by Bogus » Mon Sep 06, 2010 2:28 pm
Beğenmene çok sevindim Androner.
Ã?ıkarımında çok haklısın. Elbette karekterin duygusu şehvet. Zaten o yüzden konduramıyor kendisine ve okuyucusuna yarım sayfa izahat vermeye çalışıyor. Ruh ikizim, aşkım gibi kelimeler kurmadan önce, daha en başında duygusunun "şehvet" olduğu ihtimalini düşündüğünü ama bunun üstünü çizdiğini söylemeye çalışıyor:
"Bu yüzden ilk görüşte yaşadığım çalkantıyı aşka değil, uzun süredir bir kızla cinsel bir birliktelik yaşamıyor oluşuma verdim, ve kendimce, iyi de ettim. Ã?ünkü diğer türlü sokakta çiftleşen veya daha da kötüsü çiftleşemeyen köpeklerden bir farkım olmayacaktı. İşte bu fark yaratma dürtüsüyle, istemsiz bir şekilde kafamı çorbamdan kaldırdığımda tam karşımda oturan, var oluş amacım, beni bir bütün kılacak yarımı görmeme rağmen, tüm benliğimi kurduğum temellerin bile kökünü sarsacak şekilde, bir aynanın aksi gibi tam da karşımda görmeme rağmen, yılların emektarı şartlanmışlığım kafamı yine çorbama gömecek kadar umutsuz bir şekilde, ruhumun açlığını doyurmadan, otoritesiyle ben diyebileceğim her şeyi bastırdı ve Ortaköy'e yakışmayacak herhangi bir taşkınlıktan sakınmamı sağladı."
Hikayenin kahramanının burada samimiyetsiz veya en kötü ihtimalle tutarsız olduğunu görmemek mümkün değil. şehveti iliklerine kadar hissetmiş olmalı. Zihni onu köpekler gibi çiftleşme, ruhun açlığı (ne demekse bu) ve ruh ikizi gibi kavramlar arasında sürüklüyor. Zaten sonra bir itiraf geliyor hemen:
Ama yine de tüm bu uzun şehirli cümleler, zira bunları sizin güzel hatırınıza kuruyorum, özümde hissettiğim, ruh ikizimi bulduğumu düşündürecek hayvani dürtülerden kurtulmamı sağlayamamıştı.
İtirafında da tutarsız. Ruh ikizini bulduğunu düşündüren hayvani dürtüler! Zaten sonrasında fetişi olan bilekteki sargıdan da bahsetmeye başladığında dürtülerinin tamamen cinsel odaklı olduğuna kanaat getiriyoruz.
Hikayenin ismini "Ã?ndeki Taksiyi Takip Et'" olarak seçmemdeki neden aksiyon filmlerinin bu sıradan cümlesini gerçek hayatta hiç kullanmıyor oluşumuz. Zaten hikayenin kahramanı da başından geçen şeyleri sıradan olarak yorumluyor. Hikayenin sonu da son derece sıradan. Herkes kendi evine gidiyor. Bir aşk hikayesi doğmuyor buradan.
Peki Firble'ın da dediği gibi sıradan olan bu konuda sıradışı olarak anlatılan ne?
Maalesef burada sıradan olan insanın "şehvet" duygusu. İnsanın diğer pek çok duygusu gibi bu da toplumun sosyal değerleri tarafından kısıtlanmış durumda. Sokaktaki köpekler gibi olmadığımız için son derece sıradan bir şekilde bunu sürekli olarak bastırıyoruz. şehvet duygumuzu bayağı bulduğumuz için ondan utanıyoruz ve bu, en azından hikayenin kahramanını, şehvet duygusundan bir ruh ikizi çıkartma arayışına itiyor. Alkolün etkisinde üst benliğinin gücünü yitirmeye başladığı bir ortamda teslim olduğu seks dürtüsünü, muhtemelen ertesi gün uyanıp bunları yazarken, eşsiz ve kutsal bir sembol haline getirmeye çalışıyor.
Filmlerde olacak türden bir aşk hikayesi, varsın şehvetle başlamış olsun, adamın bir filmde olmadığının bilincinde olduğu, "Ã?ndeki Taksiyi Takip Et'" diyemediği an başlamadan sona eriyor.
Bu hikayenin yazarı olarak benim okuyucuda dürtmeye çalıştığım şey ise bu sıradan dürtüyü kafalarında bir aşka, ruh ikizine dönüştürüp dönüştürmedikleri... Kişi kendisi olunca bunu fark edemeyebiliyor ve bu hikayenin kahramanının düştüğü tutarsızlıklara düşebiliyor ama belki dışarıdan bir göz olarak baktığımızda şehvet ve aşkın sınırlarını belirleyen çizgilerin ne kadar silik olduğunu fark edebilirz.
Karşı cinsten birisine, hiç bir cinsel dürtü olmadan, aşık olabilir miyiz? Toplumun yücelttiği, masallaştırdığı, uğruna filmler çektiği aşk şehvetin belli bir ritüel sonucunda yarı bastırılıp yarı serbest bırakılması mı? Bu hikaye elbette bunlara cevap vermiyor, hoş kim verebilir, ama en azından şehvetten bir aşk hikayesi, bir ruh ikizi noktasına varmanın ne kadar mucizevi, ne kadar filmlere özgü, ne kadar sıradışı bir şey olduğunu anlatmaya çalıştım. (Ve biraz da zorlama olduğunu

)
Son olarak, böyle bir şey başımdan geçti mi? Maalesef hayır. Ama öndeki taksiyi takip et demişliğim var. Kalabalık bir gruptuk ve iki taksi gitmemiz gerekiyordu. Büyük bir keyifle, heyecanlı bir ses tonuyla, aksiyon filmlerindeki gibi "Ã?ndeki Taksiyi Takip Et!" dedim. Taksideki diğer arkadaşlarla gülüştük, ama tuhaftır şoför pek bir ciddiye aldı. Göz ucuyla değil, tampon ucuyla takip etti öndeki taksiyi... Adam da bu günü bekliyormuş besbelli.
Hafife almayın, etkili bir söz yani.
Beğenmene çok sevindim Androner.
Ã?ıkarımında çok haklısın. Elbette karekterin duygusu şehvet. Zaten o yüzden konduramıyor kendisine ve okuyucusuna yarım sayfa izahat vermeye çalışıyor. Ruh ikizim, aşkım gibi kelimeler kurmadan önce, daha en başında duygusunun "şehvet" olduğu ihtimalini düşündüğünü ama bunun üstünü çizdiğini söylemeye çalışıyor:
[i]"Bu yüzden ilk görüşte yaşadığım çalkantıyı aşka değil, uzun süredir bir kızla cinsel bir birliktelik yaşamıyor oluşuma verdim, ve kendimce, iyi de ettim. Ã?ünkü diğer türlü sokakta çiftleşen veya daha da kötüsü çiftleşemeyen köpeklerden bir farkım olmayacaktı. İşte bu fark yaratma dürtüsüyle, istemsiz bir şekilde kafamı çorbamdan kaldırdığımda tam karşımda oturan, var oluş amacım, beni bir bütün kılacak yarımı görmeme rağmen, tüm benliğimi kurduğum temellerin bile kökünü sarsacak şekilde, bir aynanın aksi gibi tam da karşımda görmeme rağmen, yılların emektarı şartlanmışlığım kafamı yine çorbama gömecek kadar umutsuz bir şekilde, ruhumun açlığını doyurmadan, otoritesiyle ben diyebileceğim her şeyi bastırdı ve Ortaköy'e yakışmayacak herhangi bir taşkınlıktan sakınmamı sağladı."[/i]
Hikayenin kahramanının burada samimiyetsiz veya en kötü ihtimalle tutarsız olduğunu görmemek mümkün değil. şehveti iliklerine kadar hissetmiş olmalı. Zihni onu köpekler gibi çiftleşme, ruhun açlığı (ne demekse bu) ve ruh ikizi gibi kavramlar arasında sürüklüyor. Zaten sonra bir itiraf geliyor hemen:
[i]Ama yine de tüm bu uzun şehirli cümleler, zira bunları sizin güzel hatırınıza kuruyorum, özümde hissettiğim, ruh ikizimi bulduğumu düşündürecek hayvani dürtülerden kurtulmamı sağlayamamıştı.[/i]
İtirafında da tutarsız. Ruh ikizini bulduğunu düşündüren hayvani dürtüler! Zaten sonrasında fetişi olan bilekteki sargıdan da bahsetmeye başladığında dürtülerinin tamamen cinsel odaklı olduğuna kanaat getiriyoruz.
Hikayenin ismini "Ã?ndeki Taksiyi Takip Et'" olarak seçmemdeki neden aksiyon filmlerinin bu sıradan cümlesini gerçek hayatta hiç kullanmıyor oluşumuz. Zaten hikayenin kahramanı da başından geçen şeyleri sıradan olarak yorumluyor. Hikayenin sonu da son derece sıradan. Herkes kendi evine gidiyor. Bir aşk hikayesi doğmuyor buradan.
Peki Firble'ın da dediği gibi sıradan olan bu konuda sıradışı olarak anlatılan ne?
Maalesef burada sıradan olan insanın "şehvet" duygusu. İnsanın diğer pek çok duygusu gibi bu da toplumun sosyal değerleri tarafından kısıtlanmış durumda. Sokaktaki köpekler gibi olmadığımız için son derece sıradan bir şekilde bunu sürekli olarak bastırıyoruz. şehvet duygumuzu bayağı bulduğumuz için ondan utanıyoruz ve bu, en azından hikayenin kahramanını, şehvet duygusundan bir ruh ikizi çıkartma arayışına itiyor. Alkolün etkisinde üst benliğinin gücünü yitirmeye başladığı bir ortamda teslim olduğu seks dürtüsünü, muhtemelen ertesi gün uyanıp bunları yazarken, eşsiz ve kutsal bir sembol haline getirmeye çalışıyor.
Filmlerde olacak türden bir aşk hikayesi, varsın şehvetle başlamış olsun, adamın bir filmde olmadığının bilincinde olduğu, "Ã?ndeki Taksiyi Takip Et'" diyemediği an başlamadan sona eriyor.
Bu hikayenin yazarı olarak benim okuyucuda dürtmeye çalıştığım şey ise bu sıradan dürtüyü kafalarında bir aşka, ruh ikizine dönüştürüp dönüştürmedikleri... Kişi kendisi olunca bunu fark edemeyebiliyor ve bu hikayenin kahramanının düştüğü tutarsızlıklara düşebiliyor ama belki dışarıdan bir göz olarak baktığımızda şehvet ve aşkın sınırlarını belirleyen çizgilerin ne kadar silik olduğunu fark edebilirz.
Karşı cinsten birisine, hiç bir cinsel dürtü olmadan, aşık olabilir miyiz? Toplumun yücelttiği, masallaştırdığı, uğruna filmler çektiği aşk şehvetin belli bir ritüel sonucunda yarı bastırılıp yarı serbest bırakılması mı? Bu hikaye elbette bunlara cevap vermiyor, hoş kim verebilir, ama en azından şehvetten bir aşk hikayesi, bir ruh ikizi noktasına varmanın ne kadar mucizevi, ne kadar filmlere özgü, ne kadar sıradışı bir şey olduğunu anlatmaya çalıştım. (Ve biraz da zorlama olduğunu ;) )
Son olarak, böyle bir şey başımdan geçti mi? Maalesef hayır. Ama öndeki taksiyi takip et demişliğim var. Kalabalık bir gruptuk ve iki taksi gitmemiz gerekiyordu. Büyük bir keyifle, heyecanlı bir ses tonuyla, aksiyon filmlerindeki gibi "Ã?ndeki Taksiyi Takip Et!" dedim. Taksideki diğer arkadaşlarla gülüştük, ama tuhaftır şoför pek bir ciddiye aldı. Göz ucuyla değil, tampon ucuyla takip etti öndeki taksiyi... Adam da bu günü bekliyormuş besbelli.
Hafife almayın, etkili bir söz yani.