by Greyspirit » Thu May 28, 2009 2:50 am
Bölüm 2: Ölümbüyücüsü
Gece oldu.
"Uyanmalıyım; vakit geldi."
Kara bulutlar herzamanki gibi etrafı çevreleği sırada kalktı Neatar.
Yorgunluk tadamayan ölümsüz bedeni, zahmetsizce havalanarak uçtu; yere ayağını bastığında cüppesi rüzgarda havalandı.
Yarı kemikli, çürük etli ellerine asasını alarak ilerledi geceye doğru. Gözlerinde ölüm vardı, yüzyıllardır oradaydılar. Hayatı sönmüş, soluk iki leke. Üçyüzyıldır bekleyişin verdiği yorgunluk ve sabırsızlık hissedilebiliyordu.
Sayısız hayat söndürdü Neatar; söndürdüğü hayatları daha da lanetledi. Tek sözüyle öldürebilir; diriltebilirdi. Hayat ve ölümle hiç zahmet etmeden oynardı; suçluluk çok az tattığı bir duyguydu.
Kendini diyarın efendisi saymıştı; aksini iddia eden başbelalarına acı çektirdi, ölümden daha iğrenç cezalar sundu onlara. Zaman geçtikçe intikam hissi daha da arttı. Diyara hiç çektirmediği kaadar aıcı çektirmeyi istiyordu.
Karanlık gecede dev bir dolunay vardı.
"Kardeşim. Sonunda uyandın."
Uğursuz zindanında ilerlediği sırada sefil bir yaratık atladı önüne.
"Efendim! Efendim!"
Neatar konuşmaya zahmet etmedi; geçerek gitti.
"Efendim, çok zayıfım yardm edin!"
Ölümbüyücüsü aldırmamaya devam etti.
Yaratık ısrarla böğürdü : "iyileştirin beni!"
Neatar'ın sabrı taşmıştı; elini sefil hizmetkarına doğru doğrultarak büyüyü fısıldadı.
Yaratığın bedenine binlerce görünmez iğne girdi; acıyla böğürdü. "Bağışlayın, bağışlayın!" Diye ağladı iblis.
"Zayıflar iyileşmez, ölürler." dedi Neatar tıslayarak. İblis açlıktan ölecekti; kaderini efendisi bu yolda çizmişti.
Zindandaki yüzlerce hücrelerden pis kahkahalar yükseldi : "Öldürün onu sahip!"
"Açlıktan kıvranarak ölecek; bunu haketti. Hücrene dön Lapu ve ölmeyi bekle"
"Emredersiniz sahip!" dedi iblis ve ağlayarak hücresine döndü.
Neatar koridor boyu yürümeye devam etti. Yanından geçtiği hüzrelerdeki iğren canlılar ona reverans yaptılar; böğürerek iyi dileklerini belirttiler. Birbilerini yiyorlardı; açlıları sonsuzdu. Her hücrede ölü ve yarısı yenmiş çürük iblisler birikmişti.
Asasına dayanarak kapıyı araladı büyücü, zidandan çıkarak çalışma odalarına girdi. Binlerce kitap ve büyü yazıtının bulunduğu odaların devamında, dev laborotuar uzanıyordu.
Neatar yavaşça yürüyerek laborotuarına girdi; vücut uzuvları ve organları her yere serpilmişti. Ã?oğu hareketsizdi; fakat yere ve duvara zincirlenmiş, çılgınlar gibi hareket eden kollar ve bacaklar da mevcuttu. Oda bu nedenle çarpışan zincirlerin sesiyle doluydu.
Ölü büyücü tavana baktı. Ay ve bazı takımyıldızlarını görmesini sağlayan cam kubbeyi gördü. "Enerjiler gitmiş."
Geçen gece başladığı büyüyü sağlayan büyü enerjileri artık dağılmıştı. Bu, büyüye artık devam edemeyeceği anlamına geliyordu. Sinirlenmeye zahmet etmedi.
Kütüphane raflarındaki bazı kitapları karıştırarak aynı sayfayı açtı. Malzemelerini masaya hazır ettikten sonra yere büyü rünlerini kehribarla çizdi.
"Zaman geçiyor. Acele etmeliyiz değil mi dostlarım?"
[size=150][b]Bölüm 2: Ölümbüyücüsü[/b][/size]
Gece oldu.
"Uyanmalıyım; vakit geldi."
Kara bulutlar herzamanki gibi etrafı çevreleği sırada kalktı Neatar.
Yorgunluk tadamayan ölümsüz bedeni, zahmetsizce havalanarak uçtu; yere ayağını bastığında cüppesi rüzgarda havalandı.
Yarı kemikli, çürük etli ellerine asasını alarak ilerledi geceye doğru. Gözlerinde ölüm vardı, yüzyıllardır oradaydılar. Hayatı sönmüş, soluk iki leke. Üçyüzyıldır bekleyişin verdiği yorgunluk ve sabırsızlık hissedilebiliyordu.
Sayısız hayat söndürdü Neatar; söndürdüğü hayatları daha da lanetledi. Tek sözüyle öldürebilir; diriltebilirdi. Hayat ve ölümle hiç zahmet etmeden oynardı; suçluluk çok az tattığı bir duyguydu.
Kendini diyarın efendisi saymıştı; aksini iddia eden başbelalarına acı çektirdi, ölümden daha iğrenç cezalar sundu onlara. Zaman geçtikçe intikam hissi daha da arttı. Diyara hiç çektirmediği kaadar aıcı çektirmeyi istiyordu.
Karanlık gecede dev bir dolunay vardı.
"Kardeşim. Sonunda uyandın."
Uğursuz zindanında ilerlediği sırada sefil bir yaratık atladı önüne.
"Efendim! Efendim!"
Neatar konuşmaya zahmet etmedi; geçerek gitti.
"Efendim, çok zayıfım yardm edin!"
Ölümbüyücüsü aldırmamaya devam etti.
Yaratık ısrarla böğürdü : "iyileştirin beni!"
Neatar'ın sabrı taşmıştı; elini sefil hizmetkarına doğru doğrultarak büyüyü fısıldadı.
Yaratığın bedenine binlerce görünmez iğne girdi; acıyla böğürdü. "Bağışlayın, bağışlayın!" Diye ağladı iblis.
"Zayıflar iyileşmez, ölürler." dedi Neatar tıslayarak. İblis açlıktan ölecekti; kaderini efendisi bu yolda çizmişti.
Zindandaki yüzlerce hücrelerden pis kahkahalar yükseldi : "Öldürün onu sahip!"
"Açlıktan kıvranarak ölecek; bunu haketti. Hücrene dön Lapu ve ölmeyi bekle"
"Emredersiniz sahip!" dedi iblis ve ağlayarak hücresine döndü.
Neatar koridor boyu yürümeye devam etti. Yanından geçtiği hüzrelerdeki iğren canlılar ona reverans yaptılar; böğürerek iyi dileklerini belirttiler. Birbilerini yiyorlardı; açlıları sonsuzdu. Her hücrede ölü ve yarısı yenmiş çürük iblisler birikmişti.
Asasına dayanarak kapıyı araladı büyücü, zidandan çıkarak çalışma odalarına girdi. Binlerce kitap ve büyü yazıtının bulunduğu odaların devamında, dev laborotuar uzanıyordu.
Neatar yavaşça yürüyerek laborotuarına girdi; vücut uzuvları ve organları her yere serpilmişti. Ã?oğu hareketsizdi; fakat yere ve duvara zincirlenmiş, çılgınlar gibi hareket eden kollar ve bacaklar da mevcuttu. Oda bu nedenle çarpışan zincirlerin sesiyle doluydu.
Ölü büyücü tavana baktı. Ay ve bazı takımyıldızlarını görmesini sağlayan cam kubbeyi gördü. "Enerjiler gitmiş."
Geçen gece başladığı büyüyü sağlayan büyü enerjileri artık dağılmıştı. Bu, büyüye artık devam edemeyeceği anlamına geliyordu. Sinirlenmeye zahmet etmedi.
Kütüphane raflarındaki bazı kitapları karıştırarak aynı sayfayı açtı. Malzemelerini masaya hazır ettikten sonra yere büyü rünlerini kehribarla çizdi.
"Zaman geçiyor. Acele etmeliyiz değil mi dostlarım?"