Gerçekler (Yorum Başlığı)

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Gerçekler (Yorum Başlığı)

by Edmond » Sat Jan 08, 2011 1:40 am

Yorumlarınız için teşekkürler :)

@Bogus: Senaryonun asıl düşündüğüm şekli şuydu. İlk başta hem de.

Bu bir terapidir. Hipnozun etkisindedir İsmail, sonra uyanır, ondan sonra 3. şahıstan anlatmaya başlarım. Ve final bölümünü bu şekilde yazarım.

2-3 defa yazdım ve sildim. Ã?nceki bölümlerde yazdığım şeyler hipnozun etkisindeki bir karakterin konuşması değilmiş şimdi fark ediyorum. Başladığım şekilde devam edememişim.

Ã?te yandan bu tip bir hikayede herkesin halüsinasyon olması çok da beklenmeyecek bir şey değildi, hatta bir arkadaşım tahmin etmişti bile. Zaten başlarda bol bol herkesin halüsinasyon olabileceğini söylemiştim. İpucu değil söylemiştim yani :D

Fakat fark ediyorum ki eğer günlük tutuyormuş şeklinde olsa. Yani ölümünü değil de ölmeden önce yazdığı son satırları koysam daha etkileyici olabilirmiş. Ama onu bambaşka bir sonda yapabilirdim çünkü evden çıldırarak koşan biri yanına günlüğü almaz, montunu alır.

Senaryo karışık değildi demişsin, fakat ben daha ilk bölümde bile bir kıtlık çekmiştim, senaryo çok yoğun olarak geliyordu aklıma. Ama yazamıyordum. Bu son bölümde çok ağır hissettim bu duyguyu. Özellikle sonlara doğru karakterin buhranını yaşadım, ama anlatamadım. Bir film olsa belki çok daha kolay olabilirmiş :P



@Catboy: Detay yoksunuydu, çünkü gerilimi ağır bassın istedim. İlk birkaç denememde betimlemelerle gerilimi vermeyi denedim fakat bu kez de hikayeyi geride bırakmak zorunda kaldım. Tasvirlerle yapamayınca olaya ağırlık verdim, bu şekilde vermeyi denedim gerilimi. Detayı atlamak zorundaydım.

Ama beni üzen, eksik detayların karakterin yaşadığı buhranda da patlak vermesiydi, çünkü o buhranı daha detaylı anlatmak isterdim ama, dökemedim kelimelere o duyguları :) Bir yerde yetenek tabiî :P Özülmemem gerek :D



Tekrar teşekkürler okuyan ve/veya yorum yapan herkese :)

by Bogus » Fri Jan 07, 2011 6:08 pm

Yarım kalmış olmasın diye apar topar hikayeyi bitirdin sanırım Edmond. Ben bu son bölümü, özellikle doktorun eve geldiği andan sonrasını olmamış kabul ediyorum.

Bırak üzerinden biraz zaman geçsin. Bölüm bölüm yazdığın için iki bölüm arası uzayınca sıkıntı çektin, bir şeyler yazma ya da hikayeyi bitirme gerekliliği duydun sanırım. Eh şu ana kadar bir kısmını yazmış ve yayınlamış olduğun için, aklına gelen yeni fikirler de belki önceki yazdıklarınla çelişiyor olacaktı.

Neyse bu iyi bir antrenman oldu senin için. Bir gün vaktin ve keyfin olduğu zaman, tekrar bu hikaye üzerinde çalışırsın belki, veya belki bu hikayen mutasyona uğrar, yeni bir şeye dönüşür. Veya buradan parçalar alarak bu hikayeni başka bir hikayede, kısmen de olsa yaşatırsın.

Nasıl yaparsan yap, dokuzuncu kattan aşağıya düşen bir insanın, düşerken hissettiklerini bize nasıl aktarabildiği hakkında ip ucu vermeden bitirme hikayeni. Tabi bu hikayenin sonuysa.

Yok değilse, o zaman ikinci bir "aslında bu da gerçek değildi" mizanseninin okuyucuyu "pöf" noktasına getireceğini de unutma.

Son olarak, okuyucuya hikayenin sonunda Catboy'un tabiriyle "oha" efekti verdirmek istiyorsan, en sonunda ortaya çıkan olaya dair önceden bir sürü ip ucu vermelisin. Okuyucu senin sürekli anlattığın şeyin tam tersi şekilde biten hikayeye oha demez.

Aslında "Oha ben bunu nasıl fark edemedim!" der.

Ve bazı okuyucular da fark ederler. Hikayen onlar için bile güzel ve tatmin edici olmalı. Yani bütün yumurtalarını "Bruce Willis aslında ölüydü" sepetine koyarsan iyi bir hikaye yazmış olmazsın. Anlattığın hikaye, daha en başında Bruce Willis'in ölü olduğunu söyleyerek başladığında bile ilgi çekici bir hikaye ise, işte o zaman bu iş olmuş demektir.

Senin hikayen daha en başında ilgi çekiciydi, çünkü anlatımın anlattığın şeye çok uyuyordu. Bu hikayeye böyle "dırı dırı" efektli paranoyak bir son yazdığında, bize ne anlatmak istediğini ben anlamadım.

Bu bir günlüktü diyemeyiz. Ã?ünkü adam düşerken hissettiklerini anlatıyor.

Her şey başından geçti, bitti gitti, sonra oturmuş bize bunları anlatıyor diyemeyiz çünkü en sondaki anlatım şekli, baştaki kendine güvenen anlatım şekli ile çelişiyor.

İyi niyetle aslında şevval biziz, adam hep bizimle şevval'mişiz gibi konuşuyor diye de şöyle baştan sona bir baktım. O da olamaz. (Ki bu iyi bir fikir olurdu.) Oysa bile, okuyucunun bu noktaya bu kadar fazla zorlayarak gelmesi çok zayıf olurdu.

Sonuç olarak bu son bir çuval inciri berbat ediyor. Eğer son değilse, yine berbat ediyor. Her ne olursa olsun, bir çuval inciri berbat ediyor çünkü daha önce konan bölümlerin hepsiyle çelişki içinde.

Oysa senaryo karışık deği. Senaryonun zorlama bir olaya ihtiyacı yok. Sadece Edmond'ın bize ne anlatmak istediğini kafasında toparlamaya ihtiyacı var.

by catboy » Fri Jan 07, 2011 8:04 am

senaryo güzeldi, hele sonu ohalıktı tam sevdiğim şekildeydi de olaylar çok hızlı ilerliyordu, yetişirken zorlandım yani okurken... detay yoksunu olmuş, aralara biraz daha cümleler ilave etseydin sanki daha dolu olurdu. neyse bu bölüm son muydu, değildi diye biliyorum ama son gibi olmuş da. ama cidden sürpriz iyiydi bu arada... :)

by Edmond » Fri Jan 07, 2011 1:04 am

Bu bölümde müthiş bir anlatım kıtlığı çektim.

Okuduktan sonra neden çektiğimi de fark edeceksiniz.

Elbette eleştrin, fakat benim yazabileceğimin çok üstünde bir senaryoydu, senaryo güzeldi anlamında söylemiyorum (ama eğer yazabilseydim güzel olacaktı :D ) Sadece fazla karışık ve gerilim içeriyordu. Yazamadım.

Filmini çeksek olurmuş ama yazıda kötü durdu :P

by catboy » Thu Dec 30, 2010 8:19 am

Bu bölümde kusura bakma Edmond biraz kızabilirim sana çünkü bu kadar özen göstererek yazdığını düşündüğüm bir öykünde içicem, rahatlıycam gibi kelimeleri görünce nasıl olur ya dedim. Özensizlik olarak görüyorum ben bu tür hataları, adamın düşüncelerini bize aktardığın için de yok aksanı öyle, o öyle konuşuyor gibi benim hiç sevmediğim bahaneleri de sunamazsın. Hani adam karadenizli olduğundan ben de ona uymak için öyle yazdım derler ya mesela bazen yazım hatalarını örtmek için. Klavyenin de bozuk olmadığını düşünüyorum, yoksa arada eksik harfler olurdu böyle yazım hataları olmazdı. Yani bölümü feda ettim derken bana göre cidden heba da etmişsin...

Biraz daha dikkat etmelisin ve kurgunu tamamladıktan sonra bir daha okumalı, tutarsızlık var mı diye kontrol etmeli ardından ikinci defa okumalı bu sefer de imla hatası var mı diye kontrol etmelisin.

by Edmond » Thu Dec 30, 2010 8:06 am

Son 3 bölüm ya yazarım ya yazmam sanıyorum. Ã?te yandan bu bölüm düşünceden çok duygu ağırlıklı oldu, amacım final bölümlerdeki etkileyiciliği artırmak. Aklımdaki senaryoyu uygulayabilirsem hoş şeyler çıkabileceğine inanıyorum. Ama yazı şeklini sürekli değiştirdiğim için oturaklı olmadı sanıyorum. Bilemem, yorumlar sizin :) Velhasılkelam son bölümdeki etkileyiciliği yakalamak için bu bölümü bu şekilde feda etmem lazımdı diyebilirim.

by Edmond » Tue Dec 28, 2010 7:10 am

Genel olarak aynı şeyi söylüyoruz. Ben bu konuda Bogus'a katılıyorum, yani gerçek bir yazar öyküsü bitene kadar paylaşmamalı. Ama ben tamamen geribildirim dediğin şey için paylaşıyorum ve tek amacım kendimi geliştirmek. Eğer bu hikayeyi gerçekten tutması için yazıyor olsaydım bu şekilde paylaşmazdım. Ama ben istiyorum ki eleştirilsin, insanlar yön versin biraz da, daha ziyade ben nasıl hikaye yazılır eleştrilere bakarak öğreneyim. Dolayısıyla Bogus'un yaptığı gibi acımasızca eleştriler benim istediğim şeyler şu an. Ama tabiî "iğrenç olmuş" demenizi değil, "şurası iğrenç olmuş, şöyle olsa daha güzel olurmuş" demenizi bekliyorum. Ve bu düzeltmelerle yön vericem ileriki bölümlere. Kafamda birkaç temel öğe var hikaye boyunca uygulayacağım (daha ziyade son 5 bölüm falan için) onun dışında ne yapacağıma dair bir fikrim yok. Bu senaryoyu kısa tutmak istiyorum, çünkü mahvetme olasılığım yüksek. Tabiî diyebilirsiniz madem kendini geliştirmek amacın, bırak mahvolsun. Hayır, eğer ki hikaye güzel devam etmezse (daha önceden biliyorum) aldığım zevk azalıyor, eğer hikayeleri zirvede bırakabilirsem (ve yeni bir hikaye için senaryom hazır) daha fazla zevk alıyorum, daha çok geliştiğimi hissediyorum.

Velhasılkelam tekrar teşekkür ederim yorumlarınız için :)

Bir de gelişmiş bir yazar elbetteki çevreden etkilenmemeyi başarabilir, ama ben sanmıyorum birisi bana "Bak böyle yapmışsın olmamış bu" dediği zaman onu yapmayı sürdürebileceğimi :)

by Efla » Tue Dec 28, 2010 4:05 am

Edmond wrote: @Efla

Ben bu konuda Bogus'la aynı fikirdeyim aslında. Bir pencere olarak düşünmemek lazım. Ã?ünkü yazarın geçirdiği her gün zaten hikayeyi değiştirir, tek olaydan bakamaz yazar olaya. Ve bence hiçbir hikaye parça parça verilmemeli. Ã?ünkü yazar (burda ben oluyorum :P ) okuyucunun etkisinde kalırsa büyük oranda bir sorun yaşayabilir hikayede (ehem üstüme alınmadım :P ) Bence tek parça hâlinde vermeli. Tamam, Douglas Adams gibi parça parça ve alakasız yazabilir, ama seyirciye bitirene kadar sunmamalı.
Hmm... Bilmiyorum benim söylediklerim zaten sunuştan bağımsızdı. Yani yazım stili olarak nasıl olacağıyla ilgili. İkisi de ayrı avantajları olan ayrı stiller özetle. Birine doğru diğerine yanlış demek doğru olmaz yani..

Dans etmek, müzik yapmak gibi belki de... Baştan aşşağı tasarlanmış bir kareografi güzeldir. Yada bir şarkıyı baştan sona bestelemek de öyle. Ama aynı şekilde o anki duruma göre doğaçlama dansetmek, çalmak da güzeldir. Hatta belki kafamızdaki şarkıyı sırf o an için farklı çalmak planlamamak. Ã?ünkü her belirlediğin şey başka bir çok ihtimali elemek demektir. Ve bu ihtimaller arasında başlangıçta göremeyeceklerin de var...

Nasıl sunulacağı da ayrı bir tartışma konusu tabii.

Ama diyorsanız ki tamamı bittikten sonra sunulmalıdır. E o zaman aslında frpworld'de yaptıklarımızın biraz tersi oluyor. Yani Okuyucudan "popüler olma" anlamında etkilenmesi pek iyi olmayabilir bu noktada katılabilirim ama burada aldığınız tavsiyeler de aslında bir çeşit etkilenme. Yani olması gerektiğini söylediğin gibi yapmış olsaydın. Fikirlerini anlatmak için Bogus'un tavsiye ettiği gibi hikayeleştirmeyi kullanmayacaktın muhtemelen. Bana kalırsa insanın yaptığı kadarının geri bildiriminin almasının ciddi yararları var. En azından kedini geliştirme aşamasında...

Yazı yazma becerisi kadar çevreden etkilenmeme de zamanla ve yazarın becerisiyle gelişen bir şey. Yani İşini iyi yapan bir yazarın pek de olumsuz etkileneceğini sanmam bundan.

by Edmond » Tue Dec 28, 2010 3:01 am

Yıllardır bu sitedeyim, ilk defa bir öykümün böylesine eleştriler aldığını görüyorum. Bu olayın beni ne kadar mutlu ettiğini tahmin bile edemezsiniz (ya da düşününce, siz de illâ geçmişsinizdir bu yollardan, gayet de edebilirsiniz herhâlde :D ) İlk kez hikayenin ciddiye alındığını hissettim.

@Bogus

Hikaye hakkında şizofreni'yi olabildiğince araştırdım, hastalığın sonuçları, sebepleri, mantığı, nasıl işlediği, hepsini öğrendim ve aksi yönde hareket etmemeye çalışıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim, piskiyatrist aklımın ucundan bile geçmezdi :D

şimdi araştırdığım zaman bahsi geçen doktorun psikiyatrist değil de psikolog kavramına daha çok uyduğunu fark ediyorum. Ama öte yandan devletin bir psikiyatriste yollaması gerekir, psikologa değil. Yani karakteri psikolog olarak değiştirmem mümkün değil. Hastalık çünkü.

Karakterlerin iç hesaplaşmalarını diyaloglara yer vermesini tamamen bu siteden gelen eleştriler doğrultusunda çevirdim. Çok sevinenler de oldu bu olaya, pek sevinmeyenler de. Efla olması lazım, demişti ki "Hikayende sen olayı anlat, felsefeyi alttan ver, doğrudan didaktik bir tonda anlatma." Bu beni diyaloglarla düşünceyi yaymaya itti. Bu yüzden böyle bir şey denedim. Karakterin irdelemesi demek, benim doğrudan felsefemi vermem demek olacaktı, ikisini de denemiş oldum böylece, tekrar ve tekrar hikayeyi okuduktan sonra herhâlde hangisinin daha iyi olduğuna karar verebilirim. şu an ne bu iyi, ne de şu iyi diyebilirim.

Psikiyatristin mesleğini yapması konusunda size katılıyorum. Ama karakteri konusunda bir açıklama yapmak istemiyorum, çünkü Spoiler vermek işime gelmiyor şu an. Hikayenin finalini kurdum kafamda, toplamda 10 bölüm civarında olacak, ve doktorun karakterini anlatamam bu yüzden, ama şunu söyleyebilirim, doktor tamamen İsmail'in tersinde düşünen, mesleki olarak değil, karakter olarak İsmail'in aksini yapacak bir insan. Gerçek içinde acı çekmeyi yeğler.

Deney çok çok hoşuma gitti. Hikayeyle alakasız olarak söylüyorum bunu, ama hikaye çerçevesinde ben son bölümlerde hikayeyi gerçekten de Efla'nın (ya da kimdi onu söyleyen ya? Hani olaya ağırlık ver diyen :D ) dilediği gibi çerçevelendirdim. Ama bunu sevmesinin psikolojiden çok hikayenin "onun istediği tarzda, veya sevdiği tarzda" gidiyor olmasının etkisinin daha büyük olduğuna inanıyorum.

Bir de bölümün doldurma olasına gelince, ilginç gelebilir ama en çok tasarladığım ve tasarlamam gereken bölüm buydu çünkü kalan bölümleri daha iyi anlamanız için şarttı. Ã?yle de yaptığımı zannediyordum. Açıkçası doldurma izlenimi vermiş olmak beni şaşırttı.

Ve eleştrin için çok teşekkür ederim :) Dilerim ki her bölümü böylesine eleştirmeye değer bulursun :)

@Catboy

Teşekkür ederim yorumun için, doldurma bölüm havası vermemiş olmam (en azından herkese :P ) beni sevindirdi.Karakterin zamanında geçirdiği kazayı daha önce söylemiş olsam da en azından, tekrar koymamın sebebi bir arkadaşın bana hikayedeki birçok bilgi ve karakteri bir kez kullanmanın akıcılığı engelleyeceğini söylemiş olmasıydı. Yani Alp karakterini de, doktoru da, kazayı da, eski eşini de (oraya da gelcez :P ) bir kez görüyorduk hikayede ve bu akıcılığı engelliyormuş (en azından ona göre, bilemem siz katılır mısınız?) ve tekrar kullanmam iyi olabilirmiş. Ben de onu yaptım.

@Alenthas

Araştırma konusunda sana neredeyse tam olarak katılıyorum. Ama öte yandan psikiyatristi gerçekten de araştırmam gerekiyordu. Balık olayını okuduğum NLP kitabından (psikolojiye ilgiliyimdir :D ) görmüştüm, sonra her psikiyatristte olması gerektiğine karar kıldım ve böyle bir şey yaptım. Huzur için şart. Sherlock Holmes'a gelince, ben inanıyorum ki eğer bir yazar olsaydı kitabındaki karakterin ayakkabılarının markasını bile tasarlar, fiyatlarını bile araştırır ve ona göre karaktere giydirirdi, mükemmeliyetçiliğe sahip bir insan çünkü.

@Efla

Ben bu konuda Bogus'la aynı fikirdeyim aslında. Bir pencere olarak düşünmemek lazım. Ã?ünkü yazarın geçirdiği her gün zaten hikayeyi değiştirir, tek olaydan bakamaz yazar olaya. Ve bence hiçbir hikaye parça parça verilmemeli. Ã?ünkü yazar (burda ben oluyorum :P ) okuyucunun etkisinde kalırsa büyük oranda bir sorun yaşayabilir hikayede (ehem üstüme alınmadım :P ) Bence tek parça hâlinde vermeli. Tamam, Douglas Adams gibi parça parça ve alakasız yazabilir, ama seyirciye bitirene kadar sunmamalı.

@Walter

Dövüş konusunda yazdığım birkaç hikayede aynı şeyleri tam olarak aynı sebepten uygulamıştım bir keresinde. Ama dediğim gibi, psikiyatrist hiç aklıma gelmedi, gelse araştırırdım :)

by Walter » Mon Dec 27, 2010 8:53 am

Mademki, konu araştırma üzerinden gitmiş bende bir iki kelam edeyim.

Araştırma önemlidir, bir karakter kılıç savuruyor diyebilirsiniz ama bu kılıcı nasıl savuruyor, gücünü nereden alıyor kılıcı nasıl tutuyor. Karşıdaki nasıl savunuyor. Ben tasvir ederken bu durumun fiziksel yansıması ne derece mümkün.

Sol eliyle savrulan kılıç adamın sağ omzuna iner, genelde vuruş açısı dolayısıyla, bunu gidip sol omza vurdu derseniz biraz abeslik kaçar. Tabi sol omza da vurabilir ama tamamen koltuk altını açık eder rakibine. Kendi adıma ben genelde, bu tür haraketlerin betimlenmesi daha iyi olsun dye dövüş konusunda haraketleri bizzat deniyorum. dövüş teknikleri konusunda belgesel ve videolar izliyorum. Değişik silah tipleri araştırıyorum, hikayeme mataryel olması için. Neden mi bunu yapıyorum ?

Drizzt bir haraket yapıyor, kitapta ne yaptığını anlayamıyoruz. Yok deviniminden, olasılığından. İki de bir de artemisin kaşını nasıl olsa patlatmasından. Bundan sıkıldım, yazdığım hikayelerde döbvüş akışını okuyucular hissedecek, oeeh bu ne ya demeyecek, olma olasılığını anlayabilecek.

Sadece Dövüş konusu değil, her konuda, Barikedo diye sarma sigara var tütün yapılışının sarılmının, yapraklarının ne zaman toplandığının bilgisi. Ya da gemi bilgisi sancak pruva nedir, dümen ne yönde çevrilir. Kano nasıl yüzdürülür ? Ayrıca Kan ve Kar hikayesini yazarken, New Yorku boydan boya Google Earth'den gezdim, Central Park. Empire Satate gibi yerlerde geçtiği için trafik güzargahı üzerinde çalıştım.

Gelelim niye gerekli bunlar hikayenin tutarlılığını, simgeleyen şeyler. Bu hikayede psikolog davranışları olur yarın başka hikayede başka bir şey. Özellikle davranış konusu, ve fantastik dünyyalarda şehir yaratma, ekonomisinden, üretimine ticaretine askeri stratejisine kadr hepsi araştırılıp yazılmalı.

Bogus, doğru şeyler yazmış, bu bölüm yavaşlamış hikaye ama bu normaldir, ara ara insanlar yavaşlar ilham söner gibi olur. Tabi diyalog konusu çok önemli durum öyküsü yazıyorsn diyalog fazla geçmemli bir söze bogus'un tabiriyle 200 sözcük geçmeli netice. Bunlar daha ilerlemen için konuyu güzelleştirmen için söylediğimiz sözler Edmond bilirsin, Daha iyi yazacağını iyi bir şekilde gittiğini, söyleyebilirim.

Hadi bakalım, İyi yazmalar...

Walter..

by Efla » Mon Dec 27, 2010 8:41 am

Evet taş yerini bulmuuuş. =) Hayat gerçekten zorlayabiliyor insaı özellikle bu aralar daha yoğun farkediyorum. Kesinlikle öğrenciyken Frpwolrdde takılmak daha kolaymış.

Hikaye yazmanın (ben biraz genelleyebilirim bir şeyler yazmak olarak sanırım) rüya görmek gibi olduğuna katılıyorum. Bence çok başarılı bir örnek olmuş. Çok uyuyan insanların daha çok rüya gördüğü de doğru. Fakat insanlar aslında her zaman rüya görürler. Görmediklerini sandıklarında bile... Özellikle hikaye yazma konusunda tecrübeli bir insanın aslında hikaye yazmadığına inanmıyorum. Sadece kağıda yazmıyor olabilir. Zaman zaman kafasında uçuşan hikayeler olmaması imkansız. Biraz vakit ayırarak evcilleştirmek kağıda aktarmak lazım belki de...

Diğer bir yandan da malesef insan hayatta asıl yapmak istediğini söylediği şeyleri erteleyip. Aslında çok da keyifle yapmadığı şeyleri sürekli yapabilme konusunda korkunç bir kabiliyete sahip. Aslında ne kadar hoşumuza gittiğini hatırlayınca vakti daha kolay buluyoruz belki. Ama anlıyorum. Ben de eskisi gibi istediğimi yapamıyorum. Ama ben biraz da bogus'un bu işi ciddiyetle yapmasına bağlıyorum. Kötü diyemem buna ama belki de biraz fazla ciddiyetle... Biraz sonra bu meseleye geri döneceğim.

Genelde yazdıklarımı, yorumları pek de kısa tutmamaya çalışırım. Ama derler ya "Deli deliyi görünce çomağını saklarmış." Bogus'un yazdıklarını görünce ben de çomağımı sakladım. =) Yazdıklarının büyük kısmı bence çok doğru geri kalan kısmı da benim "bakış açısı" diye bırakabileceğim bir kısım. Yani yanlış denilemez. Zaten daha ziyade "tartışma" gözlükleriyle değil "öğrenme" gözlükleriyle okumak gerek. Yazar olmak gibi bir isteğim olmamasına rağmen bakış açısından epey şey çıkarttım Bogus'un, sanırım böyle istekleri olan arkadaşlar daha da fazla yararlanacak şey bulabilir.

Neden (istediğim gibi) hikaye yazamadığımı. Yada yazasım gelmediğini merak ediyordum. Aslında az çok cevap bulmuş oldum sanırım. Yaratıcılığı, hayal gücünü o kadar disiplinli bir şekilde bir kurgu üzerine oturtmak, bunun için de araştırma yapmak zor bir iş ve sabır istiyor. Aslıdna saydıklarım ayrı ayrı yaptığım şeyler ama bir arada olunca demek ki çok ilgimi çekmiyor. Belki zaten bir şekilde kendimi ifade etmek için alternatif yolalr bulmuş olduğumdandır.

Araştırma konusunda sonuna kadar katılıyorum. Farkedilse de farkedilmese de hikayeyi etkileyici kılıyor ve içini dolduruyor. Yani daha sulu bir karpuz gibi... (Nerden çıktı şimdi bu örnek, tamam canım biraz karpuz istemiş olabilir) Dieğr yandan da okuyucuya çok şey katıyor. Ben genellikle okurken okunan şeyin bir hikaye yada roman olduğunu hep aklımın bir köşesinde tutatım. Bunu yapmamın sebebi aslında gördüğüm tutarsızlıkları kendi çapımda kapatmak. Bir insanın her şeyi bilmesini beklememeli neticede. Aynı anda her şeyden anlaması çok ütopik olurdu. Bir yere kadar hoş görmek gerekiyor. Fakat bazen gerçekten bunu düşünmeyi unuttuğumu farkettiğim oluyor bazı şeyleri okurken. O zaman daha da içine çekiliyorum hikayenin. Okuduğum süre boyunca hikayenin içinde yaşıyorum. Araştırma da belki bu konudaki en önemli unsur. Eğer bu sefer hikaye yazmaya değil de hikaye okumaya rüya görmek dersek okuyana rüya gördüğünü anlamasını sağlayacak bir şey vermemiş oluyorsunuz. Herşey o hikayenin gerçekliğinde gerçek gibi...

Fakat hikayenin yazılış tarzı konusundaki görüşlerimiz biraz farklı sanırım Bogus'la. Ben de baştan sona kurgulanmış hikayeleri çok severim. Sadece bu türde yazılmış şeylerde görebileceğimiz şeyler var çünkü. Başta gördüğümüz bir olayın en alakasız bir yerle bağlantısı olabilir. Tıpkı hayattaki gibi. Ama diğer bir yandan da çerçeve çizmek demek belli şeyleri sınırlamak demek oluyor. Akışın nereye gittiğini daha önceden belirleyip o yol üzerinden akıtılıyor. Oysa ki yazarken hikayeyle beraber yolculuk etmek de farklı bir tat olsa gerek.

Hemen bir örnek vereyim. Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni bilirsiniz belki. Yazarı Douglas Adams bir bölüm bittiğinde diğer bölümde ne olacağı hakkında hiçbir fikri yokmuş. Tamam kitabın tarzının bunu kaldırmaya daha müsait olduğunu kabul ediyorum ama bu tarzla da muazzam eserler çıkabileceğini düşünmeme ebep oluyor.

Belki de bunun sebebi yazarın da hikayeyi aslında yazarken keşvetmesi. Yani yazdıkça aslında kendi de bilmediği yanlarını keşfediyor. Ã?nceden rotayı çizmemiş olması başlangıçta hiç tahmin bile edemeyeceği yerlere gitme fırsatı veriyor. Daha sonra ne olacağını okuyan gibi merak da edebiliyor. Bence bu da kuvvetli bir öğe.

Neticede ikisine de ayrı bir tarz olarak bakıyorum ben. Benki her şeyde olduğu gibi bir orta noktada karar kılmak gerek. Aslında bunları yazdıktan sonra hikaye yazmanın yazılım geliştirmeye benzediğini farkettim (mesleki çağrışım) Yazılım geliştirme yöntemleri için de bir çok model vardır. Bu modellerin biri diğerinden daha doğru değildir. Ama farklı ihtiyaçları karşılarlar. Mesela bir yazılım için adım adım gereksinimleri belirleyip daha sonra yazılımı tasarlayıp sonra da kodlayabilirsiniz. Bu sizin tasarımınızı ve yazılımınızı sağlam kılar. Ama bu bahsettiğim süreçleri birbirinin içine geçirerek yeni gereksinimler geldikçe tasarımınızı ve kodunuzu buna göre değiştirme şansınız da vardır. Ã?ğrendiklerinizi uygulama şansı verir ve uygulamanız geliştirilmeye daha açık olur. Daha fazla ayrıntıya girip sıkmayayım sizi ama ana fikri aldınız sanırım =)

Eh güzel bir tartışmaya da vesile oldu Edmond'un hikayesi ne güzel oldu...

by Alenthas » Mon Dec 27, 2010 8:20 am

Ben bir hikaye yazarken bilmediğim şeyleri araştırmaya çalışırım. Hatta bir kale tasviri yapacakken en yüksek suru olan kaleyi yaklaşık 1,5 - 2 saat araştırmıştım (10-15m civarındaydı yanılmıyorsam, bir Alman kalesi). Yalnız psikoloji öyle 4-5 saat araştırıp ya da House MD izleyerek öğrenilecek türden bir şey değil (adam gibi de örnek yok ki, konu tıp olsa bir sürü seçenek var ama... :P ). Psikiatristin biraz amatörce konuştuğunu fark ettim ama beni rahatsız etmedi, arkadaşça bir yaklaşım çizdiğini varsaydım.

Neyse yani demek istediğim şey Edmond'ın bunu araştırıp öğrenmesi, yeterli bilgiye erişmesi uzun ve yorucu bir çaba olacaktır. İnternet üzerinde de sadece temel düzeyde bilgi bulunabilir konu üzerinde (büyük boyutlu, sıkıcı pdfler indirilmediği sürece). Bu da bir öykü için büyük ve gereksiz bir çaba olacaktır kanaatindeyim.

Sherlock Holmes'ın çizgiromanını okudum geçen. Watson ile Holmes yeni tanışıyorlar. Watson Holmes'in zekasına hayran kalıyor ama edebiyat, siyaset, astronomi gibi şeyler hakkında hiç bir şey bilmemesine hayret ediyor. Hatta Holmes dünyanın güneşin etrafında döndüğünü bile Watson'dan yeni öğreniyor. Bunun ardından kendine işe yaramayan bu bilgiyi unutacağını dile getiriyor. Sherlock Holmes'a göre kendine ihtiyacı olmayacak şeyleri bilmek beyninde çok önemli bir yer kaplıyor ve yeni şeyler öğreneceğine işine odaklanmanın daha önemli olduğunu savunuyor. Tabii genel kültür önemli bir şeydir fakat pratik bir insan için dünyanın güneşin etrafında döndüğü bilgisi ne işine yarayabilir ki? Bunun yanı sıra ayın hareketlerini bilmek Holmes için çok yararlı olabilir, sonuçta med-cezire sebep oluyor ve bir şekilde bu bilgiyi Holmes kullanabilir. Fakat dünyanın güneşin etrafında dönmesi işine yarayan bir bilgi değildir bu durumda.

şunu anlatmak istiyorum: Tabii bir kişi hikaye yazarken ne yazdığını bilmeli, araştırmalı, ama arabası olmadığı halde sırf indirimde diye de lastik almamalı.

by catboy » Mon Dec 27, 2010 7:37 am

Bogus'un yorumlarına bir şey diyemeyeceğim çünkü benim 24 öyküm içinde benzer yorumlar yapmıştı haklı olarak, pek araştırmadan yazdığımız oluyor çoğu zaman bu bölümde de benzer şeyler vardı psikolog bence de biraz amatörce konuşuyordu hastasıyla ama ben bu bölümü sevdim, sebebi de sadece tek bir cümleyle öyküyü iletletmiş olması.

Karakterin zamanında bir kaza geçirdiğini öğreniyoruz ve bu tek cümle bölümün doldurma bir bölüm olmadığını, tam tersi öyküyü genişlettiğini ispatlamaya yetiyor, yani bölümün doldurma bölüm olduğuna katılmıyorum. Diğer konularda ise araştırma ile ilgili yorumlarda Bogus güzel bir noktaya parmak basmış, ama ben kurgunun ilerlemiş olmasından gayet memnunum... :)

by Bogus » Mon Dec 27, 2010 7:25 am

Galiba Efla taşı bana attı...

Eğer bana attıysa, başlığın konusundan birazcık sapma pahasına bu konuda kısaca bir iki şey söyleyebilirim. Hoş bana atmadıysa da ben biraz gocundum sanırım.

Ocakbaşı'nın ve Frpworld'ün benim için önemi hemen hemen aynıdır. En sevdiğim köşesidir burası bu sitenin ve buradaki insanları da buraya yazdıklarından tanırım. Güzel bir yerdir de burası müdavimleri tanımak için. Herkes bir şeyler yazdı buraya çünkü... Eskisi gibi burada çok iz bırakmamamın sebebi ise tamamen zaman. Özel hayatımda ve iş hayatımda artan sorumluluklar için gereken kaynağı biraz buradan kısmak zorunda kaldım. Hiç bir zaman burası için yazmamış olsam da artık bir şeyler yazacak zamanı da çok fazla bulamıyorum.

Yazmak biraz da rüya görmek gibi bir şey aslında. İnsanın hayatının sentezidir yazdıkları. Ne yazarsanız yazın, yazdığınız her şey olduğunuz, olmak istediğiniz, olmaktan korktuğunuz, olmaya başladığınız, olamadığınız ve bunun türevlerinin bir sentezidir. Yaratıcılık bu malzemeleri özgün harmanlamaktan geçer.

Neden rüya görmek dedim? Çok az uyku uyuyan insanlar daha az rüya görürler. Beyin o gün yaşadıklarını rem uykusuna geçip özümseyecek huzurlu "boşluğu" bulamaz çünkü. Oradan oraya koşturduğunuz zaman da aynı şekilde yazmak için gerekli "boşluğu" bulamazsınız. Hayat tecrübeleriniz kaçıp gider, siz onları özümseyemeden birbirinden ayırt edilemez bir yığın oluşturur.

Neyse uzatmayacağım.

Edmond hikayeye eklediğin son eklenti olmamış. Herkes olumlu şeyler söylüyor ama benim fikrim bu yönde değil.

Buraya kendini geliştirmek için yazdığını, bu yüzden hikayeyi biraz müsvedde olarak kullandığını söylediğin için eleştirimi de fazla dizginlemeyeceğim.

Bölüm bölüm yazılan hikayelerde olan bir hastalık başladı senin hikayende de... Nasıl kayış gibi uzayan dizilerin arada filler bölümleri oluyor, bu da bu hikayenin filler bölümü oldu. Anlatım savsaklandı, cümleler kısaldı, karakterin iç hesaplaşmaları yerini diyaloglara verdi. Halbuki doktorun bir cümlesini 200 kelimelik paragraflarla irdelerdi bu karakter... Ama daha çok cevap vermeye başladı.

Bir de canımı sıkan bir nokta daha var. Bunu daha önce de bu sitede eleştiri olarak bir kaç defa söyledim. O da araştırma.

şimdi burada bir psikiyatrist ve hastasının konuşmasını okuduk... Peki gerçekte bu konuşma böyle mi olur? Bir psikiyatrist hastasına böyle mi geri bildirimlerde bulunur? Hastasının sözleri karşısında duygularını ortaya döker mi?

Dikkat ederseniz böyle yapmazlar, şöyle yaparlar demiyorum. Soruyorum sadece. Size inandırıcı geldi mi bu hikayedeki doktor? Daha fazla şey söylemeyeceğim bu konuda, çünkü sonra deli sanılma ihtimalim doğacak :)

Ben hayatımda hiç psikiyatriste gitmedim. Hiç ihtiyacım olmadı demiyorum, ayrı konu. Ama arkadaş çevreme Call of Cthulhu oynatırken bu işin nasıl yapıldığını uzun uzun araştırmak zorunda kaldım. Küçüklüğünden beri psikiyatristlere giden arkadaşlarımla konuştum, filmlerden ve kitaplardan ipuçları topladım, hatta sonunda bu dalda okuyan birisi ile karşılaştığımda onu sorulara boğup öğrenebildiğim her şeyi öğrenmeye çalıştım. (İngiltere'de hüküm giymiş suçluları rehabilite eden, bir diplomat kızı, Türk bir kadındı. Başlı başına gurur kaynağı bir insandı.)

Gelmek istediğim nokta şu. Benim izlenimim Edmond'ın anlattığı gibi değildi, bu yüzden bu tutarsızlık çorbadaki sinek gibi beni oldukça rahatsız etti. Ama dediğim gibi, ben hiç bu tecrübeyi kendim yaşamadım, o yüzden bilmiyorum. Her hastalığın tedavisi, terapisi de ayrıdır eminim ama burası olmamış gibi...

Psikiyatrist tezinizin anti tezi değil. Size kafa atmanız için orta kesen bir karakter değil. O işini yapan bir insan ve bu yazıyı bir psikiyatrist okuduğunda "demek bizi böyle insanlar sanıyorlar" dememeli.

Ben Edmond'ın karakterini, anlattığı hikayeyi, ortaya koyduğu ikilemleri, ve en önemlisi anlatımını çok sevdim. Bu hikayeyi ısınmak için yazdığını söyledi, bu yüzden onu anlayışla karşılıyorum ama bir yazarın araştırmaya da ısınması lazım. Bence daha çok araştır Edmond. Akvaryum'da verdiğin yaşanmışlığı doktor-hasta ilişkisinde de ver.

Belki 20 seansın toplamında bu kadar tespitte bulunacak bir doktor bir seansta bu kadar ileri gitmemeli. Yargı kelimeleri değil, karaktere sorularla -tam soru değil de sorumsu bunlar daha çok aslında - gelmesi gözümden kaçmadı, bu olumlu ama yeterli değil.

Gelelim Efla'nın neden anlatılanı daha iyi anladığına...

Daha iyi anlıyor çünkü bunun çok basit bir açıklaması var.

Sosyal Psikolojinin bu konuda yaptığı deneyler var. Bir konuyu tartışan iki insan ve seyircilerden oluşan bir düzenek kuruyorlar.

Ã?nce tüm seyircileri bir konuşmacının arkasına koyuyorlar. Seyircilerin ezici çoğunluğu tartışmayı arkasında oturdukları konuşmacının görüşlerini benimsiyor.

Daha sonra hepsini diğer konuşmacının arkasına koyuyorlar ve başka bir tartışma konusu seçiliyor. Bu sefer de seyirciler diğer konuşmacının söylediklerine ikna oluyorlar.

Son olarak da her iki konuşmacının da arkasına eşit şekilde konumlandırılıyorlar ve çoğunluk arkasında oturdukları konuşmacıyı inandırıcı buluyor.

Bu deney hikaye yazan birisi için altın değerinde. Okuyucuyu karşınıza alarak anlatırsanız, ona karşı didaktik bir üslup kullanırsanız inandırıcı olamazsınız. Yapmanız gereken bir karakter yaratmanız, okuyucuda onda kendisinden bir şeyler bulabilmesi için dört köşeli bir çerçeveye hapsetmemeniz, okuyucunuzun kendi iç dünyasına, muhakeme yeteneğine güvenmeniz, yani bir anlamda onu arkanıza almanız gerekiyor.

Bunu uzun anlatmama gerek yok bence, ne demek istediğimi anladınız bence. Her okuyana bir kişinin doğrusunu kabul ettirmek mümkün değildir, ama bir olay karşısında karakterin doğrusunu anlatırsanız ve bunu yaparken kesin yargılardan kaçınıp sorular sorarsanız, okuyucu da bu soruların içinde kendisini bulacak, onlara verdiği cevapları, aslında bir cevap vermese de karakter de veriyormuş gibi düşünecek, böylece karakterin, yani anlatmak istediğiniz fikrin arkasında yer alacaktır.

Edmond bunu yapmaya başladı, daha da iyi yapacak. Acele etmez, karakterine orta kesen doktorlar kullanmazsa eğer...

by Edmond » Sun Dec 26, 2010 8:44 am

@Efla: Yorumun için teşekkür ederim. Evet, insan hiçbir zaman duygularını anlatamayacak yazıyla. Açıkçası müziğin bunu yapabilecek tek sanat olduğunu düşünüyorum. Fakat öte yandan her yandan fışkırır gibi geliyor insandaki düşünce duygular. Anlatmak istiyorsun ister istemez.

Ve evet, farklılıkların garipsendiği bir dünya çok acı.

@Alenthas: Aşk hikayesi gibi başlatmak zorundaydım. Hikayenin anlaşılabilmesi için. Hoş şu an baktığımda tam olarak başaramadığımı fark ediyorum, ama yine de aklımdaki diğer düşünceler daha kötüydü başlangıç için.

Alacakaranlık Kuşağı fenadır. Biliyorum, çok izleyemedim ama, gerçekten iyidir. Ve yine farklılıkların üzerinden ilerler her şey.



Deliliğe gelince. Bu konu o kadar tartışmaya açık ki, ben deli diye bir kavram olmadığına inanıyorum. Herkes kendince bir şeyler düşünür, bize ters geldiği için biz yadırgarız, ama bu onları deli yapmaz. Eğer biz sayıca az olsaydık bizi deli yapardı :) En azından toplum gözünde.

Bizim göremediğimiz gerçekler? Ya da onların göremedikler? Aslında gerçek dediğin şey görmeyle, duymayla, hissetmeyle olan bir şey değil bence. İnandıkların gerçektir. İnanmadıklarınsa değil. Yoksa gerçeği basit bir maddeden ayıran bir şey kalmazdı geriye.

Ve teşekkürler yorumun için :)

Top