Galiba Efla taşı bana attı...
Eğer bana attıysa, başlığın konusundan birazcık sapma pahasına bu konuda kısaca bir iki şey söyleyebilirim. Hoş bana atmadıysa da ben biraz gocundum sanırım.
Ocakbaşı'nın ve Frpworld'ün benim için önemi hemen hemen aynıdır. En sevdiğim köşesidir burası bu sitenin ve buradaki insanları da buraya yazdıklarından tanırım. Güzel bir yerdir de burası müdavimleri tanımak için. Herkes bir şeyler yazdı buraya çünkü... Eskisi gibi burada çok iz bırakmamamın sebebi ise tamamen zaman. Özel hayatımda ve iş hayatımda artan sorumluluklar için gereken kaynağı biraz buradan kısmak zorunda kaldım. Hiç bir zaman burası için yazmamış olsam da artık bir şeyler yazacak zamanı da çok fazla bulamıyorum.
Yazmak biraz da rüya görmek gibi bir şey aslında. İnsanın hayatının sentezidir yazdıkları. Ne yazarsanız yazın, yazdığınız her şey olduğunuz, olmak istediğiniz, olmaktan korktuğunuz, olmaya başladığınız, olamadığınız ve bunun türevlerinin bir sentezidir. Yaratıcılık bu malzemeleri özgün harmanlamaktan geçer.
Neden rüya görmek dedim? Çok az uyku uyuyan insanlar daha az rüya görürler. Beyin o gün yaşadıklarını rem uykusuna geçip özümseyecek huzurlu "boşluğu" bulamaz çünkü. Oradan oraya koşturduğunuz zaman da aynı şekilde yazmak için gerekli "boşluğu" bulamazsınız. Hayat tecrübeleriniz kaçıp gider, siz onları özümseyemeden birbirinden ayırt edilemez bir yığın oluşturur.
Neyse uzatmayacağım.
Edmond hikayeye eklediğin son eklenti olmamış. Herkes olumlu şeyler söylüyor ama benim fikrim bu yönde değil.
Buraya kendini geliştirmek için yazdığını, bu yüzden hikayeyi biraz müsvedde olarak kullandığını söylediğin için eleştirimi de fazla dizginlemeyeceğim.
Bölüm bölüm yazılan hikayelerde olan bir hastalık başladı senin hikayende de... Nasıl kayış gibi uzayan dizilerin arada filler bölümleri oluyor, bu da bu hikayenin filler bölümü oldu. Anlatım savsaklandı, cümleler kısaldı, karakterin iç hesaplaşmaları yerini diyaloglara verdi. Halbuki doktorun bir cümlesini 200 kelimelik paragraflarla irdelerdi bu karakter... Ama daha çok cevap vermeye başladı.
Bir de canımı sıkan bir nokta daha var. Bunu daha önce de bu sitede eleştiri olarak bir kaç defa söyledim. O da araştırma.
şimdi burada bir psikiyatrist ve hastasının konuşmasını okuduk... Peki gerçekte bu konuşma böyle mi olur? Bir psikiyatrist hastasına böyle mi geri bildirimlerde bulunur? Hastasının sözleri karşısında duygularını ortaya döker mi?
Dikkat ederseniz böyle yapmazlar, şöyle yaparlar demiyorum. Soruyorum sadece. Size inandırıcı geldi mi bu hikayedeki doktor? Daha fazla şey söylemeyeceğim bu konuda, çünkü sonra deli sanılma ihtimalim doğacak
Ben hayatımda hiç psikiyatriste gitmedim. Hiç ihtiyacım olmadı demiyorum, ayrı konu. Ama arkadaş çevreme Call of Cthulhu oynatırken bu işin nasıl yapıldığını uzun uzun araştırmak zorunda kaldım. Küçüklüğünden beri psikiyatristlere giden arkadaşlarımla konuştum, filmlerden ve kitaplardan ipuçları topladım, hatta sonunda bu dalda okuyan birisi ile karşılaştığımda onu sorulara boğup öğrenebildiğim her şeyi öğrenmeye çalıştım. (İngiltere'de hüküm giymiş suçluları rehabilite eden, bir diplomat kızı, Türk bir kadındı. Başlı başına gurur kaynağı bir insandı.)
Gelmek istediğim nokta şu. Benim izlenimim Edmond'ın anlattığı gibi değildi, bu yüzden bu tutarsızlık çorbadaki sinek gibi beni oldukça rahatsız etti. Ama dediğim gibi, ben hiç bu tecrübeyi kendim yaşamadım, o yüzden bilmiyorum. Her hastalığın tedavisi, terapisi de ayrıdır eminim ama burası olmamış gibi...
Psikiyatrist tezinizin anti tezi değil. Size kafa atmanız için orta kesen bir karakter değil. O işini yapan bir insan ve bu yazıyı bir psikiyatrist okuduğunda "demek bizi böyle insanlar sanıyorlar" dememeli.
Ben Edmond'ın karakterini, anlattığı hikayeyi, ortaya koyduğu ikilemleri, ve en önemlisi anlatımını çok sevdim. Bu hikayeyi ısınmak için yazdığını söyledi, bu yüzden onu anlayışla karşılıyorum ama bir yazarın araştırmaya da ısınması lazım. Bence daha çok araştır Edmond. Akvaryum'da verdiğin yaşanmışlığı doktor-hasta ilişkisinde de ver.
Belki 20 seansın toplamında bu kadar tespitte bulunacak bir doktor bir seansta bu kadar ileri gitmemeli. Yargı kelimeleri değil, karaktere sorularla -tam soru değil de sorumsu bunlar daha çok aslında - gelmesi gözümden kaçmadı, bu olumlu ama yeterli değil.
Gelelim Efla'nın neden anlatılanı daha iyi anladığına...
Daha iyi anlıyor çünkü bunun çok basit bir açıklaması var.
Sosyal Psikolojinin bu konuda yaptığı deneyler var. Bir konuyu tartışan iki insan ve seyircilerden oluşan bir düzenek kuruyorlar.
Ã?nce tüm seyircileri bir konuşmacının arkasına koyuyorlar. Seyircilerin ezici çoğunluğu tartışmayı arkasında oturdukları konuşmacının görüşlerini benimsiyor.
Daha sonra hepsini diğer konuşmacının arkasına koyuyorlar ve başka bir tartışma konusu seçiliyor. Bu sefer de seyirciler diğer konuşmacının söylediklerine ikna oluyorlar.
Son olarak da her iki konuşmacının da arkasına eşit şekilde konumlandırılıyorlar ve çoğunluk arkasında oturdukları konuşmacıyı inandırıcı buluyor.
Bu deney hikaye yazan birisi için altın değerinde. Okuyucuyu karşınıza alarak anlatırsanız, ona karşı didaktik bir üslup kullanırsanız inandırıcı olamazsınız. Yapmanız gereken bir karakter yaratmanız, okuyucuda onda kendisinden bir şeyler bulabilmesi için dört köşeli bir çerçeveye hapsetmemeniz, okuyucunuzun kendi iç dünyasına, muhakeme yeteneğine güvenmeniz, yani bir anlamda onu arkanıza almanız gerekiyor.
Bunu uzun anlatmama gerek yok bence, ne demek istediğimi anladınız bence. Her okuyana bir kişinin doğrusunu kabul ettirmek mümkün değildir, ama bir olay karşısında karakterin doğrusunu anlatırsanız ve bunu yaparken kesin yargılardan kaçınıp sorular sorarsanız, okuyucu da bu soruların içinde kendisini bulacak, onlara verdiği cevapları, aslında bir cevap vermese de karakter de veriyormuş gibi düşünecek, böylece karakterin, yani anlatmak istediğiniz fikrin arkasında yer alacaktır.
Edmond bunu yapmaya başladı, daha da iyi yapacak. Acele etmez, karakterine orta kesen doktorlar kullanmazsa eğer...
Galiba Efla taşı bana attı...
Eğer bana attıysa, başlığın konusundan birazcık sapma pahasına bu konuda kısaca bir iki şey söyleyebilirim. Hoş bana atmadıysa da ben biraz gocundum sanırım.
Ocakbaşı'nın ve Frpworld'ün benim için önemi hemen hemen aynıdır. En sevdiğim köşesidir burası bu sitenin ve buradaki insanları da buraya yazdıklarından tanırım. Güzel bir yerdir de burası müdavimleri tanımak için. Herkes bir şeyler yazdı buraya çünkü... Eskisi gibi burada çok iz bırakmamamın sebebi ise tamamen zaman. Özel hayatımda ve iş hayatımda artan sorumluluklar için gereken kaynağı biraz buradan kısmak zorunda kaldım. Hiç bir zaman burası için yazmamış olsam da artık bir şeyler yazacak zamanı da çok fazla bulamıyorum.
Yazmak biraz da rüya görmek gibi bir şey aslında. İnsanın hayatının sentezidir yazdıkları. Ne yazarsanız yazın, yazdığınız her şey olduğunuz, olmak istediğiniz, olmaktan korktuğunuz, olmaya başladığınız, olamadığınız ve bunun türevlerinin bir sentezidir. Yaratıcılık bu malzemeleri özgün harmanlamaktan geçer.
Neden rüya görmek dedim? Çok az uyku uyuyan insanlar daha az rüya görürler. Beyin o gün yaşadıklarını rem uykusuna geçip özümseyecek huzurlu "boşluğu" bulamaz çünkü. Oradan oraya koşturduğunuz zaman da aynı şekilde yazmak için gerekli "boşluğu" bulamazsınız. Hayat tecrübeleriniz kaçıp gider, siz onları özümseyemeden birbirinden ayırt edilemez bir yığın oluşturur.
Neyse uzatmayacağım.
Edmond hikayeye eklediğin son eklenti olmamış. Herkes olumlu şeyler söylüyor ama benim fikrim bu yönde değil.
Buraya kendini geliştirmek için yazdığını, bu yüzden hikayeyi biraz müsvedde olarak kullandığını söylediğin için eleştirimi de fazla dizginlemeyeceğim.
Bölüm bölüm yazılan hikayelerde olan bir hastalık başladı senin hikayende de... Nasıl kayış gibi uzayan dizilerin arada filler bölümleri oluyor, bu da bu hikayenin filler bölümü oldu. Anlatım savsaklandı, cümleler kısaldı, karakterin iç hesaplaşmaları yerini diyaloglara verdi. Halbuki doktorun bir cümlesini 200 kelimelik paragraflarla irdelerdi bu karakter... Ama daha çok cevap vermeye başladı.
Bir de canımı sıkan bir nokta daha var. Bunu daha önce de bu sitede eleştiri olarak bir kaç defa söyledim. O da araştırma.
şimdi burada bir psikiyatrist ve hastasının konuşmasını okuduk... Peki gerçekte bu konuşma böyle mi olur? Bir psikiyatrist hastasına böyle mi geri bildirimlerde bulunur? Hastasının sözleri karşısında duygularını ortaya döker mi?
Dikkat ederseniz böyle yapmazlar, şöyle yaparlar demiyorum. Soruyorum sadece. Size inandırıcı geldi mi bu hikayedeki doktor? Daha fazla şey söylemeyeceğim bu konuda, çünkü sonra deli sanılma ihtimalim doğacak :)
Ben hayatımda hiç psikiyatriste gitmedim. Hiç ihtiyacım olmadı demiyorum, ayrı konu. Ama arkadaş çevreme Call of Cthulhu oynatırken bu işin nasıl yapıldığını uzun uzun araştırmak zorunda kaldım. Küçüklüğünden beri psikiyatristlere giden arkadaşlarımla konuştum, filmlerden ve kitaplardan ipuçları topladım, hatta sonunda bu dalda okuyan birisi ile karşılaştığımda onu sorulara boğup öğrenebildiğim her şeyi öğrenmeye çalıştım. (İngiltere'de hüküm giymiş suçluları rehabilite eden, bir diplomat kızı, Türk bir kadındı. Başlı başına gurur kaynağı bir insandı.)
Gelmek istediğim nokta şu. Benim izlenimim Edmond'ın anlattığı gibi değildi, bu yüzden bu tutarsızlık çorbadaki sinek gibi beni oldukça rahatsız etti. Ama dediğim gibi, ben hiç bu tecrübeyi kendim yaşamadım, o yüzden bilmiyorum. Her hastalığın tedavisi, terapisi de ayrıdır eminim ama burası olmamış gibi...
Psikiyatrist tezinizin anti tezi değil. Size kafa atmanız için orta kesen bir karakter değil. O işini yapan bir insan ve bu yazıyı bir psikiyatrist okuduğunda "demek bizi böyle insanlar sanıyorlar" dememeli.
Ben Edmond'ın karakterini, anlattığı hikayeyi, ortaya koyduğu ikilemleri, ve en önemlisi anlatımını çok sevdim. Bu hikayeyi ısınmak için yazdığını söyledi, bu yüzden onu anlayışla karşılıyorum ama bir yazarın araştırmaya da ısınması lazım. Bence daha çok araştır Edmond. Akvaryum'da verdiğin yaşanmışlığı doktor-hasta ilişkisinde de ver.
Belki 20 seansın toplamında bu kadar tespitte bulunacak bir doktor bir seansta bu kadar ileri gitmemeli. Yargı kelimeleri değil, karaktere sorularla -tam soru değil de sorumsu bunlar daha çok aslında - gelmesi gözümden kaçmadı, bu olumlu ama yeterli değil.
Gelelim Efla'nın neden anlatılanı daha iyi anladığına...
Daha iyi anlıyor çünkü bunun çok basit bir açıklaması var.
Sosyal Psikolojinin bu konuda yaptığı deneyler var. Bir konuyu tartışan iki insan ve seyircilerden oluşan bir düzenek kuruyorlar.
Ã?nce tüm seyircileri bir konuşmacının arkasına koyuyorlar. Seyircilerin ezici çoğunluğu tartışmayı arkasında oturdukları konuşmacının görüşlerini benimsiyor.
Daha sonra hepsini diğer konuşmacının arkasına koyuyorlar ve başka bir tartışma konusu seçiliyor. Bu sefer de seyirciler diğer konuşmacının söylediklerine ikna oluyorlar.
Son olarak da her iki konuşmacının da arkasına eşit şekilde konumlandırılıyorlar ve çoğunluk arkasında oturdukları konuşmacıyı inandırıcı buluyor.
Bu deney hikaye yazan birisi için altın değerinde. Okuyucuyu karşınıza alarak anlatırsanız, ona karşı didaktik bir üslup kullanırsanız inandırıcı olamazsınız. Yapmanız gereken bir karakter yaratmanız, okuyucuda onda kendisinden bir şeyler bulabilmesi için dört köşeli bir çerçeveye hapsetmemeniz, okuyucunuzun kendi iç dünyasına, muhakeme yeteneğine güvenmeniz, yani bir anlamda onu arkanıza almanız gerekiyor.
Bunu uzun anlatmama gerek yok bence, ne demek istediğimi anladınız bence. Her okuyana bir kişinin doğrusunu kabul ettirmek mümkün değildir, ama bir olay karşısında karakterin doğrusunu anlatırsanız ve bunu yaparken kesin yargılardan kaçınıp sorular sorarsanız, okuyucu da bu soruların içinde kendisini bulacak, onlara verdiği cevapları, aslında bir cevap vermese de karakter de veriyormuş gibi düşünecek, böylece karakterin, yani anlatmak istediğiniz fikrin arkasında yer alacaktır.
Edmond bunu yapmaya başladı, daha da iyi yapacak. Acele etmez, karakterine orta kesen doktorlar kullanmazsa eğer...