Üç Avcılar 1. Kitap Son Kuşatma (Ön Okuma)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Üç Avcılar 1. Kitap Son Kuşatma (Ön Okuma)

Post by Walter »

Üç Avcılar 1. Kitap - SON KUşATMA -


Bazı şeyler asla affedilmez.....

Geçmiş kanla bulanmışsa eğer, cesetleri çürütemiyorsa artık toprak,

Bu vahşet kabul edilemez...

Ve Bu Vahşetin başlangıcını bilmeden, vahşete karşı bir kaç iyi adamın nasıl savaştıkları anlatılmazdı..

İşte o vahşetin başlangıcının ve o vahşet içinde üç avcıların tanışma hikayesi...

Dağılma sürecindeki bir krallığı, güneyde kadim iblislerin tehdidi içten içe vururken, bunu saklamaya çalışan gizli bir örgüt krallığı ele geçirme peşinde, zeki ama düşmanlarla sarılmış bir kral, Yerlerinden sürgün edilmiş, "Yaratık taburlarınca saldırıya uğrayan halk, ve onları avlamaya gelen kalleş ödül avcıları....

Ve bunların ortasına düşen avcılık sınavından kovulmuş genç bir adam Silvan Feındt....

Gerçekler bir yumruk gibi yüzüne çarparken artık hayalperest olmanın sırası değil,

Bir serserinin kahraman olma hikayesi...

Son kuşatmanın hikayesi...


Yazan: ...Mert şahin...


Not: Geçen yaz yazmaya başladığım bu yaz sonu bitirmeyi umduğum, yazdığım son romanın bir ön okuması değerli frpworld sakinlerinden yorumlar bekliyorum çünkü sizin yorumlarınız beni yönlendirecektir,



(Ã?n Okuma)


Geçmişin Getirdikleri;


20. Jursang 1011, 3. Ã?ağ



Güney Bozkırları, Eski Kebuda Bölgesi



Güney bozkırlarında gece çok güzeldi, ışığın pek bulunmadığı bu uzun fersahlarda yıldızlar çok net görünüyordu, mavi el takımyıldızı batı tarafında parıldamaktaydı. Jertiar, yeni doğmuştu ve yarısı görünüyordu. Rengi mavi mavi parlamaktaydı. Genç bir avcı olan Silvan, hep bu uçsuz bucaksız geceye baktıkça, kendini bu büyük evrende minik bir toz zerresi gibi hissederdi. Hafif meltem esiyordu kuzeyden ve sıcak yaz havasını biraz olsun serinletiyor gibiydi.

Silvan, yandaki ufak çantayı aldı. İçinden Sendar çiftlik ürünü olan, uzun dip tütünden ve onun özel kağıdından biraz aldı. March kızacaktı elbet ama olsun bu gece nöbet onundu ve siyah, ıssız gecede tütün çekmenin zevkini tatmadan nöbeti Braiyn"a vermeyecekti. Acele etmeden tütününü sardı o güzel kokan kağıda. Sardığı tütün şekline Sendar"da "barikedo" denirdi. Barikedoyu koklayarak o enfes tütünün kokusunu içine çekti. Myrcid aşkına! Bu koku çok güzeldi. Yaslandığı kayaya iyice yerleşerek, parmaklarını hızla hareket ettirerek bir şeyler mırıldandı.

Parmaklarının ucu birden alev aldı. Silvan irkildi, bu alevlerin aniden ellerinde belirmesine hala alışamamıştı. March hep bunu daha düzgün yapardı, birden başparmağında belirirdi ufak bir alev. Barikedosunu yaktı, ilk nefesi içine çekerek dumanını yıldızlarla dolu gökyüzüne üfledi. Bu tütünü seviyordu, çünkü ona doğduğu şehri memleketini hatırlatıyordu. Memleketinin kokusunu, tadını" Sendarlıydı o, demire ve nehre aşık, öyle büyümüştü. şimdi barbarların nerdeyse terk ettiği bu güney bozkırlarındaydı. Sessiz, tozlu ve sıcak, ölülerin çürümeye sürekli yüz tuttuğu geniş bozkır.

Barikedosunu yavaşça içerken, elli beş yıl önce şimdi burada çürüyen ölülerin ilk düştüğü zamanlar buradan geçtiğini hatırladı. şimdi arkada horuldayan iki adamla geçmişti buradan. Burada dayanan büyük barbar kabilelerini nerdeyse söküp atan iblislerin yönettiği yaratık taburlarının arasından açlıkla mücadele ederek geçmişlerdi. O zamanlar avcılık sınavına iki kez girmiş fakat başarısız olmuş genç bir serseriydi. Elli beş yıl Yüce Myrcid"in büyü gücü kanlarında dolaşan Sendarlılar için çok çok kısa bir süre olmasına rağmen Ravon"dan kaçış onu çok etkilemişti. Ölümün gerçek yüzünü, kötülüğün boyutlarının ne kadar ileriye gittiğini öğrenmişti.

O günden sonra, yemin etmişti, Güneyde oluşan ve bütün Justisar"ı tehdit eden bu kötülüğe gücünün son damlasına kadar savaşacağına, aslında yemini sadece güneydeki değil Justisardaki bütün kötülükleri bütün karanlıkları yok etmek için elinden geleni yapacaktı. Bunun için yemin etmişti ve tutacaktı da, ta ki ölene dek.

Bu düşüncelere dalmışken sağ tarafından bir çıtırtı duydu. Sanki biri bir kemiğe basmıştı. Kaskatı kesilerek vücudunun hiçbir yanını hareket ettirmedi., sadece biraz gözleri kısıldı. Normal bir panikle ayağa kalkmak düşmana avantaj sağlamak olurdu. O sırada avcılığın öğretilerinden biri aklına geldi: "Düşmanının en zayıf anı kendini avantajlı hissettiği andır." Bir süre olan duraksamadan sonra çok hafif, dikkatli kulaklar dışındakilerin duyamayacağı bir çıtırtı daha duydu.

Ya adam " ki adamsa- bir profesyonel katildi, ya da hızlı dikkatli saklanmayı iyi beceren ufak ırk. Bu bir goblin veya bir buçukluk olabilirdi veya bir gnom. Ah lanetli kan! İhtimalleri bırakıp harekete geçmeliydi. Umursamaz bir tavırla March"ın çantasını yerine koyar gibi yaparak düşmanına bakmaya çalıştı biraz ilerde bir gölge görür gibi oldu. Ama gölge göründüğü hızla kayboldu. Silvan, barikedo"nun sonun içerken rahat davranmaya çalıştı. Bir çıtırtı daha duyduğunda, bu çok yakındı hemen sağından geliyor gibiydi. Ağzında kalan son parça barikedoyu da tükürdükten sonra, elini yanındaki duvara dayamış olduğu kılıcını kaptı.

Tam o anda bir kılıcın, sesini işitti, Başını tam zamanında eğerek kılıcın kafasını parçalamasını engelledi, kılıç kayadan sekti. Silvan yerde yuvarlanarak ayağa kalktı, o anda kılıcını çekmişti.

Karşısındaki adam " ki adamsa karanlıktan pek belli olmuyordu. Uzun kıvrımlı kılıcını Silvan"a doğru uzattı.

"Sen kimsen düşmanın uşağısın." Sesi kalındı ve kendine güvenli bir şekilde çıkıyordu. Sol ayağını geriye attı, kılıcı sol kolunun biraz üzerinde öndeydi.

Silvan"ın gözleri şokla açıldı bu daha önce sadece kitaplarda gördüğü bir " Kılıç Ustası" tekniğiydi. Tek darbede ölüm "astoniakta", Bu hızlı saldırı direkt kalbi deşer. Düşman daha yere düşmeden ölürdü.

Jartiarın ışığı adamın yüzüne vurdu. Adamın yüzü; nefret, acı, ıstırap doluydu. Yüzünün sol yanı üç tane paralel yara iziyle kapanmıştı sadece sol gözü parlamaktaydı. Garip bir şapkası vardı tepesinde garip üç tane tüy bulunan nerdeyse paramparça olan bir şapka. Adam, Silvan şaşkın şaşkın bakarken şeytanca gülümsedi.

"Artık ölüsün !"

Geriye attığı sol ayağından destek alarak, fırtına gibi bir hızla Silvan"a saldırdı. Silvan"ın refleksleri iyiydi, fakat yinede yeterli değildi. Silvan can havliyle kılıcını savurup, adamın kılıcının altına girerek kalbine giden kılıcın yönünü değiştirmişti. Fakat kılıç sert bir şekilde Silvan"ın sol omzunu delip geçmişti.

Acı akkor halinde yükseldi, omzundan boyuna doğru. Adam, kılıcını hızla çıkardığında, istemsizce dizlerinin üzerine çöktü Silvan, kılıcını yere saplamıştı. Adam ona tepeden bakıyordu. Kılıcını son vuruşu yapmak için havaya kaldırdığında, Silvan"ın gücü kalmamıştı. Vücudunu kımıldatamıyordu, hiçbir kası oynamıyor gibiydi.

"Tek darbede ölmedin, düşman." dedi adam, karanlığın içinde gri gözleri delilikle parlıyor gibiydi. "Bu bile senin gibi biri için başarı sayılır. şimdi öl-"

Sözleri kafasının sağına gelen bir darbeyle kesildi. Darbe o kadar sertti ki vuruş anında kalın sopa paramparça olmuştu. şapkalı adamın gri gözleri beyaza doğru döndü anında olduğu yere devrildi.

"Seni orospu çocuğu." dedi yerde yatana vurmuş olan adam, elindeki sopanın kırılmış sapına bakarak. "Kafan epey sertmiş."

Onu kurtaran iri yarı beyaz saçlı adama bakan Silvan, "Onu öldürme Braiyn." diyebildi zorlukla. "O bir Kılıç Ustası."

"Gerçekten öyle." dedi Braiyn, elindeki sopa parçasına son bir kez baktıktan sonra bir kenara attı. Hızlı bir iki adımla Silvan"ın yanına gelip yarasına baktı. "Seni bu hale tek
darbede soktuysa, işini iyi bilen biri demek ki Kılıç Ustası olsa da olmasa da."

"Sargı bezi getirip kanı durdur sen." dedi Silvan zor bela "Kayanın yanında mavi çantamda olacaktı."

Braiyn bir şey demeyerek başını salladı, hızla kayaya doğru çantayı alıp getirdi, içinden bir miktar sargı bezi çıkardı. Kaşlarını çatarak bir miktar aldıktan sonra, düşündü March"ın tütün kesesinden bir avuç olarak yaraya bastırdı.

Silvan kanın kaybının verdiği uyuşukluktan bu yakıcı acıyla kurtuldu tam ulumak üzereyken Braiyn, Silvan"ın ağzına bir kumaş parçası tıktı.

"Büyük ihtimalle March beni öldürecek ama eskiden denizlerde yaraya bundan başka bir şey etki etmez derlerdi." dedi Braiyn, sargıyı sarmaya başlamıştı bir yandan da gülümsüyordu.

Acıyla dağlanan Silvan tüm kiniyle ağzındaki kumaşı ısırıyor, bütün eski korsan tedavilerine lanet okuyordu. Omzu alev almış gibiydi sanki akkor halinde acıyı hissediyordu. Gözlerinde kırmızı ışıklar dans ediyordu sanırım bu kötü alametti.

"Sanırım acı hissediyorsun." dedi Braiyn sarma işini bitirdikten sonra Silvan"ın ağzındaki kumaşı aldı. "Normaldir, omzundaki bir iki kemiğin kırılmıştır da sanırım üç hafta bekledikten sonra yaran iyileşir. Neyse ben şimdi şu bok çuvalını bağlıyayım diğerini de uyandırayım. Dinlen biraz."

"Yapma ya, acı hissediyormuşum, kaçık korsan bozuntusu." dedi Silvan nefes vererek hareket etmeye çalıştı ama sol tarafındaki acı onu felç ederek yere yapıştırdı. Alnından boncuk boncuk ter süzülüyordu. şansına küfretti yapacakları görevde yine şansızlığa düşmüştü Umutsuz bir halde göz ucuyla Braiyn"a baktı.

Beyaz saçları Jartiarın ışığında iyice belirginleşmiş olan iri yarı adam, ona saldıranı sert bir şekilde bağlıyor. Kalın düğümler atıyordu, bu düğümler Braiyn"ın tabiri ile gemici düğümleriydi tabi. Braiyn adamı iyice bağladıktan sonra kayaya yasladı ardından yüz üstü üç kat pelerine yatmış olan March"a doğru ilerledi.

Braiyn, March"a doğru ilerlerken gözlerindeki parıltıyı gören Silvan derin bir of çekti " tabi bu yarasının deli gibi acımasına sebep oldu. O sırada Silvan"ın tam beklediği gibi tekme sesi ve küfürler duyuldu.

"Kalk seni bok torbası etrafında dünya patlasa uyanmayacaksın." dedi Braiyn bir tekme daha savurmuştu.

March, Brian"a okkalı küfürler savurarak yavaşça ayağa kalktı. Uzun sarı saçlarını gözlerinin önünden çekerek gözlerini ovuşturuyordu ki Silvan"ın yaralı halini görünce "Lanet Olsun." Diye fısıldayarak arkadaşının yanına iki adımda koştu. Onu doğrultarak Silvan"ın sırtını ufak bir kayaya yasladı.

"Sağ ol March." dedi Silvan rahatlamış bir halde. Bu halde kendini çok daha iyi hissediyordu.

" İyi misin? Bu ağır yarayı kim açtı sana ?" dedi March, mavi gözleri şokla açılmıştı

"Arkandaki şu bok çuvalı." diye cevapladı onun yerine Braiyn elini baygın Kılıç Ustası"nın omzuna vurarak.

"Eeee niye gebertmiyoruz şu bok çuvalını o zaman." dedi March hararetle harekete geçerek, ince kılıcının nerdeyse yarısını çıkarmıştı bile "Hadi bitirelim şu işi."

"Dur aptal." dedi Silvan "O bir Kılıç Ustası bana vuruş tekniğinden anladım."

"Hah nerden biliyorsun, " diye güldü Braiyn " Kıçı kırık yeni yetme avcısın daha."

"Hangi teknikti ?" dedi March, Braiyn"ın aksine ilgilenmişti. " Akdura mıydı yoksa ?" dedi hızla dönerek kafa kesme tekniğini söyleyerek. March en azından kesin ölümlü bir teknik söyleyecek kadar yaklaşmıştı.

"Hayır astoniakta."

"Hö, siz bunları nereden biliyorsunuz lan ?" dedi Braiyn şaşkınlıkla

" Bu herif baya iyi keza sende öyle o tekniği savuşturanı hiç duymamıştım" dedi March ardından Braiyn"a dönerek. "Avcılık Sınavında sorulmuştu aptal Sınavı hiç mi hatırlamıyorsun ?"

"Teknik soruları mı ?" diye düşündü Braiyn "Heh, sanırım onları boş bırakmıştım, ben bir tek yatay yüzgeç tekniğine inanırım zaten."

"O bir teknik değil ki." dedi Silvan, "Hiç öyle bir şey duymamıştım."

"Aptal olan sizsiniz." dedi Braiyn kendinden emin bir tavırla. "Bu bir numaralı korsan tekniğidir, sağlam vurdun mu adamı iki parçaya bölebilirsin bile."

" Biz avcı veya kılıç ustası tekniklerinden konuşuyoruz Braiyn." dedi Silvan lanet olası herif bazen çok aptal olabiliyordu.

"Yemin ediyorum hödüksün biliyor musun? Hani seni şuraya dikseler, kalas sanıp geçerler. O derece yani." dedi March,

" Kendine bak aptal seni bir gün şurada unutup gitsek." dedi Brian sonra gülümsedi "Cidden bir gün bunu yapmalıyım." dedikten sonra devam etti. "Saçlarınla beraber burada bitkisel bir bozkır ortamına uyum saylarsın yüz yıl sonra geliriz aynı durumdasındır çünkü sen ben olmasam dünyada uyanmazsın. Bir de kıymet bilmezsin saman kazığı seni."

"Temel ihtiyaçlar dünyadaki her şeydir." dedi March bilge bir tavırla, O dağınık sarı saçı saçlarıyla ve parlayan bakışlarıyla bilgeden başka her şeye benziyordu aslında. " O dört kutsal şey Uyumak, yemek, giyinmek ve cinselliğe saygı duyacak, onlara inanacaksın. Bunu anlamayan bir aptalla pardon kalasla konuşmaya bile deymeyeceğini düşünüyorum."

" Kesin sesinizi." diye bir kalın derinden gelen bir ses duyuldu, bu bağladıkları adamdı gri gözleri parlıyor alnının sağ tarafından kan süzülüyordu. "Arkadan saldıran kalleş düşmanlar."

"Kim arkadan saldırıyormuş piç." dedi Brian, adamın suratına sağlam bir dirsek attı. Adamın kafası biraz geriye düştü sonra öne doğru eğildi, yere kan tükürüyordu. Başına kaldırdıktan sonra gri gözlerinde kinle Silvan"a baktı.

"Biz dostuz, Sendar"dan gelen avcılarız." dedi Silvan adamın bakışlarına cevaben. "Avcının Ki-il " ini taşıyoruz, bize inan Kılıç Ustası."

"Avcılar ne zaman arkadan saldırır, gereksiz konuşur oldu." dedi adam, sözlerine rağmen gözlerinden şaşkınlık okunuyordu. "Adınızı ve baba adınızı verinde size tam olarak inanayım üç avcılar eğer öyleyseniz tabi."

" Benim adım Silvan, Serdan oğlu Zioenel"in torunu." Dedi Silvan yeşil gözlerinde bir parıltıyla, dedesini dönemindeki çoğu kılıç ustası bilirdi.

March, gri gömleğinin cebinden daha önce hazırlanmış, bir tane barikedo çıkardı. Parmağının bir şaklatmasıyla barikedosunu yaktı. Dudaklarının arasına yerleştirdi ve bir iç çekti barikedodan. Duman ince ince siyah geceye dağılırken, saçlarının arasından görünen buz mavisi gözleri kılıç usta sına kilitlendi

"Adım March, Babamın adı altın saçlı Simon idi. Son Ravon Kralı," dedi, bakışları bir süre mavi el takımyıldızında gezindikten sonra tekrar adama baktı, elleri cebindeydi. Yok, olmuş bir Krallığın prensinden çok, bir serseriyi andırıyordu. "Bunu bilen dördüncü kişisin. Dediklerime ister inan ister inanma ama dikkatli ol Kılıç Ustası bu sır öğrenilirse sen bile çok yaşamazsın."

"Bense Braiyn, korsandım. Babam Sendarlıymış, adı Briayd imiş." Braiyn, geniş kemerinden bir bıçak, çıkarıp adamın iplerini keserken. "Hiç tanımadım şerefsizi. Beni tekrar Sendarlı yapan babam karşıdadır. Onu bir daha yaralarsan gırtlağını parçalarım."

Silvan gülümsedi, Briayn"dan nerdeyse yüz küsur yaş büyüktü bu onu sendar ölçütlerinde babası değil en fazla abisi sayılırdı. Braiyn onu hep kurtarıcı olarak görmüştü. O ise bir kurtarıcı değildi, başarısızdı. Nerdeyse üç bin kişinin ölmesine izin vermişti. Ondan da acısı korumaya yemin ettiği birinin ölmesine engel olamamıştı.

Adam onlara baktı, gülümsedi. Gülümseyince yüzündeki acı çizgileri azaldı. Kılıç Ustası daha da gençleşmişti sanki onu saran iplerden sağ eliyle kurtuldu. Ayağa kalktı March kadar uzundu Braiyn kadarda iri üzerinde omzuna astığı parça parça olmuş ceketini omzunun üzerinden yere attı. Sağ eliyle sol kolundaki kanlı bandajları çıkarırken sol kolunu Braiyn"a uzattı. Bandajlar çıktığında gördükleri kolun hali korkunçtu, sanki kol dirseğin dört santim altından kopmuş sanki zor bela dikilmiş gibiydi. Kol deriyle tekrar uyum sağlayamayınca çürümüştü, Silvan ne kadar büyük bir acı diye düşündü.

"Korsan, daha önce bu tip işleri yapmışsındır." dedi Adam gözlerini Braiyn"a dikerek. "Kes şunu."

"Saçmalama" dedi March ağzı şaşkınlıkla açılmış barikedosu düşürmüştü. "Yapma şunu Braiyn. Yapacaksa kendi yapsın."

"KES şUNU DEDİM !" diye bağırdı Kılıç Ustası, Braiyn"ın duraksadığını görünce ona doğru baktı gri gözleri dolu doluydu. " Bunu kendim yapamam. Anlıyor musun? Ona ben dokunamam o benim emeğim. şimdi kes şunu, lütfen."

"Dediğini yap Braiyn" dedi Silvan araya girerek, ne olduğunu bilmiyordu ama bir Kılıç Ustası nın gözlerinde buğu görünüyorsa bu ciddi demekti. "Hızlı ve doğru ol."

Braiyn hızlı bir şekilde büyük korsan palasını çekti. Temiz bir şekilde darbeyi indirdi, çürümüş kol hafif bir pat sesiyle yere düştü. Ardından kılıç ustası diz çökerek kolu yerden aldı. Deri yeleğinin iç cebine koydu. Kolunun kalan kısmını kanı durdurması için gömleğiyle bağladı. Kurşuni bakışları donuktu sonra o bakışlar Silvan"a kaydı.

"Sana borçluyum." dedi ayağa kalkarak sonra March ile Braiyn"a baktı. " Ve size de. Adımı söyleme sırası bende, uzun süredir böyle dayanışma içinde olan bir avcı grubu görmemiştim. Sizin hikâyenizi duydum ama benim duyduğum daha farklıydı. Benim adıma gelince" Ben Mardukan, İstendel oğlu çift kılıç Mardukan."

Üçünün de ağzı şokla açıldı. Ã?ift Kılıç Mardukan, iki tane kılıçla büyüyü yönlendirebilen bilinen ikinci kılıç ustası olan bu adam çok ünlüydü. Kılıçlarının adı bile Sendar"da bilinirdi çoğu denizci, yolcu adını duymuştu. Kendisi efsanelere göre iblis öldürebilmiş nadir kişilerden biriydi. Ama şimdi onlar nerdeyse bir asırdır çift eliyle ünlenen bu adamın sol elini kesmişlerdi.

Ancak şimdi anlayabildi Silvan, adamın gözündeki buğulu gözyaşını. Tabiî ki kendi kesemezdi elini o, kendi değeriydi düşmanlarının korkusu dostlarının güvencesiydi o el. Bir zamanların çift elli kahramanı artık düşmüştü, gücünün çoğu artık gitmişti pat diye yere düşen bir taş gibi önemsizce kaybolmuş gitmişti her şeyi elinden. Bir kahramanın böyle düşüşü, adam Mycid"e lanetler yağdırıyor olmalıydı.

" Ben- biz ne yaptık ?" diyebildi Braiyn.

"Bir suçunuz yok." dedi Mardukan daha demin yere attığı kırmızı eski ceketini omuzlarının üstüne atarak. "Size borçlandım, bu yüzden yanınızda kalıp sizi eğiteceğim bildiğimi her şeyi size anlatacağım. Eğer bu dostluğunuz hep sağlam kalır ve iyi çalışırsanız ününüz beni de geçer."

"Neden bunu yapmak istiyorsun ki. ?" diye sordu Silvan

"Ã?ünkü artık kendimin zamanının geçtiğini düşünüyorum." dedi kopmuş olan koluna doğru baktı. "Artık çift el değilim. Sizin gibi iyi gençlerin benim yolumu alıp karanlığa karşı savaşmasından başka bir isteğim kalmadı. Birde siz bu işe yaramaz adamı istemiyor da olabilirsiniz tabi. Eğer öyleyse anlarım."

"Saçma sapan konuşuyorsun," dedi Braiyn. "Güneyde ne bok yediysen kafan sulanmış, senin gibi korsan adetlerini bilen bir adamdan ders almaktan onur duyarız biz."

"Merak etme." dedi Silvan, "Biz bu dava için çoktan yemin ettik önümüzde ardımızda kanlı cesetlerin yattığını biliyoruz çünkü gördük. Senin sayende dünyaya pislik yayan kötüleri durdurmak varken bunu niye reddedelim biz aptal mıyız ?"

"Aynen." dedi March gülümseyerek. "Bizim zekâ seviyemizi yanındaki Korsan bozuntusu düşürse de hiç de aptal sayılmayız."

"Siz gerçekten eğlenceli tiplersiniz." dedi Mardukan o da gülümsemişti. "Kampınızı bastığım seni yaraladığım için özür dilerim Silvan. Düşman güneyden beri bana çok tuzak kurdu sizinde öyle olduğunuzu sandım."

" Önemli değil." dedi Silvan özrü kabul ederek. "Senin durumundaki herkes öyle yapardı. Takma kafana, iyileşirim."

" Kolun, o nasıl oldu peki ?" dedi March o sırada cebinden bir barikedo daha çıkarmış dudaklarına yerleştirmişti.

" Arcturus. " dedi Mardukan, İblis kumandanının adını söylemişti, yüzünde bir nefret ifadesiyle. "Onunla savaştım, yenildim zor bela kaçtım."

"İblisle mi savaştın !" dedi Braiyn şokla bağırarak " Hiç öldürdün mü daha önce iblis? Efsanelerde elli tane öldürdüğün söylenirdi."

"Sadece on iki tane." dedi Mardukan düşünceyle iç ceplerinden birinden uzun piposunu çıkarıp içini doldurmaya başladı. "Gerçekler, efsanelerin beşte biri kadardır bunu unutma korsan efendi."

"şimdi, Silvan"ın ne kadar daha böyle durması gerekecek ?" diye sordu March barikedosunu parmağıyla yakarken, Silvan"ın kanlı omzuna doğru bakarak."

"Lanetli kan !" diye küfretti Braiyn, Silvan"ın yanına koşarak. "Kendini çok yordun aptal! Bandajlarını değiştirmedik kandan sırılsıklam olmuşlar."

Silvan şimdi anlıyordu yavaş yavaş yorulduğunu. Sol omzu acıyla yanıyordu ve kurumuş kanla katılaşmış gibiydi. Kanlı bandajını hızla değiştiren Braiyn"a baktı. Yarayı tamamen açtıktan sonra, arkasında iri bir gölge belirdi.

"şu hale bak korsan, onu öldürmeye mi çalışıyorsun ?" dedi Mardukan, parmağıyla yarayı gösterdi ardından Braiyn"ı itip diz çöktü. "Yarayı temizlemeden tütün basmışsın. Bana su getirin çabuk !"

March şaşkınlıkla tütün basılan yaraya bakarken, Brian matarasını Kılıç Ustasına uzattı. Mardukan, ufak bir el bıçağı çekerek yaranın etrafındaki tuniği parçaladı. Ardından matarayı yaraya doğru yavaşça dökerek yarayı yıkadı. Su acıtıyordu acıttığı kadar da rahatlatıyordu da en azından kurumuş kanın sertliğinden kurtulmuştu.

Silvan bir saat önce omzunu yaralayan şimdi ise onlara ders vereceğini söyleyen bu adama bakıyordu. Mardukan, efsanevi çift el, şimdi onu tek eliyle iyileştiriyordu. Yıpranmış şapkasının altından inen saçları arasında parlayan gözleriyle yaraya bakıyordu. Pipoyu sertçe ısırmış, dişlerini sıkmıştı. Beklide yaptıklarından pişman duyuyordu ya da elinin yokluğuna lanet okuyordu. Silvan bu garip, delilikten sıyrılmış, gücünün çoğunu kaybetse de hala sert olan adamdan hoşlanmıştı. Dostlarının da onla aynı kararda olduğunu biliyordu. Braiyn"ın gözlerinin parlamasını, March"ın sırıtışını görmüştü.

şimdi ise omzunu yıkarken Brian"a su döktürüyor yarayı iyice temizliyordu. Temizleme işi bittikten sonra cebinden ufak bir şişe çıkardı. Braiyn"a sargıları getirmesini işaret etti. "Bu acıtacak genç avcı." dedi Silvan"a ardından şişeden bir yudum içtikten sonra biraz yara döktü.

Akkor halindeki bir acı omzundan yükseldi tam haykırmak için nefesini almıştı ki Mardukan kolu ile onun ağzını kapattı ardından Braiyn"a döndü. "Bütün vadiyi uyandırmadan çabuk yarasını sar şunun."

Braiyn hızla ama iyi bir şekilde sardıktan sonra Mardukan onu bıraktı. Ancak o zaman Silvan derin bir nefes alabildi. Yaşlı Kılıç Ustası, yorgun bir tavırla oturdu, Braiyn da onu izledi. March ise ağzındaki barikedosunu çalılara doğru tükürüp etrafa baktıktan sonra yaklaşıp oturdu. Dört kişi bir ufak kayaların arasında küçük izci grupları gibi çember halinde oturdular, bir tek ateşleri eksikti. O da bu düşman topraklarında çok riskliydi hele yaralınız varsa.

"Sizi eğiteceksem sizi tanımalıyım, zaaflarınızı, güçlü yönlerinizi bilmeliyim ?" diye söze başladı Mardukan sonra gülümsedi. Lanet, bu adam gülünce çok farklı biri oluyordu. " İşin aslı sizi tanımak bu güçlü dost nasıl elde ettiğinizi öğrenmek istiyorum. Böylece sizin dostunuz olabilirim belki."

"Hıh, bizim dostumuzsun zaten." dedi March bir barikedo daha yakarken. "Bundan şüphe duyma sakın."

" Ne duymak istiyorsun yaşlı adam ?" diye güldü Braiyn

"Saçlarım seninki kadar beyazlamadı daha korsan." dedi Kılıç Ustası ters ters, Ardından elini tıraşsız çenesinde gezdirip karşısındaki üç tane avcıya dik dik baktı. . "Duymak istediğim şu hem şu gecenin geçmesi için hem de tanımak ya da merak ne derseniz deyin. Nasıl tanıştığınızın hikâyesini merak ediyorum ?"

"O uzun bir hikâyedir." dedi Silvan biraz doğrulmaya çabalayarak. "Anlatımı bir geceye sığmayabilir."

"Olsun." dedi Mardukan piposunu zevkle tüttürürken. "Senin omzun iyileşene kadar zamandan bol bir şeyimiz yok."

"Anlatalım Silvan." dedi March gözleri uzağa dikilmişti, oldukça ciddiydi. "Bu hikayeyi uzun zamandır anlatmak, içimi dökmek istemiştim. Bu kişinin de ustam olacak adam olması bence gayet uygun."

"Bence de." diye onayladı Braiyn.

"Haklısınız." dedi Silvan " Bu hikayenin tamamını bizden başka kimse bilmiyor, bir kısmını bilenler ise çoğunu çarpıttı. Bilinenin aksine büyük bir kahramanlık hikayesi değildir bu, hikayeye başlamadan önce, bu konuyla ilgili bildiklerini unut, Bu hikaye bizim tanışmamızdan çok bir vahşetin, unutulmuşluğun, Kötülüğün ne boyutlara varabileceğinin, sonsuz yeminimizin hikayesidir. Bu kötülüğün vahşetini son kez göstereceği, bizi son kez kuşatacağı hikayedir" İşte bu son kuşatmanın hikayesidir""
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar....

Yazdığım roman ilgi çekici mi merak içerisindeyim
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Ã?ncelikle Walter.... Ayrıntılara çok iyi dikkat ediyorsun.. Ayrıntılar derken şunu kastediyorum. Ã?ykünün ana konusu dışında öyküde ilgi çeken birçok şey var. Konuşmalar çok güzel. Kelimeler ayrıca insanın dikkatini çekiyor. Karakterlerin tavırları bile hikayeyi başlı başına ilginç hale getirebiliyor.

Ã?ykü çok ilginç bir şekilde başlamış... Ã?ncelikle tanıdık bir ortam gibi görünen bir ortamda başlayıp sonra aslında bilmediğimiz bize tuhaf gelen birçok farklı öge karşımıza çıkıyor. Ki bunlar hikayeyi ilginç hale getiriyor. Tabii sanırım burada yazdıkların asıl hikayenin girişi gibi.....

Belki belli şeyleri, tabii ansiklopedik bilgi veriri gibi olmasa da açıklasan daha iyi olabilirdi, yani en azından ben, fantastik, bilimkurgu ve tarih alanlarında yazılan romanlarda günlük yaşamda karşılaşılmayan güçlerin, kavramların, aletlerin, canlıların hissettirmeden biraz açıklanmasından hoşlanıyorum, tabii belki bu benim bireysel tercihim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
devrimk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2082
Joined: Thu Feb 03, 2005 10:00 am
Contact:

Post by devrimk »

İblis Söylenceleri ( Justisar) hikayeni de okumuştum bu hikayeni de okudum.

Diğer hikayendeki karakterlerle bir duygusal bağ kurmak zordu fakat bunda karakterleri daha ayrıntılı anlatmışsın. Genel olarak eleştirim isimlerin yerlerin tanrıların isimlerinin yabancı olması. Ã?rneğin bahsettiğin tütüne Türkçe çağrışım yapan isim verirsin ki sanki kokusunu da tahmin ediyormuşuz gibi gelir.

Aklıma takılan bazı cümleler ve olayları da ekleyerek bitireyim.
dikkatli kulaklar dışındakilerin duyamayacağı bir çıtırtı daha duydu.
"keskin kulaklar" daha uygun olmaz mı?
"Normaldir, omzundaki bir iki kemiğin kırılmıştır."
Tarif edilen yerde kırılabilecek bir tek köprücük kemiği var sanırım.

Omzundan yaralanan Silvan'ın çektiği acıyı görebiliyoruz öte yandan kolu kesilen kılıç ustası fiziksel bir acı çekmiyor gibi.

Kılıç ustası ile avcıların bir anda anlaşması garip olmuş, Kılıç ustası ismini söylediğinde onu tanıyıp serbest bıraksalar daha mantıklı olur gibi. Ã?te yandan Kılıç ustalarını Paladin gibi düşünüyorsan bir tutarsızlık yok tabii.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Kendim gerçekten kötü bir yazar olamma rağmen gözüme takılan bazı pürüzleri yazmam gerektiğini düşündüm. İyi olmasam dahi eleştiri sırasında biraz kaba olabileceğim için şimdiden özür dilerim.

Hikayenin daha başında anlamını bilmediğim "Jertiar" kelimesi geçiyor. Ay'ın yerini mi alıyor bilemiyorum ama o durumda sadece ay desen bence insanın gözünde daha rahat canlanır.

Bu gibi ürettiğin kelimelerin ne olduğunu kısaca açıklasan hem hayal etmesi daha kolay olur, hem de ileride bu kelimeler yüzünden hikayeden kopma yaşanmaz. Benim gibi dikkati kolay dağılan biri için önemli bir konu.

Bazı cümleleri uzatarak hikayenin akıcılığını da bozuyorsun bence.
Güney bozkırlarında gece çok güzeldi, ışığın pek bulunmadığı bu uzun fersahlarda yıldızlar çok net görünüyordu, mavi el takımyıldızı batı tarafında parıldamaktaydı. Jertiar, yeni doğmuştu ve yarısı görünüyordu. Rengi mavi mavi parlamaktaydı. Genç bir avcı olan Silvan, hep bu uçsuz bucaksız geceye baktıkça, kendini bu büyük evrende minik bir toz zerresi gibi hissederdi. Hafif meltem esiyordu kuzeyden ve sıcak yaz havasını biraz olsun serinletiyor gibiydi.
Gece gökyüzünde rahatlıkla fark edilen yıldızları ile Güney bozkırları çok güzel olurdu. Mavi el takım yıldızı batıda parlarken, Jertikar doğudan doğuyor ve mavi ışıklarını bozkıra yaymaya başlıyordu. Genç avcı Silvan, uçsuz bucaksız geceye baktıkça, evrende bir toz zerresi gibi hissederdi. Kuzeyden esen meltem, yaz sıcağını katlanılır kılmıştı.

Hikaye birden ve zorlama şekilde ilerliyor gibi. Mesela kılıç ustası ve diğerlerinin birbirlerini hemen kabul edişi. Herşeyi bir anda açık edişleri. Sanki forumda bir hikaye yazıyormuş gibi özensizce sonuca varmaya çalışmışsın.

Konuşmalar çok uzun sürüyor. Konuştukça konuşuyorlar. Birbirleri hakkında herşeyi daha ilk andan itibaren öğrenemeye çalışmaları hikayenin gizeminden biraz götürüyor. Bence bir kaç bölüm içinde verilecek olan bilgiyi tek bir girişte vermişsin.

Ayrıca başında arkadan saldıran kılıç ustası, sonraasında kendisine arkadan saldırıldığı için diğerlerini küçümsüyor. Pek bilge hocaya göre bir tarz değil ama... ben karakteride pek tanımıyorum zaten.

"Hö. Ne diyon lan sen!"

gibi konuşma tarzları yerine

"Ne diyorsun!" derken göğsünü kabartarak kendini daha tehditkar gösterdi.
Halk ağzındaki argosuna dönerek "Ne diyon!" dedi.
Tehdit dolu bakışlarına sert sesiyle eşlik etti "Ne dedin!"

gibi mimikleri, hareketleri de konuşmaya katma ve argodan kaçınman bence daha iyi olabilir. "Lan" ve "Hö" gibi gereksiz uzatıcı kelimeler işten çok çene yapan adamlara yakışıyr benim gözümde. Herhalde senin karakterlerin öyle değildir.

Yorum yaparken bile yüzüm kızarsa dahi bu ön girişten sana söyeyebileceğim, çok düz ve sıkıcı bir kitap olabileceği. Kısa, açık ve birbirinden bıçakla kesilmiş gibi olmayan cümleler ile çok daha sürükleyici olabilecek bir hikayeye sahip olduğunu düşünüyorum. şahsi fikrimce, insanların tutacağı bir kitap olsun istiyorsan özellikle yazım tekniğine biraz daha çalışman gerek.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Ã?ncelikle, yorumlarınız için teşekkürler....

şimdi öncelikle isim konusu ve Jartiar konusundan başlayayım. Justisar farklı bir dünya o yüzden isimleri yabancı isim olarak almamak gerek bu dünyada türk isimlerine benzeyecek çok isim de var ama halkdan halka değişiyor isim türleri. Ã?rneğin toz bozkırı barbarlarından Barok gayet türkçe bir isimdir. Bar yani eski türkçe varmaktan isabet eden ok manası taşır. Jartiar gibi gizemli kelimeleri, ya sözcük sonunda ya da hikaye akışında belirteceğim hem o zaman sözcük bir değer kazanacaktır ve bu okuyucuyunun ilgisini uyandıracaktır diye düşünüyorum....

"keskin kulaklar" daha uygun olmaz mı?
Keskin ya da dikkatli, sıfat görevinde kullandığımız kelimeler aslında, biraz farklı olmak için yapmıştım, kulağa tuhaf gelmiş olabilir elbette...
Tarif edilen yerde kırılabilecek bir tek köprücük kemiði var sanırım.

Omzundan yaralanan Silvan'ýn çektiði acıyı görebiliyoruz öte yandan kolu kesilen kılıç ustasý fiziksel bir acý çekmiyor gibi.
Briayn orada gelişine bir laf söylemekte, bir iki kemiğin kırılmış olması değil olay zaten yoksa Briayn nereden bilsin anatomiyi değil mi :)


Darkgnome,

Benim orada fazla virgül kullandığım doğru oradaki en az iki virgül, nokta olmalıymış. Dikkatsizliğim işte, ama teknik bakımdan cümlelerimi kusurlu bulmuyorum. Senin kendi yazdığın paragraf zarf-fiillerle dolu, üstelik ;

"Genç avcı Silvan, uçsuz bucaksız geceye baktýkça, evrende bir toz zerresi gibi hissederdi. Kuzeyden esen meltem, yaz sıcağını katlanılır kılmıştı."

Bu şekilde çevirdiğin bölümde bir ile ikinci cümle arasında bağlantı yok, ayrıca Genç Avcı Silvan, Avcı, genç olduğu nitelen bir isimken sen avcıyı da burada sıfat görevinde kullanarak , cümleyi boğuyorsun. Genç bir avcı olan Silvan, Genç Avcı Silvan'dan daha düzgün bir tanım bence...
Hikaye birden ve zorlama þekilde ilerliyor gibi. Mesela kılıç ustası ve diðerlerinin birbirlerini hemen kabul ediþi. Herşeyi bir anda açık edişleri. Sanki forumda bir hikaye yazıyormuş gibi özensizce sonuca varmaya çalışmısın.
Bu hemen kabul ediş kısımı dikkatinizi çekmiş genel olarak. Anlıyorum, o zaman bu konuya açıklık getireyim...
"Biz dostuz, Sendar"dan gelen avcılarız." dedi Silvan adamýn bakışlarına cevaben. "Avcının Ki-il " ini taşıyoruz, bize inan Kılıç Ustası."
Ã?ncelikle, teknik dışında hiçbir belirti olmamasına rağmen, Silvan adamın direkt kılıç ustası olduğunu rahatça söyleyebiliyor üstelik sadece Sendarlı avcıların birbirini tanımak için kullandığı özel Ki-il şifresini de söylüyor ama hemen inanmıyor kılıç ustası babalarınızın ve dedelerinizin adını söyleyin diyor. Mardukan ancak onlara inanıyor, o da Silvan'ın dedesi ünlü bir kılıç ustası olduğu için.

Karşı tarafa gelince; o tekniğin sadece kitaplardan görebilen genç çömez avcıların bunu yapan birine karşı tabi kılıç ustası muamelesinde bulunmaları yanlış mı sizce ?

Konuşmalar uzun sürüyor demişsin ama hemen sonuca gitmek istiyorsun da demişsin ilginç bir tezat doğrusu. Firble, diyalogları beğendiğini söyledi ama sen beğenmediğini söyledin bu benim için iyi haber. Üstad Stephen King Yazma Sanatı'nda bir iyi bir kötü eleştiriniz varsa bu sizin iyidir. Beyzbolda beraberlik kötüdür ama yazar için değil demiştir. Bu konuda daha doğrusu argo konusunda söyleyebileceğim, avam üslubuyla yazdım çünkü konuşma tarzı karakteri yansıtır. Bu gerçekçi bir fantastik roman herkes istanbul ağızıyla konuşursa Briayn'ın korsanlığı ne anlamı kalır o zaman. Briayn bu küfür ağzından düşmez çünkü sokaklarda büyümüş dövülmüş, korsan olmuş öyle yetişmiş, benim karakterlerim mükemmel olmayacak her manada çünkü bu masal değil, farklı bir gerçeklikteki vahşetin hikayesi...

Yorum yaparken bile yüzüm kýzarsa dahi bu ön giriþten sana söyeyebileceðim, çok düz ve sýkýcý bir kitap olabileceði. Kýsa, açýk ve birbirinden býçakla kesilmiþ gibi olmayan cümleler ile çok daha sürükleyici olabilecek bir hikayeye sahip olduðunu düþünüyorum. Þahsi fikrimce, insanlarýn tutacaðý bir kitap olsun istiyorsan özellikle yazým tekniðine biraz daha çalýþman gerek.
Ã?yle düşünüyorsan haklı olduğun yan vardır elbette, cümle tekniğim seni tatmin etmeyecek kadar zayıf olduğunu düşünüyorsan bu konuda çalışmaya gayret etmem gerektiğini gösterir. Yorumlar için tekrar teşekkürler başka arkadaşlarda yorumlarını benden esirgemesinler, :)
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Aslında sadece bu resmi paylaşacaktım ama bu resmin hikayesinide yazayım dedim evet, yukardaki romanın içinde geçiyor bu bölüm, o yüzden bu başlığın içinde verdim resim hakkında da yazı hakkında da yorumlarınızı bekliyorum....

Teşekkürler....



Image

Dört adam, kampın dışına doğru hızla ilerliyorlardı. En önde, yeşil pelerini, kirlenmiş, kel kafasında pençe izi olan, sert yüzlü esmer adam, yere bakarak yolu inceliyordu. Kavisli kılıcı elindeydi. Yüzünde, üzgün ama sert ifadeyle ormanı inceliyor belki de Hartigan"ı düşünüyordu. Geopro ayağa kalktı, ormanın iç kısmındaki patika yolu gösterdi.

"Bu taraftan." dedi, duygusuz bir sesle önden hızla ilerleyerek gözden kayboldu.

Arkadaki üç adam başıyla, öndeki iri kolcuya tamam dediler. Silvan, sürekli geriye bakıyordu. Yüzü uykusuzluktan, yorgun ve bitkin görünüyor ama gözlerinde yüzünün aksine sert bir uyanıklık hali görünüyordu. İçinden şansına küfrediyor ne tarafa doğru yönelse, başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ã?nce V.R şimdi de Yaratık Ordusu, bu gidişle önlerine bir Trol güruhunun çıkmasına şaşıramaz hale geleceğine emindi.

şu durumda zaten bir saldırıya uğrasalar hepsinin işi bitikti. Geopro"un onları ormanın ıssız ve güvenli yollarından götüreceğini biliyor olmasına rağmen yine de içi rahat etmiyordu. Ondaki, sansa bu sırlar hiç güvenmiyordu doğrusu, olası bir saldırıda en tehlikede olan Silan olduğu için, hep onun yanında duruyordu. Kardeşine endişeyle baktığında, Briayn ile gülmekte olduğunu görünce, endişeli bakışı pis bir bakışa dönüştü.

Silvan"ın ikizi, rahatsız el arabasında iki bacağını da dışarıya vermiş geriye doğru yaslanmıştı. Arkasından arabayı hızla süren korsanın kahkahaları geliyordu. Silan parlak yeşil gözleriyle ileriye bakıyor, daha dün gece kırılan ayağının üzüntüsünü, acısını bile umursamadan gülümsüyordu.

Briayn ise üstü başı yırtık pırtık, yaralarından kan sızan bir halde, Silan"ı el arabasıyla taşıyordu. Muazzam bir kuvvetle, hızlı bir biçimde götürüyor, tümsekleri taşların üzerinden arabayı kaldırarak geçiriyordu. Bunları yaparken yüzünde, hoş bir gülümsemeyle Silan"a laf yetiştiriyordu.

"Korkuyorsan daha yavaş sürerim ?" dedi eski korsan alayla, Silan"a bakarak.

"Korkmak mı ?" dedi Silan, tek kaşını kaldırıp eski korsana bakarak. " Sen bu hızla kimi korkutmayı düşünüyorsun çocukları mı ?"

Briayn bu söz üzerine kıpkırmızı oldu. Kalın kollarındaki damarlar belirginleşerek sertçe el arabasının sapını sıkı sıkı kavradı. "şimdi görürsün seni - "

"Kesin şunu." dedi Silvan, sert bir şekilde, "Ne yapıyorsunuz çocuk musunuz siz el arabasıyla oynuyorsunuz ?"

Briayn susarak başını önüne eğip arabayı yavaşlattı ama Silan kolay kolay pes etmeyecekmiş gibi görünüyordu, kollarlını arabanın kenarlarına koyarak sırtını iyice arabaya yasladı ardından Silvan"a doğru artist artist baktı.

"Ne yapmamızı bekliyorsun, bilmiyorum, gördüğün üzere ayağım kırık, etrafta bizi öldürmeye çalışan, goblini, aragorth"u, orku, her ne türlü çarpık zihniyetli yaratık varsa bizi arıyor. Bizde burada biraz eğleniyoruz yani ne var bunda ?"

"Eğlen o zaman Silan." dedi Silvan sinirle, "Eğlen, arkada birçok insan yaşamını evini, yuvasını, eşini, arkadaşını bıraktı geride sen eğlenmekten bahsediyorsan eğlen Silan hala eğlenebiliyorsan eğlen."

"Abartma, Silvan." dedi, İkizi sertçe, Karşılaştıklarından beri ilk kez sinirli görünüyordu.. "Burada fazla duygusallaşmışsın, ne yaşadın bilmiyorum ama senin daha önce ne olduğunu da biliyorum. Seni ne kadar uyardığımı da""

Silvan hızlı bir şekilde kardeşinin yakasına yapıştı, Araba bir an dengesini kaybeder gibi olduysa da sonra Briayn şaşkınlıkla toparladı. Silvan ise, Silan"ın kulağının dibindeydi. "Sakın !" dedi kardeşine "Sakın bir daha bunu hatırlatma."

Silan şaşkınlıkla, Silvan"a baktı. "Tamam, hatırlatmam Silvan." dedi soğuk bir sesle, kendisini Silvan"ın elinden kurtararak, yüzünü yola doğru çevirdi. Silvan onu bırakarak duraksadı, Silan"ın da sinirleri bozulmuş olmalıydı, Briayn arabayı sürmeye devam ederken. Silvan sinirle ufak bir taşa tekme attı, neden her şey ters gidiyordu.

O sırada, Geopro ormanın içinden tekrar ortaya çıktı ve tekrar öne geçerek yolu göstermeye başladı. "İkinci bir keşif ordusu daha gelmiş." dedi tiksinti dolu bir sesle. "Bu sefer o kadar fazla değiller ama dağınık bir haldeler, karşılaşma olanağımız yüksek neyse ki yolu bilmiyorlar."

"Kaç kişiler bu piçin dölleri?" dedi Briayn, sinirle.

"Beş yüz kişi sanırım toplam, seksen ila yüz arası takımlara ayrılmış yarı ogre ordusu."

"Anlaşılan, Kaleyi bulmakta kararlılar." dedi Silvan, çenesini sıvazlayarak. "Yarı ogreleri bilmem ama ogreleri durdurmak zordur. Bütün ormanı tarayabilirler."

"Bu o kadar kolay olmayacak." dedi Geopro, etrafa göz atarken, " Kale kötü gözlerden ustalıkla gizlenmiştir. Ayrıca ormandaki kolcuların sayısı da gördüğünüz kadar az değil. Haydi gidelim buradan, bu civara çok yakın dolaşan bir yaratık taburu var onlarla karşılaşmak istemeyiz."

"Kesinlikle." dedi Silan, acı acı ayağına bakarak. "Hızla gidelim bu yerden."

"Hay hay," dedi Briayn hızlı bir biçimde el arabasına asılırken.

"Onu demek istememiştim." dedi Silan ama artık geç kalmıştı, Geopro hızla ileriye doğru koşmaya başladığında. Briayn"da arabayı tüm gücüyle paldır küldür sürmeye başladı, Silvan en arkada etrafa bakarak koşuyor bu gürültünün yaratık taburunu buraya çekmemesini umuyordu.

Geopro onları ufak patika yollardan geçiriyordu. Silvan çoktan yolunu kaybetmişti, Güneşin kızıl ışıkları, ağaçların yaprakları arasından süzülüyor, onlara çok zamanlarının kalmadığını söylüyordu. Patika yolları el arabasıyla geçmek zor oluyordu, ama Silan hiç ses çıkarmıyordu belki de tehlikenin farkındaydı.

Bir sürü karmaşık yollardan geçtiler, Silvan arkasına her baktığında arkasından gelen karartılar onlara daha fazla yaklaşıyorlardı. Geopro onları, bilinmeyen yollardan götürdü, ormanın iyice içlerine girdiklerinde en sonunda yarı ogreler, onları takip etmeyi bıraktılar.

Geopro, kılıcıyla yol açarken, Silan"ın arabası geçmekte zorlanıyordu. Silvan kenardan çalıları açıyor, Briayn hızlı bir biçimde, sürüyor, bütün kalan dal parçaları Silanın yüzüne geliyordu.

"Ne kadar var ya, burada çalı süpürgesine döndüm." dedi Silan, kafasındaki bir çalı parçasını bir kenara fırlatırken.

" Kalmadı, pek." dedi Geopro, "Yolu biraz uzattık, ama yakında kayalığa varırız."

"Kayalık mı ?" dedi Briayn şaşkınlıkla, "Bu ormanda ne kayalığı,"

"Görebileceğiniz şey bir mucize." dedi Geopro, karşılaştıklarından beri ilk kez
gülümseyince tenine tezat olan dişleri ortaya çıktı. " O yüzden, Nenyal"ın yarattığı bir harikanın içindedir Sibran Kalesi, o yüzden düşman onu bulamaz, bulsa da yok edemez."

"Tam olarak, nasıl bir doğa harikası bu ?" dedi Silvan, ilgiyle kolcuya bakarken.

"Anlatamam." dedi Kolcu sessizce, "Orayı görmeden anlayamazsınız."

"Gidelim öyleyse." dedi Silvan, bu cevaptan hoşlanmamıştı ama kılıcıyla önündeki bir
çalıyı kesip kendine yol açarken daha az iğneleyici bir söz söyledi., "Tanrılar ne harika yaratmış öğrenelim."

"Arkamızdakiler bizi kesmezse tabi." dedi Briayn her zamanki aksiliğiyle , "Yoksa tanrıların yanına kısa yoldan gideceğiz."

"Bu aksiliğini arabaya yansıtmasan diyordum." dedi Silan, hızla giden araba üç kez üst üste bir taşların üzerinde sekince.

"Biraz daha ilerleyelim." dedi Geopro, yeri incelerken, "Artık çok yakınız."

Kafası tıraşlanmış, esmer kolcunun yüzünde her zamankinden daha farklı bir ciddiyet, Silvan"ın dikkatini çekmişti. Etrafına baktı, ileride savaş gürültüleri hala devam ediyordu. Güneş gökyüzüne yavaş yükselmekteydi. Işık huzmeleri ağaçların altından ormanın içine süzülüyor, ağaçları yeşilin değişik tonlarına boyuyor, ölen kolcu cesetleri burada daha sık görünüyordu.

"Buraya giderlerken saldırıya uğramışlar." dedi Silvan, cesetlere doğru bakarak, eğildi. Kolcuların üzerinde ters açılı kavisli kesikler vardı. "Hiç karşı taraftan ceset yok, ayrıca bu silahları da bilmiyorum."

Geopro ona doğru baktı, "Fark ettim." dedi sadece, bir çalılığa doğru giderek, arasındaki bir cesede tekme vurarak ortaya çıkardı. Silvan, daha önce hiç böyle bir yaratık görmemişti vücudu iri bir insan vücudu gibiydi ve siyah kumaşın üzerine siyah metal levhalarla dolu değişik bir zırh giyinmişti.

Yüzü ise en tuhaf olanıydı dövmeli kel kafasından iki tane otuz santimlik, boynuz çıkıyor, açık mavi teni, çekik gözler ve uzun kulakları onu insandan çok daha farklı bir yaratığa dönüştürüyordu. Silahı ise Silvan"ın tahmin ettiği gibi ters açıyla kıvıran kabzası dışa doğru çıkık bir kılıçtı ve görünüşe göre bu silahtan iki tane kullanıyordu.

"Bu yüzüne sıçtığım şey de ne böyle ?" dedi Briayn kaşlarını çatıp tuhaf cesede bakarak.

"O bir Eldbis, en azından kendilerine verdikleri ad bu." dedi Geopro kızgınlıkla cesede bir tekme atarak onu tekrar çalılıkların arasına yuvarladı. " Çok tehlikelidirler bu kadar kuzeye geleceklerini hiç düşünmemiştim. Bu gördüğünüz yaratık burada çok durmamamız gerektiğini söylüyor bize. Haydi gidelim."

Dedikten sonra hızlı adımlarla harekete geçtiler, Geopro"nun marifetiyle, kimseyle karşılaşmadan, kısa patikada ilerlediler. Gittikleri yol, bayır aşağıya meyil ediyordu, Briayn arabayı artık güç bela sürüyor, Etraftaki engebeli arazide el arabası, çoğu zaman devrilecek gibi duruyor Silan ile Briayn dengelerini zor buluyorlardı.

"Vadiye mi iniyoruz ?" dedi Silan düşmemek için iki eliyle de el arabasının kenarlarını tutuyordu.

"Merak etme." dedi Geopro adımlarını daha da hızlandırmıştı şimdi, "İlerde bir geçit var, Kaleye doğru inen orada yol daha düzgündür."

"Umarım düzgündür yoksa kısa zamanda öleceğim." dedi Silan, Briayn"a doğru ters ters baktı.

"Ne bakıyorsun yol düzgün değil ne yapayım yani."

"Yok, ondan değil." dedi Silan alayla, " biraz daha taşlara vurursan tekerlek kendi kendini imha edecek de o yüzden baktım."

"Kes be !" dedi Eski Korsan, "Seni bu cehennemden çıkarıyorum şükredeceğine""

"Tamam, başlamayın şimdi." diye araya girdi Silvan etrafı kolaçan ederken, "Gürültü yapmayın biraz, şu yaratıklarla bu haldeyken tanışmak istemiyorum."

Silan ile Briayn sustular, ama araba hala büyük bir gürültü çıkartmaktaydı. Vadiye doğru inerlerken ağaçlar azalacağına daha da artıyordu, ileride, patika sola kıvrılıyor. Geopro"nun söylediği gibi kayalıklar ağaçların arasından görülüyordu.

"Az kaldı geçide geldiğimiz zaman güvendeyiz." dedi Geopro, eliyle kayalıkları göstererek.

"Geçit kayalıkta demek." diye mırıldandı Briayn, "Arabayı nasıl çıkaracağız peki ?"

"Kayalığa çıkmamız gerekmeyecek." dedi Geopro, "Etrafından dolaşacağız, gizli geçide gidip kaleye doğru ineceğiz."

"İneceğiz derken ?" dedi Silan kaşlarını çatarak,

"Kaleye yiyecek bu yoldan gelir ama insanı alacak büyüklükte bir geçittir burası." Diye açıkladı Geopro, kayalıklara iki adımda çıkarak, aşağıya doğru bakarken gözleri parladı. " Aşağıya kaymadan önce şu manzaraya bir bakmalısınız."

Silvan, hızlı adımlarla kayalığa doğru çıktı. Uzun boylu esmer kolcunun yanında dimdik uçurumun altında duran İhtişamlı kaleye baktı. Ormanın içinden, ormanın bir parçasıymış gibi gözüken, taştan kale öğlen güneşinin ışıklarıyla parlıyor gibiydi. Tüm vadinin merkezinde duruyordu Güney Kolcularının Merkez Kalesi, Bu yeşil vadiye girişin tek bir yolu vardı, Silvan"ın görebildiği o da bir bölüğün bile zor bela geçeceği dimdik bir yamaçtı sadece.

Kale Silvan"ın hayal ettiğinden çok daha büyüktü ve Vadinin etrafındaki kayalıklar onu fetih edilmesini nerdeyse imkansız kılıyordu. Bu kayalığa mancınık yerleştiremezlerdi, şu dar yamaçtan inmeleri demek gelen orduların tam manasıyla kırılması demekti, Sibran Kalesinin gücü bunlarla sınırlı değildi sadece.

Silvan"ın tahminine göre en az üç kat surla çevrilmiş, Kalenin stratejik noktalarına yerleştirilmiş, üç uzun kule ve kalenin dört tarafına birden dizilmiş geniş kulelerinin yanı sıra surlara orantı ile sıralanmış on iki kulesiyle savunma anlamında ne kadar titiz olduklarını açıkça gösteriyordu. Güney kolcuları, şu ana kadar savunma anlamında ne kadar iyi olduklarını göstermişlerdi.

Arkasındaki Briayn uzun bir ıslık çaldı. Sırtına Silan"ı alarak oda kayalığa çıkmıştı "Vay be, herifler amma sağlam yere kale yapmışlar, Burayı ne kadar ıkınsalar bile ele geçiremezler."

"Her şeyin bir yolu vardır." dedi Silan, düşünceli bir tavırla, " Ama şundan eminim Sibran Kalesi düşse bile bu o kadar olmayacaktır."

"Bu duruma herkes hemfikir sanırım." dedi Geopro kayalıktan aşağıya indi hızlıca, "Burada çok oyalandık, şimdi gidelim buradan."
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests