerlerine ne kadar uzun bir süre hissettirmezse onun sandığı bulması için zaman sağlayabilirdi.
Gerçekten de Silven diğerleri Safiel ve ejderhayla uğraşırken sandığı aramaya gitmişti tek başına. Cüce ortağına güveniyordu. Ona söyleyememişti. Ã?ünkü diğerleri fark edebilirdi. Yine de önce onun kaybolduğunu Nerd fark ederse diğerlerini oyalayabilir umudu taşıyordu.
Bazen etraftan hayalet uğurtuları geliyordu. Ama hiç tedirgin etmiyordu onu bu durum. Meşalesini uzun bir süre yakmamıştı diğerleri görmesin diye; ama artık yakabilirdi.
Bir süre sonra aşağılara inen merdivenleri gördü ve hemen oradan inmeye başladı. İlerde kilitli bir kapı vardı. Üstünde bir sürü yazı vardı. Silven yazıları okuyup anlamakla uğraşmadı. Kilitleri açma konusunda uzmandı. Bir süre sonra kapı ona dayanamadı ve açıldı.
İşte sandık taştan bir masanın üstünde duruyordu. Silven keyifle: “Artık tanrıların hepsi benim kölem olacak.” dedi. Sandığa yaklaştı. Sandıkta herhangi bir kilit yoktu.
Kalbi fırlayacak gibiydi. Sandık ağır değildi. Tek başına kaldırabilirdi. Ama birden eli titredi ve sandık yere düştü. Kapağı da açılmıştı. Ardından etrafını siyah bir duman kapladı.
“Uzun süredir bu anı bekliyordum.” dedi bir ses sisin içinden.
“Seldir.” diyebildi Silven.
Sonra kendine gelerek: “Bana itaat et. Seni ben kurtardım.” diye bağırdı.
Sisin içinden kahkaha sesleri yükseldi: “Ben kimsenin kölesi değilim. şimdi uzun süredir beklediğim intikamımı alabileceğim. Neirre’nin sonu artık geldi!”
Ve sandıktan yayılan kara dumanın tamamı Silven’in ağzından içine girdi. Kara duman dağıldığında yerde Silven’in büyülü hançeri kalmıştı sadece. Cassia’nın ona lanetten korunmaları için verdiği hançerdi bu. Gün ışığını yansıtıyormuşcasına parlıyordu hala; ama bir süre sonra söndü ve bir daha hiç parlamadı.
***
Kara Duman şeklinde ilerlemesini sürdüyordu Seldir. Tanrılar Neirre’yi yarattıklarında evrenin yaratılmasında kullandıkları güçlerinden kalan son demden oluşmuştu. Bu tanrıların Neirre yaratıldıktan sonra Seldir’in ortaya çıkmasına verdikleri bir açıklamaydı, ama Seldir kendisini de bir tanrı olarak görüyordu. Ama hiç bir Tanrı onu kendisiyle aynı seviyede görmemiş ve hepsi güçlerini birleştirip onu zincirlemişlerdi. Sonra da Olevia’nın aynı zamanda kendi özel nesnesi olan Anka Tüyü’nün bulunduğu yere yakın bir madenin derinliklerinde bir sandığın içine hapsedilmişti.
Yemin etmişti sandığa sokulduğu o ilk zamanlarda. Buradan çıkacaktı belki de yüzyıllar sonra ama yine de çıkacaktı. O da derin uykuda beklemesini sürdürmüştü.
şimdi vakit gelmişti. Ã?nce madende kalanların icabına bakmalıydı yoksa Olevia’nın diğer tanrılardan gizlice yaptığı anlaşma gerçekleşebilirdi. Olevia, Seldir’in kapatıldığı sandığın kapağını açık bırakmıştı. Böylece Seldir de hiç bir tanrının bilmediği bir sırrı ona öğretmişti. Ama karşılığında sandıktan çıkmayacaktı. Zaten Olevia’nın bir gözü her zaman üzerinde olacaktı.
Olevia diğer tanrılara bu anlaşmayı anlatmamıştı. Sadece hizmetkarı yarı-tanrı Bakire Olof’a anlatmıştı. Ã?ünkü anlaşmanın geçerli olması için Neirre’ye ayak basabilmesi gerekiyordu Olevia’nın. Ama hiç bir tanrı yarattıkları evrene ayak basamıyordu. Bu yüzden iki tane yarı-tanrı hizmetkarı vardı her birinin.
Anlaşmaya göre eğer Seldir sandığından Neirre üzerinde yaşayan herhangi bir ırk tarafından kapağı açılarak çıkabilirse, yakınlarda ona inanan bir müridi varsa Olevia onun bedenini kullanıp Seldir’i durdurabilecekti. Seldir böyle bir olasılığı aklına getirmemişti bile. Ã?ünkü hiç bir Olevia rahibi ve rahibesinin bu madenlere gelebileceğini zannetmiyordu.
***
Derinlerden herkes Silven’in çığlıklarını duymuştu.
Safiel asasını yere indirdi: “Demek her şey buraya kadarmış.” dedi fısıltıya yakın bir sesle.
Nerd tüm yaptıklarına pişman olmuştu ve inandığı tanrı Hikker’e günahları yüzünden af dilemeye bile utanıyordu.
“Çalış ve hak et! İlk emrin buydu. Ama ben hep en kısa yoldan para kazanmanın peşindeydim. Senin öğütlerini dinlemedim. Beni affet, Hikker!” dedi içinden. Gözleri yaşlıydı. Silven için de dua ediyordu.
Cassia kolyesini sıkıca tuttu: “Olevia nuer tuhe meis.” diye dua etmeye başladı. Bir süre sonra kolyesi elinden kayıp düştü.
Karşısında beyaz gelinliğiyle Olevia’nın yüce bakiresi Olof vardı. Yüzü eskisi gibi gülümsemiyordu artık.
“Seldir’in gazabından korunmak için Olevia’ya yalvarıyorum. Lütfen bu kulunu yalnız bırakmasına müsaade etme. Tek amacım bağlı olduğum tarikatımın binasının yıkılması engellemekti. Bilmiyordum böyle bir kötülüğün ortaya çıkmasına yardım edeceğimi.” dedi Cassia acı içinde yere eğilerek.
Olof yavaşça Cassia’nın çenesini kaldırdı: “Sen bu grubun arasında en masum iki kişiden birisin. Merak etme. Tanrılar her zaman sizi izliyorlardı ve gözetiyorlardı. Olevia ona içten inanan kulunun ricasını asla geri çevirmez.” dedi. Sesi buruktu. Eskisi gibi yüzü genç ve güzel görünmüyordu artık.
“Peki kıyamet engellenebilir mi?” diye sordu Cassia umut dolu bir sesle.
“Sadece Neirre ve Tanrıların arasında kendi iradesinin gücüyle bir köprü kurabilme cesaretini gösterebilen kalbi iyilik için atan biri Seldir’in karşısına çıkıp onu geldiği karanlığa geri gönderebilir. Saf ve masum biri bunu yapabilir.” diye açıkladı Olof.
Cassia, mağaranın duvarına yaslanmış Seldir’in kıyamet planını harekete geçireceği anı yaşlı gözlerle bekleyen Caster’a baktı. O masumlardan biri kendisiydi, diğeri de oydu.
Leoric, babasının ona verdiği kılıcına baktı: “Baba seni utandırdım. İstediğin gibi onurlu bir şövalye olamadım. Kendime bile yalan söyledim. Ama artık günahlarımdan kaçamayacağımı anladım. Birlikten atılmama sebep olan suç üzerime atılmamıştı. Ben çalmıştım o kolyeyi. Yoksa bana emanet ettiğin kılıcı satmak zorunda kalacaktım. Lütfen beni affet.” dedi ve dizlerini üzerine çöküp ağlamaya başladı.
Ejderha sonunun geldiğinin bilincindeydi: “Bu büyük kötülük karşısında ne yapılabilir ki?” diye düşündü. Rahibenin kendi kendine konuştuğunu gördü. “Hayır, Tanrısıyla konuşuyor olmalı.” dedi içini acıtan bir sesle. O anda ilk defa onu yaratan Tanrısı Reks’e neden beni ve tüm ejderhaları yarattığını sormak istedi. “Bu dünyada yeteri kadar kötülük yok muydu?”
Birden yer sallandı ve gürültüyle tavan çökmeye başladı. Rexerfus birden öne atılıp Cassia’nın üzerine düşen kayayı engelledi. Ama kendisi ağır yaralanmıştı: “Beni merak etmeyin, rahibe. Sizin tanrınızla olan konuşmanızı duydum. Seldir’i durdurabilecek tek kişi sizsiniz. Acele edin.” diye bağırdı.
Safiel, ejderhanın ani hareketiyle yere düşmüştü. Ama çabuk toparlandı ve Caster’ı kayaların altında kalmaktan son anda onu ışınlayarak kurtardı. Caster mutlulukla: “Biliyordum. Sen kahraman Safir’sin.” dedi.
“Hiç bir kara büyü içimizdeki benliğimizi değiştiremezmiş. Ben dersimi aldım sonunda.” dedi yaşlı büyücü.
Etraflarını kara bir duman sarmaya başladı. Sisin içinden bir ses konuştu: “Tanrılarin neden sandığımın kapağını açık bıraktıklarını biliyor musunuz?”
Hiç cevap gelmeyince ses kendisi cevabını verdi: “Ã?ünkü beni daha fazla sinirlendirmek istemiyorlardı. Benden korkuyorlardı ve haklıydılar da.”
Cassia yerde düşen kolyesini buldu ve onu eline alıp öne çıktı: “Hayır. Tanrılar senden korkmuyorlardı. Sana bir fırsat tanımak istediler. Bu kadar muazzam güce sahip birisinin bunu anlamasını beklerdim. Sen tanrı değilsin. Olamazsın. Sadece ne olduğu bile belirsiz bir şeysin.” dedi kararlı bir sesle.
“şimdi Neirre’yi sonsuza kadar terk edeceksin ve bir daha dönmeyeceksin.” diye de ekledi bir süre sonra.
“Bana en son emir vermeye cesaret eden kişiye ne olduğunu bilmek ister misin?” dedi kahkahayla kara duman ve Cassia’nın etrafını kapladı. Ama Cassia’nın gözlerinden bembeyaz bir ışık saçıldı.
Kara duman kenara çekildi: “Olevia! Ama bu imkansız.”
“Rahibenin sözlerine kulak asacaktın, Seldir. Saf iyiliğin gücüne karşı kimse koyamaz. Artık kaçacak bir deliğin kalmadı.” dedi Cassia’nın içinden çıkan ışığımsı varlık.
Kara duman dağılırken Cassia’nın da içindeki ışık da solmuştu. Artık güzel rahibe hiç uyanmamacasına gözlerini kapamış ve yerde yatıyordu.
İlk başta kendine gelen Caster olmuştu. Yerde yatan rahibenin yanına koştu. Ona sarıldı ve ağlamaya başladı: “Lütfen gözlerini aç. Lütfen!”
Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Rexerfus ölen rahibeye bir kez daha baktı. O da yaraları sebebiyle daha fazla dayanamadı ve öldü. Ve böylece ilk kez Neirre’de yaşamış bir ejderha ölmeden önce bu kadar huzur doluydu.
Nerd, ejderhanın ölümünü izlerken kalbinin sızladığını fark etmişti. Ejderhanın bile ondan daha iyi bir yüreği vardı. Hiç düşünmeden rahibeyi kurtarmak için öne çıkmıştı. Nerd ise buraya Silven ile beraber sandığı almaya ve diğerlerini de bu çürümüş madenlerde bırakmaya niyetlenmişti. Ama Silven hırsına kurban olmuştu ve ölmüştü. Sonunda eğer buradan bir çıkabilirse daha emek isteyen bir işe girip hak ederek para kazanmaya karar verdi. şimdi ise hareket etmeye bile cesaret edemiyordu ve Caster’ın tüm Neirre’yi kurtarmak için kendini hiç düşünmeden feda edip ölen rahibeye sarılıp ağlamasını izliyordu.
“Ben dersimi aldım, Hikker. Bir daha seni hayal kırıklığına uğratmayacağım.” dedi fısıltıyla inandığı tanrısına cüce.
En sonunda herkesin aklında tek bir düşünce vardı:
“Hepimiz Neirre’ye tek bir amaçla yaratıldık. O da bu dünyaya bir anlam katmak.”
Herkesin inandığı tanrısıyla hesaplaşması sürerken Safiel, ölen rahibeye sıkıca sarılmasını sürdüren Caster’a yaklaştı ve yanına kendi asasını bıraktı. Caster yanında duran üç elmaslı asaya şaşkınlıkla baktı. Safiel, Caster’ın omzuna dokundu ve gülümseyerek: “Bu asayı taşıyacak dermanım kalmadı benim, oğlum. Artık bu asayı sana emanet ediyorum. Ama şunu bilki bu asayı elinde bulunduran kişinin başına bir sürü talihsiz olay gelir ve bu talihsizlikler hiç peşini bırakmaz. Yalnız bunun yanında sana iyi bir yoldaş olur ve sen istemedikçe seni bırakmaz! Umarım bu asanın değerini iyi bilirsin ve bu yükü taşımayı başarırsın” dedi.
Sonra Caster’ın konuşması için kendini toparlamasını beklemeden karanlığa doğru yol aldı ve bir daha hiç kimse tarafından Neirre’de görülmedi.
(1 yıl Sonra)
Olevia Tapınağı o gece çok sakindi. Büyücü, tapınağın arkasından dolaşıp mezarlığın yolunu bulmaya çalışıyordu. Sonunda aradığı mezarı bulmuştu. Olevia Rahibesi Cassia’nın mezarının üstündeki bir sürü güzel çiçek kokularıyla mezarlığa gelenlere garip bir huzur veriyordu.
Üç elmaslı asasını mezara dayayıp çiçekleri incitmeden onlara sevgiyle dokundu. Sonunda gözyaşlarına hakim olamadı Caster ve haykırmaya başladı: “Bu yük çok ağır. Keşke benle yine o sevecen sesinle konuşsan. Sana ihtiyacım var. Kimse senin bana gösterdiğin yakınlığı göstermemişti. Ne yapacağımı bilemiyorum. Lütfen bana yardım et!”
“Daha yapacakların bitmedi, Caster. Senin Neirre’de daha yapman gerekenler var.” diyordu Cassia yukarılardan sevecen sesiyle, ama Caster onu duyamıyordu.
Tapınaktan çıktıktan sonra Caster temiz havayı içine çekti ve yukarıdan parlayan yıldızlara baktı. Tapınağın girişinde belinde asılı bir kılıçla yerlere uzanmış kirli sakallı bir adama bir kaç bozuk para attı ve yoluna devam etti. Dilenci adam yerden parayı hemen kaparken belindeki kılıcın üstündeki Nairda yazısı ay ışığında bir an için parladı.
Son...!