Arayış

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Greyspirit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 71
Joined: Mon Apr 27, 2009 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Arayış

Post by Greyspirit »

Bölüm I : Kurtuluş

Hayalet uyandığında kurtlar ulumaya başlamıştı.

Mavi ışıltıda parlayan yüzyıllardır yaşlanmamış elleriyle tabutunu araladı.
"Gece çöktü. Tekrar."

Yavaşça yukarı süzüldÃ?; tabutunun karanlık ama güven veren karanlığından ayrıldı.

Yukarı kaldırdı başını; ölü gözleri gökyüzüne bakarak dolunayı gördü. "Herzamankinden daha parlak. Belki de doğru zaman."

Ölü savaşçı tekrar denemesi gerektiğini hissetti.

"şifacı. Neredesin?"

Ses gelmedi. Yüzyıllardır bu soruyu sormuş; cevap almamıştı. Fakat bu dolunay birşeyler farklı gibiydi. Yıllardır hissetmediği garip bir duygu hakim olmuştu ruhuna : Umut.

"şifacı. Cevap ver bana."

Sessizlik. Fakat bu sessizlik hayaletin dikkatini çekmişti. Üçyüz gece boyunca varolan sessizlik değildi bu.

"Beni duyuyor. Cevap verecek."

Tekrar seslendi; ama bu kez daha yüksek sesle.

"Ruhumu serbest bırak. Bu diyardan gitmem gerek, kendi gerçeğimi aramalıyım!"

Berrak bir ses yükseldi karanlıktan : "Gerçeği mi? Gerçek gözünün öünde evladım."

Gri cüppeli, asasına dayanarak gelen bir adam belirdi tepeden.

Savaşçı, ölmeden önce birkez daha gördüğü bu adamı tanıdı. "şifacı."

"Uzun zaman oldu Zhelod. Senin için bile uzun bir zaman bu..." Ona doğru yaklaştı. Aksakalları ayışığında parladı.

"Ã?yle şifacı."

"Seni gömdüğüm günü nerdeyse unuttum sayılır. Bu toprakla bir oldun oğlum."

"Buraya hapsoldum." Dedi sitemle.

"Kendini kandırma oğlum. Diyardan ayrılamazdın."

Hayalet hiddetlendi : "Neden? Haksız bir nedenden yargılandım. İhanete uğradım, bunu sen de biliyorsun."

"O geceyi benden iyi kimse hatırlayamaz." Dedi şifacı hüzünle. "fakat diyarın kuralları belli ve açıktır Zhelod. Seni cezalandırmak zorundaydım."

Zhelod cevap vermedi.

"Yüzyıllardır ruhunun yankılanan çığlıklarını duyuyorum evladım. Diğer binlerce çığlıktan kolayca ayırt edilebiliyor. Ã?ünkü bunlar arayış içeriyor; kurtulma umudu değil."

"Yeterince acı çektim şifacı. Bırak gideyim." Dedi sessizce.

"Evet oğlum. Ve gideceksin. Zaman doldu."

Ölü savaşçı şaşırarak baktı adamın yüzüne. Gerçeği söylüyordu.

"Kendi gerçeğini aramak istiyorsun. BU diyarı terket. Fakat şunu unutma; gerçeği sonunda yine kendi içinde bulacaksın."

Zhelod adamın yanından ayrıldı; anıtına girerek kılıcını aldı. Kadim kılıç da savaşçı kadar parlak ve yaşlıydı. Zhelod ona bakarak birzamanlar yaşadığı savaşları yadetti.

Geri dödüğünde şifacı gitmişti.
Greyspirit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 71
Joined: Mon Apr 27, 2009 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Greyspirit »

Mezarlıktan süzülerek çıktı. Ayışığıyla bir olmuş sureti yüzyıllardır hapsedildiği diyarda ışıldadı.

"Özgürüm."

Ölümünden bu yana ruhunu hiç bu kadar hafif hissetmemişti Zhelod. Yerden bir karış yüksekte süzülmeye devam etti.

İlerledikçe civarda dolaşan kurtlar yakınına geldi. Ondan korkmamışlardı; meraklarına yenik düşüp onu izlemek istemişlerdi sadece.

Zhelod onlara baktı : "Toprağı beraber paylaştık dostlarım. Fakat ayrılma zamanımız geldi."

şimdiden uzun bir yol katetmişti. Bir zamanlar yaşadığı toprakları bu kadar ıssız ve sessiz görmek içini parçaladı. "Krallıktan arta kalanlar bu kadar mı?"

Zaman kavramı durmuş gibiydi; Zhelod geçmişin ihtişamlı görüntülerini gözleri önüne getirerek baktı topraklara. Topraklarına.

Biraz ileride küçük bir kasaba vardı. Çok uzun zamandır ölümlülerin karşısına çıkmamıştı Zhelod. Tereddüt ederek ilerledi.

Kasaba içinde köylüler tepenin ardındaki ışığı gördüler. Giderek yaklaştı, büyüdü ışık. Işığı uğursuz addettiler; lanetlediler; korktular.

Zhelod tepeyi aştığında ellerinde tırmıklar taşıyan köy erkeklerini karşısında buldu.

"Git buradan uğursuz! Bizi rahat bırak!" Kasaba içinde panik ve korku hakimdi. Kadınlar ve çocuklar bağrıyor; evlerine kaçıyorlardı.

Savaşçı onlara hüzünle baktı. Birşey söylemedi.

"Geldğin yere git!

"Geldiğim yer mi?" Dedi Zhelod. "Benim bir evim yok dostum."

Savaşçnın yankılanan hüzünlü sesi köylüleri daha da ürkütmüş gibiydi. Geri çekilerek tırmıklarını daha tehdidkarca kaldırdılar havaya.

Zhelod ölümlülere kızmadı. "Gidiyorum."

Geldiği tepeden geri döndü. Sonsuz uykusundan kurtulduğuna neredeyse üzülüyordu artık : "Neden şaşırıyorum ki? Bu ben değilim, sadece benden arta kalanlar."

Süzüldü hayalet yukarı doğru. Ne olduğu belirsiz bir iç güdüyle eski kılıcını çekmek geldi içinden. Kınından çekti onu, sessizlikte bir çınlama yükseldi.

"Düşman kanı artık yok. Kanlar yıkanmış. Ama temiz değil. Hayır, pislikle yıkanmış. Toprağım. Neden bu haldesin?"

Mümkün olsa ağlayacaktı Zhelod. Birden öfkelendi. Kendini, ruhunu kaybetmişti; evet ama kendi topraklarını, kendi çocuğunu nasıl kaybederdi. "Diyarım uğruna her fedakarlığı yaparım" demişti. Yapmıştı da. Ama diyar artık onun değildi.

Geçmiş hayatı ve uğruna dövüştüğü asil değerler hiçbir anlam ifade etmedi. "Ölüm insanı değiştiremez" derdi yaşlı babası. Zhelod'u geçmişe bağlayan herşey yokolmuştu. Bu dünyada yitip gidecekti.

"Hayır." dedi birden. "Birkez öldüm. şifacının dediği gibi toprağımla birim artık. Ölüm bizi biraraya getirdi. Tanrılar istemeseydi yitip giderdim ama hâlâ buradayım."

Kılıcını kınına soktu. "Yalnız değilim. Hiçbir zaman olmadım."
Greyspirit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 71
Joined: Mon Apr 27, 2009 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Greyspirit »

Ara bölüm

şafak söktüğünde yitip gitti Zhelod. Geceye kadar da ortaya çıkmadı.

Sisler dağıldığında diyar kasaba ve şehirleri aydınlanmaya başlamıştı. Köylüler herzamanki işlerine tekrar başlamıştı bile.

Gümüşdağ köyü insanları dün gece yaşadıkları korkunç olayı birbirlerine anlatmaya devam ettiler.

"Bir iblisti!"

"Hayır, bu bir lanet!"

"Hepiniz susun bakalım! Ne iblis ne lanetti o şey. Yorgun bir ruhtu o." Kasaba rahibi Xolas konuşmuştu.

Kasaba sakinleri ona saygı aynı zamanda korku duyarlardı. Yaşlı adam iyi kalpliydi ama çabuk sinirlenirdi.

"Hayalet mi? Burada ne işi var rahip Xolas? İntikam için mi geldi?"

"Bilmiyorum."

Bilmiyordu. Kasabalılar için büyük bir panik nedeni çıkmıştı. Bilge rahiplerinin bilmediği birşey iyiye işaret değildi.

"Kılıç taşıyordu!"

"Mezarından çıkan bir savaşçı! Hepimiz lanetlendik!"

Yaşlı Xolas kalabalığı susturmaya çalışsa da aslında kendi de korkuyordu. "Neden burada? Karakuzgun diyarı böyle bir ruha ev sahipliği yapmadı daha önce... Belki de başka biryerden geldi."

"Sessizlik!" dedi rahip. "Andulas'a haberci yollayacağız." Kalabalık tekrar bağrışamaya başladı.

"Durum o kadar kötü mü rahip?" Dedi genç bir oğlan. Bu kişi kasabanın korucularından Matias'dı. Oğlan çok iyi ok kullanırdı; kasaba ileri gelenlerinin oğullarından biriydi.

"Hayır oğlum, ne kadar kötü olacağını bilemeyiz. Fakat diyarın lordunun bunu bilmesi şarttır... Kim gidecek?"

"Ben giderim" dedi Matias, rahibin umduğu gibi. Oğlanı tehlikeye atmak istemezdi ama durum ciddi gibiydi. Lord Veranas cömert bir efendi değildi...

"Pekala oğlum. Gerekli erzak ve eşyalarını topla; atını da al."

Genç korucu kapşonlu pelerinini giydi; okunu ve yaylarını alarak atına bindi. Rahip, Matias'a gururla baktı. Gümüşdağ avcısı ve askerlerinden olan oğlan, herzaman tehlikeye hazırdı.

"Hava kararmadan varmış ol. Yolda neler göreceğini bilemezsin."

"Tamam bilge rahip."

Xolas, korucunun yanına giderek fısıldadı. "Durum düşündüğümüzden de kötü olabilir. Ruhun düşman olup olmadığını bilmiyoruz. Lord Veranas'ı bilgilendir. Bize yardım etmeyi isterse tabii..." Umutsuzca içini çekti.

"Korkma yaşlı rahip, onu ikna ederim."

Matias dörtnala sürdüğü atıyla uzaklaştı. Kasabadaki kalabalık onu izlediler ve tanrılara dua ettiler.
Greyspirit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 71
Joined: Mon Apr 27, 2009 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Greyspirit »

Bölüm 2: Ölümbüyücüsü

Gece oldu.

"Uyanmalıyım; vakit geldi."

Kara bulutlar herzamanki gibi etrafı çevreleği sırada kalktı Neatar.

Yorgunluk tadamayan ölümsüz bedeni, zahmetsizce havalanarak uçtu; yere ayağını bastığında cüppesi rüzgarda havalandı.

Yarı kemikli, çürük etli ellerine asasını alarak ilerledi geceye doğru. Gözlerinde ölüm vardı, yüzyıllardır oradaydılar. Hayatı sönmüş, soluk iki leke. Üçyüzyıldır bekleyişin verdiği yorgunluk ve sabırsızlık hissedilebiliyordu.

Sayısız hayat söndürdü Neatar; söndürdüğü hayatları daha da lanetledi. Tek sözüyle öldürebilir; diriltebilirdi. Hayat ve ölümle hiç zahmet etmeden oynardı; suçluluk çok az tattığı bir duyguydu.

Kendini diyarın efendisi saymıştı; aksini iddia eden başbelalarına acı çektirdi, ölümden daha iğrenç cezalar sundu onlara. Zaman geçtikçe intikam hissi daha da arttı. Diyara hiç çektirmediği kaadar aıcı çektirmeyi istiyordu.

Karanlık gecede dev bir dolunay vardı.

"Kardeşim. Sonunda uyandın."



Uğursuz zindanında ilerlediği sırada sefil bir yaratık atladı önüne.

"Efendim! Efendim!"

Neatar konuşmaya zahmet etmedi; geçerek gitti.

"Efendim, çok zayıfım yardm edin!"

Ölümbüyücüsü aldırmamaya devam etti.

Yaratık ısrarla böğürdü : "iyileştirin beni!"

Neatar'ın sabrı taşmıştı; elini sefil hizmetkarına doğru doğrultarak büyüyü fısıldadı.

Yaratığın bedenine binlerce görünmez iğne girdi; acıyla böğürdü. "Bağışlayın, bağışlayın!" Diye ağladı iblis.

"Zayıflar iyileşmez, ölürler." dedi Neatar tıslayarak. İblis açlıktan ölecekti; kaderini efendisi bu yolda çizmişti.

Zindandaki yüzlerce hücrelerden pis kahkahalar yükseldi : "Öldürün onu sahip!"

"Açlıktan kıvranarak ölecek; bunu haketti. Hücrene dön Lapu ve ölmeyi bekle"

"Emredersiniz sahip!" dedi iblis ve ağlayarak hücresine döndü.


Neatar koridor boyu yürümeye devam etti. Yanından geçtiği hüzrelerdeki iğren canlılar ona reverans yaptılar; böğürerek iyi dileklerini belirttiler. Birbilerini yiyorlardı; açlıları sonsuzdu. Her hücrede ölü ve yarısı yenmiş çürük iblisler birikmişti.

Asasına dayanarak kapıyı araladı büyücü, zidandan çıkarak çalışma odalarına girdi. Binlerce kitap ve büyü yazıtının bulunduğu odaların devamında, dev laborotuar uzanıyordu.

Neatar yavaşça yürüyerek laborotuarına girdi; vücut uzuvları ve organları her yere serpilmişti. Ã?oğu hareketsizdi; fakat yere ve duvara zincirlenmiş, çılgınlar gibi hareket eden kollar ve bacaklar da mevcuttu. Oda bu nedenle çarpışan zincirlerin sesiyle doluydu.

Ölü büyücü tavana baktı. Ay ve bazı takımyıldızlarını görmesini sağlayan cam kubbeyi gördü. "Enerjiler gitmiş."

Geçen gece başladığı büyüyü sağlayan büyü enerjileri artık dağılmıştı. Bu, büyüye artık devam edemeyeceği anlamına geliyordu. Sinirlenmeye zahmet etmedi.

Kütüphane raflarındaki bazı kitapları karıştırarak aynı sayfayı açtı. Malzemelerini masaya hazır ettikten sonra yere büyü rünlerini kehribarla çizdi.

"Zaman geçiyor. Acele etmeliyiz değil mi dostlarım?"
Last edited by Greyspirit on Thu May 28, 2009 3:44 am, edited 1 time in total.
Greyspirit
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 71
Joined: Mon Apr 27, 2009 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Greyspirit »

Ara bölüm

Zhelarod şatosu herzamanki kuytu havasını korumuştu; yüzyılların mirası sayılan bu dev yapı Lord Veranas'ın eviydi.

şato, birden çok kulenin biraraya gelmesinden oluşmuş görkemli bir işçiliğe sahipti. Sayısız zindan ve hücre içeren yeraltı, en az şato toprakları kadar genşti.



"Joben! Buraya gel!"

Zırhlı muhafız, lordunun yanına mağrurca yürüdü. Lord Veranas yaklaşık yüz yıldır Karakuzgu diyarının lorduydu. Diyar sakinleri tarafından acımasız ve sabırsız bir efendi olarak tanınır; bu ününü korumaya gayret ederdi.

"Emredin lordum!"

"O burada mı?"

"Evet efendim şimdi geldi." dedi Muhafız, ürpererek. Titrmeye başlamıştı. Kendine zorla engel oldu; lordu zayıflığına hoşgörü göstermezdi.

"Ondan korkuyor musun?"

"Hayır efendim...Ben sadece...Varlığına rahatsız oluyorum..."

Verenas güldü. "İçeri gelsin. Ona eşlik edin."

Birkaç dakika sonra bir alat muhafız eşliğinde bir adam taht odasına girdi. Baştan aşağı kara bir cüppeye bürünmüştü, yüzü de aynı karalıktaki bezlerle sarılmıştı. Bezlerin açıkta kaldığı yerden hastalıklı bir çift göz göründü.

Lord Verenas ziyaretçisiyle daha evvelden çok karşılaşmış olmasına rağmen; adamı saran garip aura tekrar gerilmesine neden oldu. Güçlü karakteri tekrar kendini toplamasını sağladı.

"Hoşgeldin kahin." dedi lord, katı bir sesle.

Adam konuşmadı, kendisini çevreleyen muhafızlara doğru baktı.

"Ã?ıkın" dedi lord onlara. Joben lorduna selam vererek diğerleriyle ayrıldı. Dev kapılar kapandı.

Cüppeli adam sessizliği sürdürdü; etrafına bakındı; en sonunda konuştu.

"Burası hiç değişmiyor. İlk geldiğim günden beri aynı."

Lord Verenas ziyaretçinin garip konuşma tarzına alışıktı. Ayak uydurmayı denedi : "Burada zaman askıda kalmışçasına yavaştır."

"Sahi mi? Ya sen büyük efendi? Sen değişiyor musun?"

"İnsanlar değişir. Aynı kalmazlar."

Adam cevap vermedi.

"Anlat kahin; neler gördün?" Dedi lord.

Kahin sustu; Verenas sabırsızlansa da korkunç adama bunu belirtmeye cesaret edemedi.

Sessizlik sürdü. Kahin donuk gözleriyle lorda baktı.

"Söyle bana Verenas, son zamanlarda garip şeyler gördün mü?"

"Ne demek bu?" dedi lord. Kafası karışmıştı.

"Değişen havayı dahi hissedemiyor musun?"

"Hayır."

"Yeni bir çağ başlayacak Verenas; yıkım, ölüm, acı, sefalet hiç olmadığı kadar artacak diyarında."

"Yeni bir savaş mı diyorsun?"

"Değişim diyorum. Bazı şeyler uyandı diyarında."

"Ne gibi şeyler?"

"Eski bir lanet ve eski bir kral."

"Bunlar hiçbirşey ifade etmiyor."

"Söyleyeceklerim bu kadar..." Diye tısladı kahin. Lord karşı çıkmadı.

"Kalkamaya zahmet etme kendim giderim."

Dev kapılar tekrar aralandı; gizemli adam geldiği yolu yürüyerek gözden kaybolurken; Lord Verenas, sözlerden anlam çıkarmaya çalışarak yalnız bırakıldı...
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests