Aslında sadece bu resmi paylaşacaktım ama bu resmin hikayesinide yazayım dedim evet, yukardaki romanın içinde geçiyor bu bölüm, o yüzden bu başlığın içinde verdim resim hakkında da yazı hakkında da yorumlarınızı bekliyorum....
Teşekkürler....
Dört adam, kampın dışına doğru hızla ilerliyorlardı. En önde, yeşil pelerini, kirlenmiş, kel kafasında pençe izi olan, sert yüzlü esmer adam, yere bakarak yolu inceliyordu. Kavisli kılıcı elindeydi. Yüzünde, üzgün ama sert ifadeyle ormanı inceliyor belki de Hartigan"ı düşünüyordu. Geopro ayağa kalktı, ormanın iç kısmındaki patika yolu gösterdi.
"Bu taraftan." dedi, duygusuz bir sesle önden hızla ilerleyerek gözden kayboldu.
Arkadaki üç adam başıyla, öndeki iri kolcuya tamam dediler. Silvan, sürekli geriye bakıyordu. Yüzü uykusuzluktan, yorgun ve bitkin görünüyor ama gözlerinde yüzünün aksine sert bir uyanıklık hali görünüyordu. İçinden şansına küfrediyor ne tarafa doğru yönelse, başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ã?nce V.R şimdi de Yaratık Ordusu, bu gidişle önlerine bir Trol güruhunun çıkmasına şaşıramaz hale geleceğine emindi.
şu durumda zaten bir saldırıya uğrasalar hepsinin işi bitikti. Geopro"un onları ormanın ıssız ve güvenli yollarından götüreceğini biliyor olmasına rağmen yine de içi rahat etmiyordu. Ondaki, sansa bu sırlar hiç güvenmiyordu doğrusu, olası bir saldırıda en tehlikede olan Silan olduğu için, hep onun yanında duruyordu. Kardeşine endişeyle baktığında, Briayn ile gülmekte olduğunu görünce, endişeli bakışı pis bir bakışa dönüştü.
Silvan"ın ikizi, rahatsız el arabasında iki bacağını da dışarıya vermiş geriye doğru yaslanmıştı. Arkasından arabayı hızla süren korsanın kahkahaları geliyordu. Silan parlak yeşil gözleriyle ileriye bakıyor, daha dün gece kırılan ayağının üzüntüsünü, acısını bile umursamadan gülümsüyordu.
Briayn ise üstü başı yırtık pırtık, yaralarından kan sızan bir halde, Silan"ı el arabasıyla taşıyordu. Muazzam bir kuvvetle, hızlı bir biçimde götürüyor, tümsekleri taşların üzerinden arabayı kaldırarak geçiriyordu. Bunları yaparken yüzünde, hoş bir gülümsemeyle Silan"a laf yetiştiriyordu.
"Korkuyorsan daha yavaş sürerim ?" dedi eski korsan alayla, Silan"a bakarak.
"Korkmak mı ?" dedi Silan, tek kaşını kaldırıp eski korsana bakarak. " Sen bu hızla kimi korkutmayı düşünüyorsun çocukları mı ?"
Briayn bu söz üzerine kıpkırmızı oldu. Kalın kollarındaki damarlar belirginleşerek sertçe el arabasının sapını sıkı sıkı kavradı. "şimdi görürsün seni - "
"Kesin şunu." dedi Silvan, sert bir şekilde, "Ne yapıyorsunuz çocuk musunuz siz el arabasıyla oynuyorsunuz ?"
Briayn susarak başını önüne eğip arabayı yavaşlattı ama Silan kolay kolay pes etmeyecekmiş gibi görünüyordu, kollarlını arabanın kenarlarına koyarak sırtını iyice arabaya yasladı ardından Silvan"a doğru artist artist baktı.
"Ne yapmamızı bekliyorsun, bilmiyorum, gördüğün üzere ayağım kırık, etrafta bizi öldürmeye çalışan, goblini, aragorth"u, orku, her ne türlü çarpık zihniyetli yaratık varsa bizi arıyor. Bizde burada biraz eğleniyoruz yani ne var bunda ?"
"Eğlen o zaman Silan." dedi Silvan sinirle, "Eğlen, arkada birçok insan yaşamını evini, yuvasını, eşini, arkadaşını bıraktı geride sen eğlenmekten bahsediyorsan eğlen Silan hala eğlenebiliyorsan eğlen."
"Abartma, Silvan." dedi, İkizi sertçe, Karşılaştıklarından beri ilk kez sinirli görünüyordu.. "Burada fazla duygusallaşmışsın, ne yaşadın bilmiyorum ama senin daha önce ne olduğunu da biliyorum. Seni ne kadar uyardığımı da""
Silvan hızlı bir şekilde kardeşinin yakasına yapıştı, Araba bir an dengesini kaybeder gibi olduysa da sonra Briayn şaşkınlıkla toparladı. Silvan ise, Silan"ın kulağının dibindeydi. "Sakın !" dedi kardeşine "Sakın bir daha bunu hatırlatma."
Silan şaşkınlıkla, Silvan"a baktı. "Tamam, hatırlatmam Silvan." dedi soğuk bir sesle, kendisini Silvan"ın elinden kurtararak, yüzünü yola doğru çevirdi. Silvan onu bırakarak duraksadı, Silan"ın da sinirleri bozulmuş olmalıydı, Briayn arabayı sürmeye devam ederken. Silvan sinirle ufak bir taşa tekme attı, neden her şey ters gidiyordu.
O sırada, Geopro ormanın içinden tekrar ortaya çıktı ve tekrar öne geçerek yolu göstermeye başladı. "İkinci bir keşif ordusu daha gelmiş." dedi tiksinti dolu bir sesle. "Bu sefer o kadar fazla değiller ama dağınık bir haldeler, karşılaşma olanağımız yüksek neyse ki yolu bilmiyorlar."
"Kaç kişiler bu piçin dölleri?" dedi Briayn, sinirle.
"Beş yüz kişi sanırım toplam, seksen ila yüz arası takımlara ayrılmış yarı ogre ordusu."
"Anlaşılan, Kaleyi bulmakta kararlılar." dedi Silvan, çenesini sıvazlayarak. "Yarı ogreleri bilmem ama ogreleri durdurmak zordur. Bütün ormanı tarayabilirler."
"Bu o kadar kolay olmayacak." dedi Geopro, etrafa göz atarken, " Kale kötü gözlerden ustalıkla gizlenmiştir. Ayrıca ormandaki kolcuların sayısı da gördüğünüz kadar az değil. Haydi gidelim buradan, bu civara çok yakın dolaşan bir yaratık taburu var onlarla karşılaşmak istemeyiz."
"Kesinlikle." dedi Silan, acı acı ayağına bakarak. "Hızla gidelim bu yerden."
"Hay hay," dedi Briayn hızlı bir biçimde el arabasına asılırken.
"Onu demek istememiştim." dedi Silan ama artık geç kalmıştı, Geopro hızla ileriye doğru koşmaya başladığında. Briayn"da arabayı tüm gücüyle paldır küldür sürmeye başladı, Silvan en arkada etrafa bakarak koşuyor bu gürültünün yaratık taburunu buraya çekmemesini umuyordu.
Geopro onları ufak patika yollardan geçiriyordu. Silvan çoktan yolunu kaybetmişti, Güneşin kızıl ışıkları, ağaçların yaprakları arasından süzülüyor, onlara çok zamanlarının kalmadığını söylüyordu. Patika yolları el arabasıyla geçmek zor oluyordu, ama Silan hiç ses çıkarmıyordu belki de tehlikenin farkındaydı.
Bir sürü karmaşık yollardan geçtiler, Silvan arkasına her baktığında arkasından gelen karartılar onlara daha fazla yaklaşıyorlardı. Geopro onları, bilinmeyen yollardan götürdü, ormanın iyice içlerine girdiklerinde en sonunda yarı ogreler, onları takip etmeyi bıraktılar.
Geopro, kılıcıyla yol açarken, Silan"ın arabası geçmekte zorlanıyordu. Silvan kenardan çalıları açıyor, Briayn hızlı bir biçimde, sürüyor, bütün kalan dal parçaları Silanın yüzüne geliyordu.
"Ne kadar var ya, burada çalı süpürgesine döndüm." dedi Silan, kafasındaki bir çalı parçasını bir kenara fırlatırken.
" Kalmadı, pek." dedi Geopro, "Yolu biraz uzattık, ama yakında kayalığa varırız."
"Kayalık mı ?" dedi Briayn şaşkınlıkla, "Bu ormanda ne kayalığı,"
"Görebileceğiniz şey bir mucize." dedi Geopro, karşılaştıklarından beri ilk kez
gülümseyince tenine tezat olan dişleri ortaya çıktı. " O yüzden, Nenyal"ın yarattığı bir harikanın içindedir Sibran Kalesi, o yüzden düşman onu bulamaz, bulsa da yok edemez."
"Tam olarak, nasıl bir doğa harikası bu ?" dedi Silvan, ilgiyle kolcuya bakarken.
"Anlatamam." dedi Kolcu sessizce, "Orayı görmeden anlayamazsınız."
"Gidelim öyleyse." dedi Silvan, bu cevaptan hoşlanmamıştı ama kılıcıyla önündeki bir
çalıyı kesip kendine yol açarken daha az iğneleyici bir söz söyledi., "Tanrılar ne harika yaratmış öğrenelim."
"Arkamızdakiler bizi kesmezse tabi." dedi Briayn her zamanki aksiliğiyle , "Yoksa tanrıların yanına kısa yoldan gideceğiz."
"Bu aksiliğini arabaya yansıtmasan diyordum." dedi Silan, hızla giden araba üç kez üst üste bir taşların üzerinde sekince.
"Biraz daha ilerleyelim." dedi Geopro, yeri incelerken, "Artık çok yakınız."
Kafası tıraşlanmış, esmer kolcunun yüzünde her zamankinden daha farklı bir ciddiyet, Silvan"ın dikkatini çekmişti. Etrafına baktı, ileride savaş gürültüleri hala devam ediyordu. Güneş gökyüzüne yavaş yükselmekteydi. Işık huzmeleri ağaçların altından ormanın içine süzülüyor, ağaçları yeşilin değişik tonlarına boyuyor, ölen kolcu cesetleri burada daha sık görünüyordu.
"Buraya giderlerken saldırıya uğramışlar." dedi Silvan, cesetlere doğru bakarak, eğildi. Kolcuların üzerinde ters açılı kavisli kesikler vardı. "Hiç karşı taraftan ceset yok, ayrıca bu silahları da bilmiyorum."
Geopro ona doğru baktı, "Fark ettim." dedi sadece, bir çalılığa doğru giderek, arasındaki bir cesede tekme vurarak ortaya çıkardı. Silvan, daha önce hiç böyle bir yaratık görmemişti vücudu iri bir insan vücudu gibiydi ve siyah kumaşın üzerine siyah metal levhalarla dolu değişik bir zırh giyinmişti.
Yüzü ise en tuhaf olanıydı dövmeli kel kafasından iki tane otuz santimlik, boynuz çıkıyor, açık mavi teni, çekik gözler ve uzun kulakları onu insandan çok daha farklı bir yaratığa dönüştürüyordu. Silahı ise Silvan"ın tahmin ettiği gibi ters açıyla kıvıran kabzası dışa doğru çıkık bir kılıçtı ve görünüşe göre bu silahtan iki tane kullanıyordu.
"Bu yüzüne sıçtığım şey de ne böyle ?" dedi Briayn kaşlarını çatıp tuhaf cesede bakarak.
"O bir Eldbis, en azından kendilerine verdikleri ad bu." dedi Geopro kızgınlıkla cesede bir tekme atarak onu tekrar çalılıkların arasına yuvarladı. " Çok tehlikelidirler bu kadar kuzeye geleceklerini hiç düşünmemiştim. Bu gördüğünüz yaratık burada çok durmamamız gerektiğini söylüyor bize. Haydi gidelim."
Dedikten sonra hızlı adımlarla harekete geçtiler, Geopro"nun marifetiyle, kimseyle karşılaşmadan, kısa patikada ilerlediler. Gittikleri yol, bayır aşağıya meyil ediyordu, Briayn arabayı artık güç bela sürüyor, Etraftaki engebeli arazide el arabası, çoğu zaman devrilecek gibi duruyor Silan ile Briayn dengelerini zor buluyorlardı.
"Vadiye mi iniyoruz ?" dedi Silan düşmemek için iki eliyle de el arabasının kenarlarını tutuyordu.
"Merak etme." dedi Geopro adımlarını daha da hızlandırmıştı şimdi, "İlerde bir geçit var, Kaleye doğru inen orada yol daha düzgündür."
"Umarım düzgündür yoksa kısa zamanda öleceğim." dedi Silan, Briayn"a doğru ters ters baktı.
"Ne bakıyorsun yol düzgün değil ne yapayım yani."
"Yok, ondan değil." dedi Silan alayla, " biraz daha taşlara vurursan tekerlek kendi kendini imha edecek de o yüzden baktım."
"Kes be !" dedi Eski Korsan, "Seni bu cehennemden çıkarıyorum şükredeceğine""
"Tamam, başlamayın şimdi." diye araya girdi Silvan etrafı kolaçan ederken, "Gürültü yapmayın biraz, şu yaratıklarla bu haldeyken tanışmak istemiyorum."
Silan ile Briayn sustular, ama araba hala büyük bir gürültü çıkartmaktaydı. Vadiye doğru inerlerken ağaçlar azalacağına daha da artıyordu, ileride, patika sola kıvrılıyor. Geopro"nun söylediği gibi kayalıklar ağaçların arasından görülüyordu.
"Az kaldı geçide geldiğimiz zaman güvendeyiz." dedi Geopro, eliyle kayalıkları göstererek.
"Geçit kayalıkta demek." diye mırıldandı Briayn, "Arabayı nasıl çıkaracağız peki ?"
"Kayalığa çıkmamız gerekmeyecek." dedi Geopro, "Etrafından dolaşacağız, gizli geçide gidip kaleye doğru ineceğiz."
"İneceğiz derken ?" dedi Silan kaşlarını çatarak,
"Kaleye yiyecek bu yoldan gelir ama insanı alacak büyüklükte bir geçittir burası." Diye açıkladı Geopro, kayalıklara iki adımda çıkarak, aşağıya doğru bakarken gözleri parladı. " Aşağıya kaymadan önce şu manzaraya bir bakmalısınız."
Silvan, hızlı adımlarla kayalığa doğru çıktı. Uzun boylu esmer kolcunun yanında dimdik uçurumun altında duran İhtişamlı kaleye baktı. Ormanın içinden, ormanın bir parçasıymış gibi gözüken, taştan kale öğlen güneşinin ışıklarıyla parlıyor gibiydi. Tüm vadinin merkezinde duruyordu Güney Kolcularının Merkez Kalesi, Bu yeşil vadiye girişin tek bir yolu vardı, Silvan"ın görebildiği o da bir bölüğün bile zor bela geçeceği dimdik bir yamaçtı sadece.
Kale Silvan"ın hayal ettiğinden çok daha büyüktü ve Vadinin etrafındaki kayalıklar onu fetih edilmesini nerdeyse imkansız kılıyordu. Bu kayalığa mancınık yerleştiremezlerdi, şu dar yamaçtan inmeleri demek gelen orduların tam manasıyla kırılması demekti, Sibran Kalesinin gücü bunlarla sınırlı değildi sadece.
Silvan"ın tahminine göre en az üç kat surla çevrilmiş, Kalenin stratejik noktalarına yerleştirilmiş, üç uzun kule ve kalenin dört tarafına birden dizilmiş geniş kulelerinin yanı sıra surlara orantı ile sıralanmış on iki kulesiyle savunma anlamında ne kadar titiz olduklarını açıkça gösteriyordu. Güney kolcuları, şu ana kadar savunma anlamında ne kadar iyi olduklarını göstermişlerdi.
Arkasındaki Briayn uzun bir ıslık çaldı. Sırtına Silan"ı alarak oda kayalığa çıkmıştı "Vay be, herifler amma sağlam yere kale yapmışlar, Burayı ne kadar ıkınsalar bile ele geçiremezler."
"Her şeyin bir yolu vardır." dedi Silan, düşünceli bir tavırla, " Ama şundan eminim Sibran Kalesi düşse bile bu o kadar olmayacaktır."
"Bu duruma herkes hemfikir sanırım." dedi Geopro kayalıktan aşağıya indi hızlıca, "Burada çok oyalandık, şimdi gidelim buradan."
[b][i]Aslında sadece bu resmi paylaşacaktım ama bu resmin hikayesinide yazayım dedim evet, yukardaki romanın içinde geçiyor bu bölüm, o yüzden bu başlığın içinde verdim resim hakkında da yazı hakkında da yorumlarınızı bekliyorum....
Teşekkürler....[/i][/b]
[URL=http://img28.imageshack.us/i/resim001bq.jpg/][img]http://img28.imageshack.us/img28/1644/resim001bq.jpg[/img][/URL]
Dört adam, kampın dışına doğru hızla ilerliyorlardı. En önde, yeşil pelerini, kirlenmiş, kel kafasında pençe izi olan, sert yüzlü esmer adam, yere bakarak yolu inceliyordu. Kavisli kılıcı elindeydi. Yüzünde, üzgün ama sert ifadeyle ormanı inceliyor belki de Hartigan"ı düşünüyordu. Geopro ayağa kalktı, ormanın iç kısmındaki patika yolu gösterdi.
"Bu taraftan." dedi, duygusuz bir sesle önden hızla ilerleyerek gözden kayboldu.
Arkadaki üç adam başıyla, öndeki iri kolcuya tamam dediler. Silvan, sürekli geriye bakıyordu. Yüzü uykusuzluktan, yorgun ve bitkin görünüyor ama gözlerinde yüzünün aksine sert bir uyanıklık hali görünüyordu. İçinden şansına küfrediyor ne tarafa doğru yönelse, başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ã?nce V.R şimdi de Yaratık Ordusu, bu gidişle önlerine bir Trol güruhunun çıkmasına şaşıramaz hale geleceğine emindi.
şu durumda zaten bir saldırıya uğrasalar hepsinin işi bitikti. Geopro"un onları ormanın ıssız ve güvenli yollarından götüreceğini biliyor olmasına rağmen yine de içi rahat etmiyordu. Ondaki, sansa bu sırlar hiç güvenmiyordu doğrusu, olası bir saldırıda en tehlikede olan Silan olduğu için, hep onun yanında duruyordu. Kardeşine endişeyle baktığında, Briayn ile gülmekte olduğunu görünce, endişeli bakışı pis bir bakışa dönüştü.
Silvan"ın ikizi, rahatsız el arabasında iki bacağını da dışarıya vermiş geriye doğru yaslanmıştı. Arkasından arabayı hızla süren korsanın kahkahaları geliyordu. Silan parlak yeşil gözleriyle ileriye bakıyor, daha dün gece kırılan ayağının üzüntüsünü, acısını bile umursamadan gülümsüyordu.
Briayn ise üstü başı yırtık pırtık, yaralarından kan sızan bir halde, Silan"ı el arabasıyla taşıyordu. Muazzam bir kuvvetle, hızlı bir biçimde götürüyor, tümsekleri taşların üzerinden arabayı kaldırarak geçiriyordu. Bunları yaparken yüzünde, hoş bir gülümsemeyle Silan"a laf yetiştiriyordu.
"Korkuyorsan daha yavaş sürerim ?" dedi eski korsan alayla, Silan"a bakarak.
"Korkmak mı ?" dedi Silan, tek kaşını kaldırıp eski korsana bakarak. " Sen bu hızla kimi korkutmayı düşünüyorsun çocukları mı ?"
Briayn bu söz üzerine kıpkırmızı oldu. Kalın kollarındaki damarlar belirginleşerek sertçe el arabasının sapını sıkı sıkı kavradı. "şimdi görürsün seni - "
"Kesin şunu." dedi Silvan, sert bir şekilde, "Ne yapıyorsunuz çocuk musunuz siz el arabasıyla oynuyorsunuz ?"
Briayn susarak başını önüne eğip arabayı yavaşlattı ama Silan kolay kolay pes etmeyecekmiş gibi görünüyordu, kollarlını arabanın kenarlarına koyarak sırtını iyice arabaya yasladı ardından Silvan"a doğru artist artist baktı.
"Ne yapmamızı bekliyorsun, bilmiyorum, gördüğün üzere ayağım kırık, etrafta bizi öldürmeye çalışan, goblini, aragorth"u, orku, her ne türlü çarpık zihniyetli yaratık varsa bizi arıyor. Bizde burada biraz eğleniyoruz yani ne var bunda ?"
"Eğlen o zaman Silan." dedi Silvan sinirle, "Eğlen, arkada birçok insan yaşamını evini, yuvasını, eşini, arkadaşını bıraktı geride sen eğlenmekten bahsediyorsan eğlen Silan hala eğlenebiliyorsan eğlen."
"Abartma, Silvan." dedi, İkizi sertçe, Karşılaştıklarından beri ilk kez sinirli görünüyordu.. "Burada fazla duygusallaşmışsın, ne yaşadın bilmiyorum ama senin daha önce ne olduğunu da biliyorum. Seni ne kadar uyardığımı da""
Silvan hızlı bir şekilde kardeşinin yakasına yapıştı, Araba bir an dengesini kaybeder gibi olduysa da sonra Briayn şaşkınlıkla toparladı. Silvan ise, Silan"ın kulağının dibindeydi. "Sakın !" dedi kardeşine "Sakın bir daha bunu hatırlatma."
Silan şaşkınlıkla, Silvan"a baktı. "Tamam, hatırlatmam Silvan." dedi soğuk bir sesle, kendisini Silvan"ın elinden kurtararak, yüzünü yola doğru çevirdi. Silvan onu bırakarak duraksadı, Silan"ın da sinirleri bozulmuş olmalıydı, Briayn arabayı sürmeye devam ederken. Silvan sinirle ufak bir taşa tekme attı, neden her şey ters gidiyordu.
O sırada, Geopro ormanın içinden tekrar ortaya çıktı ve tekrar öne geçerek yolu göstermeye başladı. "İkinci bir keşif ordusu daha gelmiş." dedi tiksinti dolu bir sesle. "Bu sefer o kadar fazla değiller ama dağınık bir haldeler, karşılaşma olanağımız yüksek neyse ki yolu bilmiyorlar."
"Kaç kişiler bu piçin dölleri?" dedi Briayn, sinirle.
"Beş yüz kişi sanırım toplam, seksen ila yüz arası takımlara ayrılmış yarı ogre ordusu."
"Anlaşılan, Kaleyi bulmakta kararlılar." dedi Silvan, çenesini sıvazlayarak. "Yarı ogreleri bilmem ama ogreleri durdurmak zordur. Bütün ormanı tarayabilirler."
"Bu o kadar kolay olmayacak." dedi Geopro, etrafa göz atarken, " Kale kötü gözlerden ustalıkla gizlenmiştir. Ayrıca ormandaki kolcuların sayısı da gördüğünüz kadar az değil. Haydi gidelim buradan, bu civara çok yakın dolaşan bir yaratık taburu var onlarla karşılaşmak istemeyiz."
"Kesinlikle." dedi Silan, acı acı ayağına bakarak. "Hızla gidelim bu yerden."
"Hay hay," dedi Briayn hızlı bir biçimde el arabasına asılırken.
"Onu demek istememiştim." dedi Silan ama artık geç kalmıştı, Geopro hızla ileriye doğru koşmaya başladığında. Briayn"da arabayı tüm gücüyle paldır küldür sürmeye başladı, Silvan en arkada etrafa bakarak koşuyor bu gürültünün yaratık taburunu buraya çekmemesini umuyordu.
Geopro onları ufak patika yollardan geçiriyordu. Silvan çoktan yolunu kaybetmişti, Güneşin kızıl ışıkları, ağaçların yaprakları arasından süzülüyor, onlara çok zamanlarının kalmadığını söylüyordu. Patika yolları el arabasıyla geçmek zor oluyordu, ama Silan hiç ses çıkarmıyordu belki de tehlikenin farkındaydı.
Bir sürü karmaşık yollardan geçtiler, Silvan arkasına her baktığında arkasından gelen karartılar onlara daha fazla yaklaşıyorlardı. Geopro onları, bilinmeyen yollardan götürdü, ormanın iyice içlerine girdiklerinde en sonunda yarı ogreler, onları takip etmeyi bıraktılar.
Geopro, kılıcıyla yol açarken, Silan"ın arabası geçmekte zorlanıyordu. Silvan kenardan çalıları açıyor, Briayn hızlı bir biçimde, sürüyor, bütün kalan dal parçaları Silanın yüzüne geliyordu.
"Ne kadar var ya, burada çalı süpürgesine döndüm." dedi Silan, kafasındaki bir çalı parçasını bir kenara fırlatırken.
" Kalmadı, pek." dedi Geopro, "Yolu biraz uzattık, ama yakında kayalığa varırız."
"Kayalık mı ?" dedi Briayn şaşkınlıkla, "Bu ormanda ne kayalığı,"
"Görebileceğiniz şey bir mucize." dedi Geopro, karşılaştıklarından beri ilk kez
gülümseyince tenine tezat olan dişleri ortaya çıktı. " O yüzden, Nenyal"ın yarattığı bir harikanın içindedir Sibran Kalesi, o yüzden düşman onu bulamaz, bulsa da yok edemez."
"Tam olarak, nasıl bir doğa harikası bu ?" dedi Silvan, ilgiyle kolcuya bakarken.
"Anlatamam." dedi Kolcu sessizce, "Orayı görmeden anlayamazsınız."
"Gidelim öyleyse." dedi Silvan, bu cevaptan hoşlanmamıştı ama kılıcıyla önündeki bir
çalıyı kesip kendine yol açarken daha az iğneleyici bir söz söyledi., "Tanrılar ne harika yaratmış öğrenelim."
"Arkamızdakiler bizi kesmezse tabi." dedi Briayn her zamanki aksiliğiyle , "Yoksa tanrıların yanına kısa yoldan gideceğiz."
"Bu aksiliğini arabaya yansıtmasan diyordum." dedi Silan, hızla giden araba üç kez üst üste bir taşların üzerinde sekince.
"Biraz daha ilerleyelim." dedi Geopro, yeri incelerken, "Artık çok yakınız."
Kafası tıraşlanmış, esmer kolcunun yüzünde her zamankinden daha farklı bir ciddiyet, Silvan"ın dikkatini çekmişti. Etrafına baktı, ileride savaş gürültüleri hala devam ediyordu. Güneş gökyüzüne yavaş yükselmekteydi. Işık huzmeleri ağaçların altından ormanın içine süzülüyor, ağaçları yeşilin değişik tonlarına boyuyor, ölen kolcu cesetleri burada daha sık görünüyordu.
"Buraya giderlerken saldırıya uğramışlar." dedi Silvan, cesetlere doğru bakarak, eğildi. Kolcuların üzerinde ters açılı kavisli kesikler vardı. "Hiç karşı taraftan ceset yok, ayrıca bu silahları da bilmiyorum."
Geopro ona doğru baktı, "Fark ettim." dedi sadece, bir çalılığa doğru giderek, arasındaki bir cesede tekme vurarak ortaya çıkardı. Silvan, daha önce hiç böyle bir yaratık görmemişti vücudu iri bir insan vücudu gibiydi ve siyah kumaşın üzerine siyah metal levhalarla dolu değişik bir zırh giyinmişti.
Yüzü ise en tuhaf olanıydı dövmeli kel kafasından iki tane otuz santimlik, boynuz çıkıyor, açık mavi teni, çekik gözler ve uzun kulakları onu insandan çok daha farklı bir yaratığa dönüştürüyordu. Silahı ise Silvan"ın tahmin ettiği gibi ters açıyla kıvıran kabzası dışa doğru çıkık bir kılıçtı ve görünüşe göre bu silahtan iki tane kullanıyordu.
"Bu yüzüne sıçtığım şey de ne böyle ?" dedi Briayn kaşlarını çatıp tuhaf cesede bakarak.
"O bir Eldbis, en azından kendilerine verdikleri ad bu." dedi Geopro kızgınlıkla cesede bir tekme atarak onu tekrar çalılıkların arasına yuvarladı. " Çok tehlikelidirler bu kadar kuzeye geleceklerini hiç düşünmemiştim. Bu gördüğünüz yaratık burada çok durmamamız gerektiğini söylüyor bize. Haydi gidelim."
Dedikten sonra hızlı adımlarla harekete geçtiler, Geopro"nun marifetiyle, kimseyle karşılaşmadan, kısa patikada ilerlediler. Gittikleri yol, bayır aşağıya meyil ediyordu, Briayn arabayı artık güç bela sürüyor, Etraftaki engebeli arazide el arabası, çoğu zaman devrilecek gibi duruyor Silan ile Briayn dengelerini zor buluyorlardı.
"Vadiye mi iniyoruz ?" dedi Silan düşmemek için iki eliyle de el arabasının kenarlarını tutuyordu.
"Merak etme." dedi Geopro adımlarını daha da hızlandırmıştı şimdi, "İlerde bir geçit var, Kaleye doğru inen orada yol daha düzgündür."
"Umarım düzgündür yoksa kısa zamanda öleceğim." dedi Silan, Briayn"a doğru ters ters baktı.
"Ne bakıyorsun yol düzgün değil ne yapayım yani."
"Yok, ondan değil." dedi Silan alayla, " biraz daha taşlara vurursan tekerlek kendi kendini imha edecek de o yüzden baktım."
"Kes be !" dedi Eski Korsan, "Seni bu cehennemden çıkarıyorum şükredeceğine""
"Tamam, başlamayın şimdi." diye araya girdi Silvan etrafı kolaçan ederken, "Gürültü yapmayın biraz, şu yaratıklarla bu haldeyken tanışmak istemiyorum."
Silan ile Briayn sustular, ama araba hala büyük bir gürültü çıkartmaktaydı. Vadiye doğru inerlerken ağaçlar azalacağına daha da artıyordu, ileride, patika sola kıvrılıyor. Geopro"nun söylediği gibi kayalıklar ağaçların arasından görülüyordu.
"Az kaldı geçide geldiğimiz zaman güvendeyiz." dedi Geopro, eliyle kayalıkları göstererek.
"Geçit kayalıkta demek." diye mırıldandı Briayn, "Arabayı nasıl çıkaracağız peki ?"
"Kayalığa çıkmamız gerekmeyecek." dedi Geopro, "Etrafından dolaşacağız, gizli geçide gidip kaleye doğru ineceğiz."
"İneceğiz derken ?" dedi Silan kaşlarını çatarak,
"Kaleye yiyecek bu yoldan gelir ama insanı alacak büyüklükte bir geçittir burası." Diye açıkladı Geopro, kayalıklara iki adımda çıkarak, aşağıya doğru bakarken gözleri parladı. " Aşağıya kaymadan önce şu manzaraya bir bakmalısınız."
Silvan, hızlı adımlarla kayalığa doğru çıktı. Uzun boylu esmer kolcunun yanında dimdik uçurumun altında duran İhtişamlı kaleye baktı. Ormanın içinden, ormanın bir parçasıymış gibi gözüken, taştan kale öğlen güneşinin ışıklarıyla parlıyor gibiydi. Tüm vadinin merkezinde duruyordu Güney Kolcularının Merkez Kalesi, Bu yeşil vadiye girişin tek bir yolu vardı, Silvan"ın görebildiği o da bir bölüğün bile zor bela geçeceği dimdik bir yamaçtı sadece.
Kale Silvan"ın hayal ettiğinden çok daha büyüktü ve Vadinin etrafındaki kayalıklar onu fetih edilmesini nerdeyse imkansız kılıyordu. Bu kayalığa mancınık yerleştiremezlerdi, şu dar yamaçtan inmeleri demek gelen orduların tam manasıyla kırılması demekti, Sibran Kalesinin gücü bunlarla sınırlı değildi sadece.
Silvan"ın tahminine göre en az üç kat surla çevrilmiş, Kalenin stratejik noktalarına yerleştirilmiş, üç uzun kule ve kalenin dört tarafına birden dizilmiş geniş kulelerinin yanı sıra surlara orantı ile sıralanmış on iki kulesiyle savunma anlamında ne kadar titiz olduklarını açıkça gösteriyordu. Güney kolcuları, şu ana kadar savunma anlamında ne kadar iyi olduklarını göstermişlerdi.
Arkasındaki Briayn uzun bir ıslık çaldı. Sırtına Silan"ı alarak oda kayalığa çıkmıştı "Vay be, herifler amma sağlam yere kale yapmışlar, Burayı ne kadar ıkınsalar bile ele geçiremezler."
"Her şeyin bir yolu vardır." dedi Silan, düşünceli bir tavırla, " Ama şundan eminim Sibran Kalesi düşse bile bu o kadar olmayacaktır."
"Bu duruma herkes hemfikir sanırım." dedi Geopro kayalıktan aşağıya indi hızlıca, "Burada çok oyalandık, şimdi gidelim buradan."